"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Yaşam dolu ve enerjik olmaya var mısınız?

19 Şubat 2017

Homeopatide beden, zihin ve ruhun bir bütün olarak ele alındığını belirten Eczacı - Homeopat Sebati Bilgiç, “Homeopatide hastalık demek, organlarda meydana gelen bozukluk demek değildir. Bütün olarak bedenin yaşam enerjisinin ve gücünün dengesindeki bozukluk demektir. Bu yüzden homeopatik tedavi, insanın bütün olarak bozukluğunu, dengesizliğini ve insanın tamamını kapsayan bir tedavidir” diyor.

Bu tedavide amacın, hastaya zarar vermeden, nazik, güvenilir ve sürekli bir iyileşme sağlamak olduğuna dikkat çeken Bilgiç, “Bu prensipten hareketle, iyileştirme gücü için kullanılan ilaçlar en küçük dozda verilir” vurgusunu yapıyor.

 

Kişiye özgü tedavi
Homeopati uzmanının) verdiği ilaç hakkında kapsamlı bilgiye sahip olması gerektiğinin altını çizen Bilgiç, “Homeopatide tedavi, kişilere özgüdür. Kişinin belirtileri, homeopat tarafından bir sanatçı titizliğinde doğadaki bu doğal ilaçlarla benzerleştirilir. Doğadaki her madde ilaç olarak kullanılır. Bitkiler, hayvanlar, periyodik cetveldeki bütün elementler vs. homeopatik ilaç olarak kullanılır. Bitkisel homeopatik ilaçlar, bu grubun önemli bir bölümünü oluşturur” dedi.

 

Anne karnında başlar
Homeopatik ilaçları hastanın yaşam gücünü uyardığını ve dengelenmesini sağladığını kaydeden Bilgiç, “Hastalık belirtilerinin baskılanmaması temel ilkedir. Bu ilaçların yan etkileri yoktur ve alışkanlık yapma özellikleri bulunmaz. Homeopatik tedavi, anne karnındayken başlar ve ölünceye kadar güvenle devam edebilir” diye konuştu.

 

Hasta doğru bilgi vermeli
Bu tedavide en önemli noktanın, homeopat ile hasta arasındaki anamnez olduğunu belirten Sebati Bilgiç, şunları söyledi;
“Bu konuşmada hasta için önemsiz olan bilgiler bile homeopat tarafından çok önemli olabilir. Bu yüzden bu tedavinin uygulanmasında kişinin özellikleri kadar, aile anemnezi, geçmişteki rahatsızlıkları, aşılar, yaşadığı travmalar gibi birçok konu, benzerini bulmada temel noktalardır. Bu nedenle, hastanın bilgilerini doğru, açık ve çekinmeden belirtmesi gerekir.”

 

İlaç nasıl kullanılır?
Homeopatik ilaçların seyreltilme ve çalkalama yöntemiyle hazırlandığını belirten Bilgiç, “Küçük topçuklar şeklinde ve dil altında veya sulandırılarak yudum yudum içilerek kullanılır” diyor.

 

Sağlık Müdürü’ne
ziyaretçi akını

SAĞLIK Müdürü Uz. Dr. Bedia Salnur’a, göreve geldiğinden bu yana iki ay geçmesine rağmen ziyaretçi akını sürüyor. Son ziyaretçiler Özel Tınaztepe Hastanesi kurucusu Dr. Mehmet Bektur, Dr. Serap Uluırmak ve eski bakanlardan Işılay Saygın ile Özel Ege Onkoloji Tıp Merkezi kurucusu Mustafa Gökçe oldu. Salnur, “Özel sektörün sağlığa büyük katkısı var. İzmir sağlıkta önemli bir marka oldu” dedi.

Yazının devamı...

Korneal dövme ile mutlu bir yaşam

12 Şubat 2017


Toplumlarda estetik kaygılar hep var oldu, güzel görünmek ve kusurları düzeltmek hep öncelikler arasında yer aldı. Estetik düzeltmeler, tıpta fazlasıyla yer aldı. Bunun bir bilim olarak gelişmesi ve teknolojinin ilerlemesiyle de çok farklı bir noktaya taşındı.
M.S. 2’nci yüzyılda Bergamalı Galen, yaralanmalar veya iltihaplar sonucu gözlerinde beyaz leke olanlarda korneayı, yani gözün camsı tabakasını boyayarak estetik düzeltme sağladı. Bu, eskiden bu yana bilinmesine karşın bugün yaygın olarak kullanılmayan bir yöntem.


