"Bahar Ekinci Akçaoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Ekinci Akçaoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Ekinci Akçaoğlu

Bahar Ekinci Akçaoğlu

Kuyruklu yıldız

19 Nisan 2018

Seri tahmini yapmak adettendir ama söz konusu playoff'lar olunca sonucu kestirmek neredeyse imkansızdır. Çok değil, bugünden tam 1 sene öncesinde, kimsenin seride şans tanımadığı Fenerbahçe "playoff'un favorisi olmaz" diyerek tüm tahminleri alt üst etmiş, seriyi almakla kalmamış, üstüne İstanbul'da kupayı kaldırmıştı. Her ne kadar ev sahibi avantajı değerli de olsa Fenerbahçe Doğuş bunu değersiz kılmıştı. Dersimiz Baskonia iken temkinli olmakta, kontrolü bırakmamakta ve ipleri sıkı tutmakta fayda vardı! Aynen John Steinbeck'in dediği gibi; "Seyahat aynı evliliğe benzer, kontrol ettiğini sandığın noktada aslında her şey yanlıştır"

İSPANYOLLAR İÇİN TEHLİKE ÇANLARI
Nitekim Sarı Lacivertliler maça olağanüstü bir konsantrasyon ve kontrol arzusu ile çıkmıştı. Yaptığı saldırgan savunma ile Baskonia'yı zor atışlara zorlamış, Granger'ın yokluğunu çok iyi değerlendirmişti. Baskonia adına top kayıplarının damga vurduğu çeyrekte Fenerbahçe için kötü giden tek istatistik savunma ribauntlarıydı. İspanyollar için tehlike çanları daha ilk çeyrekte çalmaya başlamıştı.
Ataşehir'de, bu maçı almaya gelmiş ateşli seyircisinin önünde, 5 top kaybı ile maç kazanmak mümkün değilken, ne yazık ki seri kazanmak imkansızı denemekten başka bir şey değildi. Şampiyon bir takımda olması gerektiği gibi, Fenerbahçe'de roller dengeli dağılmış, herkes çok sakin ve soğukkanlıydı. Farkın çift hanelere kolayca çıktığı 1. çeyrekte Sloukas'ın yönetiminde Fenerbahçe orkestrası hatasız çalmaya devam etmiş, yaptığı asistler ile "Solo"lara ritim vermişti.
İlk yarıda son 6 dakika girilirken 31-19 olan farkın ötesinde Baskonia sahanın her noktasında hapsolmuştu. Press denemiş kolayca geçilmişti. Çizginin gerisinden atmış, becerememişti. Çareyi Janning ve Beaubois ile içeriye girmekte bulmuş ama Sloukas farkın kapanmasına engel olmuştu, dün ne de olsa takımı oynatmaya gelmişti kendisi! Sadece yapılan baskıyı aşmak ile kalmayıp boş adamı harika bulmuştu. Vesely onunla birlikte havalanırken fark 20'ye kadar çıkmıştı.

SHENGELIA YETMEDİ
Obradovic, maç arasında uzatılan mikrofona Baskonia'yı çok güzel özetlemişti. Sahanın iki tarafında Fenerbahçe'nin harika işler çıkardığını söyleyen basın mensubuna her zamanki gibi temkinli cevap vermişti. "Geri dönmek için her şeyi yapacaklar, buna izin veremeyiz,enerjimizi korumalı, ribauntlara dikkat etmeliyiz" demişti. Baskonia'nın kötü giden noktaları değiştirmeye çalışacağından şüphesi hiç bir zaman olmamıştı. Maç başına 19.8 asist ile oynayan bu takımın, ilk yarı yaptığı 3 asist ile maçı kazanabilmesinin mümkün olmadığını Martinez dahil herkes biliyordu. Ayrıca bildiğimiz başka bir şeyde, Baskonia'nın kötü gidişatı değiştirebilme kabiliyetine sahip nadir takımlardan biri olduğuydu.

Yazının devamı...

Gerçekten süper yıldıza ihtiyaç var mı?

