"Ece Sükan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ece Sükan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ece Sükan

İyisiyle kötüsüyle bir moda maratonunun daha sonuna geldik

19 Mart 2017

 Dünya moda sisteminin ve trend’lerinin merkezi olarak kabul edilen Paris, ironik biçimde ‘trend’lerin artık sona erdiğini gösteren koleksiyonlara sahne oldu. Tasarımcılar birkaç tema etrafında kümelenmek yerine özgün tasarım anlayışlarını ortaya koydu.

New York tasarımcılarından farklı olarak Paris Moda Haftası’nda tasarımcılar; politik söylemler, kadın hakları konusunda slogan tişörtlerle direkt mesajlar vermek yerine kadının kimliğini yüceltecek tasarımlara kafa yormuşlardı. Örneğin; moda tasarımcılığına en kavramsal yaklaşan, artık sanatçı statüsünde kabul edilen ve önümüzdeki yıl New York Metropolitan Müzesi’nde sergisi başlayacak olan Commes Des Garçons markasının yaratıcısı Rei Kawabuko’nun güzellik anlayışı ve beden formları üzerine hazırladığı koleksiyon çok konuşuldu.


Valentino - Galliano - Giambattista Valli

Modellere ‘kötü muamele’ iddiası
En iyi koleksiyonlar ve şovlar arasındaysa Balenciaga, Chanel, Valentino, Sacai ve Miu Miu yer aldı.

Paris Moda Haftası; bir model ajansının, Balenciaga defilesinde görev alacak modellere kötü muamele yapıldığı iddiasıyla başladı. Ajans iddiaları reddetti. Ancak bu sırada ünlü modaevi, bahsi geçen ajansın işine son verdi. Konu sonra podyumlardaki ‘etnik çeşitlilik’ eksikliği mevzuuna bağlandı. New York Moda Haftası’nda, Trump şoku sonrası kendini gösteren ayrımcılık karşıtı duruş, Paris’te pek hissedilmedi.

H&M Studio defilesini, modayı podyumdan ‘doğrudan satın alma’ yani ‘see now, buy now’ konseptinde gerçekleştirdi, şovdan sonra kıyafetler pop-up mağazada satışa sunuldu. Koleksiyonla küresel bir sevgi mesajı iletmek istediklerini belirten H&M ekibi, hayatlarımızda pozitif duygu ve düşüncelere şu an her zamankinden de fazla ihtiyaç duyulduğuna değinmek istemiş. Defile finalinde son dönemde müzik listelerinin zirvesindeki şarkıcı The Weeknd sahnedeydi...

Moda endüstrisi, politik ve ekonomik çalkantıyla savrulan bu ‘yeni dünya’ içinde kendi sesini bulmaya ve yükseltmeye çalışıyordu adeta. Bize de buna yakından tanıklık etmek düştü...

Yazının devamı...

Arabistan çöllerinde moda rüzgârı esiyor

11 Mart 2017

Vogue Paris, ilk kez bir ‘trans’ modeli kapağına taşıyarak önemli bir söylemde bulunurken, dergicilik dünyasına yepyeni bir heyecan dalgası getiren Vogue Arabia’nın (Arabistan) çıkışı da sektörde oldukça önemli bir adım olarak görülüyor.

Dergi, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Umman’da satışta.

Evet, Arap dünyasının Vogue’u ve aslında Ortadoğu bölgesinin de temsilci Vogue’u, uzun süredir merakla beklenmekteydi. Vogue Türkiye’nin çıkışı, bölgeye ilk adım atış olmuştu aslında... Ancak Vogue Arabia’nın çıkışı, küresel perakende sektörünün ticari anlamda umutlarını bağladığı, son 2-3 yılı ekonomik krizle geçiren birçok mağazanın Arap turistler ve bölgedeki satışları sayesinde ayakta kaldığı göz önüne alınınca son dönemdeki en heyecanlı proje haline geldi.  Eh, ne de olsa 250 milyonluk bir kadın nüfusundan ve 21 ülkeden bahsediyoruz..

Prenses Deena Abdülazziz

CESUR BİR YAYIN YÖNETMENİ

Tabii ki projenin bu denli heyecanlı hale gelmesinde, genel yayın yönetmeni olarak göreve başlayan Prenses Deena Abdülaziz’in rolü de büyük. Başka herhangi biri bu projeyi merakla beklenir hale getiremezdi açıkçası. Çünkü Abdülaziz bölgeden çıkan ve hem kendi bölgesini en modern şekilde temsil eden hem de Avrupa ve Amerika moda sahalarında uzun süredir varlık gösteren yegâne kişi... Bu bölgeden çıkan, Arap kadınını klişe imajı haricinde yansıtabilecek, kültür zenginliği, moda bilgisi ve tutkusuyla bölgesindeki kadınlara her daim ilham olmuş biri. Bölgenin kadınını, önyargılara rağmen dünya moda arenasında uzun süredir kendi personası ve vizyonuyla temsil etmekteydi zaten.

