"Mehmet Arslan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Arslan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Arslan

Bütün dünya El Clasico’ya koşmuş!

4 Aralık 2016

Uçağa binen herkes Barcelona’ya; El Clasico’ya gidiyor. Barcelona Havalimanı, daha da ilginçtı. Türklerin bu kadar ilgisine mazhar olan El Clasico için dünyanın dört bir yanından da insanlar koşmuş gelmiş. Her yer ana baba günü...

REAL MADRID iLE AYNI OTELDEYiZ
 

Havalimanından Mustafa Denizli ile birlikte Fairmont Rey Juan Carlos Oteli’ne yol alıyoruz. Otele girişte bir kalabalık var. Görevliler önümüzü kesiyor. Hoş bir sürpriz Real Madrid’le aynı otelde kalıyoruz. Kulübün fotoğrafçıları ve televizyoncuları, lobide koşturuyorlar. Ama futbolculardan hiçbiri ortalıkta görünmüyor.

SKOR NE OLUR? KAZANACAĞIZ

Yaklaşık 15 dakika sonra Real Madrid Başkanı Florentino Perez otelden içeriye girdi. Hemen ayağa kalktım. Türkiye’den geldiğimi ifade ettim ve bir fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim. “Memnuniyetle” dedi ve o arada maçın skorunu sordum. Gülümseyerek, “Kazanacağız” dedi. Otel lobisinde Perez’i gören hemen hemen herkes bir fotoğraf çektirme yarışına başladı...

EL CLASiCO’NUN EL YAKAN BiLETLERi 

EL Clasico’nun bilet fiyatları alıştığımız cinsten değil. En ucuz biletin karaborsa fiyatı Barcelona’da 700-800 Euro’ya kadar yükseldi. Ayrıca fotoğrafını da koyduğum VIP biletler var ki onların fiyatını hiç sormayın. 1850 ve 3000 Euro’ya kadar VIP biletleri var. Ayrıca El Clasico turizmi de epey revaçta. Otel, maç dâhil en ucuz El Clasico seyahati 1000 Euro’dan başlıyor.

NEREDE BiZiM TRiBÜN ŞOVLAR!

Bizim derbilerde alıştığımız takımı ya da futbolcuları tribüne çağırma ritüeli El Clasico’da yok. Maçtan önce tribün şovları ve müthiş tezahüratları burada bulmak çok mümkün değil. Statdaki anonsçu, seyirciyi maç öncesi elinden geldiğince coşturmaya çalışıyor. Ama çok başarılı olduğu söylenemez.

RONALDO’YA TAHAMMÜL YOK!

Barcelona ve Real Madrid anons edildiğinde iki önemli isim öne çıkıyor. Biri Ronaldo, diğeri Messi. Barcelona taraftarları, Real oyuncularının ismi okunurken sürekli ıslıkladı. Ama Ronaldo ismi duyulunca ıslığın desibeli olabildiğince arttı. Barcelonalı futbolcuların ismi anons edildiğinde ise en büyük tezahüratı Messi, Neymar ve Suarez aldı.

DENiZLi FARKIYLA MAÇ iZLEMEK

Maçı Mustafa Denizli ile izlemenin en güzel keyfi, olacaklardan önceden haberdar olmaktı. Oyuna kimin girip kimin çıkacağından, oyuncu değişikliklerine kadar tümünde isabet buldu. Barcelona’nın golünde de henüz vuruş yapılmadan gol olacağını önceden söyledi.

HEVESLE BU MAÇA GELDiK AMA

Adı El Clasico. Dünyanın kuşkusuz en büyük maçlarından biri. Dünyanın en büyük yıldızlarının şovunu izlemek ve bu ana tanık olmak için büyük bir hevesle maça geliyorsunuz. Ama “Bu El Clasico seni ne kadar keyiflendirdi” diye sorarsanız cevabım “Eh işte” olur.

INIESTA ÇOK BAŞKA BiR iSiM

Bancelona tribünleri Iniesta’yı çok özlemiş. Isınmaya başladığı andan oyuna girdiği dakikaya kadar gözler ondaydı. O girdikten sonra da, bakmayın Real’in golüne, hâkimiyet Barça’ya geçti. Zekasıyla takımını her kaostan çıkardı.

DiLEKLERiM GERÇEK OLMADI

Maç başlarken tek bir duam vardı: İlk devre 0-0 bitsin, Arda ikinci yarı oyuna girsin, golünü atsın ve El Clasico’da günün adamı olsun. Arda oyuna girdi. Oynadı, ama benim dileklerim maalesef gerçek olmadı.

Yazının devamı...

Türkiye bu soruların cevabını bekliyor hocam!

10 Ekim 2016

UKRAYNA beraberliği ve İzlanda yenilgisi ile birlikte Fatih Terim hedef adam haline geldi.

 

İtiraf edelim ki, “Terim’e saldırmanın dayanılmaz hazzını” yaşayanlar da var...

 

Hocaya sahip çıkmanın “Erdem” olduğunu iddia edenler de..

 

Ben iki cephede de yer almıyorum.

 

Sadece doğrunun yanındayım. Milli Takım ile ilgili olarak kamuoyunun merak ettiği pek çok detay var.

 

Ne yazık ki bu detayların hiç biri aydınlanmadı.

 

Aydınlığa kavuşturacak sorular da sorulmadı.

 

YÜZ YÜZE GELİRSEK...

 

Terim’in kendisi de olanca açıklığıyla o konulara açıklık getirmedi.

 

Biliyorum, soruları okuduktan sonra herkes kendine göre bir yorum çıkaracak.

 

Kimileri;

 

- Fatih hocayı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor...

 

Kimileri de:

 

- Bu soruları hocanın yüzüne sorsana... diyecek. Eğer fırsat olursa tabii ki Fatih Terim’le yüz yüze geldiğimizde bu soruları sorarız.

 

HERKES KONUŞUYOR

 

Ama önemli olan sorular... Hangimiz bugünlerde bunları birbirimize sormuyor ve yanıt aramıyoruz ki. Bütün kamuoyu bu sorulara yanıt bekliyor.

 

İnşallah Fatih Terim bu sorulara yanıt verir ve satırına dokunmadan o yanıtları yine bu sütunlardan yayınlarız.

 

Terim, Arda ya da Yıldırım Demirören değil konumuz. Hep birlikte doğruyu bulmak ya da bulmaya çalışmak.

 

İŞTE O SORULAR

 

1- Hırvatistan maçından önce kadroya almadığınız oyuncular için, “Türk halkından özür dilemeliler” ve “Bu forma onu şerefle taşıyacak olanlara açıktır” dediniz. Ukrayna maçından önce de “Kadroda olan, olmayan oyuncularımı kimseye yedirmem” dediniz. Sizce bu iki açıklamada bir çelişki var mı?

 

2- Federasyonla yaptığınız sözleşmede 7.6 milyon Euro tazminat bedeli var. “Ben hayatım boyunca tazminat almadım” açıklaması yaptınız. Milan’dan ayrıldığınızda tazminat ya da tazminat adı altında maaş aldınız mı?

 

3- “Sözleşmeye bakmadan imzaladım” dediniz. İmzalamadan önce avukatınızla hiçbir görüşme yapmadınız mı? Tüm rakamları avukatınız sizin bilginiz dışında mı hazırladı?

 

4- Türkiye Futbol Direktörü sıfatıyla geçtiğimiz ocak ayının 5’inde yapacağınızı deklare ettiğiniz basın toplantısı ve açıklamaları daha sonra neden, niçin iptal ettiniz?

