"Yaşar Aksoy" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Aksoy" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Yaşar Aksoy

Melek ile Fikret’e ödül var

21 Mayıs 2012

Ya o Melek ile Fikret de nereden çıktı şimdi, ortalıkta ödül yoksa! Olmayan ödülün ne adayı, ne vereni, ne alanı olur mu!
Ben uydurdum işte.
Çok “ödülsüz” geçmekte olduğundan İzmir’in sanat günleri, “uyduruk” bellenmesin diye İzmir’in sanatçıları, ola ki, birileri çıkar da kor bir “gerçek ödül” ortaya. Ki bilinsin, İzmir’de de sanat denen bir “olgu” vardır; hani “dolgu” olsun diye değil, gerçekten her dalda sanatı dolu dolu dolduran “sanatçı” vardır.
İzmir’in sessizliğinde, sanatçıdan yana sözüm bir ses olur diye, ben “uyduruk” bir ödül koymuşum ortaya, çok mu!
¡¡¡
Melek ile Fikret...
Bir vakitler idi... Onlar “sanatçı” idi... Sahnelerden sesleri, ayakları eksilmez idi... Şimdi çoktan “emekli”!
Tiyatro mevsiminin sona erdiği şu günlerde, -yıllarını vermişleri İzmir Devlet Tiyatrosu’nun unutuvermişliğinde- ben yılların gerisine gittim de “Melek ile Fikret’e ödül var” deyiverdim.
¡¡¡
Melek ile Fikret, Devlet Tiyatrosu Sanatçısı olarak, 1979 yılında Ankara’dan İzmir’e gelir. İzmir’in tiyatrodan yana pek “talihsiz” ve de pek “öksüz” yılları geride kalmıştır artık.
1983 geldiğinde Fikret, İzmir Devlet Tiyatrosu’na “müdür” olur. Beş yıl sürecektir yöneticiliği Fikret’in. Bu süre içinde İzmir, Karşıyaka da yeni bir tiyatro sahnesine kavuşur.
O yıllarda Erol Amaç ile Çetin Köroğlu bir de Fikret, İzmir Devlet Tiyatrosu’nun üç temel ayağı gibi, oyunlar sahneye koyarlar sürekli.
Melek de bir yandan, nice “konservatuvar diplomalı” sanatçılar arasından sıyrılıp da bir “sanatçı” olarak sahneye çıktığı o Ankara yıllarındaki seçkinliğini sürdürür İzmir’de de.
Ve ömür gelir, 65’lere dayanır: Devlet der ki, “in sahneden.”
¡¡¡
Bizler “hayatta ve ayakta kalan son sanatçılar” olduğumuzdan mı nedir... Durup dururken nereden çıkarmış oldum şu “ödül var” işini.
Adı “yaşam boyu başarı ödülü” mü olur, “onur ödülü” mü olur, “yılın sanatçısı” mı olur, çıkmazsa İzmir’in sesi, varsın başkaları çalsın düdüğü. Kişi “sanatçı” olmakla, kazanmış değil mi zaten o onuru hayatta.
Desem de...
Yine de istedim ki, Melek Tartan ve Fikret Tartan’ın kişiliğinde İzmir Devlet Tiyatrosu’na bir vakitler hayat vermiş olanları anmış olalım.
Öyle ya, birileri daha ayrılmış aramızdan: Füsun Masri.. 50 yaşında..
İyi bir yazardır Fikret Tartan, Devlet Tiyatroları üstüne yazdığı kitaplarıyla. O da yazsın ki, ödüllerle değil, kitaplarda yaşamış olsun o Salih Canar, Melek Ökte, Ragıp Haykır, Suat Taşer, Çetin Köroğlu ve Erol Amaç’lar.
Var nice borcumuz yaşarken, yaşamayanlara...

Yazının devamı...

Temel değerimiz aile şirketleri

29 Nisan 2012

Ege’nin aslarından nice aile şirketinin artık sisler içinde kaybolduğunu ibretle izledik ve üzüntü duyduk. Şirket ve aile isimleri üzerinde durmanın bir faydası yok. Toptancı analizlere gereksinmemiz var. Aile şirketlerimiz iyi yönetilmediği için zamana ayak uyduramadılar, önce İstanbul’dan esen ulusal rüzgarlara, sonra da küresel yayılmacılığa teslim olup beyaz bayrak çektiler.
Oysa önemle üzerine basmak zorundayız ki, cumhuriyetimizin ulusal kalkınmasında 1923 İzmir İktisat Kongresi’nden hız alarak ve daha sonra Demokrat Parti zamanındaki Marshall yardımlarına bağlı olarak Ege’de aile şirketleri ekonominin motoru oldu ve yoktan var olan ulusal burjuvazinin öncüleri olarak parladılar. Hepsine çok ama çok şükran borçluyuz.
Ege’de (dahası ülkemizde) aile şirketlerini bekleyen kaçınılmaz sona karşı direnebilmek için, kendisi de ailesel bağ olarak ulusal burjuvazinin kökünden gelen bir işadamı ve akademisyen Dr. Mazhar İzmiroğlu kaleme sarıldı ve “Aile Şirketlerinde Profesyonellerle Yönetim” isimli çarpıcı kitabını bize sundu. İzmir Borsası’nın simge başkanlarından merhum Mazhar İzmiroğlu’nun oğlu  ve ekonomi basınının yine simge isimlerinden merhum Süha Sükuti Tükel’in damadı olan dostum Dr. Mazhar İzmiroğlu, benim çok değerli kuzenim Nükhet İzmiroğlu’nun da  eşi olur. Bu yüzden dün Yakın Kitabevi’ndeki imza törenine tüm işlerimi tehir edip koşa koşa gittim ve onun mutluluğuna ortak oldum.

BAŞARILI  İŞADAMI

Önce Mazhar İzmiroğlu’nu tanıyalım. 1947 İzmir doğumludur. Mülkiye’yi bitirdikten sonra EBSO’da ekonomist olarak çalıştı ve E.Ü. İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde sevgili eski kayınpederim rahmetli Prof. Selçuk Trak’ın yanında Avrupa Birliği üzerine doktora çalışmasını tamamlayarak iş hayatına atıldı.
Hazır beton ve çimento nakliyesi ve ticareti, hırdavat ve sanayi malzemesi ithalatı, cep telefonu bayiliği, otomobil yetkili satıcılığı gibi farklı sektörlerde dört şirket kurdu ve bu bunlara eş zamanlı yöneticilik yaptı. İzmir Ticaret Odası Meclisi üyeliğinde bulundu, Ticaret Odası Vakfı kurucuları arasına katıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme ve İktisat fakültelerinde öğretim görevlisi olarak “Türkiye Ekonomisi ve Girişimcilik” dersleri verdi. İzmir İktisat Kongresi konusunu işlerken beni ders vermeye çağırmasını ve öğrencilerin bu “bir derslik hocalarına” bayıldıklarını hiç unutamam.
Araştırmaları, çevirileri, seminer ve konferanslarıyla ekonomi bilimine uzun yıllar hizmet etmiş olan Dr. Mazhar İzmiroğlu, ulusal burjuvazinin kökeninden gelen bir ailenin temsilcisi olarak hem işadamı, hem bir Rotaryen, hem Slovenya İzmir Fahri Konsolosu olarak hizmetlerine mütevazı ve seçkin bir çizgide devam etmektedir. 

