"Zeynel Balcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Zeynel Balcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Zeynel Balcı

Zeynel Balcı

Piyasalarda gergin bekleyiş

12 Ağustos 2018

PİYASALAR oldukça dalgalı ve gergin günlerden geçiyor. Bir türbülans yaşanırken yön konusunda döviz kurları izleniyor. Döviz kurları bir nevi barometre işlevi görüyor. Borsada ise dolar bazında ucuzlamanın dışında gelen bilançolara bağlı olarak tepki yükselişi görülmüştü. Ancak döviz kurlarındaki agresif yükselişe direnemedi. Piyasa faiz oranlarında ise yükseliş eğilimi devam etmekle birlikte merkez bankası ile piyasa faizi oranları arasındaki makas gittikçe açılıyor. Hangisi diğerine yaklaşacak bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama enflasyon belirleyici olacak. Döviz kurlarındaki yükselişin kur geçişkenliği nedeniyle enflasyona olası yansımalarını dikkate alırsak Merkez Bankası faizinin piyasa faiz oranına yaklaşması daha mümkün görülüyor. Kurlardaki artış enflasyon dışında yabancı para cinsinden krediler ve Türkiye’nin dış borçlarının TL karşılıklarını yukarı çekti. Finansman giderlerini artıracak bu durum faiz yükselişiyle birleşince yük ağırlaşıyor.

S&P BEKLENİYOR

Döviz kurlarının yükseliş ile ilgili cari açık, enflasyon, dış borç ödemeleri, dış finansman ihtiyacındaki ülkeler için dış ekonomik konjoktürdeki kötüleşme, daha pahalı ve zor kaynak temini, Türkiye’nin de dahil olduğu gelişen ülkelerden para çıkışları merkez bankası rezervlerinin yetersizliği gibi bir çok ekonomik gerekçe sayılabilir. Hepsinin döviz kurları üzerinde etkileri veya katkıları bulunuyor. Ancak son günlerde TL’deki değer kaybı ve kur yükselişinde Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik ve ABD yaptırımlarının önemli etkisi var. Cuma günü ABD Başkanı Trump’ın “Türkiye’ye çelik ve alüminyum vergilerini iki katına çıkaran kararı imzaladım. Alüminyum vergisi yüzde 20, çelik vergisi yüzde 50 olacak. Türkiye ile ilişkilerimiz bu kez iyi değil” açıklaması piyasaları daha da gererken iki bakanla başlayan yaptırımlar ekonomiye uzanmış oldu. ABD ile bozulan ilişkiler Hakan Atilla davasına ilişkin ABD’den yeni bir hamle veya kredi not indirimi gibi spekülasyonları besliyor. Bu açıdan 17 Ağustos Cuma günü kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin açıklayacağı Türkiye’nin kredi notu konusundaki değerlendirmeler yakından izlenecek. Geçen hafta Fitch’den gelen tekrar not indirimi gibi algılanan uyarı niteliğindeki açıklamalar daha fazla önemsendi. Piyasalarda gerilimi düşürecek gelişme şimdilik zor görülse de Türkiye-ABD ilişkilerinde olası bir yumuşama olabilir.

AKLA ‘MERKEZ’ GELİYOR

Projeksiyon yapmanın zorlaştığı, belirsizlik ve öngörüsüzlüğün tavan yaptığı bir ortamda güven eksiliği çok daha fazla hissedildi. Şu sıralar anahtar kelime “güven” olsa gerek. Sözlü yönlendirmelerin ise etkisi yok veya çok az. Piyasaya sahip çıkacak, yön gösterecek bir hamle beklendi. İlk akla Merkez Bankası geliyor haliyle. Merkez Bankası 24 Temmuz’da piyasanın faiz artışı beklentilerine rağmen faizi sabit tutmuştu. Geriye Merkez Bankası’nın dövize satış yönlü müdahale kalıyor. Bu yöntem geçmiş tecrübelerle sabit, etkisi kısa sürüyor veya sonuç vermiyor. Zaten bu dönemde adımlarını dikkatli atmak ve sınırlı döviz rezervini en ideal şekilde kullanmak zorunda. Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 100 günlük programın ardından Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan yeni ekonomik model yakından izlendi. Orta Vadeli Program ise eylül ayında. Bu tür program ve modeller ilk aşamada güven veren, fizibilitesi olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Piyasa inanıp bunu olumlu yönde fiyatlarsa bu ortamda çok önemli bir katkı sağlar. Program ve modellerin sonuçlarının alınması zaman alacaktır. Piyasalarda temkinli ve gergin görünüm sürüyor. 

