"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

En güçlü kanser ilacı ‘hasta-hekim ilişkisi’

21 Nisan 2019

Özel Tınaztepe Hastanesi Onkoloji Bölümü uzmanlarından Prof. Sanal kanser tedavisinde hastaların, hekimlerden ve diğer sağlık çalışanlarından öncelikli olarak güleryüz ve sabır beklediklerini kaydetti. Tedavi sürecinde hasta-hekim arasında kurulacak profesyonel bir iletişimin iki taraf için de kolaylıklar sağlayacağını ifade eden Sanal, şunları söyledi:

KÖTÜ ÖRNEKLER VERİLİYOR
“Kanser hastaları, dertleri ve kaygıları olan hastalardır. Onları en çok etkileyen şey de çevre faktörü yani komşular, akrabalardır. Hastaya yardım etme adına birçok yanlış bilgi verip, zaten var olan endişelerini daha da artırırlar. Halkımız hastalara hep kötü örnekleri nakleder. Bu da hastanın anksiyete düzeyini yükseltir. Bu nedenle hastanın doktoruyla çok iyi bir diyalog içerisinde olması gerekir. Hasta, aklına takılan her şeyi rahatlıkla doktoruna sorabilmeli. Bunların içerisinde hem beslenme alışkanlıklarıyla ilgili hem hastalığıyla ilgili hem de normal yaşamını sürdürürken dikkat etmesi gereken sorular olabilir.”

 

SABIRLI TEDAVİ YENİYOR
Onkoloji hastalarına gösterilecek sabrın güven duygusunu pekiştirmede etkili olacağını vurgulayan Sanal, “Doktorlarla görüşürken hastanın bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi gerek. Onkoloji hastasının birçok sorusu olacaktır. Hekim bu soruları sabırla cevaplamalıdır. Özellikle onkoloji hekimleri için sabır çok önemli; hastaya güven verici bir faktör. Bu sorumluluk onkoloji hemşirelerinde de olmalı. Yurt dışındaki onkoloji hemşireleri bununla ilgili özel eğitim alıyor. Türkiye’de de böyle olmalı” diye konuştu.

 

Yazının devamı...

Depresyonda mısınız?

14 Nisan 2019

Kalbi hasta ediyor, beyni unutkan yapıyor, bağışıklığı baskılıyor, bedeni yorgun, halsiz, bitkin bırakıyor. Kısacası olabildiğince erken dönemde tanınması, süratle el konulup çözümlenmesi gereken bir problem. Son yıllarda ciddi bir yaygınlık gösterdiği de herkesin malumu... Depresyon tedavi edilmediği takdirde, hastaya ve ailesine büyük acı ve sıkıntılar yaşatan, iş gücü kayıplarına neden olan, büyük olasılıkla tekrarlayan hastalık dönemleriyle müzminleşen ve kimi zaman da intihar girişimlerine yol açarak ölümle sonuçlanabilen tıbbi bir hastalık.

KADINLARDA DAHA ÇOK
Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Uygulama ve Araştırma Merkezi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Afşin Sağduyu, depresyon hakkında şu bilgileri verdi: “Depresyon, yaygın ve ciddi sonuçlara yol açan önemli bir halk sağlığı sorunu. Buna rağmen hastaların 4’te 1’inden azına doğru teşhis konulabiliyor. Doğal üzüntü ya da sıkıntıdan farkı, belirtilerin şiddeti ve süresiyle, işlevselliği ve yaşam kalitesini bozmasıdır. Kadınların yüzde 20-25’i, erkeklerin yüzde 15’i yaşamlarının herhangi bir döneminde depresyon geçirir. Tüm dünyada kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden iki kat fazla. Çocukluktan itibaren hemen her yaşta ve sosyoekonomik düzeyde ortaya çıkabilir. Hastaların 3’te 2’si intiharı düşünür, yüzde 10-15’i de intihar girişiminde bulunur.”

BELİRTİLERİ NELER?
* Derin bir keder, yoğun karamsarlık, zevk alamama ve istek kaybı.
* Bu işaretelerin en az iki haftadır devam ediyor olması.
* İştah azalması ve kilo kaybı (bazen tersi), uykusuzluk (bazen fazla uyuma).

Yazının devamı...

