"Ece Sükan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ece Sükan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ece Sükan

En protest moda haftası

19 Şubat 2017

Moda sektörü, tarih boyunca, politik, toplumsal ve psikolojik iklimin yansımalarının en hızlı olarak yansıdığı endüstrilerden biri olmuştur. Sıcak savaşlardan şaşaalı dönemlere, küreselleşme etkilerinden dijital devrime, her devrin mesajı kendini koleksiyonlarda bir şekilde göstermiştir. Gelelim henüz seçimlerin şokunu yeni atlatmaya başlayan Amerika’nın ve hatta dünyanın yaratıcı endüstrilerinin en önemli merkezlerinden biri olan, bir dünya başkenti kabul edilen New York’un moda haftasında yaşananlara..

ETNİK KİMLİK, YAŞ, CİNSİYET GÖZETMEDEN...

Kitapçılarından kafelerine, sokaklarından podyumlarına herkes Amerika’yı Amerika yapan, özellikle de New York şehrini, herkesin, dili, dini, ırkı ne olursa olsun hayallerini gerçekleştirebileceği bir merkez yapan özelliğine sahip çıkmaya çalışıyordu. Geçen haftalarda, Trump’ın başkanlığını protesto etmek için gerçekleşen ‘Women’s March’, 70’lerdeki ‘ Women’s Strike For Equality’ gösterilerinden sonraki ilk en büyük katılıma sahne olmuştu. Bazı Müslüman ülke vatandaşlarına vize vermeme kararı ve akabinde gerçekleşen New York Moda Haftası, elbet politik alt metinlerle dolu şovlar izleyeceğimizin habercisiydi.

Malum, Amerika göçmenler ülkesi ve ülkenin moda endüstrisi de tam olarak bunun bir yansıması. Son 10 yılda Amerikan modasını şekillendiren ve dünya platformunda ses getirmesini sağlayan tasarımcıların çoğu göçmen Amerikalılar. Hal böyleyken de tasarımcıların Trump’ın azınlıkları marjinalleştiren politikalarını protesto etmek için ellerindeki platformu kullanmamaları düşünülemezdi. Amerikalıların normalde politik doğruculuk, hatta kopukluk ve biri bin yapan pazarlama özellikleriyle bu tip mesajlar aslında çok da yüzeysel ve göstermelik kalabilirdi, en azından Avrupalıların gözünde... Ancak ilk defa, samimi ve gerçek bir beraberlik havası podyumlarda kendini gösterdi.

Aslında özellikle son beş yıldır, moda sektörü içerisinde özeleştiri yapılmakta, ‘etnik kimlik, yaş, cinsiyet ve beden ölçüleri’ normları olarak ‘çeşitlilik’ ve ‘farklılık’ söylemleri ortaya atılmaktaydı. Ancak yine de çabalar sembolik ve göstermelik olmaktan öteye geçemiyordu. Her defilede bir siyahi, bir Asyalı gibi Nuh’un gemisi tadında gerçekleşen şovları kimse ‘ yemiyordu’ açıkçası..

SAYGI GÖSTER!

‘Birleştiricilik’, ‘Dahil edicilik’, ‘umut’, ‘kabullenme’ mottolarıyla Calvin Klein’ın yeni kreatif direktörü Raf Simons’ın önderlik ettiği #tiedtogether beyaz bandana kampanyası bir yandan devam ederken, defile müziği olarak David Bowie ‘This is not America’ seçilmişti.

‘Çeşitlilik’ mesajları sadece etnik ve dini eksende değil, yıllardır vücut tipi, büyük beden, cinsiyet ve yaş üzerinden verilen tartışmaları da içine almaktaydı podyumlarda.

Büyük beden modeli Ashley Graham ilk defa belki de Kendall Jenner kadar podyumlarda gözüktü! Michael Kors, Prabal Gurung ve Tome markaları hem beden hem yaş olarak farklılıkları kucaklayanlardandı. Göçmen Amerikalı tasarımcılardan Prabal Gurung, defilesini Aretha Franklin’in ‘Respect’ parçasıyla başlatıp, John Lennon’dan ‘Imagine’ ile bitirirken, salon alkıştan yıkılıyordu bile... Final yürüyüşü için de her model son dönemlerin popüler slogan tişörtleriyle podyuma çıktı.

Protestonun popüler değil sofistike versiyonu da ‘The Row’ markasıyla müthiş başarılı olan Mary-Kate ve Ashley Olsen kardeşlerden , ultra lüks ve sık beyaz gömleklerin ceplerine nakışla işlenmiş direniş cümleleri olarak geldi. Public School markasının tasarımcıları, ‘Make America NEW YORK’ yazan şapkalarıyla henüz daha halkın iradesini sorgulama aşamasındaydılar sanki! İşte tam da seçimin neden kaybedildiğinin tanıdık bir söylemiydi belki de...

İLK ÇARŞAFLI MODEL

Kanye West, Adidas için hazırladığı Yeezy koleksiyonunun beşinci sezon defilesinde, seçimlerden sonraki Trump’ı ziyaret fotoğraflarını sildikten hemen sonra, geçen günlerde ilk çarşaflı model olarak adını duyuran Halima Aden’i çıkarttı. Geçen sene ‘Miss Minesota’ güzellik yarışmasına hijab yani çarşafıyla katılarak gündeme gelmiş, sonrasında da ünlü moda editörü Carine Roitfeld’in öncülüğünde dergi çekimleri yapmaya başlayarak IMG ajansıyla anlaşmıştı. Halima Aden, Kenya’da bir mülteci kampında doğmuş, Somali asıllı Amerikan, çarşaflı bir model. Ve işte Amerika’nın Trump’a karşı yeni normali!

Yazının devamı...

