"Akif Beki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Akif Beki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Akif Beki

Neden gizli evetçi yok, düşün bir!

22 Şubat 2017

Pasif evetçi de yakalarsın; en isteksizi bile sayımda yok yazılmamak için ‘Buradayım’ demek, gönülsüz de olsa varlığını ispat etmek zorunda.

Kaprisli evetçi var; ‘Evet’ diyecek ama seçici, ama hassas. Şeytanfeneri gibi yanardöner evetçilerle yan yana görünmek istemiyor, göze girme şovlarında aile fotoğrafı vermekten kaçınıyor.

Kaprisli hayırcı kadrosu da boş değil, kendi oyunu herkesinkiyle bir tutmayan seçkinciler burada toplanıyor.

Cılız evetçi var; cılız hayırcı var; günü gelince oyumu atar gerisine karışmam diyenler bu sınıfa giriyor.

Tartışmasız sıkı hayırcı var; orasına burasına bakmam, tatavasız basar geçerim ‘Hayır’ı diyenler...

Tartışmasız sıkı evetçi var; ‘ben bilmem yukarısı bilir, büyüklerim ne derse o’ keskinliğinde bakıyor.

Körü körüne yüzeysel evetçi de yüzeysel hayırcı da mevcut.

Evetin de hayırın da fanatiği-militanlaşmayanı, mahcubu-yırtığı, duyarlısı-duyarsızı, tereddütlüsü-tereddütsüzü, bilinçlisi-bilinçsizi, kararlısı-kararsızı, sakini-agresifi, atılganı-çekingeni var.

Hangi çeşidini ararsanız bulunur.

Fakat gölgesine bile rastlayamayacağınız bir tür var ki o da gizli evetçi.

Gizlenen hayırcı var ama tercihini gizleyen evetçi hiç yok, neden?


GİZLİ HAYIRCI ONA DENMEZ CANCAĞIZIM
Gizli hayırcı lafı tuttu, üstüne ha babam döşeniliyor. Hatta bazıları sinsi hayırcı yakıştırmasını bile kullanıyor.

Hızlı evetçiler, ne kadar hızlı olduklarını göstermek için gizli hayırcı avında.

Benim kolpacı, dümenden evetçi dediğim, evetçi görünüp hayır verecek sinsi evetçiler değil yalnız kastettikleri.

Gizli ya da sinsi hayırcıdan ne mi anlıyorlar?

AK Parti ve Erdoğan’dan yana bilinip ortadan konuşanları... Evetle ilgili tereddüt belirtenleri... ‘Acaba doğru mu yapılıyor, ideal bir model mi bu, daha iyisi olamaz mıydı, böyle yönetilmek istediğimizden emin miyiz’ diye soran, sorgulayanları.

Evetin bayraktarlığı rolünü kapmak için yarışanlar yok mu, gidip gelip işte bu gibilere çatıyor.

Düşünceli, işkilli seçmeni, akılları sıra bu kategoriye sokuyorlar.

Demiyorlar ki normal şartlarda eli evet vermeye gidecek bu kimseler neden tereddütlü davranıyor, neden gürül gürül ortaya çıkmıyorlar?

Demiyorlar ki iyi niyetleri bir kere kötüye kullanıldığı, bir kere güvenleri suiistimal edildiği, bir kere yanlış yönlendirildikleri için şimdi yoğurdu üfleyerek yiyor olmasınlar?

Demiyorlar ki geçen referandumda bilmeden FETÖ diktası kurulmasına alet oldukları için şimdi kılı kırk yarıyorlarsa kabahat kimde?


SİNSİ KİME, GİZLİ HAYIRCI KİME DENİR?
Yoklama kaçağı hayırcı var ama yoklama kaçağı evetçiyi mumla arayın bulamazsınız.

Amigo içtimasında boy göstermeyen taraftar, hain hayırcı muamelesi göreceğini biliyor.

Kimin evet kimin hayır dediğine değil neye evet neye hayır dediğine bakan, ısrarla teklifin içeriğine odaklanan, ne yaptığını bilerek oy kullanmak isteyenlerin işi zor.

Ama onlar gizli ya da sinsi hayırcı değil, yanlışın var cancağızım.

Kafalarının karışık olması, endişelenmeleri, titizlenerek hareket etmeleri saldırgan evetçileri rahatsız ediyor.

Ama saldırganların korkusundan değil, yanılma korkusundan paldır küldür dalmıyorlar, ötekilerle karıştırma.

Gizli hayırcı arıyorsan, mimlenmekle korkutulup sonra da korkudan renk vermiyorlar diye suçlananlara bak.

Suçlamadan önce sor bir kendine, suç gizli hayırcılarda mı, ‘Hayır’ı kriminalize edenlerde mi?

‘Teröre destek vermektir, darbecilerden yana olmaktır’ söylemiyle hayırın sakıncalı hale getirilmesinin bunda payı olamaz mı diye durup düşün biraz.

Gerçek sinsi hayırcı, rantı için evetçi görünene... Gizli hayırcı ise şerrinden emin olmak için oyunu sandığa saklayanlara denmesin sakın!

Yazının devamı...

Adın Mehmet ve idama karşısın diyelim

19 Şubat 2017

Diyelim ki adın Mehmet ve idama ‘Hayır’ diyorsun.

Yanlış infazın geri dönüşü, adaletsizliğin telafisi olmadığı için bu cezayı istemiyorsun.

