"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Kök hücre tedavisinde yeni bir boyut: Eklem içi yağ dokusu nakli

18 Mart 2018

Son yıllarda teknolojinin ilerlemesi ile daha da pratikleşen bu yöntemin ürün kitlerinin Türkiye’ye gelmesi ile plastik ve rekonstrüktif cerrahi yanısıra, ortopedik rahatsızlıklarda da sıklıkla kullanılmaya başlandı. Tekniğin basit oluşu, tek seanslık bir girişim olması ve karın yağlarından alınması özelliği ile sporcuların hatta ileri yaşlardaki eklem kıkırdak hasarlarında, başlangıç evre ağrılı eklem kireçlenmelerinde, tenisçi dirseği, topuk dikeni, ağrılı ve donuk omuzlarda uygulanarak başarılı sonuçlar elde edildiği bildiriliyor.
İstanbul, Ankara ve Denizli de başarı ile uygulanan bu yöntem İzmir’de de Prof. Dr. Haluk Hayri Öztekin tarafından uygulanmaya başlandı. Son yıllarda diz kıkırdaklarında yıpranma nedeni ile spora ara vermek zorunda kalan bir hastaya uygulandı. Lokal anestezi ile karın bölgesinden alınan yaklaşık 150 ml yağ dokusu, özel işlemlerden geçirilerek, öncü kök hücrelere dönüşebilen mekanik olarak parçalanmış yağ dokusu elde edildi ve artroskopik (kapalı yöntemle) eklem temizliği ardından diz eklemine enjekte edildi. Ekleme verilen bu yağ dokusundan ortaya çıkacak özel hücrelerin, kök hücrelere dönüşerek hasarlı kıkırdak dokusunda sağlıklı kıkırdak hücreleri haline gelip yıpranmış dokuları tamir etmesi ve kısa sürede hastanın spora dönmesi beklenmekte.

AYNI GÜN EVİNDE
Konu ile ilgili Dr. Haluk H. Öztekin şunları söyledi: “Bazı hastalıklarda hastanın kendi hücrelerinin kullanılması tıp tarihi kadar eskidir. Şu anda tamirci ‘kök hücre’ oluşturabilen potansiyelde ‘öncü hücreler’ kemik iliğinden çok hastanın kendi cilt altı yağ dokusundadır. O nedenle hastanın karnındaki yağı kullanmaktayız. Yağ dokusu alıp steril şartlarda mekanik olarak parçalayarak ortaya çıkan hücreleri kullanıyoruz. Bu hücreler yıpranmış eklemlerde dokuları tamir eden hücrelere dönüşür ve hasarlı dokuları tamir eder. Bu da histolojik olarak defalarca kanıtlanmıştır. Ama ameliyathane şartları gerekmektedir. Lokal uyuşturma yapılarak hasta aynı gün evine gidebilir. Genelde hastanın karın yağlarını, az ise uyluk iç kısımlarındaki veya belindeki yağı kullanıyoruz. Yağ dokusu nakli tabii ki mucizevi bir tedavi değil. Sadece bir tedavi seçeneği. Henüz elimizde ancak 2 yıllık klinik sonuçları mevcut. Ama kısa vade sonuçlar mükemmel. Hastaların ağrı ve hareket kısıtlılıkları düzelmekte, hatta çekilen kontrol MR larında eklem kıkırdak kalınlığının arttığı izlenmektedir. Ancak ameliyat safhasına gelmiş eklemlerde asla bu işlemi uygulamıyoruz.”

Yazının devamı...

Bayraklı’ya 5 yıldızlı hastane

11 Mart 2018

 

‘Hastalıkta Sağlıkta Her Yaşta’ sloganıyla çıktıkları yolda her kitleye hitap eder konuma geldiklerini belirten Dr. Bektur, “Buca Tıp Merkezi ve Tınaztepe Hastanesi’ni İzmir üretti, büyüttü. Sağlık alanında halkın beklentisini karşıladık. Bu zamana kadar 3 milyonun üzerinde hasta muayene ettik. Teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek hizmet veriyoruz” dedi.

