"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Mezoterapi ile selülite çözüm

24 Aralık 2017

BÜLENT KATARCI

 

Günümüz dünyasında teknoloji, modern çağa bir çok yarar sağlıyor. Ancak bu yararların yanı sıra kişiler daha az hareket halindeler. Bu da birçok olumsuzluğu beraberinde getiriyor. Kadınlar açısından durum daha sıkıntılı. Hareketsiz mesleklerde artan kilo ve selülitlere karşı çareler aranıyor, diyetler yapılıyor. Ancak uzmanlar denetiminde olursa çözüm olabileceği belirtilen bu yöntemlerin yanısıra bir çok cihaz da bu konuya önemli bir katkı sağladığı iddia ediliyor.
Doktor Tayfur Yağcı da selülitin mezoterapi ile tedavisinin mümkün olduğunu söyledi. Cilt altı yağ dokusunun, bağ dokuları arasında sıkışıp kalmasıyla ortaya çıkan ve ciltte portakal kabuğu görüntüsüyle kendini belli eden bir rahatsızlık olan selülitin tıbbi, yani ilaçla tedavisi olarak bilinen mezoterapi, 1952 yılından beri Fransada uygulanıyor. Yağcı, tıptaki adıyla “Hydro-Lipo Distrofi” olarak bilinen selülitin mezoterapi yöntemi ile yüzde 70 ile yüzde 90 oranında başarıyla tedavi edildiğini belirterek, şöyle anlattı:

İLAÇ ENJEKTE EDİLİYOR
“Bu yöntemde hastalık cildin mezoderm tabakasına, ilaçların enjekte edilmesiyle tedavi edilir. Kişinin durumuna göre 4 ile 8 seans arasında uygulanır. Bu amaçla kullanılan ilaçlar cilt altına çok küçük ve ince bir iğne ile enjekte edilerek (Bacak, üst kol, sırt, basenler, bel ve karın bölgesi vs. gibi) Cildin düzgün, pürüzsüz ve daha canlı bir hale gelmesini ve de toparlanmasını sağlar. Aynı zamanda tedavi edilen bölgelerde 1 ile 3 beden arasında incelme sağlamak mümkün. Karın ve bacaklardaki çatlaklarda toparlanma ve sıkılaşma etkisi görülür. Cildinizin biyolojik yaşında ise en az 5 yıllık bir gençleşme ve canlılık sağlar.”

 

Yazının devamı...

Doktor kontrolunda bitkisel tedavi

17 Aralık 2017

Tıbbi bitkiler ile tedavi şekli, Uzakdoğu’da özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında, Afrika ve Okyanusya’da Şamanlar’ın her zaman başvurduğu yöntemler olmuştur.

Fitoterapinin merkezi konumunda olan Almanya’da hekimler arasında yapılan istatistiksel verilere dayalı araştırmaya göre, bitkisel ilaçlarla gerçekleştirilen tedavi oranları şöyle: Ortalama olarak psikolojik rahatsızlıklarda yüzde 25, solunum sistemi hastalıkları (bronşit tipleri) yüzde 16, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları yüzde 13, sindirim sistemi yüzde 9, böbrek ve idrar yolu sistem hastalıkları yüzde 8, kas-iskelet hareket sistemi yüzde 6.
Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Hekimi Fitoterapist Dr. Serdar Özgüç, hangi hastalıklarda ve kimlere fitoterapi uygulanması gerektiğini şöyle anlattı:

KİMLERE UYGULANIR
Ülkemizde bitkisel ürünler çoğunlukla kişiler tarafından, kendini daha iyi hissetmek, hastalıklardan korunmak, hastalanınca daha çabuk iyileşmek, kilo kontrolü yapabilmek, daha uzun yaşayabilmek ve sporcular tarafından vücut geliştirmek için kullanılmaktadır. Fitoterapi eğitimi almış hekimler tarafından önerilen ve reçete edilen bitkisel destek ürünlerinin sayısı ise bu bilinç doğrultusunda giderek artmaktadır.
Hastanın yaşı, genetik yapısı, beslenmesi ve özellikle bağırsak florasının durumu, mevcut hastalıkları, varsa kullandığı diğer ilaçlar, uzun süreli kimyasal ilaç tüketimi bitkisel ilaçlar kullanılırken ilgili hekim tarafından göz önünde bulundurulması gereken hususlardır.

UZMANA DANIŞILMALI

Yazının devamı...