Hatta diyelim ki başkanlığa da bir o kadar sıcaksın. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın idamı geri getirme vaadi kafanı karıştırıyor...

Hiç dert etme, sorunun çözümsüz değil.

Başkanlığa ‘Evet’, idama ‘Hayır’ diyebilirsin. İkisinin birbiriyle uzak yakın alakası yok.

İDAMA NİYET NEYE KISMET?

Odağının kaymasına izin vermezsen, yanılmazsın.

Unutma, oylayacağın paket idam vaadini içermiyor, yönetilme biçimini düzenliyor.

Bütün yapman gereken, dikkatini hangi modelle yönetilmek istediğine vermek.

Kafanı topla, bakışını teklifin içeriğine çevir, o maddelerde ne yazdığına yoğunlaş.

Başka bir şey konsantrasyonunu dağıtırsa netliği kaybeder, hedefi gözden kaçırırsın, odağınla birlikte oy’un da kayar, yerini bulmaz.

İdama niyet edip başka şeye oy kullanmış olursun.

SENİN DE AĞZIN YANMASIN

12 Eylül 2010’daki referandumda bu hataya ben düştüm.

Darbe Anayasası’nı değiştirmek için ‘Evet’ dediğimi zannediyordum.

Yüksek yargıdaki darbe düzenini yıkmak için...

Demokratik siyaset üzerindeki yargı vesayetini bitirmek için...

12 Eylülcüleri yargılama, cuntacılarla hesaplaşma yolunu açmak için...

Millet iradesi üzerindeki ipotekleri kaldırmak... Antidemokratik müdahalelere son vermek... Yargıyı demokratikleştirmek, ileri demokrasiyle yönetilmek için ‘Evet’ dediğimi zannediyordum.

‘Hayır’cılara demediğimi bırakır mıyım?

Vesayetçiydiler, darbecilerle aynı saftaydılar, değişime ayak diriyorlardı, demokratikleşmeye karşı çıkıyorlardı, güçlü Türkiye’nin hızını kesiyorlardı...

Milletten korkuyor, Haso’larla Memo’ların memleketi yönetmesini hazmedemiyor, terörden bile medet umuyorlardı...

Beyaz Türk’tüler, eski Türkiye’nin imtiyazlı sınıfıydılar, ayrıcalıklarını kaybetmemek için her şirretliği yapıyorlardı, Erdoğan nefretiyle gözleri kör olmuştu, Türkiye’nin düşmanlarıyla birlikte hareket ediyorlardı...

‘Laik rejim elden gidiyor’ yaygarasıyla resmen baskı rejiminin bekçiliğini savunuyorlardı...

Ve daha neler neler...

Nispeten erken uyananlardanım ama iktidar aldatıldığını fark ettiğinde atı alan Üsküdar’ı geçmişti.

Meğer demokrasi için oy kullandığımı zannederken FETÖ tarafından kullanılıyor, resmen ütülüyormuşum!

Meğer vesayet rejimini yıkıyorum zannederken tarihin en korkunç vesayet rejimlerinden birini kendi ellerimle kuruyormuşum!

Meğer haşhaşileri bile aratacak bir derin devlet çetesini güya çetecilerle mücadele adına yargıya, polise ve orduya yerleştiriyormuşum!

Meğer halkçılık yaptığımı zannederken ince anayasa mühendislikleriyle halkın aldatılmasına alet oluyormuşum!

O REFERANDUM KUMPASINDAN ÖĞRENDİKLERİM

İşte size FETÖ kâbusundan çıkardığım ders ve öğütler...

Slogan istiyorsan, ‘yetmez ama’larla yetinme, neye oy verdiğinden emin ol.

Kapağını açmadan hiçbir teklifi ne onayla ne reddet. Tabelada yazanla yetinme, kararını vermeden önce aç gözünü, içeride ne satıldığına iyice bak.

‘Evet’çilik de yapabilirsin ‘Hayır’cılık da.

Ama kimlik siyaseti gözünü boyamasın. ‘Bana bizimkiler yanlış yapıyor dedirtemezsin, karşıdakiler ne söylüyorsa yanlıştır’ sakatlığına saplanma. Şüpheci yaklaş, yanıltılma payı bırak.

İlla kimlik çatışması istersen karşı görüşlere saygı duyan ve duymayan kimlikleri çatıştır, laik-dindar kimlikleri değil.

İlla itibarsızlaştırma kampanyası yürüteceksen...’Evet’çileri karalayarak ‘Evet’i, ‘Hayır’cıları karalayarak ‘Hayır’ı ucuz yoldan itibarsızlaştırmaya çalışma. Fikrine güveniyorsan, karalayarak itibarsızlaştırma yönteminin kendisini itibarsızlaştır.

İlla kışkırtacaksan demokratik duyarlılıkları kışkırt, özgürlük talebini sömür. İnanç ve rejim duyarlılıklarını değil. Düşmanlık dürtülerini, yasaklama ve dayatma arzularını, farklılıkları bastırma ve hükmetme içgüdülerini hiç değil.

İlla ayrıştıracaksan, ayrıştıranlar ve ayrıştırmayanlar diye kamplara böl siyasetin dilini.

İlla nefret edeceksen, nefret söylemlerinden nefret et.

İlla istismar edeceksen, bizi biz yapan kutsalları istismardan kaçın, bizi birleştiren ortak değerleri partizanlığa alet etme.