YENİ ZİRVELER

Dolar/TL kurunda yükseliş sürüyor. 6.80-7.00 ilk direnç seviyeleri olarak görülürken bu seviyelerde kâr satışları görülebilir. 7.00’nin üzerinde sonraki direnç 7.50 seviyesinde. Geri çekilmelerde ilk destekler ise 6.25-6.000, sonraki destek ise 5.50 seviyesinde. Yükseliş hareketi gücünü korurken, direnç seviyelerinde kâr satışları görülebilir.

Yazının devamı...

Piyasaların gözü Türkiye-ABD ilişkisinde

5 Ağustos 2018

TÜRKİYE-ABD ilişkilerindeki gerginlik piyasalar üzerindeki baskıyı artırdı. Cari açık, enflasyon, yabancı çıkışları gibi sorunların üzerine Türkiye-ABD arasında gerginlik de eklendi. ABD’nin yaptırımları Türkiye İçişleri ve Adalet bakanları ile F35 uçakları ile ilgili kararlarıyla resmiyet kazandı. Hizipleşmenin temelinde Türkiye’nin son yıllarda batıdan yönünü doğuya yani Rusya, Çin, İran blokuna çevirmesinin etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil. 

Karşılıklı hamleler ile gerilim daha da tırmanırsa doğal olarak piyasalara olumsuz yansımaları devam eder. Ancak devamı gelmez ve yumuşama olursa etkileri zayıflayacaktır. Piyasaların gözü önümüzdeki hafta yine Türkiye-ABD ilişkilerinde olacak. Dış ekonomik konjonktürün Türkiye’nin de yer aldığı gelişen ülkeler aleyhine değiştiği, dış kaynağın daha zor ve pahalı olduğu ve gelişen ülkelerden sermaye çıkışlarının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Piyasaların Türkiye-ABD ilişkilerine bu derece hassas olmasının en önemli nedenlerinden biri bu. Ama devletler arası ilişkilerde tek kriterin ekonomi olmadığı da malum.

İYİMSERLİĞE İZİN VERMİYOR

Piyasalar bu sıralar duyarsız kalsa da başka mecralarda hayat devam ediyor. Temmuz enflasyonunun beklentilerin altında gelmesi olumlu algılandı. Ancak TÜFE ve ÜFE arasındaki on puanlık fark ve döviz kurlarındaki yükseliş bu yönde çok fazla iyimserliğe izin vermiyor. Talep canlandığı takdirde yüzde 25 seviyelerinde seyreden ÜFE (üretici fiyat endeksi) TÜFE’ye yani tüketim fiyatlarına yansıması olasıdır. Ayrıca Botaş’ın doğalgaza yaptığı yüksek zam ve buna bağlı olarak elektrik fiyatlarına yapılan zamlar maliyet enflasyonu açısından önemli. Belirsizliği ve projeksiyon yapmanın zorluğunu göstermesi açısından dikkate değer bir konu, merkez bankası 2018 enflasyon tahminini 5 puan artırıp üçüncü defa revize ederek yüzde 13.4 seviyesine çekti. Son dönemde ithalattaki daralma ile başta konut ve otomotiv gibi lokomotif sektörlerdeki durgunluk ile ekonomide soğuma emareleri ortaya çıkmaya başladı.

TALEP DARALTICI ADIM

Ayrıca BDDK’nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) kredi kartlarında taksit ve vade kısıtlaması yönündeki hazırlıkları ekonomideki soğumanın devamına yönelik talep daraltıcı adımlar. Bu uygulamaların hayata geçmesi durumunda cari açık ve enflasyon üzerinde olumlu etkileri görülebilir. Ancak yüksek işsizlik ve vergi gelirlerinin düşmesi gibi sonuçlara da hazırlıklı olmak gerekecek. Gerçi imar affı ve bedelli askerlik bütçe açığını bu yıl hafifletebilecek adımlar. Yüksek borç taşıyan özel sektör ekonomideki yavaşlamayı hoş karşılamayacaktır. Hatırlanırsa 2011 yılında cari açık 75 milyar dolara ulaşmış, büyüme yüzde 8, enflasyon da yüzde 10’u geçmişti. Türkiye cari açık sıralamasında dünyada ilk üçe yerleşince BDDK benzer uygulamalarla ekonomideki soğumaya katkı yapmıştı. 2012 yılında önlemler sonuç verdi ve cari açık 47 milyar dolara, büyüme yüzde 2.2, enflasyon da 6.20 seviyelerine çekildi. Bu açıdan BDDK doğru bir işe imza atmış oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cuma günü açıkladığı 100 günlük programın ekonomi bölümünde Çin piyasasından Yuan cinsinden tahvil borçlanması ile dış ticarette Rusya, Hindistan ve Çin’e yönelim en önemli vurgulardan biri oldu. Ekonomi dışı gelişmelerin etkisindeki piyasalarda temkinli görünümün devamıyla dalgalı bir seyir bizi bekliyor.