KALİTEDEN ÖDÜN YOK
Büyürken kaliteden ödün vermediklerini vurgulayan Dr. Bektur, Tınaztepe Hastanesi’nin ABD’nin en prestijli akreditasyon kuruluşlarından Joint Commission International (JCI) belgesini aldığını söyledi. Kurduğu Buca Tıp Merkezi, Tınaztepe Hastanesi, Torbalı Tıp Merkezi ve şu ara Bayraklı’da ikinci büyük hastaneyi kurma çalışmaları yürüten Dr. Bektur, ödün vermeyecekleri iki şeyin kalite ve hijyen olduğunu belirtti.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra sağlık işletmeciliği üzerine doktora yapan Mehmet Bektur, kamuda 11 yıl ara yöneticilik yaptı. Mecburi hizmet yeri Afyonkarahisar’da başlayan bu deneyim, Seferihisar’da istifayla son buldu. Hikayenin devamını kendisinden dinleyelim:
“Ardından Buca Çözüm Polikliniği’ni kurdum, sonra Buca Tıp, şimdi de Bayraklı’da kurulacak Tınaztepe Hastanesi. 2018’in ikinci yarısında hizmete girecek hastane 15 bin metrekare alan içinde, eksi 1’de ameliyathaneler, eksi 2’de poliklinik hizmetleri, eksi 3’te radyoloji bölümünün yer aldığı zemin ve 5 katı doktor odaları, idari bölüm, özel ve VİP odaların bulunduğu toplam 9 kattan oluşacak. 180 yataklı son sistem cihazlarla kurulan hastane kalite ve hijyenden ödün vermeyecek.

YATIRIM 50 MİLYON $

Yazının devamı...

Yaşlanmanın bilimi

5 Mart 2018

Yaşlı kişilerin bakım ve tedavisi anlamına gelen “geriatri” konusunda önemli bilgiler veren Prof. Dr. Kumral, “Literatürde 65- 74 arası yaşlılık, 75- 89 arası ihtiyarlık, 90 yaş ve üzeri ise ilerlemiş ihtiyarlık dönemi olarak sınıflandırılır. Bireyin kronolojik yaşı ile biyolojik yaşı arasında farklılıklar olabileceği de unutulmamalıdır. Normal fizyolojik yaşlanmanın kesin tanımını yapmak zordur. Hücre içi mekanizmalarla düzenleme olasılığına karşın, yaşlanma işlevi birtakım çevresel etkenlerle yönlenir” diyor.

6 GENEL TEORİ MEVCUT
Yaşlanmaya neden olan hücre içi mekanizmaların henüz tam olarak açıklık kazanmadığına da dikkat çeken Prof. Kumral, bu konuda genetik, programlanmış yaşlılık, edimsel hasar, serbest radikal, immünolojik ve stres olmak üzere 6 teorinin bulunduğuna dikkat çekiyor. Kumral, kalp kapaklarının kalınlaşıp sertleştiğini, fiziksel efora karşı toleransın azaldığını ve iş yapma kapasitesinin düştüğünü, dolaşım bozuklukları oluşabildiğini, solunum kaslarının zayıflaması ve kamburluk gibi nedenlerle soluk alıp vermenin azaldığını, ağız içinde oluşan değişimlerden kaynaklı iştahın azalabildiğini, kemik kırığı riskinin arttığını dile getirdi. Bunların yanı sıra beyin hücrelerinin doğumdan itibaren azalmaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Kumral, “Yaşlılarda beyin ağırlığı ve hacmi yaklaşık yüzde 10 oranında azalmıştır. Refleksler yavaşlar ve sinirlerdeki iletim hızı yüzde 10- 15 oranında azalır. Uyuma paterni değişir. Yakın hafıza zayıflar fakat öğrenme etkilenmez. Algılamada azalma söz konusudur. Cevap zamanı uzamıştır. Bu durum kazalara neden olabilmektedir. 65 üstü kişilerin yaklaşık 1/ 3’ünde sosyal ilişkilerini etkileyebilecek düzeyde işitme kaybı vardır. Tat alma ve koklama duyusu da azalır” dedi.