Lekeler boyanıyor
Günümüzde ‘keratopigmentasyon’ yani ‘kornea dövme uygulaması’ yine aynı nedenlerle yapılıyor. Yaralanmalar ve iltihaplar iyileştikten sonra kalan beyaz lekeler, hoş olmayan bir görüntüye neden oluyor ve kişilerin yaşamlarını olumsuz şekilde etkiliyor. Bu lekelere özel yöntemlerle göz doktorları tarafından yapılan boyama işlemi, hastalarda estetik yönden düzelme sağlıyor ve kişi kendisini daha mutlu hissediyor.


Kamaşma gideriliyor
Korneal dövme sadece gözdeki beyaz lekeler için değil, yine kaza ve ameliyat sonrası gözün renkli tabakası iristeki hasarlar nedeniyle oluşan ışık kamaşmalarının giderilmesi için de kullanılıyor. Bu işlem, piyasada vücudun herhangi bir yerine yapılan dövme/tattoo işlemiyle karıştırılmamalı. ‘Kornea tattoo yöntemi’ Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nde Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu tarafından modern cihazlar ve lazer kullanılarak yapılıyor, hasta memnuniyeti de belirli bir düzeyin üzerinde oluyor...

Yazının devamı...

Aşı yaptırın, gripli ile temastan kaçının

6 Şubat 2017

 

EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çağrı Büke,
gribin, sonbahar ve kış aylarında görülen, ciddi sonuçlara yol açabilen bir solunum yolu viral enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Söz konusu aylarda bir kişide başlangıçta boğaz ağrısı ve öksürük görülebileceğini kaydeden Prof. Dr. Büke, “Buna yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı ile kas ve eklem ağrısı yakınmaları eklenirse, grip akla getirilmelidir” dedi.


3-4 GÜNDE BAŞLAR
Gripli bir kişinin ağzındaki solunum damlacıklarının çeşitli yollardan sağlıklı kişiye, göz, burun ya da ağzından bulaşmasının ardından 3-4 gün içinde hastalığın başlayacağını vurgulayan Büke, “Risk grubu dışındaki kişilerde en geç 5 ile 7 gün içinde hastalık geçer. Hastalığa yakalanan kişilerin diğer kişilere bulaştırmaları ortalama 5 gün sürer” diye konuştu.
Hastalığın toplumda gelişme sıklığının, erişkin yaş grubunda yüzde 5-10, çocuklarda da yüzde 20-30 olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Büke, şöyle devam etti:


EN AZ 4 MİLYON HASTA
“Ortalama yüzde 5-15 olarak kabul edildiğinde, ülkemizde yer aldığımız dönem olan grip mevsiminde 4-12 milyon kişide gribin gelişebileceği söylenebilir. Ocak ayı verilerine göre, üst solunum yolu enfeksiyonu yakınması olan her iki kişiden birisinde bunun nedeni grip virüsü olduğu söylenebilir. Yalnızca ülkemizde değil Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde de benzer yoğunlukta olduğu görülmektedir. Şu an gribin yüzde 90’ından influenza A (H3N2), yüzde 10’undan da influenza B sorumludur.”


Kimler dikkat etmeli
GRİBİN, risk grubundaki kişilerde, zatürre gelişimine kadar ilerleyebileceğine de vurgu yapan Dr. Büke, “Zatürre gelişimi, gribe bağlı ölümlerin nedenini oluşturur. Risk grubunda çocuklar, 65 yaş üzerindeki kişiler, hangi yaşta olursa olsun, altta kronik akciğer, kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlar, şeker, kanser ve nörolojik hastalığı olanlar, organ nakli yapılmış olgular ile bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullananlarda zatürrenin gelişme riski ve buna bağlı ölüm ortaya çıkma olasılığı bulunmaktadır” diye konuştu.


Ekimden nisana
GRİP mevsiminin ekimde başlayıp, nisan ortalarına kadar sürdüğünü belirten Prof. Dr. Ahmet Çağrı Büke, “Grip en yoğun kasım, aralık, ocak, şubat ve martta görülür. Bu açıdan, risk grubundakiler ocak ayında aşı yaptırmaları önemlidir. Aşı gribe karşı etkin biçimde koruyamasa da zatürrenin gelişmesini önemli ölçüde azaltır. Bu da grip nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmayı önler” dedi.