23 Mart 2018

Kupayı kaldırdığımız 16-17 sezounu, bu takımın birlikte geçirdiği 3 koca yılın sonunda gelmişti. 2015 Final Four'unda, Madrid'de, ilk maçta elenirken Bjelica'nın sahadan silindiği, Bogdanovic'in ne yapacağını bilemediği günleri çabuk unutmuş, Udoh'un ilk geldiği yılı ve takıma alışamamasını nedense hatırlamamış, 2018 model Fenerbahçe'ye sezon boyunca bir "Süper yıldız" çıkaramaması ile ilgili çok çabuk eleştirmiştik. Asıl sorulması gereken soru şuydu aslında; gerçekten bir "Süpe yıldız"a ihtiyaç var mıydı? Bu takım birden fazla kahramanı ile makine gibi işlerken bir yıldıza neden ihtiyacı olacaktı ki?

Dün akşam, Fenerbahçe Doğuş, ligin en rahatsız edici deplasmanlarından Belgrad'da, asla pes etmeyen, oyunu bırakmayan, genç Kızılyıldız karşısında parkeden 80-63 galip ayrıldı.
Ve üstüne üstlük, galibiyetten daha da değerlisi, Sarı Lacivertliler, uzun Euroleague maratonunun en önemli kısmına, playoff'lara, moralli, sağlıklı ve "takım" olarak girmeye sadece 2 maç uzaklıkta!

Unuttuğumuz ve sabırsız olduğumuz başka bir konu daha vardı; Bir takımda roller ne kadar oturursa stres ve endişe seviyesi o kadar azalır. Oynadığı son 4 maçta, kritik playoff'lar öncesi, birbirine daha güvenli, rollerin olgunlaştığı harika bir Fenerbahçe vardı sahada. Maç tıkanınca yaratıcı olabilen, oyun sıkıştığında açabilen, top paylaşımını mükemmel yapan ve sahaya olması gerektiği gibi yerleşen. Kalinic ile artan savunma direncinin yanında, pas istasyonlarındaki çeşitlilik hücuma tempo katmaya başlamıştı. Bir elin parmakları nasıl birlikte uyum ile hareket ediyorsa, Fenerbahçe Doğuş aynen o ahenkte hareket etmişti.

EN BÜYÜK KANITI

Dün akşam parkede, basketbol adına olması gereken tüm doğrular mevcuttu. Guduric'in set temposunu yönettiği, Dixon'ın eski günlerine döndüğü ilk çeyrekte, minimum 4 veya 5 pas ile kolay basketler izlemiştik. Bazı pozisyonlarda adam eksiltmeyi o kadar doğru yapmıştı ki Obradovic'in öğrencileri, zaman zaman neden bu kadar boş kaldıklarını anlayamamışlardı. Kısacası herkes rahat rahat atmıştı. İlk yarıda oyuna giren 11 oyuncunun 9'u, 12 asist ile oynamıştı. İşte bu rollerin oturduğunun ve bir "Süper yıldız"a ihtiyaç duyulmadığının en büyük kanıtıydı..
3.çeyrekte, Guduric yaratmaya, Dixon atmaya devam etmişti. Üst üste bulunan 3 sayılık atışlar ile Kızılyıldız'ın konsantrasyonunu bozmuş, potasında sadece 10 sayıya izin vermişti Sarı Lacivertliler.

NEDEN BAŞARILI

Yazının devamı...

Asla Yetmez

10 Mart 2018

Maç nasıl giderse gitsin, ancak “Şampiyon” bir takım o maçı döndürebilecek kabiliyete ve yüreğe sahiptir. Herşey o “yürekte” biter, dün akşam Kaunas’da, Zalgirio Arena’da, 15.500 kişiye karşı savaşan olağanüstü 11 yürek gördük parkede. Fenerbahçe Doğuş, Zalgiris Kaunas’ı 12 sayı geriden gelip, 7 sayı fark ile 78-85 mağlup etmeyi başardı. Tabi ki bir mağlubiyetten fazlası vardı Kaunas’da; o da Final Four yolunda garantilenen playoff, alınan ikili averaj ve Zalgiris ile aradaki 3 maça çıkan galibiyet sayısı. Kısacası Fenerbahçe Doğuş dün akşam tek kelime ile inanılmazdı.