Fikirlerini yüksek sesle söylemekten çekinmeyen, cesur ve vizyon sahibi bir profil. Dünya moda tarihine hâkimiyeti  şu ana kadar Vogue Arabia için gerçekleştirdiği dijital projelerde ve henüz ilk sayısı çıkan basılı dergide kendini hissettirmekte. Hatta Doğu’nun sofistike ve ağırbaşlı şıklık anlayışından dolayı Batı ülkelerindeki kadınların da Vogue Arabia’yı almaları ve takip etmeleri hayalleri arasında.

FARKLILIKLARIN SESİ OLACAK

Stili gibi renkli kişiliğiyle de bilinen Abdülaziz, 1998’de Suudi Kraliyet Ailesi’nden Sultan bin Fahad bin Nasser’le evlenerek ‘prenses’ oluyor. Gençliği, Riyad’da  Batı dünyasının moda dergilerini ve moda, sanat tarihi kitaplarını adeta ezberleyerek geçiyor. Modaya olan tutkusuyla dünya moda arenasında var olabilmek için perakende sektörüne giren Abdülaziz, bu şekilde sevdiği ve ilham aldığı  tasarımcılara ve onların koleksiyonlarına ulaşarak ülkesine getiriyor, moda endüstrisinin içerisine adım atıyor. Bu sayede bölgedeki ticari akış üzerinde de birinci elden bilgi ve tecrübe sahibi oluyor.

Zaten Avrupa ve Amerika kökenli lüks markaların Ortadoğu bölgesine karşı genellemelere dayanan topyekün anlayışları ve bölgeye olan uzaklıkları, buradaki farklılıkları ve katmanları anlayabilmelerini oldukça kısıtlı ve zor hale getirmekte.  Bu noktada Deena, aynı ülkedeki iki kent Riyad ve Cidde’nin stillerinin bile ne kadar farklı olduğunu net bir şekilde ifade ediyor. Ve Vogue Arabia’nın bu noktada önemli bir misyonu yerine getireceğini belirtiyor. Bölgedeki farklılıkların sesi olacaklarını vurguluyor.

Dünyanın en köklü moda ve stil dergilerinden Vogue’un ilk Arapça edisyonu geçen hafta yayımlandı. Vogue Arabia’nın kapağında Filistin kökenli model Gigi Hadid yer alıyor. Derginin Yayın Yönetmeni Prenses Deena Abdülazziz, bölgedeki farklılıkların sesi olacaklarını vurguluyor.

GIGI HADID KAPAKTA

İlk basılı sayı için, her daim yakaladıkları farklı perspektifleriyle ünlü fotoğrafçılar Inez&Vinoodh ikilisini tercih eden Abdülaziz, kapak modeli olarak Filistin kökenli Amerikalı top model Gigi Hadid’i kapağa taşımış. Elbet Deena’nın giydiği de ateşten bir gömlek. İlk kapak fotoğrafı için Filistin asıllı Amerikalı top model Gigi Hadid’in seçilmesi eleştirilere neden oldu. Hadid’in Müslüman dünyayı temsil etmemesi  ve kapakta kullanılan işlemeli çarşafın bu şekilde yorumlanması da tepkilerin büyümesine sebep verdi.

 Çekimine yönelik eleştiriler bir yana, bölgeden ve tüm dünyadan Deena’ya ilgi ve destek büyük... Üzerine aldığı görevin sorumluluğunun bilincinde. Daha şimdiden bölgenin kadın imajını ve algısını ilham verici bir bakış açısıyla sunmaya cesaret ettiği ve kendi deyimiyle bunun için ‘savaştığından’ dolayı gözler üzerinde. Bakalım Vogue Arabia yolculuğunda Deena’yı neler bekliyor, ileriki sayılarda hep beraber göreceğiz.

 

Yazının devamı...

Modanın birleştirici gücü

5 Mart 2017

- Köklü ve güçlü markalarıyla endüstrinin en önemli çarklarından biri olan Milano Moda Haftası, dünyadaki genel atmosferi yansıtan defilelere ev sahipliği yaptı bu sezon. Bir yandan Gucci, Missoni ve Dolce&Gabbana markaları koleksiyonlarında ve defilelerinde New York Moda Haftası’nın da genel konsepti olan ‘inclusion’ yani ‘farklılıkları dahil etme’ temasını vurgulamakta, bir diğer yandan da, global olarak perakende dünyasında yaşanan ekonomik kriz kulislerde konuşulurken, bazı markaların kadın ve erkek koleksiyon defilelerini birleştirmeleri Milano’da görülen bir trenddi.

- Bu yeni eğilimde hem süper yüksek defile bütçelerinin bir şekilde tek şovda birleştirilmesi hem de dünyanın ‘genderless’ yani ‘cinsiyetsizlik’ kavramını son yıllarda yüksek sesle seslendirmesi etkili olmakta . Daha doğrusu ‘cinsiyetler ötesi’ kavramı.. Yani artık yıl 2017’de ‘cinsiyet’ konu olmamalı... Bu, 10 yıl önceki ‘androjen’ tanımından çok farklı bir tanım. Yani ‘kadın gibi erkek’, ‘erkek gibi kadın’ olayı hiç değil.. Bu konunun defacto olarak artık mevzuu edilmediği bir seviyeden bahsediliyor.

