"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Nil Karaibrahimgil

Nil’in Kızları için takvim yaptım

20 Kasım 2017


◊ Şubat ayında: Yönünü bilenin yolu açılır.
Hani hep derler, neyi aradığını bilmeyen onu bulamaz. Nasıl bulsun? Çoğu zaman yönümüzü bilmeyiz, bu dünyanın sonu değildir ama bulabiliriz. Elimizde doğuştan sıkı sıkı tuttuğumuz bir pusula var. Bazen ona bakmadan yıllar geçer. İşte ben diyorum ki, şubat ayı buna vesile olsun. Avucu bir açalım, şu terli pusulaya bir bakalım. Kuzey nereyi gösteriyor? Kuzey bizim yönümüzdür işte. Bazen kuzeyimizden çoook uzaklara savulmuş olduğumuzu görebiliriz. Mühim değil. Çünkü yönünü bilenin yolu açılır.



◊ Mart ayında: Keşkeleme ilerle.
Şu kediler de martta az mı keşkeler! İnsan nefes aldığı kadar keşkeler. Keşke öyle olmasaydı, keşke onu yapmasaydım, demeseydim, gitmeseydim, gelmeseydim. Bu keşkek cümlelerini artık yemeyelim diyorum ben. Ruhun midesini ağrıtır bu cümleler. Yahu ne faydası var keşkelemenin. İlerleyelim canlar. Bunun daha nisanı, mayısı, haziranı var. Önümüz bahar.

Yazının devamı...

Hoş geldin Nil’in Kızları!

13 Kasım 2017

Uzun zamandır, sesimle sözümle dokunduğumu hissettiğim kızlara elimi uzatma ihtiyacı içindeydim. Bazen konserlerde “Tek taşını kendin al, çocuk da yaparsın kariyer de” derken, kendimi göklere bayrak çekermiş gibi hissederdim. Sanki bir kızlar cumhuriyeti vardı. Şarkıları hazırdı. “Haydi” desem, yürüyüp meydanlara taşacaktık.
Kız kardeşim yoktu, onlardı benim kız kardeşlerim.
Sanırım her şeyin bir zamanı var. Nihayet onlara elimi uzatacağım yeri buldum.
Türk Eğitim Vakfı’yla birlikte “Nil’in Kızları Burs Fonu”nu kurduk. Yepyeni, ışıl ışıl, upuzun bir yola çıkıyorum. Yürürken avuçlarımı iki yana uzattım. Kızların elleri tutacak ellerimi.



Kendi yoluna koyulmuş kızların, kim ne derse desin hayaline giden kızların, başını öne eğmeyecek, düşünce dağlar gibi kalkacak kızların.

Yazının devamı...

Niye ‘kız çocukları bir ülkenin annesidir’ diye yazdım boynuma?

6 Kasım 2017

Bu fotoğraf, hayatımda yepyeni bir yolun habercisi. ‘Nil’in kızları’nın müjdecisi.
Onun ne olduğunu haftaya yazacağım, sürprizi kaçmasın.
Fakat gel gör ki, cümleyi bazıları birebir okuyup, kız çocukları büyüyünce anne olmak zorundadır diye anladı ne yazık ki.
Köşemi, bu eleştiriyi instagram’da benden daha güzel cevaplayan takipçilerime bırakacağım.



Ama önce, bu cümlemi alıntıladığım 15 Şubat 2015’te Kelebek köşemde çıkmış, ‘kadına şiddetin cezası çok ağır olmalı’ yazımın o paragrafına bakalım:

Yazının devamı...

Gram gram Instagram

30 Ekim 2017

Şimdi hemen, unuttum şifremi dersen yolluyorlar demeyin, onların hepsi denendi.
Teknik bir arızaydı. Biraz zaman aldı.
Ne yalan söyleyeyim, biraz zaman alması işime de geldi.
Herkes insanlığın yeni beden duruşu olan, ‘boynu eğik ekran bakar/hareketsiz zaman akar’ halindeyken, ben ekranda bakacak bir şey bulamadım.
Kim nerede seyahatte, kim hangi kıyafetle, kim hangi afetle göremedim.
Kahvenin yanında bugünlerde masada hangi kitap var, bulutların üzerinde hangi cümle yazar, kim sporunu bu sabah nerede yapar yakalayamadım.
Tabii sanat etkinlikleri, güzel dağlar taşlar, sanat eserleri ve komik bir kaç şeyi de kaçırmış oldum.