Yazının devamı...

Faizler arası makas açıldı

29 Temmuz 2018

YOĞUN ve sık değişen gündeme bağlı olarak piyasalarda sert dalgalanmalar yaşanıyor. Seçim, hükümetin açıklanması, geçen hafta ise merkez bankası faiz kararı ve ABD-Türkiye ilişkilerindeki gerginlik bir biri ardına gelen gündem başlıkları. Yüksek enflasyon ve piyasa ile uyumlu çalışılacak vurgusuna bağlı olarak piyasalar faiz artışı beklerken talepteki yavaşlama gerekçesiyle faiz sabit tutuldu. İşin doğası gereği genelde birbirine paralel hareket eden piyasa faizi ile merkez bankası politika faiz oranları arasında makas son günlerde oldukça açıldı. Piyasa faizi yüzde 20’nin üzerinde, merkez bankası faiz oranı ise 17.75 seviyesinde kaldı. Hangisi diğerini yanına çekecek bunu enflasyon öncelikli olmak üzere gelişmeler belirleyecek.

RAHİP HAREKETİDiğer yandan ABD’li rahip Brunson’un tutukluluğu ev hapsine çevrilmesi haberi Halkbank başta olmak üzere banka hisseleri üzerindeki baskının kalkmasıyla borsaya yükseliş getirmişti. Ancak ABD’den gelen “rahip serbest bırakılmazsa yaptırım uygularız” açıklaması ve ABD senatosu alt komisyonunda kabul edilen Türkiye’ye kredi kısıtlaması ilgili yasa, piyasaları tekrar gerdi. Ardından Çin’den gelen 3.6 milyar dolar krediye devamlılığı olabilir mi gibilerinden anlam yüklenmeye çalışıldı. Ama piyasada gerginlik henüz kalkmış değil. Öngörülebilirliğin azalması yanında sık değişen ve bol sürprizli gündem ile birlikte ileriye yönelik projeksiyon yapmak zorlaştı.

DIŞ İLİŞKİLERYatırımcılar kaygan zeminde pozisyon almakta zorlanırken parametreler değişince projeksiyonların da değişmesi olağan bir durum. Türkiye’ye kredi ve sermaye girişleri ağırlıklı olarak Avrupa kaynaklı. ABD ise en önemli finans merkezi. Devletler arası ilişkilerde tek ölçü ekonomi değil elbette. Ama piyasalar gelişmelere ekonomi gözlüğü ile bakıyor. ABD veya o cenahtan farklı hamleler gelir mi, Rusya ve Çin ile Türkiye’nin yakınlaşması ekonomi alanına daha ciddi yansımalar gösterip piyasalar açısından beklentiye dönüşür mü, bunları zaman gösterecek. Cari açık, bütçe açığı, dış borç ödemeleri gibi ekonomik kırılganlıklara bağlı olarak dış kaynağa en fazla ihtiyacımız olduğu bir dönemde dış ilişkiler daha fazla önem kazanıyor. İç gündemi fiyatlayan piyasaların dış kaynaklı gelişmelere duyarsızlığı sürüyor.

ARTIŞ OLASILIĞIABD’de yüzde 4.1 gelen ve Trump’ın muhteşem diye tanımladığı büyüme verisi (GSYH) sonrası eylüldeki Fed toplantısında faiz artış olasılığı daha da arttı.  Önümüzdeki hafta Salı günü Türkiye dış ticaret verileri ile 3 Ağustos Cuma günü ise Temmuz enflasyonu ve ABD’de ise tarım dışı istihdam verileri var. Kur geçişkenliği nedeniyle enflasyon yine yüksek beklenirken ABD tarım dışı istihdam verileri Fed faiz politikasını değiştirecek ölçüde sapmalar göstermediği sürece etkisi zayıf kalacak. Son yazılarımızda sıkça vurgu yaptığımız yabancı sermayenin tavrı piyasaların seyri açısından önemini koruyor. Borsada yabancı takas payı 2008 küresel kriz sonrası en düşük seviyelerine yaklaşırken 20 Temmuz haftasında yabancı yatırımcılar hisse senetlerinde 210 milyon dolar, tahvil bonoda ise 256 milyon dolar satıştalar. Son haftalarda alımda görmeye alıştığımız tahvil bonoda yüksek faize rağmen satışta olmaları, ayrıca seçimden sonraki her hafta hisse senetlerinde satış yapmaları tavırlarını gösteriyor bir bakıma. Yeni hükümetle birlikte uygulanacak ekonomik politikasına ilişkin belirsizliğin sürmesi, beklenti eksikliği ve zor gündeme bakılırsa piyasalarda temkinli görünüm bir süre daha korunacak gibi.