Mutlaka hekime gidin!
GRİBE karşı tedbir almanın önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Büke, şu uyarıları yaptı: “Bunlar; aşılanma, griplilerle temas etmeme, bir kişi ya da cisimle temas sonrası elleri sabun ve suyla yıkamak, belli başlı önlemler arasındadır. Hastalığa yakalananların ise istirahat etmeleri, bol sıvı almaları ve beslenmelerine özen göstermeleri, hekimin önerileri doğrultusunda hareket etmeleri gerekir.”

Yazının devamı...

Akupunktur ile rahat menapoz

30 Ocak 2017

Bu dönemin kadınların hayatında doğal bir olay, yaşamlarının bir parçası olduğunu, güzel hale getirmenin yine kadınların kendi elinde olduğunu kaydeden Yağcı, menopoz dönemi semptomlarının tedavisinde, riskler taşıyan hormon takviyesi yerine, akupunktur tedavisini önerdi.

YARATTIĞI OLUMSUZLUKLAR

İnsülin direnci artar, kilo alma eğilim fazlalaşır. Armut tipi yağlanmadan, elma tipi yağlanmaya geçiş yaşanır. Kadında erkek tipi yağlanma başlar, karında ‘menopoz çemberi’ oluşur. ¡ Cilt incelir, lekelenmeler başlar. ¡ Vajina kuruluğu oluşur, cinsel işlev bozukluğu oluşabilir. ¡ Östrojen eksikliğine bağlı olarak kalpte ve damarlarda değişiklikler görülmeye başlar. ¡ Erkeklerin sorunu olan kalp krizi bu dönemde kadınlarda sık görülür, 55 yaş sonrası kalp krizinden ölümler kadınlarda ilk sırayı alır. ¡ 55 yaş sonrası kemiklerde kırılmalar başlar. Özellikle el bileği, omurga ve kalça kırıkları en sık rastlananlardır.

 

 

Yazının devamı...

Kemiklerinizin sessiz düşmanı

22 Ocak 2017

Tüm dünyada her üç saniyede bir osteoporoza bağlı bir kırık oluşmaktadır. 50 yaşından sonra her üç kadından biri ve her beş erkekten biri bunu yaşıyor. Bir yılda osteoporoza bağlı kırık sayısı; çok sık görülen hastalıklar olan meme kanseri, kalp krizi ve inme hastalığının üçünün görülme oranının toplamından daha fazladır. “Ortalama yaşam süresi giderek arttığı için osteoporoz hastalığı görülme oranı da artacak ve giderek daha önemli bir sağlık sorunu haline gelecektir” diyen Türkiye Osteoporoz Derneği Başkanı Prof. Dr. Yeşim Kirazlı, bu konuda görüşlerini aktardı;

KIRILMADAN AĞRIMAZ
Osteoporozda bir kırık oluşuncaya kadar hiçbir bulgu gelişmez, diğer bir deyişle kırık oluşuncaya kadar ağrı görülmez ve bu nedenle ‘sessiz hastalık’ olarak tanımlanır. En önemlileri omur ve kalça kırıklarıdır. Omur kırıkları şiddetli ağrı, boyda kısalma ve kamburluğa neden olur. Kalça kırığı geçiren hastaların yarısından azı tekrar desteksiz yürüyebilir, hastaların çoğunluğu beslenme, giyinme gibi günlük yaşam aktivitelerinde bir başkasının bakımına muhtaç olurlar. Kırıklar sadece yaşam kalitesini bozmaz, ölüm oranlarını da artırır. Kalça kırığı geçiren beş hastadan biri altı ay içinde kaybedilir.
Osteoporoza bağlı kırık geçirenlerin yüzde 80’i daha da fazla engellilik oluşturacak yeni kırıklara karşı korunmasız bırakılırlar, oysa bunların yarısı yeni bir kırık geçirecektir. Kemik sağlığı için hareket geçme zamanı şimdi, 10-20 sene sonra değil, çünkü o zaman çok geç olacaktır.
Osteoporoz kalıtsal bir hastalık değildir ancak ailesinde osteoporoz öyküsü, hele kalça kırığı geçirmiş olanlar önemli derecede risk altındadır.

