"Sevil Erkuş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sevil Erkuş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sevil Erkuş

Ankara yeşil bir şehir

Ankara’ya ilk geldiğinde doğanın güzelliğinden etkilendiğini ve Başkent’i yeşil bulduğunu belirten Portekiz’in Ankara Büyükelçisi Paula Leal da Silva, ülkesinin ve Sefarad Yahudileri’nin öyküsünü Hürriyet Ankara’ya anlattı.

 

Ankara yeşil bir şehir

Portekiz, 2015 yılında çıkardığı yasayla kökenin bu ülkede olduğunu ispat eden tüm Sefarad asıllı Yahudilere vatandaşlık hakkı vermeye başladı. 500 yıl önce İspanya ve Portekiz’den sınır dışı edilen ve Osmanlı’ya sığınan binlerce Yahudi’nin torunları da vatandaşlık için başvuruda bulunabiliyor. Portekiz’in Ankara Büyükelçisi Paula Leal da Silva, bu kapsamda Türkiye’deki yaklaşık 17 bin Sefarad Yahudisi’nden iki bin kişinin vatandaşlık için başvurduğunu anlattı. Büyükelçi, 500 yıl önce yaşananları ülkesinin tarihinin kara bir sayfası olarak tanımlıyor ve Portekiz tarihindeki hatalı bir kararın düzeltilmesi için atılmış adım olarak görüyor. Hürriyet Ankara’ya konuşan Büyükelçi süreci ve gerekçelerini şöyle anlattı:

DİL BİLMELERİNİ BEKLEMİYORUZ

“Yahudiler hep zulüm görmüş bu topluluktur. Maalesef Portekiz de 16. ve 18. Yüzyıllarda bu yolu izlemiş ve Yahudiler sürgün edilmiş. Hem sürgün etmişiz hem de demişiz ki ‘Kalmak isteyen Yahudiler Hristiyanlığa geçmeli.’ Bu tarihimizin kara bir sayfasıdır. Yaklaşık iki yıl önce Portekiz hükümeti bu insanların torunlarına dedi ki: ‘Sizi buradan sürgün ettik. Tekrar gelirseniz, Portekiz vatandaşlığı alırsanız, memnuniyet duyarız.’ İspanya da aynısını yaptı. Portekizce bilmelerini beklemiyoruz. Çünkü bunu adil bulmuyoruz. Eğer onları beş yüz yıl önce sürgün ettiysek nasıl Portekizce bilebilirler. ‘Eğer bu vatandaşlığı istiyorsanız, ki prensip olarak siz buralısınız, sadece belgeleri ibraz ederek alabilirsiniz’ denildi. Ülkemin aldığı bu kararı takdir ediyorum. Geçmişte yapılan yanlışları düzeltmemiz gerekir.

2 BİN KİŞİ BAŞVURDU

Süreci devam edenlerle birlikte yaklaşık iki bin kişi Türkiye’den başvurdu. Türkiye’de yaklaşık 17 bin Sefarad Yahudisi olduğunu biliyorum. İspanyol ya da Portekiz vatandaşlığını seçebilirler. Belki çoğu Portekiz’de yaşamak istemeyecektir. Ancak duygusal sebeplerle de vatandaşlık almak isteyebilirler.
Buraya ilk geldiğimde bir Türk arkadaşım, “Açorda yemeğini biliyor musun?” diye sordu. Portekiz mutfağında ekmek, sarımsak, yumurta ve zeytinyağıyla karıştırılıp yapılan bir yemektir. Yüzyıllar önce Portekiz’den gelen büyükannesinden miras kalan bir yemek. Burada yapıldığını duyunca çok şaşırdım.

