"Gonca Vuslateri" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gonca Vuslateri" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gonca Vuslateri

Gonca Vuslateri

Kuyudan kaçan gerçeğim

6 Aralık 2018


Hermann Hesse’in “Bozkırkurdu” kitabının ilk cümlesine dalıp gitmiştim. İzmir’de hava yumuşacık. Daha kalın giyinmediğim için üşüdüğüm, havanın da suyun da bunda gram suçunun olmadığı şahane saatleri yaşıyorum. Kendine bakma saatleri...
Bir şehrin kaldırımları ne kadar genişse gerçeği görmek o kadar kolaydır.
Bir restorana gidersiniz. Muhtemelen kırık bir kalbiniz, sorulmamış birkaç soru, az sonra masayı keyiflendirecek hiç bilmediğiniz bir gürültünün içinden kendini öyle zor kurtaracaktır ki üzülmek için bahane aramayacaksınızdır.
Tanışmadığınız şehirlerde sürprizleriniz olur daima. Kapı gıcırtısı oynamaya ama bazen de sınırlarını doğru konumlandıramayan suretler karşısında kafayı oynatmanıza sebep olabilir. Böyle sakin ve edebi saatlerde değişik insanlar dolar yan masanıza. Hikayeleri ile ilişip bir anı olarak ayrılırlar yanınızdan.
O hüzünlü yüzünüzü “Bir fotoğraf çektirebilir miyiz birlikte?” sorusuyla tarumar ederler, tek kelime diyemezsiniz. Çünkü onların kalbini kırar diye o kelimeyi esirgersiniz.
Şairlere, onların oğullarına kapı açan mekanlarda kalp kırmanın cezası ağır ödetilir. Elinizde hükmünü yitirmiş bir hüzünle özünüze oturacak yer kalmamıştır, “Aman keyifler kaçmasın”larınızdan bu derde içemezsiniz de.

Yazının devamı...

Hedefimiz vizyonda

4 Aralık 2018



Harika seyirciler var.

Kalabalık doldurdu Kanyon’u.

Heyecanımız dorukta tabii.

Perde arkasını yazmak istedim ben de.

Demet Akbağ, Ata Demirer ve ben gündüz basın toplantılarını yaptık.

Çok keyifli sohbet ettik.

Yazının devamı...

İstiridyeler içinde çocukluk

22 Kasım 2018


Anne, Kuzey Pasifik’in ortasında 10 bin ile 70 bin arası yumurtayı güvenli bir yere boşalttığında, yaklaşık 5-6 ay başında bekler. Alaska açıklarının soğuğunda o yumurtaların bakımını sağlar.
Bazen 10 ayı alır bu. Yine de bekler. Bu sırada yalnızca su ile doldurur içini. Beslenmez. Ölmeye yakın ise vücudunu şişirir olanca gücüyle ve tüm biriken suyu yumurtalara püskürtür.
Çatlamaya yakın yumurtaların kabukları kırılır. Yavrular etrafa saçılır. Kabuğundan çıktığı bir andır çocuk, annesine bakar, teşekkür eder ve artık asla geri dönülemeyecek o talan olmuş kabuğuna bakıp yola koyulur.
Alabildiğine soğuk ve karanlık yolun içinde zamanı belli olmayan hortumları, suyun içinde kopan fırtınaları bekler.
Arada kardeşleri, yol arkadaşları, yalancı kabukları olur.
Sesleri birbirine benzeyen camlar gibi kırılır kabuklar.

Yazının devamı...

New York New York

8 Kasım 2018


Bilenler bilir. Benim nedense USA’ye gelmem hep böyle zor olmuştur.
Artık bu konuyu kafama çok fazla takmamam lazım, çünkü şahane seyahat anılarım var size bahsedebileceğim.
Öncelikli durağım Detroit oldu.
Ohio bu zamana gördüğüm en geniş çiftliklere ev sahipliği yapan bir yer.
Turistik ziyaretlerde biraz sessizlik, huzur arayanlar için birebir.
Oyların en fazlası Trump’a gitmiş.

Yazının devamı...

Uçtu uçtu kuş uçtu

1 Kasım 2018


Alain de Botton’un “Havaalanında Bir Hafta” adlı kitabından bir sözdür bu. Benim hikayem de bununla ilgili aslında.
Uzun zamandır aklımdan bir türlü çıkaramadığım gerginlik konularından biri de havaalanları.
İnsanlar devletlerin kendi aralarındaki politik ilişkilerin olumlu ya da olumsuz kurbanı oluyor herhalde ki uzun süredir patlamadır, geçişlerde bitmeyen polis gerginliği derken havaalanları sevilen bir yer olmaktan çıktı. Kim olursan ol, kim olduğunun savaşını veriyorsun içeride.
Geçenlerde ani bir kararla Ohio’ya gittim. Orada arkadaşımı görecektim. Dış Hatlar’a girdim. Uzunca bir sıranın arkasında dururken fark ettim ki, sırada bekleyenler kim olduklarının güvenlik gücü karşısında bir anlam ifade edip etmediğini sorgularken bir yandan da sizin iyi ve güvenilir kişiler olup olmadığınız sorgulanıyor.
Bakıyor size 25 yaşında bir çocuk. Bu adam şimdi bir çığlık kıyamet terör estirir mi, çatışma çıkar mı, güvenlik beni azarlar mı? Bu düşünceleri gözlemlemek hiç de zor değil.
Kardeşim Amerika’ya gitmek ve yerleşmek mi, ben almayayım. Ama yine de Amerika’ya ne zaman gitmeye kalksam, sanki ailesine yalan söyleyen çocuk gibi kasılmalar başlıyor karnımda.