AİLE ŞİRKETLERİ

Mazhar İzmiroğlu bu kitabı neden yazdı? Sözü ona bırakıyorum:
“Aile şirketleri ekonomik yaşantımız içinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu şirketlerin kaybolmaması, işlevlerini yitirmesi ekonomiye negatif etki yapıyor, tam tersine aile şirketlerinin ekonomiye katkısı artmalıdır, toplumsal yararları yaygınlaşmalıdır. Yapılan araştırmalar sadece ülkemizde değil, dünya genelinde aile şirketlerinin en büyük sorununun profesyonellerle çalışma durumunda ortaya çıktığını gözler önüne sermekte. Bu yüzden aileyle profesyonellerin anlaşabilmesi için bir ortak dilin yaratılması gerek.
Benim kitabım bu konunun teorik ve pratik analizlerini sunuyor ve çözüm yollarını gösteriyor. Hayli geniş bir alanı kapsadığı için 5-6 kitaplık bir diziye başlamış bulunmaktayım. Kitabıma teorik katkıda bulunan Melih Gürsoy, Prof. Dr. Yaşar Tınar, Haluk Özsaruhan ve Süreyya Perçin’e teşekkür ederim.
Bu kitabım vesilesiyle Kurtuluş Savaşı’nda Alaşehir kongresine delege olarak katılmış, Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Uşak merkez heyeti içinde görev alarak direniş hareketi içinde parlamış babam Mazhar İzmiroğlu’na ve yine milli mücadelede üstün hizmetleri olan Askeri Doktor ve Vali Hasan Suküti Tükel’in oğlu rahmetli kayınpederim ve Ticaret Gazetesi kurucusu Süha Sükuti Tükel’e de sevgi saygılarımı sunmuş bulunmaktayım.

ŞEHRİN SEÇKİN PORTRELERİYDİLER

Ekonomi basınında bir simge Mazhar İzmiroğlu’nun kayınpederi rahmetli Süha Sükuti Tükel (üstteki fotoğraf), Ticaret Gazetesi’nin kurucusu, benzersiz saygın kişiliği ve etik değerleriyle Türkiye ekonomi basınının öncü simgelerinden biriydi. Eşi Beria Tükel ile birlikte izliyoruz.


İzmir Borsası’nda bir simge
Dr.Mazhar İzmiroğlu rahmetli babasıyla aynı ismi taşımakta. Eşi rahmetli Saime hanım ile görülen baba Mazhar İzmiroğlu (soldaki fotoğraf), cumhuriyetin ilk döneminde İzmir Borsası’nın simge başkanlarından biriydi..


Profesyonellere altın kurallar

Dr. Mazhar İzmiroğlu, kitabında profesyonel yöneticilere ister aile şirketlerinde,  ister kurumsal şirketlerde çalışsınlar başarılı olmak için ALTIN KURALLAR tavsiye ediyor:
1- Yönetici, şirketi yönetirken kendi şirketi gibi kendisini şirkete ve işine adamalı, her ne olursa olsun, yüksek aidiyet duygularıyla çalışmalıdır. Şartlar ne olursa olsun, yönetici şirkete geldiğinde üzerine sanal bir şövalye zırhı giymelidir. Tüm gün bu zırh olumsuzluklardan ve menfi olaylardan etkilenmesini önleyecektir. Akşam eve gelince bu zırhı çıkarıp normal kişiliğine dönmelidir.
2-  Sürekli gelişimi hedeflemelidir. Özellikle yaratıcılığı, öneri ve düşünce sistemini aşağıdan yukarıya doğru geliştirmelidir. Şirketlerde yenilik yaratmak ve sürekli gelişimi sağlamak, bisiklette pedal çevirmeye benzer. Şayet pedal  çevirmeyi bırakırsanız, bir müddet sonra devrilirsiniz.
3-  Her zaman patronunuzdan önde olma ve onun ne düşündüğünü bilme becerisine sahip olmalısınız. İyi bir yönetici sadece ona bağlı birimleri değil, aynı zamanda patronunu da yöneten kişidir.
4-  İyi bir yönetici zamanının belirli bir kısmını mutlaka geleceği planlamakla geçirmelidir. Özellikle aile şirketlerinden kurumsal şirkete geçiş, geleceğin planlanması ile başlar. Yukarıdan aşağıya belirlenmiş (kaskat) iş planları ve ölçülebilir hedefler ile çalışılmalıdır. Rotası  olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez.


Dr.Mazhar İzmiroğlu’nun Aile Şirketlerinde Profesyonellerle Yönetim kitabında teoriden pratiğe çok aydınlatıcı analizler bulunmakta. (Kitap Edinme: D&R Mağazaları, Remzi, Alsancak’ta Yakın ve Kitapsan kitabevleri.)


Slovenya Fahri konsolusu Slovenya Cumhurbaşkanı Danila Türk, ülkesinin İzmir Fahri Konsolosu Dr.Mazhar İzmiroğlu ile bir resmi törende.


Yakın Kitabevi’nde imzaladı  Mazhar İzmiroğlu yeni kitabını İzmir’in seçkin kültür mekanı Yakın Kitabevi’nde imzalarken, yakın dostları Levent- Oya Çullu çifti ile Yaşar Aksoy kendisini yalnız bırakmadı.

Yazının devamı...

Ellerimden geçtin koca dünya

22 Nisan 2012

AKSAK usulünde, makamı nihavent bir ünlü şarkıdır..
İzmir’imizin kadim güzellikleriyle bütünleşmiş unutulmaz bestecisi, Namazgah-Basmane arasındaki güngörmüş Müslüman Fettah Mahallesi’nde Tekke Çıkmazı’nda doğmuş ve büyümüş olan Rakım Elkutlu hocamız,dillere destan şarkısında şunları söyler:“Mümkün mü unutmak güzelim neydi o akşam..
Rüya gibi, hülya gibi bir şeydi o akşam..
İçtik kanarak bir ezeli meydi o akşam..
Rüya gibi, hülya gibi bir şeydi o akşam..”
Rakım Elkutlu’nun rüya gibi, hülya gibi diyerek anlattığı o akşamları tahayyül etmekiçin kainat kadar güzel ruhlara sahip olmak gerekir..
Rakım Hoca’yı şöyle bir düşündüğüm zaman,aklıma hemen İbrahim Ayuz geliyor.
Üstelik o da Fettah mahalleli.. O da, Tekke Çıkmazı’ndan..

