"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Kornea nakli yüz güldürüyor

21 Mayıs 2017

Yıllar sonra yeniden gören İlbasan, “7 yaşında gözümnde oluşan enfeksiyon nedeniyle bir gözüm görmüyordu. Tekrar yaşama döndüm” dedi. Ameliyatı yapan Prof. Dr. Esin Başer ve Doç. Dr. Göktuğ Seymenoğlu, bu gibi durumlarda doku uyumu aranmadığını belirterek, “Ulusal Kornea Bankası’nın sisteminden sıraya girmiştik” dedi.

Prof. Esin Başer, şöyle konuştu; “Kornea gözümüzün ön kısmında bulunan ince, saydam ve hassas bir doku. Saat camı gibi düşünebiliriz. Görünürlük için şeffaf ve düzgün yapıda olmalıdır. Gerek saydamlık kaybı (opaklaşma), gerekse kornea normal şeklinin bozulması -gözün diğer kısımları sağlam olsa bile- görme kaybına yol açar. Yaygın olarak göz nakli diye bilinen gözün kornea tabakasının nakli (keratoplasti) ile korneada sorunlara bağlı görme kaybı yaşayanlarda görme yeniden kazandırabilir. Kornea nakli günümüzde tüm dünyada en sık uygulanan ve en başarılı nakildir.”


DAHA EMNİYETLİ
Keratoplasti ameliyatları sonucunda elde edilen görsel sonuçların büyük oranda kesilerin ve dikişlerin düzgünlüğüne bağlı olduğunu belirten Prof. Dr. Esin Başer, yüksek ve düzensiz ‘astigmatizma’nın, keratoplasti sonrası ciddi bir sorun olduğunu belirtti. “En iyi cerrahların elinde bile ameliyat sonrası yüksek astigmatizma olabilmekte ve nakil edilen doku saydam bile olsa astigmatizma nedeniyle görme arzu edilen düzeylere çıkamayabilmektedir. Bu durumda da hastanın tekrar gözlük-kontakt lens kullanması gerekebilir veya laser ile düzeltme yapmak gerekebilir” diyen Prof. Başer şunları söyledi:


İDEAL BİRLEŞME HATTI

Yazının devamı...

Akapunkturla ağrılara son

14 Mayıs 2017

Nanoteknolojinin birçok tıp alanında olduğu gibi, akupunkturla sağlığa kavuşturma çalışmalarında da öne çıktığını vurgulayan Bilen, “Çıplak gözle bakıldığında fark edilmeyecek kadar küçük iğneler; çelik, altın, gümüş ve titanyumdan yapılmış 3-15 santimetrelik akupunktur iğnelerinin yerini aldı. İğne korkusu veya ağrı eşiği düşüklüğünde bazen oluşan nahoş durumlar tamamen ortadan kalktı” dedi.

İleri tıp teknolojisinin önderliğinde akut veya kronik sağlık sorunlarında iki ayrı cins ve renkte, üstlerinde onlarca görünmez iğneler olan flasterler kullanıldığına dikkat çeken Dr. Alpaslan Bilen, “İğnelerin taşındığı flasterlerden en üst düzeyde yararlanabilmek için uygulamaları bir akupunktur uzmanının yapması gerekir. Bu teknoloji, akupunktur tıbbının en son ulaştığı yerdir ve akupunktur noktalarına, akupunktur tıp teorisi ışığında ve prensipleriyle uygulanır” diye konuştu.

SON DERECE ETKİLİ

Mikrokoni teknolojisinin Japonya’da geliştirildiğini ve ağrı terapilerinde kolaylıkla uygulandığını kaydeden Dr. Bilen, “Ürünler, özel mikro çıkıntıları ile kati bir ağrı ve akupunktur nokta terapisi sunar. Özel olarak tasarlanmış mikro disklerin üzerinde bulunan mikrokoniler ilgili noktaları ve ağrının bulunduğu bölgeleri uyararak ağrı ve gerginliği azaltır” vurgusunu yaptı.
Bilen, bu tekniğin malzemesinin, özel olarak geliştirilmiş, üzerinde mikrokoni şeklinde mikro-çalıntıları olan dairesel şekilde tasarlanmış bantlar olduğunu kaydetti, ani ve akut ağrılarda, zonklama ve karıncalanma şeklindeki ağrı ve belli bir noktada yoğunlaşan ağrılarda son derece etkili olduğunu dile getirdi.
Amacın, her türlü ağrıyı azaltmak, ortadan kaldırmak olduğunu belirten Dr. Bilen, “Bu tekniğin iğneleri, mikrokonileri son derece küçüktür ve ilgili akupunktur noktasına, ağrının bulunduğu noktaya yapıştırılarak kullanılır” dedi.