POTAYA GİTMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Basketbol hiçbir zaman 1 kişinin oyunu olmamıştı, 5 kişilik bile değildi. Kalabalığın bağırması, ısınırken çalan müzik, rakibin gözündeki hırs, topun potaya çarpışı, kafanın içinde çözemediklerin hepsinin oyuna etkisi vardı. Jasikevicius ve öğrencileri dün akşam herşeyi ama herşeyi doğru yaparak maça başlamışlardı.

Kazanma iştahı, savunma direnci, hücum opsiyonları, Arena’nın atmosferi, seyircinin coşkusu ne ararsanız herşey parkedeydi dün akşam. Yeşil Beyazlılarda her topu yere vuran kendini pota altında bulurken, ilk yarı bittiğinde 3 sayı kullanma yüzdesi Sarı Lacivertliler için %45.8’i gösteriyordu. Fenerbahçe Doğuş, yaratamamış, potaya gidememiş ve pozisyonları bir türlü bitirememişti. Ahmet, Melli ve Thompson 3’lüsünden sadece 2 sayı üretmiş karşılığında çemberi savunamamıştık. Euroleague’in en iyi savunma yapan takımına karşı Zalgiris “potaya gitmenin dayanılmaz hafifliğini” yaşamıştı. Ulanovas, Davies, Micic, Pangos hiç farketmiyordu, o kadar doğru oyunuyorlardı ki, Zalgiris’i durdurmak neredeyse imkansızdı.

FABRİKA AYARLARINA DÖNÜŞ

Yazının devamı...

En büyük kötülük eleştirmemek!

12 Şubat 2018

Eğer her gününü takımla geçirmiyorsan, deplasmanı onlarla yaşamıyorsan, soyunma odasında onlarla değilsen, otobüste onlarla seyahat etmiyorsan kısacası olan bitenin bir parçası değilsen; arka planını bilmediğin şeyler hakkında eleştiremezsin. Diğer yanda üstünü örtemeyeceğin kadar açık bir gerçek var; ister Türk ol ister yabancı, ister Türkiye’de yaşa istersen Avrupa’da ya da Amerika’da kimse kimseye fiziksel olarak dokunamaz, dokunmamalı. Hem Fenerbahçe’ye, hem de Türk sporuna yapacağımız en büyük kötülük bu konu hakkında eleştirmemek olabilirdi. Düşünün ki Lebron James’i , Cleveland’ı uyandırmak ve maç içinde tutmak için Tyronn Lue aynı reaksiyonda bulunuyor, sizce bu mümkün mü?

Bunu yapılan açıklama ile kenara koymuşken başka polemiklerin içine çekilmesi öngörülmemişti tabi ki. Söz konsu Euroleague şampiyonu Fenerbahçe Doğuş ve en başarılı koçu olunca, malzeme burdan çıkmalıydı mutlaka. Tüm polemiklerin başlangıcı Sarı Lacivertliler olmalıydı. Hatta tüm yenilgiler, hakem hataları veya olmayan transfer istekleri bu takıma bağlanmalıydı. Ne de olsa arkadan atıp tutmak, dedikodu yapmak, sorumluluğu başkasına atmak spor dünyasının karekterinde vardı!