İlla terörist ve hain arayacaksan PKK’sı, FETÖ’sü, IŞİD’i sana yeter, ne yap yap, fazladan kimseyi terör cephesine itme.

O zaman kazandığını zannederken aslında kaybetmezsin.

Yazının devamı...

Aman da tutmayın Özkök’ün sağduyusunu

18 Şubat 2017

PKK’yı bile terör örgütü görmeyen Rusya’ya bir çift lafımız da mı olmasın? ‘Ayıp oluyor ama birader’ de mi demeyelim?

Sınırımızı geçen bir Rus uçağını istemeden düşürdük diye Putin ne dertler açtı başımıza, hepsini çektik.

Rus jetleri El Bab’da yanlışlıkla askerlerimizi vurdu, iki gün asık suratımızı da mı çekmesin, bir özür de mi dilemesin?

Hepi topu buydu söylediğim...

NE DEDİM DE DARILDIN KOMŞU

Kolbaşının küheylanı gibi yine de şahlanalım, gününü gösterelim, kabadayılık taslayalım da hele bir Türkiye’nin gücü neymiş görsün Ruslar filana vardırmadım.

Kulaklarını değil ama az dikkatlerini çekelim... Had bildirmeyelim ama kendimizi de hiçe saydırmayalım... Karizmalarını çizmeyelim ama façamızı bozmalarına da müsaade etmeyelim... Boy ölçüşmeyelim ama Suriye’de kırmızı çizgilerimizi paspasa da çevirtmeyelim demekle kaldım.

Öyle ya; meydanı tümden boşaltırsak kim tepemize çıkmamazlık eder ki?

Yüz verdiler bari astar istemeyeyim diye duracak, ileri gittim diye mahcubiyet yaşayacak, trajik bir kazaya yol açtım diye karşımızda ezilip büzülecek süper güç nerede?

‘Rusya meydanı o kadar da boş bulmasın’a getirdim.

‘Papucun o kadar da ucuz olmadığını hissettirelim’e bağladım.

Çiğnemeyelim ama çiğnetmeyelim de... Ezmeye kalkışmayalım ama kendimizi ezdirtmeyelim de... Diklenmeden dik duralım dedim velhasıl.

BİR DE NE GÖREYİM,

KÜLAHLARI DEĞİŞMİŞİZ

Sanki bunca senedir reelpolitik’ten şaşmayalım, düşman çoğaltmayalım, yedi düvele birden meydan okumayalım, hamaset şehvetine kapılmayalım, gücümüzün üstünde dış politika kovalamayalım, maceradan uzak duralım diyen ben değilmişim gibi...

“Merkel’e bastık kalayı, Obama’nın aldık tozunu, çektik ayar üstüne ayarı, ‘Ey ey’ nidalarıyla inlettik meydanları, sonuç ortada, bak ne geçti elimize” diyor komşum.

Sanki Putin’i yakasından tutup silkeleyelim, fırsat bu fırsat atalım kafayı da şu Rus ordusuyla bir savaşa girelim, şamar oğlanına çevirelim diye olmadık dolduruşlara getiriyormuşum gibi...

“Bağır çağır fırçalayarak, sabah akşam azarlayarak Rusya’yla da mı bozuşalım, bırak en azından Putin’le dost kalalım” diyor komşum.

Sanki Rusya’yla aramızı iyi tutalım, dost geçinelim diyen... Bu amaçla kurulmuş Türk-Rus Toplumsal Forumu Medya Komitesi’nin eşbaşkanlığını üstlenen ben değilmişim gibi...

“Doldur babam doldur, kaşıma bırak, vurdularsa kazayla vurdular, ne gidiyorsun üstüne” diye bana karşı hükümeti savunuyor, Rusları tutuyor güya.

O sıyrılıp üstümden arayı düzeltsin ben çırak çıkayım, ona Moskova’nın yolları ben uzaktan bakayım istiyor.

YİNE AÇIKTA KALAN BEN OLDUM

Komşum Özkök’e bir sağduyu geldi, bir sağduyu geldi ki tutabilene aşkolsun.

Hızını alamayıp beni iktidarı gaza getirmekle suçluyor.

Ankara’yı hem de referandum üzeri, ucuz popülizm dolmuşuna bindirmeye, rüzgâr yaptırmaya çalışıyormuşum... Ha bire gaz veriyor, her fırsatta kışkırtıyormuşum gibi gösteriyor beni.

Sanki bunca senedir dış politika üzerinden iç siyaset yapmayalım, sonra pahalıya patlıyor diye uyarmaktan dilinde tüy biten ben değilim.

Ortası yok mu komşu bunun; taşkın seller gibi coşup celallenmemenin alternatifi, muhatap ne yaparsa yapsın suspus alttan almak mıdır?

Eşit ilişki, eşitler arası bir diyalog kurulamaz mı Rusya’yla? Papaz olmadan da hakkımızı aramak, sesimizi yükseltmeden de hukukumuzu korumak mümkün olamaz mı?

Yazının devamı...

Putin toleransımızı daha da zorlamasın İlnur Bey!

16 Şubat 2017

“Fırat’ın doğusundaki Kürt kantonlarını Ankara’nın tolere edebileceğini ima etti” diyor gazete.

Ya orada kalmazsa, ya arkalarına Putin’i almışken Ankara’nın tahammülünü Fırat’ın batısında da zorlarlarsa...


PYD SIRTINI BAKIN KİME DAYIYOR?
Dün Moskova’da PKK’nın Otonomi Konferansı başlayacaktı.