Yeni bir organ "Mikrobiyata"

10 Aralık 2017

 İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 10 katı kadar da yararlı bakterimiz var. Vücudun deri, üreme organları, solunum ve en çok bağırsak sistemi gibi değişik bölgelerine yerleşmiş bu yararlı bakterilere o bölgenin ‘mikrobiyotası’ deniyor. Bu mikrobiyata, koruma kalkanı gibi çalışıyor ve hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşimine engel oluyor. İzmir Synevo Laboratuvarları’nın Direktörü Uzm. Dr. İlkay Zümrüt Algan mikrobiyatayı şöyle anlattı: “Vücudumuzun iç ekosistemi. Vücutta 18 ayrı yerde mikrobiyota bulunuyor.

Bağırsaklarımız, bakterilerin doğal olarak en kalabalık bulunduğu ortam... Bağırsak mikrobiyotası, biz ana rahmindeyken gelişiyor. Büyürken yediklerimizden, içtiklerimizden, çevremizden ve temas ettiğimiz kişilerden pek çok bakteri alıyoruz. Alınan mikroorganizmalar kimi zaman dost, kimi zaman düşman bakteriler, bazen de ikisinin karması olabilir. Sağlıklı bir insan vücudunda esasen dost bakterilerin sayısı ağır basıyor.

NEDEN ÖNEMLİ

Modern tıbbın babası sayılan Hipokrat, 2000 yıl kadar önce ‘Bütün hastalıklar bağırsakta başlar’ demişti. Onun ne kadar doğru düşündüğünü, bugün yapılan bilimsel çalışmalar gösteriyor. Birbiriyle ilgisiz görünen pek çok hastalığın altında bağırsak mikrobiyomuyla ilgili sorunların olabileceği, her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Başka bir deyişle, bağırsaklarımızın sağlık durumu bütün vücut sistemlerini etkiliyor. Bağırsakların sağlıklı olması, bizi hastalıklardan korur, obeziteye engel olur, yaşlanmayı geciktirir.

BAĞIRSAK İKİNCİ BEYİN

Bağırsak bakteri florasının ideal yapısı sağlıklı yaşamın ana unsurlarındandır. Beyin dışında en fazla sinir hücresi olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız ikinci beyin olarak da bilinir. Bağırsak mikrobiyotasının, uyku düzeni, ruh hali ve diğer bazı davranışları etkilediği gösterilmiştir. Sonuç olarak sağlıklı bir bağırsak mikrobiyatası sağlıklı ve uzun yaşamın anahtarıdır. Bu nedenle kişisel bağırsak mikrobiyota içeriğinin bilinmesinde sayısız yarar vardır.

DENGENİN BOZULMASI

Modern yaşam tarzı, çevre kirliliği, kimyasallar, alkol ve işlenmiş gıdalar bağırsak mikrobiyomunuzu olumsuz yönde etkileyerek iyi/kötü bakteri oranını kötüler lehine değiştirebilir. Bu da genel sağlık durumunuz üzerinde anlamlı etkiler gösterir. Yanlış beslenme, toksinlere maruziyet, uykusuzluk, kronik stres, çok fazla ilaç alınması mikrobiyomunuzun dengesini bozar. Sonuç olarak sindirim sistemi, immün sistem, hormonlardan düşünce ve duygularınıza kadar bütün vücudunuzu etkileyen problemler ortaya çıkabilir. Antibiyotiklerin de bağırsak florasını bozarak kilo aldırıcı özelliği mevcut. Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekiyor.

Yazının devamı...

El rehabilitasyonu ve yaşam konforu

3 Aralık 2017


Ellerimiz çok önemli organlarımız. Yaşam aktivitelerimizi, beslenmemizden hijyenimizi sağlamaya kadar olan her şeyi onlarla yaparız. Eller beynimizin bir uzantısıdır, çünkü ellerimizin yaptığı her hareketin ve sahip olduğu tüm duyuların merkezleri beyindedir.
EMOT El Mikrocerrahi Ortopedi Travmatoloji Hastanesi’nin kurucu fizyoterapisti ve Yönetim Kurulu Üyesi Firdevs Kul, yılda yaklaşık 11 bin muayene, 3 bin ameliyat, bu ameliyatlara ilişkin toplam 15 bin kontrol ve pansuman yaptıklarını belirterek, şunları söyledi;


RAHATSIZLIKLAR
“El; kemik, sinir, damar ve tendonları içeren çok karmaşık bir anatomik yapıya sahip. Beceri gerektiren çok ince hareketlerden sorumludur. Yüzden fazla fonksiyonu vardır. Elin rehabilitasyonu sadece eli değil parmak ucundaki tırnak yaralanmasından omuza kadar olan bölgedeki sorunların rehabilitasyonunu kapsar. Ağrı, şişlik (ödem), hareket kaybı, kaslarda kısmi ya da tam felç sonucu güçsüzlük, duyu kaybı ve eklem sertlikleri olabilir. Bunlarla karşılaştığımızda yaşam kalitemiz düşer. Ellerimizin cerrahisi ve rehabilitasyonu hassasiyet ve dikkat gerektiren bir tedavidir. Örneğin kopan bir parmağın mikroskop altında saç telinden ince iplerle dikilmesi sonrasında, fizyoterapistin gözetimi altında dokuların iyileşmesine göre yaptırılan özel hareketler ve duyu eğitimi gibi.”


