"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Önyargıyı bırakın: Tanıyı doktor koysun

19 Kasım 2017

Buna karşın makattan kanamaların hemoroit veya basur denilerek üzerinde durulmamasının da büyük hata olduğunu vurgulayan Dr. Savaşçın, “Dolayısıyla makattan kanamalar ne basur ve benzeri isimlerle geçiştirilmeli ne de kanser oldum ön yargısı ile hareket edilmelidir. Doğru olan makattan kanama görüldüğünde kanama nedeninin bir doktor tarafından tanınmasıdır. Kanamalarda ilk sırada hemoroitler neden olarak bilinse de kanser riskini ortadan kaldırmak gerekmektedir” dedi.

Kalın bağırsak ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumdan kaynaklanan kanserlere ‘kolorektal kanserler’ dendiğini aktaran Dr. Savaşçın, İzmir’de 15 yılı aşkın süredir genel cerrahi uzmanı olarak çalışıyor. Kendisi, özellikle kapalı ameliyatlar, kanserler ve kalın bağırsak hastalıkları konusunda çalışmalarıyla tanınıyor. Kanser konusunda da önceliği kalın bağırsak kanserleri. Kalın bağırsak hastalıkları ve kanserleri konusunda çalışmaları ve kanser hastalarına yaklaşımı çok takdir edilen Dr. Savaşçın, stapler ile hemoroit ameliyatı konusunda da Türkiye’nin önde gelen serisine sahip.

MUTLAKA KOLONOSKOPİ

Dr. Savaşçın, makattan kanama sonrasında hemoroit görülse bile mutlaka kolonoskopi istenmesi gerektiğini, erken tedavinin yaşam oranını yükselttiğini vurgulayarak, şöyle dedi: “Bu kanserlerin en önemli belirtisi taze, parlak kırmızı veya daha koyu renkte olan kanlı dışkılamadır. Kanama nedeninin başka bir hastalık olması yüksek ihtimal olabilir ama bu konuda kararı doktor vermeli. Bunun dışında dışkılamada alışılagelmiş düzende değişiklikler önemli. Bu kabızlık veya ishal şeklinde görülebilir. Rektum dediğimiz makata yakın bölgenin kanserlerinde dışkıda incelme, devamlı dışkılama hissi, tuvalet sonrası rahatlayamama gibi belirtiler olabilir. Bu belirtiler önemli. Çünkü rektum bölgesi kanserleri kalın bağırsak kanserleri içinde yüzde 50 oranında görülüyor. Karın ağrısı, kısa sürede hızlı kilo kaybı, kansızlık, bu kanserler için sayılacak diğer belirtiler. 50 yaşın üzerinde açıklanamayan kansızlık durumunda sindirim sistemine yönelik araştırma yapılması tartışmasız kuraldır.”

Yazının devamı...

Kalp yetersizliğine kapsamlı bakış

12 Kasım 2017



2023’TE 15 MİLYON OLACAK
Kalp Yetersizliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehdi Zoghi’nin verdiği bilgilere göre; kalbin kasılma ve/veya gevşeme gücünün azalmakla birlikte nefes darlığı ve/veya ayaklarda şişlik gibi durumların ortaya çıktığında kalp yetersizliği (KY) olarak tanımlanıyor. Kalp yetersizliğinin görülme sıklığındaki artışın başlıca nedeni yaş ortalamalarının artması ve KY’e neden olan kalp damar hastalıklarının ve risk faktörlerindeki artış. Bu durum Türkiye için de geçerli olmakla birlikte önümüzdeki yıllar içinde 2-3 kat artacağı, yani 2023 yılında 14-15 milyon olacağı öngörülüyor. Kalp yetersizliği konusunda diğer endişe verici tablo ise pek çok kanser çeşitlerinde daha ölümcül olması. Dolayısıyla KY’den korunma ve etkin tedavisi son derece önem arz ediyor.

YÜZDE 24 DİKKATSİZLİK
Kardiyovasküler Akademi Derneğinin genç araştırmacı ekibiyle Türkiye’de yapılan en büyük çalışmalardan birine imza attıklarını dile getiren Prof. Dr. Mehdi Zoghi, Journey HF-TR (Kalp yetersizliği hastaların hastane içi yolculuğu) başlıklı çalışmaya bin 606 hasta ve 37 merkezin katıldığını aktardı. Çalışmada diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’ye göre farklılıklar tespit ettiklerini anlatan Zoghi’nin verdiği bilgiler şöyle:

Yazının devamı...

