"Esra Ezmeci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esra Ezmeci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Esra  Ezmeci

Aşk acısı ve takıntısından kurtulma yolları

3 Ekim 2018

Adam kadının isteyebileceği her özelliğe sahipti. Kadını gerçekten iyi hissettiriyordu. Birlikte güzel vakit geçiriyorlardı. Aralarında gerçekten güzel bir iletişim ve tutku vardı. Adam kadınla geleceğe yönelik planlar yapıyordu. Daha kış mevsimiydi ama şimdiden yaz tatili planları bile hazırdı. Kadın artık her şeyiyle adama bağlanmıştı. Planlarını onunla ve ona göre yapıyordu. Bir süre sonra adam artık eskisi gibi ilgili olmamaya başladı. Her zaman ulaştığı adama eskisi gibi kolay ulaşamıyordu artık. Görüşme sıklıkları oldukça azalmıştı. Ve en sonunda bu durumla ilgili kadının bir isyanında ise adam ilişkiyi bitirmişti. Zaten adamın da beklediği hamle buydu. Kadın önce kabullenmek istemedi. Onunla geçirdiği zamanlar aklından bir türlü çıkmıyordu. Zamanının çoğunu adamın sosyal medya hesaplarına bakarak geçiriyordu. Sosyal medya hesabından kimi beğendi, kimleri arkadaş olarak ekledi diye kontrol ediyordu.  Ayrıca adamın kullandığı iletişim araçlarına devamlı bakma ihtiyacı hissediyordu . Şuan neden çevrimiçi, kimle yazışıyor, neden bu kadar zamandır çevrimiçi olmadı gibi sorularla Kafası sürekli meşguldü. Kadın artık işine zamanında gidemiyordu. Gece uykuları düzensizdi. Eskisi gibi kişisel bakımınada özen gösteremez olmuştu. Kafasında devamlı o vardı. Belki farklı davransa böyle olmazdı. Keşke isyan etmeseydi. Acaba başka biri mi vardı derken hayat artık onun için zindana dönmüştü. Bu masum aşk artık onu çıldırtacak boyuta gelmişti. Onsuz hayatın hiçbir anlamı olmadığını düşünüyordu.


Bu belki, bazılarınıza tanıdık gelecek bir hikâye. Aslında masum başlayan bir ilişkinin kısa zamanda nasıl takıntıya dönüştüğünün küçük bir örneği. Her ilişkinin bir süresi vardır. Bazıları kısa, bazıları uzun, bazıları ömürlüktür. Peki, ilişki bittikten sonra bunu takıntıya dönüştüren nedir? Ve bundan nasıl kurtulunabilinir? Takıntılı aşk; kişinin platonik yani gerçekte ulaşılamayan bir aşkı ya da ilişki yaşayıp ayrıldığı bir aşkı takıntı haline getirip bütün yaşamını o kişi üzerine kurması ve o kişiye çok yoğun r, duygular ve  düşünceler içinde olup, bu duygu ve  düşüncelerin giderek kendisine, çevresine hatta bazen takıntı yaptığı kişiye zarar vermeye başlayıp kişinin bütün işlevselliğini azaltacak bir seviyeye gelmesidir. Buradaki en önemli kriter kişinin kendisini aşık olduğu kişi olmadan çok mutsuz hissetmesidir.  Onun, hayatında kendisi olmadan mutlu olmasını hazmedememektedir. Düşüncelerinde o kişiyi o kadar büyütür ki bir günün büyük bir çoğunluğunu o kişiyi düşünerek, sosyal medya ya da başka iletişim hesaplarından takip ederek ve her paylaşımı, her beğenisiyle ilgili senaryolar yazarak geçirir. Bu şekilde aşık olduğu kişiyi daha da kafasında büyütmeye başlar. Kişi kafasında büyüttüğü o kişi olmadan bir işe yaramadığını, yaşamın onsuz bir anlamı olmadığını düşünür. Bazen bu durum tehlikeli sonuçlara da yol açabilir. Kişinin kendine zarar vermesi, psikolojik problemler yaşaması, takıntı yaptığı kişiyi taciz ya da ona  zarar vermeyi düşünmesi veya bu düşüncesini eyleme dökmesi ve bazen de kendini öldürmeye teşebbüse kadar gidebilir. Peki, aşkımız takıntılı aşka dönüştü ise ne yapmalıyız

Sosyal medya hesaplarından ya da diğer iletişim hesaplarından  kontrol etmeyi bırakmamız en büyük adımlardan biridir. Unutmamak lazım ki kişinin hayatını  takip etmek, bu ilişkiyi ve o kişiyi, kafanızda olduğundan daha büyük hale getirmenize sebep olmaktadır.