Sağlıklı diş sağlıklı beden

8 Nisan 2019

 

Sağlıklı dişleriniz ve dişetleriniz yoksa hastalanma olasılığınız artar. Dahası, dişinize gizlenmiş bir enfeksiyon kalbinizi, böbreğinizi veya damarlarınızı tehdit edebilir. Uzmanlar, geleceğimizi tehdit eden sağlık sorunları listesinde en başa koroner kalp hastalıklarını ve kanseri koyuyor. Bu hastalıkların vücuttaki ‘iltihaplanma’ süreçleriyle yakın bir ilişkisi olduğunu ısrarla yineliyorlar. İltihaplanmanın yaşlanmayı hızlandırdığı, yalnızca yukarıdaki hastalıklardan değil romatizmal hastalıklardan obeziteye, bağışıklık problemlerinden, böbrek, karaciğer sorunlarına pek çok alanda sağlığı tehdit ettiği de bilimsel bir gerçek. Ama gelin görün ki diş sağlığı konusunda hepimizin pek de duyarlı olmadığı kesin. Çoğumuz diş sağlığımızı, daha da önemlisi bir bütün olarak ağız sağlığımızı yeteri kadar ciddiye almıyoruz.

ÇOCUKLUK DÖNEMİNE DİKKAT

Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazan Ersin, sağlıklı nesiller yetiştirebilmek için ağız-diş sağlığının önemi ve sağlıklı beslenme konusunda özellikle annelerin bilgilendirilmesi gerektiğini ifade ederek, bu konuda hazırladıkları sosyal sorumluluk projesini anlattı. Bebeklik ve çocukluk döneminde beslenmenin çocuğun genel sağlığını etkilediği gibi diş sağlığı yönünden de çok önemli olduğunu kaydeden Ersin, bu nedenle özellikle annelere beslenme konusunda tavsiyeler verilmesi gerektiğini vurguladı. Çürük yapıcı yiyeceklerin tercih edilmemesi, şekerli yiyeceklerin tüketiminin sınırlandırılması ve şekerli gıda tüketimini takiben etkili ve düzenli ağız bakım alışkanlığının kazandırılması gerektiğini dile getiren Ersin, özellikle hazır paketli ürünlerin tüketiminin azaltılması ve ara öğünlerde sağlıklı atıştırmalıkların tercih edilmesi konusunda ailelerin bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi. Ersin, “Çocuklarımızı fast-food, hamur işleri, tatlılar, kızartmalar ve sağlıksız hazır paket yiyecek ve içeceklerden uzak tutmalıyız” dedi.

 

ANNELERİN EĞİTİLMESİ
İÇİN PROJE HAZIRLANDI

Son yıllarda özellikle koruyucu diş hekimliğinin önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Nazan Ersin, çürük oluşmadan dişlerin fırçalanması ve beslenmeye dikkat edilerek koruma altına alınmasının çok önemli olduğunu bildirdi. Bu nedenle ağız diş sağlığı eğitiminin önem arz ettiğini kaydeden Ersin, şöyle devam etti: “Ebeveynlerin sağlıklı bir ağız sağlığının nasıl olması gerektiğiyle ilgili eğitilmesi ve özellikle düzenli diş hekimi kontrollerine gelinmesi gerektiği belirtilmeli. Ayrıca annelerin bilinçlendirilmesi için Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı’ndan asistanım diş hekimi Handan Çelik ile planladığımız sosyal sorumluluk projemizle annelerin küçük gruplar halinde eğitilmesi, ağız-diş sağlığının önemi ve çürük yapıcı zararlı yiyecekler yerine sağlıklı atıştırmalıkların önemi hakkında yapacağımız projemizde annelerin bilinçlendirilmesi planlanıyor.”

Yazının devamı...

40’ını geçen her erkek PSA ile mutlaka tanışır

31 Mart 2019

 

Görülme sıklığı dünyada 100 binde 28 iken ülkemizde bu oran biraz daha fazla: 100 binde 37. Amerikan Kanser Derneği’nin verilerine göre erkeklerin yaşam boyu prostat kanseriyle karşılaşma riski yüzde 16.7, yaşam kaybı riski ise yüzde 2.5. Her 5-6 erkekten birinin hayatı boyunca prostat kanseriyle karşılaşma riski bulunuyor. Dünyada her 3 dakikada bir kişiye prostat kanseri tanısı konulurken, 14 dakikada bir de prostat kanserine bağlı yaşam kayıpları gerçekleşiyor. Prostat kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı yüksek kanser türleri arasında yer alıyor. Prostat kanseri oluşumunu engellemek şimdilik mümkün olmasa da erken teşhisle tedavisi mümkün. Erken teşhiste tek seçenek prostat biyopsisi. Özel Tınaztepe Hastanesi Üroloji Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Günaydın, prostat biyopsisiyle yapılan erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayarak, bu işlemin hastanın tercihine göre genel anestezi altında da yapılabildiğini söyledi.

