"Akif Beki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Akif Beki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Akif Beki

Rövanşist misin demokrasiyi mi savunuyorsun?

19 Ocak 2017

Ha ‘çift başlılığı ortadan kaldırıyoruz, devlet yönetiminde ikiliğe son veriyoruz’ demişsin...

Ha ‘tek adamcılık getiriyoruz, parti devletine geçiyoruz’ demişsin...

Birinde tersinden, diğerinde düzünden söylemiş oluyorsun, aynı şey.

Çift başlılığı kaldırınca zaten rejimi ‘tek adam’cılaştırmış olmuyor musun?

RÖVANŞİZMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK DEĞİLSE NİYETİN

Bir parlamenter sistem propagandistinin asla düşmemesi gereken bir yanılgı bu.

Başkanlık propagandacılarının kolay yoldan Atatürk’lü, İnönü’lü argümanlara sarılmasına yol açarsın.

Yapacağın tek şey de o dönemin kendine özgü şartları, özel koşullarıyla açıklamaya çırpınmak...Yani kendi tek adamcı, parti devletçisi geçmişini haklılaştırmaya çabalamak olur.

O zamansa karşına bu dönemin özel şartları, özgün koşulları çıkarılır.

İşte zokayı o an yutarsın.

***

Sen, karşı tarafı sıkıştırayım derken...sayende mücadele gelir şu argümana sıkışır.

Senin ‘tek adam’ rejimin kötü, benim ‘tek adam’ rejimim iyi...

Senin ‘parti devleti’n gayrimeşru, benim ‘parti devleti’m meşru...

Senin tahakkümcü devr-i iktidarın haksız, benim tahakküm gerekçelerim haklı...

Yenişme olmaz, en fazla ödeşme tadı bırakır ağızda.

Geçmişin hatıraları depreşir, rövanş duyguları canlanır, hatlar karışır...

Şu motivasyonun devreye girmesine sebep olursun.

Parlamenter sisteme ‘hayır’ demekle CHP’ye ‘hayır’ demek eşitlenir.

Cumhurbaşkanlığı modeline ‘evet’ oyu vermek, CHP’nin çağrıştırdığı eski Türkiye’ye ‘hayır’ demekle eş anlamlı hale gelir.

Sonucu tahmin edersin.

‘TEK ADAM’CILIĞI SEVDİRMEK DEĞİLSE NİYETİN

Öyle bir kısırlığa çekersiniz ki birbirinizi...

Bilmeyen; biriniz başkanlığı, biriniz parlamenter sistemi değil de...karşılıklı kendi tek adamcılığınızı sevdirmeye çalışıyorsunuz zanneder.

Kendi parti devletinizi şirin göstermek için yarışıyorsunuz zanneder.

Oysa senin görevin başkanlıktan caydırmak, parti devletini kötülemek... Kendi parti devletinin üstünlüğünü kabul ettirmek değil.

Karşındakinin görevi de çift başlılıktan nefret ettirmek, başkanlığa ikna için parlamenter sistemden soğutmak... ‘İyi huylu’ tek adamlığı benimsetmek, kötünün iyisine razı ederek kendi parti devletine ısındırmak değil.

Ama tartışma senin basiretsizliğin yüzünden rayından çıktı mı, bunları ayırt edecek kimse bulamazsın.

Alt edeyim derken altta kalırsın.

***

Polemik ağzında aynı kapıya çıksa da...aslında ‘çift başlılık’ üzerinden mi, ‘tek adamcılık’ üzerinden mi modelini savunduğun çok fark eder.

Başka hiçbir şeye faydası olmasa bile şöyle bir hayrı dokunur.

Tartışmayı sen mi ben mi, CHP mi AK Parti mi kavgasından çıkarır.

Başkanlık mı, parlamenter sistem mi; ona karar vermeye bakar.

SENLİK-BENLİK SİLAHI SANA DÖNER

Araya sen-ben davası girmezse...

Senin haksızlığın beni haklı çıkarmaya, senin karalığın beni parlatmaya yetmez.

Senin geçmiş dönem ‘milli şef’ modelinin sevimsizlikleri, benim bugünkü modelimi sevimli kılmaya kafi gelmez.

Sen yönetince kötü olan benim iktidarımda iyi, sen yapınca yanlış olan bende doğru olmaz.

***

Karşıdan bir örnekle anlatayım.

Hızını alamayan bazı troller, başkanlığın ekonomik yararlarını Putin Rusya’sı yerine İnönü Türkiye’sine kıyasla anlatıyor.

‘Demir yumruğu kurtarmadı, sürüklediği ambargo altında Rusya her geçen gün fakirleşiyor, halkın yarısı gıda ve kıyafet alamıyor. Biz başkayız, dolarla vuruyorlar gene ayaktayız’ diyeceklerine...

‘2. Dünya Savaşı’nda, savaşan ülkelerde bile fiyatlar yüzde 200 artmışken, Türkiye’de artış yüzde 500’e yaklaşmış...Kim vardı başta, İnönü’yle CHP...’ diyorlar.

Eğer sen...