- Milano Moda Haftası genel olarak yüksek kalite ve standarttaki koleksiyonları ve şovları ile bilinmesine rağmen, İtalya moda sektörünün genel olarak gençlere fazla yol açmaması, tutucu moda ve tasarım anlayışı, kurumların ve markaların yıllardır hep aynı belirli isimlerle yola devam etmesi, Milano’da ‘yaratıcılık’, ve ‘vizyon’ eksikliğini genelde hissettirmekte... Tüm bu genel havaya rağmen, Prada, Gucci, Fendi gibi markalar dünya trendlerini yöneten markaların arasında önemli yerdeler. Artık koleksiyonlar ve şovlar, halihazırdaki trendlerin yeniden yorumlanması şeklinde dönüp durmaktaysa da, bu döngüye hiç ama hiç girmeyen, ticari başarısını kendi dünyası ve kitlesiyle mutlu mesut sürdüren bir Dolce&Gabbana var mesela. Dijital ünlülük devrine teatral bir şovla selam çakan markanın defilesinde kıyafetlerden ve koleksiyondan çok, defileye çıkan internet ünlüleri konuşuldu; zaten ‘zamanın ruhu’ da bu değil mi?

- Geleneği gelecek ile birleştirebilme yetisi/vizyonu, moda sektöründeki en aranılan özelliklerden biri son yıllarda. İtalya’nın köklü markalarından Hogan, genç jenerasyonu yakalamanın öneminin bilincinde olarak bunu koleksiyonuna yansıtan ve markanın miras değerlerini bu doğrultuda yenileyebilme cesaretini gösteren markalardan biriydi Milano Moda Haftasında.

- Missoni, Angela Missoni önderliğinde defile bitiminde tüm izleyenleri geçen ay Amerika’da başlayan ayrımcılığa karşı protesto yürüyüşleri olan ‘Women’s March’a davet ederek, moda dünyasının apolitik olmadığını, cesaretle ellerindeki platformu dünyada son dönemde yükselişe geçen ayrımcılığa karşı kullanacaklarını vurguladı.

- Versace koleksiyonu için Donatella Versace de, markanın kreatif direktörlüğünü Givenchy’den ayrılan Riccardo Tisci’ye bırakmadan önceki son koleksiyonunda eşitlik, birlik, güç, cesaret ve toplum sloganlarını koleksiyonunda podyuma taşımış ve Milano Moda Haftası’ndaki genel havaya mesajlarıyla destek vermiş oldu.

Yazının devamı...

En protest moda haftası

19 Şubat 2017

Moda sektörü, tarih boyunca, politik, toplumsal ve psikolojik iklimin yansımalarının en hızlı olarak yansıdığı endüstrilerden biri olmuştur. Sıcak savaşlardan şaşaalı dönemlere, küreselleşme etkilerinden dijital devrime, her devrin mesajı kendini koleksiyonlarda bir şekilde göstermiştir. Gelelim henüz seçimlerin şokunu yeni atlatmaya başlayan Amerika’nın ve hatta dünyanın yaratıcı endüstrilerinin en önemli merkezlerinden biri olan, bir dünya başkenti kabul edilen New York’un moda haftasında yaşananlara..

ETNİK KİMLİK, YAŞ, CİNSİYET GÖZETMEDEN...

Kitapçılarından kafelerine, sokaklarından podyumlarına herkes Amerika’yı Amerika yapan, özellikle de New York şehrini, herkesin, dili, dini, ırkı ne olursa olsun hayallerini gerçekleştirebileceği bir merkez yapan özelliğine sahip çıkmaya çalışıyordu. Geçen haftalarda, Trump’ın başkanlığını protesto etmek için gerçekleşen ‘Women’s March’, 70’lerdeki ‘ Women’s Strike For Equality’ gösterilerinden sonraki ilk en büyük katılıma sahne olmuştu. Bazı Müslüman ülke vatandaşlarına vize vermeme kararı ve akabinde gerçekleşen New York Moda Haftası, elbet politik alt metinlerle dolu şovlar izleyeceğimizin habercisiydi.

Malum, Amerika göçmenler ülkesi ve ülkenin moda endüstrisi de tam olarak bunun bir yansıması. Son 10 yılda Amerikan modasını şekillendiren ve dünya platformunda ses getirmesini sağlayan tasarımcıların çoğu göçmen Amerikalılar. Hal böyleyken de tasarımcıların Trump’ın azınlıkları marjinalleştiren politikalarını protesto etmek için ellerindeki platformu kullanmamaları düşünülemezdi. Amerikalıların normalde politik doğruculuk, hatta kopukluk ve biri bin yapan pazarlama özellikleriyle bu tip mesajlar aslında çok da yüzeysel ve göstermelik kalabilirdi, en azından Avrupalıların gözünde... Ancak ilk defa, samimi ve gerçek bir beraberlik havası podyumlarda kendini gösterdi.