Hayaller herkese iyi gelir

29 Ocak 2017

Yeni yılın ilk ayında dünyanın ruh hali belirsizlik, endişe, korku ve yer yer umutsuzluk içinde olsa da Paris Couture Haftası adeta paralel bir evrenin varlığını hatırlatmaya çalışıyordu moda endüstrisine. 2016 yılının global güvenlik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik karamsarlığı moda sektörünü de bir hayli etkilemişti. Elbette yeni yıl ile birlikte gelen herhangi bir sihirli değnek dokunuşu yok ortada. Üstelik ‘couture’ kavramının sunmayı, yaşatmayı hedeflediği o ‘fantezi dünyası’ ütopyası da bu sezon koleksiyonlarda pek hissedilmiyordu. Günümüz gerçekliğinde; olağanüstü hızlı bir tüketim dayatması ve dijital devrimin hayatımıza getirdiği ‘sanal ve yüzeysel’ dışavurumlar, lüks kültürünün anlamının değişmesi, ‘couture’ kavramını aslında zaten toptan bir ‘ütopya’ haline sokmakta. Yüksek dikiş teknikleri ve yüksek kalite malzemeler,  kişiye özel dikim, uzun zaman ve emek isteyen el işçiliği ve elbette muazzam fiyatları ile son yıllarda gerekliliği ve bu zamandaki geçerliliği üzerine tartışmalar süregelmekte.

Ancak bir diğer açıdan bakıldığında da, günümüz şartlarının dayattığı ‘moda’ olgusunun, popülizm peşinde ve başarı kriterinin ticari başarı ile eşitlendirildiği bir eksende ‘Couture’ kavramı adeta karşıt bir duruş, içeriğe, emeğe, öz’e bir özlem ve dönüş kanadını temsil etmekte. Ve belki de en önemlisi hayal kurmayı unuttuğumuz, yaratıcılığın teşvik edilmediği şu günlerde biraz ‘couture’ hayaller, sektöre ve herkese iyi gelebilir.


Soldan sağa: Giambattista Valli - Bella Hadid moda haftasının çalışkan isimlerinden - Dior

HAFTANIN YILDIZLARI

*VALENTİNO

Uzun yıllardır tasarım ortaklığını paylaştığı Maria Grazia Chiuri’nin geçtiğimiz sezon Dior modaevinin başına geçmesiyle Valentino modaevinde tek başına devam eden İtalyan tasarımcı ve kreatif direktör Pierpaolo Piccioli, Couture haftasının en rafine, sofistike ve zarafet dolu koleksiyonunu sergiledi. Yunan mitolojisindeki karakterlerden ve Odilon Redon’un eserlerinden ilham aldığı koleksiyonda klasik formlar, düz ve dikey siluetler, olağanüstü detayların ve işçiliğin hep bir tül içerisinde adeta korunduğu tasarımlar ile gerçek ve saf bir güzellik tanımlamak istemişti adeta. Piccioli’nin defile sonrasında kuliste söylediği sözler de belki de couture haftasını dünyanın dört bir tarafından izlemeye gelen editörler için en büyük ilham kaynağı oldu: “Öz ve saf doğruluk zaman kavramının olmadığı hayallerde yuvalanır ve gerçeklik de işte bu hayal gücü ile ve onun sonucunda yaratılır. Ben de koleksiyonumda herhangi bir ‘çaba’, hissetmenizi istemedim. Çünkü bence ‘mucize’nin hissedilmesinin tek yolu bu.“


Maison Margiela da John Galliano'nun sofistike tasarımları görünüyor - Valentino'da soft renker ve elegan kesimler hâkim.

*CHANEL

Zamanın ruhunu yakalayabilmesi, her zaman genç ve dinamik koleksiyonlar yaratabilmesi ile bilinen tasarımcı Karl Lagerfeld, bu sezon Chanel couture koleksiyonu için klasik couture ihtişamını elden bırakmamıştı. Grand Palais içerisinde aynalarla çevrilmiş podyumda, kuş tüyleri, işlemeler, payetler, yüksek belli ve doldurulmuş kalça efektli silüetleri ve bol yıldızlı modelleri ile ilgiyi çekmekte ve sürdürebilmekteki başarısını bir kez daha ortaya koydu. Finaldeki gelinliği ise bu sefer aynı zamanda da markanın yüzlerinden biri olan Johnny Depp ve Vanessa Paradis‘nin kızı Lily Rose Depp taşıdı.

*MAISON MARGİELA

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığı ve yaşattığı korkunç skandaldan sonra adeta küllerinden doğan tasarımcı John Galliano, kendi imzası olan yaratıcılığını Margiela modaevinin kodları ile ustaca birleştirerek özlenen koleksiyonlarından birini sergiledi Paris Couture haftasında. Galliano, heykelsi ve keskin siluetleri , klasik parçaların yeniden kendi tasarım stiline ve Margiela mirasına göre yorumlanması ile enerji ve yaratıcılığın ortaya çıktığı yani olması gerektiği gibi ‘gerçek’ bir  couture şov sundu izleyenlere...Top model Kendall Jenner (solda) ve Johnny Depp'in kızı Lily Rose, Karl Lagerfeld'in muhteşem tasarımlarını sergilemek için Chanel podyumundaydı.

EN İYİ DAVET

DIOR Modaevi, yeni kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri ‘nun ilk couture koleksiyonu şerefine, koleksiyonun da temasından yola çıkarak muhteşem bir Maskeli Balo düzenledi.  Her daim defilelerini de gerçekleştirdiği Müze Rodin’de masallar kadar muazzam bir gerçek bahçe dekoru içerisinde verilen balo, haftanın tartışmasız en görkemli davetiydi. Ve sabaha kadar süren çeşitli DJ’lerin tüm davetlileri durmaksızın dans ettirmesiyle de hafızalara kazındı. Öyle ki artık partinin bitmesi için bir noktada, yani sabaha karşı 4.00’e doğru artık müziği kapatıp ışıkları açmak zorunda kaldılar. ASAP Rocky, Bianca Jagger, Eva Herzigova, gibi ünlülerin bol olduğu maskeli baloda, Kendall Jenner ve Bella Hadid herkesten fazla ilgi görmekteydi elbet. Ertesi sabah Chanel defilesi için sabah 6.00’da saç-makyaja gidecek olmaları da hiç umurlarında değildi tabii ki, şöhretin ve ilginin keyfini çıkarmakla meşguldüler.

Yazının devamı...