FETTAH MAHALLESİ
İbrahim Ayuz, Namazgah Misak-ı Milli İlkmektebi’nin başöğretmeni dedem Hilmi Dölek’in sevdiği bir öğrencisiymiş..
Tam 25 sene kadar önce İbrahim Ayuz’un koluna girip, Tilkilik’ten Basmane’ye doğru uzanmış, Fettah Mahallesi’ne, Fettah Camii’ne, Fettah Sokağı’na
yönelmiştik. Beni Tekke Çıkmazı’na sokup komşuları Rakım Elkutlu’nun doğduğu evi göstermişti. Görmeyen bir insandı, ama renkli bir film gibi bu eski kaldırımların kadim yıllarını sanki başrolde oynar gibianlatıyordu.
Akşam gibi karanlık dünyası, bizim algılarımızın çok ötesinde renkler, şiirler, besteler ve hikayeler şenliği gibiydi.
Onu hayran hayran dinliyordum. İbrahimAyuz ağabeyimle geçen yıllar içinde nice konferanslarda, kültür etkinliklerinde yanyana olduk, onu heyecandan titreyerek dinledim, ona hissettirmeden yanıbaşında gözlerimin ıslandığı da çok oldu. Karşıyaka’da Girne Caddesi üzerindekievinin de karşı komşusuydum.

50 sene aynı yastığa baş koydular
İbrahim Ayuz ile Nevin Hanım 1956’da evlendiler. İbrahim Bey 2006’da vefat etti. Tam yarım yüzyıl aynı yastığa baş koydular. Dört evlatları oldu.

Eşimin, hem eşi hem sekreteri oldum
Karşıyaka’daki evlerinde hatıralarını Yaşar Aksoy’a anlatan Nevin Ayuz, yaşam boyu eşine sekreterlik te yaptığını, her gün bir çok dava belgesini,
üç-dört gazeteyi ve dergiyi ona bıkmadan usanmadan 50 yıl boyunca okuduğunu anlattı.


TÜYAP’ta kitabı bulabiliriz
Bu gün TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın son günü. İbrahim Ayuz’un vasiyeti gereği eşi Nevin Ayuz tarafından bastırılan kitabını,
Etki Yayınevi Standı’nda bulabiliriz.

AİLE TARİHİ
Şimdi bu değerli avukatın şehir, meslek ve aile hatıralarının yer aldığı, “Ellerimden Geçtin Koca Dünya” isimli kitabını okuyorum. 2006 yılında vefat eden İbrahim Ayuz, yıllar içinde hatıralarını eşine yazdırmış, elle kağıda dökülen bu hatıralar sonra eşi tarafından daktiloya çekilmişti. Birlikte oldukları 50 yıl boyunca eşinin dava belgelerini, günde üç-dört gazeteyi en ince ayrıntısına kadar saatlerce İbrahim Bey’e okuyan Nevin hanımefendi,bu arada bu kitabı da hazırlamıştı..
Eşi öldükten sonra inatla ve imanla bu kitabı bastırma gayretleri içine girdi. Sonunda Etki Matbaası’nda bastırarak avuçları içine aldı ve gözyaşlarını
tutamadı. İbrahim Ayuz’un vasiyeti böylece yerine gelmiş oldu. Dünyayı hiç görmedi İbrahim ağabey..
Namazgahlı kör çocukluğundan bir hukuk anıtı olabilmeyi başarmış olan bu İzmirli avukatın hatıralarını okuyup bitirdiğimde, evimin penceresinden karşı kaldırımdaki apartmanın caddeye dönük ikinci katına baktım. Penceresinin önünde oturup sürekli başını sallayan İbrahim Ağabey’i orada görür gibi oldum ve onu uzaktan öptüm.
“Ellerimden Geçtin Koca Dünya” kitabı, artık yerel yönetimlerimiz, okullar ve tarihçiler için öne çıkan “Aile Tarihi Projeleri” için örnek bir çalışmadır.
Selçuk Belediyesi, Aile Tarihi Yarışması düzenledi. Diğer belediyelerimiz ve eğitim kuruluşlarımız bu konuyu gündeme getiriyor.
İbrahim Ayuz’un kitabı, değerli bir örnek oluşturdu. (Kitap İsteme: Nevin Ayuz: 0533.422 63 13 - Etki Yayınevi: 0232.482 09 00)

Yazının devamı...

Kitap, denize atılan sisedeki mektuptur

15 Nisan 2012

Çok eski yüzyıllardan beri denizciler, coğrafyacılar, gerisinde iz bırakmak isteyen ürkek kaptanlar, aklı başında olan veya olmayan gizem meraklıları, aşırı romantikler, melankolik aşıklar, kurnaz sevgili avcıları dünyanın tüm denizlerine mesajlı şişeleri cumburlop atmışlardır.
Bunların arasında artık hayatından umudunu kesen gemicilerin veda mektupları, insanları kötü yollardan kurtarmaya çalışan idealistlerin veya din adamlarının vaazları, umutsuzluğa kapılan yolcuların imdat çığlıkları, garip mektuplar, hatta vasiyetnameler bulunur.

KİTAP OKYANUSU

Kitaplar da buna benzer. Mutlu veya mutsuz olabilen yazar, kitabının nerelere gittiğini, kimin ellerine geçtiğini, hangi kütüphanelerde uyukladığını, kimler tarafından heyecanla okunduğunu, nasıl algılandığını hiçbir zaman bilmeyecektir. Sanki denize atılan mesajlı şişeler gibi kitaplar da okuyucu okyanusunda yıllarca, belki yüzyıllarca dolaşır dururlar. Bir işe yararlar veya onları hiç kimse fark etmeyebilir.
Her okuyucu kendi algılamasına göre kitabı değerlendirir, yazarın ustalıkla yerleştirdiği anlamları veya şifreleri çözmeye çalışır. Herkesin yorumu da değişebilir. İnsanlar bilinmeyen ve olağanüstü şeylere karşı daima büyük ilgi duymuşlardır. Kitap da gizemli bir şeydir. Kapağına bakıp, içinde neler olduğunu keşfetme heyecanı duyarsınız, hatta okurken bile ne okuduğunuzu merak edebilirsiniz. “Edebiyat”, bu sürecin baş aktörüdür.
Kitap fuarları ise, bir kitap okyanusudur.. Milyonlarca kitabın dolandığı gizemli bir yerdir. Yazarlar, tıpkı içine mektup sıkıştırılan şişeleri denize atan gemiciler gibi, kitaplarını yazıp kitap okyanusuna gönderirler. O kitap, kimbilir hangi güzel denizkızının şişe koleksiyonuna eklenecektir, kimbilir hangi aşığın rüyalarını süsleyecektir, kimbilir hangi jawsın midesine inecektir, ya da hangi adanın ıssız kumsalına uzanacaktır? Bilinmez ki..
İşte bu duygularla, TÜYAP 17.İzmir Kitap Fuarı’nı selamlıyorum..