ÖZEL JET KAZASININ KURBANI DA ALMIŞTI

Trajik uçak kazasında hayatını kaybedenlerden birisinin (Jasmin Baruh Siloni) babasıyla görüştüm. Henüz yeni Portekiz vatandaşlığı almışlardı. Telefonla aramamdan ne kadar etkilendiğini görmeliydiniz. Elbette üzüntüden ağlıyordu ve dedi ki ‘Beni arayarak acıma nasıl ortak olduğunuzu bir bilseniz. Çünkü Portekiz’in büyükelçisisiniz ve bunun benim için önemli bir anlamı var.’ Portekiz vatandaşı olmak için duygusal sebepleri var. Çünkü aileleri beş yüzyıl önce orada yaşıyordu ve sürgün edildiler. Bir taraftan nefret de edebilirsiniz, ama bu ülkeyle bir şekilde ilişki kurmaktasınız.”

PORTEKİZLİLER MELANKOLİKTİR

İkili ilişkilerimizdeki kültürel unsurun en iyi yönlerinden birinin edebiyat olduğunu düşünüyorum. Kültür ve sanat iki ülkenin ve insanlarının birbirlerini anlamaları ve bir araya gelmeleri için en önemli araçtır. Politikadan daha iyi bir yöntemdir. Sanat ve kültür insanların ruhudur. Edebiyatçılarımızın Türkiye’de gerçekten takdir gördüğünü hissediyoruz. Portekizliler olarak komşularımıza hiç benzemeyiz. İspanyollar gibi değiliz. Daha utangaç ve melankoliğiz. İspanyollar daha neşelidir, daha sesli sesli konuşurlar. Bu özellikler bizim doğamızda yok. Daha utangaç, daha yumuşak, onlara göre daha az kıvançlı bir yapımız var. Biz melankolik ve şiirseliz. İtalyanlar, Fransızlar gibi güney Avrupa ülkesiyiz ama daha farklıyız. Daha farklı bir kimliğimiz var çünkü Portekiz bağımsız olabilmek için hep denize bakması gereken bir ülke olmuş.

KRAL KOLOMB’A GÜVENMEDİ

Avrupa’daki en eski sınırlara sahip olan ülkelerden biriyiz. Ülke 1143’de kurulmuş. Ancak komşularımıza, İspanya gibi ülkeler ve krallıklara bakınca küçük bir ülke olduğumuz için 16. yüzyılda kıtadan ayrılma gereği duyduk ve dünyayı keşfetmeye başladık. Afrika, Amerika kıtasının keşfi için herkes Kristof Kolomb’dan (Christopher Columbus) bahseder. Bizim teorimize göre Kolomb Portekizlidir. O dönemde Portekizliler denizcilikle ilgili tüm bilimsel teknolojilere sahipti. Pusulayı icat etmişlerdi. Kralımız, ticaret için deniz yoluyla Hindistan’a gitmeyi hedefliyordu. Çünkü kara yolunun önünde Türkler vardı. Hindistan’a ulaşma yollarını bulmaya çalışırken Kolomb, Portekiz Kralı’na gelerek Batı’da da kara parçası olduğunu ve Atlantik’i geçerek oraya gitmek gerektiğini anlattı. Ancak Kral, Kolomb’a güvenmedi. Çünkü öncelikle Hindistan’a ulaşmayı hedefliyordu. Orada baharat vardı, ipek vardı. Kral reddedince Kolomb, Kastilya (İspanya) Kralı’na gitti. Kral sponsor oldu ve Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesini sağladı. Tüm Afrika’yı keşfettik. Sonra Asya’daydık; Çin, Japonya, Tayland, Sri Lanka bu ülkelerin hepsi bizden iz taşır.