Paris’te değişim rüzgârları

8 Ekim 2016

 İlkbahar-yaz 2017 Prêt-à-Porter/ hazırgiyim moda haftalarının sonuncusu olan Paris Moda Haftası her zamanki gibi en görkemli şekilde gerçekleşti. Haftada, önemli modaevlerindeki tasarımcı değişikliklerinden Kim Kardashian’ın silahlı soyguna uğramasına kadar birçok konu kulislerde hararetle konuşuldu.

 

 

 Paris moda haftasının en heyecanla beklenen defileleri arasında, yeni kreatif direktörleriyle ilk kez koleksiyon sunan Saint Laurent, Dior, Lanvin ve Valentino modaevleri vardı. İlk olarak Hedi Slimane’den bayrağı devralan tasarımcı Antony Vaccarello, bu riskli ve zor görevi yumuşak bir geçişle yapmayı tercih etti. Tasarımcı niteliği olarak modada devrim yaratabilecek bir profilde zaten olmayan Vaccarello, Saint Laurent adına ilk koleksiyonunda Slimane’in rock-chic tavrı ve siluetleri üzerinden devam ettirerek, satışa yönelik bir koleksiyon sundu. Sezonun en önemli trendlerinden biri olan 80’ler referanslı büyük omuzlu üstlerle kombin edilmiş mini elbiselerle garanti bir geçiş yapmış oldu. Fakat editörler arasında herhangi bir heyecan da yaratamadı.

 

 Dior modaevinin 15 yıllık John Galliano istikrar döneminden tatsız ve ani kopmasından sonra Raf Simons ile gelen geçici huzur da geçen sene sona ermişti. Arada tasarım ekibinin devam ettiği birkaç sezonun sonunda adeta ‘flaş transfer’ olarak görülen, Valentino’nun müthiş başarılı ikilisinden Maria Grazia Chiuri’nin Dior’a geçmesi sektörde müthiş heyecan yaratmıştı. İlk koleksiyonunu sunan Maria Grazia, maalesef ki beklentileri karşılayamadı. Altı haftada hazırlaması gereken koleksiyon için aldığı referansları fazla edebi kullanması genelde eleştirilerin ortak noktasıydı.

 

 Lanvin modaeviyle özdeşleşen kreatif direktör Alber Elbaz’ın yerine gelen Bouchra Jarrar da beklentileri karşılayamadı. Elbaz’ın Lanvin kadınının adeta imza silüeti haline getirdiği drapeli feminen formları iyi yorumlayamadı.

 

 Tüm bu hayal kırıklıklarına tek iyi gelen ise Valentino modaevinin kreatif direktörlüğüne artık tek başına devam eden Pierpaolo Piccioli’den geldi. Belki onun işi kendileri için yepyeni modaevlerinin başına gelen diğer tasarımcılardan daha kolaydı, ne de olsa aynı markaya devam ediyordu, markanın tasarım DNA’sı gayet oturmuş ve büyük bir başarı elde etmişti. Yine de farklı arayışlara girmeyişi, kendini ispat etme telaşının olmayışı, barok detaylar, romantik siluetlerle birleşen genç ve modern tavırla, Valentino’nun son dönemdeki müthiş başarısına imzalarını atan ikilideki esas isim olduğu kanısına vardırdı.

 

 Chanel modaevi, kreatif direktörü Karl Lagerfeld ile Paris Moda Haftası’nın her zaman en etkileyici şovlarından birini gerçekleştirmesiyle ünlüdür. Chanel defile sabahı editörler ve davetliler arasında adeta bir çocuk heyecanıyla beklenir. Çünkü değişmez defile mekânı Grand Palais, her seferinde sürpriz bir dönüşüm geçirir. İlkbahar-yaz 2017 koleksiyonu için Lagerfeld, bu sefer tarihi Grand Palais’yi fütüristik bir  ‘Chanel Data Bank’ olarak tasarlamış. Defilenin açılışını da robot modellerle yaparak yine moda haftasına imzasını attı.

 

 Klasik, rafine ve zamansız şıklığın birleştiği, köklü lüks markası Hermès,  mirasından gelen muazzam deri işçiliği, renk paletiyle Paris Moda Haftası’ndaki zaman zaman gözü yoran formların dışında kalan koleksiyonuyla izleyiciye iyi gelen bir sakinlik hissettirdi.

 

 Haftanın kapanış defilesi, dâhi tasarımcı Miuccia Prada’nın yaramaz kızı Miu Miu’ nun retro, optimist havuz partisiyle moda maratonu yorgunu olan editörleri yüzlerinde bir tebessümle ülkelerine yollamayı bildi.

 

KIM SALDIRISI TEZGÂH MIYDI? 

 

Paris Moda Haftası’nda, kardeşi Kourtney ve annesi Kris’in eşlik ettiği Kim Kardashian, Balmain, Balenciaga ve Givenchy defilelerinde görüldükten bir gün sonra, kaldığı özel rezidansta silahlı soyguna uğramasıyla gündeme (yine!)bomba gibi düştü. 5.6 milyon dolar değerindeki mücevherlerini, 5 silahlı soyguncunun, sabaha karşı, koruması kız kardeşleriyle dışardayken ve kendisi yalnızken odasına girerek çalması; ağzı ve elleri bantlanarak banyoya kilitlenmesi, birçok yoruma da yol açtı. Paris’te en öne çıkan iddia, polisle bile doğru düzgün konuşmadan kenti apar topar terk eden Kardashian’ın  olayı tezgâhladığı yönünde. Döner dönmez sigorta şirketinden zararının tamamını, yani  5.6 miyon doları talep eden  Kim,  dedikodulara göre bundan sonra “Artık bilinçlendim, yaptığım yanlıştı, sosyal medyada da fazla görünmeyeceğim” diyerek eskiyen yüzünü yine gündemde kalarak dinlendirecek. Birkaç ay sonra da ‘aydınlanma’ hikâyesini People gibi tabloid dergilere, fiyatını da artırarak satacak. Yani her şey yine Kardashian’ların pazarlama stratejisinin bir parçası olabilir...

Yazının devamı...

