"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Osman Müftüoğlu

Sağlıkta yeni bir yaklaşıma ihtiyacımız var

23 Kasım 2017

Kilo sorunu bizde de büyük hızla yayılıyor. Soruna sadece obezite değil fazla kilolu olmayı da eklerseniz, neredeyse üç çocuk ve gencimizden, her iki kadınımızdan birinin kilo problemi var. Kilo salgını büyüdükçe de şeker hastalığı ve hipertansiyona yakalananların sayısı çoğalıyor.
Kilo probleminin yol açtığı sorunlar ne yazık ki sadece bu ikiliyle sınırlı değil. Problemin bir de damar sertliği, kan yağları dengesizliği ve bunların ortak neticeleri oldukları çok iyi bilinen kalp krizleri ve felçler boyutu var.
Bitmedi. Listeye başka sorunları da eklememiz lazım: Mesela romatizmal problemleri, özellikle de diz ve kalça ekleminde oluşan artritleri. Mesela Alzheimer ya da damarsal nedenlere bağlı olarak gelişen bellek bozulmaları veya bunamaları. Bir başka sorun daha var ki o da gizliden ve çaktırmadan yaygınlaşıyor: Ruhsal sorunlar!
Gazetelerde çıkan haberlere bakılırsa neredeyse her mahalleye bir psikolog gerekiyor. Çünkü psikiyatri uzmanlarına randevu bulmak neredeyse imkansız.
İmkansız çünkü pek çok insanımız depresyondu, kaygı bozukluğuydu, panik hastalıktı, obsesif-kompulsif nevrozdu derken psikolojik problemlere paçasını kaptırmış durumda.
Kısacası beden sağlığımızda da, ruh sağlığımızda da çok ama çok ciddi bir tehdit saldırısı ile karşı karşıyayız.
Peki, ne oldu? Neden bu duruma geldik? Sorun yönetimde mi, modern tıbbın çaresizliğinde mi? Modern tıp bu sorunlara niçin çözüm bulamıyor?

Yazının devamı...

Glutation desteği cildi gençleştirebilir mi

22 Kasım 2017

Glutation bilinen en güçlü antioksidan. Antioksidanların kralı, ağası, patronu, ustası!
Vücudumuz, çoğu toksik maddeden onun sayesinde kurtuluyor. Ayrıca paslanmayı önlüyor, yaşlanmayı az ya da çok, bir ölçüde geciktiriyor.
Enerji verdiği, bağışıklığı güçlendirdiği, ağır metalleri temizlediği, sigara dumanının zararlarını minimuma indirdiği de çok iyi bilinen faydalarından...
Ağız yoluyla alındığında ise ne yazık ki pek etkili olmuyor. Zira tripeptit yapısında olduğundan midede hızla parçalanıp etkisiz hale gelebiliyor ama yine de bu engeli aşan ve patent alan birkaç firma var ve bunlar oldukça güvenilir ilaç üreticileri...
İşte bu üreticilerden birinin ürünü ile Japonya’da yapılan bir bilimsel araştırmada “ağız yoluyla glutation desteği alan kadınlarda cilt yaşlanmasının yavaşladığı, kırışıklığın azaldığı ve cilt renginin açıldığı” gösterildi. Bu enteresan bulgu tabii ki anında ciddi bir yankı da buldu.
Glutationun cilt ağartıcı etkisi aslında yeni bir bilgi gibi de görünmüyor. Özellikle Uzak Doğu’da (Filipinler, Endonezya, Japonya) damar yoluyla glutation uygulamaları yaparak cilde destek olma çalışmaları uzun zamandır gündemde.
Faydalı olduğunu söyleyenler çok ama uygulamanın arkasında güvenilir bir bilimsel yayın şimdilik mevcut değil.

Yazının devamı...

Kahvenizi kafeinli mi kafeinsiz mi alırdınız?