 

5- Başta Arda olmak üzere kadroya almadığınız oyuncularla ilgili kararınız teknik bir gerekçeye mi dayanıyor, yoksa idari bir nedene mi? Ya da iddia edildiği gibi kişisel bir gerekçe mi? Kosova maçında bu isimler kadroda olacak mı, yoksa siz olduğunuz sürece alınmayacaklar mı?

 

6- “Tartışma prim tartışması değil, sizler biliyorsunuz” açıklaması yaptınız. Ama kamuoyu bu konuda aydınlanmadı. Tartışmanın gerçek nedenini açıklamayı düşünüyor musunuz?

 

7- Ukrayna maçından sonra “Oyuncularım bu tartışmalardan etkilendi” dediniz. Peki siz bu tartışmalardan ne kadar etkilendiniz? Hakan Çalhanoğlu içinde silahın da olduğu Gökhan Töre olayından etkilenmemiş miydi?

 

8- “Euro 2016 sonrası ben gereğini yaptım” dediniz. Siz istifa mı ettiniz, yoksa görevden alınmanızı mı talep ettiniz. Fransa’daki hüsran sonrası gereğini yapmaktan kastınız neydi?

 

9- Milli Takım üzerinde otoriterinizi kaybettiğinizi düşünüyor musunuz? Bu yöndeki eleştiriler için ne diyeceksiniz?

 

10- YAŞANANLAR sonrası “Fatih Terim, Milli takımı bırakacak, Galatasaray’ın başına geçecek” şeklinde bir kamuoyu algısı yaratılıyor. Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz? 

 

11- Türkiye Futbol Direktörü olarak kendi deyiminizle pek çok işle uğraştığınızı söylüyorsunuz. Bu kadar yoğun mesai harcayan biri olarak neden yardımcı hocaya gerek duymuyorsunuz?

 

12- Türk Milli Takımı’nda oyunculara ve teknik adamlara ödenen primleri doğru buluyor musunuz? Bu primlerin kamuoyunda tepki yaratmasına ne diyorsunuz?

 

13- Milli Takım Teknik Direktörleri’nin görevi takımlarını Avrupa ve Dünya Şampiyonaları’na hazırlamak ve katılmak değil midir? Bunun için ekstra prim ödenmesini doğru buluyor musunuz?

 

14- Hırvatistan ve İzlanda 3 maçta toplam 25 oyuncuyu kadroya çağırdı. Siz ise 33 oyuncu davet ettiniz. Bu Futbol Direktörlüğü’nüzün 3. yılında hala bir sisteme ve oyuncu kadrosuna sahip olamadığımızı göstermiyor mu?

 

15- Türk Milli Takımı, Rusya 2018 Dünya Kupası’na gidemezse ya da gitme şansımız kalmazsa görevi bırakmayı düşünüyor musunuz?

Yazının devamı...

Yüzde 50.5'in, 49.5 ile savaşı

26 Eylül 2016

 

6 EKiM’DE Ukrayna ile maçımız var Konya’da.

 

9 Ekim’de de İzlanda ile deplasmanda.

 

Ve Milli Takım aday kadrosu Cuma günü açıklanacak. Kimse, “Kazanır mıyız, kaybeder miyiz?” diye tartışmıyor.

 

“Arda Turan Milli Takım’a çağrılacak mı, çağrılmayacak mı?” diye soruyor.

 

Tehlikeli değil mi? Hatta acı..

 

Üstelik bu tartışma öyle senaryolar üretiyor ki, Terim’in, Arda’yı Milli Takım’a çağırmaktansa görevi bile bırakabileceği iddia ediliyor.

 

RÖPORTAJ KRiTERi!

 

Peki ne olacak?

 

Ben biraz daha soğukkanlı bakanlara sormayı tercih ettim.

 

Türk medyasının önde gelenlerine, Milli Takım muhabirlerine ve yöneticilerine:

 

- Arda’yı çağıracak mı?

 

Yanıtları okuyunca göreceksiniz ki herkesin kafası karışık.

 

En ilginç yanıtlardan biri, daha önce “Terim, Arda’yı Turan’ı çağıracak” başlıklı bir yazı kaleme alan Şansal Büyüka’dan geldi. Büyüka, “Arda’nın NTV’ye verdiği röportaj öncesi düşüncem buydu” dedi. Ya şimdi ne düşünüyor?

 

İşte yanıtlar:

 

Şansal Büyüka (Lig TV): Yüzde 50.5 çağırmayacak. Yüzde 49.5 çağıracak.

 

Necil Ülgen (Fanatik): Orası egoları yenme alanı. Çağıracak.

 

Halil Özer (Habertürk): Çağırmayacağını düşünüyorum.

 

Tayfun Bayındır (Milliyet): Çağıracak.

 

Mehmet Demirkol (Fanatik): Yüzde 51 çağıracak.

 

Fuat Akdağ (NTVSpor) Benim kanaatim çağıracağı yönünde.

 

Murat Özbostan (Sabah Gazetesi): Çağırmayacak.

 

Ali Naci Küçük (Hürriyet): İleride belki ama şimdi değil.

 

Fatih Doğan (Sabah): Davet edeceğini düşünmüyorum.

 

Atilla Türker (Habertürk): Şans vereceğini düşünmüyorum.

 

Övünç Özdem (NTV Spor): Çağırması sürpriz olur.

 

Metin Karabaş (Fanatik): Bir araya gelmeleri artık çok zor.

 

Biliyorum sizin de kafanız karıştı. Soruya yanıt bulamadık. O zaman birkaç ayrıntı vereyim.

 

Acun Ilıcalı’nın kızının düğünü bu krizi aşmak için fırsattı. Terim katıldı düğüne ama Arda gelemedi. Dolayısıyla ikilinin bir araya gelme şansı ortadan kalktı.

 

Terim ekibiyle Arda konusunu tartışıyor. Hırvatistan maçı öncesi de benzer toplantı yapılmış, Arda’nın takıma çağrılması eğilimi çıkmıştı. Ama Terim’in kararı tam tersi oldu.

 

Arda konusunda Terim henüz karar vermedi. Bu satırları yazarken yapacağı bazı görüşmeler kararında etkili olabilir.

 

Ve düşüncemi yazayım...

 

Terim şu anda Arda’yı çağırmakla çağırmamak arasında gidip geliyor. Düne kadar çağrılmama olasılığı vardı ama Cuma gününe kadar Arda’nın Milli Takım’a dönme ihtimali giderek yükseliyor.

 

TERiM NiYE ALMAZ

Arda Turan’ı açıklamalarına rağmen kadroya alırsa, “Karizmam çizilir” endişesi yaşar.

 

Daha önce yaptığı açıklamaların tam tersi bir tavır sergilemiş olur.

 

‘Madem ihtiyaç vardı daha önce neden almadın’ sorusuna muhatap olur.

 

‘Arda, Fatih Terim’i dize getirdi’ söylentilerinin önünü alma şansı kalmaz.

 

NiYE ALIR

 

Egosunu bir yana bıraktığını tüm ülkeye gösterme fırsatı bulur.

 

Milli Takım’ın formda bir Arda Turan’a ihtiyacı olduğunu düşünebilir.

 

Arda’yı davet ederse daha da büyüyecektir.

