"Turgay Seren" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Turgay Seren" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Turgay Seren

50 dolar kepazeliği

3 Ağustos 2001
Oysa gazeteden bu tip görevlere gidenler için 50 dolar alınmayacak denmişti ama biz Türk vatandaşı olarak, alınmasa da bir katkımız olsun düşüncesiyle ödemeye hazırdık. Bu paraları toplayan standın önüne geldik, 50'şer doları da İlhan ve Halil ile ben uzattık. Cevap; ‘‘Beyefendi bu dolarları alacaksınız, bankaya gideceksiniz, bankada Türk parasına çevireceksiniz ve buraya bozdurduğunuza dair kağıt ve Türk parasıyla geleceksiniz, o zaman işiniz hallolacak.’’

ISTIRAP SAATLER

Tabii biz bu arada sıraya girmiştik, sağolsun o sırada Halil paraları topladı ve iki-üç kat aşağıdaki banka kuyruğuna girdi. Bekle Allah, bekle Halil gelmez. Yarım saat geçti Halil alnından ter damlaları akarak geldi. Elinde makbuz ve Türk parasıyla birlikte. Bu sırada biz maliyedeki yerimizi kaybettik. O arada Halil sıraya girdi ve 15-20 dakikada da burada bekledik, pasaportlarımıza pul yapıştırdıktan sonra pasaport polisinin önüne geldik.

Bu, ben ve iki arkadaşımın karşılaştığımız bir olay. Aynı olayla karşılaşan yüzlerce kişi vardı. Hiç kimse 50 dolar vermeyelelim, neden veriyoruz demedi. Hatta, Devlet 100 dolar alsın onu da öderiz dediler. Amma, hem parayı alacaksın devlet olarak, hem de ıstırap çektirip lanet ettireceksin.

UYGULAMA DEĞİŞMELİ

Hep tenkit ederler, alternatif göstermezler derler. Al sana alternatif. O beğenmediğiniz Arnavutluk bunu böyle uyguluyor. Pasaport polisinin önüne geliyorsun, yanında bir maliye memuru var. Giriş ve çıkışta 10 dolar alıyor, sana bir makbuz veriyor. İki dakika işini bitirip pasaporttan geçip ülkene gidiyorsun. Maliye Bakanımız Sümer Oral bu 50 dolar uygulamasını hemen değiştirmelidir. Bankalarda ve maliye bankosu önünde insanlara eziyet etmeye kimsenin hakkı yoktur. Sorarım size bizim bir tane doğru dürüst yapacak işimiz olmayacak mı devlet olarak.
Yazının devamı...

Köle ticareti bitti

24 Temmuz 2001
Bunun yanında Gaziantepspor Kulübü'nü de çok iyi yönetti. Altyapı tesisleri harika. Gaziantepspor futbol takımı 1. Lig'in güçlü takımlarından biri oldu. Gaziantep'e, deplasmana giden takım, ürkerek gidiyor. Ama gelgelelim Celal Doğan, onu yükseklere çıkaran ve Gaziantepspor Başkanı olarak yalnız Antep'te değil, Türkiye'de de yücelten futbolculara köle gibi bakıyor.

Afrika'dan, Belçika'dan, Brezilya'dan kenara itilmiş, vasat futbolcuları kadrosuna topladı. Hatta, birileri geldi, diğerleri gitti. Türkiye'deki yabancı futbolcu konusunda başı çekti ve Türk futbolcusunun yabancılarla önünü tıkadı. Kulüpler Birliği gibi bir birlikleri var. G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş, ne hikmetse bu birlikte hiçbir zaman söz sahibi olamadılar. Celal Doğan ve İlhan Cavcav Futbol Federasyonu'na istedikleri herşeyi yaptırdılar. Futbol Federasyonumuz Hakan Bayraktar'ın Pogon takımına bir türlü lisansını göndermiyor. Neden? Celal Doğan'ın federasyon seçimlerinde ona çok büyük destek verdiğini unutmak istemiyor.

