"Sevil Erkuş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sevil Erkuş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sevil Erkuş

Medeniyetlerin katmanlarını görebiliyorum

1 Ağustos 2018


Ankara’da Cinnah Caddesi’nden yukarı doğru çıkarken, sağ tarafta yeşil demir bloklarıyla bir bina dikkat çeker. Bu bina, Kanada’nın Ankara Büyükelçiği’dir. Binadaki yeşil malzeme ise aslında, ülkenin zengin madenlerinden çıkan bakırın oksitlenerek yeşile dönmüş halidir.
Kanada’nın Ankara Büyükelçisi Chris Cooter, hem başkent Ankara’yı, hem de Türkiye’deki görevi sırasındaki amaçlarını Hürriyet Ankara’ya anlattı.
Ankara için, “Türkiye’nin nasıl değiştiğinin göstergesi olarak da ilginç bir şehir” diyen Büyükelçi Chris Cooter, ayrıca şunları söyledi:

ANKARA, AİLE ODAKLI BİR ŞEHİR

“Ankara’da yaşamanın hoş bir tarafı var. Şehir nüfusunun ortalaması genç yaşta. Kanada’nın 30 yıl önceki haline benzetiyorum. Ortalama yaşın 30’lar olduğu, birçok ailenin yeni yeni bir-iki çocuk sahibi olup, çocuklarını büyüttüğü, hafta sonları caddelerde bebek arabalarıyla dolaşıp, kafelerin keyfini çıkardıkları, huzurlu, aile odaklı bir şehir.

ZİYARETÇİLERİMİZ HAYRAN KALIYOR

Ankara’nın, ‘hakkı verilmemiş’ bir şehir olduğu kanaatindeyim. Buraya gelen tüm ziyaretçilerimiz şehrin çevresine, doğasına hayran kalıyor. İstanbul güzel şehir ve güzel mimarisiyle hep ilgi odağı, ancak Ankara’nın etkileyici bir çevresi var. Doğal güzelliklerinizi korumanızı umut ederim. Kanada’nın çevreye duyarlılığının altını çizmek için milli gün resepsiyonumuzda ağaç fideleri dağıttık. Yenimahalle’deki Kanada Parkı’na, ülkenin 150’nci doğum günü için 150 ağaç dikimi yaptık.

Yazının devamı...

Aile dostu bir kent

1 Temmuz 2018


Ancak Ankara’da görev yapmak bir diplomat olarak Türkiye’ye başka bir bakış açısı sağlıyor. Ayrıca Ankara, aile dostu bir kent.Sırbistan’ın Ankara Büyükelçisi Zoran Markovic, henüz birkaç ay önce görevine başlamasına rağmen, dana önce İstanbul tecrübesi olan ve Türkiye’yi yakından tanıyan bir diplomat.
Ankara’yı “Aile dostu bir kent” olarak tanımlayan Büyükelçi Markovic, Yugoslavya döneminde Atatürk tarafından hediye edilen elçilik yerleşkesinin Ankara’nın ‘en güzel yerinde, üstelik şehrin merkezinde tarihi bir binada bulunması’ nedeniyle çok şanslı olduğunu söylüyor.
Hürriyet Ankara’ya konuşan Sırbistan’ın Ankara Büyükelçisi Zoran Markovic, şu mesajları verdi:

İSTANBUL-ANKARA KIYASI

“Ankara, neredeyse altı milyon nüfusuyla çok önemli bir başkent. Ankara’nın nüfusu, Sırbistan’ın başkentinin nüfusunun üç katı. İstanbul’da görev yaptığım için hep Ankara’yla kıyaslamamı isterler. İstanbul kendi şahsına münhasır, eşi olmayan bir kent. Ancak Ankara’da görev yapmak bir diplomat olarak Türkiye’ye başka bir bakış açısı sağlıyor. Ayrıca Ankara, aile dostu bir kent.

BİR KISMI BOSNA’YA VERİLDİ

Büyükelçilik binamız Ankara’nın en güzel yerinde, üstelik şehrin merkezinde tarihi bir binada bulunuyor. Bu mülk 1936 yılında Atatürk tarafından Yugoslavya’nın o dönemki kralına hediye edilmiş. Bu bina, kralın Belgrad’daki sarayının kopyası olarak inşa edilmiş. Yugoslavya’nın bölünmesinin ardından bu mülkün bir kısmı Bosna’ya verildi. Şu anda elçiliğin bulunduğu mülkü Bosna Büyükelçiliği ile paylaşıyoruz.