OBRADOVİC'İ ANLAMAK
Ülkemizde futbola benzemeyen nadir kalelerden basketbolu kirlettik bir kaç haftadır. Oysa ki, Obradovic geldiğinden beri bu polemiklerin içine çekilmek istendikçe en güzel cevabı, yorum yapmayarak ve sahada verdi hep. Saygısızlıkların en büyüğü ona yapılmasına rağmen. Öyle, üst üste 2 hafta kaybeden takımını her zaman destekleyen taraftarı 100 istedi diye 98’den 100’e çıkmaktan bahsetmiyorum. Ezeli rakibi Galatasaray’ın sahasında yüzüne tükürüldü Obradovic’in, sonuç mu? Ne bir kişisel yorum, ne bir saldırı, ne söylenmemesi gereken kötü bir söz, ne de başka herhangi bir saygısızlık. Her zaman oynanan basketbol, oyuncuları ve taraftar Obradovic için en değerlisiydi. Basketbolun A,B,C’sini bize yeniden öğretti, ezberleri bozdu, oyuncularını hiçbir zaman basının önüne ateşe atmadı. Takımının aldığı mağlubiyetleri başkasına yüklemedi her zaman sorumluluk aldı, basketboldan başka birşey konuşmadı, konuşmak istemedi. Hepimizin basketbola, spora olan bakış açısını değiştirdi. Sadece bakış açılarını boşverin oyuncularının hayatını da değiştirdi. Bjelica, Bogdanovic, Ekpe, Datome ve tabi ki en çok da kaptan Melih Mahmutoğlu. Melih 2013 senesinde, Erdemirspor’da sadece yayın gerisinden şut atabilen bir oyuncuyken bugün, 2017’de en büyük hayali olan Fenerbahçe’de, Euroleague kupasını kaldırdı. Verilen şansı çok iyi kullandı, çok çalıştı, Türk gençlerine rehber oldu, yol gösterdi. Daha gideceği yol hala var, hala öğrenilecek şeyler var. Takım arkadaşı Datome’nin bir ropörtajında söylediği gibi; “NBA’den buraya geldiğimde, daha ne öğrenebilirim ki diyordum, Obradovic bana daha gidilecek çok yol olduğunu gösterdi” dediğini unutmayacak, polemiklere kulaklarını tıkayacak, en iyi yaptiği şeyi yapacak, sadece basketbol oynayacak. 27 yaşında profesyonel bir basketbolcu olduğunu unutmayacak, acemiliği, duyguları, anlamsız üzüntüleri bir kenara bırakacak, sağduyusu hep onunla olacak. En güzel cevabı bu Çarşamba Sinan Erdem’de verecek, 14 Şubat’da saatler 20:00’ı gösterdiğinde Fenerbahçe Doğuş, Anadolu Efes’i kupada saf dışı bırakmak için çıkacak parkeye.

Bir tarafta galibiyet rüzgarı ile ilerleyen Fenerbahçe, diğer tarafta tarihinin en berbat sezonunu geçiren Anadolu Efes. Ne 26 sayılık mağlubiyet, ne de 100 sayı polemikleri Anadolu Efes’in galibiyetinin mimarı olacak. Verimliliği her hafta düşen Stimac ve sokak basketbolu ile yanıp tutuşan Mccollum ve Douglas ve en önemlisi sahadaki basketbol hariç herşey ile ilgilenen koç Ataman. Vesely’nin son haftalardaki hırsı, Guduric’in topa yön vermesi, Ahmet ve Thompson’ın boyalı alan savaşı, Sinan ve kaptanın BSL’deki enerjileri ile galibiyet kaçınılmaz olacak. Fenerbahçe Doğuş ve Obradovic tüm bu yaşananlara en güzel cevabı ve dersi yine parkede verecek.

Yazının devamı...

Evde kalan ritim!

2 Şubat 2018

Senaryo biraz bense de karakterler bu sefer yer değiştirmişti. Normal sezonun 21.haftasında Fenerbahçe Doğuş’u Pire’de konuk eden Kırmızılar, sahadan sadece 25 sayı farkla ayrılmamış, Sarı Lacivertlillere sezonun en kötü maçını da hediye etmişlerdi.
20 haftada sadece 3,6 sayı fark ile maç kaybeden, en fazla fark ile kaybettiği maç -Maccabi- 9 sayı olan Fenerbahçe’yi, Euroleague’in en iyi savunma takımını, yazı ile “yirmibeş” sayı ile yenmişler, üstüne bizlere takımın tüm ruhunun bozulmasını 40 dakika boyunca izletmişlerdi. Bundan daha kötü bir işkence olabilir miydi?
Bu sezon kaybettiği 6 maçın neredeyse 5’ini farklı kaybeden Olympiakos’un inişli-çıkışlı bir grafiği olsa da evini ilk 20 haftada çok güzel korumuş, galibiyet hakkını sadece ezeli rakibi Panathinaikos’a vermişti. Genetiğinde pes etmemek olan Yunanların playoff’lar yaklaşırken pes edeceğini düşünmek hayal kurmaktan başka birşey olamazdı.

