"Gonca Vuslateri" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gonca Vuslateri" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gonca Vuslateri

Gonca Vuslateri

Er Taner Hepşen!

7 Aralık 2017

Sendeki sinir nişanlı mişanlı değil. Sen başka sevdan olmadı diye dertlisin.
Sivil hayatta da “çimlere basmayın” uyarısına bir tek askerler uyar, biliyor musun?
İncirlik’te yaşamış biriyim. Nizamiye girişinde hayvan olması askere de iyi gelir. Kedisi, köpeği hep beslerler zaten. Seninkine “şafak attırması” denir. Boşluktan, vasıfsızlıktan.
Bu Taner Hepşen denilen şahıs, cezalandırılmalı. Zaten psikopatlık suç değil mi?
Bıktık politika seyretmekten. Birileri bize çıksın, “Bak yavrum şunu yapma, bunu yapma” diye baştan anlatsın.
Korteks hoşaf olmuş ülkede. Aynı bilinci kaynat, dur.
Toplumları eğitme görevi kimin kardeşim? Öğretmenlerin.

Yazının devamı...

Birkaçı sosyal çokça ortam sorumluluğu

30 Kasım 2017

◊ Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilüfer Aykaç’la görüştük geçenlerde. Türk Toraks Derneği, Türkiye’nin en büyük göğüs hastalıkları derneği. Nilüfer Hanım da derneğin hava kirliliği görev grubu başkanı. “Sürdürülebilir yaşam” adıyla düzenledikleri sempozyumda, fosil yakıtların zararlarından bahsetti. Artık kalp rahatsızlıklarının da yüzde 24’ünün nedeni hava kirliliği!
◊ Tamer Yılmaz, bu yıl bir markayla “Balıklar Boğulmasın” adlı bir sergi çalışması yaptı. Birçok kişi de sergi için sualtında kendisine poz verdi. Fosfat kullandığımız deterjan ve ev temizlik malzemeleriyle denize karışıyor ve balıkların ölmesine neden oluyor! Balıklar da “boğularak ölüyor”. Aman dikkat!
25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ydü. Binlerce kadını İstiklal Caddesi’nde “kendini bağırırken”, varlığının öneminin altını çizerken gördük.
En güzeli, destekleyen erkeklerdi. O akşam belki de ilk kez “Bu akşam yemeği siz yapın, ben biraz hava almaya çıkıyorum” diyen, gizli katılımcılar da vardır. Ben tanıyorum bir-iki kişiyi. Onlar için iyi bir adım oldu.

Kalbimizi parçalayan bir vicdan konusu

Malatya’da Alevi ailelerin yaşadığı 13 evin kapısına kırmızı boyayla çarpı işaretleri atıldı.
Türkiye, bazen üzerinde “ihtiyaç halinde kırınız” yazan ama içi boş olan camların bulunduğu o eski belediye otobüslerine benziyor.

Yazının devamı...

Bir martıyız biz!

23 Kasım 2017

Pürtelaş Tiyatro’nun Serdar Biliş yönetmenliğinde sahneye koyduğu, Anton Çehov’un “Martı” oyunu sezona harika bir giriş yaptı. Zorlu PSM ve DasDas Sahnesi’nde oynayacağımız oyun büyük ilgiyle karşılandı. Boran Kuzum, Ecem Uzun, Fırat Tanış, Kayhan Açıkgöz, Serdar Orçin, Sevil Akı, Şerif Erol, Tilbe Saran, Yasin Bardakçı, Cem Cücenoğlu (ve ben) derken sahne bildiğin coşuyor.
Dört oyun arka arkaya oynadık. 4-12-18-19 Aralık’ta Zorlu PSM ve 12 Aralık’ta Dasdas Sahnesi’nde izleyicilerle buluşmaya hazırız!
Bir not: Festivale oyun hazırlamak özenli bir iş. Büyük bir coşkuyla biletlerini günler öncesinden alan seyirciye iyi bir şey sunmak hepimize heyecan verdi elbet ama şunu söylemeliyim ki festivallerin ve gösteri merkezlerinin içinde sıklıkla prova yapılamaması ciddi bir sorun.
Prova salonu tedarik edilmesi ve tedarik edilen “odaların” festivalde oyun oynayacak insanların prova yaptığı alan olarak görülmesi de bir ricamdır.
Bu anlamda Kadir Has Üniversitesi’ne teşekkür etmek lazım. Prova için karşılık beklemeden bize kapılarını açtı.
Gel gelelim, oyunun dekoru (sürprizi kaçmasın) yeşil bir platform, yurtdışından getirilen özel bir malzemeyle kaplı.
Seyirci içeri girdiğinde sanki işaret edilmişçesine o kadar çimen dekoruna bastı ki insanın basmayın derken içi sızlar!

Yazının devamı...