Aslında özellikle son beş yıldır, moda sektörü içerisinde özeleştiri yapılmakta, ‘etnik kimlik, yaş, cinsiyet ve beden ölçüleri’ normları olarak ‘çeşitlilik’ ve ‘farklılık’ söylemleri ortaya atılmaktaydı. Ancak yine de çabalar sembolik ve göstermelik olmaktan öteye geçemiyordu. Her defilede bir siyahi, bir Asyalı gibi Nuh’un gemisi tadında gerçekleşen şovları kimse ‘ yemiyordu’ açıkçası..

SAYGI GÖSTER!

‘Birleştiricilik’, ‘Dahil edicilik’, ‘umut’, ‘kabullenme’ mottolarıyla Calvin Klein’ın yeni kreatif direktörü Raf Simons’ın önderlik ettiği #tiedtogether beyaz bandana kampanyası bir yandan devam ederken, defile müziği olarak David Bowie ‘This is not America’ seçilmişti.

‘Çeşitlilik’ mesajları sadece etnik ve dini eksende değil, yıllardır vücut tipi, büyük beden, cinsiyet ve yaş üzerinden verilen tartışmaları da içine almaktaydı podyumlarda.

Büyük beden modeli Ashley Graham ilk defa belki de Kendall Jenner kadar podyumlarda gözüktü! Michael Kors, Prabal Gurung ve Tome markaları hem beden hem yaş olarak farklılıkları kucaklayanlardandı. Göçmen Amerikalı tasarımcılardan Prabal Gurung, defilesini Aretha Franklin’in ‘Respect’ parçasıyla başlatıp, John Lennon’dan ‘Imagine’ ile bitirirken, salon alkıştan yıkılıyordu bile... Final yürüyüşü için de her model son dönemlerin popüler slogan tişörtleriyle podyuma çıktı.

Protestonun popüler değil sofistike versiyonu da ‘The Row’ markasıyla müthiş başarılı olan Mary-Kate ve Ashley Olsen kardeşlerden , ultra lüks ve sık beyaz gömleklerin ceplerine nakışla işlenmiş direniş cümleleri olarak geldi. Public School markasının tasarımcıları, ‘Make America NEW YORK’ yazan şapkalarıyla henüz daha halkın iradesini sorgulama aşamasındaydılar sanki! İşte tam da seçimin neden kaybedildiğinin tanıdık bir söylemiydi belki de...

İLK ÇARŞAFLI MODEL

Kanye West, Adidas için hazırladığı Yeezy koleksiyonunun beşinci sezon defilesinde, seçimlerden sonraki Trump’ı ziyaret fotoğraflarını sildikten hemen sonra, geçen günlerde ilk çarşaflı model olarak adını duyuran Halima Aden’i çıkarttı. Geçen sene ‘Miss Minesota’ güzellik yarışmasına hijab yani çarşafıyla katılarak gündeme gelmiş, sonrasında da ünlü moda editörü Carine Roitfeld’in öncülüğünde dergi çekimleri yapmaya başlayarak IMG ajansıyla anlaşmıştı. Halima Aden, Kenya’da bir mülteci kampında doğmuş, Somali asıllı Amerikan, çarşaflı bir model. Ve işte Amerika’nın Trump’a karşı yeni normali!

Yazının devamı...

Hayaller herkese iyi gelir

29 Ocak 2017

Yeni yılın ilk ayında dünyanın ruh hali belirsizlik, endişe, korku ve yer yer umutsuzluk içinde olsa da Paris Couture Haftası adeta paralel bir evrenin varlığını hatırlatmaya çalışıyordu moda endüstrisine. 2016 yılının global güvenlik, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik karamsarlığı moda sektörünü de bir hayli etkilemişti. Elbette yeni yıl ile birlikte gelen herhangi bir sihirli değnek dokunuşu yok ortada. Üstelik ‘couture’ kavramının sunmayı, yaşatmayı hedeflediği o ‘fantezi dünyası’ ütopyası da bu sezon koleksiyonlarda pek hissedilmiyordu. Günümüz gerçekliğinde; olağanüstü hızlı bir tüketim dayatması ve dijital devrimin hayatımıza getirdiği ‘sanal ve yüzeysel’ dışavurumlar, lüks kültürünün anlamının değişmesi, ‘couture’ kavramını aslında zaten toptan bir ‘ütopya’ haline sokmakta. Yüksek dikiş teknikleri ve yüksek kalite malzemeler,  kişiye özel dikim, uzun zaman ve emek isteyen el işçiliği ve elbette muazzam fiyatları ile son yıllarda gerekliliği ve bu zamandaki geçerliliği üzerine tartışmalar süregelmekte.

Ancak bir diğer açıdan bakıldığında da, günümüz şartlarının dayattığı ‘moda’ olgusunun, popülizm peşinde ve başarı kriterinin ticari başarı ile eşitlendirildiği bir eksende ‘Couture’ kavramı adeta karşıt bir duruş, içeriğe, emeğe, öz’e bir özlem ve dönüş kanadını temsil etmekte. Ve belki de en önemlisi hayal kurmayı unuttuğumuz, yaratıcılığın teşvik edilmediği şu günlerde biraz ‘couture’ hayaller, sektöre ve herkese iyi gelebilir.