‘70 yıl önce daha berbattı deyip dünü kötülemek, bugünün performansını en iyi yapmaya yeter mi’ diyeceğine...

Oltaya gelir de İnönü devrinin ekonomik başarılarını kanıtlamaya yeltenirsen geçmiş olsun.

Yazının devamı...

Atatürk'lü İnönü'lü başkanlık savunmasına örnek

18 Ocak 2017

Birinci turda, Meclis’teki konuşmalardan aklımda şu kaldı.

İçinde Atatürk ve İnönü geçen argümanları Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da kullandı, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da.

İkisi de geçmişten örnek getirdi.

Fakat biri isabet ettirirken diğerininki ters tepti.

Bozdağ yanlış yaptı, Yılmaz doğrusunu gösterdi.

AK Parti konuşmacılarının, aradaki farktan ders çıkarabileceği keskin bir kontrast oluşturdular.


BOZDAĞ’IN ATLADIĞI REALİTE
Bekir Bozdağ, ‘tek adam rejimi kuruluyor, parti devletine geçiliyor’ eleştirilerine cevap yetiştirirken başvurdu o cümlelere.

“Atatürk’ün, İnönü’nün yaptıklarını yapıyoruz, o dönemin uygulamalarına geri dönüyoruz” mealinde şeyler söyledi.

Oysa en hızlı Atatürkçüler bile, il başkanlarının vali olduğu ‘parti devleti’ uygulamalarını savunmuyor bugün.

En fazla günün koşulları öyleydi, şartlar zorladı filan diyorlar.

En ateşli ‘Milli Şef’çiler bile tek adamcılıkla övünmüyor.

Aksine ‘çok partili dönemin kapılarını İsmet Paşa açtı, CHP açtı’ diye gururlanıyorlar.

Baykal dahi CHP’nin tek adamcılık ve parti devleti geçmişine sahip çıkmadı konuşmasında.

O mirası muhafazakâr kesimin kötülemediği, hayırla yâd ettiği hiç oldu mu?

Ne savaş şartları ne istiklal mücadelesi koşulları ne devrin otoriter rejim modası... Hiçbir mazeret, muhafazakârların gözünde tek adamcılığı meşrulaştırmadı, parti devletçiliğini doğru yapmadı.

Hâlâ buğz ederek anmıyor, hâlâ çağrışımlarından yaka silkmiyor, hâlâ tahribatından illallah etmiyorlar mı?

Kutuplaşma dediğimiz kavga bile o dönemden bize miras kalmadı mı?

O günün koşullarından dolayı tek adamcılığı, parti devletçiliğini hoş gören bir tabanı olsaydı, Bozdağ haklı olabilirdi.

‘Bugün de kurtuluş savaşı veriyoruz, bugün o günün koşullarında yaşıyoruz, yine beka sorunumuz var’ demek işe yarayabilirdi.

Ama kazın ayağı öyle değil.

Bozdağ, bu basit gerçeği ihmal etti.


YILMAZ NEREDEN TUTTURDU?
Aynı hataya düşmedi İsmet Yılmaz, ‘suimisal emsal olmaz’ deyimini unutmadı.

‘Kötü örnek, örnek değildir’ ilkesinden hareket etti.

İlla Atatürk ve İnönü dönemleriyle bir benzerlik kurulacaksa onu doğru yerden kurmaya çalıştı.

En doğru analoji, Atatürk’le İnönü arasındaki anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar, yetki çatışmaları üzerinden yürüyebilirdi.

‘Silah arkadaşı oldukları halde Cumhurbaşkanı Atatürk’le Başbakan İnönü arasında ikilik çıkmadı mı, çift başlılık sorun olmadı mı’ dedi.

Ve taşı açtığı gediğe oturttu; ‘işte bu ikiliği, bu çift başlılığı ortadan kaldırmak için anayasayı değiştiriyoruz’a bağladı.


CHP KARŞIYSA DOĞRU MUDUR?
Eskiler ‘mugalata’ derdi, bir toptancı demagoji yöntemi var.

Karşınızdakinin fikrini çürütmek için kendisini şeytanlaştırmaya girişirsiniz.

‘Geçmişinde tek adamcılık, parti devletçiliği var, CHP kötüdür... Öyleyse CHP’nin karşı çıktığı her şey doğrudur, sunduğu her gerekçe yanlıştır’ mantığı böyledir.

CHP’nin yanlışlığı, AK Parti’nin doğruluğunu göstermeye yeter sanmaktır.

Özetle; ikinci tur AK Parti konuşmacıları kendi modellerinin neden doğru olduğunu anlatsalar... CHP’nin ne kadar yanlış olduğunu ispata uğraşmaktan daha etkileyici, daha inandırıcı, daha ikna edici gelmez mi?

Yazının devamı...

Başkanlığa Putin de karşıymış

15 Ocak 2017

“Üst akıl FETÖ, tetikçi PKK”.

İzmir’deki adliye saldırısını soruşturan savcılığın ulaştığı bulgulara dayanıyor haber.

İnanır mısınız, inanırım.