 

 

Gerçek sevgilerle kalmanız dileğiyle…

Yazının devamı...

Anoreksiya Nervoza: Zayıflık takıntısının asıl suçlusu kim?

19 Eylül 2018

Ve o gün, bu beğenildiğini hissettiği erkek ona yemek teklif etmişti. Onunla ilk defa buluşacak olmanın heyecanını yaşıyordu. Kendine göre pek güzel sayılmazdı, ama hoşlandığı çocuk onu gerçekten beğeniyordu ve yemeğe çağırmıştı. Birlikte yemeğe çıkacakları gün, bütün gününü süslenerek geçirmişti. Akşam yemekte buluşmuşlardı, sohbetleri güzel başlamıştı. Yemek sırasında çocuk kıza; biraz daha zayıf olsan aslında daha çekici olabilirsin demişti. Yemekten aklında kalan tek bu söz olmuştu. Aslında çocuk ona bir kadının, ince belli ve zayıf olması gerektiğini söylemişti. Zayıflık kadını çok çekici bir hale getiriyor, demişti. Konuşmaları o gece yarısına kadar devam etti. Ama kızın aklı çocuğun söylediği o cümledeydi. İçinden hep daha zayıf olsaydım daha çekici olabilirim diyordu. Aslında ne kadar çabuk kilo verse o kadar etkili olurdu. Çünkü çocuğu kaçırmak, fırsatı kaçırmak istemiyordu. Artık akşamları yemek yemeyecekti. Böylece daha hızlı kilo verebilirdi. Çünkü akşam yemekleri ona daha fazla kilo aldırıyordu. Zayıflamayla ilgili kafasına artık çok fazla şey takmaya başlamıştı. Zayıflamayla ilgili düşünceler kafasında dolaşıp duruyordu, sıkı diyetlerle tam altı ay geçmişti. Altı ay içinde tam 20 kilo vermişti. Gününün büyük birçoğunu aynada kendine bakarak geçiriyordu. Ama hala beğenmiyordu. Hala istediği kadar zayıf değildi. Şuan 40 kiloydu ama hala basenleri vardı. Artık eskisi kadar hareketli değildi. Okula giderken zorlanıyor. Ara sıra çarpıntıları olmaya başlıyordu. O hoşlandığı çocuk da artık pek aklında değildi, onunla ilgili duygular zihninden kaybolmuştu, artık tek düşündüğü ne kadar zayıflayabileceği ve bir türlü yeterli zayıflıkta olmayan bedeniydi. Nefes alıp vermeleri de zorlaşmıştı. Acaba bu onun zayıflığından olabilir miydi? Bu düşünceler aklına gelse bile, hala zayıflama konusunda ısrarcıydı. Bir 3-4 kilo daha verse tam mükemmel olabilirdi. Ailesi bu duruma anlam veremiyordu. Ama ara sıra annesinin yaptığı yemeklerden yemek istiyordu. İştahı açılıyordu. İşte o günlerde hemen odasına gidip, pamukları ıslatıp onları yutuyordu. Pamukları yutmak, gerçekten onun iştahını kapatıyordu. Artık kadın reyonlarından kıyafet bulamıyordu. Çocuk reyonları tam ona göreydi. Artık çocuk reyonlarından kıyafet bulabiliyordu. Ama yine de hala basenleri ona fazla geliyordu. Yine çok sevdiği yemeklere dayanamıyordu ama artık onları kendi yiyemiyordu, anne babasına yedirmek istiyordu. Onlar yiyince sanki kendi yemiş gibi rahatlıyordu. Hayatı artık sadece kalori hesapları, bedeninin aynada yansımasını inceleme ve öğün hesaplamadan geçiyordu. Okula bile gidemez olmuştu, artık iyice halsizleşmişti, bir gün annesi yatakta onu baygın buldu. Hastaneye kaldırdılar ve onun için anoreksiya tedavi süreci başlamıştı.

. Bu vakada aslında tamamen çarpıtılmış bir beden algısını görüyoruz. Genç kız 40 kiloya düşmüştü. Göğüs kafesinin kemikleri sayılıyordu. Bacakları gerçekten normal kilodaki bir insanın kolları kadardı. Ama hala ona kilolu geliyordu ve basenleri olduğunu düşünüyordu. Aslında bizim gördüğümüz gibi görmüyordu bedenini. Beden algısı tamamen bozulmuştu.

