"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Diyabeti bildiğimizi sanıyor yanılıyoruz

22 Mayıs 2018

 

 

Bu konudaki toplum bilincine katkıda bulunmak için Egon Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Çimen Karcı ile konuştuk. Diyabeti, anlaşılır tabiriyle, pankreastan salgılanan insülin hormonunun eksikliği ya da etkisizliği olarak tanımlayan Dr. Karcı, hipogliseminin de; karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında bozukluklar ile seyrettiğini, komplikasyonları azaltmak için sürekli destek, tıbbi bakım ve diyabetlinin öz bakım eğitimlerinin gerektiğini vurguladı.

 

SALGIN KABUL EDİLİYOR

Diyabetin, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da en fazla görülen kronik hastalıklar olarak tespit edildiğini aktaran Karcı, bu hastalığın önümüzdeki 20 yıl içinde hızla artarak 1 milyar insanı etkilemesinin beklendiğine, her yıl diyabete bağlı olarak 3 milyon kişinin hayatını kaybettiğine ve dünya genelinde 4’üncü ölüm nedeni olduğuna dikkat çekti. BM’nin de diyabeti salgın olarak kabul ettiğini ve ilk kez bulaşıcı olmayan bir hastalık için bu kararın alındığını dile getiren Karcı, BM’nin 2007’den bu yana 14 Kasım’ı Dünya Diyabet Günü olarak adlandırdığını hatırlattı.

RİSK GRUPLARI DİKKAT

Diyabetin klinik olarak Tip 1, Tip 2, gestasyonel (gebelik sırasında ortaya çıkan) ve diğer spesifik tipler olmak üzere 4 sınıfta incelendiğini aktaran Karcı, en sık görülen Tip 2’nin yüzde 80’inden fazlasının obez olduğuna işaret etti. Karcı, hareketsiz yaşam süren, özellikle santral obezitesi olan, birinci derece akrabalarda diyabet varlığı olan, iri bebek doğuran yada GDM (gebelik diyabeti) öyküsü olan, hipertansiyonu, polikistik over sendromu olan, erken yaşta kardiyovasküler hastalık öyküsü olan, atipik antipsikotik ilaç kullanan ve şizofreni öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda olduğu uyarısında bulundu.

Yazının devamı...

Nefese nefes katan 7 bitki

13 Mayıs 2018



Hatmi, ebegümeci, su teresi, sığırkuyruğu, sinirliot, karaturp ve kekiği “nefese nefes katan 7 bitki” olarak adlandıran Özgüç, “Enfeksiyon, toz ve duman gibi olumsuz faktörler akciğerlere doğru ilerlerken ilk olarak refleks öksürükle uzaklaştırılmaya çalışılır. Solunum yollarında bulunan ve sürekli titreşen kirpiksi uzantılar da içeriden dışarıya dalgalanma hareketi oluşturarak temizlik yaparlar. Kirpiksi epitel, solunum sisteminde diğer hücreler ile beraber mukusu, yani sümüksü dokuyu oluştururlar. Böylelikle hem mikropları öldürürler hem de solunum yollarını nemlendirirler” diye konuştu. Ancak antibiotikler, sigara, alerjenler veya çok kuru havanın bu iyi işleyen sisteme farklı şekillerde zarar verebildiğini aktaran Özgüç’e göre, bu 7 şifalı bitki ve detayları aşağıdaki şekilde:

ÖZELLİKLERİ NELER
* Hatmi: Yaprakları ve kökleri kullanılır. Köklerde bol miktarda bulunan ağdalı ve yoğun kıvamdaki bileşenler akciğerlerde oluşan kuru öksürüğün ve tahrişin giderilmesinde görev alır. Akciğer hastalıklarının tedavisinde yaprak kısmı öncelikli kullanıma sahiptir. 1 tatlı kaşığı kurutulmuş ve ince kıyılmış yaprak üzerine 1 büyük su bardağı su ilave edilir, 2 saat bekletilir, sonra ısıtılır ve kaynadığı anda altı kapatılır ve süzülür, soğuyunca içilir. Günde 3 kere içilmesi önerilir.
* Ebegümeci: Öksürük ve tahrişin giderilmesinde etkilidir. 1 tatlı kaşığı kurutulmuş ve ince kıyılmış yaprak üzerine bir su bardağı su eklenip 1-2 dakika kaynatılıp süzülür, soğuyunca içilir. Günde 3 kere içilmesi önerilir. Ebegümeci ve hatmi diğer ilaçların emilimini geciktireceği için, ilaçlarla aynı zamanda alınmamalıdır.
* Su teresi: Antibakteriyel ve antioksidan özellikleri bulunmaktadır. Özellikle, sigaranın akciğerlerde oluşturduğu hasarı gidermede etkilidir. Taze olarak yenilmesi veya kurutulmuş olarak baharat şeklinde kullanımı önerilir.