DOLAR/TL KURU DESTEKLERİNDE TUTUNDUDOLAR/TL kurunda kâr satışları destek seviyelerinden tepki alımlarıyla karşılaştı. İlk destekler 4.80-4.74 seviyesinde görülürken dirençler 4.93 ve 4.97-5.00 seviyelerinde. Trend değişimi ve orta dönemli yeni bir çıkış hareketi için 5.00 seviyesinin geçilmesi gerekecek. Geri çekilmelerde tepki alımları görülebilir.

Yazının devamı...

Piyasada gözler salı günkü Para Politikası Kurulu’nda: İlk kritik toplantı

22 Temmuz 2018

BORSADA tepki yükselişi, döviz kurları ve faiz tarafında daha sakin bir seyir var. Borsada lokomotif sektör olarak görülen bankalardaki satış baskısı yerini tepki alımlarına bıraktı. Yabancı yatırımcılar ağırlıklı olarak banka hisselerindeler. Bu açıdan Türkiye pozisyonunu azaltmaya başladıklarında daha likit ve derin olan banka hisselerinde satış yapıyorlar. Yüksek döviz kurları ile yüksek faizin yanında ekonomideki olası bir yavaşlama takipteki alacakları artıracağı, bunun da banka kârlarına olumsuz yansıyabileceği konusu sıkça dillendiriliyor.

Ayrıca dip not olarak vermek gerekirse finans sektörü genelde diğer sektörlere göre fiyatlamaları daha erken yapar, önceden alır satar. Bu aralar “ucuz etin yahnisi yavan olur” sözünün etkisi olsa gerek, banka hisseleri fiyat kazanç oranları borsa ortalamasının oldukça altında, borsaya göre daha ucuz. Bankalara tekrar alıcı gelmesi borsadaki tepki hareketinin güç kazanması için de önemli. Ayrıca 2008 yılından bu yana en düşük seviyelere gerileyen borsa yabancı payının yükselmesi gerekecek. Yabancı yatırımcılar 24 Haziran seçimi sonrası üç haftalık dönemde 453 milyon dolarlık hisse senedi satıp 527 milyon dolarlık tahvil bono almışlar. Yüksek faiz biraz alıcı çekmiş.

ARTIŞ BEKLENTİSİ

Yeni hükümet sonrası ilk merkez bankası toplantısı 24 Temmuz’da. Piyasa beklentisi 1 puanlık  artış yönünde. Yüksek enflasyon ve bütçe açığı dışında Merkez Bankası’nın inisiyatif kullanma ve bağımsızlık mesajı vermesi açısından faiz artışı muhtemel görülüyor. Özellikle hazirandaki seçim ayında 46 milyar TL’ye ulaşan bütçe açığı, cari açık ile birlikte ikiz açık sorununu tekrar gündeme taşıdı. Bütçe açığını hafifletmek için bedelli askerlik ve imar affında hedeflenen rakamlara ulaşmak önemli. Diğer yandan hazırlandığı söylenen Orta Vadeli Program (OVP) hükümetin önümüzdeki döneme ilişkin ekonomideki yol haritasını verecek ve bu yöndeki belirsizlik azalacak. İçeriğini bilmiyoruz ama gelecek OVP’ye bir temkinli yaklaşım muhtemeledir. Hatırlanılırsa geçtiğimiz yıllarda hazırlanan beş yıllık programlar kısa bir süre sonra revize edilmişti.

