"Serhan Asker" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serhan Asker" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Serhan Asker

Serhan Asker

Gazap Üzümleri’nden NTV Spor’a...

11 Temmuz 2017

Gazap Üzümleri, bir dayanışma destanıdır. Ekonomik dar boğaza giren bir ailenin var olma ve örgütlenmesinin destanı. 

Hayatlarını tarımla geçiren yoksul halk, traktörün kullanılmaya başlanmasıyla işverenin gözünden düşer ve umuda yolculuğa çıkar. Külüstür bir kamyonla maceraya giren Joad ailesinin başına gelmeyen kalmaz. Anne Joad’ın yaşanan bütün felaketlere rağmen ailesine bir kartal gibi sahip çıkışı onu edebiyat tarihinin en büyük roman karakterleri arasına yerleştirir.

Kampta bütün ailesine cansiperane sahip çıkışı bir annelikten çok öte bir duruş.

Sonbahar gelince su taşkınları yaşanır ve kamptakiler perişan olur. Tom’un hamile kardeşi Rose bu olumsuzluklardan dolayı bebeğini ölü doğurur. Kamyonları kullanılamaz hale gelen Joadlar bu kampta da daha fazla kalmak istemez ve yaya olarak oradan da ayrılır. Yolda ambar gibi bir yerde barınan bir baba ile oğula rastlarlar. Adam açlıktan ölmek üzeredir. Bebeği öldüğü için emziremeyen Rose, memelerinden süt sağar ve ölmek üzere olan adama içirerek onu kurtarır. Ve bu olay Joad ailesinin ayağa kalkışıdır.

Ya Garbriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığı’ndaki Anne Ursula’sına ne demeli?

Buendia ailesinin dağılmaması için gösterdiği özveri kitabı okuyanların hafızasından asla çıkmaz. O da çocukları, kocası ve tüm ailesi için bir kartal pençesi.

Yaşamının son aylarında, geceliğinin içinde kaybolan bir kiraz çekirdeğine döndüğünde bile tek derdi ailesinin ödenmeyen borçlarıydı. Kimsenin bilmediği altınların yerini gösterir ve rahatlar. 

PIRIL PIRIL BİR KADRO

Yazının devamı...

Boşver Ranieri.. Sonu yoktur güzel şarkıların

1 Mart 2017

Nasıl olmasınlar ki? Onlar dünyanın en çok izlenen liginde deve dişi gibi rakiplerini geride bırakıp şampiyon olmuştu.. Hem de 2. olan takıma 10 puan fark atarak.. 
Ranieri'nin geçen yıl Ada'da yazdığı zafer şarkısı beni Hemigway'in Yaşlı Adam ve Deniz'ine götürmüştü..

RANİERİ HEMİNGWAY'İN SANTİAGO'SUDUR..
Hemingway'in kitabında Santiago, yaşlı ve yalnız bir adamdır. Hayatını devam ettirmek için geçimini sağlamak zorundadır.. Bildiği tek iş ise balıkçılık. Ancak talihsiz bir avcı.. 84 gün boyunca denizden eli boş dönüyor.. Büyük balığı yakalamak artık onun için bir hesaplaşmaya dönüşür.. İnadı inat.. 85. günde Santiago, sonunda büyük bir kılıçbalığı yakalar. Balık direnir.. Balıkla giriştiği savaşı kazanan yaşlı adam, zıpkını ile balığı teknesine bağlar ve çekmeye başlar. Ancak balığın yarasından akan kanlar denize karıştığı için açık denizde yüzmekte olan köpekbalıkları kanın kokusunu alır ve kılıçbalığına saldırarak balığı yer. Sonuçta Santiago’nun elinde, kılıçbalığının sadece iskeleti kalır. Ama o iskelet bile olsa hedefine ulaşmıştır.. Bu onun açık sulardaki zaferidir.. 

BERNARD SHAW SENİ YAZARDI
Hemingway, 85 yaşındaki Santiago'nun hayatıyla insanı insan yapan olgunun, azim ve umut olduğu gerçeğini destanlaştırıyor.. 
Tıpkı 65 yaşındaki Ranieri'nin futbolun beşiği İngiltere'yi sallayan geçen yılki destanı gibi.. 

