"Bülent Katarcı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bülent Katarcı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bülent Katarcı

Bülent Katarcı

Hem sağlıkta hem hastalıkta yoga iyi fikir.

9 Eylül 2017

Yapılan araştırmalar, yoganın fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğunu kanıtlıyor. MS’ten kalp-damar rahatsızlıklarına, konsantrasyon bozukluklarından kaygıya, kas-iskeletten sinir sistemine onlarca hastalıkta yoganın iyileşme sürecini hızlandırdığı, artık bir sır değil.
Yoganın sağlık üzerine etkilerini konuşmak için İzmir’deki Alsancak Yoga’nın kurucusu, aynı zamanda Ege Yoga Derneği’nin kurucusu ve halen Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Gizem Gümüşay ile buluştum. Gümüşay, yoganın pek çok rahatsızlığın iyileşmesinde modern tıbba önemli katkılar sağladığının uzun yıllardır bilinen bir gerçek olduğunu ifade ederken, henüz bir sağlık sorunu olmayan bireylerin yaşamlarını hastalanmadan sürdürebilmeleri açısından da eşsiz olduğunun altını çizdi.

DOKTORLAR FAYDANIN FARKINDA

Şehir yaşamının getirdiği zorlukların, mesleki şartlar ve kaygıların, ekonomik koşulların ve hızlı sosyal değişimlerin insanların hem fiziksel hem de ruhsal sağlıklarını olumsuz yönde etkilediğini hatırlatan Gümüşay, tüm bunların sonucunda ciddi rahatsızlıkların ortaya çıktığını belirtti. Üstelik bu baskıdan kurtulabilmek için kişilerin alkol, sigara, uyuşturucu madde kullanmak gibi zararlı alışkanlıklara yöneldiğini belirterek, doktorların ve uzmanların bu durumlara düşülmemesi için de yogayı önerdiklerini anlattı.
Yoga için merkezine başvuran kişilerin son yıllarda doktorlar tarafından daha yoğun bir şekilde yönlendirildiğini dile getiren Gümüşay, “Çünkü doktorlarımız biliyor ve takip ediyorlar ki yoganın rahatsızlıklar üzerine olan etkileri, her geçen gün daha fazla bilimsel çalışmalarla destekleniyor” dedi. Bir yoga eğitmeni olarak pek çok kez gönüllü olarak bilimsel çalışmaların içinde yer aldığını ve etkilerini kendisinin de doğrudan gözlemlediğini kaydeden Gümüşay, şöyle devam etti:

DEÜ’NÜN MS VE YOGA ÇALIŞMASI

“Örneğin geçen yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı ile MS hastaları üzerine altı ay süren bir çalışma yaptım. Ben ve ekibimizde kendisi de MS hastası olan yoga eğitmeni arkadaşım, doktorları tarafından gruplandırılmış MS hastaları ile haftada bir gün yoga seansları yaptık. Psikologların ve fizyoterapistlerin gözlemlediği ve takip ettiği bu çalışmalarımızın neticesi hem şaşırtıcı hem de harikaydı. Şaşırtıcıydı; çünkü, çalışmanın başında ve sonunda denge, yürüyüş, ağrı, yorgunluk, hareket korkusu ve depresyon değerlendirildi. 6. ayın sonunda hastaların yaşam kalitesinin zihinsel bileşeninde artış, depresyon ve yorgunluk seviyelerinde azalma ve yürüyüş değerlendirmesinde iyileşme görüldü. Harikaydı; çünkü, MS gibi ömür boyu süren bir hastalıkta sadece 6 ay gibi kısa sürede kişilerin yaşam kalitelerinde anlamlı ve olumlu etkiler görmek, açıkçası paha biçilemezdi. Yaptığımız çalışmaların benzerleri yurtdışında da pek çok hastalıkta yapılıyor. Örneğin Boston Üniversitesi’nden Chris Streeter ve arkadaşları, tüm majör beden fonksiyonlarını etkileyen vagus sinirinin uyarımının yoga ile düzenlenebildiğini ortaya koydu. Bu tür bilimsel çalışmalar, farklı hastalıklar için farklı yoga tekniklerinin insan fizyolojisini olumlu yönde nasıl etkilediğini gösteriyor. Hasta olanlar için bu olumlu etkiler varken, sağlıklıysak da sağlığımızı uzun vadede korumak ve dengede tutmak adına yogaya yaşamımızda yer açmak akıllıca bir yatırım gibi görünüyor. Yani yoga uygulamaları yapmak, daha iyi bir sağlığa, daha mutlu bir bireye ve topluma sahip olmak için doğru bir seçim.”

Yazının devamı...