Yazının devamı...

Habersiz bandosu

23 Ekim 2017

Habersiz diye WhatsApp grubu kurmuşlar. Şu saatte şurada olalım demişler.
Bilmesin demişler. Anlamayayım diye sabahtan itibaren, hep yaptıkları gibi doğum günümü kutlamışlar.
Akşamüstü pasta üflemişim, tepemde üç beş balon.
Zaten çocuk muyum fazlasını isteyeyim demişim içimden.
Hediye almışım üç beş.
Sarılmışım, öpmüşüm.
Bir yaşıma daha güzel girmişim şükür...

Yazının devamı...

Bir hayat dersi

16 Ekim 2017

Ama öyle böyle ısırmak değil, kedi çenesini Gülin’in parmağında kilitleyip, dakikalarca açmamış çenesini. Sokaktan eve geldiğinde hayli hastaymış. Hastalığın da verdiği ürkeklikle, onu yataktan yere indirirken ısırıvermiş işte.
Sonra koşarak hastaneye gittiklerinde, acildeki doktor, “Bu parmak kurtulmayabilir bile” demiş. O denli iltihap kapmış parmağı yani.
Ben de hatırlıyorum, parmak önce davul gibi şişti, sarardı soldu, tırnağını itti düşürdü. Neler oldu neler.
İnsan tırnağının bile kıymetini bilmeli, gece yatarken şükrünü etmeli. Neyse, olayın asıl inanılmaz kısmı bence bundan sonra başlıyor.
Gülin, üç antibiyotik birden içerek, sızlayan parmağıyla işe gidip gelirken, bir ara merak edip sordum, “Kedi napıyo” diye. “Napsın, evde” dedi.
“Evde mi” dedim. Evdeymiş.
Önce veterinere götürüp, tedavi ettirmişler.

Yazının devamı...

Bir şarkım daha artık sizin: Vah ki Ne Vah!

9 Ekim 2017

Önceleri nasıl özledim / Sonra birden hafifledim / Ama kalbim çarptı bu yaz...
İnanmıyorum bitmedi bitmeyecek / Hiçbir zaman / Bizim gibi bitmeyen aşklar...
Şimdi seni görsem canım / Öpmek istemeyecek mi? / Gelmeyecek mi eski kokular?
Seninle ikimiz iki deliyiz / Deliliği bırakıp, kopup gidecek miyiz? / Hayat duramaz, geri saramaz / Yüzümüzü silecek / Solup gidecek miyiz?
Ah, vah ki ne vah ki vah!
Anlatsana nasıldı bizden sonraki hayatın? / Güzel geçirdin mi yılları? / Düşünsene birbirimizle yaşayabilirdik / Ondan sonra hep olanları...
İnanmıyorum bitmedi bitmeyecek / Hiçbir zaman / Bizim gibi bitmeyen aşklar...

Yazının devamı...

Yalakanım bebeğim

2 Ekim 2017

Saçına değişik bir şey yapmamış. Gözlüklerini takmış. 
Heyecandan hafif çıldırmış insanların yerlerinde duramaması vardı üzerinde. 
“Gel” dedim, “Şuracığa oturalım. Bitti mi?”
“Bitti” dedi, “hemen dinleyelim”.
O duyguyu biliyorum. Hortumlardan çıkmış gibi olursun. Deli bir fırtınada dalgalarla aylarca boğuşmuş, kendini sakin bir limana atmışsındır ama tam olarak gitmek istediğin yerde misindir onu bile bilmezsin. Kayıpsındır. İkinci albüm böyle bir şeydir. 
Odandan tek gitarla pembe yanaklarla çıkıp, sana zaten tapan, annene babana arkadaşlarına sevgililerine komşularına gururla çaldığın şarkıları, ilk albümün alır gider.
Sonra tanımadıkların başlarlar konuşmaya. Yok şuyun iyi, hareketliler iyi, aşkı yaz, bu laf burada iyi olmuş, sesin şurada kötü olmuş, en güzeli bu olmuş, en kötüsü de şu olmuş derler. Demekle kalmaz, bunu her yere yazarlar.

Yazının devamı...