JOHNSON'A 500.000 DOLAR

Celal Bey
, transfer döneminde F.Bahçe ile kapıştı. Adeta F.Bahçe camiasını, Gaziantep'e düşman ilan etti. Şöyle bir gerilere gidersek, Rıdvan'ın teknik direktörlüğü zamanında F.Bahçe Kulübü, Preko ve Johnson'ı 5 milyon dolara yakın bir paraya transfer etti. Preko da Johnson da bekleneni veremedi. Böyle olunca Gaziantep'ten bir ses yükseldi. Celal Bey, ‘‘500.000 dolar vereyim Johnson'ı geri versinler’’ dedi. Buradan ne anlam çıkar, ‘‘Johnson'ın bedeli 500.000 dolardır, ama ben onu milyon kere milyon dolara sattım’’ değil mi? Celal Bey'in bir de Beşiktaş'a sattığı Ayhan var. Şimdi G.Saray'da. 6 milyon dolar transfer bedeli ödedi siyah beyazlı kulüp. Ben Celal Bey'e soruyorum, Ayhan'ın Gaziantep'e maliyeti ne kadardır diyorum? Futbolcular bu kadar kar getirmişken, astronomik rakamlarla satışa çıkarmak ve yanlış bir transfer yönetmeliği neticesinde beşte bir rakamlara takımda oynatmak yöneticilik mi, başkanlık mı oluyor?

ADAMINA GÖRE TAHKİM

Profesyonel futbolumuz yasayla yönetilir. Bu yasaya göre, mahkemeler futbola müdahale edemez. Bu nedenle de Tahkim Kurulu oluşturulmuştur. Fakat işin garipliğine bakın ki, Gaziantepspor Kulübü mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı almış, Futbol Federasyonu da Hakan Bayraktar olayında mahkeme kararına uymuştur. Bu olmaz. O zaman her kulüp, her futbolcu mahkemeden bir durdurma kararı alır. Tahkimi de hiçe sayar. Futbol Federasyonumuz, Celal Doğan ve İlhan Cavcav tarafından yönetiliyor dendiği zaman, federasyon ‘‘Hayır’’ diyor. Peki, şimdi bunun açıklamasını yapsınlar bakalım.

Faruk Yapıcı'nın açıklaması

GEÇEN hafta Aydın'da bir transfer faciasının yaşandığını yazdım. Üç Karşıyakalı futbolcu gazetecilerin önünde boş mukavele imzalayıp, sonradan bu mukaveleler noterden 3 ve 5'er yıllık olarak Futbol Federasyonu'na gönderildi. Ancak bu futbolcular anlaştıkları ve imzaladıkları 1 yıllık sözleşmenin değiştirilerek tastik ettirildiğini duyunca kampı terk etti. Ben de Karşıyakalı futbolculara yapılan bu yanlışlığı köşemde yazdım. Tabii burada Aydın 3. Noteri Faruk Yapıcı'yı da eleştirdim. Sayın Yapıcı bir açıklama gönderdi. Kendisi ile uzun uzun telefonda da konuştum. Aşağıda Faruk Yapıcı'nın açıklamasını bulacaksınız.

HERŞEY YASAL ÇERÇEVEDE

‘‘Benim buradaki rolüm, sadece Aydın 3. Noteri olmamın ötesine geçmez. Zira, gerek sizin yazınızda ve gerekse günlerdir gazetelerin spor sayfasında yer alan futbolcu sözleşmeleriyle, bu sözleşmelerin onayında ne rolüm, ne de imzam bulunmamaktadır. Sadece futbolcu sözleşmeleri noterliğimin imzaya yetkili noterlik başkatibi tarafından onaylanmıştır. İncelemem sonucunda da, herşeyin yasal çerçevede, kanunların emrettiği şekilde yapıldığı anlaşılmıştır.’’

Faruk Yapıcı'nın açıklamasının bir bölümü yukarıda. Ancak İzmir'den gelen haberlere göre, iki Karşıyakalı futbolcu, mahkemeye müracat etmiş. Boş mukavelesine yazılan rakamların kendilerinin gıyabında yapıldığını söylüyorlarmış.

Noterlik müessesesi ülkemizin en büyük güven müessesesidir. Mahkeme sonucuna göre futbolcu haklı çıkarsa, çok üzülürüm.