Yazının devamı...

Duymer’e gençlik aşısı

6 Mayıs 2018

Pek doğal ki, sağlık söz konusu olduğunda tecrübe her zaman güven nedenidir. Duymer’i annesinden devraldığı günden bu yana zaten o koridorlarda büyüyen Salih Baz da tecrübeyi erken edinmekle birlikte, genç kuşağın neler başarabileceğini gösterdi.
Duymer’in kurulduğu yıllardan beri şirkette kulak kalıplarıyla, kalıp hamurlarıyla oynayarak büyüyen,İzmir Amerikan Koleji ve Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Ekol Yönetim Kurulu Üyesi Salih Baz, iki yıl önce annesi Figen Baz’ın koltuğunu devraldı. “Yaşı küçük, bocalayacak” diye beklenirken hiç sıkıntı çekmeden işe adapte oldu. Öyle ki hiçbir ülkeye üretim izni vermeyen GN Grubu’nu ikna etti, ReSound’u Türkiye’de üretmek için yatırım çalışmalarını başlattı. Duymer, Danimarka’nın önce Interton’unun, ardından da yine aynı ülkenin, dünyanın en iyi cihazlarını üreten ReSound’unun Türkiye’deki tek temsilcisi oldu. Dünyada bu şirketlerin ürününü en çok satan distribütörü unvanını yıllardır kimseye kaptırmadı. Türkiye’yi işitme cihazında pek çok yenilikle tanıştırdı.
“Aslında ben Duymer’de büyüdüm. Okuldan çıkıp Duymer’e geliyordum. Annem ile orada vakit geçiriyorduk” diyen Salih Baz, hukuk fakültesinde okurken de 2 yıl yarı zamanlı annesinin yanında çalıştı. 2016 yılında mezun olunca da tam zamanlı çalışmaya başladı. Duymer olarak İzmir’den Van’a 150 satış noktalarının bulunduğunu anlatan Baz, “2010 yılından beri İnterton İşitme Cihazları’nın tek yetkili distribütörüyüz. 2016 yılında ReSound’u aldık. İnterton ve ReSound’u bizden başkası satamaz” dedi.

PAZAR PAYINDA ARTIŞ
“2010’da Duymer’in Türkiye genelinde pazar payı yüzde 10 iken, 2016-2017 yılında yüzde 20 civarına geldi. Yılda yaklaşık olarak 25 bin cihaz satıyoruz 15 tane şubemiz ve 150 bayimiz var. 70 personelimiz ile işimizi en iyi şekilde sürdürmeye çalışıyoruz” diyen Baz, teknik servis ve satış sonrası hizmetteki iddialarıyla birlikte bu başarıyı sağladıklarına dikkat çekti. Baz, ReSound distribütörlüğünde bu yıl 15 bin cihaz satmayı hedeflediklerini kaydetti.

Yazının devamı...

Gözde et yürümesini sakın hafife almayın

29 Nisan 2018

Konuyu Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu ile konuştuk. Türkiye’de oldukça yaygın olan ve tıbbi adı ‘pterjium’ olan gözde et yürümesi/ büyümesi hakkında bilgi veren Kaşkaloğlu, bu rahatsızlığın erkeklerde daha sık görüldüğünü kaydetti.


EKVATORA YAKLAŞTIKÇA
Kornea adı verilen en ön saydam tabaka üzerine gözün beyazında genellikle burun tarafına et yürümesi olan pterjiumun, açık havada çalışan ultraviyole ışığına maruz kalan insanlarda daha yaygın olduğunu kaydeden Kaşkaloğlu, “Ekvatora yaklaştıkça bu rahatsızlık artar. Ülkemizde yüzde 2-4 oranlarında görülür. Pterjium başlangıçta burun tarafında kızarıklık ve kabarıklık olarak belirti verir, kızarıklık, yanma, batma şikayetleri yapar, daha sonra kornea üzerine yürüyerek görmeyi bozar, hatta belli safhadan sonra tedavi edilse dahi astigmat ve leke yapacağından görmede bozukluk kalıcı olabilir. Pterijium-gözde et büyümesi rahatsızlığından korunmak için çiftçi, denizci gibi açık havada çalışanların güneş gözlüğü kullanmaları gerekir” dedi.