Hızına yetişilemeyen moda haftaları

24 Eylül 2016

İlkbahar-Yaz 2017 Prêt-à-Porter moda haftaları tüm hızıyla devam ediyor. New York ve Londra Moda Haftası’nın ardından devam etmekte olan Milano Moda Haftası’nı Paris takip edecek ve böylelikle bir sezon daha kutsal moda ayı sona erecek.

 

Moda haftaları, markaların ve tasarımcıların sergilenen koleksiyonlarının detayları ve genel havasının yanında, kulislerde konuşulan konularıyla da her zaman öne çıkar. Ve aslında endüstrinin dinamiklerini etkileyen bu ‘ esas’ konular, her sezon trendler gibi değişir. Son birkaç sezondur ise moda endüstrisinin kafası, ‘Slayer’ trash metal grubunun tişörtünü giyen Kendall Jenner kadar karışık. Dijital çağın getirdiği tüketim hızı, sosyal medyanın hayatın her alanına yön vermesi ve küresel iklim değişiklikleri, markaları ve tasarımcıları yeni formüller denemeye sevk etmekte. Online alışveriş sektörünün de markalar için birinci derece önemli olmaya başladığı son yıllarda, halihazırdaki defile, üretim ve satış döngüsü takvimlerinin yenilenmesini, çağa ayak uydurmasını gerektirmeye başladı.

 

Mesela, şu anda sergilenen İlkbahar- yaz 2017 koleksiyonlarının satışları bir ay boyunca sürecek moda haftalarındaki defilelerden sonra yapılacak. Ardından yapılan satışlara göre üretim süreci başlayacak ve ocakta mağazalardaki yerini alacak. Bu aradaki dört ayda, sosyal medyada yüzbinlerce kere görülen kıyafetler, Zara gibi hızlı üreten markalar tarafından zaten çoktan kopyalanmış, mağazalardaki yerini almış olacak. Tasarımcı koleksiyonu satışa sunulduğu zaman ise, koleksiyon çoktan eskimiş olacak. Buna bir de iklim kaymalarının etkisi eklenince, sektörün yeni formüller geliştirmesi elbet kaçınılmazdı.

 

İşte tüm bu sebeplerle her geçen gün ‘Şimdi gör-şimdi satın al’ politikasına geçmeye başlayan marka sayısı artıyor. Tabii buna gücü yeten markalar diyebiliriz. Çünkü küçük markalar için satıştan bağımsız olarak kumaşlarını önceden hazır edip, anında üretime geçebilmek çok zor. Mesela New York Moda Haftası’nda bu sezon Ralph Lauren de bu uygulamaya geçen markalardan biri. Paris’te Vetements, Londra’da Burberry’nin uygulamaya başladığı formülü, Rebecca Minkoff, Tommy Hilfiger, Alexander Wang, Tom Ford ve Michael Kors gibi markalar da belli ürünleri kapsayan şeklinde başlattılar.

 

 

TASARIMCILARDAN YENİ ÇÖZÜM

 

Peki bu yeni formül işe yaramakta mı? Satışlara direkt etkisi ne kadar olmakta? New York’un ünlü mağazası Bergdorf Goodman, Tom Ford defilesinin hemen ardından mağazaya giren önümüzdeki sezonun koleksiyonunun, tüketiciye çok cazip geldiğini ve satışların çok çok iyi olduğunu belirtti bile. Aynı şekilde Londra Moda Haftası’nda gerçekleşen Burberry ve Topshop defilelerinin ardından online satışlarında koleksiyonların yok sattığı görüldü. Bundan sonraki sezon nasıl geçecek henüz bilinmiyor, yaşanacak ve görülecek. New York ve Londra’ya göre genetik olarak daha tutucu olan Milano Moda Haftası’nda ise henüz bu yeni denemeler başlamadı. Gelecek hafta gerçekleşecek Paris Moda Haftası’nda bakalım hangi markalar bu yeni akımın temsilcileri olacak?

Yazının devamı...

Yedi 'şık'ta Paris

12 Mart 2016

İzlediğim en heyecan verici koleksiyonlar, şüphesizgeçen hafta gerçekleşen  Paris Moda Haftası’na aitti. Neden mi?

 

 

- BALENCIAGA modaevinin, Amerikalı tasarımcı Alexander Wang ile yollarını ayırmasıyla , Paris’in yeni ‘underground’ ve ‘cool’  gençliğinin gözdesi VETEMENTS in kreatif direktörü Demna Gvasali getirilmişti. Büyük heyecan yaratan bu transferin ilk defilesi bu sezon gerçekleşti. Paris’te bir gurup arkadaşın birleşerek çıkardığı marka, çok kısa sürede fenomen olmuştu. Dekonstruktif tasarımları ile sokak stilinin ve moda editörlerinin kısa sürede gözdesi haline gelen marka, 90’ların efsane markası Martin Margiela ekolünden gelmekte. Bu sebeple birçok kişinin adeta ’devrimci’ buldukları tasarımları Margiela’cılar için elbette çok tanıdık. İlk koleksiyonu ile cesur bir koleksiyona imza atan Demna Gvasalia, Balenciaga modaevinin mirası silüetleri günlük giyime ve sokağa taşıyan birleşimlerle sundu. 

- Jonathan Anderson küllerinden dogurduğu marka LOEWE için harikalar yaratmaya devam ediyor. Brutalist mimarisi ile dikkat çeken UNESCO binasinda bir Giacometti heykelinin önünde gerçekleştirdiği defileyi izlerken, koleksiyonundaki referans zenginliği ve bunları çok başarılı bir şekilde harmanlaması ile Miuccia Prada’nin yeni jenerasyon versiyonu hissini zaman zaman uyandırdı. Defile müziği olarak ise yakın zamanda sigarayı bırakmak için gittiği hipnoz seansının konuşmalarını kullanmıştı.