SPOR SIRASINDA DA

Antiflojistik (iltihabı azaltıcı), ağrı kesici (analgetic), kan dolaşımını regüle ederek ağrıyı kesici, uygulanan bölge veya nokta üzerinde yoğunlaşan rahatlatıcı bir etki gösterir. Tendonların gergin olduğu ve her türlü ağrının hissedildiği bölgelere direkt olarak uygulanabilir. Egzersizler ve spor faaliyetleri sırasında kullanımı uygundur. Ağrı baş göstermeden önceki süreçte, önleyici olarak kullanılabilir. Ayak tabanına uygulanabilir.

Yazının devamı...

Düzensiz kalp atışında yeni tedavi yöntemi

7 Mayıs 2017

Bu kan pıhtısının kopup beyne gitmesi durumunda damarları tıkayıp beyinde hasara yol açtığını ve ‘felç-inme’ye neden olduğunu belirten Prof. Ergene, “Bu durum, geçici veya kalıcı hasar meydana getirebiliyor” dedi. Atriyal fibrilasyonu olan hastaların normal ritimli hastalara göre felç geçirme riskinin 5 kat daha fazla olduğuna dikkat çeken Ergene, “Atriyal fibrilasyon görülme sıklığı yaş ile artmaktadır. 60 yaşta görülme sıklığı yüzde 4 iken, 80 yaşta her 10 kişiden 1’inde karşılaşmaktayız. 85 ve üzeri yaşta ise bu oran yüzde 18’lere kadar yükselmektedir. Şu anda dünya nüfusunun yüzde 1.5-2’sinde atriyal fibrilasyon teşhisi olduğu tahmin edilmektedir” vurgusunu yaptı.

Kan sulandırıcı ilaç
Atriyal fibrilasyonlu hastalarda felç riskini azaltmak için hastanın durumuna göre farklı tedaviler uygulandığını dile getiren Prof. Ergene, “Temel tedavi yaklaşımımız, kan sulandırıcı ilaçlarla kan pıhtısının eritilmesi ve yeni kan pıhtısı oluşumunun engellenmesidir. Uzun yıllardır bu tedavi oral antikoagülan denen ve ağızdan alınan ilaçlarla yapılmaktadır. Ancak, oral antikaogülan tedavisinde kanama riski, en önemli yan etkilerden biri olmaya devam etmektedir” dedi.

Risk oranı düştü
Bu kanamaların kafa içinde olması durumunda ölümcül olabildiğini kaydeden Oktay Ergene, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son 5 yılda piyasaya sürülen yeni oral antikuagülan ilaçlarla risk eskiye oranla daha düşüktür. Son yayınlarla yapılan çalışmalar, özellikle atriyal fibrilasyonu olup kanama nedeniyle oral antikoagülan ilaç alamayan hastalarda kalp içindeki bu cebin (apandiksin) kasıktan girilerek nitinol bir cihazla kapatılmasının kanama sorunlarını ortadan kaldırdığını bizlere gösterdi. Aynı zamanda bu tedavi, oral antikoagülan kullanmasına rağmen tekrarlayan felç geçiren hastalar için bir umut haline geldi. İşlem anjiyografik yöntemle yapıldığından iyileşme süresi de cerrahi yöntemlere göre daha kısadır.”

-----------------


Yazının devamı...

Kornea nakli için ilk 6 saat önemli

30 Nisan 2017

 

Saydamlık kaybının (opaklaşma) ve korneanın normal şeklinin bozulmasının

- gözün diğer kısımları sağlam olsa bile- görme kaybına yol açacağını vurgulayan Prof. Başer, “Yaygın olarak göz nakli diye bilinen kornea tabakasının nakli (keratoplasti) ile korneada sorunlara bağlı görme kaybı yaşayanlarda görme yeniden kazandırabilir” şeklinde konuştu.
DOKU UYUMU ARANMIYOR
Korneada farklı nedenlerle saydamlık kaybı ve şekil bozuklukları görülebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Esin Başer, kornea naklinin de bugün tüm dünyada en sık uygulanan yöntem olduğunu kaydederek, bunun nedenini, ‘Korneanın damarsız bir doku ve diğer organ-doku nakillerine göre ret riskinin çok daha düşük olması’ olarak açıklayarak, alıcı kişi ile verici arasında doku uyumu şartının aranmamasının da önemli olduğunu belirtti.


GÖZÜN TÜMÜ ALINMIYOR

Yazının devamı...