10 soruda PRP ve Kök Hücre tedavisinde doğru bilinen yanlışlar

3 Eylül 2017

 


Beykent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksek Okulu Prof. Dr. Haluk Hayri Öztekin ‘10 soruda PRP ve Kök Hücre Tedavileri Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar’ı şöyle sıraladı:

* PRP ve Kök Hücrenin birbirinden farkı yoktur: PRP veya TZP, trombositten zengin bir kan ürünü olup doku iyileştirici hormonlar içermekte ancak kök hücre içermemektedir. Kök hücreler ancak kemik iliğinden ya da yağ dokusundan elde edilebilmektedir.
* PRP ve Kök Hücre her hastalığa iyi gelmektedir: PRP ve Kök Hücre mucizevi bir yöntem değildir. Bu konuda uzmanlaşmış hekimler tarafından, doğru endikasyonla doğru sayıda yapılırsa yararlı olabilecek bir yöntemdir.
* PRP ve Kök Hücre yaşlılığı engeller: Yaşlanma sürecinin yavaşlaması veya engellenmesi şu an tıbben mümkün değildir. Tedavi yapılan dokularda geçici iyileşmeler beklenebilir.
* Her PRP yöntemi aynıdır: Piyasada satılan PRP hazırlama kitleri çok çeşitli olup, uzman doktorunuzun önerdiği kitin kullanılması en doğrusu olacaktır. Bilimsel olarak makbul gören preperat, lökositten fakir PRP dir.

Yazının devamı...

Kalbi koruyucu yaşam değişikliği

28 Ağustos 2017


Bu sorular kalp ve damar hastalıkları ile ilgilenen doktorların hemen her gün defalarca işittiği sorular. Birçok insan, toplumdaki her iki kişiden birinin ölümüne neden olan kalp damar hastalıklarından korkar, sakınmak için önlemler almak ister ama çoğu kez bu konuda başarılı olamaz. Zira bilinçaltımız
bize şunu telkin eder: “Aman gidelim bir doktora muayene olalım, bize bazı testler yapılsın da hasta olmadığımızı görelim, rahatlayalım.” Sonrası adeta halk arasındaki tabiri ile “eski tas eski hamam”dır. Kaldığımız yerden devam edelim. “Vur patlasın,çal oynasın.” Maalesef rutin bir poliklinik gününde, defalarca tekrar edilmiş (birçok laboratuvar neticesi elde var) ve kolesterol yüksekliği olduğu neredeyse onlarca kere görülmüş, ancak bu problemin çözümü ve dolayısı ile kalp hastalığından korunmak adına gerekli adımlar atılmamış; hekimler önerilerde bulunmuş olsa bile gereği yerine getirilmemiş pek çok hasta bulunmaktadır... Öyle düşünüyorum ki pek çok kişi doktora giderek, o an için bir kalp damar hastalığı olmadığı cevabını doktordan duymak istiyor ve bu şekilde içini rahatlatmayı hedefliyor. Asıl önemli olan önlem alınması eylemi savsatıyor. Bu aslında bir insan olarak anladığım bir davranış biçimi olmakla birlikte, kesinlikle tasvip edilmemesi gereken bir durum.

ÇOK İYİ ANLATILMALI
Özel Tınaztepe Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ozan Kınay konuyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Biz hekimlerin hastalarına kalp damar hastalığını, risk faktörlerini çok iyi anlatması gerekir. Bu risk faktörleri çoğu kez hastalar tarafından direkt hastalık sebebi olarak algılanabiliyor. Kendi klinik pratiğimde, kalp damar hastalığının gelişimini kolaylaştıran risk faktörlerini hastalarıma anlatır iken, bir tarla ya da bahçenin bir çiftçi tarafından bakımının yapılması eylemine benzeterek söze başlarım. Birçok insan bilir ki bir tarlada bir tohum ya da fidenin ekilmiş olması, her zaman o tarladan iyi ürün alacağımız anlamına gelmez. Tarladaki tohumu genetik yatkınlığa benzetirsek, o tarlanın gübrelenmesi, sulanması veya çapalanması gibi bakım işlemlerini risk faktörlerine benzetirim. Eğer tarlada tohum olsa bile (biz genetik olarak kalp damar hastalığına yatkın olsak bile), bu hastalık tohumunun yeşermesi için kolaylaştırıcı bakım işlemlerinin yapılmaması, hastalık tohumlarının çimlenmesinin önüne geçecektir.

NELER YAPILMALI

Yazının devamı...