DEMANS HASTALIĞINA DİKKAT
Prof. Dr. Kumral, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Ortalama insan ömrünün belirgin şekilde arttığı son yıllarda yaşlılık ile bire bir orantılı olarak demans insidansı da belirgin şekilde yükselmiştir. Demans özellikle gelişmiş ülkelerde yaşlı popülasyonun en sık görülen hastalığı ve dördüncü en sık ölüm nedeni haline gelmiştir. Demans hastalığının geri dönüşsüz ve ilerleyici bilişsel yıkımın yol açtığı klinikle seyreder. Bu yüzden erken tanısı ve bu progresif gidişatın durdurulabilmesi ya da en azından yavaşlatılabilmesi hem hasta ve hasta yakınları hem de ülke ekonomisi yönünden büyük önem arz etmektedir.”

Yazının devamı...

Çeyrek asırda 50 bin ameliyat

25 Şubat 2018


EMOT’un kuruluş öyküsü, 1986 yılında Prof. Dr. Arslan Bora ve Prof. Dr. Sait Ada’nın ortak muayenehane açmasıyla başladı. Ekibe daha sonra Uzm. Fzt. Firdevs Kul ve Op. Dr. Fuat Özerkan da dahil oldu. EMOT, 1991 yılında İzmir’in ilk özel dal hastanesi ve Türkiye’deki ilk El ve Mikrocerrahi Özel Dal Hastanesi olarak sağlıklı bir yaşam için kapılarını açtı. 1993’te Doç. Dr. İbrahim Kaplan ve Doç. Dr. Yalçın Ademoğlu da ekibe katılarak hastanenin gücünü arttırdı.
Kurucuların çoğunluğu, hastanenin aynı zamanda çalışanları ile kuruluşa destek veren hocalarla dostlar oldu. Bu girişimler ve desteklerle EMOT, bölgenin önde gelen acil mikrocerrahi ve travmatoloji merkezine dönüştü. Ellektif olgular ile yılda ortalama 3 bin ameliyat ve 10 bin poliklinik sayısına ulaştı.

EMOT’UN FELSEFESİ
Hasta tedavisi dışında bilimsel araştırmalar ve sürekli meslek içi eğitim, etik ilkelere bağlılık EMOT’un felsefesini oluşturuyor. İlk günden bu yana, felsefesinden taviz vermeden büyümeyi sürdüren EMOT, aynı zamanda genç meslektaşlarına ve fizyoterapi öğrencilerine eğitim vermek için kapılarını hep açık tutuyor.
Geride kalan 25 yıl içinde 50 bin ameliyat, 150 bin poliklinik hizmeti verdiklerini dile getiren kurucu ortaklardan Prof. Dr. Sait Ada, şunları söyledi:

EKİP ÇALIŞMASI ÖNEMLİ

Yazının devamı...

7 mucize bitki

18 Şubat 2018


Ekinezya, Kore ginsengi, çörek otu, zerdeçal (Hint safranı), zencefil, sarımsak, Güney Afrika sardunyasını ‘mucize bitkiler’ olarak niteleyen geleneksel ve tamamlayıcı tıp hekimi, fitoterapist Dr. Serdar Özgüç, tüm tıbbi biktilerin hekim kontrolünde kullanılması gerektiği uyarısında bulunarak, şu bilgileri veriyor:
EKİNEZYA: Asırlardır Kızılderili bitkisi olarak biliniyor. ‘Soğuk algınlığı savaşçısı’ olarak Avrupa ve Amerika’da gıda takviyesi olarak kullanılıyor. Tıbbi kullanımı 1938’de Almanya’da başladı. Sonbahar ve ilkbaharda kürler şeklinde kısa süreli bağışıklık sistemini uyarıcı olarak kullanılıyor. Papatya gibi çiçeklere alerjisi olanlar kullanmamalı.
KORE GİNSENGİ: Bağışıklık sistemini uyarması dışında kan şekeri seviyesinin kontrolüne yardımcı oluyor ve güçlü bir antioksidan. Bağırsak florasını koruyucu ve beyne giden kan akımını artırıcı özellikleri bulunuyor. Özellikle 50 yaş üzeri ve geriatri hastaları için uygun. Ama kronik yüksek tansiyonu olan kişiler, meme kanseri ve memenin fibrokistik hastalığı olanlar kullanmamalı. 3 aydan fazla kullanımı önerilmiyor.
ÇÖREK OTU: Tıp tarihinin en ünlü kitaplarından biri olan ‘El-Kanun fı’t Tıb’ ya da Latinceye çevrilmiş adıyla ‘Canon of Medicinae’nın yazarı İbn-i Sina, çörek otunun metabolizmayı uyardığını, uyuşukluğu ve halsizliği engellediğini savunuyor. Çörek otuyla ilgili en önemli sözlerden biri peygamberimiz Hz. Muhammed’in “Çörek otunu kullanın, ölümden başka her şeye devadır” sözü. Çörek otu, yangı giderici, antioksidan, hücre çoğalma aktivitesini önleyici özelliklere sahip. Bu nedenle farklı kanser tedavilerinin kemoterapisine destek olarak da kullanılarak bağışıklık sistemini aktive ediyor.
ZERDAÇAL: Bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde uyarması dışında, antiviral, yangı giderici ve karaciğeri koruyucu özellikleri bulunuyor. Zerdeçalın tümör hücrelerinin bertaraf edilmesinde önemli rol oynadığı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda.
ZENCEFİL: Bulantı, yangı giderici ve antioksidan özelliği olan, bağışıklık sistemini uyaran bir bitki. Vücutta birçok sistem üzerine olumlu etkileri bulunuyor.