* * * 

Star gazetesi, Reina saldırısından FETÖ’nün parmak izlerinin çıktığını yazdı.

O da soruşturma dosyasına dayandırıyor haberi.

Altından FETÖ çıksa şaşırır mısınız, şaşırmam.

* * * 

FETÖ kılıktan kılığa girebilen bir bukalemun, her terör örgütünü taklit edebilir.

Onların kılığına girebildiği gibi içlerine sızarak eylemlerini yönlendirebilir de.

Olmayacak şey değil.

* * * 

Fakat başka ‘üst akıl’lar olabileceğine de inanırım.

Esad, borazanı devlet TV’sine tellal çıkarıp IŞİD’e sızdıklarını, eylemlerini kontrol ettiklerini itiraf etmedi mi?

Şam rejiminin sesi olan bir milletvekili, Reina katliamını davulla zurnayla üstlenen bir ifşaatta bulunmadı mı?

‘IŞİD burnumuzun dibinde, Şam’ın eteklerinde ama bombaları Türkiye’de patlatıyor, istihbaratımız tarafından yönlendirildiğini artık anlayın, bizimle çalışmadan durduramazsınız’ mesajı vermedi mi?

‘Duyduk duymadık demeyin, muhatap biziz’ demeye getirmedi mi?

Peki Esad’ın da kendi çapında bir ‘üst akıl’ olabileceğine neden inanmıyorsunuz?

PERİNÇEK’TEN ALIN HABERİ

AYDINLIK gazetesi, çarşamba günü Doğu Perinçek imzalı bir yazıyı çekti manşetine.

Putin de Erdoğan’ın başkan olmasını istemiyor diyor.

“Çin ve Rusya istemiyor” başlığının hemen altında şu cümle vardı:

“Çin ve Rusya, cumhurbaşkanlığı sistemini Türkiye’de istikrarsızlık ve güvensizlik olarak değerlendirmektedir...”

İnanır mısınız, inanırım.

Peki Şam rejimi IŞİD’e sızdıysa Moskova’nın da haydi haydi sızmış olabileceğine niye inanmakta zorlanıyorsunuz?

Rusya’nın da hayli iddialı bir ‘üst akıl’ olabileceğine neden ihtimal vermek istemiyorsunuz?

* * * 

Varsa da yoksa da Batılı güçler; AB, ABD, NATO...

Neden Moskova’nın da içimizi karıştırma kabiliyetine sahip olduğuna inançsızlık çekiyorsunuz?

Süper güç ABD’yi siber saldırılarla karıştırabilen, başkanlık seçimlerine burnunu sokabilen, orada bile siyasi kaos ve kargaşa çıkarma kapasitesi sergileyebilen Rusya... Bizim başkanlığa geçiş sürecimizi mi manipüle edemeyecek?

ABD’YLE RUSYA AYNI SAFTA YANİ

Esad’ın adamı Halid Abbud’un IŞİD ifşaatını yazdığımda çapraz taciz ateşinde kalmıştım.

Bir tarafta ‘üst akıl’ın tek olduğuna kesinkes inananlar...

‘Üst akıl tek değil’ dediğim için ‘üst akıl’ın hizmetinde bir hain olduğuma hükmetmişlerdi.

Diğer tarafta Avrasyacı kesin inançlılar...

Onlar da Rusya’yla yakınlaşmadan rahatsız, satılmış bir ‘üst akıl’ uşağı olduğuma karar vermişlerdi.

Esad’ın bu taraklarda bezi yoktu, Putin’se haza melek...

* * * 

Hani tüm şeytanlık ABD’deydi, AB’deydi, NATO’daydı...

Başkanlığın önünü kesmek için IŞİD’i, PKK’yı, FETÖ’yü harekete geçiriyor, dolarla vuruyorlardı...

Hani kurtuluş Rusya’ya, Çin’e açılmaktaydı, Şanghay Beşlisi’ndeydi...

Anti-Amerikancılığın, AB ve NATO karşıtı ulusalcılığın ağababası, Avrasya ekolünün piri, Rusya ve Çin muhiplerinin önde gideni Perinçek ne diyor şimdi?

Meğer Rusya ve Çin de kendilerine bakmadan bizde başkanlık sistemine karşılarmış.

İstikrar, güvenlik, birlik ve beraberlik demir bir yumrukla sağlanamaz diyorlarmış.

Israr edersek Doğu’da da kapılar yüzümüze kapanacakmış.

Batı’dan kopmamızın en ateşli savunucularından biri söylüyor bunu.

Şeytanlaştırdığı ABD’den, AB’den farkları ne?

* * * 

Bütün terör örgütlerinin tek bir şefe bağlı çalıştığına, IŞİD’le PKK’nın da alt taşeron FETÖ emrine girdiğine inanır mısınız hâlâ?

Başımıza gelen her fenalığı tekil bir ‘üst akla’ bağlama rahatlığı, gözümüzü bağlamasın.

Dünya Erdoğan’ın başkanlığına karşı birleşmediyse şayet...