Yeme bozuklukları arasında yer alan Anoreksiya nervozayı günümüzde sık sık duymaya başladık. Sanıldığının aksine anoreksiya modern çağın bir hastalığı değildir. Çok geçmiş çağlardan beri bu hastalığın varlığı kabul edilmektedir. Anoreksiya terimi iştah kaybına, nevroza ise duygusal nedenlere işaret etmektedir. Anoreksiya Nervoza da kişi normal vücut ağırlığına sahip olmayı reddetmektedir. Kişi kilo almaktan çok korkmakta ve kilo veriyor olması bu korkusunu azaltmamaktadır. Kişi, çok düşük kiloda olsa dahi kilo almamak için aşırı bir çaba harcanması vardır. Ayrıca kişinin beden biçimini nasıl algıladığıyla ilgili belirgin bir bozukluk vardır. Kadınlarda aşırı düzeyde zayıflama, mensturasyonların ardışık 3 kez olmamasına, mensturasyon dönemlerinin kaybolmasına ya da düzensizleşmesine neden olur. Çok fazla kilo kaybetmesine rağmen, kendini normal hatta bazen kilolu görebilir. Hastalar kilo kaybetmek için önce aldıkları gıdaları azaltma eylemine giderler. Ek kilo verme yöntemleri olarak da laksatif veya idrar söktürücü kullanabilirler ya da aşırı egzersiz yapma gibi yöntemler kullanabilirler. Yeme bozukluğu olan hastaların önemli bir bölümü 12- 35 yaş arası kadınlardır. Kadınlarda erkeklere oranla yirmi kat daha fazla gözükmektedir. Sosyo- kültürel olarak kilo vermenin onaylanması veya zayıf kişilerin daha çok beğenilmesi; mükemmeliyetçi obsesif (takıntılı), özgüveni az, sosyal olarak içe dönük olunması anoreksiyaya yakalanma olasılığını yükselten etmenlerdendir. Bu rahatsızlık psikiyatrinin en önemli ve en acil tedavisi gereken hastalıklarının başında yer almaktadır. Bu hastalık tedavi edilmediği takdirde; kalp sorunları, adet görememek, kemiklerde zayıflama, kas kütlelerinde kayıp, kan basıncında düşme, nabız ve solunum hızında yavaşlama, potasyum, kalsiyum ve magnezyum düzeylerinde düşüklük sonucunda ortaya çıkan hayati risk oluşturabilen metabolik tablolar oluşabilir.

Tedavide öncelik kişinin kilosunu sağlıklı düzeye gelmesini sağlamaktır. Hasta tedaviyi kabul etmiyorsa ve hastada ciddi metabolik rahatsızlıklar olduysa zorunlu hastaneye yatırılması gerekebilir. Hastane yatışı sırasında ve daha sonra ya da ayaktan tedavi süresince mutlaka psikoterapi uygulanması gerekir. Bilişsel davranışçı terapi, aile terapisi ve grup terapileri bu hastalıkta çok etkilidir. Özellikle aile terapisinin çok büyük olumlu etkileri olmaktadır. Çünkü bu rahatsızlığa yakalanan kişiler genellikle ailesiyle birlikte yaşayan genç kızlardır. O yüzden aile içinde olumlu bir iletişim sağlamak, aile içindeki işlev bozukluklularını ortadan kaldırmak ve aile sistemi içinde değişiklikler yapmak çok önemli noktalardır.

Yazının devamı...

Karşınızdaki kişi bir yalancı mı?

12 Eylül 2018

Kocası, senin uyumuş olduğunu düşünüp aramadım, biliyorsun karıcığım toplantılar bu aralar uzun sürüyor, ben de toplantı boyunca dikkatim dağılmasın diye telefonumu kapatıyorum, dedi. Aslı daha da sinirlenerek, sekreterini aradım, bugün toplantı olmadığını söyledi, sen neredeydin diye sordu. O sırada Ali bey oturduğu yerde iyice kıpırdanmaya ve öksürmeye başladı. Ellerini itinayla dizlerinde kenetlemiş gözlerini kaçırıyor, bir yandan da bunun şüphe çekici olacağını bildiği için eşinin gözlerine daha da odaklanmaya çalışıyordu. Aslıcığım biliyorsun özel toplantıları bazen şirket gizlilik politikası gereği sekreterlerimiz bile bilmiyor, hem boş ver, senin günün nasıldı, o istediğin tatilin rezervasyonunu yaptırdım, dedi. Aslı, lütfen konuyu değiştirme, ben her şeyi biliyorum, diye yanıt verdi eşine. Aslı’nın ciddiyetini görünce Ali daha da tedirgin olmaya, gömleğinin yakasını ovuşturmaya, kısık kısık öksürmeye başladı. Sürekli yutkunuyor ve elini kolunu nereye koyacağını bilemiyordu. Aklında tek soru vardı. Aslı ne biliyordu?