Glokom tedavisinde ‘Jel Implant’ yöntemi

5 Kasım 2017

 

Halen dünyada 70 milyon insan glokom hastası ve glokom körlük nedenleri arasında ikinci sırada. Ancak “gözün sinsi hırsızı” diye tanımlanan glokom hastalığı bu kadar yaygın olmasına rağmen hastaların neredeyse yarısı tanı almamış durumda. Bunun sebebi de çoğu kez hiçbir öncü belirtisinin olmaması, genellikle ağrısız olması ve ileri dönemlere varmadıkça hastaların hissedebileceği belirtilerin olmayışıdır.
Karşıyaka Göz Hastanesi’nden Prof. Dr. Esin Başer, glokom tedavisinde yeni yöntemin ‘Jel Implant’ olduğunu belirterek, şöyle anlattı:


15 DAKİKALIK UYGULAMA
“Glokom cerrahisinde en güncel gelişme ‘minimal invaziv glokom cerrahisi’dir. Bunun anlamı geleneksel yöntemlerin aksine, göz dokularında kesi yapmaksızın veya çok küçük bir kesiden minimal travma ve minimal diseksiyonu uygulanmasıdır. Bu yöntemlerden ülkemizde yeni uygulanmaya başlanmış olan jel implant, halen ABD ve Avrupa ülkelerinde, avantajları nedeniyle hızla popüler hale gelmiştir. Kollajen türevi olan jel implant yaklaşık bir saç teli kalınlığındadır. Bu yumuşak jel implant korneada kendiliğinden kapanan çok küçük bir kesiden özel enjektörü vasıtasıyla göze yerleştirilmektedir. Operasyon süresi yaklaşık 15 dakika olup uygulama günü birlik ve ayaktandır; güvenilirlik profili yüksektir. Diğer glokom ameliyatlarının aksine, dikiş vb kullanılmamaktadır ve iyileşme çok daha hızlı olmaktadır. Özellikle glokom damlalarının yetmediği veya yan etkiler nedeniyle tolere edilemediği durumlarda tercih edilmektedir. Gerekli olgularda jel implantın katarakt ameliyatı ile birlikte (aynı seansta) göze yerleştirilmesi de münkündür.”

Yazının devamı...

Obezite tedavisiyle yeniden doğuş

29 Ekim 2017

Teknolojinin gelişmesiyle insanların işlerinin kolaylaşması, buna bağlı olarak hareketsiz yaşamın artması ve fast food tarzı yiyeceklerin yaygınlaşması obeziteye davetiye çıkarıyor. Obezite, fazlasıyla ciddiye almamız gereken bir problem. Pek çok yetişkinin korkulu rüyası olan aşırı şişmanlık hastalığı olan obezite, günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlasını tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi durumu” olarak tanımlıyor. Obezite tedavi edilmediği takdirde yol açtığı sağlık sorunları ile yaşam süresini 10-15 yıl kısaltıyor.
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahı Op. Dr. Meltem Kılıç, Obezite tedavisi ile ‘Yeniden doğuş’u anlattı:

ÇEŞİTLİ HASTALIKLAR
“Obezite kişinin yağ oranının fazla olması demektir. Bu oran toplam vücut oranının kadınlarda yüzde 30, erkeklerde ise yüzde 25’inden fazla olması durumunda kabaca şişmanlıktan söz edilmektedir. Daha bilimsel hesaplama ise vücut kitle indeksi hesaplanarak bulunur. Bu oran boyun karesinin kiloya bölünmesiyle elde edilir. Bu oran 30’un zerindeyse kişi obez sayılır. Bu sayı yüzde 35-40 oranında ise morbid obez sayılmaktadır. Morbid obezite sağlığa zarar verecek dereceye varmış şişmanlık demektir. Şişmanlık vücuda her anlamda zarar veren bir durumdur. Kan şeker düzeyinin artması, şeker hastalığı, reflü, safra kesesi problemleri, uyku apnesi ve horlama, eklem sorunları, fıtıklar vs gibi sağlık sorunları görülür.

