"Serhan Asker" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serhan Asker" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Serhan Asker

Serhan Asker

Balonla hayata röveşata

16 Kasım 2017

TOP gol olsa da dağlara taşlara gitse de seyirciden alkış alan tek harekettir belki de... Çocukluğumuzda mahalle maçlarında bu hareketi denemeyen var mıdır acaba? Hele maçımızı izlemeye manitamız gelmişse... Bu hareket için tüm takımı örgütlemez miydik? “Arap, benimki de maçı izliyor, ortalar ona göre gelsin. Tamam mı? Göğüs hizasına muz orta. Röveşata yapayım!”, “Kız arkadaşımızın gönlüne giden yol başarılı bir röveşatadan geçer” mottosuydu bizimkisi...

Balona röveşata yapan genç’ videosunu artık bilmeyen yoktur. Herkes Gülbay Türkücü’yü konuşuyor. Son gelen haberlere göre evini terk etmiş. 3 aydır evine uğramıyormuş.  Röveşata yapmayı kafasına koyan yere düşmeyi de iyi bilmelidir. Düşmeyi bilmeyenin iç organları yer bile değiştirebilir. Daha açık söylersem bilmeyenin sonu mahallenin sınıkçısıdır. Net.

İLKİNİ UNZAGA YAPTI...

Röveşata köken olarak İngilizce... Reverseshot... ‘Reverse’ geri, ters; ‘shot’ ise şut demek olduğuna göre ters geri vuruş diyebiliriz. Türk Dil Kurumu da bu izleyende heyecan yaratan hareketi, “Futbolda yüksekten gelen topa gövdeyi sırtüstü devirip makas yaparak vurma” olarak tanımlıyor.

İlk röveşata, 1914’te Şili’ye iltica eden İspanyol Ramon Unzaga tarafından yapıldı. Sonra 1930’da Brezilyalı Leonidas da Silva tarafından görücüye çıktı. Ve bu çılgın vuruş 1960’larda Pele’nin tekeline girdi. Sonra kimler yapmadı ki... Eusebio... Rivaldo... Hugo Sanches... Ve Moussa Sow... Fenerbahçe’de attığı röveşata gollerin tadını hiçbir zaman unutamayız. Sow, Twitter hesabında da, “Ona bunu mutlaka öğreteceğim” diyerek Kızılay’daki cesur yüreğe selam çaktı.

RECEP’İ KİM UNUTABİLİR...

Kimi zaman bu hareket başa bela da olabiliyor. Yıllar önce Beşiktaşlı Recep, Malmö maçında bu hareketi başarıyla uyguladı. Ancak kendi kalecisi Engin İpekoğlu’nu avladı. O gol UEFA tarafından gecenin golü seçildi.

Sahi sokakta dalgın dalgın yürürken yolda gözümüze ilişen topu andıran bir taş ya da başka bir cisim gördüğümüzde hangimiz heyecanlanmayız? Mutlaka bir sol iç plase ya da dış bir falso ile o cisime vurmaz mıyız? Hele bir top ayağımıza geldiği zaman üzerimizde takım elbise, ayağımızda rugan ayakkabı dinlemez mutlaka o topu sektirmez miyiz?

Yazının devamı...

Dünya futbolunun temiz rengi: Şenes Erzik

2 Kasım 2017

Bir zamanlar İspanya futbolunun bir numaralı ismiydi. Hem de 29 yıl! Matadorlar, onun döneminde 2 Avrupa, 1 kez de Dünya şampiyonu oldu. En son UEFA Hakem Komitesi’nin başkanıydı. Rio 2014’te Mehmet Arslan, grup aşamasında elenen İspanyolların halini sorduğunda “Oley, Oley next Champion” (Yaşasın yeni şampiyon) diyerek verdiği cevap, hâlâ hafızamda..

2015’te FIFA’yı sarsan yolsuzluk soruşturmasıyla bütün görevlerinden ayrılmak zorunda kaldı..

Michael Platini... Dünya futbolunun göz bebeklerinden. Fransa’yı 1984’te Avrupa şampiyonu yaptı. UEFA Başkanı’yken adı yolsuzluk skandalına karıştı. Görevden el çektirildi.