Çocukluğumuzdan beri ailelerimiz tarafından yalanın en kötü şey olduğunu öğrenerek büyütülüyoruz. İnsanlar yalan söyler, hatta çok fazla sayıda yalan söylerler. Bazı davranışsal araştırmalara göre yirmi dört saatlik süreçte ortalama 10 kez yalan söyleriz ve buna insanları üzmemek ya da bir tartışmaya yol açmasını engellemek için kullandığımız sözde ‘beyaz yalanlar’ da dahil. Yalan toplumda çoğu zaman fark edilmeyebilir, bunun nedeni insanların birbirine güvenmesidir.

Beden hareketleri özellikle yalan söylenildiğinde artmaktadır. Çünkü yalan söylemeye bağlı olarak kan akışı ve kalp atışlarında artış olmakta ve kişi stres altına girmektedir. Stres altındaki kişinin beden hareketlerinde artış olmaktadır. Peki karşınızdaki kişinin size yalan söylediğini hangi hareket ve davranışlardan anlarsınız.

1 - BOĞAZINI TEMİZLEMEK YA DA HAFİFÇE ÖKSÜRMEK
Yalan söyleyen kişinin ilk başvurduğu eylemlerden biri sıklıkla boğazını temizlemektir. Stres durumu karşısında kişinin boğazı kurur ve kişi boğazını temizleme hareketini sıklıkla yapar hale gelir. Kişi boğazını temizlemek amacıyla hafifçe öksürür, çünkü bedeni söylenilen yalanı kabul etmemekte ve onu dışarı atmak istemektedir. Ayrıca öksürmek kişiye söylediği yalan için bahaneler bulmak için de zaman kazandıran bir eylemdir.

2- YUTKUNMA ZORLUĞU

Yazının devamı...

Sevdiğiniz kişi size mi aşık kendine mi?

4 Eylül 2018

Toplantı tam bir saat onun yüzünden gecikmişti. Ortağı yine geç kaldın diyerek Engin’e saati gösterdi. Engin öfkelenerek, burada en iyi fikirler benden çıkıyor ve bu iş yeri benim sayemde kar ediyor. Gerekirse bir saat değil daha bekleseniz de değer bence diyerek yerine oturdu. Hazırladığı reklam senaryosunun sunumunu yaptı, gerçekten güzel olmuştu, asistanlarından biri eksik bulduğu bir noktayı söylemek istedi, ona göre reklamda kullandığı müzik insanlara itici ya da kafa karıştırıcı gelebilirdi, çünkü üründen çok müzik dikkat çekiyordu. Engin yüzünde alaycı bir gülümsemeyle asistanın müzik konusundaki deneyimine rağmen onu aşağılayacak bir sürü şeyle birlikte son olarak düşüncelerini kendisine saklamasını söyleyip toplantıyı bitirdi. Akşam eve gittiğinde eşi karşıladı. Eşi de çalışıyordu, avukatlık yapıyordu. Gün içinde yaşadığı bir problemi anlatmaya başlamışken eşinin sözünü yarıda kesip onu çok duygusal ve zayıf olmakla suçladı. Hukuk hakkında ondan daha çok şey biliyormuş gibi davranmaya başladı, kendisi bu mesleği yapmış olsaydı ne kadar ünlü olacağından ve kazanamayacağı hiçbir dava olamayacağından bahsetti. Eşinin yaptığını söylediği hiçbir şeyi beğenmez ve sürekli eleştirirdi. Eşini yine bu şekilde susturduktan sonra, o günkü başarılarından, çevresindeki insanların ona ne kadar hayran olduğundan bahsetti, eşinin yüzünde beliren hayranlık onu oldukça iyi hissettirmişti. Akşam yemeğinde eşi, eski ortağının bu yıl aldığı ödülden bahsetmeye başladığında ise Engin’in ağzından öfke dolu sözler döküldü, çok sinirlenmişti. Aslında onun kendi fikirlerini çaldığını, hile yaparak o ödülü aldığını ve onun gerçekte başarısız biri olduğunu söyleyip odasına geçti. Eski ortağının aldığı ödül onu çok sinirlendirmişti. Bu konuda en üstün oydu, kim bilir ne hilelerle o ödülü aldığını düşünerek iki uyku hapı aldı ve uykuya daldı.