Soldan sağa: Giambattista Valli - Bella Hadid moda haftasının çalışkan isimlerinden - Dior

HAFTANIN YILDIZLARI

*VALENTİNO

Uzun yıllardır tasarım ortaklığını paylaştığı Maria Grazia Chiuri’nin geçtiğimiz sezon Dior modaevinin başına geçmesiyle Valentino modaevinde tek başına devam eden İtalyan tasarımcı ve kreatif direktör Pierpaolo Piccioli, Couture haftasının en rafine, sofistike ve zarafet dolu koleksiyonunu sergiledi. Yunan mitolojisindeki karakterlerden ve Odilon Redon’un eserlerinden ilham aldığı koleksiyonda klasik formlar, düz ve dikey siluetler, olağanüstü detayların ve işçiliğin hep bir tül içerisinde adeta korunduğu tasarımlar ile gerçek ve saf bir güzellik tanımlamak istemişti adeta. Piccioli’nin defile sonrasında kuliste söylediği sözler de belki de couture haftasını dünyanın dört bir tarafından izlemeye gelen editörler için en büyük ilham kaynağı oldu: “Öz ve saf doğruluk zaman kavramının olmadığı hayallerde yuvalanır ve gerçeklik de işte bu hayal gücü ile ve onun sonucunda yaratılır. Ben de koleksiyonumda herhangi bir ‘çaba’, hissetmenizi istemedim. Çünkü bence ‘mucize’nin hissedilmesinin tek yolu bu.“


Maison Margiela da John Galliano'nun sofistike tasarımları görünüyor - Valentino'da soft renker ve elegan kesimler hâkim.

*CHANEL

Zamanın ruhunu yakalayabilmesi, her zaman genç ve dinamik koleksiyonlar yaratabilmesi ile bilinen tasarımcı Karl Lagerfeld, bu sezon Chanel couture koleksiyonu için klasik couture ihtişamını elden bırakmamıştı. Grand Palais içerisinde aynalarla çevrilmiş podyumda, kuş tüyleri, işlemeler, payetler, yüksek belli ve doldurulmuş kalça efektli silüetleri ve bol yıldızlı modelleri ile ilgiyi çekmekte ve sürdürebilmekteki başarısını bir kez daha ortaya koydu. Finaldeki gelinliği ise bu sefer aynı zamanda da markanın yüzlerinden biri olan Johnny Depp ve Vanessa Paradis‘nin kızı Lily Rose Depp taşıdı.

*MAISON MARGİELA

Geçtiğimiz yıllarda yaşadığı ve yaşattığı korkunç skandaldan sonra adeta küllerinden doğan tasarımcı John Galliano, kendi imzası olan yaratıcılığını Margiela modaevinin kodları ile ustaca birleştirerek özlenen koleksiyonlarından birini sergiledi Paris Couture haftasında. Galliano, heykelsi ve keskin siluetleri , klasik parçaların yeniden kendi tasarım stiline ve Margiela mirasına göre yorumlanması ile enerji ve yaratıcılığın ortaya çıktığı yani olması gerektiği gibi ‘gerçek’ bir  couture şov sundu izleyenlere...Top model Kendall Jenner (solda) ve Johnny Depp'in kızı Lily Rose, Karl Lagerfeld'in muhteşem tasarımlarını sergilemek için Chanel podyumundaydı.

EN İYİ DAVET

DIOR Modaevi, yeni kreatif direktörü Maria Grazia Chiuri ‘nun ilk couture koleksiyonu şerefine, koleksiyonun da temasından yola çıkarak muhteşem bir Maskeli Balo düzenledi.  Her daim defilelerini de gerçekleştirdiği Müze Rodin’de masallar kadar muazzam bir gerçek bahçe dekoru içerisinde verilen balo, haftanın tartışmasız en görkemli davetiydi. Ve sabaha kadar süren çeşitli DJ’lerin tüm davetlileri durmaksızın dans ettirmesiyle de hafızalara kazındı. Öyle ki artık partinin bitmesi için bir noktada, yani sabaha karşı 4.00’e doğru artık müziği kapatıp ışıkları açmak zorunda kaldılar. ASAP Rocky, Bianca Jagger, Eva Herzigova, gibi ünlülerin bol olduğu maskeli baloda, Kendall Jenner ve Bella Hadid herkesten fazla ilgi görmekteydi elbet. Ertesi sabah Chanel defilesi için sabah 6.00’da saç-makyaja gidecek olmaları da hiç umurlarında değildi tabii ki, şöhretin ve ilginin keyfini çıkarmakla meşguldüler.

Yazının devamı...

Paris’te değişim rüzgârları

8 Ekim 2016

 İlkbahar-yaz 2017 Prêt-à-Porter/ hazırgiyim moda haftalarının sonuncusu olan Paris Moda Haftası her zamanki gibi en görkemli şekilde gerçekleşti. Haftada, önemli modaevlerindeki tasarımcı değişikliklerinden Kim Kardashian’ın silahlı soyguna uğramasına kadar birçok konu kulislerde hararetle konuşuldu.