- Hedi Slimane durdu durdu son koleksiyonu ile bombayı patlattı desek yeridir sanırım..SAINT LAURENT modaevinden bu sezon sonunda ayrılacağı nerdeyse kesinleşen tasarımcı, iki bölümde ve iki şehirde gerçekletirdiği defileler ile adeta bir retrospektif veda yaptı. İlk bölümünü yaşadığı ve tüm ilhamını aldığı Los Angeles’da gercekleştirdiği defilenin ikinci bölümünü, Yves Saint Laurent’in yenilenen salonunda ‘Couture’ bir şovla tamamladı. Helmut Newton, Guy Bourdin ve eski salon haute couture şovları referansları ile müziksiz ve sadece kıyafetlerin numaralarının anons edildiği ve modellerin topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde gerçekleşen defile haftanın en büyük sürpriziydi. Bu arada henüz resmi açıklamalar olmasa da Hedi Slimane’in yerine Anthony Vaccarello’nun geçeceği, Slimane’in de Karl Lagerfeld’in tek varisi olarak gördüğü kisi olarak Chanel modaevinin başına geçeceği kulislerde epeyvce konuşulmaktaydı.

- MIU MIU defileleri Paris’in en son günü en son defile olarak şehiri terketmeye hazırlanan moda sektörünü hem müthiş bir zevk ve ilham içinde hem de koleksiyonun kavramsal boyutunu düşündürerek bitirir. Yine bambaşka, yine çok özgün, yine gelecekle geçmiş arasındaki o ‘şimdi’ noktasını bu kadar iyi yakalayan koleksiyon dahi tasarımcı Miuccia Prada için tüm salonun kopardığı alkış tufanı eşliğinde gerçekleşti. Defilenin ultra top modelli kadrosunda Adriana Lima, Lara Stone, Kendall Jenner, Gigi Hadid, Irina Shayk da vardı.

- Bu sezon dünyanın genel dijital yorgunluğuna bir tepki yansıması olarak da adlandırabileceğimiz bireysellik,  kişiye özellik, el işçiliğine özlem ve geri dönüs CHANEL defilesinde de Karl Lagerfeld’in ‘front row only’ konsepti ile örtüşüyordu. Haute Couture atmosferinde sunduğu koleksiyon birbirinden farklı silüetler, tüvit takımlar, yandan fermuarlı etekler, spor giyim detaylarının birleştigi trençkotlar gibi saymakla bitmeyecek zenginlikte ve çeşitlilikte parçalardan oluşuyordu. İşte bu da yine belki de son dönemde moda literatürüne giren ‘wardrobe dressing’/ ‘gardrop giyimi’  yani bazı tasarımcıların koleksiyonlarını konsept üzerine değil de, güzel ürünler ve parçalar ortaya çıkarmak hedefiyle yapmalarını tanımlayan bu yeni kavrama bir atıftı. 

- DIOR modaevi, John Galliano döneminden sonra markaya yepyeni bir görünüm kazandıran kreatif direktör Raf Simons’ın ayrılışı ile koleksiyonlarını tasarım ekibinin ellerine emanet etti. Geçtiğimiz ay ilk Couture koleksiyonunu , bu hafta da ilk Pret-a-Porter/hazır giyim koleksiyonunu sunan tasarım ekibi bakalım kalıcı olacak mi? Gucci’deki Alessandro Michele formülünün inanılmaz bir başarı ile sonuçlanması ile cesaretlenen moda gurupları star isimler yerine içerden yetişenlere şans vermeye başladı. Elbette Alessandro Michele çok özel ve nadir bir örnek oldu belki de ama Balenciaga’ya Vetements’in gelişi gibi yeni bir anlayış da yavaştan yerleşmekte. Koleksiyon, kısa paltolar, satış odaklı kokteyl elbiseler, yüksek belli ipek tek omuzlu yırtmaçlı elbiseler, vücüdu saran bir silüet ile risksiz, romantik ve  feminen parçalardan oluşuyordu. Ve fakat elbet bütünde bir vizyon ve yenilik eksikliği hissediliyordu.

- HUSSEIN CHALAYAN gerçek bir sanatçı/yaratıcı olduğunu bu koleksiyonunda da elbet gösterdi. Kimeye benzemeyen akıl oyunlarını, düşünce süreçlerini, referanslarını ve kavramlarını müthiş bir şekilde evirip dönüştüren tasarımcı, tüm bunlara inanılmaz bir duygu yüklemeyi de başarıyor. Özellikle defilenin bir bölümünde çalan ‘Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım, Bu da gelir, Bu da geçer, Ağlama’  türküsü koleksiyondaki teknoloji teması ve insani duygular arasında bir çelişki yerine huzurlu bir uyum getirmişti.


 

Alarm mı yapıldı?

 

Her kış sezonunda yasandığı gibi özellikle New York’da -17yi bulan rekor derecedeki soğuk hava, Milano ve Paris’te sürekli yağan yağmurlar eşliğinde dünya moda endüstrisinin önde gelen isimleri defilelerden davetlere koşturdular. Trajik Paris katliamindan kısa bir süre sonra, bundan bir ay önce gerçekleşen Haute Couture moda haftasında şaşırtıçı derecede ‘olmayan’ güvenlik önlemleri bu hafta oldukça arttırılmıştı. Tüm defilelere girerken, çanta kontrol X-Ray cihazlarının yanı sıra metal dedektörler ile aranan davetliler Paris’in tarihi binaları önünde zaman zaman uzun kuyruklara yol açtı. Henüz bir ay önce Couture haftasında bu tip bir güvenlik önleminin olmaması, bu hafta için “özel bir alarm mı var” dedirtti tabii.

Yazının devamı...

Hepimiz Balmain’in askerleriyiz

1 Kasım 2015

Son dönemin en popüler Kendall Jenner ve Gigi Hadid podyumda, doksanların fenomen grubu Backstreet Boys sahnede. İhtişamlı modaevi Balmain, mağaza zincir H&M için hazırladığı koleksiyonu New York’ta böyle tanıttı. Markanın baştasarımcısı Olivier Rousteing’le buluştuk, modada yarattığı yeni düzeni konuştuk.

 

 Mağaza zinciri H&M, moda dünyasında lüks markalar ve perakende taraflarını efektif bir şekilde buluşturmaya ve bu alanda sürdürdüğü lüks marka tasarımcılarıyla yaptığı işbirliği projeleriyle ses getirmeye devam ediyor.