 

Narsistik kişilik bozukluğu olan kişiler fiziksel ve ruhsal yönden kendilerini aşırı beğenen ve üstün gören, sürekli olarak diğer insanların beğeni, ilgi ve onayını bekleyen, her zaman her yerde özel ilgi hak ettiğine inanan ve bu beklentide olan kişilerdir. Peki karşımızdaki kişi size mi yoksa kendine mi aşık olduğunu nasıl anlayacağız? İşte en belirgin yedi özellik:


1- Her zaman en iyiyi onlar bilir.

İster doktor olun ister avukat olun, bu eğitime sahip olmasalar da sizin uzman olduğunuz konuda karşıt bir fikir savunacaktır. Her zaman her konu hakkında en doğruyu bildiklerini düşünürler. Kendi fikirlerine karşı çıkanlara öfke duyup, bu kişileri değersizleştirebilirler.

 

Yazının devamı...

Yaşamı kısıtlayan takıntılardan nasıl kurtulabilirsiniz?

21 Ağustos 2018

Doğum yapalı 3 ay olmuştu. Her gün ev işlerine yetişmeye çalışmak onu çok fazla yoruyordu. Bebeği bir saat salladıktan sonra daha yeni uyutmuştu. Sonra tekrar banyoya girdi. Bugünkü üçüncü banyosuydu. Ne kadar çok yıkansa da kendini yeteri kadar temiz hissetmiyordu. Her banyoya girdiğinde en az dört kez saçlarını yıkıyor, ayrıca vücudunu fırçalıyordu. En çok korktuğu şey bebeğine mikrop ya da hastalık bulaştırmaktı. O yüzden günde beş kez duş alıyordu. Çok sevdiği kocasının işten eve gelmesi artık onun için işkenceye dönüşmüştü. Kocası gelir gelmez daha kapının eşiğinde onu durduruyor, bütün kıyafetlerini iç çamaşırına çıkarttırıyor, giysilerini de önce bir poşete koyuyor, sonra da ayrı bir yerde yıkamak için banyodaki boş dolaba bırakıyordu. Eşinin her zaman küçük banyoda yıkanmasını istiyordu, çünkü büyük banyoda küçük kızlarını yıkıyordu. Kim bilir kocası dışarıdan ne kadar çok mikrop getiriyordu. Bu ritüelleri yüzünden eşiyle araları bozulmuştu. Eşi artık eve gelmek istemez olmuştu. Zamanla geliş saatleri gecikmeye başlamıştı. Kendinde bir sıkıntı olduğunun farkındaydı elbette ama bütün bunları yapmazsa çok fazla pişmanlık duyuyor ve kaygılanıyordu. Bu günlük rutinler içerisinde kendisi de boğulmaya başlamıştı. Bunları yapmazsa bebeğinin hastalanacağı düşüncesinden bir türlü kurtulamıyordu. Şampuanlamaktan saç dipleri yara olmaya başlamıştı. Evi en ince detayına kadar çamaşır suyuyla yıkıyordu. İki elinde de parça parça yaralar çıkmaya başlamıştı. Bu yaşam tarzı onu hayattan zevk almayacak noktaya getirmişti. Sadece bebeği yüzünden değil, yaptığı bu şeyler yüzünden de  sosyal hayatı kalmamıştı. Ailesi ondaki bu değişiklikleri fark ediyor ve bir doktora gitmesi gerektiğini düşünüyordu. En sonunda ise ailesinin ısrarlarıyla tedavi olmayı kabul etmişti.

Takıntı hastalığı her yüz kişiden ikisinde ya da üçünde görülmektedir. Kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre daha yüksektir. Genellikle hamilelik, doğum, aile çatışması, iş güçlükleri gibi potansiyel stres kaynaklarından sonra erken yetişkinlikte başlar. Erkeklerde erken başlangıç daha sık gözlenir ve kontrol etme kompulsiyonları şeklindedir; geç başlangıç kadınlarda daha sıktır, temizlik kompulsiyonları tarzındadır. Bekarlarda evlilerden daha fazla görülmektedir.

Kaygı türü bir rahatsızlık olan obsesif kompulsif bozukluk, yani takıntı bozukluğu insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır. Takıntılar insanın aklına istemsiz olarak gelen rahatsız edici düşüncelerdir. Takıntılı düşünceye sahip olan kişiye obsesif denir ve toplum içinde takıntılı kişilik olarak adlandırılır. Obsesif düşüncelerin yarattığı  sıkıntıları ortadan kaldırmak için kişi uygunsuz ve saçma bulduğu halde yapmaktan kendini alıkoyamadığı bazı hareketleri yinelemeye başlar. Bu hareketlere kompulsiyon ya da zorlantı denir. Örneğin kişi yürürken yüzüncü adımdan sonra belli sözleri söylemezse gününün kötü geçeceğini düşünebilir ya da tekrar tekrar elini yıkamazsa kirli olduğunu ve hastalık kapacağını düşünebilir.