 

MİLLİ KRİZİ BİTİRECEK İSİM

 

TERiM’in yapacağı Arda hamlesi öyle bir santranca dönüştü ki, herkes her hamleyi defalarca düşünüyor. Arda Turan krizini dün Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Göksel Gümüşdağ ile konuştum. Gümüşdağ, deplasman yasağının kaldırılmasında en önemli rolü üstlenmiş ve bu yasağın kaldırılmasına öncülük etmiş ve teşekkürü haketmiş bir isim.

 

Arda Turan-Fatih Terim krizinde de açık bir tavır aldı. Arda’nın milli takımda olması gerektiğini defalarca açıkladı. Gümüşdağ’a, bu krizin çözülmesi konusunda bir tavır alıp almayacaklarını sordum:

 

- “Elbette Fatih Hoca’nın kararıdır. Bu bizden önce Futbol Federasyonu’nun öncelikli konusudur. Ama Arda gibi bir oyuncunun ay yıldızlı formayı giymesini arzu ettiğimiz hep açıkladık. Ve kurumsal olarak tavrımızı da ilk kez biz gösterdik. Önemli olan Ay yıldızlı forma ve milli takımın başarısıdır. Arda ile Fatih hocanın arasına kimse girmesin yeter. Fatih Terim gibi bir profesyonel bu kirizi nasıl aşacağını çok iyi bilir. Biz üzerimize düşen ne olursa yapmaya hazırız.”

 

Aslında bu rolü, Yıldırım Demirören ya da Göksel Gümüşdağ mutlaka oynamalı. Çünkü Arda’nın kadroya alınıp alınmaması Ukrayna ve İzlanda maçlarının önüne geçti.

 

Bu krizi bitirecek isimlerden biri Göksel Gümüşdağ.

 

KÜFÜR EDENLE ETMEYEN AYRILAMIYOR ÇÜNKÜ

 

TÜRKİYE’nin sürekli tartıştığı ancak bir türlü çözüm üretemediği bir konuya göz atalım bugün:◊ Hani (Elektronik bilet) Passolig gelince bireyler ceza alacaktı?

 

Niye hala tribünler ya da bloklar kapatılıyor, neden küfür eden, etmeyen herkes cezalandırılıyor?

 

Bu sorunun yanıtını kimse veremiyordu.Ben sonunda merakımı giderdim ve cezalandırma konusunda hukuki bir tartışmanın olduğunu öğrendim. 

 

Nasıl mı?Anlatayım. 

 

Şu anda elektronik bilet uygulaması Süper Lig ve 1. Birinci Lig’de yapılıyor. Yani 18 stadyumda. Bu 18 stadyumun tümünde mükemmele yakın bir kamera sistemi kurulmuş. Olay çıkaranları kolayca tespit edebileceğiniz bir sistem bu. Ancak bu sistemin de eksikleri var tabii ki:

 

Dudak okuma sistemi yok.

 

Yüz tanıma sistemi yok.

 

Ses tanımlama sistemi yok.Hoş, ses tanıma sistemi oluştursanız bile o kalabalıkta tek tek küfür edenleri nasıl tespit edeceksiniz. Bu da ayrı bir konu.


“BİZ O AYRIMI YAPARIZ”

 

Neyse biz konumuza dönelim.

 

Passolig yetkiileri derki:

 

Biz stadyumlarda küfür edenleri büyük bir çoğunlukla ayırt ederiz. Küfür eden taraftarların isimlerini bildirebiliriz.

 

Hatta bu oranın yüzde 80 isabete bile ulaşacağını dile getiriyorlar. Peki nasıl tespit edecekler:

 

Çok kolay, elimizde gözlemci raporları var. O raporlara göre gözlemciler maçın hangi dakikasında, hangi tribünün ve hatta hangi tribünün küfür ettiğini tek tek not alıyorlar.

 

- O raporlardan yola çıkıp o dakikalarda küfür eden blokların tek tek görüntülerini alabilir ve küfür edenleri bulabiliriz. Hatta koltuğundan ayrılıp başka bir koltuğa oturup küfür edenleri dahi tespit edebiliriz.

 

Bu durumda insan ister istemez sormadan edemiyor:

 

Peki neden yapmıyorsunuz?

 

Verdikleri yanıt ilginç:

 

Federasyon izin vermiyor. Daha doğrusu federasyon hukukçuları...

 

“KANIT GÖSTERMEK LAZIM”

 

Hukukçuların karşı çıkış gerekçeleri de haksız değil:

 

- Görüntülerle küfür etti dediğimiz insanların gerçekten küfür ettiklerine dair hukukun kabul edebileceği deliller gerekli. E-Bilet uygulayıcısı, görüntülere bakarak, “İşte küfür eden isimler bunlar” diyebilir. Ama bunu hukuken de kanıtlamak zorunda. Ses tanıma, dudak okuma, yüz tanımlama gibi teknolojiler eksikse bunu hukuken kabul etmek mümkün değil. Küfür ettiğini iddia ettiğiniz şahıs, “Etmedim” derse önüne kanıt koymamız gerek. Bu kanıtı koyamıyoruz. Gözle tespit hukuki tespit sayılmaz.

 

Kısaca hukukçular diyor ki;

 

Suçun ispatlanması gerekir. Bu sistemle bu mümkün değil. İtiraz eden olursa, zor durumda kalırız. Ya yanlış adam cezalandırılsa...
Buna karşı argüman da ilginç:

 

İyi ama tüm tribünü ya da bloğu cezalandırırken niye aynı endişeyi taşımıyoruz.

 

İki taraf da kaygılarında haklı.

 

Federasyonun bir çekincesi daha var.

 

‘Tüm statlarda kamera sistemi var’ dense de her yer aynı donanıma sahip değil. Bu da eşitliğe uygun değil.

 

Kaldı ki uygulamaya geçilmeden önce bir takım istekler de var.

 

‘SiZ DE SAVCILIĞA BiLDiRiN’

 

Federasyon, Kulüpler Birliği’ne başvurdu:

 

Biz olay çıkaran, küfür eden bireylere ceza verelim ama 18 kulüp de bir mutabakata varsın. Belirledikleri isimleri savcılığa bildirsinler.

 

Şu ana kadar kulüplerden bu konuda hiçbir yanıt gelmedi.

 

Yazının devamı...

Arda - Terim kavgasında 2. perde

19 Eylül 2016

ÇOK konuşulan Fransa’daki Avrupa Şampiyonası sonrası Fatih Terim’in, yıldız futbolcuları kastederek, “Benden değil, Türk milletinden özür dileyecekler” söylemi üzerine zaten gergin olan ipler daha da gerildi.

 

Arda Turan suskunluğunu bozdu ve hocasına yanıt verdi. Her soruya açık ve ayrıntılı yanıtlar verdi.

 

Arda Turan’ı aradım röportajdan hemen sonra.

 

- Derdimi insanlara anlatmak istedim. Ben ne primci olurum, ne de şerefime laf söyletirim. Tek kaygım vardı. İnsanlara, hocama (Fatih Terim) ve takıma zarar vermeden derdimi anlatmak.

 

Bana sorarsanız bunu yaptı da Arda Turan.

 

Röportajın başından sonuna kadar barış dilini kullandı.

 

Uzlaşmacıydı ama inandıklarını da açık açık dile getirmekten çekinmedi.

 

Kelimeleri özenle seçtiği, dersine çalıştığı çok belli oluyordu. Takım arkadaşlarının isimlerini sayarken, haksızlığa uğradığına inandığı hiçbir arkadaşının ismini atlamadı.