Düzenleyen PYD. Rus Dışişleri’nin sadece bilgisi altında değil, himayesinde yapılıyor.

Sürpriz mi, değil.

Putin, pişkin ve pervasız bir süper güç oyuncusu.

Türkiye’den de korkusu yok...

Yüz buldukça el yükseltiyor, yüz buldukça daha geniş oynuyor.

Anlayış göstermeyi zayıflık, esnekliği tavize yatkınlık gibi okuduğundan olmasın bu?

El Bab’da Rus jetleri askerlerimizi vurdu, özür diletmedik.

Bahçeli’nin tabiriyle “Sen Rusya’ysan biz de bugüne bugün Türkiye’yiz” demedik.

Diş göstermek bir yana dişimizi gıcırdatmadık bile.

Ağırbaşlılıktan, vakardan anlayacak bir muhatap yok karşımızda.

‘Yanlışlıkla oldu, kazayla vurduk’ deyip bir ‘pardon’la geçiştirdi.

Maraza çıkmasın diye lafımızı esirgeyince...

Baktı kendileri gibi cazgırlık yapmıyoruz, efendi efendi sineye çekiyoruz, durur mu?


TEPKİMİZİ YOKLAYA YOKLAYA
Anladığı dilden konuşmak yerine halden anlamasını bekledikçe bir adım daha ileri gidiyor.

Sessizliğimizi zaaf ve sinmişlik olarak algıladığı ortada.

Ne gücümüzden çekiniyor ne caydırıcılığımızı ciddiye alıyor.

Gözdağı değildiyse bile bunun gözümüzü korkuttuğunu düşünüyor muhtemelen.

Kısacası endişem şudur İlnur Bey....

PKK’yı terör örgütü olarak tanımladıkları halde, PYD’ye terörist demedikleri için AB ile ABD’ye çekmediğimiz ayar kalmadı.

Kızdık, bozuştuk, sadakatsizlikle suçladık, güvenilmez ortak olduklarını söyledik, ne ikiyüzlülüklerini bıraktık ne sahte dostluklarını.

‘Terörle mücadelemizde bizi yalnız bırakan NATO’dan stratejik müttefik mi olur’a kadar geldik.

Fakat bakın yüzümüzü döndüğümüz, alternatifsiz ve seçeneksiz değiliz diye yöneldiğimiz Moskova ne yapıyor?

Değil PYD’yi, PKK’yı bile terör örgütü olarak görmüyor.

Kara listeye alacakken kucak açıyor.

IŞİD’den başka terör örgütü, Esad düşmanlarından başka terörist tanımıyor.

Suriye’nin geleceğinde bir PYD Özerk Bölgesi öngörüyor, bunu anayasa taslağına bir öneri olarak koyuyor.


KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZİ SAYMIYOR HİÇ
Yetmiyor...

Yeni Suriye projesini hayata geçirirken engel olmasın diye Türkiye’ye karşı tedbirler de geliştiriyor.

Fırat Kalkanı harekâtının istenmeyen bölgelere genişlememesi için PYD kantonlarına Esad bayrağı çektiriyor.

Bunun için PYD ile Şam rejimini Rus üssünde masaya oturtuyor, el sıkışıp anlaşmaya ikna ediyor.

PYD’nin kontrol ettiği bölgelere Esad dokunulmazlığı kazandırıyor, koruma sağlıyor.

İşte en son PYD’nin otonomi konferansına ev sahipliğini de ekledi.

Ankara’nın sabrını zorlamakta sınır tanımıyor yani.


SAYGINLIĞIMIZ TEHLİKEDE
İtidalli, ölçülü tepkimizi acziyetimizden sanıyor.

Biz Batı’ya karşı Rusya’ya sokulup yakınlaştıkça o Ankara’yı kendisine mecbur, gidecek başka yeri yok zannettiğinden olmasın?

Anlayışımızı sağduyuya yorup kendine gelmesini beklerken, o toparlanmıyor, aksine serpildikçe serpiliyor, yayıldıkça yayılıyor.

Kabullendiğimiz her dayatmasını bir yenisi izliyor, her oldubittisinin arkasından daha fazlası geliyor.

Biz alttan aldıkça o daha çok üste çıkıyor, deklare edilmiş resmi pozisyonumuza saygısını daha da kaybediyor.

Bu alttan alma, bu ne yaparsa yapsın anlayış gösterme, bu arayı hoş tutma uysallığını sürdürdüğümüz takdirde...

Bugün Fırat’ın doğusunda tolere ettiğimiz PYD kantonlarını...

Yarın Fırat’ın batısında da tolere ettirecek Rus emrivakilerine maruz kalmayalım İlnur Bey?

Yazının devamı...

'Evet'çilerle 'Hayır'cıları uzlaştırmaya var mısınız?

15 Şubat 2017

Allah korkusu var demektir sizde.

Allah’tan korkan ‘Evet’çilerle Allah’tan korkan ‘Hayır’cılar kardeştir, alın size kavga etmemek için esaslı bir neden.


DİNİ YA DA LAİKLİĞİ OYLAMIYORUZ
Siyasi saflarınızı sıklaştırmak için kampanyanızı cami içine ya da karşısına taşırsanız... Namaz saflarını bile böleceğinizi, cemaati camilere ayrıştıracağınızı görüyor musunuz?