17. KİTAP FUARI

Bu fuarda yine içimi hüzün kaplayacak. Sevgili kardeşim Mustafa Balbay, şair kardeşim Halim Yazıcı ve dostum Ragıp Zarakolu’nun özgür günlerinde fuarlarda buluşmanın özlemi içindeyim.
TÜYAP 17. İzmir Kitap Fuarı’nın “Onur Konuğu” ilan edilmem, tarif edemeyeceğim kadar büyük bir sevince ulaştırdı beni. Daima kendimi önemsiz biri olarak düşünmüşümdür. Bu onuru daha çok hak edebilmem için, çizgimden milim sapmadan sağlığım ve ömrüm elverirse daha çok çalışmaya ve daha nitelikli kitaplar hazırlamaya söz veriyorum.
TÜYAP tarafından benim hakkımda değerli şair Enver Ercan’a hazırlattırılan, “Ege’de Zaman Yolcusu” kitabıyla Etki Yayınevi tarafından hazırlanan Adem Kargı ve şair Ümit Yaşar Işıkhan’ın sunuş ve önsözlerini yazdıkları, bana armağan “Vuruldum Hikayene İzmir” kitapları, torunlarıma bırakacağım en değerli miraslar olacaktır. Emeği geçenlere sonsuz teşekkür ediyorum. Sevgili Bülent Ünal, sevgili Deniz Kavukçuoğlu, eşsiz insanlar Sunay Girgin ve Cemran Anıl Öder sizi unutmak mümkün mü?.. 17 yıllık yardımcım, asistanım şair Mutlucan seni unutabilir miyim?..
Bu yıl fuarda, her gün tam mesai olarak “Etki Yayınevi” ile “Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi” standlarında bulunacağım ve kitaplarımı imzalayacağım. 18 Nisan Çarşamba günü “Heyamola Yayınları” standında Saat 13.00-18.00 arası “Soğukkuyu-Bahariye” kitabımı imzalayacağım.
Kitap aşkı ile dopdolu bir fuar dilerim.
Tüm yazar arkadaşlara, yayınevi ve stand görevlisi çilekeş arkadaşlara başarılar dilerim.

Etki Yayınevi’ne teşekkür ediyorum

TÜYAP’ın “Onur Konuğu” ilan edilmem üzerine “Vuruldum Hikayene İzmir” başlıklı bir kitap yayınlayan Etki Yayınevi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Ahmet Taner Kışlalı’dan Ekrem Akurgal’a, Şükran Kurdakul’dan Nebil Özgertürk’e benimle ilgili yazı kaleme almış 64 yazarın yazılarını ihtiva eden bu kitap, fuarda Etki Yayınevi standından edinilebilir.

Bilgi Yayınevi, Balıkçı’yı anıyor..

TÜYAP’ta bugün saat 13.15’te “Halikarnas Balıkçısı’nı Aımsamak” başlıklı bir panel gerçekleşecek. Bilgi Yayınevi’nin düzenlediği etkinliğe konuşmacı olarak Mustafa Şerif Onaran, Şadan Gökovalı ve Yaşar Aksoy katılıyor.


Kurtuluş Savaşı panelinde yine birlikteyiz

Kitap fuarlarında, şairler Asım Öztürk  ve Recai Atalay ile hep konuşuruz. Bu yıl Homeros Kültür Vakfı ile Uluslarası İzmir Araştırmaları Merkezi’nin, Ege’nin kurtuluşunun 90. yılı dolayısıyla birlikte düzenlediği “Edebiyatımızda Kurtuluş Savaşı” paneli, yine aynı isimlerin katılımı ile 18 Nisan Çarşamba Saat 18.00’de 3 numaralı salonda gerçekleşecek.

Muzaffer İzgü, fuarların en sevilen yazarı..

Tüm ülkede en sevilen yazarların başında gelen, her evde mutlaka okuyucusu bulunan, Ege’nin gururu sevgili Muzaffer İzgü (Muzaffer Dede), yine TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nda Bilgi Yayınevi standında sevenleriyle buluşacak. Yetişkinler ve çocuklar için mizah tarzında bir çok kitabı bulunan Muzaffer İzgü hocamızın ellerinden öpüyoruz. (Fotoğraf: Yaşar Aksoy)


Canan Tan ve Çeşme Standı

Fotoğrafta Çeşme Milli Eğitim Müdürü Abdülkadir Buluk ve öğretmen Nezihe Ertürk ile gördüğümüz Canan Tan, artık ülke çapında yüzbinlerce okuyucusu olan bir İzmirli roman yazarı. Altın Kitaplar tarafından basılan son romanı “Issız Erkekler Korosu” yine onbinlere ulaşacak. Fuarda imza günlerinde onunla buluşmalıyız. Fuara ilk kez stand açarak katılan ve “Kitaplarla Sörf Projesi”nin yaratıcısı Çeşme Kaymakamlığı ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nü de kutluyoruz. (Fotoğraf: İlker Kabadayı)

Yazının devamı...

Kemeraltı sanatla buluşmalı

8 Nisan 2012

KEMERALTI’nın sanatla buluşabilecek ender tarihi mekanlardan biri olduğuna öteden beri inanırım. Günümüzde bu otantik çarşıyı içinde bulunuğu ekonomik ve sosyal çöküntü sürecinden kurtarmak için arayış içinde olanların çalışmalarını izliyorum. Yerel-ulusal ekonomik konsorsiyumların yatırımlarıyla çarşının eski prestijine kavuşacağına dair sunumlarını faydalı buluyorum, ancak işin sanat boyutu hep ihmal edildiği için tüm bu tür ütopyaları eksik olarak değerlendiriyorum.
Bu görüşümü Konak Belediyesi’nin düzenlediği ulusal çaptaki Kemeraltı Fotoğraf Yarışması’nda seçiçi kurul üyesi olarak yanyana geldiğimiz Kemeraltı Derneği Başkanı Hasan Ceylan dostumuza da söyledim. “Aman dostum, devlet (Hükümet), belediyeler ve dev finans çevreleri arasında bir üçgen kurup, çözümü burada arayın. Sakın ola ki, yerel politika hevesleri için bu çarşıyı defalarca şov amaçlı kullanmış, hiçbir çözüm üretemeyecek durumda olan sivil toplum kuruluşlarına fazla güvenmeyin” dedim. Beni haklı buldu. İşte yıllar önce Kemeraltı festivalleri düzenleyen ve sonra vazgeçen İzmir Ticaret Odası, danışma kurulları kurup Kemeraltı’nda boy gösteren kooperatifler, EXPO için Avrupa’da yüksek perdeden atıp tutup, sonra bu fırsat kaybolunca ortadan kaybolanlar, “Alman Üniversitesi’ni Alaçatı’da kuracağız” deyip sonra sesleri duyulmaz olanlar. Artık bunlara güvenmenin bir anlamı yok. Amaçlarının yerel politika düzleminde kişisel olduğunu çocuklar bile anladı.