 

 

 Paris moda haftasının en heyecanla beklenen defileleri arasında, yeni kreatif direktörleriyle ilk kez koleksiyon sunan Saint Laurent, Dior, Lanvin ve Valentino modaevleri vardı. İlk olarak Hedi Slimane’den bayrağı devralan tasarımcı Antony Vaccarello, bu riskli ve zor görevi yumuşak bir geçişle yapmayı tercih etti. Tasarımcı niteliği olarak modada devrim yaratabilecek bir profilde zaten olmayan Vaccarello, Saint Laurent adına ilk koleksiyonunda Slimane’in rock-chic tavrı ve siluetleri üzerinden devam ettirerek, satışa yönelik bir koleksiyon sundu. Sezonun en önemli trendlerinden biri olan 80’ler referanslı büyük omuzlu üstlerle kombin edilmiş mini elbiselerle garanti bir geçiş yapmış oldu. Fakat editörler arasında herhangi bir heyecan da yaratamadı.

 

 Dior modaevinin 15 yıllık John Galliano istikrar döneminden tatsız ve ani kopmasından sonra Raf Simons ile gelen geçici huzur da geçen sene sona ermişti. Arada tasarım ekibinin devam ettiği birkaç sezonun sonunda adeta ‘flaş transfer’ olarak görülen, Valentino’nun müthiş başarılı ikilisinden Maria Grazia Chiuri’nin Dior’a geçmesi sektörde müthiş heyecan yaratmıştı. İlk koleksiyonunu sunan Maria Grazia, maalesef ki beklentileri karşılayamadı. Altı haftada hazırlaması gereken koleksiyon için aldığı referansları fazla edebi kullanması genelde eleştirilerin ortak noktasıydı.

 

 Lanvin modaeviyle özdeşleşen kreatif direktör Alber Elbaz’ın yerine gelen Bouchra Jarrar da beklentileri karşılayamadı. Elbaz’ın Lanvin kadınının adeta imza silüeti haline getirdiği drapeli feminen formları iyi yorumlayamadı.

 

 Tüm bu hayal kırıklıklarına tek iyi gelen ise Valentino modaevinin kreatif direktörlüğüne artık tek başına devam eden Pierpaolo Piccioli’den geldi. Belki onun işi kendileri için yepyeni modaevlerinin başına gelen diğer tasarımcılardan daha kolaydı, ne de olsa aynı markaya devam ediyordu, markanın tasarım DNA’sı gayet oturmuş ve büyük bir başarı elde etmişti. Yine de farklı arayışlara girmeyişi, kendini ispat etme telaşının olmayışı, barok detaylar, romantik siluetlerle birleşen genç ve modern tavırla, Valentino’nun son dönemdeki müthiş başarısına imzalarını atan ikilideki esas isim olduğu kanısına vardırdı.

 

 Chanel modaevi, kreatif direktörü Karl Lagerfeld ile Paris Moda Haftası’nın her zaman en etkileyici şovlarından birini gerçekleştirmesiyle ünlüdür. Chanel defile sabahı editörler ve davetliler arasında adeta bir çocuk heyecanıyla beklenir. Çünkü değişmez defile mekânı Grand Palais, her seferinde sürpriz bir dönüşüm geçirir. İlkbahar-yaz 2017 koleksiyonu için Lagerfeld, bu sefer tarihi Grand Palais’yi fütüristik bir  ‘Chanel Data Bank’ olarak tasarlamış. Defilenin açılışını da robot modellerle yaparak yine moda haftasına imzasını attı.

 

 Klasik, rafine ve zamansız şıklığın birleştiği, köklü lüks markası Hermès,  mirasından gelen muazzam deri işçiliği, renk paletiyle Paris Moda Haftası’ndaki zaman zaman gözü yoran formların dışında kalan koleksiyonuyla izleyiciye iyi gelen bir sakinlik hissettirdi.

 

 Haftanın kapanış defilesi, dâhi tasarımcı Miuccia Prada’nın yaramaz kızı Miu Miu’ nun retro, optimist havuz partisiyle moda maratonu yorgunu olan editörleri yüzlerinde bir tebessümle ülkelerine yollamayı bildi.

 

KIM SALDIRISI TEZGÂH MIYDI? 

 

Paris Moda Haftası’nda, kardeşi Kourtney ve annesi Kris’in eşlik ettiği Kim Kardashian, Balmain, Balenciaga ve Givenchy defilelerinde görüldükten bir gün sonra, kaldığı özel rezidansta silahlı soyguna uğramasıyla gündeme (yine!)bomba gibi düştü. 5.6 milyon dolar değerindeki mücevherlerini, 5 silahlı soyguncunun, sabaha karşı, koruması kız kardeşleriyle dışardayken ve kendisi yalnızken odasına girerek çalması; ağzı ve elleri bantlanarak banyoya kilitlenmesi, birçok yoruma da yol açtı. Paris’te en öne çıkan iddia, polisle bile doğru düzgün konuşmadan kenti apar topar terk eden Kardashian’ın  olayı tezgâhladığı yönünde. Döner dönmez sigorta şirketinden zararının tamamını, yani  5.6 miyon doları talep eden  Kim,  dedikodulara göre bundan sonra “Artık bilinçlendim, yaptığım yanlıştı, sosyal medyada da fazla görünmeyeceğim” diyerek eskiyen yüzünü yine gündemde kalarak dinlendirecek. Birkaç ay sonra da ‘aydınlanma’ hikâyesini People gibi tabloid dergilere, fiyatını da artırarak satacak. Yani her şey yine Kardashian’ların pazarlama stratejisinin bir parçası olabilir...