EN ÇOK GÖRÜLEN TAKINTI TÜRLERİ

Bulaşma-temizlik takıntıları:

Kişi elinde olmadan kirlenmeyle ve hastalık bulaşmasıyla ilgili kaygı yaşar. Mikrop bulaşma korkusuyla el sıkışmaktan, kapıları kapamaktan, insan içine çıkmaktan korkar, sürekli ve sık sık hatta bazen gününün büyük bir kısmında elini yıkamakla zamanını geçirir ya da evinde temizlik yapmakla ilgilenir.

Kuşku Takıntıları:

Kişide sürekli bir şeyi yapıp yapmadığı ile ilgili takıntılar oluşur. Gaz ocağını açık mı bıraktım, kapıyı kilitledim mi, ütüyü fişte mi bıraktım gibi bir şeyleri yapmış ya da yapmamış olabileceğinden korku duyar ve emin olmak için tekrar tekrar kontrol eder. Bu tekrar kontroller kişinin işlevselliğini azaltacak, çok fazla zamanını alacak sayıya ulaşır.

Yazının devamı...

Ekonomi ve oluşan strese çareler…

14 Ağustos 2018

Eşi Nergis hanım ise ilk okul öğretmeniydi. İkisi birlikte çalışıp çabalayıp birikim sağlamaya, çocukları için gelecek planlamaya çalışıyorlardı. İlk çocukları Emir 17 yaşında başarılı, akıllı, sınıfını hep takdirle geçmiş bir çocuktu. Emir bir gün neşe ile Boston’da Amerika’nın en iyi üniversitelerinden birinden burs kazandığını ailesine haber verdi. Ailesi bu haberi büyük bir sevinçle karşıladı. Bir tek Ali Bey’in yüzünde endişeli bir tavır vardı. Doların çok fazla yükselmesi Ali Bey’de oğlunun  nasıl geçimini sağlayacağı ile ilgili tedirginlik yaratmıştı. Burada da ekonomik durum pek iç açıcı gözükmüyordu, markete gelen müşteriler azalmış, herkes indirimli ürünler nerede diye araştırır olmuştu. Ali Bey oğlunu üzmemek ve hevesini kırmamak için hiçbir şey söylemedi. Sessizce odasına çekildi, yine kalbi sıkışmaya , nefes alıp verişi sıklaşmaya başlamıştı, kafasında binlerce soru ve yoğun stresin etkileri vardı, kendine özen göstermez, yediklerine dikkat etmez olmuştu.. Bitap düşmüş bir şekilde günlerini geçiriyordu.. Kendini yorgun ve yaşlanmış hissediyordu. Eşi birikimlerinin yeterli olduğunu, bu duruma önlemler aldıklarını anlatmaya çalışsa da Ali Bey rahatlamıyordu. Artık Ali Bey’in her günü endişeli ve keyifsiz geçiyordu..

Modern insanın her alanda görülen değişim karşısında kendini yeteneksiz ve güçsüz hissetmesi, stresin en önemli nedenleri arasında sayılabilir. Özellikle günümüzde değişen ekonomik koşullar kişinin giderek yaşamdan keyif almasından uzaklaşmasına, kendini tedirgin, mutsuz ve güvensiz hissetmesine neden olabilmektedir.

Peki stres nedir? Stres, bireylerin huzuru için tehlike işareti olan olaylara  gösterilen psikolojik ve fizyolojik tepkidir yani sıkıntılı durum anlamına gelir. Zihinsel stresle başa çıkmak zor bir durumdur. Uzun sürerse ve bununla baş edemez duruma gelirsek bir sorun haline gelir. Stres, uzun vadede kişinin psikolojik ve fizyolojik sağlığını kötü etkilemektedir. Uzun dönemli kronik stres, mide şikayetlerine, iş ve okul performansında düşmeye, neşesizlik, öfke nöbetleri,  şeker hastalığına, depresyona, kalp rahatsızlıklarına, bağışıklık sistemi rahtsızlıklarına, bağımlılıklara ve kansere sebep olabilir. Peki aniden ortaya çıkan hayat değişiklikleri, ekonomik çöküntü ya da uzun süren baskı ve hayat mücadelesinde, hayatımızda neler yaparak stresi azaltabiliriz?

- Öncelikle sizde strese neden olan durumları tespit edin.