Diyabeti önlemenin yolu doğru beslenme

23 Nisan 2017

Türk Diyabet Cemiyeti (TDC) İzmir Temsilcisi Uzman Dr. Çimen Karcı, EGON Tip Merkezi’nde hastalarını kabul etmeye başladı. Yıllardır TDC İzmir Diyabet Hastanesi’nde ve DIAMED Dahiliye Dal Merkezi’nde diyabet ve obezite konularında çalışmalarını sürdüren Dr. Karcı, diyabetin bugün dünyanın en yaygın hastalıkları arasında yer aldığını vurguluyor. Karcı, bir toplum sorunu haline gelen diyabetle mücadelenin en önemli yolunun doğru beslenme ve obezitenin önlenmesi olduğunun altını çiziyor.

Dr. Karcı, EGON Tıp Merkezi’nde diyabet ve obezite hastalarıyla ilgilenmenin yanı sıra, ozon tedavisini de başlatacağını belirtti.


OZON TEDAVİSİ
Tamamlayıcı tıp yöntemleri içinde yer alan, 1800’lü yıllardan beri Avrupa ülkelerinde uygulanan bir tedavi şekli. Önceleri yara tedavisi ve dezenfeksiyon amacıyla uygulanan ozon tedavisi; günümüzde anti-aging, yani yaşlanmanın geciktirilmesinde, ağrının giderilmesi ve enflamasyonun baskılanması için romatizmal hastalıklarda, eklem kireçlenmelerinde, tüm kronik cilt hastalıklarında ve başta diyabetik yaralar olmak üzere yara tedavisinde, enfeksiyonlarda, hepatit C de, otistik çocuklarda, performans artırıcı olarak sporcularda, kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla uygulanıyor.

-------------------------------------

‘Balon Tuboplasti’de

Yazının devamı...

Obezite ve diyabete cerrahi tedaviyle

16 Nisan 2017

Her iki hastalıkla mücadelede, son yıllarda giderek artan sıklıkta kullanılan obezite cerrahisi ve metabolik cerrahi yüksek başarı oranlarıyla umut oldu. Özel Tınaztepe Hastanesi Obezite Cerrahisi ve Metabolik Cerrahi Birimi Sorumlusu Op. Dr. Mehmet Deniz, “Obezite ve şeker hastalığı son derece kompleks ve birçok faktörün etkili olduğu hastalıklar. Tedavisinde de multidisipliner bir yaklaşım gerekir. Bu nedenle, biz obezite ve metabolik cerrahi birimini kurduk. Bölgemiz ve İzmir’de bir ilk olan metabolik cerrahi sempozyumunu düzenledik. Ege Bölgesi’nden birçok meslektaşımızın katılımı ile metabolik cerrahinin bilinirliğini artırdık. Hem meslektaşlarımız hem de hastalarımız için farkındalık oluşturduk” dedi.

HAZIRLIK SÜRECİ ÖNEMLİ

Obezite ve kontrolsüz şeker hastalığı ameliyatlarının en önemli basamağının hazırlık aşaması olduğunu vurgulayan Deniz, “Biz bütün hastalarımızı titizlikle tetkik ediyor, tüm sistemlerini gözden geçirip hazırlığımızı tamamlıyoruz. Birimimizde benimle birlikte endokrinoloğumuz, diyetisyenlerimiz, psikoloğumuz, anestezi ve yoğun bakım sorumlumuz, tüm hastalarımızı ameliyat öncesi değerlendiriyor ve gerekli tüm hazırlığı birlikte tamamlıyoruz. Hastamıza nasıl bir ameliyat önerdiğimiz aktarıyor ve ameliyat sonrası beklentilerimizi kendisine aktarıyoruz. Bu titiz hazırlık süreci önemli” diye konuştu.

DAHA RİSKLİ DEĞİL

Op. Dr. Mehmet Deniz, obezite ve metabolik cerrahinin, sanılanın aksine diğer ameliyatlardan daha riskli olmadığını kaydetti. Önemli olanın, başvurulan merkezin tecrübesi, hastanenin donanımı, kullanılan malzemenin kalitesi ve hastane personelinin konuya hakimiyeti olduğunu vurgulayan Deniz, şöyle devam etti:
“Hastanemiz, uluslararası akreditasyona sahip, kalitesi tescilli bir hastane. Ekibimiz, uzun süredir uyum içinde birlikte çalışıyor. Her hastanın birbirinden farklı özellikleri olması nedeniyle tek tip ameliyat önermiyor, her hasta için uygun ameliyat modelini uygulayabiliyoruz. Bu sayede ameliyat sonrası obezite cerrahisi ile obeziteden, metabolik cerrahi ile ise kontrolsüz şeker hastalığından hastalarımız yüksek başarı oranı ile kurtulabiliyorlar. Benim önerim, tüm obezite ve şeker hastalarının başvuracakları merkezde tüm bu özelliklerin mevcudiyetini sorgulamalarıdır.”