FOTOĞRAF YARIŞMASI

Konak Belediyesi’nin düzenlediği Kemeraltı Fotoğraf Yarışması’nda bin 116 yapıt elmizden defalarca aktı, geçti. DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölüm Başkanı ve İFOD Başkanı Yrd. Doç. Dr. Beyhan Özdemir, EÜ İletişim Fakültesi Öğretim üyesi Y.Doç.Dr.Şebnem Soygüder, Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Hasan Ceylan, ünlü fotoğraf sanatçımız, gururumuz Yusuf Tuvi ve Yaşar Aksoy’dan oluşan seçici kurul, binlerce kez fotoğrafları inceledikten sonra, 261 sanatçının bin 116 eserle katıldığı yarışmayı değerlendirdi.
Birincilik ödülünü Ümit Tayan, ikincilik ödülünü Bülent Suberk, üçüncülük ödülünü Kemal Özkılıç, mansiyonları Mehmet Yasa ve Egemen Ön, Kemeraltı Derneği ödülünü ise Zeki Yavuzak kazandı. 40 eser sergilenmeye değer bulundu. Bu arada Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TSSF)  temsilcisi Zafer Gazi Tunalı, tüm seçici kurul çalışmaları süresince titiz bir şekilde seçimleri denetledi.
Yarışmanın sergisi 10-17 Nisan’da Konak Belediyesi Basmane Semt Merkezi’nde gerçekleşecek. Ödül töreni ise 10 Nisan saat 18.00’de..
(Bilgi: Zeliha Koçoğlu – 0232. 262 99 84)

SANAT MERKEZİ

Bu yarışma dolayısıyla bir kez daha fark ettim ki, ciddi sanat fizibilite çalışmaları sonucunda Kemeraltı’nın aynı zamanda bir sanat merkezi olabilme şansı tespit edilebilir. Tarihi çarşı dekoru içindeki cami, sinagog, han, kervansaray ve nice otantik mekanlara ek olarak nice kalıcı sanat etkinlikleri, butik galeriler, minik konser mekanları gerçekleşebilir. Çakaloğlu gibi köhne hanlar restore edilerek konser, müze veya galeri tarzında işlevlere açılabilir. Kemeraltı bir anda başka platformlara taşınabilir. Ama aynı anda ekonomik take-off (kalkış) sürecine paralel ilerlemek şartıyla..
Aman Kemeraltı’nı, minnacık siyasi yerel çıkarları için kullanmak isteyen cingözlere terk etmeyelim. Çözüm, sanat ütopyalarının ağır bastığı “Hükümet-Belediye-Finans ortaklıkları” üçgeni içindedir. Gerisi boş laf. Havanda su dövmektir.

Meserret Kahvesi fotoğrafını görünce çok sevindim Yarışma jürisinde bir ara Kemeraltı Meserret Kahvesi’nde çekilmiş bir fotoğraf önümüze kondu. Bir “İzmir Tarih Gezisi” esnasında Meserret Kahvesi’nde mola vermiştik ve elimde megafon mekanın geçmişini anlatıyordum. Fotoğraf sanatçısı Nejat Gündüç, o esnada fotoğrafımızı çekmiş. Bu fotoğraf ödül alamadı ama sergilenmeye değer bulundu.

Çakaloğlu Hanı, sanat patlamasının merkezi olmalı..
Kemeraltı Fotoğraf Yarışması’nda Bülent Suberk’in çektiği siyah-beyaz Çakaloğlu Hanı fotoğrafı, ikincilik ödülünü kazandı. Bu nefis çalışmaya bakarken, bakımsız ve harap Çakaloğlu Hanı’nın, Kemeraltı sanat patlamasının merkezi olabileceğine inancım daha da arttı. Sanatçıyı kutluyorum.

Seçiçi kurul saatlerce uğraştı.  Kemeraltı konulu ulusal fotoğraf yarışmasının Şebnem Soygüder, Beyhan Özdemir, Hasan Ceylan, Yaşar Aksoy ve Yusuf Tuvi’den oluşan seçici kurulu, yarışma sekreteri Gizem Hünler’in tam bir gün boyunca tek tek gösterdiği yüzlerce fotoğraf arasından ödülleri tespit ettiler. (Fotoğraf: Reha Alan)

30 yıl  öncesinden sanatçı  dostlar
İzmir Resim Heykel Müzesi Galerisi’nde, Dekan Prof. Dr. Mustafa Toprak’ın büyük desteği ile gerçekleşen Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü Mezunları Derneği’nin (Befresim) sergisi, 12 Nisan’a kadar mutlaka izlenmeli. Bu bölümün mezunu, 30 yıl öncesinden sanatçı dostlarım, Befresim Başkanı Nevin Önen, Serpil Atagündüz, Zümrüt Özmen ve galeri müdürrü Faden Suzan Kudsioğlu’nu ve tüm sanatçıları kutluyorum. Sergi kataloğu nefis.

Başarılı kültür müdürümüz Yerel yönetim kültür müdürlerinin hepsi başarılıdır. Konak Belediyesi Kültür Müdürü Ayla Sert, Kemeraltı Fotoğraf Yarışması’nda da izlediğimiz gibi tıkır tıkır çalışan kültür faaliyetlerinin organizatörü olarak her türlü övgüye layık. (Fotoğraf:Yaşar Aksoy)

Yazının devamı...

Altın Testi’yi alkışlıyoruz

1 Nisan 2012

YILDIZ ŞİMA, seçkin Rotaryen davetlilere yaptığı konuşmada, “Tam 60 yıl önce bugün Halim’le tanışmıştık” deyip, yanıbaşındaki eşine sarıldı ve yanağından öpüverdi. Gözlerimin ıslandığını hissettim. Hemen kafamdan yaptığım hesaba göre, demek ki bu iki değerli insan, 27 Mart 1952 günü tanışmışlardı.
Bu tarihten 3 yıl sonra bendeniz ilkokul öğrencisi minik Yaşar’ın gözlerinin bozulduğunu hisseden rahmetli anam, beni elimden tutup Kemeraltı’na götürmüş ve çok genç bir göz doktorunun muayenehanesine sokmuştu. İlk gözlüğümü, kısa pantolunlu bir ilkokul öğrencisi olarak yakışıklı göz doktoru Halim Şima’dan almıştım. Sonra daima Halim Bey’e gittim, sürekli artan gözlük numaralarımın tespiti için. Hayat boyu bu böyle devam etti.
55 yıla yakın bir zamandır yakın dostum olarak kaldılar Halim-Yıldız Şima çifti. Bu iki mümtaz insanın ülkemize armağan ettikleri, İzmir Rotary Altın Testi Yarışması’nın onur yemeğinde açış konuşmasını yapan Yıldız Şima’yı dinlerken bunlar aklımdan birkaç saniye içinde geçiverdi.
Az sonra davetlilere, “İzmir’in Sanat Tarihi” isimli bir konferans verecektim. Heyecanımı bastırdım ve sahnedeki Altın Testi yaratıcıları Halim ve Yıldız Şima’yı herkes gibi heyecanla alkışladım.

