"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Badem mi yumurta mı?

16 Mart 2018

Hayvansal ürünler arasında “kaliteli protein” yönünden yumurta nasıl mühimse, badem de çok mühim bir bitkisel protein kaynağı.
Dörtte bir su bardağı kadar bademde yaklaşık 7.5 gram civarında bitkisel protein var.
Yani 6-7 gram protein içeren bir orta boy yumurtadaki hayvansal proteinden “bir tık” daha fazlası.
Bademin E vitamini, kalsiyum, posa, biotin zenginliğini de bir kenara not edin.Biotin bir B vitamini. Cilt, saç, tırnak sağlığı için mühim doğal destek. Çeyrek su bardağı bademle günlük biotin ihtiyacınızın yüzde 75’ini karşılayabiliyorsunuz.
Netice mi? Kuruyemiş tercihlerinizde bademi ihmal etmeyin. Özellikle osteoporozlu bir hanım (çünkü bol kalsiyum da içerir) ve kas meraklısı bir gençseniz...
Okul çağındaki çocuklar da tabii anında birer badem sever yapılmalı...

Çay bilgisi dersine devam

◊ Yeşil çayda siyah çaydan daha fazla kateşin/epigallokateşin yani “antioksidan” güç var. Ama aradaki fark zannedildiği kadar mühim değil. Geçiştirilebilir yani. Bu nedenle de yeşil çaya siyah çaydan daha fazla antioksidan güç yüklemek biraz haksızlık!

Yazının devamı...

Yaygın bir sorun Hazımsızlık

15 Mart 2018

Kimimiz Aspirin ve benzeri antiromatizmal ilaçlar, kimimiz sigara ve alkol, kimimiz de yanlış besinler nedeniyle hazımsızlık çekeriz.
Aramızda hızlı yediği, lokmaları çiğnemeden yuttuğu için hazımsızlıktan yakınanlar da var.
Ayrıca mide asidinin azlığı, yokluğu ya da çokluğunun da hazımsızlık nedeni olabileceği biliniyor.
Midedeki asitli içeriğin yemek borusuna geri kaçması yani “reflü özafajiti” sorunu da hazımsızlık nedeni olabiliyor.
Tavsiyem şudur:
Hazımsızlık deyip geçmeyin. Bazen önemli bir mide sorununun, hatta bir mide kanserinin başlangıç dönemindeki ilk belirtisi de yine hazımsızlık olabiliyor.
Bu nedenle uzamış hazımsızlık sorunlarını otla, çöple geçiştirmeyi bırakıp “Nerede hata yapıyorum?” sorusuna yanıt aramanız ve gerekiyorsa bir tıbbi yardım istemenizde fayda var.

Yazının devamı...

İnsülin direnci testi ne zaman yaptırılmalı

14 Mart 2018

Şu kesin: Yeniçağın vebası obezite problemidir ve onun da arkasında çoğu zaman insülin direnci var. Direncin nedeni ise yanlış beslenme ve tembellik.
Eğer aklınızdan “acaba bende de insülin direnci olabilir mi?” sorusu geçiyorsa yapacağınız şey ise son derece basit bir testten geçmek.
Bir sabah 10-12 saat açlıktan sonra gidip açlık şekeri ve insülininizi ölçtüreceksiniz. İki rakamı birbiriyle
çarpıp 405’e bölecek, elde ettiğiniz sonuç 1,7’den fazlaysa “aman dikkat” deyip 2,5’i geçiyorsa sorunun
çözümü için yardım isteyeceksiniz.
Peki insülin direncinin herhangi bir işareti var mı?
Kimlerin “bende de olabilir mi?” diye düşünüp bu testten geçmesi lazım?”

Yazının devamı...

Kalbimiz ve beynimizin kaderleri neden ortak

13 Mart 2018

Kalp ve beyin kader ortağıdır! İkisi de tehditleri ve riskleri aynı olan, kader ortağı kadar yakın sayılabilecek iki organdır.
Nedeni şu: İkisi de damardan çok zengindir. İkisi de çok ama çok çalışkandır. Damarları rahatsız eden her türlü musibetten de önce bu iki ortak etkilenir.
İkisi arasındaki sıralamadaysa kalp “bir tık önde” gider.
Damar düşmanı faktörler devreye girince en hızlı sertleşip yaşlanan en erken “pıhtı/plak” yapan damarlar da bu iki çalışkan organın damarları olur.
Kolesterol döngünüz kötü, trigliseridiniz çok mu yüksek? Ayarsız bir hipertansiyon probleminiz, dengesiz bir kan şekeri yüksekliğiniz mi var? Fazla kilolu, sigara kullanan, stresli biri misiniz? İnsülin direnciniz, gizli şekeriniz, hiperürisemi meseleniz mi söz konusu?
Plaklar/pıhtılar önce koroner arterleriniz ve/veya karotis damarlarınızda uç vermeye başlar.
İşte bu nedenle biz sizi “Kalbiniz için iyi ya da kötü olan her şey beyniniz için de iyi ya da kötüdür” diye uyarıp duruyoruz.