Sepp Blatter... 2014 Dünya Kupası’nda tanıştık. Herkes ona saygı duyuyordu. Dünya medyası peşindeydi. O sadece Hürriyet’e konuşmuştu. Ne havalıydı o günlerde. Ancak kupadan hemen sonra kendisini yönetim kuruluyla birlikte yolsuzluk iddialarının içinde buldu. Direndi. Fakat futbol dünyasını suçsuzluğuna ikna edemedi. Bıraktı...

Görevlerini bırakmak zorunda kalan bir çok isim içerisinde sadece bu üçünü yazdım. Hem FIFA hem de UEFA’da bir çok ünlü isim gitti. Gidenlerin hepsi de deve dişi gibi adamlardı. Hepsi de yolsuzlukla suçlandı.

INFANTINO’NUN ELİNİ ÖPTÜĞÜ ADAM

Bu kadroların içinde bir isim vardı ki tüm suçlamalardan alnının akıyla çıktı. Onu da didik ettiler ama bir sey bulamadılar. O bir Türktü. 30 yıldan fazladır UEFA ve FIFA’da bizi başarıyla temsil eden Şenes Erzik...

Onun dünya futbolundaki saygınlığına defalarca şahit oldum. Efsane futbolcular

Yazının devamı...

Varşova Stadı'ndaki haykırış Arakan'da da duyulsun

8 Eylül 2017

Çarlık Rusya’sı doğduğu toprakları işgal edince soluğu Paris’te aldı.  Piyanonun dahi çocuğu 39 yaşında ölene kadar memleketi Varşova’nın hasretiyle yanıp tutuştu.

O Frederic Chopin’di..

 “BEDENİM PARİS, KALBİM VATANIMA GÖMÜLSÜN”

 Vasiyetini ablasına söyledi. “Ölürsem bedenim Paris’e kalbim ise Varşova’ya gömülsün.” Acılı abla Ludvika o vasiyeti yerine getirdi.. Chopin’in kalbi şuanda doğduğu kent Varşova’da Kosiciol Swietego Krzyza Kilisesinde bir sütunda..

 Tarih boyunca her millet savaşlardan çok çekti.. Ve de ne yazık ki çekmeye devam ediyor.. Bu trajediyi en çok yaşayan coğrafya ise şimdiki Polonya..  Son yüzyılın en büyük belâlarından Adolf Hitler orada bir ırkı ortadan kaldırmak için neler yapmadı ki.. Ama gelin görün ki kaderin cilvesi insana neler yaşatıyor.. Anlatayım.

 NAZİLER HERGÜN VARŞOVALI CURIE’YE MUHTAÇTI..

Varsova’nın Chopin’den başka bir yüz akı daha var. Madam Curie.. İki dalda Nobel kazanmış tek bilim insanı.. Fizik ve Kimya dalında..  Yaşamını labaratuvarda geçirdi. Hem de labaratuvar ortamının hayatına mal olacağını bile bile. Yoğun radyasyondan kan kanserine yenildi. Radyum, Polonyum ve radyoaktiviteyi buldu.. Tıp tüccarları onun buluşlarının patent hakkı için milyon dolarlarla sıraya girdiğinde o, “Hayır. Ben bunları para kazanmak için değil, insanlık için yaptım” dedi..

 İşte o Hitler ve askerleri Polonya işgali sırasında yaralandıklarında ya da hasta olduklarında Madam Curie’nin tıp dünyasına kazandırdığı yöntemlerle tedavi edildi. Savaş devam ederken ağır bir hastalığa yakalanan Hitler’in akciger filmleri Varşovalı Curie’nin bulduğu makinalarla çekildi.. Hayat, yok etmeye çalıştığınız ırktan birisinin buluşuyla sizi ölümden kurtaracak kadar büyüleyici bir tezatlıktır..

Yazının devamı...

Chopin’in Varşovası’ndan Arakan’a..

8 Eylül 2017

Çarlık Rusya’sı doğduğu toprakları işgal edince soluğu Paris’te aldı.  Piyanonun dahi çocuğu 39 yaşında ölene kadar memleketi Varşova’nın hasretiyle yanıp tutuştu.

O Frederic Chopin’di...

“BEDENİM PARİS’E, KALBİM VATANIMA...”

- Vasiyetini ablasına söyledi. “Ölürsem bedenim Paris’e kalbim ise Varşova’ya gömülsün.” Acılı abla Ludvika o vasiyeti yerine getirdi.. Chopin’in kalbi şu anda doğduğu kent Varşova’da Kosiciol Swietego Krzyza Kilisesinde bir sütunda...