Yazının devamı...

Ankara yaşaması kolay bir şehir

6 Haziran 2018

Türkiye ve İtalya, Akdeniz kültürünün ortak değerleriyle birbirini iyi anlayan, siyasi ve ekonomik ilişkilerinde istikrarlı bir çizgiye sahip iki ülke. İtalya’nın Ankara Büyükelçisi Luigi Mattiolo da Türkiye’de görev yapmanın önemli bir fırsat olduğu vurguluyor. Ankara’nın geniş bir diplomatik ağı olduğunu söyleyen Büyükelçi Luigi Mattiolo, bir başkentin öneminin ve büyüklüğünün, burada bulanan yabancı misyon temsilcilerinin yoğunluğu ile ölçülebileceğini ifade ediyor. Ankara’da görev yapmanın, özellikle de bir Avrupalı diplomat için çok önemli bir fırsat olduğunu belirten Büyükelçi Mattiolo’nun mesajları şöyle:

ANKARA’DA ZAMAN HIZLI AKIYOR

Üç yıldan uzun bir süredir Ankara’da görev yapıyorum. Ankara’da zaman çok hızlı akıyor. Bu ülkede aynı anda çok şey oluyor. Buradaki büyükelçilerin büyük kısmının yaptığı gibi Ankara ve İstanbul arasında mekik dokuyoruz. Ülkeyi baştan aşağı gezmek için de fırsatımız oluyor. Kapadokya’yı birden fazla ziyaret etme imkânımız oldu. Şanlıurfa, Gaziantep ve Adıyaman da sevdiğimiz şehirler arasında. Ayrıca önemli bir İtalyan popülasyonuna sahip olan İzmir’e de sıklıkla gidiyoruz.

ATMOSFERİNİ ÇOK SEVİYORUM

Ankara’nın atmosferini çok seviyorum. Çok boyutlu bir şehir. Beş milyondan fazla nüfusu olan büyük bir şehre göre yaşaması kolay bir yer. Ulus’a, Kale’ye gitmeyi çok seviyoruz. Bizi ziyarete gelen arkadaşlarımızı, akrabalarımızı sık sık Kale’ye, özellikle de Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürüyoruz. Bu şehrin tabiatını ve şehri çevreleyen manzarasını da seviyorum.

DİNAMİK DİPLOMASİ TOPLULUĞU

Ankara’nın çok sevdiğim bir başka unsuru da arkadaşlarımız ve dinamik diplomasi topluluğu. 37 yıllık diplomasi tecrübesinin ardından eskiden, başka başkentlerden tanıdığım birçok diplomatı burada tekrar görme fırsatım oluyor. Ankara büyük diplomatik ağın bulunduğu bir şehir. Bir başkentin büyüklüğünü burada bulunan yabancı misyon temsilciliklerin sayısıyla anlayabilirsiniz. Burada görev yapmak çok önemli bir fırsat, özellikle de bir Avrupalı diplomat için.

SİCİLYALI OLARAK TÜRK KÜLTÜRÜYLE BİRÇOK ORTAK NOKTAMIZ VAR

Yazının devamı...

Ankara yeşil bir şehir

6 Mayıs 2018

 

Portekiz, 2015 yılında çıkardığı yasayla kökenin bu ülkede olduğunu ispat eden tüm Sefarad asıllı Yahudilere vatandaşlık hakkı vermeye başladı. 500 yıl önce İspanya ve Portekiz’den sınır dışı edilen ve Osmanlı’ya sığınan binlerce Yahudi’nin torunları da vatandaşlık için başvuruda bulunabiliyor. Portekiz’in Ankara Büyükelçisi Paula Leal da Silva, bu kapsamda Türkiye’deki yaklaşık 17 bin Sefarad Yahudisi’nden iki bin kişinin vatandaşlık için başvurduğunu anlattı. Büyükelçi, 500 yıl önce yaşananları ülkesinin tarihinin kara bir sayfası olarak tanımlıyor ve Portekiz tarihindeki hatalı bir kararın düzeltilmesi için atılmış adım olarak görüyor. Hürriyet Ankara’ya konuşan Büyükelçi süreci ve gerekçelerini şöyle anlattı:

DİL BİLMELERİNİ BEKLEMİYORUZ

“Yahudiler hep zulüm görmüş bu topluluktur. Maalesef Portekiz de 16. ve 18. Yüzyıllarda bu yolu izlemiş ve Yahudiler sürgün edilmiş. Hem sürgün etmişiz hem de demişiz ki ‘Kalmak isteyen Yahudiler Hristiyanlığa geçmeli.’ Bu tarihimizin kara bir sayfasıdır. Yaklaşık iki yıl önce Portekiz hükümeti bu insanların torunlarına dedi ki: ‘Sizi buradan sürgün ettik. Tekrar gelirseniz, Portekiz vatandaşlığı alırsanız, memnuniyet duyarız.’ İspanya da aynısını yaptı. Portekizce bilmelerini beklemiyoruz. Çünkü bunu adil bulmuyoruz. Eğer onları beş yüz yıl önce sürgün ettiysek nasıl Portekizce bilebilirler. ‘Eğer bu vatandaşlığı istiyorsanız, ki prensip olarak siz buralısınız, sadece belgeleri ibraz ederek alabilirsiniz’ denildi. Ülkemin aldığı bu kararı takdir ediyorum. Geçmişte yapılan yanlışları düzeltmemiz gerekir.

2 BİN KİŞİ BAŞVURDU

Süreci devam edenlerle birlikte yaklaşık iki bin kişi Türkiye’den başvurdu. Türkiye’de yaklaşık 17 bin Sefarad Yahudisi olduğunu biliyorum. İspanyol ya da Portekiz vatandaşlığını seçebilirler. Belki çoğu Portekiz’de yaşamak istemeyecektir. Ancak duygusal sebeplerle de vatandaşlık almak isteyebilirler.

Yazının devamı...

Türkiye, Rusya ile ABD arasında seçim yapmak zorunda değil

27 Nisan 2018

 


Türkiye’nin dış politikasını belirlerken temel dinamiklerini ve değişen stratejilerini Hürriyet’e anlatan Usluer, özetle şunları söyledi:

ABD İLE RUSYA ARASINDA SEÇİM YAPMAK ZORUNDA DEĞİLİZ 

“Türkiye, özellikle son 10-15 yılda, artık kendisini doğu ile batı arasında; ABD ile Rusya arasında ile seçim yapmak zorunda hissetmeyen bir ülkedir. Türkiye dış politikaya artık soğuk savaş kodlarıyla, doğu-batı bloklaşmaları üzerinden bakmıyor. Dış politika seçeneklerini çoğaltmıştır. Dış politikamızdaki Afrika ve Latin Amerika açılımları da bu çeşitlendirmenin ve geniş vizyonun örnekleridir. Rusya 2014 yılında Suriye’ye girdi, yerleşti ve bu krizin çok belirleyici bir aktörü oldu. Rusya’yı bu denkleme dahil etmeden Suriye krizini çözmeyi tahayyül bile edemezsiniz. Aynı şekilde İran, savaşın başından bu yana adanmış şekilde rejimin arkasında durdu hem de kendi milis güçleriyle savaşın belirleyici bir gücü oldu.

TÜRKİYE, İRAN-RUSYA VE BATI ARASINDA KÖPRÜ 

Batı açısından da Türkiye’nin Rusya ve İran’la kurmuş olduğu diyalog bir değerdir. Çünkü aynı diyaloğu kendileri kurma şansına sahip değil ama diğer taraftan bunun ne kadar önemli olduğunun farkındalar. Suriye krizini onlarsız çözülemeyeceğinin farkındalar. Aslında Türkiye bu ülkelerle batı arasında bir köprü görevi görmektedir. 