Müzik ve basketbolun çok güçlü bir benzerliği, bağlantısı vardır. Her ikisinin de doğası ritmiktir, bencil olmana asla izin vermez, tüm notaların aynı ahenk ile akması önemlidir, bir orkestra nasıl konuşmadan anlaşıyorsa, sahadaki 5 kişi de aynen bu şekilde anlaşmalıdır. Birlikte savunmayı okumalı, birlikte tepki vermeli, herkesin topa dokunmasına izin vermeli, aynı konsantrasyonda olmalısın. İyi savunma yapan bir takımı tek kişi ile mağlup etmeye çalışmak boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir. İşte dün akşam “Fenerbahçe Doğuş Orkestrası” sezon başından beri üstünde çalıştığı tüm şarkıları unutmuş, tüm ritimleri evde bırakmış ve iki notayı bir araya getirememişti.

SANKİ HİÇ TANIMIYORLAR, BİLMİYORLAR GİBİYDİLER
Ligin belki de en iyi top süren, pick and roll oynayan takımına karşı guardlarına baskı ile başlamak çok önemliydi, ancak nedense Obradovic’in öğrencileri sanki hiç tanımadıkları, bilmedikleri bir takıma karşı oynamış, yapılması gereken hiçbir şeyi parkeye yansıtamamıştı. Diğer yanda olympiakos maça savunmada ve hücumda muazzam başlamış, dakikalar 10’u gösterdiğinde Fenerbahçe 1 çeyrekte yıllardır hiç yemediği kadar sayı yemişti. 34-18 ile geçilen kabus 10 dakikanın sonunda Kırmızılar bile bu kadar kolay sayı bulduğuna inanamamıştı. Sarı Lacivertli cephede ne doğru bir saha içi yerleşimi, ne hareketli bir hücum veya agresif bir savunma görebilmiştik. Spanoulis önderliğinde, “Papanikolaou enerjisi”, “Printezis tecrübesi”, Fenerbahçe’yi adeta felç etmişti. Çeyreği 8 top kaybı ve 3 ribaund ile bitirmiş Fenerbahçe’de acilen birşeyler değişmeliydi.
2.çeyrekte Guduric ile nefes almaya başlamış, Kalinic’in enerjisi ile geçen sezona yolculuk yapmış, Dixon, Sinan ve Ahmet’in gayreti ile acaba bile demiştik. olympiakos’un inatçı kişiliğini unutmuş, fark tek hanelere inerken umutlanmıştık. 45-36 biten ilk yarıdan sonra Obradovic, “2.çeyrekte ne yaptıysak aynısını yapmaya devam etmeliyiz” demişti, uzatılan mikrofona. Periyot boyunca olympiakos’u 11 sayıda tutmuş, ribaund almasına ve asist yapmasına izin vermemiş üstüne 7 top kaybı yaptırmıştık.

Yazının devamı...

Bir galibiyetten fazlası

18 Ocak 2018

Haklı da, senelerce hatırlanacak bir playoff serisi, ev sahibi avantajının kaybedildiği 23.000 kişinin önünde yaşanan hezimet. Haklı çünkü, Olympiacos rekabeti nasıl hissettiriyorsa, Fenerbahçe'de aynısını hissettiriyor. Yani en azından öyle olmalı, yoksa Dimitris Giannakopoulus'un takımla birlikte bench'te olmasının başka bir anlamı olamazdı. Haklı çünkü, Pascual'in neredeyse istifa noktasına geldiği otobüs ile dönülen seyahatin baş mimarı Fenerbahçe'ydi. Haklı çünkü Gist ve Singleton'ın hayatlarının en önemli maçını oynuyormuş gibi tavırları başka nasıl anlaşılabilir?

Dün akşam, ev sahibi avantajına giden kritik yolda, Fenerbahçe Doğuş, ezeli rakibi Panathinaikos ile aynı galibiyet sayısına ulaşma şansını çok iyi değerlendirerek, Ataşehir'de 67-62 ile sahadan galip ayrıldı.