Ankara yeşil bir şehir

 

SÖMÜRGELERİ TUTACAK PARA DA GEREKİYORDU

Bazıları neden oralarda sömürgelerimiz olmadığını sorabilir. Bazı sömürgelerimiz oldu. Ancak onları tutacak para da gerekiyordu. Bir süre sonra Fransa, Britanya duruma uyandı. Onların bu amaca hizmet edecek araçları, insan kaynağı da vardı. Bu nedenle Afrika çoğunlukla İngiliz ve Fransızların sömürgesi olmuştur. Çünkü bizim sömürgeleri destekleyecek araçlarımız yoktu. Kendi ülkemizden başka yerlere gittikçe başka bazı avantajlar da elde ettik. Dünyadan daha çok haberdar bir ülke haline geldik. Bu nedenle bugün bir dünya milletiyiz. Başkalarını anlayabiliyoruz, herkesle konuşabiliyoruz. Tüm kültürlere açığız ve adapte olabiliyoruz. Diplomasi ve diyaloğu iyi biliyoruz, çünkü zor şartlar altında öğrenmemiz gerekti. Portekiz öyle güçlüydü ki krallar Yeni Dünyayı bir çizgiyle ikiye bölmüştük. Yarısı İspanya yarısı Portekiz’di.

KİMLİĞİMİZİN ÖZÜ ŞİİR VE EDEBİYAT

Ülkemin tüm macerası ve kimliği bu olaylarla şekillenmiştir. İşte tüm bu şartlar nedeniyle Portekizliler biraz daha şairanedir. Denizciler küçük tehlikeli teknelerle denize açılırdı. Düşünün ki kadınlar eşlerini, oğullarını, geri dönüp dönmeyeceklerini bilip bilmeden denize gönderiyor. Sonra iş bulmak için başka ülkelere gitmek zorunda kalıyorlar. Şiir, kimliğimizin özüdür. Elbette edebiyat da... Şiir sanatımızda, kimseye benzemeyen Fernando Pessoa vardır. Luis de Camoes tarihe Portekiz’in keşiflerini anlatan şairdir. Aynı zamanda masalsı bir şairdir. Okuması çok zordur. Saramago alışıldık bir yazar değildir. Standartların dışında aynı zamanda çılgındır.

TÜRKİYE’DEKİ TARİHİ MİRASIN EŞİ YOK

Tarihi miras anlamında dünyadaki en zengin ülkesi Türkiye. Efes’in bir benzeri yok. Milattan önce 2000 yıl öncesine kadar giden tarihin evrelerini barındırıyorsunuz. Topraklarınızın altı tüm o medeniyetle dolu. Ve yurt dışındaki insanlar bu zenginliğin farkında değil. Ne zaman antik Yunan ve Roma’dan konu açılsa Yunanistan’dan bahsediyorlar. ‘Hayır esasen Türkiye gitmelisiniz” dediğimde farkında değiller. İnsanlar denize, güneşe gelmek istiyor evet ama tüm bu sahip olduğunuz tarihin dünyada emsali yok. Türk arkadaşlarım burada Roma dönemine pek ilgi gösterilmediğini anlatıyor. Ama neden? Bu sizin mirasınız. Evrensel bir miras ama benden çok sizin mirasınız.

BU ŞEHİR BAHARDA O KADAR GÜZEL Kİ

Ankara’ya ilk kez geldiğimde, havalimanından şehre gelişimi hatırlıyorum. Doğanın güzelliğinden o kadar etkilenmiştim ki. Biraz yumuşak çizgileri olan, biraz kuru ve biraz da uyumsuz, kirli beyaz, sarı dağlar. Belki Portekiz’de böyle bir doğa olmadığı için, belki de kendi içindeki güzelliğinden dolayı etkilenmiştim. Bu şehir baharda o kadar güzel ki... Belki farkında değilsiniz ama Ankara çok yeşil bir şehir. Bu şehri sevmemin bir diğer sebebi de insanlarının kibar ve açık yürekli olmaları, yabancılara karşı yardımseverlikleri. Böyle ayrıntılara önem veririm. Kızlarıma ve torunlarıma her zaman söylediğim bir şey vardır, “Hayattaki küçük şeylerle, sizi sarmalayan şeylerle mutlu olmasını bilmelisiniz. İnsanlar, objeler ya da doğasıyla...”

X