Yazının devamı...

Bartu Ben geliyor

18 Ekim 2018


Hayranı olduğumuz Tolga Karaçelik’in yönettiği, senaryosunda ve başrolünde ise Bartu Küçükçağlayan adının olduğu bir projeden bahsetmek istiyorum.
Hani dizilere bu kadar fazla kafa yorduğumuz, hepimizin eleştirmen kesildiği şu yoğun gündemimize harika göndermeler yapmış Bartu... Jim Carrey, “Jim&Andy” belgeselinde izleyicinin olmak istediği şeyi düşlediği bir zamandan bahseder ve der ki: “Seyirci gamsız olmak ister.
Ben de öncelikli olarak seyirciyle kuracağım ilişkide bunu hissettirmeyi hedefledim.”
Bartu’nun “Bartu Ben”deki performansı, biraz seyircinin “izleyici kaldığı şey” karşısındaki tutumuna da ayna tutmuş. Herkesin sahneye çıkmak istediği bir toplumda, sahneye çıkmayı meslek edinmiş insanların yaşadığı travmatik her anı gülünç bir şekilde aktarmayı başarmış.
Büyük Ev Ablukada ilk çıktığında bu kadar popüler değildi.
Ama Bartu şimdi sahneye çıktığında çığlıklardan kendini duyamıyordur muhtemelen.

Yazının devamı...

Geriye sayılmış günlere veda

11 Ekim 2018


Gündüz Yıldız Koyu’na gidip, Yıldız Koyu ağacının o muhteşem boynunu öptükten sonra denizin tadını çıkarırsınız gün boyu. O koyda balıklarla yüzer, Kefaloz’a gidip dalış yaparsınız. Zeytinli’ye gider, Nostos’da tatlı yer, dibek kahvesi içersiniz. Birileri yaklaşır yanınıza. Onlar Rumca konuşur sen Türkçe, anlaşırsınız. Ortak dertleriniz vardır, sarılırsınız.
¡ ¡ ¡
Hayatınızda bir Ata Demirer varsa, size harika sofra hazırlatır. Masada Şecaattin Tanyerli çalar. Demet Akbağ bir şiir okur Oktay Rıfat’tan...
“Ağlama Ahmet ağlama
Davranma kuşağına ikide bir
Anam avradım olsun

Yazının devamı...

Gökçeada gökyüzünde bir Akyıldız

4 Ekim 2018


Ece Temelkuran’ın yıllar evvel bir dergiye hakkımda yazdığı yazı gibi uyandım o gün. “Gonca” demişti Ece, “gülün bir anıdır”. O an dedim o sabah. O an bu andır. Bunu adaya gelenler, yaşayanlar kadar bilir. Eylül fırtınasına az bir zaman kalmıştı. Yıldız Koyu’nda dalmış, balıklarla oynaşmış, dipten renkli taşlar çıkarmıştım. Setim yoktu o gün.
Terasımdaki masa sandalyeyi düzeltirken etrafta koşturan köpeklerime sesleniyordum. Hoş bir kadın geçti balkonun uzağından. Sanki gülümsedik birbirimize. Günün selamı işte. Birazdan telefonum çaldı, arayan Muammer Brav. “Gonca” dedi, “Az önce balkonunun oradan geçen arkadaşım Aşkım Akyıldız’dı.”
Aşkım Hanım’ı kitaplarından, güzel şiirlerinden bilen bilir. Mevlüt Akyıldız’ın eşidir kendisi. Öğrendim ki Mevlüt Bey ve Aşkım da yılın belirli zamanlarını bu adada geçiriyor. Hemen peşine düştüm bu güzel buluşma ihtimalinin. Telefonlaştık.
Akşamüstü Mustafa’nın Kayfesi denilen yerde günü batıracak, ardından ben her zamanki gibi Eleni’ye geçecek ve ekip arkadaşlarımla orada buluşacaktım. Ne de olsa adalıyız artık! Rutinimiz belli! Günü batırmanın zaferini kutlayacaktık!
Mevlüt Akyıldız, Türkiye’nin en değerli ressamlarından. Üstelik kendisi Denizkızı Eftalya’nın albüm kapağının tasarımcısıdır. Hani Kalan Müzik’in yıllar sonra arşivimize kazandırdığı muhteşem ses. Harika buluşma gerçekleşti. Aşkım Hanım’ın şiirlerinden, adanın öykülerinden, Mevlüt Akyıldız’ın eserlerinden, sinemanın bugünkü yerinden söz ettik uzun uzun. Mevlüt Bey’in atölyesine gittik. Deli Saraylı adlı eseri karşıladı beni kapıdan girer girmez. Sonrası yeni, eski tüm eserler üzerine konuşarak geçti. Derken Aşkım Akyıldız, bana adada yaşayan çok değerli birinden söz etti. “Gitmeden önce görmen gerekir” dedi. Tanıdıktan sonra anladım ki ölmeden önce mutlaka görmem gereken biriydi o kişi. Kamil Melih Özaltıner...

Yazının devamı...