 

Futbol tarihimizde ender rastlanan bir şeyi gerçekleştirdi.

 

Bir futbolcu hocasını, hem de Fatih Terim’i açık açık eleştirdi, laf söyledi:

 

“Hatalarımı ben kabul ediyorum. Ama hoca da hatalarını kabul etmeli. Bizi toplumun önüne atmamalı” dedi.

 

Hele bir cümlesi var ki:

 

- Futbol anlık nüans oyunu. Bu kadar anlık değişen bir oyun için evlat-baba ilişkilerini, abi-kardeş ilişkilerini bozmamak lazımdı.

 

Arda tüm bu yanıtlarıyla neden Barcelona’da oynadığını da gösterdi.

 

Sadece fiziksel yetenekleriniz değil, zekanız da orada oynamak için mükemmele ulaşmalı.

 

Açıkcası Arda yanıtlarıyla toplumun çok büyük bölümünü ikna etti.

 

Şimdi artık söz sırası Fatih Terim’de.

 

Bundan sonra ne olacağına hoca karar verecek.

 

Ya tartışma büyüyecek ya da Fatih Terim büyüklük yapacak ve tartışmayı noktalayacak.

 

‘BU TAKIM YILDIZLARIN TAKIMI’ DEDİ Mİ?

 

MiLLi Takım’ı en çok sarsan ifade neydi biliyor musunuz?

 

- Bu takım yıldızlar takımı, hoca takımı değil.Bu sözlerin adresi olarak da Arda Turan gösteriliyordu. Gerçekten böyle bir ifade kullanıldı mı?

 

Bu soruyu da Arda Turan’a yönelttim. 

 

Yanıt kısa ve netti:


Kesinlikle hayır. 

 

ERDENAY'IN AÇIKLAMASI


OLİMPİYATLARIN hemen arkasından “1 madalya 258 milyon TL” başlıklı bir yazı kaleme aldım.

 

O yazıda bazı federasyonların bakanlıktan bilgi sakladığını ifade etmiştim.

 

Yazıda ismi geçen Basketbol Federasyonu Başkanı Harun Erdenay aradı ve şu bilgileri verdi:

 

- A Milli Takım sponsorları dahil tüm mali ve idari bilgilerimizi bakanlık ile paylaşıyoruz.

 

- 57 bin 360 erkek, 10 bin 513 faal kadın sporcumuz var. Tüm bu bilgiler de bakanlıkta mevcut.

 

Ben de bilgilerinize sunuyorum.

 

BURAK İLE  TÜMER TARTIŞTI AMA KAVGA ETMEDİ

 

TÜRK futbol tarihinin en çok konuşulan turnuvası oldu EURO 2016.

 

Önce prim dedikoduları ortaya atıldı sonra da kavga iddiaları. Dilerseniz en son dedikodudan, yani Erman Toroğlu’nun iddiasından yola çıkalım:

 

Burak Yılmaz ile Tümer Metin kavga etti. Burak, Tümer’i dövdü.

 

Toroğlu’nun iddiası bu.

 

Tümer Metin bu iddiayı reddetti ve sosyal medya üzerinden yanıt verdi...

 

İspatlayın.

 

Burak Yılmaz ile Tümer Metin’in tartıştıkları doğru.

 

Bu tartışma Milli Takım yurda dönmeden bir ya da iki gün önce oluyor.

 

Ama kavga ya da fiziki müdahale yok.

 

Peki kavganın gerekçesi ne:

 

Oyuncuların bir kısmı Tümer Metin’i suçluyorlar. Kampta yaşananların dışarı sızmasından onu sorumlu tutuyorlar.

 

Bu iddia doğru mu?

 

Bunun da yanıtı kısa: HAYIR...

 

‘BU TAKIM YILDIZLARIN TAKIMI’ DEDİ Mİ?

 

 

Yazının devamı...

1 madalyaya 258 milyon TL

22 Ağustos 2016

 

RİO 2016 Olimpiyat Oyunları geride kaldı. Türkiye 1 altın 3 gümüş, 4 bronz madalya ile 2016 Rio Olimpiyatları’nı geride bıraktı. Ve madalya sıralamasında 41. sırada yer aldı.Toplam 8 madalya. Bu bir başarı mı yoksa hayal kırıklığı mı?Bu nereden baktığımıza bağlı.

 

Topladığımız madalyalarla neredeyse 2008 Pekin ve 2012 Londra Oyunları’nın toplamına ulaştık. Kaldı ki bu kez 21 branş ve 105 sporcu ile temsil edildik. Bu açıdan bir başarıdan söz etmek mümkün.Ama bir de madalyonun öteki yüzü var.Dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yerini alan Türkiye niye aynı başarıyı olimpiyatlarda gösteremiyor ve ilk 20’ye giremiyor.Bu yazıda hem o soruya yanıt vereceğiz, hem de Spor Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı çözüm yollarını anlatacağız.1

 

OLiMPiK SPORCU8 YILDA YETiŞiYOR

 

 

Yandaki tabloda devletin olimpik branşlardaki federasyonlara ödediği yıllık rakamları görebilirsiniz.Not düşelim; olimpiyat yılı olduğu gerekçesiyle 2016 bütçesi biraz yüksek tutulmuş.◊ Toplam 258 milyon 300 bin TL ödeme yapılmış 2016 yılında.Bu rakamı lütfen aklınızda tutun. Şimdi başka bir noktanın altını çizelim.◊ Bir olimpiyat sporcusu ortalama 8 yılda yetişiyor.8 yıl boyunca emek sarf etmeniz gerekiyor. Bu 8 yıl ile 258 milyon 300 bin TL’yi çarparsanız, Türkiye’nin olimpiyatlar için harcadığı rakamı bulursunuz.

 

BÜTÇEYE TESiSYATIRIMI DAHiL DEĞiL

 

YANLIŞ anlamayın, federasyonlara ödenen bu rakamlara tesis yatırımı dahil değil.Onu daha sonra anlatacağım.8 X 258.300.000 = 2 milyar 66 milyon 400 bin TL ediyor. Rio’da kaç madalya kazanmıştık?1 altın, 3 gümüş, 4 bronz. Yani 8 madalya.2 milyar 66 milyon 400 bin TL’yi, 8’e bölersek 258 Milyon 300 bin rakamı çıkar.Yani Türkiye Rio’da bir madalya için tam 258 Milyon 300 bin TL harcamış...

 

BU SENE FEDERASYON BÜTÇELERi YÜKSELDi

 

Olimpiyat yılı olduğu için bu sene federasyonlara yapılan ödemeler biraz daha yüksekti.Bu bakımdan geçtiğimiz 7 yılın rakamlarını da göz önüne almamız gerekiyor.Ama o rakamlara ne yazık ki ulaşamadım.Ama neresinden bakarsanız bakın, ortaya çıkan rakam çok büyük.Devlet baba ne yapıyor?Federasyonlara bu bütçeleri aktarıp, olimpiyatlara hazırlanmalarını, sporcu yetiştirmelerini istiyor. Ama olmuyor.

 

 

NÜFUSA ORANLA TABLO iÇ KARARTICI 

 

NEDEN olmadığına ve nasıl olacağına da geleceğim ama şimdi başka bir rakama bakalım. İnternetten bulduğum son bilgilere göre Türkiye’nin nüfusu 78 milyon 100 bine ulaşmış.◊ Rio’da aldığımız 8 madalyayı hesaplarsak Türkiye’de 9 milyon 762 bin 500 kişiden biri bir olimpiyat madalyası kazanabiliyor.Gelin diğer ülkelerin rakamlarına bakalım:

Çarpıcı değil mi?

