"Gonca Vuslateri" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gonca Vuslateri" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gonca Vuslateri

Gonca Vuslateri

Harbiye Açıkhava ferahladı

16 Ağustos 2018


“Ah, ah annem
Bugün öldüm ben
Bir düğmeyle
Delip geçti tam göğsümden” diye akan “Sözde Namus” şarkısı ile kadınları haykırdı avaz avaz.
Anton Çehov’un 1800’lü yıllarda yarattığı matemli kadın kostümünün günümüz uyarlaması gibi görünen simsiyah elbisesi, pırlantalarla kaplı takılarının arasından, bir fısıltıyla, belki ışıklar arasından seçtiği bir çift göze “Üstünden geçtiler kalbimin, kıramazsın” dedi.
Kristali ters dönmüş mitolojik bir varlığın, Hades’in kapısında sevdiğiyle yüzleşmesi gibi, diyecekleri bitene kadar sahnedeki gökgürültüsü bir an olsun bitmedi. Ne kadar kıyamet varsa hepsine ayna tuttu.

Yazının devamı...

Japonya’dan gelen çoraplar

8 Ağustos 2018

Artık Japonya’da yaşadığını ve birkaç değişik işle birlikte tekstille alakalı şeyler yaptığını öğrendim.

Sesini duymak kadar anne olduğunu bilmek de beni duygulandırdı.

16-17 yaşında aileden uzak ilk yaz tatilimi birlikte geçirmiştim onunla.

Yol boyunca Cake’in o yıl çıkardığı Comfort Eagle şarkısı çalıyordu.

İstanbul’a taşındığımız 98 yılından bu yana kurduğum onca arkadaşlık içinde onunki hep başka olmuştu.

Küçücük yaşının yanında bir bina kadar dev duran piyanosu, annesi ve babasının şahane sesi eşliğinde ev, La Scala’da bir prömiyer akşamı gibi olurdu.

Biz Göztepe’de otururduk. Annem babam yeni boşanmıştı ve pek huzurum yoktu evde.

Akşamları Caddebostan sahilinde yürüyüşe çıkardık arkadaşlarla.

Yazının devamı...

Bir Cihangir hikayesi

4 Ağustos 2018


Avizenin lambasının değişim zamanı gelmiş.
Üst kata taşınacağım birkaç gün sonra.
Komşuluk anlaşması aylar önce yapılmış, bir dost sohbetindeyiz sevgili İklim Tamkan ile.
Sessiz sokağımızın köşesinde titreşen bir torbanın kımıldanışına uyanıyorum.
Saat sabahın beşi. Eşliğinde bir bavul sesi.
Tekerleklerin Arnavut kaldırımı ezerek, sanki bir kavgada haklıyken haksız duruma düşmüş gibi söylenişini duyuyorum.

Yazının devamı...

Bir türbülansın notları

30 Temmuz 2018

”Gonca umarım bugün dönmüyorsun. Hava çok kötü. Birkaç gün İstanbul böyle olacakmış.”

“Hayır. Bugün dönmüyorum. Çok kıyak bir aksiliğim oldu” dedim. Arkadaşlarım bilir.

Son yıllarda, bu tuhaf zamanın ve nefes aldığım mekanın içinde “anksiyete” adı verilen tuhaf bir sendrom uğrayıp gidiyor.

Üfürüklerin sızdığı kalbimden “şimdi yolun sonuna geldik” diyen heyecanlı bir ritim hızla yol alıyor önce.

Soğuk soğuk terleyen ellerimi kavuşturup, gözlerimi kapamaktan ve tam o anda neler olacağını kestirip ve hatta cenazemi hayal edip, kendimi toprağa vermeden sakinleştiremiyorum kalbimi.

Elinden sıkıca tuttuğum sevdiklerim ve hatta sevmediğim şeylerle ilgili umulmadık olumlu gelişmeler de olmasa pek tadım yok diyebilirim son zamanlarda.

Anneannem evde kavga olunca söylenirdi “Allah canımı alsa da kurtulsam” diye.

Neyi ve kimi haklı bulduğunu çok güzel kamufle ederdi bu sitem.

Yazının devamı...

Bir yas gecesi rüyası

14 Temmuz 2018

“Şimdi benim bir han avlusunda

Hiç bitmeyecek umutsuz kavgam,

Soluyorsa başı önde yorgunluktan;

Bil ki senin hep böyle umarsız,

Yarını göze alamayışından.