SEÇKİN JÜRİ

27 Mart günü İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin galeri salonunda toplandık. Uluslararası seramik sanatçımız Bingül Başarır, yine ünlü seramik sanatçımız ve EGEART Sanat Günleri’nin küratörü Tüzün Kızılcan, sanat tarihçi ve Ege Üniversitesi eski Rektör Vekili Prof. Gönül Öney, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Sevim Çizer, Yaşar Üniversitesi’nden Prof. Tayfun Taner, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Candan Terviel, Mustafa Tunçalp, Marmara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Nurdan Arslan ve Yaşar Aksoy’dan oluşan seçiçi kurul buluştu.
21 yıldan beri sürüp gelen ve hızla ülkenin seramik sanat tabanını kucaklayan İzmir Rotary Altın Testi Yarışması’nın 12’ncisinin seçici kurulu olarak yarışmaya katılan 261 eser arasından 40’ını ödüllere layık bulduk. Saatler süren bir seçici kurul değerlendirmesi yaptık.

HUZURLU ÇİFT

Seçici kurul, İzmir Rotary üyeleri ve eşleriyle akşam yemekli bir toplantıda buluştu. İzmir Rotary Başkanı Hakan Hekimgil’in yönettiği toplantıda seçici kurul üyeleri anlamlı konuşmalarıyla yarışmanın ülke çapında bir sinerji yarattığını, bir çok üniversitenin seramik bölümü öğrencilerinin  yarışmaya heyecanla hazırlandıklarını anlattı.
Yıldız ve Halim Şima, bir çocuk büyütür gibi emekle geliştirdikleri bu sanat olayının vardığı düzey konusunda huzur içindeydiler. Artık görevi Rotary gençlerine devretmenin zamanının geldiğini söylediler.
Onları alkışladık.
Altın Testi’yi alkışladık..

Benim favorim ödül aldı

Seçici kurul üyesi olarak 197 numaralı esere öncelikle oy vermiştim. Saatler süren oylama sonucunda Ayşe Cingöz tarafından yaratılan seramik eser, Yıldız-Halim Şima ödülünü kazandı. Kutluyorum.

Tanışmalarının 60 yılı şerefine İzmir’in sanat dostu çifti Yıldız ve Halim Şima birlikte yarattıkları, “İzmir Rotary Altın Testi Yarışması” onur yemeğinin gerçekleştiği 27 Mart akşamı, davetlilere tam 60 yıl önce bu tarihte tanıştıklarını açıkladılar.

Türkiye’nin en seçkin seramik jürisi

12. İzmir Rotary Aytın Testi Yarışması’nın jürisi, ülkemizin en değerli seramik bilimi öğretim üyelerini ve sanatçılarını bir araya getirdi. Fotoğrafta ünlü seramik sanatçımız Tüzüm Kızılcan, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof.Candan Terviel, uluslararası seramik sanatçımız Bingül Başarır, Prof.Gönül Öney, Yıldız Şima, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Sevim Çizer, Halim Şima ve Marmara Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Nurdan Arslan.

Altın Testi Yarışma sonuçları

1. Ödül : Pınar Baklan Önal,
2. Ödül : Burak Tatar,
3. Ödül: Şennur Bağcı,
Gençlik Ödülü: Mehmut Çubuk,
Gençlik Ödülü: İlter Özyıldırım,
1. Mansiyon: Sibel Buer,
2. Mansiyon: Dicle Öney,
3. Mansiyon: İsmet Yüksel
Şahıs ve Kuruluş Ödülleri: Mükerrem Baki, Ahmet Seçer, Kerem Sarıkaya, Aysel Pattürk,

Aysel Özdemir, Serkan Önder, Olgu Sumengan, Oya Yakar, İlknur Eril, Sercan Filiz, Merve Yörükçü, Lokman Gençtürk, Faruk Uluer, Metin Ertur, Emel Öztürk, Mehmet Çetil, Serek Kerek, Mustafa Erkek, Özge Erkan, İsmail Kartal, Samet Alış, Ece Kanıskan, Vefa İrdelt, Pınar Çalışkan, Neşe Bengisu, Ayşe Cingöz, Belgin Ergun, Turan Baş, Serkan Top, Harun Gümüşhan, Fatih Bıyıklı, Ayşegül Apak..

Prof. Gönül Öney dikkatle inceledi

İzmir’in kültür yaşamında derin bir iz bırakan sanat tarihçi Prof. Gönül Öney, seçiçi kurul üyesi olarak yarışmaya katılan eserleri tek tek dikkatlice inceledi.

Resim öğrencileri seramik yapıtları alkışladı

Seçici kurul değerlendirmesini yaparken İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ni gezmeye gelen Bornova Belediyesi Engelliler Merkezi Resim Kursu öğrencileri, başlarında öğretmenleri Meral Gözen olduğu halde, salonda sergilenen eserleri topluca alkışladılar.

Yazının devamı...

Bizim cemiyet biricik yuvamız

25 Mart 2012

İZMİR Gazeteciler Cemiyeti, 28 Temmuz 1946’da kuruldu. İlk başkanı Yeni Asır’ın kurucularından rahmetli Şevket Bilgin’di. Daha sonra Burhan Belge (Murat Belge’nin babası), Mithat Perin, Nihat Kürşat, İlhan Esen, Orhan Rahmi Gökçe, Cezmi Zallak, Jerfi Yener, Sabri Süphandağlı, Süha Tekil, Güngör Mengi, İsmail Sivri, Erol Akıncılar ve iki dönemdir Atilla Sertel, bu şerefli kurumun başkanlığını yürüttüler.
Bu başkanlardan Güngör Mengi ve Erol Akıncılar ağabeylerle Atilla Sertel kardeşim hayatta, diğerleri rahmete kavuştu, ışıklar içinde uyusunlar. Ben 65 yaşında bir gazeteci olarak Sabri Süphandağlı’dan itibaren tüm başkanlarımızı tanıdım. Hemen belirteyim ki, rahmetli Sabri Süphandağlı’ya hayran bir yazarım, bende emeği büyüktür. Hasan Tahsin Anıtı’nı yaptırma gayretleri içinde bana verdiği görevleri düşündükçe göğsüm kabarır. Birlikte olduğumuz zamanlar sanki Süphan Dağı gibi içi memleket sevgisiyle kaynayan bu büyüğümden feyz alırdım, biz Hasan Tahsin yolunda ilerleyen yurtsever gazeteciler onun hakkını ödeyemeyiz.