Bir teori daha var, o da ‘çoklu üst akıl’ teorisi.

 

Yazının devamı...

Erdoğan’la alakası yoksa ne konforu var

14 Ocak 2017

Bir; Erdoğan’la alakası yok...

İki; asıl ‘tek adamcı’ sizsiniz, asıl ‘tek parti devletçisi’ CHP’dir...

Fakat bu savunma stratejisinin sakıncalı tarafları var, ben olsam hiç durmaz gözden geçirirdim.

KILIÇDAROĞLU İÇİN Mİ?

Ne deniyordu; getirilen modelin Erdoğan’la alakası yok, ondan bağımsız tartışalım...

Oysa önerdikleri modelin en güçlü yanı, Erdoğan’ın yönetme tarzına cuk oturacağı düşüncesiydi.

En elle tutulur yanı, Erdoğan’ı başkan yapacak olmasıydı.

Hatta ‘Bir kereye mahsus bu yetkileri Erdoğan’a verelim, geçici maddeyle sonra da kaldıralım, ondan sonra gelecekler kullanamasın’ deseniz daha çok destek toplardınız.

Erdoğan’ı denklemden çıkardığınızda geriye ne kalıyor?

Cumhurbaşkanlığında merkezileşen devasa bir güç monopolü, bir yetki tekeli...

Sırf Erdoğan hatırına oy vereceklerin... Sırf Erdoğan’la ilgisi var diye bu modele sıcak bakmaya kendini zorlayanların sayısı azımsanmamalı.

***

Erdoğan’a gözü kapalı hayranlığından bu  modele taraftar olanlara diyorsunuz ki...

Erdoğan’ın şahsıyla bir alaka kurmayın, başkanlık seçiminden kimin galip çıkacağı belli olmaz, Kılıçdaroğlu da seçilebilir, ona göre değerlendirmenizi yapın...

Yarın öbür gün verdiğiniz yetkilerin Kılıçdaroğlu’nun eline geçme ihtimali, o hazır kitleyi korkutup ürkütmez mi, uykularını kaçırmaz mı!

‘Biz ne yapıyoruz, kendi elimizle kuyumuzu mu kazıyoruz’ endişesine sevk etmez mi!

***

Elinizdeki en ikna edici silah Erdoğan hayranlığı, ondan da olmayın.

Modelinizin en güvenilir tarafı, Erdoğan’ın başkan olacak olması...

Bu avantajı niye heba edesiniz ki...

Ben olsam direkt toplumdaki ‘reis’ hayranlığına oynardım. ‘Evet kardeşim, onun için getiriyoruz’ derdim.

Sonrasını düşündürtmez, mesela bir CHP’linin bir gün başkan olabileceği fikrini akıllarına bile getirtmezdim.

Kaç sadık AK Partilinin eli, böyle bir iktidarı gönül huzuruyla Kılıçdaroğlu’na vermeye gider ki...

Kaç fanatik reisçi, içinden gelerek bu ihtimali savunur ki...

CHP BİLE TERK ETMİŞKEN

İkinci argüman neydi: Asıl ‘tek adamcı’ sizsiniz, ‘tek parti devleti’ arıyorsanız dönün kendi geçmişinize bakın...

CHP’nin ‘Tek adam rejimi kuruluyor, tek parti devletine geçiliyor’ eleştirilerine cevaben geliştirilen bir savunma.

Ne mahzuru var, hem yalan mı demeyin.

Bugünkü bir yanlışı, 80 yıl önceki bir yanlışla meşrulaştıramazsınız.

***

Ayrıca CHP bile bugün... Atatürk’le İnönü dönemlerinin hem parti genel başkanı hem cumhurbaşkanı, hem il başkanı hem vali uygulamalarını övünerek sahiplenmiyor, geride kalması gerektiğini inkâr etmiyor.

Baykal’ın partisi adına yaptığı açış konuşmasını dinlemediniz mi? Özeleştirisini vererek başlamadı mı?

‘O gün yanlıştı da, o günün yanlışlarına bugün dönmek çok mu doğru’ algısına çalışmadı mı?

***

80 yıldır tek adam rejiminin, milli şeflik döneminin, parti devleti uygulamalarının kötülüklerini yerden yere vurarak yetişen bugünkü iktidar kuşaklarına...

80 yıl sonra ‘Onlar da yapmıştı’ diyerek ucundan bucağından eskiye dönmeyi anlatamazsınız.

Yapacağınız, en ufak bir benzerlik kurulmasına şiddetle karşı çıkmak olmalı.

Neden kıyas edilemeyeceğini somut bir şekilde ortaya koymalısınız.

Çağrışımı bile kafa bulandırır, tedirginliğe yol açar, içe kurt düşürür...

***

Önerim; ‘Tek adamlık getirmiyoruz, sadece çift başlılığı bitiriyoruz’ argümanıyla yetinilmesi.

‘İnönü de tek adamdı’ gibi mukayeselere asla girilmemesi.

Değil yanına yaklaşmak, çok daha ilerisinin vaat edildiği izlenimi uyandırılması.

Gerisi rahat kaçırır.