- Düzenli egzersizler yapmak: En haftada 3 kez 1’er saat egzersiz yapmak.. Havanın soğuk ya da yağmurlu olmasına aldırmadan yapılan yürüyüşler hem fiziksel hem ruhsal olarak sizi iyi hissettirecektir

- Sağlıklı ve faydalı besinler tüketmek: Kendini seven ve kendine değer veren kişi öncelikle bedenini de sevmeli, faydalı yiyeceklerle öğününü tamamlamalı. Tek başınıza bile olsanız özenerek yemek hazırlayın. Televizyonu kapatın, güzel örtünüzle masanızı süsleyin hatta mumlarınızı yakın çünkü her anınız özel olmaya layık.

- Yaşadığınız evi temiz ve ruhsal olarak size iyi hissettirecek şekle getirin: Eviniz sizin kaleniz.. Evinizin içinin temiz, düzenli olması ve evdeki çiçeklerinize düzenli bakmanız sizi iyi hissettirecektir.

 

Yazının devamı...

Kaliteli iletişimle “sen yat ben gelirim“ tarzı ilişkiler düzelir mi?

7 Ağustos 2018

Emre, gece gece bunları konuşmak istemiyorum, sadece dırdır yapıyorsun, birlikte vakit geçirelim dediğimde de her şeyden şikayet ediyorsun, dedi. Zeynep sinirden kıpkırmızı olmuştu, ben ne konuşsam dırdır zaten, düğünüm bile benim istediğim yerde olmadı, hala her şeyine annen karar veriyor, çok bencil bir adamsın, bencil, diye ağlamaya başladı. Emre kendini kötü hissetmişti, hadi beraber yatalım dedi, eşi her zamanki klasik cevabı verdi “sen yat ben gelirim.”

İlişkiniz monoton bir hal aldığında, küçük önlemlerle aşkınızı geri kazanabilir, partnerinizin kalbini yeniden keşfedebilirsiniz. Peki bu nasıl olacak diye düşünüyor olabilirsiniz?

Uzun süren ilişkilerde ve evliliklerde aşk köreliyor ve cinsellik rutin bir şekle giriyor. İşyerinin stresi, hep bir yerlere yetişme ve bir şeyleri yetiştirme çabalarından çiftler birbirini ihmal etmeye başlıyor. Her şey oluruna bırakılıyor, ya da bireysel değerler ön plana çıkıyor ve ötekini incitmekten sakınılmayan durumlar oluşuyor. İlişkide taraflar birbirlerinden kendi istedikleri gibi bir kişilik yapısında olmasını beklemeye ve bu sayede mutlu olabileceklerini düşünmeye başlıyorlar. İşte bu durumlar evliliği ve ilişkiyi en çok yıpratan ve ellerinizden aşkı yavaş yavaş alan noktalar. Peki kaliteli bir iletişim ile bu durum düzelir mi? ne yapılmalı?

“Sen yat ben birazdan geleceğim” cümlesini unutun!

Çiftlerin uykuya geçiş saatini beraber geçirmeleri, yani yatağa beraber yatmaları oldukça önemli bir gerekliliktir. Uykuya dalmadan önceki fiziksel temas, olumlu, içten bir sohbet, birbirlerine olan sıcaklığa ve güvene katkıda bulunur, evlilikteki ve ilişkideki tatmini çok yükseltir.

Olumlu tarafı görmek

Genelde ilişkinin başlarında her iki tarafta da birbirini koşulsuz kabul etme ve karşısındakinin olumlu tarafını görme hakimdir. Karşınızdakini eleştirmek aklımıza bile gelmez, çünkü eleştirecek bir taraf aramıyorsunuzdur. Ama sonra onun olumsuz yönlerine yani ‘ne vermediğine’ bakmaya başlayınca eleştirecek o kadar fazla şey bulunuyor ki. Bir gün durun ve kağıda partnerinizin olumlu bulduğunuz yönlerini yazın ve o yönler size rehber olsun, tam onu eleştirecekken veya kızacakken aklınıza olumlu yönlerini getirin ya da gidip o kağıdı okuyun. Unutmayın nasıl bakarsanız öyle görürsünüz .

Tartışmadan tatlı tatlı konuşmak (Ben dilini kullan)

Yazının devamı...

İhanetten Sonra Tekrar Güvenmek Mümkün Mü?