Buyrun efendim ! Aile salonumuz bilinç altındadır!

16 Kasım 2017

Tam da bu yazıya odaklandığım günlerde, başlangıç noktamı keşfettiğim bir soru geldi doktordan: “O kadar acıdı mı yahu?”
“Ne enteresan bir soru” dedim. Acıya duyduğumuz yaklaşım açısından özellikle belirtmek istiyorum ki canınız acıdığı zaman bunu ispat etmek zorunda değilsiniz, bu görülür çünkü... Bir iğne ağrısından bahsetmiyorum bu noktada elbette. Vücudumuz günlüğümüzdür. Sırlarımızı bilir. Vücudumuz anlatıcı değil açıklayıcıdır.
Evet konumuz yine istismar!
Yine duyarlılık!
Mağdur edilen insanın yanında durmak istemiyoruz.
Çünkü acıyı keşfetmenin hazin tarihini bilmiyoruz!
Vücudumuza son yıllarda giydirilen “olumlu düşünme” ve “farkındalık” atletlerinin bir boy küçük olmasından, günü kurtarmasından kaynaklı da olabilir bu

Yazının devamı...

10’U UNUTMA

9 Kasım 2017

Kışa girerayak, öğle vaktinin sıcağı tadından yenmez.
Isınmaya çalışan bir gençliğin sönmeyen ateşi, tarihi yaşayandan dinlemektir.
Boyası kuruyup solan, el emeğiyle inşa edilmiş eski tip bir evin çardağındayız.
Kasım ayına az kalmış.
Eşin, dostun, akrabanın haddini bildirirken, yemek tarifinden evin eski haline kadar gitti sohbet.
Eski fotoğraflar çıktı.
O fotoğraflardaki, Sakarya’nın Yesari Asım Ersoy dinleyen, duası elinde, türküsü belinde, ayağında çocuğu, tarlada tütünü, bağında üzümü olan Türk kadınından başkası değildir.

Yazının devamı...

Ne yaptın Eyüp Belediyesi!

2 Kasım 2017


“Köpek gibi âşık olan” bir milletiz biz!
“Bir kedim bile yok. Hadi gülümse!” diyen bir Sezen Aksu şarkısında, bir Sait Faik Abasıyanık hikayesinde, bir Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafında rastlarız onlara.
Sokak köpeklerinden rahatsız mısınız?
Taşının efendim. Başka ülkeye gidin.
Ya birinin cep telefonu görüntüsünde, babamı Eyüp Belediyesi çalışanı olarak, uyuttuğu bir köpeği kamyonun arkasına fırlatırken görseydim?
Üç kuruş para ya da birinin “aferin”i için yapılacak iş değil.

Yazının devamı...

Kıskanırım seni ben!

26 Ekim 2017

Okumayanlar varsa şiddetle tavsiye ederim.
Sanırım 21 yaşındaydım okuduğumda.
Özellikle dikkatimi çeken bir bölüm var. “Kıskanırım Seni Ben” şarkısının sözleri üzerinden kıskançlığı ilmek ilmek inceliyor.
Muhteşem notlarından biri şu oldu:
Kıskançlık, temelde derdinin ne olduğunu anlatamadığın derin bir yerde yatıyor. Ağzından memesi alınmış bebek hassasiyetinden bugüne örülü ve konuşulmamış bir yer devreye giriyor.
Geçenlerde ses tellerimi kontrol ettiriyorum. Malum mesleki akortlar. Yanımda eşim de var.
Bu ses tellerine bakma hadisesi gerçekten büyük sınav.

Yazının devamı...

Mekanı terk eden hep mi kadın olur

19 Ekim 2017

Hep giden, hep polemik yaratan, hep kafasına çok takan, hep detaycı, hep inatçı, hep saldırgan, hep kurnaz...
Hiç yalan konuşmam...
Kendi yeteneğini ve kendi potansiyelini el yordamıyla anlatana kadar yaşamım, birilerinin hakkımdaki “zor biri” imajımın, mesleki ve iletişim bakımından bir engel teşkil ettiğini belli eden, bunun karar mercii olduğunu düşünen üst düzey insanları izleyerek geçti.
Çünkü kendimi, ”kendimi kazanmam” üzere eğitmem gerektiğine inandım.
Çok basit bir formül var: Başınıza gelen şeylerin sorumluluğunu yüzde yüz kendinize yahut başkalarına yıkmadığınızda bu durum ortaya çıkıyor zaten.
Kendinizle ilgili vereceğiniz sınavların hepsinden pekiyi beklemememiz gerektiğini, sosyal sorumluluk projelerinden birinin hâlâ çocuk gelinler olduğunu da bildiğimiz bir ülkenin çekirdeğinden yazıyorum.
Fazla uzaklaşmak mümkün değil zaten!

Yazının devamı...