21 Kasım 2017

Kahveden hoşlanmayan pek az insan var ve itiraf edeyim ben de “dozunda” olmak şartıyla kahveden vazgeçmeyi pek düşünmem ama belirttiğim gibi “dozunda” bırakmak koşuluyla.
Evet, pek çok besinde olduğu gibi kahvede ve kafeinde de doz meselesi çok mühim bir ayrıntı.
Eğer kahve veya çayla kazandığınız günlük kafein miktarı 300 mg’ın altındaysa korkmayın. 400 mg’ı da pek aşmamaya çalışın.
Peki hangi kahve?
Bu bence keyfinize kalmış bir durum. İçine ıvır zıvır kimyasal karıştırılmazsa her kahvenin ayrı bir aroması, kokusu, keyfi olduğu kesin.
Tıpkı üzüm gibi, zeytin gibi içtiğiniz kahvenin çekirdeklerini veren kahve ağacının da hangi ülkede, hangi toprakta, hangi iklimde yetiştiği, hangi usulle kurutulup saklandığı, nasıl, ne şekilde ve ne süreyle kavrulduğu, kahvenizin “hangi usta” tarafından ve hangi teknikle pişirildiği ve tabii ki daha pek çok faktör lezzetini (bu arada kafein oranını) belirleyebiliyor.
İster espresso, ister Türk kahvesini, isterseniz de Arap kahvesi mırrayı ya da Kolombiya, Brezilya kahvesini tercih edin fark etmiyor, onun “içiyle” (!) oynamayın, bu yetiyor.

Yazının devamı...

Sağlığımız için en az ne kadar egzersiz lazım?

20 Kasım 2017

Soru aslında şu: Egzersizin süresi ile sağlığa verdiği destek/güç arasında bir bağlantı var mı, çok kısa süreli egzersizlerin de sağlığa faydası olabilir mi?” Kanaatim şu: Hiç egzersiz yapmayan birinin sadece her saat başı oturduğu yerden ayağa kalkıp bulunduğu yerde (evinde, ofisinde) birkaç adım atması bile işe yarıyor. Bence egzersiz yapmayı düşünmenizin bile sağlığınıza az da olsa bir katkısı olacaktır. Gelelim süre konusuna: Farklı ülkelerde yapılmış farklı araştırmalarda farklı rakamlar elde edilmiş. Öyle ki bazı çalışmalarda “iki, beş ya da on dakikalık” kısa egzersizlerin bile işe yarayabileceği gösterilmiş. Egzersizin yoğunluğu ve süresi uzadıkça da elde edilen yararın çoğaldığı anlaşılmış. Haftada 150 dakika (günde ortalama 20-25 dakika) yürümenin yaşam süresine ortalama 7 yıl ekleyebileceği de hesaplanıp yayınlanmış. Peki bu rakamlar “tembelleri” ikna edebilmiş mi? Hayır! Bu net ve açık rakamlara rağmen hâlâ egzersizin ömrü uzattığını kabul eden ama ömre eklenen o ilave zaman diliminin egzersize ayrılan süreye harcandığını (!) düşünerek egzersize sırt çevirenler de var.  Netice şu: Yürümeye devam edin. “Günde en az 5.000, en iyisi 7.500 adım atmak” ve mümkünse “10.000 adım hedefini aşmak” çabanızı da inatla sürdürün. Bu her zaman, her yaşta, herkes için bana göre en etkili egzersiz önerisidir.

SAĞLIKLI MI, DEĞİL Mİ?

Pizzanın lezzetli bir yiyecek olduğu kesin. Sağlıklı olup olmadığı konusunda ise bazı şüphelerim var. Bu biraz da pizzanın nasıl pişirildiği ve hangi malzemelerden yapıldığı, yapımında fazla miktarda beyaz un kullanılıp kullanılmadığı, üretiminde tercih edilen malzemelerin sağlıklı olup olmadığı ile de ilgili bir durum. Pizzanın ekmeği ne kadar kalın, içindeki salam, sosis, sucuk gibi “kötü” malzemelerin miktarı ne kadar çok, yağı ne kadar kalitesizse sağlıklı olma ihtimali o oranda düşüyor. Bol sebzeli (posa ve düşük kalori avantajı), domates zengini (likopen avantajı), peynirli, işlenmiş et içermeyen, ince hamurlu odun ateşinde pişirilmiş çıtır bir pizza ise arada bir keyifle yenilebilir. Peki pizza mı, lahmacun mu? Bana sorarsanız bize pizza değil, lahmacun daha iyi gelir. Mühim bir tavsiye de şu: Pizza yiyecekseniz eve sipariş pizzaları değil, nasıl, nerede ve ne şekilde yapıldığından emin olduğunuz pizzaları tercih edin. Mesela gidin pizza keyfinizi bildiğiniz bir pizzacı dükkânında tatmin edin.