TEDAVİ KESİNLİKLE ŞART
Sorunun sadece estetik olmadığını, tedavi gerektirdiğini vurgulayan Kaşkaloğlu, erken dönemde damlaların şikayeti azalttığını aktardı, ameliyat konusunda ise şunları söyledi: “Pterjium ameliyatında otogreftli pterjium ameliyatı tercih edilmelidir. Biz dikişsiz doku transfer tekniği kullanıyoruz. Ameliyat sadece damlayla uyuşturularak yapılmakta ve dikiş yerine özel doku yapıştırıcısı kullanıldığından iyileşme çabuk olmaktadır. Bu teknikle elde edilen başarı ve memnuniyet çok yüksek.”


Yazının devamı...

Cinsel tıpta farkındalık

22 Nisan 2018



Bu konudaki uzmanlığı Avrupa Cinsel Tıp Komitesi tarafından da onaylanan İzmir’in ilk ve tek, Türkiye’deki de dördüncü kadın doğum uzmanı olan Dr. Zeynep Saatli ile konuştuk.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Asistan Doktoru olarak çalıştığı dönemde çeşitli cinsel şikayetlerle başvuran hastaların sorunlarını çözmek için cinsel tıp eğitimini ileri taşımaya karar veren Saatli, “Avrupa Cinsel Tıp Derneği tarafından düzenlenen programa katıldım. Ardından iki yılda bir yapılan, cinsel tıp alanında tüm dünyada en prestijli sınav olarak kabul edilen, Uluslararası Cinsel Tıp Derneği alt organizasyonu olan Avrupa Cinsel Tıp Derneği ve Avrupa Seksoloji Federasyonu’nun ortaklaşa uyguladığı ve tüm dünyadan doktorların katıldığı zorlu bir sınavı da geçerek Avrupa Cinsel Tıp Komitesi onaylı Cinsel Tıp Uzmanı olmaya hak kazandım. Ne mutlu bana ki bu prestijli unvana sahip İzmir de ilk uzman ben oldum” dedi.

VAJİNİSMUS TEDAVİ OLUR
Cinselliğin çocuk gelişiminin temel basamağı beden ve cinselliğin keşfi ile başladığını, bir ömür devam ettiğini vurgulayan Saatli, büyümenin ve normal gelişimin bir parçası olan cinselliğin ne buluğ çağında, ne de yeni evlenen genç çiftler arasında konuşulmadığını, bu konunun ayıp sayıldığını dile getirdi. Bunun sonucunda cinsel problemlerin kaçınılmaz olduğunu kaydeden Saatli, kadınlarda en çok cinsel istek azlığı, cinsel uyarılma azlığı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve hatta kadının cinsel ilişkiye girememesine neden olan ve ülkemizde oldukça sık görülen vajinismus gibi geniş bir yelpazede olduğu bilgisini verdi. Saatli, “Bunların arasında vajinismus gerçekten dram gibi yaşamlara yol açabiliyor. Yıllarca evli kalıp cinselliği yaşayamayan çiftlerle karşılaşıyorum. Korkudan, çaresizlik hissinden ya da nereye başvuracağını, kimden yardım isteyeceğini bilemediğinden onlarca yıl bu hastalıkla yaşayan kadınlar oluyor. Oysaki vajinismus, yüzde 100 tedavisi mümkün olan bir rahatsızlık. Çözümü için tek yapılması gereken ise bir cinsel tıp uzmanına başvurmak” diye konuştu.

Yazının devamı...

63 yıldır şifa dağıtıyor

15 Nisan 2018


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2017’de 1 milyon 331 bin 618 hastaya poliklinik hizmeti verdi. Sadece bu yılın ilk çeyreğinde 353 bin 712 hastaya ayakta teşhis ve tedavi hizmeti sundu.
Çocuk Hastanesi, Yetişkin Hastanesi ve Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi’nde toplam bin 809 yatağı, bin 231 öğretim üyesi ve asistanı, 2 bin 477 sağlık, teknik, idari ve yardımcı personeli, bin 725 daimi işçisi olmak üzere toplam 5 bin 433 çalışanıyla kaliteli sağlık hizmeti veriyor. 284 bin metrekare kapalı alanıyla Türkiye’nin en saygın eğitim ve sağlık kuruluşlarından biri. Sağlıkta en iyi olma yolunda çalışmalarına devam eden EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi, üstün hizmet anlayışıyla ‘sağlıklı yaşamın adresi’ olarak biliniyor.
EÜ Tıp Fakültesi, bugüne kadar 15 binin üzerinde tıp doktoru mezun etti. Birçok ilki dünyaya ve Türkiye’ye kazandıran fakülte, her geçen gün başarı ivmesini yükseltiyor, Türkiye’nin uluslararası alanda gurur kaynağı olmaya devam ediyor.
ROBOTİK CERRAHİDE ÖNCÜ
Geçen yıl 119 bin 104 hastaya cerrahi işlem yapan Egeli hekimler, sadece 2018’in ilk çeyreğinde 33 bin 64 hastayı ameliyat ederek sağlığına kavuşturdu. Tıp fakültesi öğretim üyeleri, bilimsel olarak önemli başarılara imza atıyor. Egeli cerrahlar, yurt içinden hastalara şifa verdikleri gibi komşu ülkelerden gelen talepler doğrultusunda oralardaki hastanelerde de ameliyatlar yapıyor.
Akademisyenler, dünyanın önde gelen üniversitelerinden davet alıyor. Geliştirdikleri yeni teknikleri ve cerrahi uygulamaları onlarla paylaşıyor. Hastane, robotik cerrahi konusunda da öncü. Ege Bölgesi’nde robotik cerrahiye sahip tek üniversite hastanesi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde robotik cerrahi kullanılarak 900’üncü ameliyat gerçekleştirildi.