‘Evet’e de çalışsanız ‘Hayır’a da... Cennetli cehennemli, irticalı laiklikli, şeytanlı melekli, ayetli hadisli propaganda yapmanın, dini siyasi emellerinize alet etmek olacağını müdrik misiniz?

Referanduma sunulan başkanlık projesini savunmak veya karşı çıkmakla... Dindarlık ya da laiklikten birini savunup diğerine karşı çıkmak arasında hiçbir alaka kurulamayacağının farkında mısınız?

‘Evet’çi de ‘Hayır’cı da olsanız... Şuuru yerinde birer seçmen, şuurlu birer Müslüman’sınız demektir.

Niyetiniz temiz, ikinizin de elinden ve dilinden kimseye zarar gelmez, zihniyetinden emin olunacak kişilersiniz.

Dünyevi iktidar mücadelesine dinin karıştırılmasından ya da laiklik mücadelesi kılığına sokulmasından rahatsız olmak, bu işin besmelesi...

Kalbinizi bozmayın. Din veya rejim duyarlılıklarını istismar ederek iktidarı kutsallaştırmaya yeltenmedikçe aranızdaki her türlü siyasi çekişmeyi medenice halledebilirsiniz, kavgaya değmez.


BİRLİĞİMİZİ DEĞİL DEMOKRASİYİ OYLUYORUZ
Tek millete, tek devlete, tek vatana, tek bayrağa ‘Evet’ diyor... Ama tek adamcılığa, tek particiliğe, tek sesçiliğe, tek tipçiliğe ‘Hayır’ mı diyorsunuz?

Hiç şüpheniz olmasın, ikiniz de samimi bir vatansever, inanmış bir demokratsınız.

Birbirinize kötülüğünüz dokunmaz, bırakın kavga etmeyi.


TERÖRÜ, DARBEYİ DEĞİL BAŞKANLIĞI OYLUYORUZ
Kandil ve Pensilvanya cambazlarına değil de paketin içine bakarak oy kullanmaktan yanaysanız...

Darbeye, teröre ‘Evet’ veya ‘Hayır’ demekle, bir yönetim modeline ‘Evet’ veya ‘Hayır’ demenin apayrı şeyler olduğunu düşünüyorsanız...

FETÖ’yle Kandil’den yana olup olmadığınızı göstermek için değil... Nasıl bir sistemle yönetilmek isteyip istemediğinizi belirlemek için sandığa gittiğinizi kavramışsanız...

Algılarınız açık demektir, kimse algı operasyonlarıyla zihninizi bulandırıp sizi yanıltamaz, oyunuzu manipüle edemez.

‘Evet’iniz de ‘Hayır’ınız da amacından saptırılmamış, rasyonel bir tercihtir sizin.

Kesin kavgayı; ikiniz de darbeye ve teröre karşı, ikiniz de bilinçli vatandaşsınız. İkiniz de sadık milliyetperver, ikiniz de sapına kadar yerli ve milli.


KİMİ SEVDİĞİMİZİ SEÇMİYORUZ BAŞKANLIĞI İSTEYİP İSTEMEDİĞİMİZE KARAR VERİYORUZ
‘Demokrasi var, özgürlük var, herkes tercihinde serbesttir ama benim dediğimi demek şartıyla’ kafasında değilseniz...

Lafta serbest bıraktığınızı fiiliyatta imkânsızlaştırarak yasaklamıyorsanız...

‘Hayır’ demeyeni demokrat ve özgürlükçü, ‘Evet’ demeyeni devlet ve millet düşmanı saymıyorsanız...

‘Hayır’ı ya da ‘Evet’i kriminalize etmiyor, lanetlemiyorsanız...

İkiniz de milleti seçimlerinden dolayı bölüp parçalamıyor, siyasi karşıtınızı ötekileştirip düşmanlaştırmıyorsunuz demektir.

İkiniz için de milletin huzuru, içbarışı ve bekası her türlü siyasi çıkarın üstünde.

İkiniz de özgür iradenin ipotek altına alınmamasını, kazanıp kazanmamaktan daha değerli buluyorsunuz.

İkiniz de tavizsiz birer hür seçimcisiniz.

İkiniz de kazanmak için her yolu mubah görmüyorsunuz.

İkiniz de zaferinizin kalitesini ve ahlaki meşruiyetini eşit ve adil bir yarışa bağlıyorsunuz.

İkiniz de centilmen birer taraftarsınız, kavga etmezsiniz siz zaten.


KÖREBE OYNAMIYOR KADERİMİZİ OYLUYORUZ
Kimin ‘Evet’ kimin ‘Hayır’ dediğine bakmıyor, önünüze koyulan teklifin içeriğine bakıyorsanız...

‘Hayır’dan nefret ettirmek yerine ‘Evet’i sevdirmeye... ‘Evet’i kötülemek yerine ‘Hayır’ın haklılığını anlatmaya çalışıyorsanız...

İkiniz de meseleyi çözmüşsünüz, körü körüne uyutmaya gelmezsiniz.

Kimden yana kime karşı değil... Değişikliğin ne getirip ne götürdüğüne göre oy kullanmaya hazırsınız demektir.

Tehlikeyi gördüğünüze göre hadi sarılın şimdi, kaderiniz bir, kardeşsiniz siz.

Yazının devamı...

FETÖ değilmiş işte, niye bastırmıyoruz Rusya’ya?

12 Şubat 2017

NATO’su, BM’si, ABD’si, AB’si hep bizi haklı buldu. Radar izleri, sınırın bu tarafında vurulduğunu doğruladı.