İşte bunun için sevmiycem seni...” Metin Altıok 

Bugün bütün gün “anlaşılmayı” düşündüm. İnsan bu dünyaya geldiğinde ne amaç ediniyorsa, giderken cennetlik olmayı hedefliyor. Dolayısıyla buna hak ediş demek çok zor. Her şey o kadar planlı ki yaşarken. Peki ne yazıyor listede tam olarak? Kalbimize huzur veren bu güzel mekanı hak etmek için ne biriktirmeliyiz yaşamda?

Hayatım boyunca saflığını koruyacak ve ne yazık ki bozulamayacak duyguların içinde durdum bugün. Kırılganlık gibi. Hayal kırıklığı gibi. Yeni tanıştığım sevgisizliğim de cabası. Bu noktada köşesinden dönülmüş bir zafer varsa, öfkenin yokluğudur. Dünyaya karşı hissedilen ve hızla aramızda çoğalan sevgisizlik. İnsanı, hayvanı, bitkiyi alıp götürürken içimize yayılan bu yokluk hissini düşündüm.

Yazının devamı...

Güreli’den başka kimse bilmez!

30 Haziran 2018


Her iki eser 1942’de yayınlanan Albert Camus’nün “Yabancı” adlı romanıyla kardeş gibidir benim için.
“Dört Köşeli Üçgen” romanının Mehmet Güreli’nin yönetmenliğinde çekilen filmini de festivallerden hatırlarsınız.
“Dört Köşeli Üçgen” filmi,
27 Temmuz’da vizyona girecek.
Mehmet Güreli’nin dayısıdır Salâh Birsel.
Türkiye’de iki “bulut geçti” vardır. Biri Salâh Birsel’in şiiridir, diğeri Mehmet Güreli’nin şarkısıdır.

Yazının devamı...

Kendine iyi bak: Yaşarken!

23 Haziran 2018


Nükhet Duru’dan “Adamların Adamı” çalıyor. Ölümsüz bir Sezen Aksu şarkısıyla bu yaş bu yaşama feda olsun diyorum.
98 yılının korkunç bir yazında geldim buraya. Kamyonun önünde oturuyordum. Dört saat sürmüştü yolculuk. Klimanın üstüne konulan çıplak ayakları, eşyalarımızı taşıyan amcaların bana ağlıyorum diye İstanbul’u anlatmasını hatırlıyorum.
İstanbul’a gelirken de ağlıyor insan. İstanbul’da yaşarken ve hatta terk ederken de...
Haklıyız. Şikayetimiz hiç bitmez bu şehirle. Köylüsü, şehirlisi, değişik topraklısı hepimiz esnaf adı altında büyümüşüz.
Sokak köşelerinde uyuyan teyzeler vardı. Kadıköy’ün eski dansözü Suna, şarkıcısı Nermin...
Gönlü zengin bu şehrin.

Yazının devamı...

Bir öğretmenin sevgisi

17 Haziran 2018


Sonuçta 1.5 ton mama alacak kadar para topladık. İnanın hiç de zor olmadı. Ayrıca mamacı da dağ gibi indirim yaptı.
İzninizle öncelikle o özel insanlardan bahsetmek istiyorum. Fırat Tanış, Leman Sam, Prof. Dr. Ayhan Kalyoncu, Nissan, Bora Koçak, Eser Özsaraç, Nilgün Bodur, Sabetay Totah, Kalben, Ceylan Ertem, Sunay Akın, Belgin Akın, Halil Sezai, İzzet Çapa ve Sezen Aksu’ya ayrıca teşekkürler ederek...
Mamayı yükledik ve yola çıktık. Türkiye bambaşka bir yer. Şehirler arası arabayla sık ziyaret edenler bilir. Hele yolda yağmura denk geldiyseniz yeşilin ve toprağın kokusu bambaşkadır. Söylemediğimiz şarkı kalmadı sanırım. Benimle 5 saat yol afedersiniz de sükut içinde geçecek değil!
Burdur’da bizi öğretmen Mesut Çal karşıladı. Hemen bahçesinde kurtardığı köpeklerle tanıştık. Mamaları yükledik.
Mesut, müzik öğretmeni orada. Çocukların eğitimiyle, gelişimiyle ilgili hemen hemen tüm organizasyonların ya başında ya da içinde aktif görev yapıyor. “Çocukları nasıl susturuyorsun peki, kızdığın da oluyor mu?” diye sorulunca “Ben çocuklarıma koşmayın, zıplamayın, susun, konuşmayın gibi şeyler söylemiyorum. Aksine daha çok konuşup hareket etmeleri gereken bir zaman” diye karşılık veriyor.
Tambur çalıyor Mesut. Konservatuvar mezunu. Bir sürü iş denemiş, hepsinde başarılı olmuş en son ruhuna burası yakın gelmiş. Müzik öğretmenliği...

Yazının devamı...