Kadınlar haydi kontrole

20 Ağustos 2017


İzmir’in bütün ilçelerinde 3 yıl devam etmesi planlanan proje kapsamında, Sağlık Bakanlığı tarafından hizmete sunulan, içinde dijital mamografi cihazının da olduğu araç ile memei, rahim ağzı (serviks), kalın bağırsak (kolon) kanseri taramaları yapılmakta. Sonuçları riskli görülen vatandaşlara, tanı ve tedavi süresince gerekli olabilecek her türlü maddi ve manevi destek sağlanmaya çalışılarak, zorlu olabilecek bu sürecin daha kolay geçmesine gayret gösterileceğini söyleyen İl Sağlık Müdürü Dr. Bediha Salnur, şu bilgileri paylaştı;
“Şu anda Karabağlar’da süren bu taramalarda amaç kanseri oluşmadan, erken evrede yakalayabilmek. Kadınlarda meme, erkeklerde kolon en sık görülen kanserler. Erken evrede yakalanan kanserlerde kişinin yaşam şansını devam ettirme imkanı doğuyor. Aksi takdirde kanser yayılıyor ve hasta kendini çok sıkıntılı tedavi süreçlerinde buluyor.”
Bugüne kadar İzmir’de 5 sabit KETEM ve 1 mobil ile ulaşılan kadın sayısının toplam 33 bin 015 olduğu belirtildi. Ulusal mamografi okuma merkezinin raporları sonucunda toplam bin 461 kadın ek tetkik (ultrason, cerrahi müdahale vb.) için 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşlarına yönlendirildi.

Yazının devamı...

Düzensiz kalp atışına dikkat

13 Ağustos 2017


Kalp atışının düzensiz olması durumunun ‘aritmi’ olarak adlandırıldığını belirten Aritmi Merkezi’nden Yrd. Doç. Dr. Bekir Serhad Yıldız da, normal şartlarda kalbin dakikada 60-100 arasında attığını vurguladı, “Bir başka ifadeyle aritmi, kalbin çok hızlı atması (taşikardi), çok yavaş atması (bradikardi), kalp atışında düzensizliğin ve ritim bozukluluğunun genel adıdır” dedi.


Aritminin, kalp kası içindeki elektroiksel ileti sistemindeki anormallikten dolayı oluştuğunu belirten Yıldız, “Bu ileti bozukluklarının çeşitli sebepleri vardır: Yüksek kan basıncı, kalbi besleyen damarlarda tıkanıklık sonucu kalp kasının zarar görmesi, kalp kapak hastalıkları, kalp krizi, kalp kasının iltihabı, elektrolit denge bozuklukları, kansızlık, tiroid bezi hastalıkları, aşırı miktarda alınan bazı keyif verici maddeler (nikotin, alkol, kahve, uyuşturucular gibi), karotis sinüs sendromu vb.” diye konuştu.


ERKEN TANI ÖNEMLİ
Kalp çarpıntısı sırasında elektrokardiyografi alınamadıysa belirli bir zaman dilimindeki kalp ritmini gösteren ritim ‘holter’ yapılabileceğini vurgulayan Dr. Yıldız, erken tanı ve tedavinin hastanın yaşam kalitesi üzerinde son derece etkili olduğunu belirtti. Aritmilerin ilaçla tedavisinin daha önce tek seçenek olduğunu, ancak şu anda çoğu vakada destekleyici bir rol oynadığını dile getiren Bekir Serhad Yıldız, sözlerini şöyle noktaladı:

Yazının devamı...

Ağrı tedavisinde kök hücre mucizesi

6 Ağustos 2017


Ege Üniversitesi Algoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr Meltem Uyar, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Algoloji Bilim Dalı’nın bölgedeki en kapsamlı, modern, yenilikçi ve en eski bilim dalı olarak yoğun bir hasta kapasitesine sahip olduğu ve yenilikleri yakından takip ederek hizmet verdiğini söyledi. Uyar, kök hücre mucizesi ile ilgili şunları söyledi:

YARIN YAĞI DOKUSU
“Aslında kök hücre tedavileri çok uzun yıllar yapılmaktadır. Ancak daha önceki uygulamalar, kemik iliğinden alınan kök hücrelerle yapılmaktaydı. Bu teknik hücre alımı açısında zahmetli, ağrılı ve alınan hücrelerin uygulandığı yerde etkinlikleri kısaydı. Bu nedenle uzun yıllar kök hücre tedavisi, ağrı tedavisi amacıyla yaygın kullanım alanı bulamamıştı. Son birkaç yıldır, tüm dünyada yaygın olarak kullanılan mezenşimal kök hücre toplama yöntemi (karın yağ dokusundan alınan) ön plana çıkmıştır. Bu yöntemle, hem ağrısız hem de çok daha etkin hücre elde etmek mümkün olmaktadır. Kök hücre uygulamaları ağrı tedavisi amacıyla diz, kalça, omuz eklemine lokal anestezi altında yapılmaktadır. Özellikle hiçbir tedaviye yanıtı olmayan, protez adayı hastalarda operasyondan önce bir seçenektir. Kök hücre; hastanın kendi karın bölgesindeki yağ dokusu özel aletlerle alınıp, bir kit aracı ile saflaştırılarak elde edilmektedir.”