Spora yaygınlaştıramadığımızın en belirgin tablosu işte bu.

OLiMPiK SPORCU SAYISI iÇLER ACISI

 

Bitmedi... Tablodaki sporcu sayılarına baktınız mı? Türkiye’de faal sporcu sayısı 3.5 milyona ulaşmışken, futbol hariç olimpik sporlarda bu rakam 296 bin 115. Bu sayı kelimenin tam anlamıyla içler açısı. Nüfusumuzun 0.9’una tekabül ediyor sayı.◊ Sporda gelişmiş ülkelerde bu yüzde 3 ile 6.5 arasında.Dünya ortalaması ise yüzde 2 ile 3 arasında. Sözün özü, spor yapmıyoruz. Nüfusumuza göre yok denecek kadar faal sporcumuz var.Daha da önemlisi bu branşlarda sporcu yetiştiremiyoruz. Sporcularımıza en büyük eksiğiniz nedir diye sorduğumuzda boksörler, güreşçiler hep bir ağızdan yanıt veriyor:

Antrenman partneri bile bulmakta zorlanıyoruz.Oysa pek çok ülke bir sporcu havuzundan oyuncu seçip geliyor oyunlara.Biz ise sadece var olan ile.

 

ANTRENÖR SAYISI SADECE 631

 

Bir başka rakam daha. Yine tabloda görünüyor.

 

296 bin 115 faal sporcuyu eğiten antrenör sayısı. Bu sayı 5. kademeyi yani en üst derece antrenörleri tanımlıyor.

 

Sadece 631. Bu rakamın yarıdan fazlasını da basketboldaki antrenörler oluşturuyor.

 

323 adet 5. kademe antrenörü var basketbolun. Bazı branşlarda ise rakamlar gördüğünüz gibi SIFIR.

 

PEKi NEDEN MADALYA  KAZANAMIYORUZ?

 

Bu büyük harcamaya rağmen neden madalya kazanamıyoruz.

 

Doğru soru bu.

 

Yanıt verelim:

 

Araştırmalar şunu gösteriyor, federasyonların harcamalarının yüzde 2’si eğitime, yüzde 5’i alt yapıya gidiyor.

 

Ya kalan yüzde 93..

 

Ulaşıma, yeme ve içmeye..

 

Öyle garip bir yapı oluşmuş ki, devlet para vermekle yükümlü kılınmış, ödül vermekle yükümlü kılınmış.

 

Ama ceza verme yetkisi yok.

 

Hesap sorma yetkisi yok.

 

ÇÖZÜM YOLDA

 

Hepinizin “Peki çözüm ne?” Dediğinizi duyar gibiyim.

 

Çözüm var ve yolda.

 

Gençlik ve Spor Bakanlığı devrim niteliğinde değişiklikler yapmaya hazır. Hatta 4 ay önce düğmeye basılmaya karar bile verilmiş. Ama olimpiyat kafileleri, federasyonlar olumsuz etkilenmesin diye ertelenmiş.

 

Yani olimpiyattan sonra neşter vurulacak.

 

Neler mi  yapılacak?

 

Ödül sistemi tepeden tırnağa değişecek. Artık “Avrupa Şampiyonu oldum, Dünya Şampiyonu oldum, verin ödülü” dönemi bitti.

 

Sporcular ödül almak için olimpiyatları beklemek zorundalar. Ödüllerinin ne kadarına hak kazanacakları olimpiyat performansına göre belirlenecek.

 

Olimpiyatta başarılı olamayan dünya şampiyonu sporcunun ödülünün bir kısmı kesilecek. Bu oran sonra belli olacak.

 

BUNDAN sonra antrenörlere de ödül verilecek. Böylece çok da etik olmayan sporcunun ödülünden pay devşirme dönemi gibi bir dönem de sona erecek.

 

DEVŞiRMEYE DE  KRiTER GELiYOR

 

Bitmedi. Çok önemli bir konuya da parmak basılacak.

 

Devşirme sporculara.

 

İsteyin federasyon istediği yabancı sporcuyu devşiremeyecek. Belirli bir kriter getirilecek. Kaliteli ve bir üst seviyeye çıkaracak sporcu devşirilecek. Ve sayısı kısıtlanacak.

 

5 MADDELİK ÇÖZÜM

 

Hem alt yapıya, hem üst yapıya yurt dışından antrenör getirilecek.

 

Bu antrenörler hem oyuncuları hem yerli hocaları eğitecek.

 

81 ilde 3 temel branşta merkezler açılacak. Atletizm, yüzme ve jimnastik tesisleri 81 ilde de hazır.

 

Spor bürokrasisinde yapısal bir takım değişiklikler yaşanacak.

 

Sporcu yetiştirme görevi federasyonlardan çok kulüplere yönlendirilecek.

 

ELiT SPORCULARA  ÖZEL HAVUZ

 

2016 Oyunları için 2 yıl önce bakanlık tarafından birçok federasyona psikolog, beslenme uzmanı önerildi. Bazıları uyguladı, bazıları kulak tıkadı bu görevleri antrenöre bıraktı. O branşlarda da çok varlık gösteremedik zaten.

 

Yeni sistemde en alt yaş gruplarından başlayarak elit sporcu ve potansiyel elit sporcular için bir havuz kurulacak.

 

2020-24 ve sonrası için sürdürülebilir bir performans takip sistemi şimdiden hazırlandı bile.

 

Yabancı ve Türk bilim adamları birlikte görev yapacak.

 

TÜRKiYE’NiN  BAŞKA ŞANSI YOK

 

Bütün bunlar hayata geçebilir mi, bilmiyorum? Ama başka şansımız yok.

 

ÇÜNKÜ: Bakanlıktan bile bilgi saklayan federasyonlar var.

 

Örneğin Basketbol Federasyonu’nun bakanlığa verdiği rakamlara göre Türkiye’de faal basketbol oynayan sadece 3 bin 545 sporcu var. Yanlış okumadanız. Bakanlığa verilen rakam bu.

 

Sponsorluk gelirleri ne? Bakanlık bilmiyor. Çünkü bilgi verilmiyor. Sadece basketbolda değil diğer federasyonlarda da durum aynı.

 

RIO SONRASI TÜM BAŞKANLAR iSTiFA ETMELi

 

Masa tenisi.. Türkiye 3 olimpiyata Melek Hu ile katıldı.

 

Masa Tenisi Federasyonu başkanı 16 yıldır görevde.

 

Başarılı ya da başarısız tüm federasyon başkanları istifa etmeli Rio sonrası.

 

Başka yol kalmadı çünkü.

 

Sporda devrime yarımcı olmalılar.

 

1-2-3 Olimpiyatta da başarılı olamayan bir branşın başkanı niye hala görevde olur anlamak güç.

 

RIO  RAKAMLARI

 

206 ÜLKE 10 BİN 500  SPORCU

 

85 BİN  GÜVENLİK GÖREVLİSİ

 

3.6 MİLYAR  KİŞİ TV’DEN İZLEDİ

 

RIO’DA ALTIN ALAN SPORCULAR KAÇ  ÜLKEYİ GERİDE BIRAKTI...