Vllaznia'yı küçümsemeyin

GALATASARAY'ın Şampiyonlar Ligi ilk eleme maçı torbada keklik gibi gözüküyor. Herkes, G.Saray'ın maçı çok rahat geçeceğini zannediyor. Tabii ki G.Saray Vllaznia'dan çok daha iyi bir takım. Normal şartlarda turu geçmesi de çok doğal. Ancak bazen futbolda garip olaylar yaşanır. Ve maç öncesi tahminler beklenildiği gibi çıkmayabilir. Maçlar gazete sütunlarında oynanmıyor. Çıkıp sahaya aslanlar gibi mücadele edeceksin, sırtındaki formayı da terden su gibi yapacaksın.

Bu yıl G.Saray'ın yapısı değişti. Taffarel yok. Hagi yok. Emre-Okan yok. Ve Fatih yok. Daha da bir garip olay yaşıyoruz, Jardel nerede? Adam G.Saray'ı kukla oynatır gibi oynatıyor. Dünkü gazeteleri gördünüz mü, ‘‘Ben Porto'da oynayacağım’’ diyor. Sarı kırmızılı futbolcular da Jardel'den gelecek parayı bekliyorlarmış. Zira, Lucescu her röportajında sarı kırmızılı futbolcuların alacaklarının ödenmesini üstüne basa basa söylüyor, haykırıyor.

SÖZÜNÜ TUT

Cansun
, başkan seçilirken, kısa süre içinde bu paraların kuruşuna kadar ödeneceğinin müjdesini verdi. Şimdi hepimiz bekliyoruz. G.Saray Spor Kulübü'nün eski başkanı, 5.5 yıl sarı kırmızılı camiayı kandırdı. Stat yapıldı, yapılıyor dendi. AIG'den para geliyor diye, 20 milyon dolar uçtu gitti. B.Hakan, Okan artı Emre 6.5 milyon dolara gitmiş (B.Hakan'ın yalancısıyım.) Fatih de İspanya'da oynayacak. Real Sociedad, G.Saray'ı FIFA'ya şikayet etti, borç ödenmezse, sorun büyük olacak.

Artık G.Saraylı bu tip olayları bir daha yaşamak istemiyor, sevgili Cansun. Verdiğin her sözün arkasında dur. Olmayacaksa, yapamayacaksan, hemen ortaya çık, doğruyu konuş. Senden aklı başında Galatasaraylılar bunu bekliyor.
Yazının devamı...

Aydın’da transfer rezaleti

17 Temmuz 2001
Bu takasın anlaşması 7 Temmuz 2001 tarihinde Kulüp Başkanı Tansel Önder'in İzmir'deki bürosunda gerçekleşti.

Futbolcular, başkanlarına ve yöneticilere güvenerek, boş mukavelelere imza attılar. Aydınspor, imzalananan mukavelelerin bu olaya şahit olan gazetecilerin önünde 1'er yıllık olduğunu söyledi. Oysa sonradan çirkin ve rezil olay anlaşıldı.

Aydınsporlu futbolcuların boş mukavelelere attıkları imzaların noterden tasdit olduğu öğrenildi. Öğrenildi ama, bakın ne kadar büyük bir sahtekarlık yapıldı.

Aydınspor, Futbol Federasyonu'na gönderdiği sözleşmelerde 1 yıllık diye açıkladığı Çetin'in 3, Serkan ve Evren'in 5'er yıllık mukavele yaptığı ortaya çıktı.

ALDATILDILAR

Olay şöyle gerçekleşti... Aydınsporlu yöneticiler, imzalanmış boş mukaveleleri Aydın'da bir noterde tasdik ettirdiler. Oysa, noterlik kanununa göre noter, imza tasdik ederken karşısında imza sahibini görür. Ayrıca, o imza sahibinin hüviyetini de tesbit eder ve daha da önemlisi, mukavelede yazılan şartları imzalayan kişinin yüzüne okur. Zira bu, bir noterin imza anında yapması gereken bir uygulamadır. Ama bizim Aydın'ın 3. noteri Faruk Yapıcı, tam tersine futbolcuları görmeden Aydınsporlu yöneticilerin önüne koyduğu sonradan doldurulmuş boş mukaveleleri tasdik eder.

