"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Cilt dostu gıdalarda ilk 15

8 Haziran 2018

SU

Belki şaşıracaksınız ama cildinizin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerin başında su geliyor. Özellikle mineralden zengin sular cildi nemlendirip şımartıyor, gergin tutup güzelleştiriyor.

DOMATES

Likopen cildin en yakın, en güvenilir dostlarından biri. Sadece domateste değil, pembe ve kırmızı renkli pek çok besinde bol likopen var. Mesela karpuz, kayısı, pembe greyfurt ve kan portakalı birer likopen deposu. Domatesi ister ısıtıp üzerine azıcık sızma zeytinyağı gezdirerek, ister yemeklerinize, salatalarınıza ekleyerek tüketmeniz fark etmiyor.

ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ

Öğütülmüş taze üzüm çekirdeği ya da üzüm çekirdeği yağı, cilt sağlığının en güçlü desteklerinden biri. Salatalara biraz daha sık ve fazla üzüm çekirdeği tozu ve yağı eklenmeli ya da öğütülmüş üzüm çekirdeği yoğurtla, salatalarla sık sık tüketilmeli. Üzüm çekirdeği ve yağı E vitamini başta olmak üzere pek çok vitaminden, resveratrol ve antosiyaninlerden zengindir. Öğütülmüş çekirdeğin kendisi de güçlü bir antioksidan olan rezveratrolün kaynağıdır. Rezveratol bilinen en güçlü doğal antiaging bileşiklerden biri olarak gösteriliyor.

YUMURTA

Mükemmel bir cilt dostu. Olağanüstü güçlü bir protein kaynağı. İçinde bol kolin var. Yağda kızartarak değil de haşlayarak yemeye ama taş gibi oluncaya kadar pişirmemeye, yani “kayısı formatında” tüketmeye gayret edin.

Yazının devamı...

Cildin 5 amansız duşmanı var

7 Haziran 2018

İŞTE O DÜŞMANLAR

◊ GÜNEŞ VE SİGARA: Dikkatsiz güneşlenmek, güneşlenmeyi abartmak, cildi güneşle kontrolsüz buluşturmak cildinize yapabileceğiniz en büyük fenalıktır. Güneşin de azı karar çoğu zarardır. Sigaraya gelince: Sözü uzatmaya gerek yok. Sigara cildin en büyük düşmanıdır.
◊ ŞEKER: Şekerin cilde yaptıklarına bakarsanız onu “düşman” değil “cani” olarak nitelemeniz bile mümkün!
Şu nokta çok açık ve net: Ne kadar çok şeker yerseniz cildinizi o kadar hızlı yaşlandırırsınız.
Hele bir de çok fazla tüketirseniz cildinizi çöplüğe çevirirsiniz.
Hızla ve bol miktarda şeker tükettiğinizde yükselen kan şekeriniz cildinizin adeta “reçel” kıvamına gelmesine neden olur.
Ayrıca cildin ana destek yapısını oluşturan proteinlerin “şekerlenmesine yani tıbbi deyimle glikasyonuna yol açıp kolajen ve elastenin yapışkan ve karamelize bir maddeye dönüşmesine yol açar.

Yazının devamı...

Bunlar doktorluk isler

6 Haziran 2018

İNSÜLİN DİRENCİ: Bacak ve kalça değil, bel, göbek, karın bölgesinden kilo alıyorsanız, bel çevreniz kadınsanız 88, erkekseniz 100 cm’nin üzerindeyse, bel-kalça oranınız kadınsanız 0.8, erkekseniz 1.1’den fazlaysa... Kilo sorununuza eşlik eden iyi kolesterol azlığı, ürik asit fazlalığı, trigliserit yüksekliği, kan şekeri yükselme veya düşüklüğü, hipertansiyon gibi sorunlarınız da varsa... Kilo aşırılığıyla birlikte kalp damar hastasıysanız...

HİPOTİROİDİ: Kilo fazlalığına eşlik eden cilt kuruluğu, kabızlık, unutkanlık, yorgunluk, ödem, kaşlarda dökülme, tırnak ve saç sorunlarınız da varsa...

KUŞİNG HASTALIĞI/SENDROMU VE KİLO FAZLALIĞI/OBEZİTE: Kilo sorununa eşlik eden hipertansiyon, yüzde yuvarlaklaşma, ensede kalınlaşma ve yağ birikimi, tüylenme, karın cildinde mor çatlaklar, ilerleyici yorgunluk gibi sorunlar da yaşıyorsanız...

POLİKİSTİK OVER (PKOS): Adet düzensizlikleri, tüylenme, akne/sivilce oluşumu, kan şekeri düşmeleri, yeme atakları, tatlı düşkünlüğü, ciltte özellikle koltuk altı ve çevresinde, sırtta, ensede siyah lekelenmeler söz konusuysa diyetisyenden önce bir doktora gitmeniz şart.

DEPRESYON: Depresyon hem oluşturduğu psikolojik sorunlar hem de tedavide kullanılan ilaçlar nedeniyle kilo almaya yol açabiliyor. Depresif kişilerin de mutlaka “medikal gözlem altında” kilo vermesi gerekiyor.