Yazının devamı...

Hızına yetişilemeyen moda haftaları

24 Eylül 2016

İlkbahar-Yaz 2017 Prêt-à-Porter moda haftaları tüm hızıyla devam ediyor. New York ve Londra Moda Haftası’nın ardından devam etmekte olan Milano Moda Haftası’nı Paris takip edecek ve böylelikle bir sezon daha kutsal moda ayı sona erecek.

 

Moda haftaları, markaların ve tasarımcıların sergilenen koleksiyonlarının detayları ve genel havasının yanında, kulislerde konuşulan konularıyla da her zaman öne çıkar. Ve aslında endüstrinin dinamiklerini etkileyen bu ‘ esas’ konular, her sezon trendler gibi değişir. Son birkaç sezondur ise moda endüstrisinin kafası, ‘Slayer’ trash metal grubunun tişörtünü giyen Kendall Jenner kadar karışık. Dijital çağın getirdiği tüketim hızı, sosyal medyanın hayatın her alanına yön vermesi ve küresel iklim değişiklikleri, markaları ve tasarımcıları yeni formüller denemeye sevk etmekte. Online alışveriş sektörünün de markalar için birinci derece önemli olmaya başladığı son yıllarda, halihazırdaki defile, üretim ve satış döngüsü takvimlerinin yenilenmesini, çağa ayak uydurmasını gerektirmeye başladı.

 

Mesela, şu anda sergilenen İlkbahar- yaz 2017 koleksiyonlarının satışları bir ay boyunca sürecek moda haftalarındaki defilelerden sonra yapılacak. Ardından yapılan satışlara göre üretim süreci başlayacak ve ocakta mağazalardaki yerini alacak. Bu aradaki dört ayda, sosyal medyada yüzbinlerce kere görülen kıyafetler, Zara gibi hızlı üreten markalar tarafından zaten çoktan kopyalanmış, mağazalardaki yerini almış olacak. Tasarımcı koleksiyonu satışa sunulduğu zaman ise, koleksiyon çoktan eskimiş olacak. Buna bir de iklim kaymalarının etkisi eklenince, sektörün yeni formüller geliştirmesi elbet kaçınılmazdı.

 

İşte tüm bu sebeplerle her geçen gün ‘Şimdi gör-şimdi satın al’ politikasına geçmeye başlayan marka sayısı artıyor. Tabii buna gücü yeten markalar diyebiliriz. Çünkü küçük markalar için satıştan bağımsız olarak kumaşlarını önceden hazır edip, anında üretime geçebilmek çok zor. Mesela New York Moda Haftası’nda bu sezon Ralph Lauren de bu uygulamaya geçen markalardan biri. Paris’te Vetements, Londra’da Burberry’nin uygulamaya başladığı formülü, Rebecca Minkoff, Tommy Hilfiger, Alexander Wang, Tom Ford ve Michael Kors gibi markalar da belli ürünleri kapsayan şeklinde başlattılar.

 

 

TASARIMCILARDAN YENİ ÇÖZÜM

 

Peki bu yeni formül işe yaramakta mı? Satışlara direkt etkisi ne kadar olmakta? New York’un ünlü mağazası Bergdorf Goodman, Tom Ford defilesinin hemen ardından mağazaya giren önümüzdeki sezonun koleksiyonunun, tüketiciye çok cazip geldiğini ve satışların çok çok iyi olduğunu belirtti bile. Aynı şekilde Londra Moda Haftası’nda gerçekleşen Burberry ve Topshop defilelerinin ardından online satışlarında koleksiyonların yok sattığı görüldü. Bundan sonraki sezon nasıl geçecek henüz bilinmiyor, yaşanacak ve görülecek. New York ve Londra’ya göre genetik olarak daha tutucu olan Milano Moda Haftası’nda ise henüz bu yeni denemeler başlamadı. Gelecek hafta gerçekleşecek Paris Moda Haftası’nda bakalım hangi markalar bu yeni akımın temsilcileri olacak?

Yazının devamı...

Yedi 'şık'ta Paris

12 Mart 2016

İzlediğim en heyecan verici koleksiyonlar, şüphesizgeçen hafta gerçekleşen  Paris Moda Haftası’na aitti. Neden mi?