FED VE TRUMP

Dış dünyada ne var diye baktığımızda ilk sırada tabii ki ABD Başkanı Donald Trump var. Ticaret savaşından sonra bir savaşta ABD Merkez Bankası (Fed) ile başlattı. Trump, “Fed’in faiz artırması konusunda mutlu değilim”diyerek Fed’i eleştirdi. Halbuki birkaç gün önce Fed başkanı Powell, “Kademeli faiz artışına devam” demişti. Fed kaynaklı açıklamalarda Trump’tan etkilenilmeyeceği görüşüne yer verildi. Trump’ın açıklamaları sonrası dolarda düşüş, bir süredir düşüşte olan altın fiyatlarında ise yükseliş görüldü. Hareketlenmeler tepki boyutunda kaldı. Fed Başkanı Powel da Trump’ın ticaret savaşına ilişkin hamlelerini eleştirmişti. Merkez bankalarıyla hükümetler arasında zaman zaman görüş ayrılığı olabiliyor. Yalnız Fed, Trump’a uyacak olursa buna en çok Türkiye gibi dış finansman ihtiyacındaki gelişen ülkeler sevinecektir.

Şu sıralar iç piyasalar dış kaynaklı gelişmelere duyarsız görülse de gelişen ülke piyasalarına ilgi ve görüşün olumlu yönde değiştiği yönünde bazı açıklamalar gelmiyor değil. Seçim sonraları piyasalar genelde yeni hükümetlere bir kredi tanır. Son günlerde daha olumlu seyreden piyasalar bunu gösteriyor. Olağan dışı olumsuz bir haber akışı olmaz ise kredi biraz daha genişleyebilir. 

Yazının devamı...

Piyasalar beklemede

15 Temmuz 2018

SEÇİM sonrası siyasi belirsizliğinin kalkması ile toparlanan piyasalar, kabinenin açıklanmasıyla yeni bir dalgalanma ile karşı karşıya kaldı. Borsada yabancı kaynaklı sert satışlar, faiz ve dövizde ise yükseliş vardı. İç piyasalar dışarıdan olumsuz yönde ayrıştı. Şimdi uygulanacak ekonomi politikası ve merkez bankası ile ilgili bekleyiş var. Ekonomide büyüme politikası, enflasyon ve cari açık ile mücadele nasıl olacak? Ekonomi yavaşlatılırsa yüksek işsizlik ve düşecek vergi gelirleri bütçe açığını daha da artıracak. Kamu zamlarına devam mı, yoksa yüksek maliyetli projelere ara mı verilecek? Bütçe açığını kontrol için gelir artırıcı ve gider azaltıcı tedbirler gerekecek. Büyüme devam edecek ise enflasyon ve cari açık sorunu büyüyecek. Bu durumda faizi düşürmek mümkün olmayacak. Dış borç ödemeleri ve eriyen rezervlere bakınca “delik büyük yama küçük” gibi bir görünüm hakim. Ekonomik kurullar kimlerden oluşacak gibi cevap bekleyen bir çok soru var. Kredi derecelendirme kuruluşları ve IMF’den gelen uyarılar merkezileşme ve merkez bankasının bağımsızlığı üzerine. Ama onlar da bu aşamada bekleyip uygulamaları izleme tarafındalar. Hükümet politikaları netleşip yol haritası ortaya çıktıkça piyasalar daha kalıcı tepkiler verecek ve denge bulacaktır.

OLUMSUZ SINIRLI ETKİDış piyasalar da zayıflıyor. ABD merkez bankasının (Fed) faiz artırım süreci devam ediyor. Avrupa merkez bankasının katılmasıyla gelecek yıl parasal sıkılaştırma daha da artacak. Üzerine bir de ABD-Çin arasında başlayıp yayılma eğiliminde olan ticaret savaşları var. Bunları alt alta koyduğumuzda dış piyasadaki şartların daha zor olduğu görülüyor. Geçen yazılarımızda vurgu yaptığımız üzere önümüzdeki dönemin anahtar kelimeleri “güven ve yabancı sermaye” olacak. Yabancı sermaye girişi tekrar başlarsa sorunlar hafifler, çözüm kolaylaşır. Borsada düşen yabancı takas saklama oranlarına baktığımızda yabancı yatırımcılarda güvenin oluşmasının zaman alacağı az çok belli oldu. Son yıllarda Türkiye sermaye göçü yaşayan ülkelerin başında geliyor. Bu noktada eğer sağlanırsa ya da ikna edilebilirse kaçıp giden yerli sermayenin anavatanına dönüşüne öncelik vermek daha akılcı geliyor. Cuma akşamı piyasalar kapandıktan sonra Fitch’ten gelen kredi not ve görünüm indirimi piyasalar üzerinde sınırlı bir etki yapabilir. Son günlerde borsadaki sert düşüş ve TL’nin değer kaybıyla yükselen faiz oranları dikkate alındığında belirsizliklerin belli ölçüde fiyatlandığını söylemek mümkün. Bu açıdan piyasalarda yeni dengeler oluşmaya başlayabilir.