Yine de ne işler açtı başımıza Rusya, kök söktürmedi mi, hatırlayın.

Bir de şu hale bakın...

El Bab’da, askerlerimizin orada olduğunu bilmeden ateş ettiklerini kanıtlayabiliyor mu peki Ruslar?

YALANLARINI YAKALADI TSK, AÇIĞA DÜŞTÜLER

Neydi savunmaları güya?

TSK’dan aldıkları koordinatlara göre askerlerimizin hedef bölgesinde olmaması gerekiyordu...

Hatalı koordinatlar Rus Hava Kuvvetleri’ni yanıltmıştı, kazayla vurmuşlardı...

Bir tekziple çökmedi mi bu savunma!

Yalan söylerken suçüstü yakalanmadılar mı?

Genelkurmay Başkanlığı, dün Rus tarafının ‘yanlış koordinat’ mazeretini çürütmedi mi? Yer, saat ve isim vererek hem de...

Askerlerimizin 10 gündür aynı noktada durduğunu açıklamadı mı?

Konumları, düzenli şekilde Rus tarafına bildiriliyormuş meğer.

En son gece 23.00 sularında geçilmiş konum  bilgileri.

Eşzamanlı olarak hem çatışma sahasındaki Rus harekât merkezine iletilmiş, hem de Ankara’daki Rus ataşesinin eline tutuşturulmuş.

Rusların özrü birdi, etti mi size iki! Üstüne bir de yalanla suçu TSK’ya yıkmaya çalışmak eklendi mi şimdi!

FETÖ SEÇENEĞİ YATTI

Yanlışlıkla vurdularsa bile bu Rusların yanlışından kaynaklandı, Türk tarafının hatası değildi.

Koordinatlarda bir yanlışlık olsaydı FETÖ parmağından şüphelenilebilirdi.

Ama Rus pilotların kendisinde bir FETÖ’cülük yoksa bu ‘kaza’da da bir FETÖ provokasyonu bulunamaz artık.

Provokasyon varsa ancak Rus ordusunun içinden gelmiş olabilir, başka ihtimal kalmıyor geriye.

Her halükârda Ruslar üstlenmek zorunda sorumluluğu.

Ne TSK’nın dikkatsizliği ya da tedbirsizliğine yıkabilirler kabahati...

Ne de TSK’ya sızmış FETÖ’cülerin kumpasıyla açıklayabilirler.

Üstlerinden atamazlar suçu.

MORAL ÜSTÜNLÜK BİZE GEÇTİ

Dünkü yalanlamayla FETÖ senaryosu yattı, Rusların ‘koordinat kazası’ tezi çöktü...

Türkiye’nin eli bundan daha güçlü olamazdı.

‘İzvinite’ mi diyecekler, kusura bakmayın mı diyecekler, ne diyeceklerse...

Kaza süsü verilmiş planlı bir eylem değilse bile, kusur onlarda. Çıksın özür dilesinler.

Bu arada PKK’yı niye terör örgütü olarak tanımıyorlarmış, PYD’yle Esad arasında hangi arabuluculuğa soyunmuşlar, ne pazarlığı dönüyormuş, onu da adamakıllı anlatsınlar.

Dışişleri Bakanları Lavrov demiyor mu Esad’la PYD’yi dört tur görüştürdük diye.

Neyi amaçlıyorlar Suriye’de?

Hava lehimize, avantajlı konumdayız, üstüne üstüne gidelim.

ORDU DİK DURDU, ARKASINI GETİRELİM

Rus jetini düşürmemizi, kıyamet kopararak fırsata çevirmişti Moskova.

Bırakın PYD’yi... PKK’yı terör örgütü olarak görmediklerini bile ileri geri pervasızca konuşur hale gelmişlerdi.

Bizi saymamaya, tepkimizden korkmadan çekinmeden atıp tutmaya başlamışlardı.

Allah’tan koordinat yalanını yutmadı TSK, lafını da esirgeyip yutkunmadı.

Bu başlangıç olsun, şimdi terse çevirelim ilişki dengesini. Biraz da onlar sıkışsın, onlar boyun büküp ezilsin karşımızda.

Üstünkörü bir kaza açıklamasıyla yakayı sıyıramasınlar.

Olayı önemsizleştirip ucuz kurtulmalarına niye izin veriyoruz?

Bizim milli gururumuz, şehitlerimizin kanı, gazilerimizin canı Ruslarınkinden daha mı az değerli?

PİŞKİNLİĞE VURAMASINLAR

Haksız oldukları halde ortalığı birbirine kattılar, dünyayı ayağa kaldırdılar, sınır kapılarında vatandaşlarımızı süründürdüler.

Şimdi şartları eşitleyelim.

Karşılarında itip kakacakları hafif sıklet bir ülke yok, koyalım ağırlığımızı.

Hem suçlu hem güçlü olamayacaklarını, her defasında yanlarına kalmayacağını gösterelim.

Biraz da onlar alttan alsın. Biz vurulacağız yine onlar mı tuzu kuru, yine onlar mı üste çıkacak?

Yazının devamı...

Putin’den bir ‘izvinite’ de mi yok?

11 Şubat 2017

Madem trajik bir kazaydı, madem istemeden oldu, madem üzüntüsünü tüm kalbiyle yaşıyor...

Askeri işbirliğimizi dondurmayalım, ilişkilerimizi askıya almayalım, ticaretimizi bitirmeyelim, ambargo da koymayalım...