MAGNEZYUM KRAMP SORUNUNUZA ÇÖZÜM OLABİLİR

Kas krampları sık görülen sağlık sorunlarından biri. Hatta son zamanlarda eskiye göre daha çok ön plana geçtiği bile söylenebilir. Bunda uyku bozukluklarının, özellikle uykuyu bozan nöropsikiyatrik sorunların, mesela rahatsız ayak sendromu gibi problemlerin rolü olduğu kadar başka nedenler de var. Diyabetin yaygınlaşması muhtemel sebeplerden biri. Şeker hastalarında “periferik nöropati” gelişimi nedeniyle özellikle ayaklarda tekrarlayan kramp ataklarına daha sık rastlandığı biliniyor. Muhtemel bir neden de kullandığımız ilaçlar, özellikle de idrar söktürücüler. Farkında olmayabilirsiniz ama yuttuğunuz tansiyon ilaçlarının çoğunun içinde idrar söktürücü de var. Bunların neredeyse tamamı kanda elektrolit dengesini bozuyor, magnezyum kaybına sebep olabiliyor. Listeye alkol kullanımının yaygınlaşmasını da eklemekte fayda var. Peki ne yapmalı? Tabii ki öncelikle krampı tetikleyen nedeni bulup onu ortadan kaldırmaya çalışmalı. Takviye olarak da magnezyumdan zengin besinlerden (ceviz, badem, fındık, fıstık, bakliyat, kabak çekirdeği...) veya magnezyum desteklerinden yararlanmak düşünülmeli. Tabii ki bir hekimle işbirliği yapılarak.

YÜKLENİN

MİTOKONDRİLERİNİZ SİZDEN DESTEK BEKLİYOR

Hücrelerinizin

Yazının devamı...

Keyifli bir sağlık için 30 öneri

18 Kasım 2017

 O uzun, iyi ve güzel hayat sadece size özel mi olmalı, yoksa içinde başka hayatları, başka insanların güzelliklerini ve farklılıklarını da barındırmalı mı? Özetle sağlıklı ve keyifli bir hayat için emek vermenizin nedeni sadece bedavadan birkaç yıl kazanıp ömrünüzü uzatmakla sınırlı mı kalmalı? Eğer bu üç soruya verdiğiniz yanıt kuvvetli bir “hayır” ise lütfen geçenlerde Hürriyet Pazar’da yayınlanan “İyi ve uzun hayatın anayasası”na şu tavsiyeleri de ekleyin...

İLK 5 
Çoğalın...
1- Size iyi gelen, iyilik hissi veren, rahatlık ve huzur duygunuzu güncelleyen keyifli insanlarla daha sık birlikte olun. Onlarla toplumsal faaliyetlerde, gönüllü organizasyonlarında görev alın.
2- Bağış yapın, bunun için gerekiyorsa imkanlarınızı zorlayın. Ekonominiz yeterli değilse tecrübelerinizi ve zamanınızı bağış için kullanın.
3- Yalnız kalmayın. Çoğalabildiğiniz kadar çoğalın. Çoğalmayı sadece “sayısal” bir durum gibi de algılamayın. Yalnızlık kaç tane arkadaşınız veya ne kadar sosyal bağlantınız olduğu ile ilişkili bir durum değildir. Yalnızlık duygusunun ölçüsünü belirleyen ilişkilerin sayısından çok ona verilen değer ve sizde oluşan algılardır.
4- Daha az oturun. Yürümeseniz bile daha çok ayakta durmaya çalışın. Oturmak, uzun süre hareketsiz kalma bazı sağlık problemleri (emboliler), muhtemel bazı hastalıkları (fazla kiloluluk, insülin direnci, hipertansiyon, diyabet) davet edebiliyor.

Yazının devamı...

Sırtı ağrıyanlar neden çoğaldı?

17 Kasım 2017

Son yıllarda aynı dertten muzdarip olanların arasına okul çocukları bile girmeye başladı. Onlarınki farklı bir neden: Taşımak zorunda kaldıkları kocaman ve ağır çantaları.
Yetişkinlerdeki sebepler ise oldukça değişken: Bazıları uyku sorunları, tercih ettikleri kötü yastık ve yataklar, bazıları ofis ve ev çalışmalarında yaptıkları ortopedik duruş hataları, bazıları da stres faktörü nedeniyle sırt ağrılarından yakınıyor.
Ama anlaşılan o ki psikolojik faktörler, en yaygın sebep.
Özellikle gergin, çekingen, alıngan, hislerini çok kolay ifade edemeyen, mükemmeliyetçi, streslerini yönetmede zorlanan, kendiyle, işiyle, çevresiyle yarışan kişilerde sırt ağrılarının daha sık görüldüğü kesin.
Bu kişilerde ağrılar “psikosomatik” bir sorun şeklinde ortaya çıkıyor ve ne yazık ki bilinen basit, sıradan ağrı kesicilere, kas gevşeticilere filan da cevap vermiyor.
Çözüm kaslara spazm yaptıran o duygusal veya ruhsal ağırlığı sırt kasları ve kemiklerinin üzerinden kaldırmaktan geçiyor.
Mühim bir diğer neden de depresyon. Çoğu depresyonlu, sırt ağrılarından da yakınıyor. Hatta bazılarında giderek şiddetlenen ve çok sık tekrarlayan sırt ağrıları soruna işaret eden ilk şikâyet bile olabiliyor.