Yazının devamı...

‘Kılıçdaroğlu’nun çayı içilir’ mesajı kime

12 Ocak 2017

Meclis’te Anayasa değişikliğinin ilk maddesi görüşülürken muhalefet kulisine geçti ve Kılıçdaroğlu’na bir çay içimlik misafir oldu.

Fotoğraflarına baktım, ikisi de rahat, ikisi de güleç, bir karış asmamışlar suratlarını, kasıntı yok üzerlerinde.

Esprili bir ortamda geçtiği söyleniyor.

Bir ara Kılıçdaroğlu “Şu teklifi geri çekseniz ne iyi olur, ortam yumuşar” bile demiş.

Başbakan’ın gerilmediğini, her zamanki muzip gülümsemesiyle karşılık verdiğini öğreniyoruz.

İçeride tef gibi gergin, buz gibi keskin bir hava, dışarıda iç ısıtan bir sıcaklık...

YOK MU LAİKLİK PANKARTINI TERÖR SANAN

Bu fotoğraf kime, ne anlatıyor?

Birkaç muhatabı şöyle tespit ettim.

“Türkiye laiktir, laik kalacak gibi söylemler ancak teröre destek olmaktır, provokatiftir” diyen AK Partili belediye başkanı ve diğer kafası karışıklara...

Başbakan demek istiyor ki CHP’yle kıran kırana mücadele edebiliriz ama oturur çaylarını içer, iki lafın belini de kırarız.

Demek istiyor ki bize, Kılıçdaroğlu gibi en ağır eleştirileri bile yapsa muhaliflerimizi düşmanlaştırmayın.

Demek istiyor ki muhalefet etmek meşru bir haktır, en sert şekilde de yapılsa meşrudur.

Demek istiyor ki karşıt siyasi görüş ne kadar hoşumuza gitmese de... En aykırı itirazı da getirse... En kışkırtıcı meydan okumaya da yeltense... En hırçın tavrı da takınsa... En acıtıcı, en sivri dili de kullansa... En provokatif tepkiyi de koysa kriminalize etmeyin.

Demek istiyor ki bizden olmayanı ötekileştirmeyin, bizim gibi düşünmeyeni dışlamayın, vatan hainliğiyle yaftalamayın, haddi aşıp gayrimilli falan demeyin.

GOYGOYU ABARTAN ŞU TROLLEŞMİŞ KAFA YOK MU

Ayarı iyice kaçırıp “Başkanlık referandumunu engellemek vatana ihanettir” diyen goygoycu kafaya da...

Demek istiyor ki önerdiğimiz başkanlık modeline karşı çıkmak suç değildir.

Demek istiyor ki bu millet AK Parti çoğunluğundan ibaret değil. Bu vatan tek başına bizim değil, anlayın artık bunu.

Demek istiyor ki başkanlığa karşı gelmekle kimse millilikten, vatanperverlikten çıkmış olmaz, sokun bunu kafanıza.

‘Bizden yana olmayan da en az bizim kadar birinci sınıf vatandaştır. Hiç olmazsa benden fazla AK Particilik yapmamaya çalışın’ demek istiyor.

YOK MU HATIR NEDİR BİLMEYENLER

Şunu da söylemiş oluyor...

Unutmayın ki diyor CHP, 15 Temmuz direnişinin kahramanlarından biridir. Başka hiçbir şeyin hatırı yoksa bile FETÖ darbesine karşı o geceki duruşunun hatırı var.

Hatırlayın diyor, Kılıçdaroğlu’nun katıldığı Yenikapı mitingiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan nasıl gurur duymuştu:

“Bu birlik görüntüsü, Türkiye’nin düşmanlarını en az 15 Temmuz direnişi kadar üzmüş, kahretmiştir.”

‘Şimdi aramızda parti, görüş, mezhep, meşrep kavgası çıkarma heveslerine uyarak düşmanı sevindirmeyin’ mesajını işliyor.

Erdoğan’ın “Aynı görüşte olmak mecburiyetinde değiliz, biz birlikte Türkiye’yiz” sözüne gönderme yapıyor.

‘Trolleşmiş olabilirsiniz ama aklınızdan çıkarmayın ki bizi bölmek isteyenler hesabına çalışmıyorsunuz, vazifeniz bu değil...’

‘Biraz olgun, biraz kadirşinas olun’ demek istiyor.

İDARE ETME POZU DEĞİLSE

Bölücü, ayrımcı, ayrıştırıcı değil birleştirici olmanın...

Tektipçi, dayatmacı değil çoğulcu olmaya bakmanın...

Bozgunculuk çıkaranlara inat... Kabalığa değil gönül alıcı demokratik nezakete özenmenin erdemini anlatıyor o fotoğraf.

Bana mı öyle geldi yoksa, göstermelik bir tepkileri yatıştırma pozu muydu sadece?

Yazının devamı...

Yenikapı parantezi kapanırken son kez bakın o fotoğrafa

11 Ocak 2017

Bu tarihi, dönüm noktaları takviminize işaretleyin.