Yazının devamı...

Adım adım yaşamak

11 Şubat 2018

Stresten uzak kalmaya uğraşırız. Fakat günlük hayatın akışı içinde çoğumuzun vakit azlığından yakınarak es geçtiğimiz bir husus vardır, o da spor yapmak.
Özel Tınaztepe Hastanesi Kardiyoloji Uzm. Dr. Efe Edem, “Hergün adım at, yaşamaya bak”, “Ayakta kal, hayatta kal” diyerek, şunları söylüyor:

SÖYLEMEK KOLAY
Haftada 4-5 gün yarım veya bir saat yürüyüş yapmak. Ama söylendiği kadar kolay olmuyor. 8.30’dan 17.00’a kadar mesai yapmak, üstelik bu sürenin başına ya da sonuna ilaveten bu egzersiz süresini eklemek irade gerektiriyor gerçekten. Nitekim çoğu zamanda günün akışına yedirilemiyor bu spor mevzu. Gerek toplumun gerekse de bilim insanların bu açığı kapatmak amacı ile araştırdığı bir konudur günlük adım atma sayısı ve onun sağlığımız üzerine olabilecek faydaları. Gerçekten de yoğun çalışan ve bu nedenle spor yapmaya vakit bulamayan insanlar için uygulaması nispeten mantıklı, gerçekçidir. Çünkü hayatın akışı ile beraber yoğrulabilir bir aktivitedir.

2000’DE JAPONYA’DA
Fitbit ve diğer benzeri adım ölçerlerin icadından beri çoğu insanda günlük 10.000 adım atmanın sağlıklı bir hayat için kilit taşı oluşturduğu düşünülmekteydi. 2000’li yıllarda ortaya çıkmış olan bu sayıda Japonya’da hipertansiyona sahip erkek bireyler arasında yapılmış olan bir çalışma yatmaktaydı. Günde 10.000 adım sonrası bu grup erkeklerde tansiyon değerlerindeki ve kilolarındaki düşmeye ilaveten vücut yağ-kas oranı anlamlı ölçüde düzelmekteydi. Fakat güncel olan iki önemli çalışma günlük adım sayısı barajını biraz daha yukarıya çekmekte.

BOLİVYA YAPILDI

Yazının devamı...

Sloganı "size özel"

4 Şubat 2018

 

Özel Park Tıp Merkezi’nin, bu bilinçle modern ekipmanlara sahip çağdaş bir sağlık merkezi olarak kurulduğuna dikkat çeken Kurucu ve Genel Müdür Dr. Mehmet Zafer Kitiş, ‘Size Özel Park Tıp Merkezi’ni şöyle anlattı:
Merkezimizde yer alan tüm tıbbi cihazlar, dünyada kabul görmüş iyi markaların üst sınıflarından seçilmiştir. Gerek ameliyathanelerimiz, gerekse laboratuvarlarımız, klinik tanı ve tedavi cihazlarımız, radyoloji departmanımızın donanımları hep bu anlayışla oluşturulmuştur. Kurumumuzun SGK güvencesiyle hizmet almak isteyen hastalarımıza yardımcı olamaması bizleri de üzmektedir. Ancak aşırı hasta yoğunluğunun olmadığı, hekimlerin hastalarına yeterli vakti ayırabildiği bir kurumda hizmet vermek gerek sağlık personeli gerekse hastalarımızın mutluluğunu artırmaktadır. Özel Park Tıp Merkezi’nde, hastalarımızın kendilerini özel hissedecekleri, ‘Size Özel’ sloganımıza uygun olarak sağlık hizmeti vermek ve hizmet kalitemizi her geçen gün yükseltmek için tüm gücümüzle çalışıyoruz.