Aydınsporlu yöneticiler için mukavele müddetinin boş olduğu yere 3 ve 5 yazmak çok basit olur. Basit olur ama, yanlış hesap da Bağdat'tan döner tabii. Bu futbolcular şimdi Gölcük'teki kampı terketmişler haklı olarak. Yalnız o futbolcular değil, takım arkadaşları da isyan etmiş. Zira Aydınspor, aynı noter aracılığıyla futbolcularının mukavelelerini, onların farkında olmadan istediği tarihe kadar uzatmış, tasdik ettirmiş ve Futbol Federasyonu'na göndermiş.

Ben önce futbolculara kızıyorum. Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı ve eski bir futbolcu ağabeyleri olarak hep onlara, ‘‘Sakın ha boş mukaveleye imza atmayın’’ dedim. ‘‘Eğer size büyük transfer rakamları söz veriyorlarsa, azına razı olun, rakamları mukavelelerinize yazdırın. Zira Futbol Federasyonu özel anlaşmaları kabul etmiyor’’ diye de uyardım. Şimdi gördünüz mü olanları? Sen boş mukaveleye imza at, sonra da temizlemeye çalış.

Gelelim Aydınsporlu yöneticilere... Yöneticilik demek, dürüstlük demektir. Yöneticilik demek futbolcusuna sevgi ve saygıya dayalı bir diyalog kurmak demektir. Futbolcular bir hata yapmış, boş mukaveleye imza atmışlar. Siz hangi ahlak kuralları içinde gidip kafanıza göre bir noter buluyorsunuz ve mukavelenin boş yerlerine 3 ve 5'er yıllık tarihler atıyorsunuz.

NOTERİN YANLIŞI

Ve sen Aydın 3. Noteri Faruk Yapıcı, yaptığın işin bir sahtekarlık olduğunun farkında mısın? Eğer Türkiye'de Adalet Bakanlığı varsa hemen bu olaya parmak basmalı ve karşısında imza sahibini görmeden, hüviyet tesbit etmeden ve ona imzaladığı metni okumadan mukavele tasdik eden Faruk Yapıcı'nın noterlik işine son vermelidir, hakkında takibat açmalıdır.

Ve Futbol Federasyonu'na... Ulusoy ve Aksu, Aydınsporlu yöneticilerin bu yaptıkları sahtekarlığa duyarsız mı kalacaksınız? Onlara bunun hesabını sormayacak mısınız? Daha da önemlisi bu üç futbolcunun hakkını teslim etmeyecek misiniz?

Sayın Güreli'nin açıklaması

GEÇTİĞİMİZ hafta hatırlayacaksınız Sayın Hüsnü Güreli ile NTV televizyonunda ve Hürriyet'teki sütunumda fikir alışverişinde bulunduk. Sayın Güreli, Beşiktaş'ın mali konuları hakkında bilgiler verdi. Karşılıklı dertleştik. Şimdi aşağıda Sayın Güreli'nin açıklamasını okuyacaksınız.

‘‘Sayın Şeren, Türkiye'nin kaderi, Türkiye gerçeği ile paraleldir. Sermaye birikimi yoktur. Yıllardır bonservis bedelleri bütçeleri aşar. Oyuncu kapma savaşı yapıldığı zannedilirken, astronomik bedeller ödenir. Sermaye olmadığı için kaynak borçlanmadır. Bu borç para da bankalardan alınır. Krizi tanımadığımız günlerde bütün bankalar haklı olarak size para satmak için yarışırlar. Alacakla borç ödenmez, doğrudur. Ama söylemek istediğim çok açık bir şey vardır. Eğer bonservis bedeli ödemezseniz kulübün gelirleri ile futbol takımının ve diğer amatör şubelerin giderleri ve kulübün genel giderleri arasında müsbet bir fark kalır. Bu bir fondur. Yani kardır. Bu fon ile yatırım ve futbolcu alımı yapmazsanız, geçmişten gelen borçlarınızı ödeyebilirsiniz.