ERKEN MENAPOZ RİSKİ
45 yaş öncesi menapoza girmek risk oluşturur. Kortizon, mide koruyucular, depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, kan sulandırıcılar ve bazı kanser ilaçları, özellikle de meme ve prostat kanserinde kullanılan ajanlar osteoporoza neden olabilir. Kronik bronşit, çölyak, romatoid artrit, diyabet, alzheimer hastalığında da kırıklar artmıştır. Bu ilaçları kullananlarda ve bu hastalıklara sahip olanlarda dikkatli olmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

YAŞAM TARZI ÖNEMLİ
Yaşam tarzı ile ilişkili risk faktörleri vardır. Anoreksiya hastalığında olduğu gibi aşırı zayıf olmamamız gerekir. Sigara hiç içmemeliyiz. Günde iki üniteden fazla alkol alınmamalıdır. Kemiklerimiz için sağlıklı beslenmeli, yeterli miktarda protein almalı, süt ve yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdalar tüketmeliyiz. Her gün 15 dakika güneşte kalınamıyorsa D vitamini desteği almalıyız. Düzenli yürüyüş gibi fiziksel olarak aktif olalım ama aynı zamanda kemiklerimizin güçlenmesi için yük bindirici özel egzersizler yapalım. Tabii ilaçla tedavi önerildiyse bunları çok düzenli kullanalım, çünkü ilaçlar kırıkları engellemede çok etkilidir.

------------------

Türkoğlu’na veda

EGE Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cüneyt Türkoğlu emekli oldu.
Ege Üniversitesi Kalp ve Damar Hastalıkları Araştırma Merkezi’nin kurucusu olup, anjiyod laboratuvarının açılmasından bıçaksız kalp ameliyatına kadar pek çok ilke imza atan Türkoğlu için düzenlenen törene Tıp Fakültesi Dekanı ve Başhekimi Prof. Dr. Hikmet Hakan Aydın, Prof. Dr. Azem Akıllı, Prof. Dr. Hakan Kültürsay, Prof. Dr. Mustafa Akın, Prof. Dr. Serdar Payzın, Prof.Dr. Filiz Özerkan Kara, Prof. Dr. Cahide Çınar, Prof. Dr. Mehdi Zogni, Prof. Dr. Ümit Ertürk, öğretim elemanları ve öğrenciler katıldı. Prof. Dr. Cüneyt Türkoğlu, “Yerimize gelecek olan genç nesil çok daha büyük başarılara imza atacak, ben de bununla iftihar edeceğim” dedi.

Yazının devamı...

Mikropları öldür vitaminleri koru

16 Ocak 2017


14 yıl Amerika’da kaldıktan sonra Türkiye’ye dönen Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Sinan Altıner ile ‘yemekl pişirme’ üzerine konuştuk.


YÜKSEK ISIYA DİKKAT
“Yemek pişirmenin en belirgin avantajı, mikropların öldürülmesidir. Ancak pişirirken yüksek sıcaklıklara maruz bırakmak bir takım değişikliklere yol açar. Örneğin, proteinlerin yapılarında bozulmalar meydana gelebilir ve bu sindirimi zorlaştırıp vücudumuz tarafından yabancı bir madde gibi algılanarak bağışıklık sistemimizi harekete geçirebilir. Pişirmek, proteinlere olan bu etkilerinin yanında, başka istenmeyen ve zararlı olabilecek sonuçlar da doğurur.


VİTAMİNLERİ BOZMAYIN
Yemeklerin pişirilmesi ısıya duyarlı vitaminlerin bozulmasına neden olur. Özellikle C vitamini, folik asit, B1 ve B12 vitaminleri pişirilme sırasında etkinliklerini kaybeder. Vitamin kayıpları dışında, yüksek sıcaklıkta yemek pişirmek proteinlerin yapı taşları olan amino asitlerin de kaybına yol açabilir (özellikle triptofan, lisin ve metionin). Oluşabilecek bu olumsuz etkileri doğru pişirme yöntemleriyle ve pişirirken doğru tür yağları kullanarak en aza indirip önleyebilirsiniz.


ZEYTİNYAĞI İLK SIRADA
Öncelikle, yemeklerinizi pişirirken zeytin yağını, ayçiçeği ve mısır yağına tercih edin. Bunun nedeni, ayçiçeği ve mısır yağlarında daha çok doymamış yağ olduğu için, daha çok oksitlenmeye yatkın olmalarıdır. Pişirme yöntemleri ile ilgili şunları aklınızdan çıkarmayın: Kızartılmış yiyecekler, sadece kalorili oldukları için akılda kalmamalı; kızartmaktan dolayı oluşan
zararlı maddeler de sağlığınızı bir o kadar etkiler. Kolesterol ve doymamış yağlar kızartılma sırasında oksitlendiği için damar sertliğine yol açar. Dolayısıyla, yemek türü ne olursa olsun, kızartmaktan kaçının.


