GeriBahar Ekinci Akçaoğlu Evde kalan ritim!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    4
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Evde kalan ritim!

Olympiakos-Fenerbahçe Doğuş maçından bir Euroleague finali bekleyenler fena halde yanılmıştı.

Senaryo biraz bense de karakterler bu sefer yer değiştirmişti. Normal sezonun 21.haftasında Fenerbahçe Doğuş’u Pire’de konuk eden Kırmızılar, sahadan sadece 25 sayı farkla ayrılmamış, Sarı Lacivertlillere sezonun en kötü maçını da hediye etmişlerdi.
20 haftada sadece 3,6 sayı fark ile maç kaybeden, en fazla fark ile kaybettiği maç -Maccabi- 9 sayı olan Fenerbahçe’yi, Euroleague’in en iyi savunma takımını, yazı ile “yirmibeş” sayı ile yenmişler, üstüne bizlere takımın tüm ruhunun bozulmasını 40 dakika boyunca izletmişlerdi. Bundan daha kötü bir işkence olabilir miydi?
Bu sezon kaybettiği 6 maçın neredeyse 5’ini farklı kaybeden Olympiakos’un inişli-çıkışlı bir grafiği olsa da evini ilk 20 haftada çok güzel korumuş, galibiyet hakkını sadece ezeli rakibi Panathinaikos’a vermişti. Genetiğinde pes etmemek olan Yunanların playoff’lar yaklaşırken pes edeceğini düşünmek hayal kurmaktan başka birşey olamazdı.

Müzik ve basketbolun çok güçlü bir benzerliği, bağlantısı vardır. Her ikisinin de doğası ritmiktir, bencil olmana asla izin vermez, tüm notaların aynı ahenk ile akması önemlidir, bir orkestra nasıl konuşmadan anlaşıyorsa, sahadaki 5 kişi de aynen bu şekilde anlaşmalıdır. Birlikte savunmayı okumalı, birlikte tepki vermeli, herkesin topa dokunmasına izin vermeli, aynı konsantrasyonda olmalısın. İyi savunma yapan bir takımı tek kişi ile mağlup etmeye çalışmak boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir. İşte dün akşam “Fenerbahçe Doğuş Orkestrası” sezon başından beri üstünde çalıştığı tüm şarkıları unutmuş, tüm ritimleri evde bırakmış ve iki notayı bir araya getirememişti.

SANKİ HİÇ TANIMIYORLAR, BİLMİYORLAR GİBİYDİLER
Ligin belki de en iyi top süren, pick and roll oynayan takımına karşı guardlarına baskı ile başlamak çok önemliydi, ancak nedense Obradovic’in öğrencileri sanki hiç tanımadıkları, bilmedikleri bir takıma karşı oynamış, yapılması gereken hiçbir şeyi parkeye yansıtamamıştı. Diğer yanda olympiakos maça savunmada ve hücumda muazzam başlamış, dakikalar 10’u gösterdiğinde Fenerbahçe 1 çeyrekte yıllardır hiç yemediği kadar sayı yemişti. 34-18 ile geçilen kabus 10 dakikanın sonunda Kırmızılar bile bu kadar kolay sayı bulduğuna inanamamıştı. Sarı Lacivertli cephede ne doğru bir saha içi yerleşimi, ne hareketli bir hücum veya agresif bir savunma görebilmiştik. Spanoulis önderliğinde, “Papanikolaou enerjisi”, “Printezis tecrübesi”, Fenerbahçe’yi adeta felç etmişti. Çeyreği 8 top kaybı ve 3 ribaund ile bitirmiş Fenerbahçe’de acilen birşeyler değişmeliydi.
2.çeyrekte Guduric ile nefes almaya başlamış, Kalinic’in enerjisi ile geçen sezona yolculuk yapmış, Dixon, Sinan ve Ahmet’in gayreti ile acaba bile demiştik. olympiakos’un inatçı kişiliğini unutmuş, fark tek hanelere inerken umutlanmıştık. 45-36 biten ilk yarıdan sonra Obradovic, “2.çeyrekte ne yaptıysak aynısını yapmaya devam etmeliyiz” demişti, uzatılan mikrofona. Periyot boyunca olympiakos’u 11 sayıda tutmuş, ribaund almasına ve asist yapmasına izin vermemiş üstüne 7 top kaybı yaptırmıştık.
Obradovic, panzehiri bulmuştu ancak 2. Ve 3.periyotta parkede daha da kuvvetli bir olympiakos vardı. Dixon’ın yüreği ve enerjisi, Ahmet’in çabası, Guduric’in hareketlenmesi, tüm kadro saldıran Kırmızıları yenmek için yeterli olabilir miydi? Kendi evlerinde, Euroleague sertliğinde, ancak sadece saf bir düş olabilirdi.
Son çeyrekte ilk dakikalar oynanırken, Vesely’nin iki elle pota altından kaçırdığı smaç ve arkasından Wanamamker’ın 3 sayı çizgisinden potaya gönderdiği ama değmeyen şutu, sanırım dün akşamın Fenerbahçe’sini çok iyi özetliyordu. “Bugün bizden ümidi kesin en iyisi, hadi yatın uyuyun” mesajından başka bir şey olamazdı. Obradovic geldiğinden beri izlemeye doyamadığımız Fenerbahçe Doğuş dün akşam yine o nadir çok kötü akşamlarından birini yaşattı bizlere. İlk 4 içindeki yerini bu hafta için değiştirmese de, mental olarak zorlamış, kimyasını bozmuştu. Bu mağlubiyeti sezonun en pahalı dersi olarak kabul edip verilemeyen reaksiyonların nedenlerine bakmalı, mağlubiyeti iyi analiz etmeli Obradovic ve öğrencileri. Aynı 14-15 sezonundaki Panathinaikos ve geçen yıl şampiyonluk yolunda alınan Baskonia mağlubiyetleri gibi.

Akılda kalanlar:

-Strelnieks ve Spanoulis’in performansları.

-Olympiakos’un 13/17, %76.5, 3 sayı yüzdesi.

-Melli, Sloukas, Datome, Melih ve Wanamaker’ın harika!! performansları.

-Vesely’nin kaçırdığı smaç. (Yaptığı harika smaçları bana unutturdu aklımda bir tek bu kare kaldı)

-Dixon’ın yetmeyen gayreti. Ahmet’in pota altı savaşı.

-Kalinic’in anlamsız top kayıpları.

Akıldaki sorular:

-19 ve 20.hafta MVP’si vardı bir yerlerde, gören oldu mu? Nasıl bir istikrardır biri bana açıklasın lütfen?

-Melli’nin ikiz kardeşi falan mı sahadaki?

-Sloukas’ı Yunanistan’a götürmemek mi lazım?

-Datome’nin kaşı kaçıncı kez açıldı? Kask ile mi çıksa?

-Ahmet daha fazla süreyi haketmiyor mu?


Yorumları Göster
Yorumları Gizle