MiCHAEL PHELPS (ABD)

ALTIN SAYISI: 5

SIRA: 19

GERİDE BIRAKTIĞI ÜLKE SAYISI: 187

 

KATIE LEDECKY (ABD)

ALTIN SAYISI: 4

SIRA: 22

GERİDE BIRAKTIĞI ÜLKE SAYISI: 184

 

SIMONE  BILES (ABD)

ALTIN SAYISI: 4

SIRA: 23

GERİDE BIRAKTIĞI  ÜLKE SAYISI:  183

 

KATINKA  HOSSZU (MCR)

ALTIN SAYISI: 3

SIRA: 27

GERİDE BIRAKTIĞI ÜLKE SAYISI: 179

 

USAIN  BOLT (JAM)

ALTIN SAYISI: 3
SIRA: 28
GERİDE BIRAKTIĞI  ÜLKE SAYISI:  178

 

2020  HEDEFİYLE DESTEĞE DEVAM


ÜLKEMİZİN içinden geçtiği zor günlerde insanların yüzünün olimpiyatlarda bir nebze de olsa gülmesinde payları olduğu için büyük bir mutluluk yaşadıklarını belirten Turkcell Genel Müdürü Kaan Terzioğlu, “Olimpiyat’ta gelen her başarı, birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde bize umut oldu. Sporcularımızın performansı yüzümüzü güldürürken, kafilemizin ana sponsoru olarak çorbada tuzumuz olduğu için ayrıca gururluyuz. Spor Bakanlığımızın himayesinde 2020 hedefiyle başlattığımız projede Türk sporunun gelişmesi için sporun bütün paylaşanlarıyla birlikte hareket etmeye devam edeceğiz” dedi.

Yazının devamı...

Soğuk savaş yıllarından Rio 2016 oyunlarına

17 Ağustos 2016

 

Dünya ikiyi ayrılmış. Bir yanda ABD’nin başını çektiği Batı bloğu.. Diğer yanda Sovyetler Birliği’nin liderliğini yaptığı Doğu bloku. Batı, Sovyetler Birliği’nin,

 

Afganistan’ı işgalini gerekçe göstererek 1980 Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş.

 

Sovyetler Birliği de ve ona bağlı doğu bloku da 1984 Los Angeles Oyunları’nı..

 

O günler artık geride kaldı. Ne doğu ne de batı bloğu var. Ne boykotlar, ne de soğuk savaş dönemleri..

 

Ama Rio’yu gördükten sonra itiraf etmeliyim ki o eski oyunları özlüyorum. Oyunların ruhunu yansıtan sporcuları özlüyorum.

 

37. OLAN KAHRAMANI HATIRLIYORUM ŞAMPİYON MARATONCUYU DEĞİL

 

YIL 1984 demiştim..

 

İsviçreli Gabriela Andersen 42 kilometrelik maraton yarışının son turu için stada girer. Stat içinde bir tur attıktan sonra yarışı bitirecektir. Ama tuz ve su kaybından ayakta duramaz. Sağlık görevlileri yardıma koşar. Ama o diskalifiye olacağını bildiği için yardım taleplerini reddeder.

 

Sıcak ve nemden başı yana düşmüş, sol kolu felç olmuşcasına gevşemiştir. Bu halde koşar. 400 metreyi tam 5 dakika 44 saniyede bir o yana, bir bu yana sallanarak bilinçsiz bir şekilde tamamlar.

 

Finiş çizgisini geçtiğinde stadyum alkış yağmuruna tutar onu.

 

O yarışın birincisini hatırlıyor musunuz?

 

OLİMPİYATLAR ÇAĞI YERİNİ ŞÜPHE ÇAĞINA BIRAKTI GALİBA

 

RIO’da olmayan sanıyorum bu kahramanlık hikayeleri.


Olimpiyatlar biraz da bunun için sadece bunun için var olmalı. İnsanlığın kahramanlık öykülerine, ilaca, dopinge bulanmamış hikayelere ihtiyaçları var. 400 metrede dünya rekoru kıran Güney Afrikalı Van Niekerk’i ve onu çalıştıran 74 yaşındaki büyükannesini bunun için sevdik.

 

Ama içimizdeki doping kuşkusunu da bir türlü atamadık.

 

Olimpiyatların kahramanlar çağı giderek yerini şüphe çağına bıraktı.

 

YÖNETİCİ BİLET SATIYORSA SPORCUSU DA DOPİNG YAPAR

 

KAHRAMANLIK hikayelerinden çok sansasyonel haberlerle yerimizden fırlıyoruz. Saldırı ve hırsızlık olaylarının sık karşılaşıldığı Rio’da bunları unutturacak gelişme yaşandı. Breziyla Federal Polisi, IOC üyesi ve Avrupa Olimpiyat Komitesi Başkanı Patrick Hickey’i yasa dışı bilet satmak suçundan gözaltına aldı.

Hem de IOC’nin otelini basarak. Skandala bakar mısınız?

Yöneticisi bunu yaparsa, sporcusu doping yapmış çok mu?

 

PROFESYONEL SPOR KESİNLİKLE SAĞLIĞA ZARARLI

 

ARTIK net ifade edebilirim.

 

Profesyonel spor insan sağlığına aykırı.

 

Nasıl her mesleğin bir hastalığı varsa, profesyonel sporcularda mesleki hastalık riski taşıyorlar. Bu sonuca nasıl vardığımı da anlatayım. Bir profesyonel kadın maratoncu düşünün. Vücudundaki yağ oranı o kadar düşük ki, kadınlık hormonlarının çalışmasına engel oluyor.

 

Sonra ne mi oluyor?

 

Hamile kalamıyor.

 

Kalabilmesi içinde tedaviye ihtiyaç duyuyor.

 

ISRAR EDİYORUM: OYUNLAR SADECE 5-6 KENTTE YAPILMALI

 

OYUNLARA ilgi az. Tüm dünyanın nefesini tutarak izlediği 100 metre yarışında bile tribünlerde boşluklar vardı.

 

IOC buna bir çözüm bulmalı demiştim geçtiğimiz günlerde.

 

2020 Tokyo’dan sonra oyunlar uluslararası medyanın çok güçlü olduğu, alt yapısı mükemmel, ulaşım ve iletişim sorunlarını aşmış 5-6 kent arasında dönüşümlü olarak düzenlenmeli.

 

Bu ilgisizlik, futbol gibi bir dev karşısında Olimpiyatları da öldürür.

 

Yazının devamı...

Bolt'u gölgede bırakan büyükanne

15 Ağustos 2016

RiO’da Olimpiyat Stadı’nı dolduran onbirlerce izleyici için senaryo belliydi. Herkes sonunu bildikleri bir filmi izlemeye gelmişti.

 

Usain Bolt piste çıkacak, rakiplerini ipe dizer gibi geçecek, son 20 metrede o müthiş şovunu yapacak ve belki de yeni bir dünya rekoru kırarak Olimpiyat tarihine geçecekti.

 

Ama senaryoyu 24 yaşındaki bir atlet, 74 yaşındaki büyükannesiyle birlikte değiştiriverdi.

 

Van Niekerk’ten söz ediyorum. 400 metreyi 43 saniye 03’le koşarak hem dünya rekoru kıran, hem de Olimpiyat şampiyonu olan atletten.

 

GECENiN KAHRAMANINI HIZLI KILAN ÖZELLİK NEYDİ?

 

400 metre yarışı başladığında iki favori atlet vardı. Ben dahil tüm gazeteciler ve seyirciler ABD’li Lashawn Merritt ile Granadalı James Kirani’ye odaklanmıştı.

 

Son 100 metreye girildiğinde tüm gözler bu iki atletin koştuğu 5 ve 6 numaralı kulvardaydı.