IZGARA VE KANSER
Izgarada et pişirilirken, ateş ile temas olması durumunda kanserojen maddeler oluşur. Izgarada pişirilen etlerde bu tür kanserojen maddelerin oluşumu, etin kaynatılması ve fırında pişirilmesine göre en az 10 kat daha fazladır. Dolayısıyla et ve et ürünleri pişirecekseniz, ızgaradan çok fırında pişirmeyi ve kaynatmayı tercih edin. Izgara ile pişirmeniz durumunda, yemeğinizin yanmış bölümlerini kesip atarak da kanserojen maddelerin tüketimini azaltmış olursunuz.


TERCİH BUĞULAMA
Buğulama ve kaynatma en sağlıklı pişirme yöntemleridir. Buğulamanın kaynatmaya göre avantajı, daha az vitamin ve mineral kaybına yol açmasıdır. Yemeklerinizi buğulayarak ya da kaynatarak pişirmeniz durumunda kanserojen madde oluşmaz. Ayrıca, mikrodalga ile yemeklerinizi ısıtmanız durumunda da kanserojen madde oluşumu çok azdır ve mikrodalga ile ısıya duyarlı vitaminlerin kaybı da daha az olur. Ancak, mikrodalga ile yemeğinizi ısıtmanız durumunda, folik asit kaybının daha fazla olabileceğini unutmamalısınız.


YUMURTAYA DİKKAT
Yumurtayı rafadan ya da kaynatarak pişirmeniz, sahanda pişirmekten veya omlet yapmanızdan daha sağlıklı olur. Bunun nedeni, yumurta kırıldığında sarısındaki kolesterolün pişirilirken hava ile temas etmesi sonucunda oksitlenmesidir. Oksitlenmiş kolesterol, kalp ve damar hastalıklarına yol açar. Bu durum, yumurtadaki kolesterol ve yağ miktarı kadar yumurtayı pişirme yönteminin de ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.”

Yazının devamı...

Salihli Özel Can Hastanesi’nin sloganı; Seninle mümkün

8 Ocak 2017

En büyük sermayesi insan olan, her biri alanında uzman hekimlerle birlikte, yerel bir kurum olarak varlığına başlayan Can Hastanesi, sadece ilçeye değil, çevreye de şifa dağıtıyor.

 

YÜZDE 348 BÜYÜDÜ
Can Sağlık Grubu’nun İcra Kurulu Başkanı Umut Can Keskiner, kurumla ilgili şu bilgileri paylaştı;
“Can Hastanesi’nin son 10 yıl içinde Salihli’deki aktif toplam büyüme oranı yüzde 348 olmuştur. 30 yataklı bir hastaneden 127 yataklı ve bölgenin en büyük yoğum bakım bölümüne sahip olan bir hastaneye dönüşmüştür. Hastalarımız başta olmak üzere, yaşamı paylaştığımız herkesle birlikte oluşturduğumuz güvenin, dayanışmanın, sağlığa ve iyilik halinin sürekliliğine yaptığımız katkının paha biçilmez olduğuna inanıyoruz.

 

SPORDAN EĞİTİME
Sağlık hizmetlerinde sürekli iyileştirme hedefiyle hareket eden bir kurum olarak, bireylerin sağlığının, toplumsal gelişmişlikle orantılı olduğunu tespit eden Can Hastanesi; kaliteli sağlık hizmetlerinin yanında başta spor ve eğitim olmak üzere pek çok toplumsal süreçte de belirleyici rol oynamıştır. Salihli’de çeşitli devlet okullarına maddi destek sağlamış, bilgi teknoloji laboratuvarı kurmak da dahil olmak üzere yeni neslin bilimsel yetişmesi için uygun ortamlar dizayn etmiştir. Sağlıklı bir yaşamın temel unsuru olduğu gibi, kentlerin bilinirliğinin artmasında da önemli rol oynayan spor alanında, Salihli Belediyespor Kulübü Kadın Voleybol takımının ana sponsoru olarak, ‘namağlup lig şampiyonluğu’ unvanıyla birçok sportif başarıda paydaş olmuştur. Manisa ilinde toplumun bilinçlenmesini sağlamak amacıyla çok sayıda “koruyucu sağlık bilinçlendirme” eğitimleri verilmiş ve verilmeye devam edilmektedir.”