OBEZİTE: Obezite mutlaka tıbbi bir tedavi planı, takip ve gözlem altında kilo verilmesi şart, zira obezite bir “sorun” değil, bir “hastalık”tır.

BİR ÖNERİ

Boyuna değil enine büyüyün 

Yazının devamı...

Maneviyat neden önemli?

5 Haziran 2018

Yaşı 50’yi geçen hemen herkes “yaşlılık meselesi”ni tartışmaya başlar. 60’lı yaşlara girince de daha iyi yaşlanmanın, yaşlılıkta da sağlam ve zinde kalmanın yollarını arar. Normaldir, haklı olarak kimse düşkün, bitkin, hastalıklı bir yaşlı olmayı arzulamaz.
Ne var ki bu hedefe çoğumuz sadece beden sağlığı ile ulaşabileceğimizi düşünüp yanılırız.
Keyifli bir ikinci hayat yolculuğunun bedenden çok ruh sağlığı ile ilgili olduğunu unutur, çözümü sadece bedensel sağlıkta ararız.
Bu mühim yanlıştan vazgeçmemiz şart.
Bilmeliyiz ki iyi yaşlanmanın mühim anahtarlarından biri de ruhu iyileştirip güçlendirmektir.
Güçlü bir ruhsal yaşama giden yolun en önemli anahtarı ise manevi zenginliktir.
Manevi bağları güçlü olanlar kendilerini daha güvende hisseden huzurlu insanlardır.

Yazının devamı...

Yürüyenlerin beyni daha genç

4 Haziran 2018

Son araştırma İtalya’dan. Pavia ve Milano Üniversitesi tarafından yürütülen bu yeni çalışmanın sonuçları geçtiğimiz günlerde önemli bir tıp dergisinde yayınlandı. Bulgular net ve açık olarak şunu söylüyor: Bacaklarını yeteri sıklık ve yoğunlukta hareket ettirmeyenlerin –yani yürümeyenlerin- beyninde sinir hücrelerini üreten kök hücreler zamanla azalmaya başlıyor. Bu bulgu beynin yeni sinir hücresi üretimi yeteneğinin de azalması anlamına geliyor. Hatırlayalım: Daha önce yapılan çalışmalarda da düzenli yürüyüş yapmanın Alzheimer hastalığı ve damarsal sorunlara bağlı bellek kayıplarını azaltabileceğini gösteren net ve açık bulgulara ulaşılmıştı. Netice şu: Düzenli ve tempolu yürüyüşler beyni genç ve dinç tutuyor, belleği ve dengeyi destekliyor.

EGZERSİZ KANSERİ NASIL ÖNLÜYOR?Düzenli egzersiz yapanlarda kanser riskinin de azaldığı biliniyor, egzersiz tutkunları özellikle karaciğer, böbrek, kalınbağırsak, meme, yumurtalık ve prostat kanserlerine daha az yakalanıyor. Egzersizin faydasını öncelikle büyüme faktörlerinin etkisini azaltarak gösterdiği düşünülüyor. Büyüme faktörleri kötü huylu hücrelerin üremesini hızlandıran proteinler. İnsülin de bir çeşit büyüme faktörü. Düzenli egzersiz ise kan insülin seviyelerini ciddi ölçüde düşürerek meme, prostat, yumurtalık kanseri riskini azaltabiliyor. Diğer taraftan egzersizin östrojen seviyelerini azaltarak ve/veya östrojene verilen tepkiyi frenleyerek meme kanserine karşı da kalkan oluşturabileceği belirtiliyor. Özeti şudur: Düzenli egzersiz yaparak (her gün yürümek) meme, prostat, yumurtalık ve kalınbağırsak kanseri riskinizi azaltabilirsiniz. Egzersiz tıpkı antioksidanlar, tıpkı glutatyon gibi güçlü bir “kanser kalkanı”dır. Yeni çalışmalarda düzenli egzersiz yapmanın kanser tedavisinde kemoterapiye destek olabileceğini gösteren bulgulara da ulaşıldığını hatırlatalım.

 