 

Ama kimsenin şans vermediği Van Niekerk, 8. kulvardan öyle bir hızla geldi ki, Dünya rekorunun kırıldığı ancak stadyumdaki dev ekrandan anons edildiğinde farkına varıldı. Peki ama neydi bu atleti bu kadar hızlı kılan ve gecenin kahramanı yapan.

 

BÜYÜK HABER, ŞAMPiYONUN 74 YAŞINDAKi ANTRENÖRÜ!

 

YARIŞMA biter bitmez bütün gazeteciler bilgisayarlarına sarılmış Van Niekerk ile ilgili bilgi toplama yarışına girmişti. İlk düşen not herkesi şaşkına çevirdi. Bu notla birlikte sosyal medya da ayağa kalktı.

 

Van Niekerk’i 74 yaşındaki büyükannesi çalıştırıyordu.

 

74 yaşındaki bir kadın, 24 yaşındaki torunuyla olimpiyatların tozunu atmıştı.

 

Haberin kaynağı İngiltere’nin Daily Mail gazetesiydi.

 

HABER ASPARAGAS ÇIKIYOR BOTHA NiNE DEĞiLMiŞ

 

GAZETENİN internet sitesinde büyükanne ile torununun fotoğrafları vardı.

 

Ama gerçek az sonra anlaşıldı.

 

74 yaşındaki Ans Botha, Van Niekerk’in öz ninesi değildi.

 

Yarıştan hemen sonra teşekkür ettiği Ans Botha 60’lı yıllardan bu yana antrenörlük yapıyordu ve 3 yıldır Van Niekerk ile birlikte çalışıyordu.

 

REKORTMENiN DERECESi BOLT’U NASIL GEÇER?

 

BİLİYORUM, ben de sizin gibi hikayenin çok daha güzel olması için öz ninesi olmasına tercih ederdim.

 

Ama merak etmeyin Niekerk’in peri masalı bozulmadı.

 

Belki de yeni başladı.

 

Ve öyle bir başladı ki, Bolt’un başarısını bile gölgede bırakarak.

 

Şimdi gelin 43.03’lük 400 metrenin rakamlarına bir göz atalım. Ama önce 100 metre finaline gidelim.

 

EYVAH! BOLT GALiBA BU KEZ KAYBEDECEK HiSSi...

 

KARİYERİNİN başından bu yana hemen hemen tüm yarışlarını izlediğim Usain Bolt’un bu kaz kaybedeceğini iddia ettim.

 

Bunun için 2 temel gerekçem vardı:

 

1- Bolt artık yaşlanmıştı. Ve fiziksel görünümü yarış kazanacak kadar iyi değildi.

 

2- Sakatlığının etkisi hala devam ediyordu.

 

Justin Gatlin (doping cezası aldığından bu yana kendisinden hazzetmem) ise çok formda görünüyordu.

 

BU DERECEYi HiÇ AMA HiÇ UNUTMAYIN: 9.81

 

YARI finalde Bolt 9.86 koştu. Yine her zaman ki stiliyle son 20 metrede yavaşlayarak. Gatlin ise 9.94 koştu.

 

İzlenimim açıktı:

 

Bolt için pek çok isim geçilmesinden söz ediyor. Buna bir de start baskısı eklenirse, yarış Gatlin’in olur.

 

Öyle de oldu. Belki de ilk kez TV başındaki milyonlar “Bolt geçiliyor” endişesi yaşadı. Yarışın son 20 metresine kadar ama.

 

Sonra Bolt yenilmezliğini gösterdi.

 

Derecesi 9.81’di.

 

BOLT’UN BiR ADIMI SHAQ’DAN ÇOK DAHA UZUN

 

JAMAİKALI 1.96 cm boyunda. Uzun boyu ona uzun adım olarak geri dönüyor. Ortalama bir sprinter 100 metreyi 43 ile 46 adım arasında tamamlıyor.

 

Bolt’un 100 metredeki adım sayısı ise 41. Avantaja bakar mısınız. Her bir adımı yaklaşık 2 metre 43 santimetre uzunluğunda. Bolt’u geçmek istiyorsanız çok ama çok iyi koşmak zorundasınız. Ama bu bile yeterli olmayabilir.

 

9.81’LİK USAİN BOLT’U GEÇEMiYORSANIZ ŞAPKA ÇIKARIN

 

AYNI zamanda Bolt da kötü koşmalı. En azından derecesi ortalamanın üstünde kalmalı. Kalmalı ki siz iyi koşup kazanabilesiniz. Bolt çok kötü başladı yarışa. Ve onun için hiç de parlak sayılamayacak bir dereceyle yarışı bitirdi. 9.81 koşan Bolt’u geçemiyorsanız ona ancak şapka çıkarırsınız. Gatlin de onu yaptı.

 

BOMBA HABER: NİEKERK 400 KOŞARKEN, BOLT’U GEÇTİ

 

9.81’i unutmayın ve aklınızın bir kenarında tutun. Biz yine Van Niekerk’e dönelim. 400 metrenin analizlerine bir göz attığınızda eski ve yeni dünya rekortmenlerinin performanslarını da karşılaştırma şansı yakalarsınız. Bakın 400 metrenin, 100 metrelik bölümlerinde Van Niekerk ile Michael Johnson neler yapmış..

 

GÜNEY AFRİKALI 100, 200 VE 400 METRENİN 1 NUMARASI

 

DİKKATLİ olan okurlarımız sanıyorum hemen farkettiler.

 

Van Niekerk’in 100 metre ile 200 metre arasındaki derecesine baktınız mı? Bu mesafeyi bir 400 metreci atlet 9.8 saniyede almış.

 

Bolt’un derecesi ile aynı.

 

İlginç değil mi? Başka bir ilginç not daha var.

 

Niekerk 100 metreyi 10, 200 metreyi 20 vE 400 metreyi de 44 saniyenin altında koşabilen tek atlet.

 

RİO’da atletizm 10 bin metrede muhteşem bir kadınlar rekoru ile açılmıştı.

 

Önceki gün de 400 metre rekoru geldi. Sosyal medya dahil ana akım medya da aynı soruya yanıt arıyor:

 

Bu rekorlar temiz mi?

 

400 metre yarışından hemen sonra Van Niekerk’e aynı soruyu sordular:

 

Bu derecenin temiz olduğundan emin misiniz?

 

Yanıt beklendiği gibi geldi:

 

Ben kendime inanıyorum.

 

Galiba temel sorun şu. Hepimiz şüphe içinde yaşıyoruz. Ve galiba böyle yaşamaya devam edeceğiz.

 

NOT: Niekerk’in 100 ile 200 metre arasını 9.8 saniyede koşması Bolt’tan iyi olduğu ahlamına gelmez. Bolt 4x100 yarışında son 100 metreyi 8.65 saniyede koşuyor.

 

 

Yazının devamı...

10 bin metrede Farah dersi

15 Ağustos 2016

 

Hüriyet Rio Olimpiyat Oyunları'nda

 

KENDİNİ iyi hissetmek arkadaşlarının arkanı kolladığını bilmek değil, senin onların arkasını kolladığını bilmendir.
(Green Street Hooligans - 2005) 

 

RIO’da Mo Farah’ın altın madalya kazandığı 10 bin metre finalini izlerken aklıma Yeşil Sokak Holiganları filminin üstteki bu ünlü repliği geldi.
3 Kenyalı, 3 Etiyopyalı taktik koşarak ve “Birbirlerinin arkasını kollayarak” yarışırken tek başına meydan okuyarak bitirdi yarışı Mo Farah. Üstelik yarışta bir ara yere düşmesine, tempo kaybetmesine ve omzundan yaralanmasına rağmen.