31 Temmuz 2018

Kocası birlikte dizi seyretmenin eşi için işkence olduğunu anlamıştı, artık o da haftada iki gün arkadaşlarıyla dışarıda vakit geçiriyordu . Ne güzeldi evde yalnız olmak, akşam işten gelince istediğini özgürce yapabilmek. Kocası için artık pek fazla yemek yapmak istemiyordu. Ne yapsa zaten beğenmiyordu. Hemen hemen bütün davranışlarını yargılardı. Saçını boyatsa fark etmez, ama ışıkları açık bırakırsa hemen fark eder ve kızardı. Arkadaşlarının yanında saçma sapan konuştuğunu düşündüğü zaman onu herkesin yanında eleştirirdi. Kocası onun her yaptığını kontrol etmek ister gibiydi. Nasıl giyindiğini, nelere para harcadığını kontrol ettiği yetmezmiş gibi devamlı bir şeylerde de kusur bulurdu. Cinsel hayatları da iyice azalmıştı. Çok monoton gidiyordu her şey. Ama en güzeli bu kadar yorgunluğun üzerine eve gelip, pijamaları giyip, yayılmaktı. Cinsellik bir uğraş gibi olmuştu artık onlar için. Cinsellik sıklıkları iki ayda bire düşmüştü. Ama bu onun için bir rahatlık olmuştu. İkisinin de bir sosyal medya hesabı vardı. Birbirlerinin özellerine çok saygılıydılar. Asla birbirlerinin sosyal medya hesaplarına girmez, mesajlarına bakmazlardı. Her zaman eşine güveni tamdı. Eşine güveniyor olmaktan mutluydu. Hatta bununla gurur duyuyordu. O gün eşi yine arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı. Akşam yine geç gelmişti. Telefonunu sehpanın üzerine bırakmıştı. O kadar sarhoş gelmişti ki yatakta sızıp kaldı. İlk defa gelen mesajları telefonun ekranına düşüyordu. Aslında eşine çok güveniyordu. Bakmaması gerekirdi. Bu onun kocasının özeliydi. Ama ekranda kalp emojileri görünce, mesajlara bakmaya karar verdi. Mesajda "Aşkım bu gece her şey mükemmeldi" yazıyordu. Kadının başından aşağıya kaynar sular döküldü. Koltuğa kendini yavaşça bıraktı.  Koltuğun içinde çökmeye başlamıştı. Asla böyle bir durum olamazdı. "Nasıl fark edemedim?" dedi kendi içinden. Hala şok ve şaşkınlık içindeydi.

Olayın üzerinden bir hafta geçmişti. Eşi bu evliliği kurtarmak istiyordu, tekrar onun güvenini kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdı. Hala çok şaşkındı, daha önce sorsalar sadakatsizliği asla kabul etmezdi ama şimdi onu affetmek ve eşine ikinci şans vermek istiyordu. Kafasında bir sürü soru işareti vardı. Tekrar ilişkilerini toparlayabilirler miydi, tekrar eşine güvenebilir miydi ya da hiç güvenmemeli miydi. Bu sorularla boğuşurken kendine ve eşine yoğun kızgınlık ve öfke hissederken eşiyle birlikte çift terapisine başlamaya karar verdi.

Yeni araştırmalar kadınlar ve erkeklerin partnerlerini aynı oranda aldattığını gösteriyor. Kadınlar daha çok duygusal boşluklarını doldurmak için, erkekler ise fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak ya da çeşitli fantezi eğilimlerini gerçekleştirmek için eşlerini aldatıyor.

Araştırmalar, aldatma sonucu eşlerin çoğunun sadakatsizlikle karşılaştıkları takdirde evliliklerini sonlandıracaklarını ifade etmiştir. Gerçek yaşamda çiftlerin %75 sadakatsizliğe rağmen evliliklerine devam etmektedir. Aslında çok inandırıcı gelmese de sadakatsizlik sonrasında birlikte yaşamaya devam eden çiftlerin bazılarının ilişkileri sadakatsizlik öncesi dönemden daha da sağlıklı bir duruma gelebilmektedir. Ne yazık ki sadakatsizlik sonrası birlikte kalmayı tercih eden tüm çiftler aynı derecede şanslı olmamaktadırlar. Aldatmadan sonra kişi aynı bir kayıp yaşamış gibi yas sürecine girebilir ve çok çeşitli duygular yaşayabilir. Kişi kendisini eskisinden farklı görebilir, kendisine olan saygı ve özgüveni azalabilir, inandığı partneri için özel olma duygusu kaybolabilir, kendine yönelik suçlama ve öfke olabilir.

Sadakatsizlik nasıl geride bırakılabilir?

 

Araştırmalar ve İstatistikler, aldatma sürecinden sonraki ilişkiler için umut verici olsa da her ilişki ve her kişi kendi içinde özeldir. Önemli ve güzel olan hiç böyle negatif süreçler olmadan ilişkiyi götürebilmektir. 

Yazının devamı...
Esra Ezmeci Kimdir?

.