ÇILGINLIK YAPILMAZ

30 milyon dolar geliriniz varsa, 15 milyon dolar da toplam gideriniz olursa, 15 milyon dolar müsbet fark olarak sizin geçmişten gelen borçlarınızı belirli bir zaman içinde ödemeye yeter. Ama benim esas üzerinde durmak istediğim husus şudur. Borçlanırken her kulübün mali yapısına uygun borçlanması gerekir. Sportif başarıya ulaşacağım diye çılgınlık yapıp, borcunuzu ödenemez bir seviyeye getirmemeniz gerekir.

Fon yaratmak için en doğru yol, kulüplerin halka açılması ve topladığı paranın bir kısmı ile futbolcu üreten özkaynak düzenini kurması, iktisadi açıdan en etkili ve rasyonel tercihtir.

En derin saygılarımla.’’


Futbol Federasyonu VakfI

Futbol Federasyonumuz, Kemal Onar'ın başkanlıında iki yıl önce bir çalışma başlattı. Profesyonel futbolcuların futbolu bıraktıkları zaman havada kalmamaları, belirli bir ikramiye ve emekli maaşıyla hayatlarını devam ettirebilmeleri için bir vakıf kurdu.

Bu vakıf şimdi geçerlilik kazandı. Her yıl futbolculardan 500'er dolar kesiliyor, yahut kulüp yönetimleri ödüyor ve bu para bir fonda toplanıyor. Futbolculardan kesilen bu paralar, 10 yıl sonra tekrardan futbolculara dönecek. Ben, bu süreye karşıyım. Nedenini izah edeyim.

Bugün 25 yaş ve üzerindeki futbolcular 10 yıl süreyle 500'er dolar ödeyecek. Ama kaç tanesi acaba futbol hayatlarını 10 yıl daha sürdürebilecekler?

Kemal Onar'la bunu defalarca konuştum. ‘‘Kaptan’’ dedi, ‘‘Fonda büyük bir rakam toplanmazsa, çocuk kötü doğar.’’ İyi güzel de, bir futbolcu 50-55 yaşına kadar sahada top koşturamıyor ki. Belki, kurulan vakıf, bugünden başlayarak 10 yıl futbol oynayanlar için fevkalade. Ancak, 7 yıl sonra futbol oynayamayacak durumda ise, o futbolcunun hakkı yenmiş olmuyor mu?

Siz bir futbolcuya, ‘‘Şu yaşa kadar futbol oynamak zorundasın’’ diyebilir misiniz? Futbolcu koltuk değneği ile sahaya mı çıkacak. Önerim şu. En azından geri dönüş iki kademeli olmalı. İlkinde 5 yıl, futbolcu devam ediyorsa 10 yıl. 5 yıl sonra futbolu bırakan tabii ki, 10 yıl sonra bırakandan çok daha az bir paraya kavuşacak ama kavuşacak. Yatırdığı veya onun için yatırılacak paraların bir karşılığını alacak. Türkiye Futbol Federasyonu, vakıf yönetimi ve mütevelli heyeti bu konuyu düşünmeli.
Yazının devamı...

Timsah gözyaşları

14 Temmuz 2001
Oysa, 5 yılı, 365 günle çarparsak, 1825 gün çıkar. Sen en azından bugünlerin yüzde 10'u kadar 185 tane büyük hata yaptın. Geçenlerde, "Gel tartışalım Süren" diye yazdığım yazıya cevap dahi veremedin. Bu hatanın bir kaç tanesini tekrar sana ve sana değişik şekillerde bağlı olanlara hatırlatmak isterim.

G.Saray kongresine elinde bir kağıtla geldin, "Belediyenin izni elimde" dedin, "Haziran'da Ali Sami Yen inşaatı başlıyor" diye yalan söyledin. Nitekim, bu yalanlar 5 yıl devam etti ve G.Saray'ın 12 milyon doları havalara uçuştu. Bir kaç örnek daha vereyim. B.Hakan olayı. Geçen gün kendisi TV ekranında söyledi, "Benden 6 milyon dolar aldılar" dedi. Oradan da 10 milyon dolar kaybettirdin kulübe. Emre, Okan, Fatih elini kolunu sallaya sallaya Avrupa'ya gittiler. G.Saray'ın itibarını o kadar yok ettin ki, 2 milyon dolar kredi alamadın. Şimdi ortaya çıkmışsın, timsah gözyaşları döküyorsun. G.Saray duygusaldır. Sen bu duygusallığı sevgiyi, saygıyı, vefayı yok ettin ama, ne kadar olsa biraz kırıntıları var yine. İleriki günlerde istersen seninle teke tek karşı karşıya gelir, heryerde tartışırım.