BORSADA DESTEK ARAYIŞI SÜRÜYORBORSADA düşüş trendi veya düşüş rallisi devam ediyor. İlk destek 88.000 seviyesinde. Bu seviyeye geri çekilmelerde tepki alımları görülebilir. Aksi takdirde sonraki destek noktaları 85.000 ve 82.000 seviyelerinde. Olası tepki alımlarında ilk dirençler 92.500 ve 95.000 seviyelerinde. 95.000 daha önemli. Geri çekilmelerde tepki alımları görülebilir.

DOLAR/TL KURUNDA YENİ ZİRVELER OLUŞUYOR

Yazının devamı...

Piyasalar yeni hükümeti bekliyor

8 Temmuz 2018

PAZARTESİ günü yeni hükümet açıklanıyor. Seçim belirsizliğinin kalkması ve yeni hükümet ile birlikte yeni ekonomi yönetimi konusundaki beklentiler piyasalara olumlu yansıdı. Dış piyasalardaki olumsuz havanın yumuşaması da iç piyasalara katkı yaptı. İyimserliğin devamı konusunda yeni ekonomi yönetimiyle birlikte uygulamalar da önem kazanacak. Ayrıca dış piyasa koşullarının da baskı yapmaması gerekecek. Yeni ekonomi yönetiminin ilk zorlu ödevi muhtemelen enflasyon, cari açık ve bütçe açığı olacak. 2003 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaşan haziran enflasyonu 24 Temmuz’daki Merkez Bankası toplantısında faiz artırım beklentilerini yükseltti. Fakat döviz kurlarında agresif yükselişler görülmez ise artırım için bekleyebilir de. Enflasyon sonrası piyasa faiz oranları yükseldi. Ancak her ne kadar reel faiz hesaplamalarında beklenen enflasyon esas alınsa da mevcut enflasyon ve Merkez Bankası faiz oranına göre hesaplandığında reel faiz düşüyor. Düşen reel faiz yeni yatırımcı çekmekte bir zorluk yaratır mı? Bu noktada güven ve yabancı yatırımcı konusu öne çıkıyor.

Başbakan Yardımcısı Şimşek “dış kaynak ile yumuşak iniş mümkün” görüşünde. Bu açıklama önümüzdeki döneme ilişkin umutlar yabancı sermayeye bağlanmış, izlenimi verdi. Hatırlanırsa geçen haftaki yazımızın vurgusu yabancı sermayenin dönüp gelmesi üzerine idi. Eğer yeni ekonomi yönetimi gerekli güveni verirse diğer ülkelere göre kıyasla  mevcut faiz oranları yeterince cazip. Ciddi bir yabancı sermaye girişi ile döviz kurları ve faiz sonraki aşamada kur geçişkenliğine bağlı olarak enflasyon gerileyebilir. Ayrıca 2010 yılından bu yana en düşük seviyelerine gerileyen merkez bankası döviz rezervi de tekrar toparlanır. Şu çekinceyi de koymak lazım, yüzde 23’e yükselen üretici fiyat endeksine (ÜFE) rağmen enflasyonun kısa vadede düşmesini beklemek fazlaca iyimserlik olur. Zira kamu zamları ve petrol fiyatlarında İran kaynaklı gelişmelerin de etkisiyle yükseliş hareketi korunuyor. Merkez bankası için zor bir faiz kararı olacak. İş Bankası, Akbank, Garanti Bankası’nın kredi alacaklarına karşılık Türk Telekom’da yüzde 55 oranındaki payların devralınması için Rekabet Kurulu’na başvurması, ABD-Çin arasındaki ticaret savaşının Cuma günü resmiyet kazanarak uygulamaya geçilmesine ek olarak önümüzdeki hafta 13 Temmuz Cuma günü Fitch’den beklenen Türkiye’nin kredi notu değerlendirmeleri, çarşamba günkü Ödemeler-Cari Denge verileri diğer gündem konuları.