PSA TESTİ VE MUAYENE

Orta yaş ve üzerindeki erkeklerde ne zaman idrarla ilgili bir sorun yaşansa, sıklıkla akla prostata bağlı olabileceği geldiğini ifade eden Prof. Dr. Günaydın, şöyle dedi: “Prostat bezi, bir olumsuzluk yaşadığında genellikle bunu idrar şikayetleriyle belli eder. Ancak en önemli rahatsızlığı olan prostat kanserinin kendine has hiçbir şikayeti yoktur. İşte bu yüzden 50 yaşından sonra her erkeğin, şikayeti olmasa bile yılda bir kez prostat kontrolünden geçmesi çok önemli. Ailede prostat kanseri öyküsü olduğunda ise bu takip 45 yaşından sonra, gerekirse daha yakın aralarla ve tavizsiz yapılmalı. Bu sinsi hastalığı yakalayabilmekte kullanılan PSA testi ve parmakla muayene bilgilerinin değerlendirilmesi sonucunda üroloğun deneyimi, prostat biyopsisinin yapılması kararıyla sonuçlanabilir.”

 

HASTA HİÇBİR
ŞEY HİSSETMİYOR

Çoğunlukla lokal anestezinin yeterli olduğu işlemde genel anestezi yöntemiyle yapılan prostat biyopsisinin hem hasta açısından daha konforlu olduğunu hem de tedirgin ve gergin hasta grubunda daha sağlıklı sonuçlar elde etmenin mümkün olabildiğini anlatan Prof. Dr. Gürhan Günaydın, şu bilgileri verdi: “Herhangi bir ameliyat kararını soğukkanlı ve neredeyse korkusuzca kabul edebilen erkek hastalar, iş prostattan parça alınmasına gelince nedense dünya başlarına yıkılmış gibi hisseder. Çünkü prostat biyopsisi makattan ve standart olarak lokal anestezi ile yapılan bir işlem. Uygun şartlarda ve özenli ellerde lokal anesteziyle yapıldığında pek çok hasta için kabul edilebilir olarak tanımlanan bu işlem, özellikle sonradan tekrar biyopsi yapılması gerektiğinde bazen hasta için çok sıkıntılı olabiliyor. Genel anestezi eşliğinde yapılan prostat biyopsisinde, hem hasta hiçbir şey hissetmiyor hem de rahat olduğu için yeterli sayıda parça alınarak daha sağlıklı sonuçların elde edilmesi mümkün hale geliyor. Biyopsi tekrarı gereken hastalarda ise genel anestezi seçeneğinin olması, onlar için oldukça rahatlatıcı olabilir. Genel anestezi eşliğinde yapılan prostat biyopsisi sonrasında birkaç saat dinlenen hasta, aynı gün evine gidip ertesi gün de işine dönebiliyor.”

Yazının devamı...

Kalpçiler Uludağ’da bilim şöleni yaşattı

25 Mart 2019

 

Yaşam tarzınızdaki değişimlerle kalp hastası olma ihtimalinizi azaltmak sizin elinizde. Prof Dr Oktay Ergene’nin başkanlık yaptığı Kardiyovasküler Akademi Derneği’nin Kış Kongresi Uludağ’da toplandı. Prof Dr. Osman Akın Serdar ve Doç. Dr. Özlem Arıcan Özlük önderliğinde, zengin bilimsel içerik ve yüksek katılımcı sayısı toplanan kongrede, en önemli sağlık sorunu olarak kabul edilen kalp-damar hastalıklarıyla ilgili gelişmelerin ve yenilikler ele alındı. Ülkenin önde gelen kardiyologları ile genç kardiyoloji uzmanlarını bir araya getiren kongrede olağanüstü bir bilgi ve deneyim paylaşım ortamı yaratıldı. Zengin bilimsel içerik ile desteklenen kongrede, sempozyumlar, bilgi güncellemeleri, günlük uygulamadaki gelişmeler, tartışmalar, vaka üzerinde görüşler, girişimsel kardiyoloji gibi farklı başlıklar altında toplantılar gerçekleştirildi.

BASİT ÖNLEMLERLE
Dernek Başkanı Prof. Dr. Oktay Ergene, kalp damar hastalıklarını önlemek için tansiyon yüksekliğinin önüne geçmek, hareketli yaşamak, kolesterol düzeylerini dengede tutmak gibi basit ancak çok etkin olan adımları atmanın önemine dikkat çekti. Ergene, “Bu bağlamda ülkemizde farkındalığı artıracak ulusal kapsamlı çok merkezli araştırmaları ve etkinlikleri sürdürüyoruz” dedi.