GENEL KURUL

798 üyesi bulunan İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin 16 Mart tarihinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleşen genel kurulunu, Sabri Süphandağlı dönemlerinde cemiyet yönetim kurulu üyeliği görevini yürütmüş olan değerli büyüğümüz, eşsiz insan, sevgili ağabeyim Çetin Gürel başkanlığında, Haluk Narbay, Vahap Dabakan, Tuncay Atilla ve Caner Tok’tan oluşan bir divan kurulu başarıyla yönetti.
Seçimler sonucunda Atilla Sertel (Başkan), Ali Ekber Yıldırım (Başkan Yardımcısı), Misket Dikmen (Genel Sekreter), Cemal Sevgi (Genel Sekreter Yardımcısı), Nesrin Coşkun (Sayman), Hasan Erol, Nezih Bilger, Salih Soysal, Nihal Aşkın, İlker Çoban, Yücel Öziçer gibi değerli arkadaşlarımızın bulunduğu bulunduğu liste toptan kazandı. Yine değerli arkadaşlarımızın yer aldığı Aylin Süphandağlı ve Yaşar Eyice’nin listeleri kazanamadı.
Kazanan listedeki sevgili dostum Atilla Sertel’i, sevgili kardeşim ağırbaşlı Ali Ekber Yıldırım’ı, eşsiz müzik insanı Toygun Dikmen’in kızı zarif insan Misket Dikmen’i, Hürriyet’te çalıştığı dönemlerden çalışkan gazeteci Nesrin Coşkun’u iyi tanırım, diğer genç arkadaşlarımla birlikte hepsine başarılar dilerim.
İstanbul’da hastanede kızımın yanında tedavide olduğum için genel kurula katılamadım. Sevgili kardeşim ve adaşım Yaşar Eyice beni listesine aldı. Ama seçime katılsa idim, Mustafa Balbay’ın özgürlüğü için kelle koltukta mücadele veren Atilla Sertel’e oyumu verirdim. Çünkü bu günlerde başka kriterim yoktur..

SONUÇ BİLDİRGESİ

İzmir Gazeteciler Cemiyeti genel kurulunda bir sonuç bildirgesi oylandı ve kabul edildi. Bu bildirgede özetle şu saptama ve görüşlere yer verildi:
1- Türkiye’de gazetecilere karşı son yıllarda asimetrik artışla uygulanan gözaltına alma, tutuklama ve benzeri hukuksuz uygulamalara dikkat çekiyoruz.
2- Gazetecilerin sosyal ve sendikal hakları birer birer ellerinden alınmaktadır.
3- Gazetecilerin yıpranma haklarının ellerinden alınmasıyla ilgili sancı devam ediyor.
4- Yerel basına destek artarak sürmelidir.
5- İzmir Gazeteciler Cemiyeti bu konularda yaygın mücadele verecektir.
Genel kurul sonuç bildirgesinin yanındayım. 41 yıllık gazetecilik hayatım boyunca hiçbir zaman “kaymak tabaka gazetecisi” olmadım, daima “sosyal halk gazetecisi” olmaya gayret ettim. Yolun sonuna gelmekte olduğum bu günlerde Zulümhane’de çile çeken Mustafa Balbay kardeşimin sonuna kadar yanındayım, onun ve onun gibi yüze yakın tutuklu gazetecinin özgürlüğü için duacıyım. Biricik yuvamız İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne, bu mücadeleye önderlik ettiği için şükran borçluyum.

Teşekkürler

(Sevgili okuyucularım ve gazeteci kardeşlerim, 14 Nisan’da gerçekleşecek TÜYAP 17. İzmir Kitap Fuarı’nın “Onur Yazarı” seçildim. Fuarımızı devlet ve kent büyüklerimizle birlikte açacağım. Artık bundan ötesi yok.. Bu benim gazeteci-yazarlık hayatımın zirvesidir, buraya sizler sayesinde ulaştım. Kucak dolusu teşekkür ediyorum, sağolun.)

İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu

İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin yeni yönetim kurulu, fotoğrafta sağdan itibaren Hasan Erol, Nezih Bilger, Misket Dikmen, Salih Soysal, Nesrin Coşkun, Atilla Sertel, Ali Ekber Yıldırım, Nihal Aşkın, Cemal Sevgi, İlker Çoban ve Yücel Öziçer’den oluştu.

Atilla Sertel seçimi göğüsledi

Cemiyet seçimlerini göğüsleyen Atilla Sertel, örgütçü ve eylemci kişiliği ile Türkiye çapında etkin bir portre çizmekte. Kendisini kutluyoruz.

Balbay ile anlamlı hapishane fotoğrafı

29 Şubat 2012.. 1 Nolu Silivri Cezaevi’nin açık görüş salonu. İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin vefalı üyeleri, tutuklu kardeşimiz Mustafa Balbay’ı kucaklamış. Üstte soldan, Muhittin Akbel (Milliyet), Atilla Köprülüoğlu (Anadolu Ajansı eski Bölge Müdürü), Atilla Sertel (İGC Başkanı), sevgili Mustafa Balbay, Çağlayan Bilgen (Güzelbahçe Belediyesi Basın Danışmanı), Işık Teoman (Konak Belediyesi Basın Danışmanı), Ali Ekber Yıldırım (İGC Başkan Yardımcısı, Dünya Gazetesi). Oturanlar: Sadık Uçar (Yeni Asır TV Haber Müdürü), Tülay Cengiz (Emekli Gazeteci), Coşkun Akar (Emekli Gazeteci), Yalçın Küçükdemir (TRT emeklisi, Yeni Asır Spor yazarı).

Yazının devamı...

Museviler’in en mutlu günü

18 Mart 2012

HÜRRİYET’in geçen Pazar Eki’nde nefis bir başlığın altında değerli iki vatandaşımızın açıklamalarını okudum. Başlık aynen şöyleydi: “Türk kimliğimiz, dinimizden baskın...” Bu açıklamayı Avrupa Yahudi Parlamentosu’na seçilen iki vatandaşımız, Jefi Kamhi ile Denis Ojalvo yapmış.
Jefi Kamhi, 1992’de Museviler’in Osmanlı ülkesine göçleri sebebiyle gerçekleşen 500. yıl etkinliklerinde makamında tanıştığım ve feyz aldığım Türkiye sevdalısı Jak Kamhi’nin oğlu. Denis Ojalvo ise, Şehit Gazeteci Hasan Tahsin üzerine ateşli şiirler yazmış olan sevgili dostum İstanbul Beyefendisi Harry Ojalvo’nun oğlu.
Her ikisine de başarılar diliyorum. Son yıllarda Türklüğümüze her yönden gelen saldırı ve hakaretlere karşı, Rum Patriği Bartheleomos’tan sonra, bu iki değerli Musevi vatandaşımızın da vefayla bize sahip çıkması, bizlerin gözlerini ıslatmıştır.