Geçtiğimiz yıl Alexander Wang projesiyle10. yılını kutlayan, içlerinde Karl Lagerfeld, Stella McCartney, Versace gibi markaların da bulunduğu ‘tasarımcı işbirlikleri’ projesine, geçtiğimiz hafta ünlü ve köklü modaevi Balmain kapsül koleksiyon lansmanı- BALMAİN X H&M- ile devam etti.
1950’lerde Pierre Balmain’in kurduğu Balmain modaevi, son 5 yıldır 1985 doğumlu başarılı tasarımcı Olivier Rousteing’le genç, popüler, seksi ve dinamik bir çizgi ve dünya yarattı etrafında. Markanın en büyük mirası olan ‘couture’ işçiliği ve ışıltılı tasarımlarıyla ünlüler dünyasında da son dönemin en çok arzu edilen markalarından biri oldu. Markanın modayı sürekli takip eden, güncel, her yaştan her kesimden müşteri kitlesinin de, yüksek modanın bu gösterişli markasının işbirliği projesine açıklandığı günden itibaren gösterdiği ilgi ve heyecan oldukça büyüktü.
New York’da geçen hafta gerçekleşen lansman dünyadan davet edilen 600 kadar gazeteci, editör ve davetliyi ağırladı. Dünyadan sadece birkaç gazete ile birebir görüşen Olivier Rousteing ile , tasarım süreci, modaya bakış açısı, popüler kültür sevgisi, dijital dünyanın hızı ve sosyal medyanın samimiyeti konularında sohbet ettik. Sürekli ve aşırı hızlı tüketim karşısında gelişen yavaş moda tavrı ona göre pek değil aslında. Herkesin bu hıza bir şekilde ayak uydurmasını çok önemli buluyor. Günümüz genç jenerasyonunu tam anlamıyla temsil ettiği net bir şekilde görülen tasarımcı için bundan10 sene önce Roberto Cavalli’nin H&M için hazırladığı koleksiyonu için mağaza kapısında kuyrukta beklediği günlerden, 10 sene sonra ise kendinin bu işbirliğini gerçekleştirmesi adeta bir rüyanın gerçekleşmesi. Popüler kültürü tasarımlarına ve etrafında yarattığı dünyasına samimi bir şekilde entegre eden Olivier Rousteing’in günümüz tasarımcısı olduğu Instagramdaki 1milyon 600 bin takipçisinden ve en yakın arkadaşları 40 milyon takipçili Kendall Jenner ve 7.5 milyonluk Gigi Hadid’den de belli zaten.

Tasarımcı Rousteing, koleksiyona başlarken, kendinden yola çıkmış. Çok değil yakın bir geçmişte, yani şu andaki gibi her istediğini alamadığı günlerde, beğendiği tasarımcıların kıyafetlerinin fiyatlarının uygun olmasını istediğini hatırlayarak ve hatta Instagramdaki takipçilerinin de Balmain’in ikonik tasarımlarına sahip olmak isteyeceklerini düşünerek, kapsül koleksiyonunu bu parçalardan oluşturmuş. Ancak yine de koleksiyon sadece bir retrospektif havasında da değil, çok iyi kesimli blazerlar, paltolar ve ceketler de Balmain’in şaşaalı tarafını değil, temel parçalarını sevenler için ideal.

 

Ve Backstreet Boys sahnede!


Wall Street’de eski kullanılmayan bir bankada gerçekleşen defile ve şov oldukça büyük ölçekteydi; dev endüstriyel çift katlı podyum ve sahne konstrüksiyonu, top modeller, kalabalık bir dansçı gurubu ve gecenin sürprizi olarak da Backstreet Boys canlı performansı !!!!! Evet herkesi şaşkına çeviren 2000’lerin meşhur ‘boy band’ i BackStreet Boys defile sonunda sahneye çıktı ve burun kıvıran kıvırmayan herkesi coşturdu. Tabii ki en önde Olivier, Kendall, Gigi, Karlıe Kloss ve diğer arkadaşları olmak üzere…
Gecenin en hareketli ve heyecanlı bölümü bununla kalmıyordu elbet. Sadece davetlilere özel, asansörle inilen bir bodrum katında açılan pop-up mağazanın ilk 10 dakika içerisindeki hali gerçekten görmeye değerdi! Editörler ve davetliler arasında adeta TV’deki süpermarket yarışmaları tadında geçen alışveriş çılgınlığı için atletik ve metodik davranmanız çok önemli!
Bu hafta İstanbul lansmanı da gerçekleşecek olan koleksiyon 5 Kasım’da mağazalardaki yerini alacak.Geçen hafta New York’daki on gösterimde alınan parçalardan e-bay’de satılmaya başlayanlar bile var şimdiden! Meraklılarına duyurulur!

Yazının devamı...

Moda dünyası da dönüyor!

17 Ekim 2015

Dünya moda endüstrisinin heyecanla beklediği moda haftaları her zaman olduğu gibi New York, Londra, Milano ve Paris sırasıyla gerçekleşti.
İlkbahar-yaz 2016 koleksiyonlarının sergilendiği sezon defilelerinde önümüzdeki altı ay sektöre ilham vericek trendler de ortaya çıkmaya başladı.