UYGULAMALI EĞİTİM
Kongre kapsamında Doç. Dr. Özlem Arıcan Özlük sorumluluğunda ‘uygulamalı ileri ekokardiyografi eğitimi’ verildi. Üç boyutlu ekokardiyografi ile ilgili temel teknik ve bilgiler ilgili katılımcılara dağıtılan bilgisayarlar üzerinden anlatıldı.

Yazının devamı...

Beyindeki gizli bomba: Anevrizma

18 Mart 2019

 

Özellikle büyük boyutlu anevrizmalar baş ağrısı, göz arkasında ağrı hissi, bulantı-kusma, göz kapağında düşüklük, çift veya bulanık görme gibi şikayet ve bulgular oluşturabiliyor. Peki, beyin anevrizmazı nedir? Bu soruyu Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Men’e sorduk. Dr. Men, anevrizma ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi:
“Anevrizma, damar duvarının dışa doğru anormal genişlemesiyle karakterize bir hastalık. Atardamar duvarının bir yöne doğru kese şeklinde veya tüm yönlere doğru çevresel tarzda genişleme şeklinde karşımıza çıkabiliyor. Anevrizmaların oluş mekanizmaları hala çok iyi bilinmemekle birlikte, atardamarın özellikle ‘media’ tabakasındaki zayıflığın anevrizma oluşumuna zemin hazırladığı, damar dallanma bölgelerindeki akım dinamiğinin sürece aktif olarak katıldığı, kronik hipertansiyon ve sigara gibi yandaş süreçlerin de kese büyümesine ve sonunda yırtılmasına katkıda bulunduğu biliniyor.

GENETİK YATKINLIK
Aile öyküsü olanlarda, polikistik böbrek hastalığı bulunanlarda, çeşitli bağ dokusu hastalıklarında anevrizma görülme sıklığı artıyor. Bu da hastalıkta genetik yatkınlığın da rol oynadığına işaret ediyor. Beyin anevrizması olan hastaların yüzde 20-25’inde anevrizma sayısı birden çoktur. Anevrizmalar kadınlarda erkeklere oranla daha çok görülüyor. Toplumda her 100 kişiden 2-5’i bir beyin anevrizması taşıyor. Beyin anevrizmalarının çoğu beyin atardamarlarının ana dallanma noktalarında izleniyor. Çoğu kez, yırtılıp kanayıncaya kadar fark edilemiyor. Anevrizma yırtılmasına bağlı olarak gelişen subaraknoid kanama ani bir kafa içi basınç artışına neden olur. Hastalar anevrizma kanamasına eşlik eden baş ağrısını hayatlarında yaşadıkları en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlıyor. Kafa içi basıncı artmaya devam ederse takip eden dakikalarda bilinç kaybı olur. Anevrizma yırtılmasına bağlı subaraknoid kanama geçiren hastaların üçte biri hastaneye gelemeden ölür. Hastaneye ulaştırılabilenlerin de en az yarısı ilk kanamanın uzantısı olan problemler yüzünden ya ölür ya da bakıma muhtaç hale gelir. Hastalığın yüksek riskli özelliği anevrizma tanısı alan bireyde izlenecek yolun ciddiyetini artırmaktadır.”

Yazının devamı...

Ege Üniversitesi sağlığın merkezi

4 Mart 2019

Bin 806 yatak sayısı ile Ege Bölgesi’nin en büyük hastanesi 75 sedye yatak kapasitesine sahip. Erişkin Acil Servis ise ek alanlarıyla birlikte 100 sedye sayısına ulaşabiliyor. Geçen yıl Acil’e başvuran hastaların 5 bin 192’si yoğun bakıma yatırıldı. Çocuk Hastanesi Acil Servisi’ne ise aynı yıl içinde 75 bin 351 başvuru yapıldı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, hastaneyi ve hizmetleri anlattı:

* Ege Üniversitesi’nin (EÜ) kurulan ilk iki fakültesinden birisi olan Tıp Fakültesi, bugün sadece İzmir’e değil, Ege Bölgesi’ne, Balkanlara ve Türkiye’ye şifa dağıtıyor. Tüm branşlarda organ nakli yapabilen tek referans merkez olarak hizmet veren hastanemiz, aldığı ödüllerle Türkiye’nin en saygın eğitim ve sağlık kuruluşlarından birisi olduğunu tescil ettiriyor. Sağlıkta en iyi olma yolunda çalışmalarına devam eden EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi üstün hizmet anlayışı ile sağlıklı yaşamın adresi olarak biliniyor.