İZMİR MUSEVİLERİ

İzmir Musevileri, Türk vatanına sımsıkı bağlı, cumhuriyet ilkelerine sevdalı, tertemiz, sevimli ve mütevazı insanlardır. Bizim Asansör, Karataş, İkiçeşmelik, Agora, Alsancak komşularımızdır, canlarımız ciğerlerimizdir, onları pek sevişmişizdir. Aramızda hiç hır gür olmamıştır.
1492 yılında İspanya’da Kral Ferdinand ve Kraliçe İzabel’in oluşturduğu Katolik Birliği kurulurken, topraklarından kovulan Museviler, Osmanlı Sultanı 2. Beyazıt’ın emriyle, Kemal Reis isimli kaptanın komutasındaki yüzlerce kadırgayla Türk topraklarına taşındı. Bir kısmı İzmir’e indirilen bu insanlar, daha sonra İzmir Musevileri’ni oluşturdular. Sinagoglarını inşa ettiler; şehre Nesim Levi Bayraklıoğlu vasıtasıyla Asansör Kulesi ve Karataş Hastanesi’ni, yine bir çok hayır kurumu ve okul armağan ettiler. Ünlü şarkıcımız Dario Moreno’yu, benim dönemimde fotoğraf sanatçımız Yusuf Tuvi’yi, şair Avram Ventura’yı, yazar Raşel Rakella Asal’ı, rehber-yazar Sara Pardo’yu yetiştirdiler. Eurovision şarkıcımız Bonomo da, İzmirli değil mi?..
1950’lerde İsrail’e göç eden bazı İzmirli Museviler, buraları hiçbir zaman unutmadı. İzmirli dostum Eczacı Moreno Margunato’nun, “İsrail Türkiyeliler Birliği” başkanlığı yaptığı dönemde, İsrail’e gidip bu hemşehrilerimizle buluştum, Atatürk Parkı’nda gerçekleşen bir büyük buluşmada beni bağırlarına bastılar.
1992’de bu büyük göçün yıldönümünde İzmir Musevi Cemaati’nin oluşturduğu 500. yıl etkinliklerinde yürütme komitesinde tek İzmirli Müslüman olarak ben vardım. Sevgili Jozef Özel başkanlığında, Moris Bencuya, Avram Ventura, Yusuf Tuvi, Silviya Franko, Sara Pardo, Bünyamin Fins, Jacky Pardo’nun oluşturduğu komitede hayatımız boyunca gururlanacağımız etkinlikler gerçekleştirdik. Bu arada aynı yıl Asansör, Yüksel Çakmur zamanında restore edildi, açılış günü benim belediyece basılan, “Asansör ve Dario Moreno Anıları” kitabım halka ve Musevi komşularımıza dağıtıldı. Ne günlerdi, unutulur mu?.. Aradan 20 yıl geçmiş.

YENİ VAKIF STATÜSÜ

Bugün 18 Mart 2012.. Nihayet Türkiye Cumhuriyeti yasalarında, hükümetimizin Lozan Antlaşması ve Avrupa Birliği Uyum Yasaları doğrultusunda yaptığı yeni düzenlemeyle, İzmir Musevi Cemaati’ne Osmanlı döneminde sahip olduğu mallar, metruk sinagoglar ve resmi kimlik iade edilecek.
Sevgi dostum Jak Kaya başkanlığındaki İzmir Musevi Cemaati bu bakımdan çok mutlu ve heyecanlı.. Bugün 1.320 seçmenle demokratik seçime giderek, yeni vakıf yönetimini seçecekler ve resmi statü kazanacaklar. Böylece tarihlerine resmen sahip çıkıp, yeni projelerle kimliklerini geliştirirek, İzmir Musevi Kültür Mirası Projesi’ni kent ölçeğinde uygulamaya sokacaklar.
Sonsuz başarılar diliyorum. Daima yanlarındayız.
İşgal döneminde Yunanlılar’a en ufak bir destek vermeyişlerini ve Türk bayrağının 9 Eylül 1922’de şehre geri dönüşünü özlemle bekleyişlerini hiçbir zaman unutmayacağız.
9 Eylül’ün 90. yıldönümü yılında, bana bu “son deyişim” çok anlamlı geliyor. Jefi ve Denis’in söyledikleri gibi..


Unutulmaz başkan Jozef Özel


1992’deki 500. yıl etkinliklerinde İzmir Musevi Cemaati’nin başkanlığını yapan değerli ve unutulmaz insan Jozef Özel’e, toprağı bol olsun dileğimi göndermek isterim.
(Yaşar Aksoy Arşivi)


İzmir Musevi Cemaati yönetim kurulu

Başkanlığını Jak Kaya’nın yaptığı İzmir Musevi Cemaati yönetim kurullarında Avram Abuaf, Miray Eskinazi, Hayim Eskinazi, Miryam Levi, Efrayim Kohen, Natan Hayim, Sabi Jimi, Sami Azar, yazılarını zevkle okuduğum Şalom yazarı Rafael Algranati, Moris Şaul, Binyamin Hazan, Ester Cen gibi isimler yer aldı.

28 Mart 1997.. Konak Belediyesi’nce İzmir Asansör Parkı’na törenle ismim veriliyor. Musevi dostlarım beni yalnız bırakmamış. İzmir Musevi Cemaati Başkanı değerli dostum Moris Bencuya’nın koluna girmişim. Yanımda “toprağı bol olsun” Alber Arditi amcanın oğlu Nelson Arditi
ve “toprağı bol olsun” Natan Abuaf ağabeyim var. Dario Moreno’nun yeğeni Kaden Agrante ve cemaat bayanları, herkes orada.

 

ASANSÖR

Karataşlı bir sevda
Düşlerinde adımlamış
Dario Moreno Sokağı’nı
Dudağında napoliten ninnisi
Sayıklamış yavaşça arkadaşlarını
Avram, raşel, josef, moris, musani..

Asansörle çıkmış gökyüzüne
Buluşturmuş Mithatpaşa’yı
Halilrifat Paşa’la, doyasıya
Dualar etmiş sebiller sultanı
Bayraklıoğlu Nesim Efendi’ye..

Şöyle bir bakmış tepeden
Caaanım İzmir’e, aşağıdaki sinagoga
Misler gibi çekmiş içine
Başmış körfeze, gemilere, ufka
Boyoz yufkası gibi erimiş yüreği..

Yürüyüp geçivermiş
Yaşar Aksoy Parkı’na
Çökmüş en kuytu banka
Çakı ile yüreğini çizmiş
Biricik aşkını yazıvermiş..

Yaşar Aksoy

Yazının devamı...