Tarih boyunca her millet savaşlardan çok çekti.. Ve de ne yazık ki çekmeye devam ediyor.. Bu trajediyi en çok yaşayan coğrafya ise şimdiki Polonya..  Son yüzyılın en büyük belalarından Adolf Hitler orada bir ırkı ortadan kaldırmak için neler yapmadı ki.. Ama gelin görün ki kaderin cilvesi insana neler yaşatıyor... Anlatayım.

NAZİLER VARŞOVALI CURİE’YE MUHTAÇTI

- Varsova’nın Chopin’den başka bir yüz akı daha var. Madam Curie... İki dalda Nobel kazanmış tek bilim insanı. Fizik ve Kimya dalında...  Yaşamını laboratuvarda geçirdi. Hem de laboratuvar ortamının hayatına mal olacağını bile bile. Yoğun radyasyondan kan kanserine yenildi. Radyum, Polonyum ve radyoaktiviteyi buldu.. Tıp tüccarları onun buluşlarının patent hakkı için milyon dolarlarla sıraya girdiğinde o, “Hayır. Ben bunları para kazanmak için değil, insanlık için yaptım” dedi..

İşte o

Yazının devamı...

Francesco Cengiz...

8 Ağustos 2017

Hani diyor ya şair ‘bir eriğin aceleci tadı’ gibi iyi geldin bize.. Henüz 19 yaşındasın.. Ve sen bu gezegende forması uzaya gönderilmiş ilk futbolcu olan Totti gibi sıradışı bir efsanenin takımına gittin.. Koca Roma bonservisin için bir ton para harcadı. Daha ilk günlerden görüyoruz ki seni yere göğe sığdıramıyor, senin için görkemli tanıtım toplantıları düzenliyorlar. Çocuk, ‘gururumuz oldun gururumuz!’..

Buraya kadar her şey güzel..  Ama asıl senin  bundan sonra yapacakların bizim gururumuzu zirveye taşımalı..

Ve biliyor musun Cengiz, bunun için yapacakların çok basit.. Roma takımının tesislerine, soyunma odasına, maçlarını oynadığı Roma Olimpiyat Stadına, hatta kentin her semtine ruhunu salan Totti’nin yolunu yol et kendine.. Bu kadar yani.. Neler mi yaptı o? Daha önce bu köşede de yazmıştım.. Dinle lütfen.. 

O, kimsenin Roma’dan koparamadığı adamdı..  Anneanne korkusu işte! Fanatik AS Romalı anneanne 1989’da Roma futbol takımının kapısından giren torununu karşısına oturtarak:

“Evlat dinle! Bundan böyle Roma’dan başka takımda oynamayacaksın. Tamam mı?” diyerek kestirip atmış. O sözün üzerinden tam çeyrek asır geçti. Demem o ki Totti, büyük sözü dinliyor.. Totti anneannesine verdiği sözü ve Roma’ya olan bağlılığını tam 28 yıl oldu asla sorgulatmadı. Elbetteki sen üstüne koydukça seni de Barcelona ya da Manchester United gibi devler isteyecektir. Gidersin ya da Roma’da kalırsın.. Biz her şartta mutlu oluruz. Sen yeter ki o seviyeyi yakala..

ARMANİ’DEN ALDI FAKİRLERİ GİYDİRDİ

ARMANI’nin en özel modeliydi. Sen de yakışıklı şimşek gibi bir ışık saçıyorsun. Model olursun, reklam filmi çekersin mutlaka.. Tip olarak Totti’ye de benziyorsun. Senin de peşine düşecek dev markalar. Bunun hiçbir önemi yok.. Bak Roma’nın efsanesi neler yapıyordu.. Her yıl mankenlik sözleşmesine imza atarken aldığı parayı ikiye bölüp yarısını yoksullar vakfına yolluyordu.

STATTA LOCASI VARDI

Yazının devamı...

Gazap Üzümleri’nden NTV Spor’a...

11 Temmuz 2017

Gazap Üzümleri, bir dayanışma destanıdır. Ekonomik dar boğaza giren bir ailenin var olma ve örgütlenmesinin destanı. 

Hayatlarını tarımla geçiren yoksul halk, traktörün kullanılmaya başlanmasıyla işverenin gözünden düşer ve umuda yolculuğa çıkar. Külüstür bir kamyonla maceraya giren Joad ailesinin başına gelmeyen kalmaz. Anne Joad’ın yaşanan bütün felaketlere rağmen ailesine bir kartal gibi sahip çıkışı onu edebiyat tarihinin en büyük roman karakterleri arasına yerleştirir.