SONUÇLAR ÇOK İYİ
Klinikte 20 kadar diz ve kalça hastasına Prof. Dr Can Eyigör tarafından uygulanan yöntemi sonuçlarının gayet iyi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uyar, “ Hastaların ağrı kesici gereksinimleri azalmış, hareket kabiliyetlerinde belirgin düzelme sağlanmıştır. Mevcut tedavileri ile yüz güldürücü sonuçlar alınamayan hastaların omuz, kalça ve diz eklem ağrılarının giderilmesinde ve eklemlerde gerçek bir onarım sağladığı gözlenmektedir” dedi.

Yazının devamı...

Bu lenslerle yaşam kolay

30 Temmuz 2017

GÜNEY AFRİKA’DA ANLATTI
3 hafta önce Güney Afrika Cape Town’da meslektaşlarına katarakt cerrahisinde multifokal göz içi lenslerindeki gelişmeleri, trifokal mercekler ve bunlar için hasta seçimi konusunda bir konuşma yapan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi’nden Dr. Bilgehan Sezgin Asena, bugün hemen her yaş grubunda olduğu gibi katarakt çağındaki kişilerde de bilgisayar kullanımının arttığına dikkat çekti,“Bu kişiler için bilgisayar mesafesi olarak tarif edebileceğimiz, yaklaşık 60-70 santimi de iyi gösteren göz içi lenslerinin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmuştur. Trifokal göz içi lensleri bu ihtiyaç doğrultusunda, uzağı ve yakını iyi görmeyi sağlıyor. Uygun hastalarda çok başarılı olan bu göz içi lensleri ile her mesafede gözlüksüz bir yaşama kavuşulabiliyor” dedi.
Multifokal lens ile trifokal lens arasındaki farklılığa vurgu yapan Dr. Asena, “Her ikisi de, kişiyi uzak ve yakın gözlüğünden kurtarmak amacıyla tasarlanmış göz içi lensleridir. Multifokal lenslerde uzak ve yakın olmak üzere 2 odak var, trifokalde ise uzak-yakın-orta için 3 ayrı odak bulunuyor” diye konuştu. Özellikle bilgisayar kullanımı gibi orta mesafe aktiviteleri yoğun olan kişilerde trifokal lenslerin daha büyük kolaylık sağladığını kaydeden Dr. Sezgin şunları söyledi:

İKİSİ BİRBİRİNDEN FARKLI
“Bu lenslerin seçimi ve kullanımında kişinin yaşam şekli, aktiviteleri, beklentileri önemlidir. Bunların muayene sırasında paylaşılması ve planlamanın bu durumlar göz önünde tutularak yapılması gerekir. Uzak görüş baskın yaşam şekline sahip dediğimiz kişiler, sık araba kullanan, işleri ve sosyal aktiviteleri nedeniyle açık alanlarda daha çok vakit geçiren kişilerdir. Yakın görüş baskın yaşam şeklinde ise, pek araba kullanmayan, daha ileri yaşta, genellikle kapalı mekanlarda daha çok bulunan, günün büyük bölümünü okuyarak geçiren kişiler söz konusudur. Bu iki grupta, klasik multifokal göz içi lensleri yeterli olabilmekteydi. Ancak günümüzde artan bilgisayar kullanımı ile orta mesafe artık herkes için önemli. Yine ofis çalışma koşulları gibi şartlarda yaşamak zorunda kalan kişilerde trifokal göz içi lensleri daha doğru tercihtir.”

Yazının devamı...

Kadınlar daha sık depresyona giriyor

23 Temmuz 2017


Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Uygulama ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Afşin Sağduyu, depresyon ile ilgili olarak şunları söyledi:


YAŞAM KALİTESİNİ BOZAR
Depresyon önemli bir halk sağlığı sorunu olmasına karşın; hastaların dörtte birinden azının doğru teşhis konarak tedavi edilebildiği görülmektedir. Doğal üzüntü ya da sıkıntıdan farkı, belirtilerin şiddeti ve süresi ile işlevselliği ve yaşam kalitesini bozmasıdır. Kadınların yüzde 20-25’i, erkeklerin yüzde 15’i yaşamlarının herhangi bir döneminde depresyon hastalığı geçirir. Tüm dünyada kadınlarda görülme sıklığı erkeklerden iki kat fazladır. Çocukluktan itibaren hemen her yaşta ve sosyo-ekonomik düzeyde ortaya çıkabilir. Hastaların üçte ikisi intiharı düşünür, yüzde 10-15’i de intihar girişiminde bulunur.”


BAŞLICA BELİRTİLERİ

Yazının devamı...