 

ORGAN BAĞIŞI
Bölgenin ‘organ bağışı’ konusunda da kanaat önderliğini yapmaktan gurur duyduklarını belirten Keskiner, TÜRKKÖK işbirliği ile geçtiğimiz ay Kök Hücre Bağışı Kampanyası düzenlediklerini ve halkımızın katılımıyla bu konuda Ege Bölgesi rekorunu kırdıklarını söyledi. Keskiner, “Son sürat devam eden İzmir Çiğli’de toplam 25 milyon dolarlık bir yatırımımızı mart ayında açmaya hazırlanıyoruz” diye konuştu.

 


Can Sağlık Grubunun İcra Kurulu Başkanı Umut Can Keskiner kurumsal vizyona ve yapıya ilişkin süreci şöyle özetlemektedir:

Sağlığın bütüncül bir süreç olduğuna inanmaktayız. Hastalığın doğal hikayesinin aşamalarında, hastalığın seyrini belirleyecek gelişmeler olur. Bu gelişmelere “Sağlığın Durum Belirleyicileri” denir. Toplumsal düzeyde bu belirleyiciler, toplumun karakteristiğini, çevresel ve maddi kaynaklarını oluşturan sosyal ve kültürel faktörlerdir. Tüm bu hizmetlerin kalitesi, sağlığın geleceğine etki eder.

Sağlık sistemlerinin gelecek yüzyılda kendilerini biyolojik, çevresel ve toplumsal zorluklarla mücadele etmeye hazırlaması gerekmektedir. Kurumsal mevcudiyetin varlığını gelecekte de sürdürebilmesi ancak ve ancak kendini adapte edebilmesi ile mümkündür.

Salihli Özel Can Hastanesi olarak , geçmişten bugüne sürdürülebilir başarılarımızdan aldığımız ilhamla geleceğe daha güçlü ve emin adımlarla ilerlemek amacıyla bir Değişim Yönetimi süreci başlattık.

Hızla gelişen ve değişen bir gezegende yaşıyoruz. Teknolojik gelişmeler pek çok alanda bireyin yerini alacak kurgular yaratıyor. Tek tuşa basarak hastalık teşhisi ve tedavisini yapabilen makineler icat edildi. Fantastik ve büyüleyici icatlar. Ama tüm bunlar beraberinde büyük bir kaosu da getirdi. Çünkü bütün o akıllı makinelerin başaramadığı çok önemli ve çok “insani” bir şey var: “ANLAM” ve “DUYGU”.. Bütün kurgumuzu bu gerçek üzerinde konumlandırdık.

Kurumsal hafızamızı ve iş zekamızı geliştirecek, içinde derin anlamlar barındıran ve duygulara sahip çıkan bir desen oluşturduk. Tüm çalışma arkadaşlarımız, sahip olduğumuz en değerli yanımızdır. Biz, alanında uzman ve ilkeli, saygın bir ekibe sahibiz. Ekibimizle birlikte yürüttüğümüz bu kurum kültürü çalışmamızda hem çalışma arkadaşlarımıza hem de hastalarımıza yeni uygulamalar sunuyoruz.

Birlikte çalıştığımız her bir arkadaşımızın fikri bizim için çok önemli. Bunun için “ARTI” projesini oluşturduk. Hastanemizde her bir çalışma arkadaşımızın fikrini iletebileceği “Artı Kutular”ımız var. Dileyen herkes bu kutulara işe dönük çözüm önerilerini sunmakta. Her hafta bu kutulardaki iletiler, İcra Kurulu tarafından değerlendirilmekte ve uygun görülen fikirler kısa, orta ve uzun vadede uygulanması adına planlanmaktadır. Son bir ayda çalışma arkadaşlarımızın bize ilettiği toplam 407 fikir olmuş ve bunların 47 tanesi uygulanmak üzere planlanmıştır.

Kurum içerisinde yeni bir alanı alanı açıldığında ya da yeni bir çalışma arkadaşımıza ihtiyaç duyulduğunda önce kurum içerisine ilan verilmekte ve öncelikli tercih olarak bizimle çalışmakta olan arkadaşlarımız tercih edilmektedir. “Aday Havuzu” uygulamamız ile çalışma arkadaşlarımıza kariyer olanakları sunulmakta ve gelişmeleri konusunda kendilerine kurum olarak yönderlik edilmektedir.