CANSUN BİR ADIM ÖNDE

Bugün iki başkan adayı Mehmet Cansun ile Ateş Ünal Erzen kapışacak. Günlerdir zaten konuşulan bu. Bundan önceki başkan G.Saray'ı öyle bir duruma getirdi ki, dağlar kadar duran borç karşısında başkan bulmak da zorlaştı. Eşe, dosta soruyorum, tabii onlar da bana soruyor. Bu maddi sorunların üstesinden nasıl gelinecek deniyor. Yaşarsak göreceğiz. Genel kanı şu: Mehmet'in, Ateş'ten bir adım önde olduğu. G.Saray kongre üyelerinin hesaplarını çok düzgün yapmaları şart. Sonradan kafalar duvara çarpılmasın ve G.Saray'ın sorunlarını halledecek başkan ve yönetimi seçilsin.
Yazının devamı...

Süren'i unutun

7 Temmuz 2001
Faruk Süren kısa bir süre önce fevkalade genel kurul kararı aldı. Gerekçeleri de çok anlamlıydı; ‘‘Yönetim kurulundaki arkadaşlarım, beni istemiyor. Yönetim olarak G.Saraylıların bize güveni kalmadı’’ dedi. Ve en önemlisi de ‘‘Madden tıkandık’’ diye avazı çıktığınca bağırdı. ‘‘Nakit akışımız sıfır’’ diye Show TV ekranından açık açık söyledi ve kendine başkanlık adaylığı yolunu da kapattı. Daha sonra Mehmet Cansun'un yanı sıra, Ateş Ünal Erzen ve iki genç kardeşimiz Sedat Doğan ile Abdullah Tirali de, G.Saray'da başkanlığa renk çekme gününde ve saatinde adaylıklarını koydular. Bu G.Saray'da alışılagelmiş bir başkanlık adaylığı müracaat tarzı değildi. Ama G.Saray'da Süren devri ile daha görülmemiş maddi, manevi olaylar yaşandığı için bunu da sineye çekmek gerekir.

TİYATRO SAHNESİ DEĞİL

Şimdi bir tiyatro oynanmak isteniyor. Bizim Divan Kurulumuz önümüzdeki günlerde toplanıp, Faruk Süren'e ‘‘Tekrar devam et’’ deyip, Cansun'u da adaylıktan vazgeçirecekmiş ve de yönetim kurulu olarak fevkalade genel kurul kararını geri alacaklarmış. G.Saray kongre üyeleri için ve daha önemlisi sarı kırmızılı renkleri yüreklerinde hissedenler için bu senaryo çok çirkin. Ama yukarıda da yazdım, öylesine olaylar yaşandı, öylesine aldatmacalar G.Saray'da gündeme geldi ki, insan ‘‘Bu da olabilir’’ diyor.

Süren, G.Saray'ı madden hem dibe çöktürdü, hem de duvara çarptırdı. Şimdi, ona 8 ay daha ‘‘devam et’’ demek, G.Saray'ı dibin de dibine çökert anlamına gelmiyor mu? Endişe şu: ‘‘Süren başkanlıktan ayrılırsa, onu nasıl bir daha mali açıdan denetleyeceğiz.’’

HESAP VERECEK, KAÇAMAZ

Onu da öğrendim. Yeni gelecek yönetim, 8 ay görev yapacak ve normal kongrede onun hesabını verecek. Geride kalan Süren ekibinin 16 ayı, tabii ki irdelenecek. Mali Genel Kurul'da Süren de bu 16 ayın hesabını verecek. İbra olacak, yahut olmayacak. İstifa edip, kaçıp gitmek yok. O zaman bırakın Süren'in peşini. O nasıl olsa, G.Saray kongresine gelecek ve G.Saray Genel Kurul üyeleri de ondan sarı kırmızılı camiayı nasıl madden ve manen çökerttiğinin hesabını soracak. Sormalı da. Kendi şirketleri gibi G.Saray'ı yönetti. Gazetelerde hep okuyoruz, şirketlerinin çoğu battı. O beni pek ilgilendirmiyor, beni ilgilendiren G.Saray Kulübü. Ne yazık ki, G.Saray Spor Kulübü'nü de batırdı. Tekrar ediyorum, Süren'in peşini bırakın gitsin. Zira, G.Saray'ı yaktı, yıktı. Bir 8 ay daha bu yıkım, bu yangın devam etmesin.