Fakat yarım özür yerine geçecek bir ‘izvinite’ sözcüğünü de mi beklemeyelim, onu da mı çok gördü?

ÜZÜNTÜ NİYETİNE BİLE KULLANABİLİRLERDİ

Özür kelimesi için sözlüklerde şu anlam veriliyor:

“Bir kusurun, bir suçun elde olmadan yapıldığını ileri sürme veya bu kusurun hoş görülmesini gerektiren sebep, mazeret...”

Putin taziye için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradı, Rus muadili Gerasimov da Genelkurmay Başkanı Akar’ı...

Özür bildirdiler; yanlışlıkla oldu, kazayla vurduk dediler. Üzüntülerini ilettiler.

İki tarafın açıklamalarını, Anadolu Ajansı haberlerinden takip ettim.

Ama ne özür dilediklerine ne de böyle bir talep ya da beklentiye muhatap olduklarına dair tek satıra rastlamadım.

EVVELİYATI, ARKA PLANI OLMASA HADİ NEYSE

Sınırımızı ihlal eden Rus savaş uçağını düşürdüğümüzde ‘İlla özür dileyin’ diye diretmişti oysa Kremlin. Hem de dil ucuyla, yarım yamalak değil, dört dörtlük bir özür.

Ortada bir sınır ihlali, sığınılacak haklı bir gerekçe, meşru bir mazeret vardı.

Uçakları durduk yere, sebepsiz düşürülmediği halde Putin değil miydi, ilişkilerinin normalleşmesi için tam bir özrü şart koşan?

Aylarca pösteki saydırmadı mı, lügat karıştırtmadı mı, kelimelerle uğraştırıp dil döktürmedi mi?

SÖZLÜ İSTEMEZ, MEKTUP YAZIN DİYORLARDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, taziye ve üzüntülerini Rus halkına iletmekte içten davrandığı halde...

Kameralar önünde olaydan ve pilotun can kaybından duyduğu ıstırabın sancısını paylaştığı halde...

Erdoğan’ın sözlü beyanıyla, şifahen söylemesiyle de yetinmedi. Telefonlarına çıkmadı Putin.

Yazılı, resmi bir özür olacaktı.

Arka kapı diplomasisi çalıştı, araya arabulucular girdi, iki tarafın da gönlünü yapacak bir orta yol arandı ve sözlüklerde üzüntüyle özür arası bir formül bulunmadı mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin’e bir mektup yazmadı mı, içinde ‘izvinite’ sözcüğü geçmedi mi?

‘İzvinite’nin Rusça sözlükte karşılığı ‘mazur görün, kusura bakmayın, affedersiniz’ demek değil miydi?

Putin’i kesmedi ama aracıları kıvrandırarak, rica minnet kabul etmedi mi?

PROVOKASYON YA DA DEĞİL

Rus jetini düşürmemizin altından FETÖ’cü pilotlar çıkmıştı.

Erdoğan’la Putin’in arasını açmaya dönük bir sabotaj, Rusya’yla ilişkilerimizi bozmayı amaçlayan bir provokasyondu.

Rusların ‘kaza’yla askerlerimizi bombalamasının altında da benzer bir provokasyon arayan var.

TSK’dan geçilen koordinatların, Rus Hava Kuvvetleri’ni yanıltmasında FETÖ parmağı olamaz mı!

Olabilir ama Rus ordusuna FETÖ’cü pilot bile sızmış olsa sonuç değişmez.

Tam da Trump’ın CIA Şefi Pompeo’yu Ankara’ya gönderdiği güne rastlaması tesadüf çıkmasa da fark etmez.

Bu kez amaç Trump’la yakınlaşmaması için Erdoğan’a bir uyarı mesajı vermek olsun isterse...

Her spekülasyonu kaldırır ama bir şeyi kaldırmaz.

Tankçı karargâhımızı hedef gözeterek değil bilmeden vurdular, düşmanca saldırı değil dost ateşiydi, olduğu gibi kabul ettik diyelim.

Kuru kuruya geçiştirilmesi yine de o sözcüğe bağlı.

NEDEN ESİRGİYOR?

Putin ve Genelkurmay Başkanı, başsağlığı telefonlarında üzüntülerini ifade için hangi kelimeyi seçti?

Yazılısını bırakın, şifahen bile olsa ‘izvinite’ dediler mi, demediler mi?

Üzüntü ve özür beyanı için kullandıkları sözcük mutlaka açıklığa kavuşturulmalı.

Büyüyüp krize dönüşmez ama kapanmaz da başka türlü.

Yazının devamı...

Koşun muhafızlar Fehmi Abi kaçıyor

9 Şubat 2017

“Evet’çiler arasında da kafası karışık, soru işaretleri olan, karar vermekte zorlanan bir kesim var, taklaya gelmesek, yol yakınken şu referandumdan vaz mı geçsek” türünden şeyler...

Orwell’in Big Brother’ı tarafından yönetilen bir baskı toplumunda yaşadığımızı zannedenler yok mu?

Hani kendilerini de bu kara ütopyanın düşünce polisi zannedenler...
Hani zihinleri denetleyeceklerine, düşünceyi kontrol edebileceklerine, evet oylarını disipline ve tek kalıba sokabileceklerine inananlar...
Hani muhalefete göz açtırmamaya özgürlük, eleştiriye nefes aldırmamaya demokrasi süsü verenler...
Hani adına birleştiricilik derlerse, bölücülüğü birleştiricilik gibi sunabileceklerini sananlar...
Hani referandumu ‘Kim daha gür evet diyecek müsabakası’ olarak algılatanlar...