Can sağlık Grubu olarak, kalitenin yalnızca dosyalardaki bir evrak olmadığınıa inanıyor, yaptığımız ya da planladığımız her çalışma ile kaliteyi bütüncül ve sürekli kılıyoruz. Bunun için de yönetim yapımızı baştan dizayn ettik. Dikey ve hiyerarşik bir organizasyon yapısı yerine yatay ve eşitlikçi bir yönetim modelini kurguladık. Hastanemizin operasyonel süreçleri “İcra Kurulumuz” tarafından gerçekleştirilmektedir. Her bir birim müdürünün yer aldığı İcra Kurulu’nda İcra Kurulu Başkanımız da dahil olmak üzere herkesin bir oy hakkı bulunmaktadır. Her hafta yapılan düzenli toplantılar ile yürütmekte olduğumuz hizmetler düzenli ve zamanında ön kontroller ile sağlanmakta ve hatayı telafi etmek yerine hataların oluşumunu önleyici faaliyetler kurgulanmakta ve uygulanmaktadır.

Bu kurguya göre, hastanemizdeki her bir çalışma arkadaşımızı yönetsel süreçlerde söz söyleyebileceği bir konuma da getirdik. Gerek “Artı” projesine ilettikleri öneriler ile gerekse hastanemiz içerisinde kurduğumuz operasyonel kurullar ile her bir çalışanımız tüm faaliyetlerin dizaynında söz sahibi konumdadır.

“Denetleme Kurulu”, “AR_GE Kurulu”, Halkla İlişkiler Kurulu” ve “Çalışan Etik Kurulu”, bu operasyonel kurullardır. Her bir kurul üyesi, hastanemizin bir çalışanıdır. Bununla birlikte hiçbir kurulda yönetici bulunmamaktadır. Denetleme Kurulu, hastanemiz içerisindeki tüm faaliyetlerin denetlenmesinden, Halkla İlişkiler Kurulu, hastanemizin iç ve dış ilişkilerinin yapılandırılmasından, Ar-Ge Kurulu, sağlığa ve hizmete dönük araştırma ve geliştirme faaliyetlerinden, Etik Kurul ise, hastanemizdeki uygulamalarımızın adaletinden sorumludur.

Bununla birlikte, gelişimin önünü açan en büyük fırsatın “Bir bilme halinde sürekli kuşku duymak” olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, bilgilerimizi tazelemek, yenilemek ve bilgi dağarcığımızı artırmak için sürekli eğitimin önemine vurgu yapıyoruz. Bu bağlamda, her bir çalışma arkadaşımız ( bizler de dahil olmak üzere ) her hafta düzenli olarak eğitimlere katılmaktadırlar. 2016 yılın her bir personelimizin aldığı toplam eğitim saati 116 olmuştur.

Hastalarımız ve hasta yakınlarımızla yapıcı ve içten iletişim kuruyor, onların yalnızca fiziksel değil psikolojik sağlığını da önemsiyoruz. Güler yüzlü, içten ve profesyonel hizmetlerimizle sağlık uygulamalarımızda fark yaratmaya devam ediyoruz.

Değişim Yönetimi sürecimiz hızla devam etmektedir. Önemli olan sadece değişimi başlatmak ve uygulamak değildir. Asıl önemli olanın elde edilen başarının ve güvenin sürekliliğini sağlamak olduğunu düşünüyoruz.

21. yüzyıl… Herkesin bir kurgusu 21. yüzyıl... Herkesin bir kurgusu, geleceğe dair bir duygusu var. Bu aralar toplum olarak da birey olarak da zor günlerden geçiyoruz. Oturup dertlenebilir, kaderinize küsebilir ya da birilerini suçlayabilirsiniz.

Bir başka deyişle, gelecekten korkabilir, geleceği bekleyebilirsiniz ya da geleceği kurgular, inşa edersiniz. Biz, bu zorluklara seyirci kalmayı değil, onları aşarak daha da güçlü hale gelmeyi, geleceği inşa etmeyi seçiyoruz.

Gidilecek çok yol, alınacak çok ders, varılacak çok güzel bir yer var ve biz güzel ülkemiz için en iyisinin mümkün olduğuna inanıyoruz. Sloganımız “Seninle Mümkün”…

Yazının devamı...