Yazının devamı...

‘Spina bifida’ya önlem folik asit

10 Nisan 2017

 

Türkiye Spina Bifida Derneği, kuruluşunun 20. yılını başta dernek merkezi İzmir olmak üzere çeşitli illerde yıl boyunca 20 faaliyet düzenleyerek kutlayacak.
Dernek, doğuştan olan ve ayrık omurga anlamına gelen spina bifida hastalığının farkındalığı, önlenebilmesi ve hastaların yaşam kalitesinin artırılması amacıyla 1997 yılında İzmir’de kuruldu. Kuruluşundan beri toplumda birçok faaliyet ve ulusal ve uluslararası çapta proje düzenliyor.

Desteğe ihtiyaç var
Dernek Başkanı Prof. Dr. Cevval Ulman, spina bifidanın toplumda pek bilinmediğini, ancak Türkiye ve dünyada sık görülen bir hastalık olduğunu dile getirdi. Ulman, “Türkiye’de her yıl yaklaşık 5 bin bebek bu hastalık ile dünyaya geliyor. Ülkemizde çoğu aile bebeklerinin spina bifidalı olduğunu doğumun ardından öğreniyor. Bu hastalık hamileliğin ilk ayında oluşmakta. Bu nedenle hamile kalmadan en az üç ay önce folik asit vitamini almaya başlamak çok önemli. Bu, hastalığı yüzde 70 oranında önlüyor. Ülkemizde bu hastalığın tanınması ve önlenmesi amacıyla daha çok çalışma yapmaya ve desteğe ihtiyacımız var” diye konuştu.

Farkındalık yaratalım
Dernek, 20. yıl etkinlikleri kapsamında, spina bifida hakkında bilgilendirme faaliyetleri, eğitimler ve her yıl düzenlenen ulusal kongrenin yanı sıra konser, kermes gibi birçok sosyal etkinlikle de hastalığa dikkat çekmeyi hedefliyor.

Yazının devamı...

Ağrısız yaşam herkesin hakkı

3 Nisan 2017

Uz. Dr. Serpil Özsezgin, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü yaklaşırken, doktorsitesi.com aracılığıyla 996 kişi üzerinde yapılan bir anketin sonuçlarını açıkladı. Palyatif bakım konusunda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile Avrupa Palyatif Bakım Derneği’nin ATOME projesinin Türkiye experti olan, anestezi ve reanimasyon uzmanı Dr. Serpil Özsezgin, yurt dışındaki 5 yıllık deneyimini ve başlattığı mobil palyatif bakım danışmanlığı hizmetinin ayrıntılarını paylaştı.

Hasta yakınlarına destek

2000 yılında İzmir’de açtığı Ağrısız Yaşam Merkezi’nin kendisini kanser ve alzheimer hastaları ile felçlilere yönlendirdiğini belirten Dr. Özsezgin, “O yıllarda yaptığım işin palyatif bakım olduğunu bilmiyordum, sezgisel olarak hasta ve hasta yakınının son döneminde yas sürecine kadar yanında olmaya, onlara her konuda destek olmaya çalışıyordum. 2000-2010 yılları arasında 1000’e yakın son dönem hastasını takip ettim. Deneyimlerim sonucunda, hasta ve hasta yakınlarının sıkıntılarına kalıcı çözümler üretmeyi hedefledim” diye konuştu.

Artık eceliyle ölmüyoruz

Hastane enfeksiyonu ve maliyet açısından hastaların artık evde bakılmasının ya da özel palyatif bakım merkezlerinde olmalarının önerildiğini kaydeden Dr. Özsezgin, “Önümüzdeki yıllarda 100 ve üstü bir nüfusa sahip olacağız, bu nedenle önlemlerin alınması gerekiyor” diye konuştu.
Kaliteli yaşamda, alzheimer ve demansta ilerleme hızını düşürmenin önemli etkenlerden biri olduğunu vurgulayan Dr. Serpil Özsezgin, “Yine, enfeksiyondan korumak, kronik hastalıkların düzenlemesini iyi yönetmek, bu yaş grubunda kas yıkımı hızlandığı için iyi beslenmesini sağlamak, kan sulandırıcıların doğru dozda kullanılmasını sağlayarak felçleri engellemek de önemli. Ayrıca, duygusal ve mobil olarak hastaları aktif yaşama dahil edebilmek de önemli” dedi.

Yazının devamı...