ÇİFTDÜŞÜN, YENİKONUŞ ZAMANI 
Başbakan Yıldırım’ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş’u duymuyorlar bile.

Demokratik yarışmış, isteyen evet isteyen hayır dermiş, herkes seçiminde özgürmüş, tercihlere saygı varmış umurları değil.

Gerçeğin tersyüz edildiği ‘Çiftdüşün’ sistemine geçtiğimizi sanıyorlar.

‘Hayır demek serbesttir’i, Orwell’in ‘Yenikonuş’ diline çeviriyorlar.

‘Yasak değil, özgürce hayır diyebilirsiniz elbette ama haberiniz olsun, suç kapsamına giriyor, yalnız bölücüler, hainler ve teröristler hayır der ha’ demeye getiriyorlar. Onlara kalsa başıboş bırakmayacak, nizamiye talimatnamesi gibi bir milli ve makbul seçmene doğru oy kullandırma yönetmeliği hazırlanmasını önerecekler.

Oldu olacak, Orwell’in savaş işlerine bakan Barış Bakanlığı’ndan esinlenip... ‘Yanlış oy’a meylettirmeme işlerine vaziyet edecek bir Özgür İrade Bakanlığı kurulmasını isterlerse şaşırmayın.


KOLPADAN EVET'ÇİLER YAŞADI
Hani neredeyse... Öyle gürüldeyerek, çağıldayarak, canıgönülden verilmeyen evet oyu geçersizdir, kabul olmaz diyecekler.

Tereddütlü, nazlı ‘evet’i ‘evet’ten saymayacak, sahibinin dininden, imanından şüphe edecekler. Kameralara büyük bir iştahla, bin bir cilveyle ama kolpadan, ama dümenden evet diyenlerin, sandıkta evet deyip demediklerine bakmayacaklar.

Dili hiç düşünmeden, tereddütsüz ‘Evet’ diyenlerin, kalbi ‘Hayır’ demiş, aldırmayacaklar.

Düşünerek, kararsızlık geçirerek ‘Evet’ diyenler daha içten, daha beklentisiz, daha hesapsız, belki endişeli ama gösterişsiz, ama şovsuz evet demiş, umurları olmayacak.

Riyakârlığı özendirdiklerine, ikiyüzlülüğü teşvik ettiklerine, sahteciliği, kolpacılığı, ucuz şovculuğu ödüllendirdiklerine sevinecekler.

Samimiyeti, sahiciliği ise gözlerini kırpmadan cezalandıracaklar.

Bin bereket dedikleri o oyların gerçek sahiplerinden kimilerini itip kakacak, gürleyip yağmayan şovmenlerden gelmiş gibi yapacaklar.


YAZ KÂTİP, SUÇU TAKİYE YAPMAMAK
Değil mi ki tereddüt belirtmiş, endişe göstermiş; bittabii sinsi ve hain ‘Evet’çi olacak Fehmi Koru. Artık sandıkta ‘Evet’ dese bile çok geç, oyu kendine mal edilmeyip kolpacıların hanesine yazılacak, nimetinden ‘Evet’çi görünüp hayır veren dümenciler faydalanacak.

Referandumun askıya alınmasını içinden geçtiği gibi teklif etmiş, ne sinsi ne aldatıcı bir cüret... Hür fikrin fedaisi düşünce muhafızı komutanları durur mu!
‘Tutun’ diye bağıracaklar tabii, ‘Kaçıyor kaçıyor, yakalayın muhafızlar...’

Cezası, milli iradeden derhal kovulmak.

Tövbe ve temyiz yolu kapalı olacak, dünyasını kararttığı gibi ahiretini de yakmış sayacaklar.


KENDİME Mİ SAKLASAM BU AKILLARI?
Sandığın kesinlikle kurulmasından, referandumun aynen icrasından yanayım. Evet çıkma ihtimalini de daha yüksek görüyorum. Fehmi Koru’ya katılmıyorum yani.

Ama tartışmanın ve tercihlerin serbest bırakılmasından yanayım. Kimin ‘Hayır’ dediğine değil de... ‘Evet’in ne getirip ne götürdüğüne bakarak karar verilmesini savunuyorum.

Hem meşru ve demokratik bir haktır deyip hem de ‘Hayır’ı antidemokratik ve gayrimeşru göstermeyi... Hayır diyenleri şeytanla, bölücüler, hainler ve teröristlerle eş tutmayı tehlikeli ve yanlış buluyorum.

‘Hayır’ın gerekçelerini çürütüp ‘Evet’in doğruluğunu anlatmak yerine... ‘Hayır’cıları bir çuvala doldurup çürüğe çıkaran propagandanın ters tepebileceğini de koyun üstüne.

Kendi haklılığını karşısındakini ötekileştirme ve düşmanlaştırma üzerinden tarif eden ‘kimlik siyaseti’nin... Tutsa ve kazandırsa bile toplumsal barışa kaybettirmesinden, demokrasinin kalitesini gölgelemesinden korkuyorum.

Adına çoğulculuk dense bile tek sesçilik ve tek tipçilikle çoğulculuk arasındaki farkın mutlaka anlaşılacağını düşünüyorum.

Paralel evrene, alternatif gerçekliğe intibak sağlayamadım galiba henüz.

Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?

Yazının devamı...