Kendinizi yenilemek için yolculuğa hazır mısınız?

1 Ocak 2017

Yaşadığınız her günün “Yılın en iyi günü olduğunu kalbinize yazın” diyor Emerson. Bu söz, bugünlerde daha da anlam kazansa da bir yılı geride bırakarak yeni yıla girdiğimiz bu günlerde insan yeni yılın getireceği belirsizlikleri, yeni başlangıçları ve sürprizleri düşünmeden edemiyor.

Dr. Pınar Yazır Özgür, belki de yapılabilecek en iyi şeyin, ‘geçmişin tüm tuzaklarından ve umutsuzluklarından kurtulmak, unutmak değil, ama geleceği güzelleştirmeye ve gelişmeye engel olmasına izin vermemek’ olduğunu vurguluyor. Şükran duygusunun iyileştiriciliğini ve yenileyiciliğini bu özel günlerde hatırlamanın önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Yazır, “Sevdiklerimizle yeni bir yıla başlamanın kıymetini bilmeliyiz... Hayatımızı en iyi bir şekilde yaşamaya çalışmalı ve mutlu olduğumuz kişi haline gelmek için çabalamalıyız. Yeni yılın ilk gününde, 2016’yı yansıtan kendini yenileme yolculuğuna başlayabiliriz” diyor.

BİR ŞEYLER DEĞİŞMELİ

Bugünün, geçen 2016 yılında elde ettiğimiz başarılar üzerine düşünmek için çok güzel bir gün olduğunu belirten Dr. Pınar Yazır Özgür, “Elbette hepimizin geçen yıla dair biraz pişman olduğu yaşanmışlıklar da vardır, ancak kendimizi bunların getirdiği olumsuzlukları düşünerek umutsuz hissetmek için daha fazla zaman harcamaya gerek yok. Yaşadıklarımızdan ve yaptıklarımızdan dersler çıkararak çevremize ve kendimize mutluluk veren belirli bir tavır sergileyecek gücümüzü bulalım ve kendimizi seçip 2017 yılına umutla bakalım ve güne enerjiyle, motivasyonla ve kendi kaderini tayinle dolu bir benlikle başlayalım” önerisinde bulunuyor.

BAŞARI VE MUTLULUK İÇİMİZDE
Bulunulan noktadan başka bir noktaya geçmenin sadece arzu etmek ve öngörmekle gerçekleşmeyeceğini kaydeden Dr. Özgür, “Algılarımızda, inançlarımızda ve düşüncelerimizde gerçek bir değişim gerekir” vurgusunu yapıyor.
Wayne Dyer’in, “Bir sorunu kendine özgü zihinle çözemezsiniz” sözüne atıfta bulunan Pınar Yazır Özgür, şöyle devam ediyor;
“Bu, hedeflerimize ve rüyalarımıza ulaşmamızı engelleyen temel unsur haline geldi. Karşılaştığımız zorlukları onları aşmakta zorlandığımız, aynı zihniyetle aşabilmek için uğraşmaya devam ediyoruz. Değiştirmek zorunda olduğumuz alışkanlıklar ve kalıplar değil, gerçek zihniyetimiz. Bu, daha derin bir iç gözlem gerektirir. Bu, yüksek benliğimize bağlanmamızı sağlar.
Yenileme, sadece fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarımıza değil, manevi ihtiyaçlarımıza bağlanmayı gerektirir. Bunu yaparken dengeyi bulabiliyoruz. Vücut, zihin ve ruh, güçlendirilmiş ve sağlıklı bir yerden hayat uyumu için uyum sağlar. Denge, uyum sağlar. Kendini yenileme, hayatınızın ileriye doğru ilerlemesini sağlamaya yönelik verdiğiniz dikkattir; her adım sizi gerçekte olduğunuz kişiye daha yakın hale getirir.”

ENERJİNİZİ TOPLAYIN
İnsanın kendisini yenilemeyi düşünmesi gerektiğinin altını çizen Dr.Özgür, kararları üç ayda bir gözden geçirmek gerektiğini dile getiriyor, “Ocak ayında harika bir başlangıç yaptınız, ancak Mart ayında ne ölçüde ilerleme kaydedildi değerlendirin. Nerede olduğunuzu ve nerede olmak istediğinizi tekrarlayın, sonra o amaca uygun adımlara devam edin” diyor.

Yazının devamı...