Sahada bir galibiyetten daha fazlası vardı dün akşam. Oyuncuların en iyi oldukları yönlerini ortaya çıkarmak için takımın birbiriyle bağının gelişmiş olması gerekir. Dün akşam Jason Thompson kendisini acımasızca eleştirenlere, Euroleague kariyerindeki en harika maçını, en kritik maçta ortaya koyarak tüm camiaya adeta haykırdı. Satır arasında "Bana zaman verdiğinizde neler yapabileceğimi görüyorsunuz" olduğu açıktı. Dixon, tüm tecrübesi ve cool haliyle takımı eskisi gibi ateşledi. Tabi sadece o ateşlemedi, Vesely sakatlıktan nasıl dönecek sorularını fazla uzatmadan "büyük oyuncu" olduğunu bir kez daha kanıtladı. Büyük oyuncuysanız istatistiklerinizin harika olmasına ihtiyacınız yok, iyi hücum edememiş olabilirsiniz ama büyük etkiler bırakırsınız. İşte Vesely için de dün akşam öyle bir akşamdı. Özetle takım her geçen gün birbirine daha çok güven vermeye başlamış, roller oturmuş, endişe ve stres seviyesi azalmış ve bir galibiyetten fazlası kazanılmıştı.

Xavi Pascual, maçtan önce geçen yılki playoff serisinden çok iyi ders çıkardıklarını ve zihinsel olarak daha güçlü olduklarını söylemişti. Ancak dün sahada o kuvveti, gücü görmek neredeyse imkansızdı. İlk çeyreğe savunmada kusursuz başlayan Fenerbahçe Doğuş, Panathinaikos'u kendi 24 saniyesinde hapsederek pota altına yaklaşmasına izin vermemişti. Pao'nun bu durum karşısında 3'lükten başka şansı kalmamışt. Nitekim maç boyunca da farklı bir senaryo ile karşılaşmayacak ve ilk periyot 10 olan 3 sayı denemeleri maç sonunda 28'i gösterecekti. Bu tutması zor bir kumar veya tamamen çaresizlikten başka bir şey değildi.
Pas aralarını kapayan, Pao'nun maç içi iletişimine giden yolların hepsini kesen Fenerbahçe'de şanssız hücumlar harici kötü giden herhangi birşey yoktu. 35-30 biten ilk yarının sonunda devamlı 3'lük denemeleri ile ilgili uzatılan mikrofona Singleton "Defansları buna izin veriyor napalım biz de deniyoruz" demişti. Işin kötü ama Sarı Lacivertliler için iyi tarafı, koç Pascual'in de aynı soruya "Boş atış bulunca atmalısın" açıklaması gelmişti. Yani; takımın çözüm üretmedeki kabiliyeti bu kadar kısırdı.

47-50 ile geçilen 3.çeyreğin ardından savunmada ve hücumda çok hareketli ve agresif başlamıştı Obradovic'in öğrencileri. 5-0'lık seri, Dixon'ın azmi, Vesely'nin hırsı derken Ülker Arena eski günlerine dönmüştü. Vesely'nin birleştirici gücü sayesinde rüzgarı arkasına almış, galibiyete yelkenlerini açmıştı bile. 63-60 ile geçilen son 40 saniyede sezon boyunca sadece 1 serbest atış kaçırmış Datome'ye yapılan faul, Fenerbahçe'nin galibiyetini kesinleştirmişti. Önce Datome sonra Sloukas ile faulleri kaçırmayan Sarı Lacivertliler, 67-62 ile biten maçtan sonra Pao'yu ve Giannakopoulos'u Atina'ya geldiği gibi göndermişti. Durun! Acaba geldiği gibi mi yoksa otobüs,tren veya gemi ile mi?

Akılda kalanlar:

-Thompson, Thompson ve yine Thompson, 8'de 7 2 sayı isabetine %87,50 ile oynadı. 29:40 ile sahada en fazla kalan oyuncuydu.

Yazının devamı...

Kazanmak için çıkmamak!