Moda, içinde bulunduğumuz ‘dönemin ruhu’nun (zeitgeist) en direkt göstergelerinden biri. Sosyal, toplumsal, kültürel, dinamiklerin aynası, bazen öncüsü.. Bu sebeple de koleksiyonlarda, dijital çağın getirdiği enformasyon fazlalığının adeta bir ‘kolaj’ yaratmasının etkilerini gördük. Nasıl ki Instagram’daki bir fotoğrafın ilk kaynağının kim olduğunu bilemediğimiz ve daha da önemlisi artık bunu önemsemediğimiz bir dönemde yaşıyorsak, dönemlerin veya akımların tasarımcılar tarafından en kişisel yorumlamalara, en ‘patchwork’ (yamalı?????) hallerine ulaştığı bir sezon yaşıyoruz. Tek bir dönem etkisinin hakim olmadığı ilkbahar-yaz 2016 sezonunda, bireysellik, cinsiyetsizlik, romantizm, fütürizm, farklılıkların kutlanması ve ‘minimal grunge’ (?????) en belirgin alt metinlerdi.
Koleksiyonlar haricinde, sektörde de farklı bir döneme girildiği hissediliyor. Yıldız tasarımcılar, büyük isimler yerine, isimsiz sayılabilecek, çoğu zaman ünlü bir tasarımcının yanında yıllarca çalışmış ancak markalariçin ilk başta risk gibi gözüken isimlere yer veriliyor artık. Frida Gianni’den sonra apar topar Gucci’nin kreatif direktörlüğüne gelen Alessandro Michele bir anda moda sektörünün en heyecanla şovlarına imza atmaya başladı. Öyleki uzunca bir süredir duraklama döneminde olan Gucci, bir yandan satış rekorları kırıyor bir yandan da yepyeni görünümüyle moda tutkunlarını kasıp kavuruyor. Balenciaga’nın geçen hafta açıklanan yeni tasarımcısı şimdiden benzer bir ilgi yarattı. Son dört sezondur Paris’te ‘underground’ kitleyi ele geçiren marka ‘Vêtements’ın tasarım ekibinin başı Demna Gvasalia da Balenciaga’nın yeni kreatif direktörü olarak açıklandı.


New York Moda Haftası’nda öne çıkanlar

* Dünyada olup bitenlerin trajikliği (göçmen sorunu, liderlerin faşizan fantazileri) koleksiyonlarda tam ters etki yaratmış. New York’ta romantizm rüzgârları esiyordu. Tasarımcılar adeta romantik bir kaçışın hayalini kurmuşlar. Bir başka gözlem de tasarımcıların ‘slow fashion’ (yavaş moda???) kavramını irdelemesiydi. Mesela Tory Burch, ‘doğal güzellik’ kavramının yine ‘kendi doğal seyrinde’ gelişmesinden ilham aldığı bir koleksiyon ortaya çıkarmıştı.
* Givenchy’nin kreatif direktörü Riccardo Tisci modaevindeki 10’uncu yılını kutladı. Tisci’nin tam da 11 Eylül’e denk gelen defilesi için, İkiz Kuleler’in yerine yapılan Freedom Tower fon olarak seçilmişti. Tisci’nin yakın dostu sanatçı Marina Abramoviç’in konsept çalışması ve performansıyla kültürler arası hoşgörü teması vurgulandı. Ama defile, her zamanki gibi ‘front row’ yani ön sırasıyla koleksiyondan daha fazla konuşuldu. Julia Roberts, Debbie Harry, Courtney Love, Amanda Seyfried, Uma Thurman ve Nicki Minaj ilk göze çarpanlardı. Ve fakat bir günümüz gerçeği yüzümüze bir kez daha çarptı: Kim Kardashian & Kanye West çiftinin genç kitleden herkesten çok tezahürat alması...


En iyi koleksiyonlar

* Calvin Klein: Koleksiyon, ilk bakışta 1990’ların meşhur saten spaghetti askılı elbise silueti ve o meşhur Kate Moss fotoğrafının, biraz Courtney Love ve Nirvana grunge’ı katılmış halini andırıyordu. Ama aslında Hollywood’un ihtişamlı dönemleri 40’lar ve 50’lere kadar uzanıyordu. Yepyeni, genç ve modern bir koleksiyonla New York’un en iyilerdendi.
* Marc Jacobs: Son yılların en epik şovunu gerçekleştirdi. Ziegfield Tiyatrosu’ndaki defile, modellerin Hollywood yıldızları havasında tiyatronun dışındaki kırmızı halıda poz vermeleriyle başladı. Amerikan pop kültürünün sembollerinden Andy Warhol ve onun pop-art baskıları, Amerikan bayrağının kırmızı-beyaz-mavi yıldız ve çizgileri, Bruce Springsteen jeanleri, Gatsby flapper elbiseleri podyumdaydı. Deriler, püsküller, kuştüyleri, payet gibi detaylarla en maximalist ve etkileyici koleksiyonlardandı.
* Proenza Schouler: Tasarımcı ikilinin Küba seyahatlerinden aldığı ilham, koleksiyonda kullandıkları volan ve fırfır detaylarına dönüşmüştü. Koleksiyon, Yves Saint Laurent’in 1977’de sergilediği ‘Gypsy’ koleksiyonunun günümüze uyarlanmış hali gibiydi.
* Altuzarra: Tasarımcı Joseph Altuzarra, rafine, feminen ve eklektik koleksiyonlarına bir yenisini daha ekledi. Fransa’nın Bask bölgesinden aldığı ilhamla hazırladığı koleksiyonunda artık imzası haline gelen hem cool hem seksi kalem eteklere ve düşük omuzlu, inci nakışlı elbiselere yer vermişti.
* Victoria Beckham: Victoria Beckham’ın tasarıma başladığı ilk günden beri gösterdiği müthiş azim, disiplin ve geldiği nokta gerçekten takdirlik: Rahat, özgür, akışkan, esnek ve güncel. Koleksiyonlarındaki kadın silueti de bu tanımlamalara paralel bir kadın. Bu sezon bu yeni kadın silüetine sürpriz desenler ve baskılar ekleyerek şaşırtma katsayısını yükseltti.
* Ralph Lauren: Ralph Lauren Fransız Rivierası’ndan esinlendiği ilkbahar-yaz 2016 koleksiyonunda marin çizgiler, denizci takımlar, kırmızı, beyaz ve lacivertin en grafik kullanımları, organza parlak renkli gece elbiseleri ve yumuşacık yaz derileriyle lüks ve sofistike şıklığı yansıtmış. Haftanın en iyilerindendi.
* Alexander Wang: Kendi adını taşıyan markasının 10’uncu yılını kutlarken ve Balenciaga’daki kısa süren kreatif direktörlüğüne veda ederken, New York’ta yani evindeki şovda, köklerine dönmüştü adeta. Kendisini meşhur eden ‘sokak stili’nin, hip-hop kültürünün, atletik ve spor giyimin western ve grunge detaylarla birleştiği bir koleksiyon ve ardından verdiği büyük partiyle kutladı yeni yaşını. Lady Gaga, Kanye West ve Nicki Minaj da tasarımcıyı yanlız bırakmayanlardandı.