Yazının devamı...

Kadınların derdi varis

26 Kasım 2017


Özel Tınaztepe Hastanesi Kalp-Damar Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Hasan Reyhanoğlu varis hastalığı hakkında şunları söyledi:
“Varis, bacaklarda kirli kanın kalbe taşınmasında görev alan toplardamarların hastalığıdır. Bu damarlarda valf görevi gören kapakçıkların yapısının bozulması sonucu kalbe olan kan akışı zorlanır, venoz yetmezlik dediğimiz durum meydana gelir. Bu bozulma sonucunda varis dediğimiz damar genişlemeleri oluşur. Genellikle ayak bileğinin iç kısmından kasığa kadar giden büyük dış toplardamar (safen veni) ve dallarının genişlemesi ile başlar. Bu genişleme sonucunda sadece görsel açıdan sorun olacak şekilde örümcek ağı tarzında; bazen de uzaktan rahatça görülecek şekilde parmak kalınlığında varisler ortaya çıkar. Toplumda her dört kişiden biri bu hastalığa adaydır.”

KİMLERDE GÖRÜLÜYOR
Sıklıkla ayakta çalışan kişilerin hastalığı olduğunu belirten Reyhanoğlu, “Kuaförler, aşçılar, tezgahtarlar, diş hekimleri, trafik polisleri, garsonlar, cerrah, öğretmenler bu hastalığın başlıca adayları. Bunun dışında hamilelik, kilo artışı gibi bacaklara binen yükün arttığı durumlar diğer sebepler. Hastalar ya kozmetik rahatsızlık ya da ağrı, şişlik, renk değişikliği, kaşıntı gibi dolaşım bozukluğuna bağlı şikayetler nedeniyle hekime başvurur. Muayenede varislerin cilt altında görülmesi ve toplardamar yetmezliğin saptanması ile tanı konur. Toplardamar yetmezliğinin derecesi bu ultrasonografi sonucunda tespit edilir ve tedavi planlaması yapılır.”

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Yazının devamı...

Önyargıyı bırakın: Tanıyı doktor koysun

19 Kasım 2017

Buna karşın makattan kanamaların hemoroit veya basur denilerek üzerinde durulmamasının da büyük hata olduğunu vurgulayan Dr. Savaşçın, “Dolayısıyla makattan kanamalar ne basur ve benzeri isimlerle geçiştirilmeli ne de kanser oldum ön yargısı ile hareket edilmelidir. Doğru olan makattan kanama görüldüğünde kanama nedeninin bir doktor tarafından tanınmasıdır. Kanamalarda ilk sırada hemoroitler neden olarak bilinse de kanser riskini ortadan kaldırmak gerekmektedir” dedi.

Kalın bağırsak ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumdan kaynaklanan kanserlere ‘kolorektal kanserler’ dendiğini aktaran Dr. Savaşçın, İzmir’de 15 yılı aşkın süredir genel cerrahi uzmanı olarak çalışıyor. Kendisi, özellikle kapalı ameliyatlar, kanserler ve kalın bağırsak hastalıkları konusunda çalışmalarıyla tanınıyor. Kanser konusunda da önceliği kalın bağırsak kanserleri. Kalın bağırsak hastalıkları ve kanserleri konusunda çalışmaları ve kanser hastalarına yaklaşımı çok takdir edilen Dr. Savaşçın, stapler ile hemoroit ameliyatı konusunda da Türkiye’nin önde gelen serisine sahip.