22 Aralık 2017

Ne yazık ki sadece bir konuda haklıydı Melli. Fenerbahçe Doğuş maça hiç hazırlanamamış hatta maça gelmeyi unutmuştu sanki. Diğer tarafta Melli'nin tahminin aksine bu sezonki en hazır Maccabi vardı karşılarında. Hiç olmadığı kadar istekli, enerjik ve kararlı. Sanki Fenerbahçe Doğuş ile kapanmamış bir hesapları vardı, sanki Final Four'da son topta kupayı Fener'e kaptırmışlar da onun rövanşını almak için oynuyorlardı. Her oyuncusu agresif, her taraftarı hırs doluydu maç boyunca.

Fenerbahçe Doğuş, dün akşam Tel Aviv'de parkeye kazanmak için çıkmamıştı, sadece maçı kaybetmemeye çalışan bir grup oyuncu izledik 40 dakika boyunca. Oysa ki mücadele etmek, savaşmak bu takımın DNA'sında vardı, çünkü baştan öyle tasarlanmıştı, çünkü başka türlüsü mümkün değildi, olmamalıydı. Obradovic ve öğrencileri dün akşam geçen yılın rövanşını almaya çıktığı maçta, Maccabi Tel Aviv'e 9 sayı fark ile 82-73 yenildi. Sizi bilmem ama bana 9 sayı 109 sayı gibi hissettirdi.

Kızılyıldız karşısında herşeyi doğru yapan Fenerbahçe sadece zihnini getirmeyi unutmamıştı bedenler de İsrail'e hiç gelmemişti. Bunun en büyük kanıtı Jason Thompson'ın sadece 1 dakika içinde 3 faul yapıp kenara gelmesi olmuştu. Maçta ilk 7 dakika geçilirken skor tabelası 15-4 ev sahibi lehineydi. Sarı Lacivertlilerin 4 sayısının sadece 2'si saha içinden diğeri ise faul atışından gelebilmişti. Fenerbahçe skorda zorlanabilirdi ancak bugüne kadar oynadığı hiçbir maçta bu kadar kötü savunma yapmamıştı. Maccabi'de her eline topu alan kendisini boyalı alanımızda bulmuş, çok doğru hücum etmişti. Fenerbahçe ise hücumda ilk defa savunmayı bu kadar kötü okumuş onu delmek yerine zorlama toplar kullanmıştı.Akıllı hücum edememek 6 blok olarak maç sonunda hesabımıza yazılmıştı.

Orkestra en baştan bozuk çalmaya başlamıştı, ne yazık ki birbirini ve karşı takımı okumak konusunda sınıfta kalmıştı Fenerbahçe.

Obradovic maç boyunca doğru 5'i bulmaya çalıştı. Kalinic'in talihsiz sakatlığı, Datome'nin kaşının açılması, Thompson'ın faul problemi maç boyunca başını ağrıttı Sırp teknik adamın. Bunun yanında Sloukas, Wanamaker, Nunnaly, Guduric ve Melih'in her zamankinden uzak performansları da hiç yardım etmedi. Fenerbahçe Vesely ve Dixon ile maça tutunmaya çalışsa da karşısında hep daha da güçlü cevap veren Maccabi'yi buldu. 1 dakika bile konsantrasyonunu kaybetmeyen, 40 dakika aynı hevesle savunma yapan Maccabi'de motivasyon çok netti. Tıklım tıklım seyircisi önünde "Avrupa'nın en iyi koçunun" yönettiği "Euroleague şampiyonunu" yenmek, işte bütün mesele de buydu.

Devre arasında Neven Spahija uzatılan mikrofona "Gerçekçi olalım Fenerbahçe aslında bu değil, çok daha iyi hepimiz biliyoruz" demişti. Çok doğru söylemişti Fenerbahçe tabi ki bu değil ve hepimiz bunu çok iyi biliyoruz. Gelecek hafta yılın son maçında Real Madrid'i konuk edecek Sarı Lacivertliler, her zaman yaptığı en iyi şeyi yapacak, Maccabi hayal kırıklığını bir kenara bırakacak, zihinleri tamamen sıfırlayacak ve taraftarının önünde bir kez daha İspanyolları devirecek.

Akılda kalanlar:

-Pierre Jackson'ın hırsı ve isteği. 20 sayı, 22 verimlilik puanı!

Yazının devamı...