 

29 YILDIR HİZMETTE
Sağlık sektöründe 1989 yılında başlayan faaliyetimiz, 1995- 2015 arasında Karşıyaka’nın Park Polikliniği olarak 20 yıl hizmet verdikten sonra, Ağustos 2015 tarihinden itibaren daha modern, donanımlı ve yeni binasında “Özel Park Tıp Merkezi” unvanı altında devam etmektedir. Park Tıp Merkezi Bakanlık sınıflamasında ‘A tipi’ cerrahi tıp merkezi olarak tanımlanmaktadır. Merkezimiz eskiden gün hastanesi olarak adlandırılan, butik bir sağlık kuruluşudur.
Yeni binamız üçü bodrum katı olmak üzere, toplamda on üç kattan oluşur ve yaklaşık 5000 metrekare kapalı alana sahiptir. Şu anda 25 uzman doktor, 3 pratisyen hekim, 1 diş hekimi ile, 20 branşta hizmet vermekteyiz. Poliklinik hizmetinin yanı sıra acil servisimiz 7 gün 24 saat aralıksız olarak çalışmaktadır. Hastanemizin tüm özel sağlık sigortası şirketleri ve bankalar ile anlaşması mevcuttur. Kurumumuzun SGK ile anlaşması yoktur.

 

Yazının devamı...

İlkyardımı bilen hayat kurtarır

28 Ocak 2018

 

Hiç beklemediğimiz bir anda kapımızı çalabilecek ciddi kazalarda ya da sağlık sorunlarında ilk yardım uygulamalarına ne kadar hazırız? Hiç şüphesiz pek çoğumuz acil durumlarda ilk yardım tekniklerini bilmiyoruz! Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Gürkan Ersoy, en sık karşılaşılan kazalar ve sağlık sorunlarında ilk yardım uygulamalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

BİZZAT KIZIMDA YAŞADIM
“Konuya acı ama gerçek bir olay ile başlayayım. Kızım İpek, tahminen 7 yaşlarında. Evimizde otururken bir anda kulakları sağır eden ağlama sesini duyduk. Eşimle birlikte, sesin geldiği banyoya koşarak gittik. İpek, elinde annesinin en sevdiği parfüm şişesini tutuyor, hüngür hüngür ağlıyor ama neden ağladığını, ne olduğunu bir türlü ifade edemiyordu. Çok belli ki bir nedenle çok acı çekiyordu. Olayın ne olduğunu çok kısa süre içinde kavradım, hepimizin uygulayabileceği, çok basit ilkyardım uygulamasından sonra halen çalışmakta olduğum Dokuz Eylül Hastanesi acil servisine götürdük. Acil tıp uzmanı ve arkasından göz hekimi arkadaşımız muayenesini tamamlayıp, reçetesini yazdıktan sonra, gönül rahatlığı içinde evimize döndük.
Peki, kızımıza ne olmuştu, ilkyardım uygulaması olarak ne yapmıştım, yapmasam oluşan bu görünmeyen kaza İpek’te ne gibi kötü sonuçlar doğurabilirdi?

ÖĞRENMEK ZORUNDAYIZ
Hayat çok zor. Her an her yerde yaralanma, kaza, hastalık ile karşılaşabiliyoruz. Ama her yerde doktor, hemşire, paramedik, ambulans yok. Bu zaten mümkün de değil. Peki, çözüm ne? İşte, tek ama tek çözüm, ilkyardım uygulamak. İlkyardımı öğrenmek durumundayız. Unutmayalım ki öğrendiğimiz ilkyardım uygulamalarını hayatımızın bir döneminde ve yüzde 80 oranında bir yakınımız için kullanıyoruz.

EĞİTİM İÇİN GEREKEN

Yazının devamı...