HOŞÇA BAK ZATINASAĞLIĞIN sadece bedensel yanını dikkate alıp ruhsal tarafını ihmal etmek sık düştüğümüz bir hata. Oysa beden ve ruh ayrılmaz bir bütün. Biri hastalanınca diğeri de etkileniyor, sadece bedene değil, ruha da iyi bakıp şefkat göstermek gerekiyor. Peki yapıyor muyuz bunu? Başkaları için uyguladığımız “eleştiride kıskanç, övgüde cömert ol” kuralını söz konusu kendimiz olduğunda da uyguluyor muyuz? Maalesef hayır. Çoğumuz farkında olmadan öz eleştiri söz konusu olduğunda gereğinden çok baskıcı ve zorlayıcı tavırlar geliştiriyoruz. Eşe, dosta, arkadaşa gösterdiğimiz şefkat, hoşgörü ve anlayışı kendimize göstermiyoruz. Oysa pek çok araştırma da net ve açık olarak görüldü ki bizim geleneklerimizde zaten var olan “hoşça bak zatına” yaklaşımı sadece ruh değil beden sağlığı için de önemli. Netice şu: Eğer hasta olmak istemiyorsanız kendinize karşı samimi, net, açık ama şefkatli ve sıcak olmak zorundasınız. Ruhunuza eziyet etmemeli, hırpalamamalısınız. Onu yoğun bir eleştiri bombardımanıyla incitip acıtmamalısınız. Şunu da bir kenara net ve açık olarak not edin: Dozu abartılmış öz eleştiriler size olumsuz duygular yükler. Gastritten ülsere, kolitten fibromiyaljiye pek çok sağlık sorununu tetikler.  Bitmedi! Aşırı öz eleştirinin vücutta iltihabi süreçleri tahrik ederek yaşlanmayı hızlandırdığını, hatta kansere zemin bile hazırladığını gösteren veriler de var. Kısacası Batı dünyasınınn “kendine merhamet” olarak tanımladığı bizim “hoşça bak zatına” tavsiyesine hepimizin ihtiyaç duyduğu kesin.

 

Yazının devamı...

Gebelikte beslenme neden önemli?

2 Haziran 2018

Gebelik, hem anne adayının artan metabolik yüklerini karşılaması hem de fetüsün sağlıklı bir gelişim süreci yaşaması açısından beslenme konusunda titizlik gösterilmesi gereken bir dönemdir.
Dengeli ve nitelikli beslenen anneler, gebelik sürecinde oluşabilecek problemlere karşı daha dirençli olurlar.
Bebeğin bedensel gelişimi ve doğum ağırlığı kadar beyin ve sinir sistemi gelişimi de annenin beslenmesiyle yakından ilişkilidir.
Rahim içinde ölüm, erken doğum ve gebelik zehirlenmesi gibi sorunlar da annenin beslenmesindeki yanlışlıklardan kaynaklanabilir.
Gebelik döneminde günlük enerji ihtiyacı hesaplanırken gebenin yaşı, fiziksel aktivitesi, boyu, kilosu gibi faktörler dikkate alınmalı, ilk 3 ay günlük kaloriye ortalama 100-200, ikinci ve üçüncü üç aylık dönemlerde ise 200-350 kalori civarında kalori ilavesi yapılmalıdır.
Annenin gebelik süresince ek proteine de ihtiyacı olur. Anne ve bebeğin gebelik sürecinde depoladıkları protein miktarı 900 gr civarındadır.
Gebelik süresince normal gereksinime ek olarak günde 20 gr daha protein verilmesi önerilmektedir.

Yazının devamı...

Eklemleriniz de yaşlanıyor onlara iyi bakın

1 Haziran 2018

Sabahları eklemleriniz adeta paslanmış gibi tutukluk yapıyor, ağrıyor.
Gün içindeyse eskisi kadar rahat hareket edemediğinizi fark ediyorsunuz.
Aslında sorun yeni de değil. Birkaç yıldır yürürken, merdiven çıkarken diz eklemlerinizde zaten ağrılar vardı. Başta önemsemediğiniz bu ağrılar birkaç ay içinde kalça eklemlerinize, omuz, el, bilek, dirsek ve hatta sırt eklemlerinize kadar yayıldı. Artık neredeyse parmaklarınızdaki eklemler bile ağrıyor! Peki sorun ne?
Bunlar erkeklerde 50, kadınlarda ise 40 yaş civarında başlayan yaşlılık romatizmasının ilk işaretleridir.
Özellikle kadınlarda menopozla birlikte belirgin bir hâl alan osteoartrite bağlı bu gibi şikayetler, yaşamınızın kalitesini olumsuz etkiler.
Yaşlanmayla birlikte eklemlerde yastık görevi yapan kıkırdak doku aşınır.
Kıkırdak yapısının bozulması ve zamanla yok olması, eklem yüzeylerinin sürtünmesine, aşınmasına, hatta kırılmasına neden olur.

Yazının devamı...

“Tatlısız yapamam” diyorsanız

31 Mayıs 2018

Bir kere şu kesin: Tatlının her türlüsü en az miktarlarda yenilecek!
“Ben tatlısız yapamam hocam!” diyorsanız da (ki çoğunuz böyle düşünüyor), kesinlikle haklısınız. Harika bir tatlı damak çatlatır. Güzel bir tatlı beyinde mutluluk rüzgarları estirir.
Tatlılar sadece damak çatlattıkları için değil aynı zamanda hoş sofralara eşlik ettikleri, keyifli sohbetleri destekledikleri için de önemlidir.
Tamam ama aynı zamanda ölçü kaçınca her tatlı “tehlikeli”dir.
Nedeni net ve açık: Tatlıların çoğu un ve şekerden üretiliyor. Bazıları da kızarmış yağ kaynıyor.
İçlerinde sağlığa yararlı ne bir vitamin, mineral, antioksidan ne de posa, protein var. Boş kaloriler içeren besinler.
Bununla birlikte siz ille de “ben tatlısız yapamam” diyorsanız şu tavsiyeler işinize yarayabilir:

Yazının devamı...