SINIRLARI AŞAN BAŞARI

Yazının devamı...

Özel Park Tıp Merkezi Laboratuvarı tam not aldı

8 Nisan 2018


 Başhekim, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Suter ve Biyokimya-Klinik Biyokimya Uzmanı Dr. Taciser Arslan, uygulamalarını anlattı.
“Park Tıp Merkezi Laboratuvarı olarak kalite ve hijyen her zaman önceliğimiz. Bu amaçla günde birkaç kez iç kalite kontrol çalışmaları yapılır. Dış kalite kontrol için ise yurt içi ve dışı kalite kontrol programlarına düzenli olarak katılmaktadır. DKK programlarında, Türkiye’de ve dünyada katılımcı laboratuvarlar içinde ilk beşe girmiştir. Sonuçlarımızın uluslararası kalite güvencesiyle verilmesi, motivasyonumuzu artırırken aynı zamanda güvenilir sonuçlar vermenin haklı gururunu yaşatmaktadır.

HASTALARA DESTEK
Laboratuvarlarının Sağlık Bakanlığı İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan, fiziki koşullar ve çalışma esaslarına dayanan denetimde 1000 puan üzerinden 1000 tam puan aldık böylece kalitemizi bir kez daha kanıtladık. Laboratuvarımızda Klinik Biyokimya Uzmanı ile Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı eşliğinde testler çalışılmaktadır. Test sonuçlarının yorumlanmasında Laboratuvar Uzmanlarımız klinisyenlerle her zaman işbirliği içinde olarak, başvuran hastalarımıza tam destek vermektedir.

SÜREKLİ GELİŞİYOR

Yazının devamı...

EKOL’den Çiğli’ye bir armağan daha

1 Nisan 2018

 Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın en büyük kulak burun boğaz hastanesi olarak gösterilen İzmir Çiğli’deki Ekol’ün kurucusu Opr. Dr. Mehmet Baz, sağlık sektöründeki yeniliklerin peşinde Türkiye ve dünyada benzeri olmayan 20 uzmanlı Kulak Burun Boğaz Hastanesi ile efsaneleşti.
Tüm birikimlerini sağlık alanına kanalize ettiklerini ifade eden Opr. Dr. Mehmet Baz, şunları söyledi:
“Ekol Hastanesi artık bir genel hastane. 2007 yılında Türkiye’nin ilk kulak burun boğaz hastanesi olarak İzmir’de kuruldu. 2018 yılında gelişimimizi üst düzeye taşıdık. Artık genel hastane konsepti ile sağlık hizmeti vermeye devam ediyoruz. Şu anda 12 ayrı branşımız var.

20 UZMANLA DÜNYADA TEK
Dünyada 20 kulak burun boğaz uzmanının bir arada olduğu başka bir özel hastane olmadığını belirten Baz, bu alanın üst düzey konumunu saklı tutarak diğer branşlarda da en iyi şekilde hizmet verebilmek için büyümeye devam ettiklerini söyledi. Baz, şöyle devam etti:
“Daha ilk etapta plastik cerrahi ve göz hastalıklarını ekledik. Göz hastalıklarında 12 hekim, plastik cerrahide 3 hekim mevcut. Daha sonraki süreçte dahiliye, ortopedi, genel cerrahi, üroloji gibi branşlarla yelpazemiz genişledi. Son aşamada da yeni ek binamızı yaptıktan sonra ameliyathane sayısını 6’dan 10’a, yatak sayımızı ise 75’ten 150’ye çıkarıyoruz.”

ÜNİVERSİTE İÇİN YER

Yazının devamı...