Yazının devamı...

Damarımda plak var ne yapmalıyım

12 Mart 2018

Ölümlerin neredeyse üçte ikisi de damarlarla ilgili problemlerin neticesidir. Ellili yaşlar sonrasında karşılaştığımız sağlık problemlerinin çoğunun arkasında da yine aynı problem var. Sertleşen damarlarda gelişen aterosklerotik plaklar ve o plaklardan kopan pıhtılar bazen kalp damarlarını tıkayıp kalp krizleri, aritmiler, kalp yetmezlikleri ve ani ölümlere; bazen beyin damarlarını etkileyip felçler ve bellek sorunlarına; bazen de böbrek damarlarını bozup hipertansiyona, ayak damarlarını tıkayıp dolaşım bozukluğu veya kangrenlere yol açabiliyor. Kısacası ateroskleroz da (damar sertliği), yol açtığı plaklar ve bunlardan kopan pıhtılar da ciddi sağlık tehditleri. Bu tatsız ama önemli girişten sonra gelin şimdi de ‘plak oluşumunun nasıl engelleneceği‘ veya mevcut ‘plakları stabilize ederek ani pıhtı kopmalarının nasıl önlenebileceğini‘ anlamaya çalışalım.

ÖNEMLİ SORU

STABİLİZASYON NASIL YAPILIYOR?

Damarlarda ateroskleroza bağlı her plak risklidir ama ‘yumuşak’ ya da ‘kararsız’ plak olarak bilinenleri çok daha tehlikelidir. Bu nedenle özellikle yumuşak/kararsız plak tespit edilenlerde yapılacak ilk iş tam anlamıyla bir ‘sıkıyönetim’ değilse bile ‘olağanüstü hâl’ durumu ilan etmektir. Beslenmeyi iyileştirmek, fazla kiloları vermek, egzersiz yapma alışkanlığı edinmek, ruhsal yaşamı düzenlemek; kandaki şeker, tansiyon, kolesterol, ürik asit, trigliserid yüksekliği gibi sorunlara müdahale etmek ve tabii ki eğer içiliyorsa sigarayı hemen o anda terk etmek ilk tedbirlerdir. Diğer taraftan bu plakları stabilize etmek, yani yırtılmalarını, kopmalarını önleyerek kopan yumuşak pıhtı parçalarının bir yerleri tıkamasını engellemek daha detaylı düşünmeyi, deneyim ve hasta-hekim iş birliğini gerektiriyor. Plak stabilizasyonu adı da verilen bu süreçlerde tabii ki kolesterol düşürücü statinlerden, kanı incelten asetil salisilik asit ve klopidogrelden, fibratlar ve kalbi sakinleştiren beta blokerlerden de faydalanmak gerekebiliyor.  

ÖNEMLİ

TRİGLİSERİDİM YÜKSEK DİYORSANIZ

Özellikle kararsız yani kopma veya parçalanma riski yüksek bir yumuşak plak tespit edilen birinde eğer aynı zamanda trigliserid ve kolesterol yüksekliği de varsa sadece beslenme ve aktivite gibi önlemlerle yetinmemek, kolesterol dengesini sağlayacak statin grubu ilaçlardan da istifade etmek gerekebiliyor. Şimdi hemen aklınıza, “Bu ilaçların yan etkileri ne olacak hocam?” sorusunun geleceğini biliyorum. Haklısınız ama burada da bir ‘maliyet analizi’ yapmak, ilaçların sağlayacağı yararlarla oluşturabileceği yan etkileri kıyaslamak zorundasınız. Bu ilaçların ciddi bazı yan etkilerinin olduğu doğrudur. Ama bu yan etkilerin çoğunun ilacın bırakılması ile birlikte ortadan kalktığı da bilinmektedir. Özeti şudur: Benim tavsiyem eğer yumuşak ve kararsız plaklarınız var ve aynı zamanda kan yağlarınız da yüksekse, siz de statinlerin herhangi birini kullanmak zorunda kalabilirsiniz. Böyle bir durumda doktorunuza itiraz etmemenizdir.

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ

Yazının devamı...

Elektronik sigaralara dikkat!

10 Mart 2018

North Carolina Üniversitesi (ABD) bilim insanlarının yaptığı ciddi bir çalışma, elektronik sigaraların en az sigara bağımlılığı kadar mühim bir sağlık tehdidi olduğunu gösterdi.
Elektronik sigaraların sadece akciğer kanseri değil, astım da dahil olmak üzere pek çok sağlık sorununu tetikleyebileceğini gösteren bu ciddi çalışma ekibinin başında bir Türk bilim insanı da var: Doçent Dr. Mehmet Kesimer.
Dr. Kesimer ve arkadaşlarının çalışması, elektronik sigaraların lupus hastalığı, sedef hastalığı ve farklı iltihaplı damar hastalıklarını (vaskolitis) tetikleyebileceğini gösterdi.
Aman dikkat! Yağmurdan kaçayım derken doluya yakalanmayın, elektronik sigaraların zararsız olduğu palavralarına sakın inanmayın.