TEMKİNLİ GÖRÜNÜM

Haziran ayı ihracat ve ithalatında (yüzde 1.2-3.6) küçük de olsa düşüşler bazı çevrelerce ekonomide yavaşlama sinyalleri olarak algılandı. Yavaşlamanın teyidi için üç beş dönem benzer yönde düşüşlerin görülmesi ve diğer ekonomik veriler ile de desteklenmesi gerekecek. Ancak yüksek enflasyon ve ekonomi yönetimi tarafından mali sıkılaştırma ile tasarruftan sıkça söz edilmesi ekonomide yavaşlama beklentileri artırıyor. Bu açıdan gelecek dönemlerde durgunluk içinde yüksek enflasyon ortamı yani stagflasyon tartışmalarını 3 Haziran tarihli yazımızda bir olasılık olarak dillendirmiştik. Bu konu geçen hafta piyasada bazı uzmanlar tarafından risk olarak değerlendirilmeye başlandı. Bunun olup olmayacağını zaman ve uygulamalar gösterecek. 2018 Ocak ayından bu yana baskı altında kalan piyasalarda olumlu havayı tekrar yakalama çabası sürebilir. Ancak güçlü beklenti ve yabancı sermaye girişi gibi ön koşullar henüz gerçekleşmediği için bu aşamada temkinli görünümün tamamen dağıldığı söylemek zor.

 


Yazının devamı...

Yabancının dönüşü önemli

1 Temmuz 2018

SEÇİM sonrası siyasi belirsizliğin kalkmasıyla baskı altındaki piyasalarda bir rahatlama görülüyor. 18 Nisan’da alınan erken seçim kararıyla birlikte borsada düşerken faiz oranları ve döviz kurları ise yükselmişti. Hatırlanırsa geçtiğimiz haftalardaki yazılarımızda seçimden net bir tablo çıkarsa yüksek faiz ve kur ile düşen borsanın iyi bir yatırım zemini oluşturduğu görüşlerine yer vermiştik. Seçim sonrası dışarıdan da benzer tepkiler geliyor. Türkiye’nin CDS oranları (risk primi) biraz düştü.

Ünlü yatırımcı Mark Mobius, Türk Lirası’nın ucuz olduğunu ve Türk Lirası’nda alım tavsiye ettiğini söylerken Credit Suisse’den “Türk Lirası artık daha cazip durumda” açıklaması geldi.

Yabancı yatırımcılar seçim öncesi bir hazırlık da yapmış. 22 haziran haftasında 225 milyon doların hisse senedi, 131 milyon dolarlık da tahvil bono almışlar. Ancak seçim sonrası nasıl tavır aldıklarını önümüzdeki Perşembe göreceğiz. Fakat son günlerde borsada yabancı takas saklama oranının (payının) düşmesi dikkat çekici. Yabancısız borsanın zayıf kaldığı da çokça test edilmiş bir tecrübe.

Piyasalar şimdi ilk aşamada yeni ekonomi yönetimini bekliyor. OHAL’in kalkması kararı olumlu. Yeni kabine 8 temmuz sonrası açıklanacak. Merkez bankasının bağımsızlığı, ekonomide büyüme politikası, enflasyon, cari açık, bütçe açığı ve son aylarda eriyen döviz rezervleri gibi ciddi konu başlıkları var. Kolay bir çözüm olamayacağı açık. Reçete belki de acı olacak.

ŞARTLAR ZOR VE PAHALI

Çünkü dış piyasalarda hava bozulmaya başladı. Çin, gelişmiş ve gelişen ülke borsalarındaki zayıflama, ticaret savaşları, Moody’s’in Türkiye’yi de içine alan uyarı niteliğindeki açıklamaları, ABD’nin müttefiklerine İran’dan petrol alımını 4 Kasım’a kadar durdurun çağrısı, Fed’in devam eden parasal sıkışlaştırma politikası ve Avrupa’nın da 2019’da benzer bir politika uygulayacağını açıklaması iç piyasaları sıkıştıracak, olası iyimserliği sınırlayacak gelişmeler. Türkiye ise seçimsiz bir sürece girilmesiyle ekonominin gerektirdiği doğru hamleleri uygulamak ve yeni bir hikaye yaratmak durumunda. Türkiye’de yerli tasarruf yetersiz ve düşük. Yıllık dış borç ödemeleri ve cari açığın finansmanı için 230-240 milyar dolar gibi parayı bulmak zorunda. Türkiye’ye yeni döviz girişi sağlayacak hamleler lazım. İhracat artışı gibi döviz getirici işlemlerin kısa vadeli tedbirlerle gerçekleşmesi zor. Yabancı yatırımcının dönüp tekrar gelmesi çok önemli. Özelleştirme portföyünün de daralmasıyla doğrudan yatırımlar yıllık 10 milyar dolar seviyelerine çekildi. Geriye kalıyor primsiz borsa, yüksek faiz ve yüksek döviz kurunun yabancı yatırımcıyı ne ölçüde cezbedebileceği konusu. Yani portföy yatırımları. Bunun için yabancı sermaye ile uyum gerekecek. Yeni kredi imkanları için ise dış şartlar artık daha zor ve pahalı. Önümüzdeki hafta içeride 3 Temmuz günü haziran enflasyonu ve dışarıda ise cuma günü ABD tarım dışı istihdam verileri var. Enflasyonda beklentiler aylıkta yüzde 1.4, yıllıkta yüzde 13.5-14 civarında. ABD Merkez Bankası için yeni faiz artırımı beklentisi Eylül toplantısında. Bu açıdan ABD tarım dışı istihdam verilerinde olağan dışı bir sapma olmazsa faiz kararını etkilemeyecek. Piyasalarda kısa dönemli toparlanma çabaları sürebilir. Ancak, güçlü piyasa hareketi için güçlü beklentiler lazım.