(Rusya, Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırıyor iddiaları) Herhangi bir ülkenin Türkiye’nin dış politikası üzerinde yönlendirici bir rol oynaması söz konusu değil. Türkiye’nin NATO ittifakının çok önemli bir üyesi olduğunu, bunun her iki taraf için de vazgeçilmez bir ortaklık olduğunu biliyoruz. Bizim Rusya’yla ilişkilerimiz veya Suriye krizi içerisinde çok daha yakın bir resim veriyor olmamız kesinlikle Batı’da kurduğumuz ittifaklardan vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Rusya ile ticaret ve ekonomik ilişkileri önceleyen, diğer stratejik konularda da ortak bir çözüm yolu bulmaya çalışan rasyonel bir ilişki şekli var. 

Yazının devamı...

Sokak adı değişikliği çok hoş ve güçlü bir jest oldu

31 Mart 2018

Geçen günlerde, Gaziosmanpaşa’daki ‘Kader’ Sokak’ın ismi ‘Beyaz Zambaklar’ Sokağı olarak değiştirildi. Finlandiya Cumhuriyeti’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin altını çizmek için yapılan jest, Türkiye’de bir neslin yakından bildiği ‘Beyaz Zambaklar Ülkesi’ kitabına dayanıyor.
Finlandiya’nın kuruluşunu, fakir ve kaynakları kıt bir ülkeyken halkının ulusal kültürüne sahip çıkarak, çalışmayla ve eğitimin gücüne yatırım yaparak kısa sürede nasıl bir devrim gerçekleştirdiğini anlatan kitabın Mustafa Kemal Atatürk’ü çok etkilediği ve askeri okullarda okutulmasını, öğrencilere tavsiye edilmesini istediği anlatılır. Dünyanın en iyilerinden biri olarak gösterilen eğitim sistemlerinin temellerinin nasıl atıldığını bu kitapta bulmak mümkün.
‘Beyaz Zambaklar’ vesilesiyle Finlandiya’nın Ankara Büyükelçisi Paivi Kairamo ile bir araya geldik. Büyükelçi Kairamo, hem eğitim sistemlerindeki başarının temel unsurlarını, hem de müfredatlarını çağa uygun şeklide yenilemek için başlattıkları yeni çalışmayı anlattı:

BAĞIMSIZLIK SONRASI YAZILDI

“Beyaz Zambaklar, 1920’lerde Rus kökenli aktivist (Grigory Petrov) tarafından yazılmış ve ülkenin uyguladığı model, yazar tarafından çok başarılı olarak değerlendirilmiş. Kitap, Finlandiya 1917’de bağımsızlığını elde ettikten kısa bir süre sonra yazılmış. Burada medeniyete dayanan ve tüm vatandaşların eğitim alabileceği bir fikir anlatılıyor. Kitapta, genç bir toplumun birçok zorlukla yüzleşmesine rağmen kararlı şekilde, her bir erkek ve kadınıyla eğitimin gelişmesini sağladığı anlatılıyor.

ATATÜRK DE KİTAPTAN İLHAM ALDI

Birçok kaynağa göre kitap, Mustafa Kemal Atatürk’ün de eline geçer. Atatürk kitabı okur ve eğitimde sosyal devlet anlayışından, her bireyin ülkenin gelişmesi için gösterdiği çabadan ilham alır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında öğretmenler, üniversite profesörleri, askeri akademik çevrelerde kitap popüler olur ve çokça referans gösterilir. Bu nedenle Türkiye’de Finlandiya ‘Beyaz Zambakların Ülkesi’ olarak bilinir. Günümüze kadar gelen bu bilgi iki ülke arasında hala bir köprüdür, özellikle de yaşça büyük kuşak arasında.

Yazının devamı...

AFAD Başkanı, Hürriyet’e konuştu

16 Mart 2018

Hürriyet’e konuşan AFAD Başkanı Dr. Mehmet Güllüoğlu, Afrin kent merkezinden göç dalgasını karşılamak üzere güneyde İdlib bölgesi ve doğuda Fırat Kalkanı bölgesinde kamp hazırlıklarına başladıklarını anlattı. AFAD, aynı zamanda Zeytin Dalı Operasyonu kapsamında Afrin’de ele geçirilen köylerdeki sivillerin ihtiyaçları için de insani yardım ulaştırıyor.
Suriye krizi bugün yedinci yılını geride bırakırken, Güllüoğlu, Fırat Kalkanı bölgesi, İdlib ve şimdi de Afrin’den olası göç dalgası için AFAD’ın yürüttüğü çalışmaları şöyle anlattı:

FIRAT KALKANI’INDA KALKINMA PROJELERİNE GEÇTİK

“AFAD olarak biz öncelikle erişimimizin olduğu bölgeler, Fırat Kalkanı ve İdlib bölgesine diğer sivil toplum kuruluşlarıyla elimizden gelen yardımı yapıyoruz. Fırat Kalkanı’nda tipik bir güvenlik operasyonundan çok daha öte bu insanların geri dönebilecekleri bir şehrin, kasabının, köyün yeniden ayağa kaldırılması çalışması yapılıyor. Fırat Kalkanı bölgesinde artık hastane okul inşası gibi, hayatın normalleştirilmesi için kalkınma projeleri yürütüyoruz. Suriye’nin bir geleceği olacaksa artık bu faaliyetleri konuşmaya başlamakla olacak.


Yazının devamı...

Ankara çok değişti ama insanları değişmedi

4 Mart 2018

İsrail Büyükelçisi Eitan Na’eh, hem başkentin hem de Türkiye siyasetinin yakın tarihine aşina bir isim. 1993-1997 yıllarında, henüz otuzlu yaşların başındayken İsrail’in Ankara Büyükelçiliği’nde görev yapmış.
Turgut Özal’ın yeni vefat ettiği günler. O dönemi anlatırken “Çok ilginç zamanlardı. Türkiye’nin değişim zamanlarıydı” diyor.
İsrail ile Türkiye arasında ilişkilerin normalleşmesinin ardından, 2016 yılında Ankara’ya atanan Büyükelçi’nin avantajlarından biri de ülkenin ve siyasetinin dokusuna yabancı olmaması.
İsrail-Türkiye ilişkilerinin derin bir travma atlattığı yılların ardından Ankara’ya gelen Büyükelçi Na’eh, iki ülke arasında siyaseten hâlâ iniş çıkışlar yaşanıyor olsa da geleceğe dair umutlu. Özellikle de iki ülke insanları arasındaki bağdan ve temeli Akdenizliliğe inen benzerliklerinden dolayı...
Na’eh ile Ankara’da müdavimi olduğu Ankara Kalesi’ndeki Kirit Kafe’de buluştuk. Artık ahbap olduğu esnafın dükkânlarını dolaştık. Büyükelçi yıllar sonra Ankara’ya döndüğünde şehri oldukça değişmiş bulduğunu, kentin ne kadar büyüdüğünü görünce çok şaşırdığını anlatıyor ve ekliyor: “Ama insanların değişmediğini gözlemliyorum.”

BİRÇOK AÇINDAN BİRBİRİMİZE BENZİYORUZ

“(Türkiye’de) Siyasette ilişkileri yönetmek diğer ülkelere nazaran kimi zaman zor olsa da burada insanlarla direkt, informal ilişki kurmak daha kolay. Benim kişisel tercihim de bu yönde. Buradaki zihniyet bize daha yakın. Buna Akdenizlilik hali de diyebiliriz. Birçok açından birbirimize benziyoruz. İnsanlarla bir araya gelip oturup konuştuğumuzda çok sıcakkanlı ve müthiş misafirperverlikle karşılıyorlar. Bir Avrupa kendine gittiğimizde ve birisiyle görüşmek istediğimizde en az iki hafta önceden randevulaşmam gerekiyor. Bugün bir arkadaşım ve eşini aradım ve yarınki yemeğe davet ettim. Buradaki dostlarımıza haftalar öncesinde davet gönderince, ‘Dur bakalım daha çok var’ diyorlar. Seyahat etmeyi o zamanlarda da çok severdik. Ama şimdi daha çok seyahat ediyoruz. Büyükelçi olmak, daha fazla mobilize olmamı sağlıyor. Seyahat etmek, insanlarla, kültürle kaynaşmak, tarihi anlamak bizim işimizin bir parçası. Türkiye’de muhteşem yemekler yedim. Kastamonu, damağımda derin izler bırakmıştır. Pastırma muhteşem bir lezzet. En iyi balıkları Türkiye’de yedim.


Yazının devamı...
Sevil ERKUŞ Kimdir?

.