* Türkiye’nin en fazla yatak sayısına sahip üniversite hastanesi olan EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi, tüm branşlarda organ nakli yapabilen tek referans merkez olarak hizmet veriyor. Merkezi ameliyathane üniteleri ile sağlık hizmetinin yanı sıra, Türkiye’de en çok klinik araştırma yapılan dev bir sağlık kuruluşu olma özelliği taşıyor.
Ülkemizde ve dünyada pek çok ilki gerçekleştiren Ege Tıp, 64 yıldır hem şifa dağıtıyor hem de hekim yetiştiriyor.

* Birçok kritik ve karmaşık acil durumun tedavi edildiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, çok sayıda hasta için kritik ve yoğun bakım hizmeti, üst düzey girişimsel radyolojik işlemler ve servis düzeyinde tedavi hizmetleri 7/24 kesintisiz veriliyor. İzmir’de en yüksek ambulans başvurusu EÜ Acil Servisine yapılıyor. EÜ Acil Servisi’ne günlük ortalama 53 ambulans geliyor.

* Sağlıkta en iyi olma yolunda çalışmalarına devam eden EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi üstün hizmet anlayışı ile sağlıklı yaşamın adresi olarak biliniyor. Birçok ilki dünyaya ve Türkiye’ye kazandıran EÜ Tıp Fakültesi, her geçen gün başarı ivmesini yükseltiyor. Türkiye’nin uluslararası alanda gurur kaynağı olmaya devam ediyor. EÜ Tıp Fakültesi, bugüne kadar 15 binin üzerinde tıp doktoru mezun verdi. Tıp fakültesi öğretim üyeleri bilimsel olarak önemli başarılara imza atıyor.

* Egeli cerrahlar, yurt içinden hastalara şifa verdikleri gibi komşu ülkelerden gelen talepler doğrultusunda yurtdışındaki hastanelerde de ameliyatlar yapıyor. Ege Üniversitesi robotik cerrahi sistemlerini kullanan ve bu konuda eğitimler veren Türkiye’nin önde gelen sağlık kurumları arasında yer alıyor. Tüm branşlarda organ nakli yapabilen tek merkez olarak hizmet veriyor. Aynı zamanda Türkiye’de en çok klinik araştırma yapılan dev bir sağlık kuruluşu.

Yazının devamı...

‘Alzheimer’den korunmak mümkün

25 Şubat 2019

 

Ortalama yaşam süresi uzayıp yaşlılıkta geçirilen süre belirginleştikçe yani 70’li yaşlar geçilip 80, 90’lara yaklaşıldıkça alzheimer sıklığı artıyor. Bu da yaşlanan herkesi az ya da çok korkutuyor. Peki, onu önlemek, en azından biraz daha geciktirmek mümkün mü?
Özel Tınaztepe Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Egemen Vardarlı ‘kısa ama öz’ alzheimer notu hazırladı. Bakın neler anlatıyor Dr. Vardarlı:
“Alzheimer hafıza, davranış, sosyal ve günlük işlerimizi bozan bir hastalık. Uzun ve yıpratıcı bir süreç içinde şiddetlenen, maalesef günümüzde tedavisi olmayan bir durum. Alzheimer hastalığında beynin özellikle hafıza bölgelerini tutan ve gittikçe yayılım gösteren plaklar olur. Hastalığı bu plaklar mı yapıyor yoksa bu plaklar hastalık sırasında mı oluşuyorlar henüz belli değildir. Hastalığın ilk belirtileri başlamadan yaklaşık 10 ile 20 yıl öncesinden beyin hasarlanması başlamaktadır. Bu dönemde kişinin hiç şikayeti yoktur ve tüm faaliyetleri normaldir. 65 yaş ve üzeri nüfusta görülme oranı yüzde 6-10 arası değişir. Kadın ve erkek cinsiyetinde tutuluş hemen aynı orandadır. Hastaların yüzde 90’dan fazlasında genetik geçiş olmadığı bilinmektedir. “

TEDAVİ YOLLARI
Maalesef günümüzde hastalığı tedavi etmek mümkün olmamaktadır. Kullanılan ilaçlar şikayetleri bir miktar azaltmakta ve kötüye gidişini biraz yavaşlatabilmektedir. Ayrıca bazı psikiyatrik bulgular da ilaçla yatıştırılabilmektedir. Hastanın bakımı çok zordur ve aileden tek kişinin üzerine yıkılmamalıdır, sonuçta er veya geç bu bakımı veren kişi tükenecektir. Bakım veren kişinin mutlaka destek görmesi ve haftanın 2 günü hastadan ayrılarak dinlendirilmesi gerekir.

 

HASTALIĞIN EVRELERİ

Yazının devamı...