Alimpjevic'in Obradovic şanssızlığı

20 Aralık 2017

Maçtan önce verdiği röportajda Fenerbahce Doğuş'u Final Four adayları arasında gösterirken sanki maçın 82-56 ile sona ereceğini öngörmüştü. Aynı Cska ve Olympiacos maç sonları gibi.

Zalgiris Kaunas mağlubiyeti Fenerbahçe seyircisinin yine Euroleague'in uzun bir maraton olduğunu unutmasına neden olmuştu geçen hafta. Oysa ki yeni takım olmanın verdiği bazı aksaklıklar ve sakatlıklar yolu biraz engebeli yapabilirdi.Önemli olan yolun sonuna nasıl varılacağıydı. Aynı 2 forması yeni emekli edilen Lakers efsanesinin, Kobe Bryant'ın, takımı ile 2009'da inanılmaz bir normal sezon geçirirmesinin ardından söyledikleri gibi "Normal sezonu 1. bitirmek veya daha az mağlubiyet almaktansa finallerde olmayı tercih ederim, şimdi başarılı olmanın hiçbir önemi yok, yolun sonuna varabilmek daha önemli"

Ataşehir'deki maç sonunda söylenerek çıkan seyirci veya Twitter'daki yorumlar tek bir yönü gösteriyordu geçen Perşembe. Son şampiyonsanız sanki hiç mağlubiyet yüzü görmeden, lige hükmederek bitirmeliydiniz her haftayı! 

Oysa ki alınan mağlubiyetler bile Fenerbahçe Doğuş'un ayak seslerinin ne kadar gür ve sağlam olduğunu kanıtlıyordu. Hatta Avrupa'nın en iyi basketbol sitesi eurohoops.net bu duruma çok farklı bir açıdan yaklaşmış ve şu soruyu sormuştu. "Eğer paralel bir basketbol evreninde yaşıyor olsaydık ve galibiyetler maç boyu önde götüren takıma yazılsaydı Euroleague sıralaması ne olurdu?" Bu eğlenceli sorunun cevabı birçok takım için değişmezken sıralama Fenerbahçe için 1'i, mağlubiyet sayısı da 0'ı gösterirdi. Yani oynadığı 12 maçta, toplam 350 dakikada sadece 99 dakika geride olduğunu, maç başına ortalama 8.25 dakika rakiplerinden geriye düştüğünü ve kusursuza yakın bir egemenlik kurduğunu. 

Paralel evrende veya farklı bir dünya yerine kuralların daha eğlenceli ve heyecanlı olduğu günümüzde, Fenerbahçe Doğuş dün akşam, ligin sonlarından, son 3 haftada 11.liğe kadar yükselmiş bir basketbol ekolünü ve okulunu, Kızılyıldız'ı, 26 sayı farkla devirdi. Baştan sona ipleri bırakmadığı maçta basketbolseverlere müthiş bir maç izletti. Önce Feldeine ve Rochestie'yi durdurdu ardından, boyalı alanda hem savunmada hem hücumda hakimiyet sağladı. Zalgiris maçının aksine boş adamı bulana dek topu dolaştırdı, sahaya doğru yerleşti ve agresif savunma anlayışını fark ne olursa olsun sonuna kadar bırakmadı. Son 3 maçında 87 sayı ortalaması ile galibiyet serisi yakalayan Kızılyıldız'ı yenmekle kalmadı, yaptığı baskı ile Kırmızıları 56 sayıda tutarak sezonun en kötü performansını sergilemesine neden oldu. Obradovic elindeki tüm rotasyonu nerdeyse ilk defa kullanırken hepsinden verim almayı başardı. Şimdi gözler İsrail'e, Tel Aviv'e çevrilecek, Pao'ya yenilen Maccabi ile karşı karşıya gelecek Sarı Lacivertliler. Nihayet tam kadro, atletik İsrail takımı karşısında bir kez daha sınav verecek bu hafta.

Akılda kalanlar:-Pero Antic'in Arena'ya dönüşü.
-Kalinic'in ilk dakikaları ve ilk 5 başlaması

Yazının devamı...
Bahar Ekinci Akçaoğlu Kimdir?

Bahar Ekinci Akçaoğlu