Parti sözcüleri, teklif edilen cumhurbaşkanlığı sistemi üzerine konuşuyorlardı.

15 Temmuz’u, 25 Temmuz’u, 7 Ağustos’u, 1 Eylül’ü nasıl işaretlediyseniz... 9 Ocak'ı da öyle not edin bir kenara.

Üstüne de şunu yazın; 15 Temmuz gecesi açılan büyük uzlaşma parantezi, bugün kapandı.

* * * 

25 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde çekilen liderler zirvesi fotoğrafı, bugün bir daha toplanmamak üzere dağıldı.

7 Ağustos’ta, demokrasi nöbetlerini muhteşem bir finalle taçlandıran ‘Yenikapı Ruhu’, bugün sizlere ömür, tuzla buz oldu.

1 Eylül’de Külliye’deki adli yıl açılışını boykot krizi, Yenikapı ruhunda açılan ilk ciddi çatlaktı. Bugün o ruhun ruhuna Fatiha, tabutuna çivi çakıldı.

GEÇ BULUP ÇABUK KAYBETTİK

Ancak FETÖ’nün kanlı darbe girişimi gibi bir ihanet bizi birleştirebilirdi...

Darbe direnişinde birliğin, beraberliğin, kenetlenmenin destanını yazdık. Ayrı değil ortak meydanlar kurduk, mitingleri birleştirdik, omuz omuza nöbet tuttuk.

* * * 

Ancak içsavaş tehlikesi gibi bir felaket, geçmişin hatalarından ders çıkarmamızı sağlayabilirdi...

İçsavaşın eşiğinden dönmenin kıymetini bildik, kaderlerimizin bir olduğunu acı bir tecrübeyle fark ettik.

* * * 

Ancak bölünüp parçalanma korkusu, siyasi ve toplumsal kutuplaşmayı bitirtebilirdi bize...

Yarım kalan hesaplarımızı, siyasi zıtlaşmalarımızı bir kenara bıraktık.

Yeni bir sayfaydı.

MHP Lideri Bahçeli ile CHP Lideri Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetini ikiletmedi, Külliye boykotuna son verdiler. AK Parti Genel Başkanı Yıldırım’la birlikte, Beştepe’de 2 saat 40 dakika süren liderler zirvesine katıldılar.

Özlediğimiz toplumsal barışın kavuşma fotoğrafıydı bu. Yeni Türkiye’nin, bir eksikle en klas aile fotoğrafı...

Başbakan Yıldırım açıklamıştı; ister yeni ister mini Anayasa değişikliği olsun, paketi birlikte hazırlama, uzlaşmayla geçirme konusunda tam mutabakat çıkmıştı dörtlü zirveden.

Ama kırkı çıkmadı, hayal oldu.

BİR DAHA FETÖ BİLE BİRLEŞTİREMEZ

Pazartesi akşamı Meclis’teki konuşmaları dinlediyseniz anlamışsınızdır.

Son kez bakın; o fotoğraf mazide kaldı. Yakın siyasi tariha ait bir hatıra artık, anılarda yaşayacak.

Yapılacak değişiklikle başbakanlık kalkıyor, parti genel başkanlığıyla birlikte cumhurbaşkanına geçiyor. Binali Yıldırım’ın konuşması, liderler zirvesi fotoğrafına veda gibiydi o yüzden.

CHP kılıçları çekti; Baykal’ın konuşması, Kılıçdaroğlu’nun bir daha Külliye’ye adım atmayacağının habercisi gibiydi.

* * * 

Hani biz birlikte Türkiye olacaktık ya...

Hani bir daha 15 Temmuz öncesine dönmeyecektik ya...

İşte 15 Temmuz sonrası açılan o büyük uzlaşma parantezi, 9 Ocak’ta kapandı.

Artık 15 Temmuz sonrasına dönüşümüz görünmüyor.

Helalleştik, kucaklaştık, halis muhlis taze bir başlangıca niyet ettik ama baharımız kısa ömürlü oldu.

Kavga siyaseti, geçici bir ateşkes molası vermiş gibi geri geldi, kaldığı yerden devam ediyor.

* * *

O fotoğrafı hatıra albümüne kaldırın. Toplumsal uzlaşmayı, ‘Yenikapı Ruhu’nu özledikçe açar açar bakarsınız burnunuz sızlayarak.

Kim haklı, kim haksız?... Siz hangi tarafı tutuyorsunuz, ben hangisini?... Başkanlığa karşı mısınız, taraftar mı?... Ayrı konu.

Karşılıklı suçlamalara çok vaktimiz olacak.

Bir tespit olarak kayıt düşün sadece; film koptu, başa sarıyoruz.

Erdoğan’ın korktuğu şey oldu.

“15 Temmuz’da yakaladığımız birlik ve beraberlik fırsatını bir milada dönüştüremezsek yazıklar olsun bize” demişti.

Değerlendiremedik, yazık oldu.

Yazının devamı...

Reina katliamını bak Esad üstlendi

8 Ocak 2017

“IŞİD, Şam’ın yamacında. Ama bombalar Şam’da değil de niye Türkiye’nin şehirlerinde patlıyor, biliyor musunuz” diyor.