Yazının devamı...

Pop prensesi nereye koşuyor?

5 Eylül 2015

MTV Müzik Ödülleri’nde sondan başka yıldız parlamadı: O, 80 milyon dolarlık servetin sahibi, kusursuz pop prensesi Taylor Swift. Hem komşu kızı hem ateşli bir feminist. Yanında da sosyal medya hesabında 30 milyon takipçi olan süperstar kankaları. Peki başarısı daha sürecek mi yoksa kendi kendini imha etmeye başladı mı?

Geçen pazar gerçekleşen 2015 MTV Video Müzik ödülleri yine son dönemin pop kültür fenomeni Taylor Swift’in gecesi oldu. ‘Bad Blood’ video klibi – Yılın en iyi videosu ödülü ile birlikte en iyi kadın video, ve en iyi pop video ödüllerini aldı.
Önemli müzik ödüllerinde ödülleri toplamak 25 yaşındaki Swift için, bu gencecik haliyle alışıldık bir durum haline geldi: 7 Grammy ödülü, 16 Amerikan Müzik ödülü, Billboard tarafından iki kere ‘Yılın Kadını’ unvanı bunlardan sadece bazıları. Forbes’a göre de geçtiğimiz yıl 80 milyon dolar kazanç, 200 milyon dolar net değerle Beyonce, Jay Z, Rolling Stones, Federer, Messi ve Gisele’i geride bırakarak üçüncü sırada olmasına rağmen, hayranlarına seçtiği hediyeleri elleriyle paketlediği ve verdiği videoyu çekip yayınlayacak kadar da ulaşılabilir. Tabii bu arada 17 milyon kişinin izlediği 6 dakikalık bir videodan bahsediyoruz!

Nuh’un gemisi tadında ünlü kankalar

Taylor Swift’in 14 yaşında Amerika’nın Tennesse şehrinde başladığı ‘country’ müzik serüveni, ‘1989’ albümünü yayınlamasından bu yana hızla ilerleyen bir pop-starlığa dönüştü.
Yine geçtiğimiz aylarda dijital müzik yayın platfomu ‘Spotify’dan müziklerini çekerek ve üzerine de Apple gibi dünyanın en önemli şirketlerinden birini dize getirerek, şarkı sahiplerine deneme süresinde de haklarının ödenmesini sağladı. Endüstride büyük yankı uyandıran bu tavır ve duruş, Swift’in sektörü etkileme gücü ve pop-star duruşunu bir kez daha gösterdi cümle aleme.
Pop starlığa emin adımlarla gelen mükemmel ve kusursuz Taylor, Amerika’da çok kullanılan ‘komşunun kızı’ ve ‘America’s sweetheart’ tanımını yeni sürüm ile güncelliyor. Ortalama bir yetişkin pop-star’ın, günümüzde pop-starlığın artık markalaşmış trendleri olan, ‘kadın dayanışması’, ‘feminizm, ‘kadın gücü’ gibi temaları sahiplenerek..
Kadın dayanışmasını kola gibi pazarlayan Swift, Nuh’un gemisi tadındaki model,yazar,müzisyen,oyuncu içeren, kendi alanlarında ortalama 20-30 milyon Instagram ve twitter takipçileri olan, başarılı, ünlü, zengin ve güzel arkadaş gurubuyla, Zeki Müren’in eski TRT programlarının instagram versiyonu tadında. “Bakın bizler de sizler gibiyiz, etten kemikteniz, kız kıza buluşup, yemek yapıp, örgü örüp, Netflix’de dizi izliyoruz. Ve evet elbette kedilerimizi çok seviyoruz” mesajları vermekte. Bu gurupta kimler kimler yok ki; Selena Gomez, Kendall Jenner, Cara Delevigne, Gigi Hadid, Lena Dunham ana kadroda. Son gerçekleştirdiği dünya turnesinde ise Justın Tımberlake, Lisa Kudrow, Alanis Morissette, Ellen De Generes gibi isimleri sahneye çıkararak ‘ sahne ışıklarını’ paylaşmayı bildi !

Kusursuz kız nasıl hata yapar?

Ve fakat bu kusursuz profil son zamanlarda çatlak vermeye başladı. Önce ‘Bad Blood’ videosunda, kendi kız çetesiyle savaştığı kişinin Katy Perry olduğu varsayıldı. Kadın dayanışmasından bahseden birinin, videosunda silahlarla başka bir kadını tekmelemesinin ne kadar da çelişkili olduğuna dikkat çekildi. Hatta Katy Perry, Swift’in, süper sahte bulduğu ‘kadın dayanışması savunuculuğunu’ tamamen ticari bir duruma çevirerek başka bir kadından intikam aldığı bir video yapmasının ne kadar ironik olduğunu belirttiği bir tweet attı. Swift, Perry’e cevap vermedi. Ama Nicki Minaj ile twitterdaki atışmalarını MVMA gecesinde Minaj ile birlikte düet yaparak yine lehine çevirmeyi bildi.
Son birkaç günün en hararetli tartışma konusu ise Taylor Swift’in lansmanını MTV gecesi yaptığı yeni videosu ‘Wildest Dreams’ üzerine.
Neden mi? Yüksek dozda ırkçılık sebebiyle! Bir anda her kesimden eleştirilere maruz kalan yeni video, Afrika’daki koloni kültürü fantezisini canlandırıyor. ‘Out of Africa’ filminden referansla Etiyopya’da çekilen videoda tek bir siyah, etnik insanın yer almaması günlerdir köşe yazılarına konu olmakta. ‘Wildest Dreams’ videosu tamamen beyaz kadrosuyla Avrupa’nın Afrika’daki koloni kültürünün adeta romantikleştirilmesi şeklinde. Böylesine bir gaf ötesi hatayı, her hareketi planlı ve programlı gözüken fenomen pop-star Taylor’ın ve profesyonel ekibinin nasıl yaptığı da oldukça ilginç tabii! Bakalım Swift bu durumu nasıl lehine çevirecek, arkadaş gurubuna veya turnesine Etiyopyalı siyahi caz müzisyenlerini her an ekleyebilir!

Yazının devamı...