MUTLAKA KOLONOSKOPİ

Dr. Savaşçın, makattan kanama sonrasında hemoroit görülse bile mutlaka kolonoskopi istenmesi gerektiğini, erken tedavinin yaşam oranını yükselttiğini vurgulayarak, şöyle dedi: “Bu kanserlerin en önemli belirtisi taze, parlak kırmızı veya daha koyu renkte olan kanlı dışkılamadır. Kanama nedeninin başka bir hastalık olması yüksek ihtimal olabilir ama bu konuda kararı doktor vermeli. Bunun dışında dışkılamada alışılagelmiş düzende değişiklikler önemli. Bu kabızlık veya ishal şeklinde görülebilir. Rektum dediğimiz makata yakın bölgenin kanserlerinde dışkıda incelme, devamlı dışkılama hissi, tuvalet sonrası rahatlayamama gibi belirtiler olabilir. Bu belirtiler önemli. Çünkü rektum bölgesi kanserleri kalın bağırsak kanserleri içinde yüzde 50 oranında görülüyor. Karın ağrısı, kısa sürede hızlı kilo kaybı, kansızlık, bu kanserler için sayılacak diğer belirtiler. 50 yaşın üzerinde açıklanamayan kansızlık durumunda sindirim sistemine yönelik araştırma yapılması tartışmasız kuraldır.”

Yazının devamı...

Kalp yetersizliğine kapsamlı bakış

12 Kasım 2017



2023’TE 15 MİLYON OLACAK
Kalp Yetersizliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehdi Zoghi’nin verdiği bilgilere göre; kalbin kasılma ve/veya gevşeme gücünün azalmakla birlikte nefes darlığı ve/veya ayaklarda şişlik gibi durumların ortaya çıktığında kalp yetersizliği (KY) olarak tanımlanıyor. Kalp yetersizliğinin görülme sıklığındaki artışın başlıca nedeni yaş ortalamalarının artması ve KY’e neden olan kalp damar hastalıklarının ve risk faktörlerindeki artış. Bu durum Türkiye için de geçerli olmakla birlikte önümüzdeki yıllar içinde 2-3 kat artacağı, yani 2023 yılında 14-15 milyon olacağı öngörülüyor. Kalp yetersizliği konusunda diğer endişe verici tablo ise pek çok kanser çeşitlerinde daha ölümcül olması. Dolayısıyla KY’den korunma ve etkin tedavisi son derece önem arz ediyor.

YÜZDE 24 DİKKATSİZLİK
Kardiyovasküler Akademi Derneğinin genç araştırmacı ekibiyle Türkiye’de yapılan en büyük çalışmalardan birine imza attıklarını dile getiren Prof. Dr. Mehdi Zoghi, Journey HF-TR (Kalp yetersizliği hastaların hastane içi yolculuğu) başlıklı çalışmaya bin 606 hasta ve 37 merkezin katıldığını aktardı. Çalışmada diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’ye göre farklılıklar tespit ettiklerini anlatan Zoghi’nin verdiği bilgiler şöyle:

Yazının devamı...

Glokom tedavisinde ‘Jel Implant’ yöntemi

5 Kasım 2017

 

Halen dünyada 70 milyon insan glokom hastası ve glokom körlük nedenleri arasında ikinci sırada. Ancak “gözün sinsi hırsızı” diye tanımlanan glokom hastalığı bu kadar yaygın olmasına rağmen hastaların neredeyse yarısı tanı almamış durumda. Bunun sebebi de çoğu kez hiçbir öncü belirtisinin olmaması, genellikle ağrısız olması ve ileri dönemlere varmadıkça hastaların hissedebileceği belirtilerin olmayışıdır.
Karşıyaka Göz Hastanesi’nden Prof. Dr. Esin Başer, glokom tedavisinde yeni yöntemin ‘Jel Implant’ olduğunu belirterek, şöyle anlattı:


15 DAKİKALIK UYGULAMA
“Glokom cerrahisinde en güncel gelişme ‘minimal invaziv glokom cerrahisi’dir. Bunun anlamı geleneksel yöntemlerin aksine, göz dokularında kesi yapmaksızın veya çok küçük bir kesiden minimal travma ve minimal diseksiyonu uygulanmasıdır. Bu yöntemlerden ülkemizde yeni uygulanmaya başlanmış olan jel implant, halen ABD ve Avrupa ülkelerinde, avantajları nedeniyle hızla popüler hale gelmiştir. Kollajen türevi olan jel implant yaklaşık bir saç teli kalınlığındadır. Bu yumuşak jel implant korneada kendiliğinden kapanan çok küçük bir kesiden özel enjektörü vasıtasıyla göze yerleştirilmektedir. Operasyon süresi yaklaşık 15 dakika olup uygulama günü birlik ve ayaktandır; güvenilirlik profili yüksektir. Diğer glokom ameliyatlarının aksine, dikiş vb kullanılmamaktadır ve iyileşme çok daha hızlı olmaktadır. Özellikle glokom damlalarının yetmediği veya yan etkiler nedeniyle tolere edilemediği durumlarda tercih edilmektedir. Gerekli olgularda jel implantın katarakt ameliyatı ile birlikte (aynı seansta) göze yerleştirilmesi de münkündür.”

Yazının devamı...