OPERASYON NE ZAMAN
Kilo verilmesi bazı kişilerde uygun diyet ve egzersiz programı ile mümkünken bazı kişilerde daha kapsamlı tedaviler gerekmektedir. Bu uygulamalara rağmen kilo veremeyen veya kaybettiği kiloyu hızla geri alan hastalarda daha ileri tedaviler düşünülmelidir. Vücut kitle indeksi yüzde 35-40 üzerinde olan kişilerde ya da obezite birden fazla hastalıkla birlikteyse operasyon planlanır. Şu anda en sık tüp mide operasyonu yapılmakla beraber birkaç çeşit daha operasyon vardır. Hastalar operasyondan sonra hastanede birkaç gün kalıp taburcu olurlar ve kilo verme süreci başlar. Beden görünümü tamamen değişmiş olan hasta artık yeni bir hayata başlamaktadır deyim yerindeyse.

SARKAN DERİLER İÇİN

Yazının devamı...

Atakalp 20 yaşında

24 Ekim 2017


“İzmir’in tam ortasında sadece kalp ve damar hastalıkları için tedavi sunmaktayız. Kurulduğu günden bu yana yaklaşık 65 bin koroner anjiyografiyle birlikte girişimsel işlemler (balon-stent-kalp pili), 10 binin üstünde açık kalp cerrahisi ve 15 bin tıbbi yatış yapıldı.
2014 yılında kurulduğu binaya ilave yapılarak hizmet alanı iki katına çıkarılmıştır. Günün şartlarına göre yeni cihazların alımı ve kullanılması sağlanmış, yenilikler takip edilmiştir.

ALANINDA EKSİKSİZ HİZMET
Poliklinik hizmeti, koroner anjiyo ve ameliyatlar yeni metotlar kullanılarak devam etmektedir. Amacımız kalp hastalıkları alanında eksiksiz hizmeti anında verebilmektir. 7/24 hizmet veren acil servisimiz vardır. Uzman kardiyoloji ekibimiz acil vakalarda erken müdahale edebilmektedir. Akut kalp krizlerinde derhal anjiyo ile tıkalı damarın açılabilmesi yapılabilmektedir. 4 uzman tarafından sürekli poliklinik yapılmaktadır. Muayene hizmeti yanında başka merkezde yapılmış işlemler için danışmanlık hizmeti de verilmektedir. Sabah erken saatlerde başlayan koroner anjiyo işlemleri gün boyu sürer, acil vakalarda gece de hizmet verilir.

ÇALIŞIRKEN AMELİYAT
Ritim bozukluklarının tanısı ve tedavisi için Elektrofizyolojik çalışmalar (EPS) ve ablasyon işlemleri yapılabilmektedir. Her türlü kalp pili, İCD (şok cihazı), CRT işlemleri uzman hekimlerce yapılır.

Yazının devamı...

Vampir Hastalığı PORFİRİYA

15 Ekim 2017


Az bilinen bu hastalıkla ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin Akçay, hastalık ismi Yunancada ‘morumsu pigment’ anlamına gelen ‘porphyra’ kelimesinden aldığını, çünkü atak sırasında hastaların idrar ve dışkılarının bu rengi aldığını söyledi. Prof. Akçay, hastalıkla birlikte ışığa duyarlılık olduğunu söyledi.

BELİRTİLERİ NELER
“Amerikan devrimi sırasında Britanya Kralı George III’ün yaşadığı benzer delilik atakları, diğer yönleriyle edindiği iyi izlenimi gölgelemiştir. İçinde bulunduğu durumun belirtileri kralınintermittent porfiriya hastası olduğunu göstermektedir” diyen Prof. Dr. Akçay, şöyle anlattı:
“Ani başlayan şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma gibi gastrointestinal sistem bulguları, halüsinasyonlar, anksiyete zihin bulanıklığı, depresyon ve paranoya gibi nöro-psikiyatrik belirtiler, anemiye bağlı çarpıntı ve taşikardi, hipertansiyon, göz kararması ve bayılmanın yanı sıra güneş ışığına karşı aşırı duyarlılık ve ciltte su toplanması, kol, bacak ve sırtta ağrı, böbrek fonksiyonlarında azalma ve dişlerde anormal renklerin oluşması. Bazı ilaçların kullanımı, açlık, sigara ve alkol, enfeksiyonlar, vücutta fazla demir birikimi, emosyonel ve fiziksel stres ve güneşte kalma; porfiriya ataklarını tetikleyebilen faktörler. Özellikle anestezi gerektiren cerrahi müdahale ve diş tedavilerinde, güvenli anestezik ajanı kullanılabilmesi için mutlaka hekime porfiriya tanısı belirtilmelidir. Porfiriya tanısı, kan, idrar ve dışkının biyokimyasal analiziyle konur.”