“Çünkü” diyor, “Suriye istihbaratı, örgütün kilit kontrol pozisyonlarına sızmayı başardı...”

Ola ki mesaj alınmamıştır diye duymayan bırakmıyor.

“Bu katliamları durdurmak istiyorsanız, yolu Suriye istihbaratıyla işbirliği yapmaktan geçer” diye dostluk göstermeyi de ihmal etmiyor.

Gözden kaçmasın; Reina katliamından sonra geliyor bu ifşaat.

Katliamı Esad rejimi adına üstlenmekten farkı yok.

NE DEMEYE ÜSTLENİYORLAR

Konuşuyoruz, tartışıyoruz ya ‘Terör örgütlerini üstümüze kim salıyor’ diye...

FETÖ’sü, PKK’sı, IŞİD’i birden saldırıyor, ‘Arkalarında aynı güç mü var’ diyoruz ya...

Yoksa Rusya’yla yakınlaştığımız için bizi ‘güvenilmez ortak’ gördüler de... AB ile ABD tarafından cezalandırılıyor muyuz diye kuruyoruz ya...

Artık IŞİD saldırılarını hangi merkezin yönlendirdiğini öğrenmiş olduk.

Suriye devlet televizyonu, parlamento sekreterinin ağzıyla itiraf ediyor.

Resmi üstlenme gibi...

‘Sakın yanlış adrese mal etmeyin, biz yaptık’ der gibi...

‘Başınıza gelen her kötülüğü AB’den, ABD’den biliyorsunuz ama bizi de unutmayın, bir halta sayın’ der gibi...

‘Gücümüzü yabana atmayın, Muhaberat’ımızın operasyon kabiliyetini hafife almayın, terör üretme kapasitemiz hâlâ aktif, hâlâ faal’ der gibi...

PAZARLIĞA ÇAĞRI

Niye hatırlatıyorlar bunu?

Suçlarını itiraf etmek, katliamı üstlenip biraz daha beddua almak, biraz daha öfke ve nefret çekmek için değil.

Nanik yapmak, bakın nasıl intikam alıyoruz, nasıl canınızı yakıyoruz demek için de değil.

Boşboğazlıktan hiç değil.

Bilinçli bir göze sokma bu.

Niye ‘Azmettiriciyi başka yerde aramayın, biz yaptık’ mesajı verdikleri açık.

‘Pazarlık yapacaksanız bizle yapacaksınız’ demek için...

‘Arayı düzeltecekseniz bizle düzelteceksiniz’ demek için...

‘Bizle uzlaşmazsanız canınız daha çok yanar, fail de muhatap da biziz’ demek için...

MUHATAP ALMAYACAKSAK

İnternete düştüyse bu dehşet itirafın videosu, ben sen gördüysek, MİT’in dikkatinden kaçmış olamaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha zarfını bile açmadan mesajı iade ettiğine göre...

Arkasından kim çıkarsa çıksın elimizin tersiyle ittiğimizi söylediğine göre...

Teröre teslim olmayacağımızı, boyun eğmeyeceğimizi üstüne basa basa tekrar ilan ettiğine göre...

Reina katliamına IŞİD’i memur eden Şam’ı muhatap almayacağız demektir.

Diz çökmeyecek, pazarlığa oturmayacak, uzlaşmaya yanaşmayacağız demektir.

KUTUPLAŞTIRMA TROLLERİNİN İŞİNE SON

Anladıkları dilden karşılık vereceksek geriye tek yol kalıyor.

Karşısında tek vücut halinde sağlam duracağız.

İşi gücü iç düşman üretmek olan... Ona buna hain diyerek geçinen... Ekmeğini içeride husumet körüklemekten çıkaran trol tayfasının iş akdini feshedeceğiz.

Militan partizanlığı bir kenara bırakıp iktidarı en geniş sosyal tabana yayacak, kimseyi dışlamadan paylaşacağız.

Dalga sert geliyor; buna ancak iç kutuplaşmayı bitirerek dayanabileceğimizi bileceğiz.

Kürt-Türk, Alevi-Sünni, iktidar-muhalefet diye mi bizi bölmeye çalışıyorlar... Kürt’ün, Alevi’nin, öteki Türk’ün aidiyet bağlarını güçlendireceğiz.

Bir türlü yapamadığımız şeyi yapıp helalleşecek, kucaklaşacağız.

‘ÜST AKIL’LARI AYIRMAK

Bir şey daha yapacağız...

Bileceğiz ki IŞİD’e Şam sızdıysa Rusya da sızmıştır.

FETÖ’sü, IŞİD’i, PKK’sı dönüşümlü gibi vuruyor, nöbetleşir gibi mi saldırıyor...

Bu döngüyü kırmak için arkalarındaki güçlerin çıkar çatışmasından yararlanacağız.

Onları birleşik bir terör cephesi, yönlendiricilerini de tek bir ‘üst akıl’ sanmayacağız.