Yazının devamı...

Başkentin Osmanlı’sına bak

14 Aralık 2016

Sonra, 

“Böyle sessiz ayrılıklarda
Her şey önceden belli olur
En güzel zamanında, aşkın ve hayatın
İnsan deli olur…” diyen Turgut Uyar..
Ardından “Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın” dizelerinin sahibi Ahmet Erhan..
Sadece ‘Fikrimin İnce Gülü’ ile değil birçok eseriyle bizleri büyüleyen Adalet Ağaoğlu.. Son romanı, ‘Kuşlar Yasına Gider’le suskunluğunu bozan Hasan Ali Topbaş..

İDİL BİRET’İN, EFE AYDAN’IN ANKARA’SI

Yazının devamı...

Son model bir “Zorba”.. Obradoviç

11 Aralık 2016

Roman, Osmanlı döneminde geçer. Sırp kökenli, 22 yaşında Avusturya ordusundaki genç bir teğmenin, Mihaylo Latas’ın sonunda Ömer Lütfü Paşa olup Türk ordusunun başkomutanlığına yükselmesini anlatır..

 

Dillere destan bir Kırım Savaşı komutanlığı vardır..

 

Friedrich Engels: “Sayıca ve silahça Rus ordusu Türk ordusundan kat kat üstün... Türklerin ise başlıca üstünlüğü komutanları Ömer Paşa’dır. Muharebenin sonucunu Ömer Paşa’nın bireysel yetenekleri, sabır, dayanıklılık ve uzgörüsü belirleyecektir.”

 

O, ÜNİFORMASIZ ÖMER LÜTFÜ PAŞA

 

Yazının devamı...

Katalunya'da iki yiğit: Arda ve Robert Jordan

10 Kasım 2016

 

BİRİSİ sarışın; diğeri esmer; birisi mağarada bile olsa her gün tıraş olmayı ihmal etmiyor, öbürü ise kapkara sakallarıyla Robinson Crusoe andırıyor.. İkisi de İspanya’da birer yabancı.. Birisi İngiliz asıllı Amerikalı.. Diğeri Türk, Bayrampaşalı.. Diğeri Amerikalı dinamit ustası; İspanya iç savaşında faşistlere karşı savaşıyor; görevi köprü uçurmak..

Türk ise futbol topuyla bir usta, yurdunu yabancılara tanıtıyor yeteneğiyle, köprü yıkmıyor, ülkesiyle dünya arasında bir köprü kuruyor.. Cephede olanını Ernest Hemingway’in sayesinde dünya okudu; yeşil sahadakini televizyon başındaki milyonlar izliyor.. Asker kökenli olan Segovia dağlarında savaşıyor, futbolcu olan Barcelona’nın Camp Nou’sunda döktürüyor.. Dağdakinin takım arkadaşları Anselmo, Pablo, Sordo, Pilar; Nou Camp’takinin ise Iniesta, Messi, Neymar, Pique.. Birisi dağda mağaranın kıyısında uyku tulumunun içinde sevgilisi Maria ile gece yıldızların altında aşk yaşıyor, diğeri ise sevgilisi Aslıhan (Doğan) ile Barcelona-İstanbul hattında sevdadan dem vuruyor..

 

Birisi Robert Jordan.. Öbürü Arda Turan..

 

Yazının devamı...

Cavcav’ın değirmeni

10 Kasım 2016

Atmaca adında muazzam klarnet çalan bir çingene, gittiği her köyde kızları kendine hayran bırakır. Ama o kimseyle ilgilenmez. Ta ki son gittiği köyde rastladığı değirmencinin kızına kadar. Kız çok güzel ama küçükken sağ kolunu değirmenin çarklarından birine kaptırmış. 