KARIŞTIRILIYOR

Yazının devamı...

Kalp hastalığında mucize çözümler

8 Ekim 2017

Bu hastalıklara sebep olan risk faktörlerine değiştirilebilir ve değiştirilemez olarak ikiye ayıran Prof. Ergene, risk faktörlerinin büyük kısmının önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Ergene, şunları söyledi:

RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT
“Sigara, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, obezite belli başlı önlenebilir risk faktörleridir. Temel ve önlenebilir risk faktölerinde birincisi ve en önemlisi sigaradır. Özellikle son 20 yıl içerisinde belirgin olarak değişmiş olan beslenme şeklimiz kalp hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Aşırı miktarda ve tuz, yağ, karbonhidrat ihtiva eden ‘fast-food’ yiyecekler, kızartmalar, salamura gıdalar, uzun raf ömrü sağlamak için koruyucu madde kullanılarak hazırlanan besin maddeleri; yüksek tansiyon, şeker hastalığı, obezite gibi hastalıkların ve risk faktörlerinin gelişmesine sebep olmaktadır. Yüksek miktarda tuz, yağ ve kalori içeren besin maddelerinin tüketilmemesi, kan şekeri takibinin düzenli yapılması, obeziteden sakınılması, düzenli fizik aktivite yapılması; kalp ve damar hastalıklarının gelişmesini önleyen birincil koruma tedavisi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Haftada üç gün yarım saatlik orta tempolu yürüyüş, önerilen asgari egzersiz programıdır.”




BELİRTİLER NELER?

Yazının devamı...

Modern tıbbın öncülüğünde yapılan bitki tedavisi FİTOTERAPİ

24 Eylül 2017

Tıbbi bitkilerle tedavi dünya çapında ve binlerce yıldır tıp sistemlerinin içerisinde yer almıştır. Tıbbi bitkiler ile tedavi şekli, Uzakdoğu’da özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında, Afrika ve Okyanusya’da Şamanlar’ın her zaman başvurduğu yöntemler olmuştur.
Fitoterapist Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Hekimi Dr. Serdar Özgüç, şöyle anlatıyor:
“Fransız hekim Henry Leclerc (1870 – 1955) tarafından tıp bilimine dahil edilmiştir. ‘Tedavi edici, hastalıkları iyileştirici ve hastalıkları önleyici olarak bitki kısımlarından hazırlanmış bitkisel ilaçlardan yararlanarak tedavinin gerçekleştirilmesi’dir. Bu tanım Avrupa birliğini kapsayan tüm ülkelerce geçerli ve kabul edilmiş bir tanımdır.

30 YILDIR YÜKSELİŞTE
Fitoterapiye olan ilgi son otuz yıl içerisinde artmıştır. Bitkisel ilaçların 1970’li yılların sonunda hızla önem kazanmasında, modern tıbbın özellikle kronik olgularda zaman zaman yetersiz kalması, bazı felsefi görüşlere aykırı bulunması, patent haklarının ilaç fiyatları üzerindeki aşırı etkileri, son yıllarda sentetik moleküller üzerindeki yeni formülasyonlarda oluşan tıkanıklıklar gibi faktörler rol oynamıştır.
1976 senesinde tıbbi bitkilerin ruhsatlandırılmasına başlayan Almanya, bugün yüzde 60’lara varan bitkisel ilaç kullanım oranıyla Avrupa pazarında yüzde 38’lerle en büyük paya sahiptir. Almanya’yı yüzde 28 ile Fransa takip etmektedir. Ayrıca Avusturya, İsviçre bitkisel kökenli ilaçlarla ilgili yasal düzenlemelere büyük önem vermektedir. Almanya’da doktorlar cevap alacaklarını düşündüklerinde tedaviye çoğunlukla bitkisel ilaçlarla başlamaktadırlar.

TAMAMLAYICI OLARAK

Yazının devamı...