Yazının devamı...

Hisse aldı tahvil sattı

24 Haziran 2018

BİR süredir olası seçim sonuçları ve siyasi belirsizlik için yapılan fiyatlamalar yarın itibariyle yerini gerçekleşmelere bırakacak. Piyasaların seçim sonuçlarında öncelikle bakacağı ve olumlu değerlendireceği taraf, siyasette belirsizliğin yerini net bir tabloya bırakıp bırakmayacağı konusu olacak.

Piyasalar seçimi içeride yüksek cari açık, bütçe açığı, enflasyon ve yüksek borç çevirme oranları, dışarıda ise öncü merkez bankalarının para musluklarını kısmaya başlamasıyla Türkiye gibi gelişen ülkeler aleyhine değişmeye başlayan bir görünüm ile karşılıyor. Ayrıca iç piyasalarda yüksek döviz kurları ve faiz oranı ile son aylarda ciddi düşüş gösteren bir borsa var. Bu açıdan bakılınca seçimden net bir tablo çıkarsa yatırım için uygun bir zemin var. Fakat bunun güçlü bir siyasi yapı kadar ekonomik yönden güven verecek adımlarla desteklenmesi gerekecek.

YAKINDAN YÜZLEŞİLECEK14 Haziran haftasında yabancı yatırımcılar hisse senetlerinde 289 milyon dolar alımda görülürken tahvil bonoda 459 milyon dolar satıştalar. Hisse senetleri alımını borsanın primsiz ve ucuz olmasına bağlayabiliriz. Ancak yüksek faize rağmen tahvil ve bonodaki satışı anlamlandırmak biraz zor. Bu noktada güven veya daha yüksek faiz beklentisi öne çıkmış olabilir. Kim, hangi siyasi yapı gelirse gelsin seçim sonrası ekonomide bir onarım dönemi olmak zorunda.

Ekonomik büyümeden ödün vermeden cari açık, bütçe açığı ve enflasyon gibi sorunlarla baş etmek zor. Halı altına süpürülen daha doğrusu dışarıdaki ucuz ve bol para örtüsü ile göz ardı edilen sorunlarla seçim sonrası daha yakından yüzleşilecek. Kolay olmayacak ama mutlaka çözüm aranacak.

TABLOYU GÖSTERİYORDış konjonktürün sağladığı avantajları değerlendirdik ona göre harcadık, yaşadık. Artık küresel ekonomi farklı bir sürece girdi. ABD Merkez Bankası (Fed) faiz artırımı ve parasal sıkılaştırmaya devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası da 2019 için benzer bir öngörü açıkladı. Toparlanan gelişmiş ülke ekonomilerine ilgi artarken gelişen ülke piyasalarından para çıkışı az veya çok devam ediyor. Ayrıca küresel ekonomiye olumsuz yansıyacak olan Trump’ın başlattığı ABD-Çin ticaret savaşı Avrupa’yı da içine alacak şekilde yaygınlık kazandı. Petrol fiyatları yüksek, risk iştahı eskiye nazaran daha düşük. Dış dünyada koşullar değişirken Türkiye bu süreci zayıflayan döviz rezervi, dış finansman ihtiyacı ve cari açık başta olmak üzere kırılgan bir görünüm ile karşılıyor. Türkiye’nin yüksek CDS oranı (risk primi), en yüksek faiz veren ülkeler arasında olması ve TL’nin yılbaşından bu yana en fazla değer kaybeden para birimleri arasında olması tabloyu gösteriyor bir bakıma. Ancak umutsuzluk ve karamsarlık da doğru değil. Zor olur, zaman alır ama doğru politikalarla bu sorunlara çözüm bulunur.

Yazının devamı...
Zeynel Balcı Kimdir?

Zeynel Balcı