 

Bu kez kazanamayacak duygusunu da yenerek.

 

Londra’da 5 ve 10 bin metreyi kazanarak bunu başaran 7. sporcu Farah. Somali asıllı dersem onun hayatının bir dramdan ibaret olduğunu hissedersiniz. İngiliz asıllı bir Somalili. Rio’da 5 bin metreyi de kazanarak olimpiyat tarihinin üst üste 2 dublesini yapmaya hazırlanan Farah’ın hikayesine, Londra’dan başlayalım.

 

75 BİN KİŞİ ADINI HAYKIRDI

 

MO Farah’ın Londra 2012 oyunlarındaki 10 bin metre finalinde zaferini ilan etmesi, harika bir başarı öyküsünün doruk noktası olabilirdi. Koşacak sadece üç turu kalan uzun mesafe koşucusu; alametifarikası gereği bitiş çizgisine yaklaşırken hızını en yükseğe çıkararak (sprint finish) Büyük Britanya’ya altın madalyayı kazandırdıktan sonra küçük kızı Rhianna ve hamile karısı Tania’ya sarıldı. Fakat Farah’a özel bu tarz sadece bu kadar değildi. Koşucu bir hafta sonra stadyuma gelerek 5 bin metre finalini de tamamladı. Başlangıç noktasına geldiğinde karısı Tania ikizlerin doğumuna hazırlanıyordu. Farah’ın aklından geçenler ise bir altın madalyanın yeterli olmadığı; iki bebek için iki madalya kazanması gerektiğiydi. Yarış başladı ve Farah rakipleri ona ne zaman yaklaşsa araya mesafe koymayı başardı, bu halen daha istisnai bir taktik performansı gösterisi olarak anılır. Başka bir ustaca sprint finish ile Farah birinciliği garantilemişti. Farah’ın yüzü sevinç ve sürpriz ifadelerine girerken kollarını kocaman açarak hem zaferini hem de Britanya bayrağını sallarken Farah’a özel “Mobot” dansını yapan kalabalığın verdiği desteğin muazzam gürültüsünü kucakladı. “Bana verilen destek devasaydı” diyor Farah. “O an başıma gelen en güzel şeydi. Tüm hayatımı değiştirdi, kazanmanın anlamı çok büyük. Ayrıca 75,000 kişinin adınızı haykırması ve size tezahürat yapmasının yerini hiçbir şey alamaz.”

 

İKİZİNİ ARKASINDA BIRAKTI

 

FARAH, ikişer halde çifter çifter gelenlerin gücünü anlıyor. Kendisi de ikizlerden bir olan Farah, Somali’nin başkenti Mogadişu’da 1983 yılında erkek kardeşi Hassan’dan yalnızca birkaç dakika sonra gözlerini dünyaya açtı. Çocuklar sekiz yaşına geldiğinde aileleri, babalarının yaşadığı ve çalıştığı Londra’ya taşınmaya karar verdi; ancak Hassan hastalandı ve seyahate çıkacak kadar bile gücü kalmamıştı. Aile Hassan’ı geri bırakmak zorundaydı. Birkaç ay sonra geri gelip onu almak istediklerinde ise Somali’de iç savaş başlamış ve Hasan akrabaları ile birlikte bilinmeyen bir yere tahliye edilmişti. Farah ailesi Hassan’ı bulamadan Londra’ya dönmek zorunda kaldı.


Bu ayrılık Farah’ın bilinmeyen bir vatanda yetiştirilmesini önemli ölçüde etkiledi.

 

İkiziyle paylaştığı neredeyse telepatik bağdan bahseden sporcu, bazen kardeşinin duygusal veya fiziksel durumunu hissettiğini hatırlıyor. Kayıp kopyasına karşı duyduğu şiddetli bilinci, anadiline hiç bilmediği yeni bir ülkedeki yaşamına uyum sağlama çabasını olumsuz etkilememesine çalışmak zorundaydı. Kuzeni ona bazı ifadeler öğretmişti — “Affedersiniz,” “Tuvalet nerede?” ve “Haydi bakalım!” — ama her gün yaşadığı etkileşimler hala sorun yaratıyordu, hatta bazen okulda kavgaya karışmasına neden oluyordu, ya da korkmuş, yalnız ve bitkin hissetmesine.

 

TESELLİ FUTBOLDAYDI

 

KENDİ deyimiyle “hiç yeteneği olmadığı halde” futbolda teselli bulan Farah yerel bir kulübe katıldı ve sadece topla koşmayı tercih etti. Aslında, Farah’ın zahmetsiz koşu tarzını fark eden beden eğitimi öğretmeninin ilgisini çeken de bu değişimdi. Farah sınıf arkadaşları arasında kabul görmek ve toplum içinde bir yer bulmak için mücadele ederken, öğretmeni Farah’ın aradığı amaç ve desteği ona sundu ve düzgün bir şekilde gelişmesini sağlamak için onu 11 yaşında yerel bir koşu kulübüne katılması konusunda cesaretlendirdi.

 

“Genç bir birey olarak destek almasaydım ulaştığım başarıyı yakalayabileceğimi sanmıyorum; fakat doğru olanı yapabileceğiniz noktaya bir süre sonra geliyorsunuz” diyor Farah...

 

“DAHA FAZLA KOŞMAK İSTİYORUM”

 

FARAH mirasına 5 ve 10 bin metrelik dünya rekorları eklemeyi hedeflemekte ve ülkesini en yüksek standartlarda temsil etmek ve dünyanın en iyi uzak mesafe koşucusunun kalıcı olduğunu kanıtlamak konusunda kararlı. Ve bunu da şöyle özetliyor...

 

Koşuda sizi idare edecek kimse yok. Gününüz iyi de geçse kötü de, saklanamazsınız ve bazen gerçekten zor olabiliyor. Takımınız sizin için elinden geleni yapabilir, ama piste çıkıp hatasız bir şekilde koşması gereken sizsiniz. Antrenörünüz size rehberlik etmek için orada, elinizden tutacak değil.”

 

Kariyerinizin belli bir noktasına geldiğinizde yaptığınız işten zevk almamaya başlıyor ve o işi daha fazla yapmak istemiyorsunuz. Emekli olmak istiyorsunuz. Ben o noktaya hiç gelmedim.

 

Şimdi çocuklarım, ailem ve kendim için her zamankinden daha fazla koşmak istiyorum. Tarihe adımı yazdırmak istiyorum. Çocuklarımda hayranlık uyandırabilmek istiyorum. Ve bir gün “Babamız işinde çok iyiymiş’ diyebilmelerini istiyorum...

 

ÜST ÜSTE İKİNCİ ZAFER

 

RİO Olimpiyat Oyunları’nda milli atletlerimiz Polat Kemboi Arıkan’ın 13. olup, Ali Kaya’nın yarışı tamamlayamadığı mücadelede Büyük Britanyalı Farah, 10 bin metrede üst üste ikinci kez olimpiyat şampiyonu oldu. Altın, 27.05.17’lik derecesiyle Mo Farah’a giderken, Kenyalı Paul Kipngetich Tanui, gümüş, Etiyopyalı Tamirat Tola ise bronz madalya aldı.

Yazının devamı...