Kampta bütün ailesine cansiperane sahip çıkışı bir annelikten çok öte bir duruş.

Sonbahar gelince su taşkınları yaşanır ve kamptakiler perişan olur. Tom’un hamile kardeşi Rose bu olumsuzluklardan dolayı bebeğini ölü doğurur. Kamyonları kullanılamaz hale gelen Joadlar bu kampta da daha fazla kalmak istemez ve yaya olarak oradan da ayrılır. Yolda ambar gibi bir yerde barınan bir baba ile oğula rastlarlar. Adam açlıktan ölmek üzeredir. Bebeği öldüğü için emziremeyen Rose, memelerinden süt sağar ve ölmek üzere olan adama içirerek onu kurtarır. Ve bu olay Joad ailesinin ayağa kalkışıdır.

Ya Garbriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığı’ndaki Anne Ursula’sına ne demeli?

Buendia ailesinin dağılmaması için gösterdiği özveri kitabı okuyanların hafızasından asla çıkmaz. O da çocukları, kocası ve tüm ailesi için bir kartal pençesi.

Yaşamının son aylarında, geceliğinin içinde kaybolan bir kiraz çekirdeğine döndüğünde bile tek derdi ailesinin ödenmeyen borçlarıydı. Kimsenin bilmediği altınların yerini gösterir ve rahatlar. 

PIRIL PIRIL BİR KADRO

Yazının devamı...

Boşver Ranieri.. Sonu yoktur güzel şarkıların

1 Mart 2017

Nasıl olmasınlar ki? Onlar dünyanın en çok izlenen liginde deve dişi gibi rakiplerini geride bırakıp şampiyon olmuştu.. Hem de 2. olan takıma 10 puan fark atarak.. 
Ranieri'nin geçen yıl Ada'da yazdığı zafer şarkısı beni Hemigway'in Yaşlı Adam ve Deniz'ine götürmüştü..

RANİERİ HEMİNGWAY'İN SANTİAGO'SUDUR..
Hemingway'in kitabında Santiago, yaşlı ve yalnız bir adamdır. Hayatını devam ettirmek için geçimini sağlamak zorundadır.. Bildiği tek iş ise balıkçılık. Ancak talihsiz bir avcı.. 84 gün boyunca denizden eli boş dönüyor.. Büyük balığı yakalamak artık onun için bir hesaplaşmaya dönüşür.. İnadı inat.. 85. günde Santiago, sonunda büyük bir kılıçbalığı yakalar. Balık direnir.. Balıkla giriştiği savaşı kazanan yaşlı adam, zıpkını ile balığı teknesine bağlar ve çekmeye başlar. Ancak balığın yarasından akan kanlar denize karıştığı için açık denizde yüzmekte olan köpekbalıkları kanın kokusunu alır ve kılıçbalığına saldırarak balığı yer. Sonuçta Santiago’nun elinde, kılıçbalığının sadece iskeleti kalır. Ama o iskelet bile olsa hedefine ulaşmıştır.. Bu onun açık sulardaki zaferidir.. 

BERNARD SHAW SENİ YAZARDI
Hemingway, 85 yaşındaki Santiago'nun hayatıyla insanı insan yapan olgunun, azim ve umut olduğu gerçeğini destanlaştırıyor.. 
Tıpkı 65 yaşındaki Ranieri'nin futbolun beşiği İngiltere'yi sallayan geçen yılki destanı gibi.. 

Yazının devamı...

Başkentin Osmanlı’sına bak

14 Aralık 2016

Sonra, 

“Böyle sessiz ayrılıklarda
Her şey önceden belli olur
En güzel zamanında, aşkın ve hayatın
İnsan deli olur…” diyen Turgut Uyar..
Ardından “Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın” dizelerinin sahibi Ahmet Erhan..
Sadece ‘Fikrimin İnce Gülü’ ile değil birçok eseriyle bizleri büyüleyen Adalet Ağaoğlu.. Son romanı, ‘Kuşlar Yasına Gider’le suskunluğunu bozan Hasan Ali Topbaş..

İDİL BİRET’İN, EFE AYDAN’IN ANKARA’SI

Yazının devamı...