Yazının devamı...

Obezite tehdidi büyümeye devam ediyor

16 Kasım 2017

Rakamlardaki artış hızı can sıkıyor. Araştırma sonuçları kadınların erkeklerden 1.5, çocukların yetişkinlerden iki kat daha fazla obez olduğunu gösteriyor.
Kısacası konu çok mühim. Sorun çok önemli.
Peki o pek sık sözü edilen “Ulusal Obezite Programı”mız veya “Obezite ile Savaş Stratejimiz” nerede?
Anlaşılan bürokrasinin raflarında hareketsiz beklemekten o da aşırı şişmanladı. Yani “obez” oldu!
Peki sorun çözülmez, en azından kontrol altına alınmaz ise ne olur? Olacakların listesi özetle şu:
◊ Obezite=Daha çok Tip2 diyabet, yani şeker hastası demek
◊ Obezite=Daha fazla kalp-damar hastası demek

Yazının devamı...

Kocasını kaybeden kadının ömrü uzar mı?

15 Kasım 2017

Peki başlıktaki sorunun yanıtı ne? Kocası ölen kadının ömrü beklenenden daha uzun mu oluyor? Bir başka deyişle erkekler kadınların “telomer törpüsü” olabilirler mi?
Bilmiyorum! Araştırdım. Net bir yanıt bulamadım ama şimdilik şu bilgiye ulaştım: Karısını kaybeden erkekler beklenenden daha kısa yaşıyor, kocasını kaybeden kadınların ömür süresinde ise herhangi bir kısalma söz konusu olmuyor.  

HATIRLATMA 

KADINLARIN ÖMÜR UZATAN 10 AVANTAJI

◊ Kadınlar, ileri yaşlarında bile (emekli de olsalar) ev işleri yapmaya ve neticede aktif kalmaya devam ediyorlar.◊ Kadınların toksik madde, sigara, alkol ve uyuşturucu kullanma oranları erkeklerden daha düşük.◊ Sosyal ilişkileri daha güçlü. Üstelik kadınlar ilişkilerinde erkeklerden daha içten, güvenilir, hoşgörülü, samimi, paylaşımcı ve verici.◊ İş kazalarına daha az maruz kalmaları ve daha az trafik kazası yapmaları da bir avantaj.◊ Kadınlar daha sık doktora gidiyorlar. Erkekler hastalıklarını ya gizliyor ya da reddediyorlar. Kadınlar sağlık sorunlarını sadece doktorlarla değil birbirleriyle de paylaşıyorlar. Bu da onlara daha iyi bir doktora ya da hastaneye ulaşma fırsatı veriyor.◊ Kadınlar stresle baş etme konusunda erkeklerden daha becerikliler. ◊ Kadınlarda bağışıklık sistemi erkeklerden daha güçlü. Kronik inflamasyon olarak bilinen “paslanma ve iltihaplanma” süreçleri erkeklerden daha hafif ve yavaş ilerliyor. Östrojen hormonunun iltihaplanmayı kolaylaştıran bazı süreçleri baskıladığını düşündüren kanıtlar var. Bizi enfeksiyonlardan koruyan T lenfositleri de kadınlarda daha güçlü, daha fazla, dirençli ve çalışkan.◊ Kadınların “periyodik hormonal değişimleri”nin ve doğurganlıklarının da bir avantaj olabileceği düşünülüyor.◊ Erkeklerde telomer kısalması ve bozulmasının daha hızlı olduğunu düşündüren bazı kanıtlar elde edildi. Bu da erkeklerin daha hızlı yaşlanmasına sebep olabilir. ◊ Kadınlarda iki adet X kromozomunun olması, genetik hataların örtbas edilmesi fırsatı yaratıyor olabilir diye düşünenler de var.

OT SEVERLER DAHA MI ŞANSLI?

Yazının devamı...