"Ömer Bilge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömer Bilge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömer Bilge

Anzak ordusunda Kıbrıslı Mustafa dayı

16 Mayıs 2007

KKTC’de ise, bugüne kadar yazılı kayıtlara geçmeyen ve yaşlılar arasında yıllardır söylenti halinde dolaşan iki hikaye anlatılıyor. Biri, ‘Osmanlı’ya karşı Çanakkale’de savaşan katırcı Mustafa dayı ve arkadaşları, diğeri ise, zengin Türk işadamlarının İngilizlerin Çanakkale’den Magosa’ya getirdiği Osmanlı esirlerini kurtarma girişimi. Başarısızlıkla sonuçlanan girişimin ardından ticari hayat da Rumların eline geçmiş.

Tarih 25 Nisan 1915. Yer, 19’ncu Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in, Çanakkale savaşlarının seyrini değiştiren ve askerlerine ‘Size ölmeyi emrediyorum’ dediği Conk bayırı... Anlatılan hikaye; Osmanlı Ordusu’nun 57’nci alayının Arı burnu ve Conk bayırında destan yazdığı sırada Anzak birlikleri saflarında savaşan 12 katırcı Kıbrıslı Türk’ün başından geçenler.

İngiliz ordusunda Osmanlı’ya karşı Çanakkale Arıburnu’nda savaşa katılan dellal Mustafa Çoronik ve arkadaşlarının hikayesini adanın ünlü simalarından Serden Hoca, küçük bir çocukken 1965 yılında bizzat Mustafa dayının ağzından dinlemiş. Serden Hoca şöyle anlatıyor:

‘Rahmetli babam Mehmet Hoca 1964 ile 1968 arasında Lefkoşa Saray Otel'in karşısında bugün eczane olan dükkanda antikacılık yapıyordu. Komşusu ise, o zamanların meşhur dellalı Mustafa Çoronik’ti. Mustafa dayı, babama utanarak, sıkılarak bazen de gülerek, ‘Türkiye’nin harbe gireceğini düşünmüyorduk. Yanlışlıkla orada bulunuyorduk. Bu durumdan kurtulana kadar akla karayı seçtik’ diyordu.

Mustafa dayının anlattığına göre 1914'de birinci Cihan Harbi patladığında İngilizler Kıbrıs'ta iyi maaşla katırcı olarak kullanılmak üzere asker alımı başlatmış. Mustafa dayı Osmanlı’nın harbe gireceğini aklına bile getirmiyormuş. Parasız bir gençmiş. Birçokları gibi askerliği iyi bir gelir kapısı düşünerek müracaat etmiş, askere alınmış. Mısır'a gönderilmiş. O sırada esas amacı, Sırbistan'a taarruz için Avustralya ve Yeni Zelanda'dan getirilen ve tarihte Anzak olarak bilinen askeri birliklere katılmış ve katırlarla bu birliklere su taşımaya başlamış.

Anzaklar Kahire'nin dışında çölde piramitlerin olduğu yerde Sırbistan’ı vurmak için eğitim yapıyormuş. Bir gün ansızın Anzakların intikal emri çıkmış. Bizim 12 katırcı arkadaş da Anzaklarla beraber gemiye bindirilmiş ve bir yere yollanmışlar. Nereye gittiklerini Anzaklar dahil hiçbiri bilmiyormuş. Kendilerini Ege’de Çanakkale açıklarında Limni adasında bulmuşlar. Komutanları Çanakkale’ye taarruz için getirildiklerini söylemişler. Mustafa dayı ve arkadaşlarının korkudan ödleri patlamış.

Mustafa dayı, ‘Bizim isimlerimiz Mustafa, Ali, Hasan gibi isimler, bunlar da Arap isimleri. Mısır'da o gümbürtüde herkes bizi Mısırlı Arap zannediyordu, Türk olduğumuz fark edilmedi, bu nedenle getirildik’ diyordu. Limni adasında başlarına gelen olayın vahameti anlamışlar. Birliklerinde 12 katırcı Kıbrıslı Türk varmış. Çok korkmuşlar. Türk olduklarını saklamaya karar vermişler. Yani yanlışlığa kurban gitmekten korkmuşlar.

Çıkarma başlayınca katırcı Mustafa dayı ve arkadaşlarını da Arıburnu’nda cepheye sürmüşler. Harp müddetince sahilden cephede çarpışan askerlere katırlarla su taşımışlar ya da diğer ayak işlerini yapmışlar. Mustafa dayı babama oradaki harbi anektodlarıyla anlatırdı. Cephenin bazı yerlerinde Türk ve İngiliz askerleri arasındaki mesafe 4-5 metreye kadar azalırmış. Harbin durağan zamanlarında birbirlerine sigara atarlarmış. Mustafa dayı bu anıları övünerek değil sıkılarak başka kimseye anlatmaması kaydıyla babama anlatırdı.