Çingene deli gibi aşık olur bu sakat kıza. Kız da ona aşıktır ama, kendisini bu yakışıklı çingeneye layık bulmuyor.
Atmaca ne etse kızı bu fikrinden caydıramıyor..
Yakışıklı çingene bir akşam bütün köyü değirmene toplar. Klarnet çalacağını söyleyerek.
Herkes gelir.. Atmaca klarneti bir köşeye fırlatır, değirmenin çarklarına gider. Bile isteye sağ kolunu değirmene kaptırır. Böylece sevdiği kızla eşitlenmiş olur.
Öyküyü şöyle bitirir Sabahattin Ali:
“Sevgili, bir vücutta bulunmayan bir şeyi, kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.”

DEDEMİN DEĞİRMEN ANILARI

Yazının devamı...

Başkent’in Klopp’u

3 Kasım 2016

Ama öncesinde Tavşanlı Linyitspor’u da çalıştırdı. Her maçtan sonra veciz olduğu kadar, ayağı yere basan sözlerden dem vuruyordu. Okuyan, sorgulayan bir karakter olduğunu haykırıyordu her sözüyle.. Biraz araştırınca öğrendim ki her gece uyumadan önce mutlaka kitap okurmuş. Son zamanlardaki konuşmalarına bakılırsa Mevlana’dan sıkça besleniyor. Sanırım Tavşanlı Linyitspor’un berabere biten bir maçından sonra şöyle demişti: ‘Ele gelmiyorsa sevdiğiniz elinizdeki ile yetinmelisiniz.’ Alınamayan 3 puana, böyle hayıflanıyordu Mustafa Reşit Akçay. Trabzonspor’u çalıştırırken, yabancı futbolcuları daha iyi anlayabilmek için İncil’e kafa yorduğunu açıkladı. ‘Oyuncularımın kafa yapısını çözüp, neye gönül verdiklerini irdeliyorum’ dedi. İlginç tercihleri var. Mesela totem yapıyor.. Takım 3-4 maç kötü gidince, mutlaka bir toteme başvuruyor. Söz gelimi, ya sakalını ya da saçını kısaltıyor ya da uzatıyor. Yeri geliyor, serçe parmağındaki tırnağı uzatıyor. Nedenini soranlara ‘Yunan mitolojisinden bereketi çağrıştırır’ yanıtını veriyormuş. 

“FUTBOL HALKTAN ÇALINMIŞ”
Tam bir yüzük meraklısı. 60 yakın büyük taşlı yüzüğü var. Boş zamanlarını değerlendirmek için değişik uğraşların içine giriyor. Resim kursuna gitmiş.. Serbest çalışıyor. Gölgeli resimleriyle dikkat çekiyormuş. Hani merak etmiyor da değilim bu çalışmalarını..
Aslında bir alt-yapı ustası.. Fatih Tekke ve Gökdeniz Karadeniz gibi isimlerin yetişmesinde katkısı var.

Dedim ya hoca çok farklı bir tarz. Kendisini geliştirmek için yurt dışına çıkmak istiyor. Ancak o zamanki kulübü bu işe yanaşmıyor. O da arabasını satıp Hollanda’ya gidiyor. Ajax’ın alt yapısında yeni futbol düzeni üzerine kafa yoruyor.
1978’de Arjantin’i Dünya Şampiyonu yapan Menotti ile bundan 7 yıl önce Buenos Aires’te buluşmuştum. Altı çizilecek notlar aktarmıştı. ‘Futbol halktan çalındı. Artık her şey para olmuş’ demişti. İşte Osmanlıspor’un Hocası Mustafa Reşit Akçay da endüstriyel futboldan yakınıyor. Öğrendiğim bilgiye göre Akçay, Osmanlıspor’u bıraktıktan sonra, herhangi bir kulüp takımı çalıştırmayacakmış. Kendi futbol okulunu kurup, sokaktaki gençlere futbol öğretecekmiş.

Ne diyelim Hocam yolun açık olsun.. Senden okuyan ve irdeleyen yetenekli çocuklar bekliyoruz demeyeceğim. Sen zaten bu yola baş koymuşsun..

Son not... Sahi Mustafa Hoca özellikle de sakallı haliyle Liverpool’un Teknik Adamı Jurgen Klopp’u andırmıyor mu?

Yazının devamı...