Turgay Şeren
Yazının devamı...

Süren'i unutun

7 Temmuz 2001
Faruk Süren kısa bir süre önce fevkalade genel kurul kararı aldı. Gerekçeleri de çok anlamlıydı; ‘‘Yönetim kurulundaki arkadaşlarım, beni istemiyor. Yönetim olarak G.Saraylıların bize güveni kalmadı’’ dedi. Ve en önemlisi de ‘‘Madden tıkandık’’ diye avazı çıktığınca bağırdı. ‘‘Nakit akışımız sıfır’’ diye Show TV ekranından açık açık söyledi ve kendine başkanlık adaylığı yolunu da kapattı. Daha sonra Mehmet Cansun'un yanı sıra, Ateş Ünal Erzenve iki genç kardeşimiz Sedat Doğan ile Abdullah Tirali de, G.Saray'da başkanlığa renk çekme gününde ve saatinde adaylıklarını koydular. Bu G.Saray'da alışılagelmiş bir başkanlık adaylığı müracaat tarzı değildi. Ama G.Saray'da Süren devri ile daha görülmemiş maddi, manevi olaylar yaşandığı için bunu da sineye çekmek gerekir.

TİYATRO SAHNESİ DEĞİL

Şimdi bir tiyatro oynanmak isteniyor. Bizim Divan Kurulumuz önümüzdeki günlerde toplanıp, Faruk Süren'e ‘‘Tekrar devam et’’ deyip, Cansun'u da adaylıktan vazgeçirecekmiş ve de yönetim kurulu olarak fevkalade genel kurul kararını geri alacaklarmış. G.Saray kongre üyeleri için ve daha önemlisi sarı kırmızılı renkleri yüreklerinde hissedenler için bu senaryo çok çirkin. Ama yukarıda da yazdım, öylesine olaylar yaşandı, öylesine aldatmacalar G.Saray'da gündeme geldi ki, insan ‘‘Bu da olabilir’’ diyor.

Süren, G.Saray'ı madden hem dibe çöktürdü, hem de duvara çarptırdı. Şimdi, ona 8 ay daha ‘‘devam et’’ demek, G.Saray'ı dibin de dibine çökert anlamına gelmiyor mu? Endişe şu: ‘‘Süren başkanlıktan ayrılırsa, onu nasıl bir daha mali açıdan denetleyeceğiz.’’

HESAP VERECEK, KAÇAMAZ

Onu da öğrendim. Yeni gelecek yönetim, 8 ay görev yapacak ve normal kongrede onun hesabını verecek. Geride kalan Süren ekibinin 16 ayı, tabii ki irdelenecek. Mali Genel Kurul'da Süren de bu 16 ayın hesabını verecek. İbra olacak, yahut olmayacak. İstifa edip, kaçıp gitmek yok. O zaman bırakın Süren'in peşini. O nasıl olsa, G.Saray kongresine gelecek ve G.Saray Genel Kurul üyeleri de ondan sarı kırmızılı camiayı nasıl madden ve manen çökerttiğinin hesabını soracak. Sormalı da. Kendi şirketleri gibi G.Saray'ı yönetti. Gazetelerde hep okuyoruz, şirketlerinin çoğu battı. O beni pek ilgilendirmiyor, beni ilgilendiren G.Saray Kulübü. Ne yazık ki, G.Saray Spor Kulübü'nü de batırdı. Tekrar ediyorum, Süren'in peşini bırakın gitsin. Zira, G.Saray'ı yaktı, yıktı. Bir 8 ay daha bu yıkım, bu yangın devam etmesin.

Turgay Şeren
Yazının devamı...