Rusya’ya yaslanarak, Şanghay Beşlisi’ne güvenerek AB ve ABD’yle ortaklığımızı bozmayacağız.

Yazının devamı...

Ne birleşik terör ne yaşam tarzı

7 Ocak 2017

Üçüne de tetiği çektiren merkez aynı olsaydı...

‘Vur’ emrini bir patrondan alıyor olsalardı...

Sıradaki saldırı yeri İzmir, saldırgan da PKK olmazdı.

***

Terörle mücadelede yalnız bırakıldığımızı, Batılı müttefiklerimizden yeterli dayanışma ve desteği görmediğimizi söylerseniz tamam.

Ama bana, bu üç cinayet şebekesi de aynı ‘üst akıl’ tarafından sevk ve idare ediliyor derseniz...

Direktifi verenin aynı azmettirici olduğunu söylerseniz...

O azmettiriciyi de sadece AB’de, ABD’de ararsanız...

Başka yerde düşman olabileceğine ihtimal vermezseniz...

‘Bir dakika’ derim size.

Bir dakika, bu teoride bir terslik görünüyor.

OYUN TEK, O DA LAİK-DİNDAR KUTUPLAŞMASI DEĞİL

Din istismarcısı IŞİD yılbaşı eğlencesini bastığında, hedef laik yaşam tarzı denilebilirdi. Şüpheye yer vardı.

Fakat laiklik istismarcısı terör örgütü PKK, İzmir’de saldırınca o tez çöküyor.

PKK ile IŞİD arasında kan davasına dönüşmüş bir düşmanlık olmasa, ‘birleşik terör cephesinin saldırısı altında’ olduğumuz söylenebilirdi.

Fakat dünya yıkılsa ikisi bir araya gelmeyeceğine göre o tez de çöküyor.

Ne terör örgütleri birleşti ne de laik-dindar çatışması kışkırtmak gibi ortak hedefleri var.

Yalnız, çok yönlü bir terör saldırısı altında olduğumuz doğru.

Yalnız, aralarında koordineli olmasalar da bizi ortak düşman gördükleri doğru.

DÜŞMAN TEK CEPHE DEĞİL

Düşman tek, o da Batı, o da AB ve ABD algısı, toplumda giderek yerleştiriliyor.

Oysa kolaycı ve yanıltıcı bir açıklama bu.

FETÖ, ‘Çözüm Süreci’ne karşıydı. PKK’nın şehir yapılanmasını çökertme görüntüsü altında süreci sabote edecek operasyonlara imza attı.

PKK, din istismarcısı IŞİD’le savaşan laik bir örgüt olarak dünyada meşruiyet ve ün kazanma arayışındaydı.

IŞİD, Suriye ve Irak’ta PKK’yla kapışıyordu, Türkiye’de HDP kalabalıklarını da hedef alan eylemler gerçekleştiriyordu.

Başbakan Yıldırım, bu terör örgütlerinin vardiyalı çalışmaya başladığını söylüyor şimdi.

Haksız sayılmaz, nöbetleşir gibi biri bırakıyor öbürü devralıyor.

***

FETÖ, Rus Büyükelçi’ye suikast yaptırıyor.

PKK, Beşiktaş ve Kayseri’de bomba patlatıyor.

IŞİD, Reina’yı kana buluyor.

Sonra tekrar PKK giriyor devreye, İzmir Adliyesi’nde katliama teşebbüs ediyor.

Şurası kesin; amansız bir terör döngüsüne girmiş bulunuyoruz. Başbakan’ın dediği gibi arkası geleceğe, bu saldırıların frekans sıklığı artacağa benziyor.

Şurası da muhakkak; nefes aldırmıyorlar, sıraya koyulmuş gibi dönüşümlü vuruyorlar.

Fakat...

Birbiriyle kanlı bıçaklı terör örgütlerinin aralarında paslaştığı varsayımından hareket etmek, her birine ayrı verilecek doğru cevabı bulmamızı önler.

TERÖRÜ DEĞİL KENDİMİZİ BİRLEŞTİRELİM

Aynı noktaya ateş etmiyorlar.

Kafa kafaya vermiş olsalar...

Aynı merkezden düğmelerine basılmış olsa...

Aynı yarayı kaşır, aynı amaca çalışırlardı.

Eylemleri, bir şablona oturmuyor.

Birleşik cephe gibi görmek, arkalarındaki kuklacıları ve niyetlerini teşhiste yanıltır.

Hamasi retoriklerle yenilmez terör sarmalı.

Türkiye’ye diz çöktürmekse, kim diz çöktürmek istiyor?

Arkalarında bir patron varsa bu tek değil.

Bizi yıldırıp pazarlığa çekmek istiyorlarsa, ajandaları bir değil.

Her birinin ayrı patronu, ayrı talebi var.

Bizi ayrı ayrı hatlardan bölmek istiyorlarsa biz de iç barışı sağlama alalım. Toplumu bütün kutuplaşma hatlarında birleştirip terör cephesini bölelim.

Lafta da olsa ne diye düşmanı birleştiriyoruz ki?

Yazının devamı...