 Tarihe çok meraklıyım. 6 yıl önce Çanakkale savaşlarının yaşandığı yerleri gezdim. Rahmetli Mustafa Çoronik’in anlattığı gibi, Arıburnu ve Conk bayırı çevresinde mevziler arası mesafe 7 metreye kadar düşüyor.’

OSMANLI ESİRLERİNİ KURTARMA OPERASYONU

Bir diğer Çanakkale hikayesi ise, savaşın ardından adaya getirilen Osmanlı esirlerini kurtarma operasyonu.

KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nin Magosa’daki Gülseren Kışlası, Birinci Dünya savaşı sırasında İngiliz ordusunun esir kampı olarak kullanılıyordu. Günümüzde halen Gülseren kışlası yanındaki Çanakkale şehitliğinde, 33’ü ayrı mezarda, 184’ü ise, bu 33 mezarın ortasındaki toplu mezarda toplam 217 şehit yatıyor. İngiliz kayıtlarına göre, bu mezarlarda yatan Türk askerleri menenjit salgınından öldü. Ancak Kıbrıs Türk kayıtları şehitlerin, kaçarken vurulan ya da kurşuna dizilenlerden oluştuğunu yazıyor.

Çanakkale Gelibolu savaşları sırasında esir düşen 2 bine yakın Osmanlı askeri önce Gelibolu sahiline oluşturulan dikenli tellerle çevrili bir kafese konur. Daha sonra önce Ege adalarına ardından da Mısır’a gönderilir. Eylül 1916’da 2 bini Gelibolu’da, geri kalanları da Süveyş kanalı ve diğer cephelerden olmak üzere 4 bin Osmanlı esiri iki gemi içinde Magosa’ya esir kampına getirilir. Osmanlı askerleri arasındaki çoğu Ermeni gayrimüslüm ayrı tutulur ve Fransızların adadaki ünlü ‘Ermeni lejyonlarına’ gönderilir. Ermeni lejyonları daha sonra tarihe ‘Adana baskını’ olarak geçen kanlı saldırılara katılır.

1916 sonlarında Gülseren esir kampında kalan Türk esirlerin yardımına Kıbrıslı Türkler koşar. Kimi, çamaşırlarını yıkar,kimi yemek götürür. Esirler birer ikişer, Kıbrıslı Türklerin yardımıyla firar etmeye başlar.

Firarları organize eden ise, Lefkoşa’daki İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Kıbrıs şubesidir. Kıbrıs’ta ticari hayatı elinde tutan zengin Türk eşraf, esirleri önce evlerinde saklar, ardından Girne üzerinden teknelerle Anadolu’ya gönderir. Firarlar, İttihat ve Terakki’nin kurduğu Osmanlı’nın ilk gizli servisi Teşkilat-ı Mahsusa’nın dikkatini çeker. Ve Kıbrıslı Türk zenginlerinin de katılımıyla ‘Önce esirleri ardından da Kıbrıs adasını İngilizlerin elinden kurtarma’ planı yapılır. Buna göre, Teşkilat-ı Mahsusa teknelerde Kıbrıs’a silah gönderecek, Kıbrıslı Türkler bu silahlarla Gülseren kampını basacak, silahlandırılan Osmanlı askerleri ile Kıbrıs’ta isyan başlatılacak ve ada İngiltere’den kurtarılacaktır.

Ancak, Kıbrıslı Türk işadamlarının gizliğe dikkat etmemesi nedeniyle planı öğrenen İngiliz askerleri, Türk işadamlarının tümünü tutuklar ve Girne kalesine hapseder. Kıbrıslı Türk zengin tüccar ve esnaf, tüm esirlerin İstanbul’a gönderildiği 20 Şubat 1920’ye kadar 4 yıl Girne kalesinde hapis kalır. Adayı yöneten İngilizler, Türklerin elindeki ticari imtiyazları kaldırır ve ticari hayat da Rumların eline geçer. Adadaki İngiliz yönetimine karşı ilk isyan hareketini 1955’te Rumların EOKA hareketi ile başlattığı bilinir. Ancak gerçek ilk isyanın Kıbrıslı Türklerin Çanakkale esirleri ile adayı kurtarma isyanıdır.

Yazının devamı...