N-Asetil Sistein gribe de etkili

N-Asetil Sistein, kronik tıkayıcı hava yolu hastalıklarında (KOAH) mukus üretimini azaltıp mukusun kıvamını yumuşattığı için yıllardır güvenle kullanılan bir doğal ilaç. Bu bileşiğin glutatyon üretimini desteklediği, bu yolla antioksidan kapasiteyi güçlendirdiği de biliniyor.
Aynı maddenin etkili bir bağışıklık takviyesi olduğunu gösteren bulgulara ise her yıl yenileri ekleniyor. Bu verilerden birini de Avusturya’da Liege Üniversitesi araştırmacıları yayınladılar.

Yazının devamı...

Otla, çöple diyabet tedavi edilmez

9 Mart 2018

Bazı bitkilerin içinde sağlığa faydalı olabilecek özel bileşenlerin bulunduğunu biliyoruz.
Zerdeçaldaki kurkumoidler, domatesteki likopen, çaydaki kateşinler bu bileşenlerin iyi bilinen örnekleridir.
Ayrıca bu bileşenlerden bazılarının ilaç haline getirilerek yani güvenlik sınırları net ve açık olarak tanımlanarak hastalıkların tedavisinde kullanılabilecekleri de doğrudur.
Bununla birlikte her hastalıkta kullanılabilecek bir bitkisel doğal destek bulabilmek ne yazık ki her zaman mümkün olmuyor.
Bu durumda onlardan “tedavi aracı bir ilaç” gibi değil de “tedaviye destek bitkisel bir takviye” şeklinde faydalanmak gerekiyor.
Ama ne var ki bu bilgiden hareket eden bazı şarlatanlar her hastalığı otla çöple tedavi edebilecekleri iddiasından da vazgeçmiyor. Ot-çöp tüccarlarının en iddialı oldukları alanlardan biri de şeker hastalığı.
Oysa bugüne kadar şeker hastalığının tedavisinde işe yarayabileceği net ve açık olarak gösterilmiş herhangi bir bitkisel ürün, ilaç olmadı.

Yazının devamı...

Doğru yakıt alın!

7 Mart 2018

Herkesin bir “fabrika ayarı” var. Ve siz o “ayar”da yani “kullanım kılavuzunda” ne yazıyorsa o yakıtı kullanmak zorundasınız.
Yanlış yakıt en iyi araçta bile arıza çıkartıyor. Eğer “aşırı kalori tüketmiyor, beslenmeme dikkat ediyor hatta az bile yiyor ama yine de kilo veremiyor, üstelik bir de kilo alıyorum!” diyorsanız dikkat edin, sizin de sorununuz “yanlış yakıt almak”la ilgili olabilir.
Özeti şudur: Sadece “ne kadar yediğinize” değil, “ne yediğinize” de dikkat edin.
Bedeninize uygun olmayan yakıtlardan uzak durun. Bunların kimi kilo aldırır, kimi gaz, şişkinlik yapar. Kimi gastriti, koliti, reflüyü azdırırken kimi de ödem, eklem, baş ve kas ağrılarını davet eder.
Kısacası doğru yakıt almak önemli bir beslenme ayrıntısıdır.

Omega-3 herkese her yaşta lazım!

Doğal yolla kazanılan omega-3 yağ asitlerine hepimizin, istisnasız hepimizin çok ama çok ihtiyacı var. Anne karnındaki bebek, o bebeği doğuma hazırlayan hamile anne, yenidoğan bebek, okula giden ergen, hamileliğe hazırlanan anne adayı, yaşlılık turnikesine girmiş büyükanne ve dedeler de omega-3’süz yapamaz. Hepsinin beyin, göz, damar, sinir sistemi sağlığı için yeteri kadar omega-3 yağ asidini düzenli olarak kazanmaları lazım. İşte bazı örnekler...- Yetersiz omega-3 (özellikle DHA azlığı) hamilelik ve doğum sonrasında depresyonu kolaylaştırıyor.- Dikkat dağınıklığı olan çocuklarda, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerde omega-3 zengini besinler ciddi faydalar sağlıyor.- Hamilelikle yetersiz omega-3 kazanımı doğacak bebekte öğrenme güçlüğü sebebi olabiliyor. - Yeterli miktarda omega-3 kazanımı yetişkinlerde de depresyonla mücadeleyi kolaylaştırıyor.

Yazının devamı...