 

 

- BALENCIAGA modaevinin, Amerikalı tasarımcı Alexander Wang ile yollarını ayırmasıyla , Paris’in yeni ‘underground’ ve ‘cool’  gençliğinin gözdesi VETEMENTS in kreatif direktörü Demna Gvasali getirilmişti. Büyük heyecan yaratan bu transferin ilk defilesi bu sezon gerçekleşti. Paris’te bir gurup arkadaşın birleşerek çıkardığı marka, çok kısa sürede fenomen olmuştu. Dekonstruktif tasarımları ile sokak stilinin ve moda editörlerinin kısa sürede gözdesi haline gelen marka, 90’ların efsane markası Martin Margiela ekolünden gelmekte. Bu sebeple birçok kişinin adeta ’devrimci’ buldukları tasarımları Margiela’cılar için elbette çok tanıdık. İlk koleksiyonu ile cesur bir koleksiyona imza atan Demna Gvasalia, Balenciaga modaevinin mirası silüetleri günlük giyime ve sokağa taşıyan birleşimlerle sundu. 

- Jonathan Anderson küllerinden dogurduğu marka LOEWE için harikalar yaratmaya devam ediyor. Brutalist mimarisi ile dikkat çeken UNESCO binasinda bir Giacometti heykelinin önünde gerçekleştirdiği defileyi izlerken, koleksiyonundaki referans zenginliği ve bunları çok başarılı bir şekilde harmanlaması ile Miuccia Prada’nin yeni jenerasyon versiyonu hissini zaman zaman uyandırdı. Defile müziği olarak ise yakın zamanda sigarayı bırakmak için gittiği hipnoz seansının konuşmalarını kullanmıştı.

- Hedi Slimane durdu durdu son koleksiyonu ile bombayı patlattı desek yeridir sanırım..SAINT LAURENT modaevinden bu sezon sonunda ayrılacağı nerdeyse kesinleşen tasarımcı, iki bölümde ve iki şehirde gerçekletirdiği defileler ile adeta bir retrospektif veda yaptı. İlk bölümünü yaşadığı ve tüm ilhamını aldığı Los Angeles’da gercekleştirdiği defilenin ikinci bölümünü, Yves Saint Laurent’in yenilenen salonunda ‘Couture’ bir şovla tamamladı. Helmut Newton, Guy Bourdin ve eski salon haute couture şovları referansları ile müziksiz ve sadece kıyafetlerin numaralarının anons edildiği ve modellerin topuklu ayakkabı sesleri eşliğinde gerçekleşen defile haftanın en büyük sürpriziydi. Bu arada henüz resmi açıklamalar olmasa da Hedi Slimane’in yerine Anthony Vaccarello’nun geçeceği, Slimane’in de Karl Lagerfeld’in tek varisi olarak gördüğü kisi olarak Chanel modaevinin başına geçeceği kulislerde epeyvce konuşulmaktaydı.

- MIU MIU defileleri Paris’in en son günü en son defile olarak şehiri terketmeye hazırlanan moda sektörünü hem müthiş bir zevk ve ilham içinde hem de koleksiyonun kavramsal boyutunu düşündürerek bitirir. Yine bambaşka, yine çok özgün, yine gelecekle geçmiş arasındaki o ‘şimdi’ noktasını bu kadar iyi yakalayan koleksiyon dahi tasarımcı Miuccia Prada için tüm salonun kopardığı alkış tufanı eşliğinde gerçekleşti. Defilenin ultra top modelli kadrosunda Adriana Lima, Lara Stone, Kendall Jenner, Gigi Hadid, Irina Shayk da vardı.

- Bu sezon dünyanın genel dijital yorgunluğuna bir tepki yansıması olarak da adlandırabileceğimiz bireysellik,  kişiye özellik, el işçiliğine özlem ve geri dönüs CHANEL defilesinde de Karl Lagerfeld’in ‘front row only’ konsepti ile örtüşüyordu. Haute Couture atmosferinde sunduğu koleksiyon birbirinden farklı silüetler, tüvit takımlar, yandan fermuarlı etekler, spor giyim detaylarının birleştigi trençkotlar gibi saymakla bitmeyecek zenginlikte ve çeşitlilikte parçalardan oluşuyordu. İşte bu da yine belki de son dönemde moda literatürüne giren ‘wardrobe dressing’/ ‘gardrop giyimi’  yani bazı tasarımcıların koleksiyonlarını konsept üzerine değil de, güzel ürünler ve parçalar ortaya çıkarmak hedefiyle yapmalarını tanımlayan bu yeni kavrama bir atıftı. 

- DIOR modaevi, John Galliano döneminden sonra markaya yepyeni bir görünüm kazandıran kreatif direktör Raf Simons’ın ayrılışı ile koleksiyonlarını tasarım ekibinin ellerine emanet etti. Geçtiğimiz ay ilk Couture koleksiyonunu , bu hafta da ilk Pret-a-Porter/hazır giyim koleksiyonunu sunan tasarım ekibi bakalım kalıcı olacak mi? Gucci’deki Alessandro Michele formülünün inanılmaz bir başarı ile sonuçlanması ile cesaretlenen moda gurupları star isimler yerine içerden yetişenlere şans vermeye başladı. Elbette Alessandro Michele çok özel ve nadir bir örnek oldu belki de ama Balenciaga’ya Vetements’in gelişi gibi yeni bir anlayış da yavaştan yerleşmekte. Koleksiyon, kısa paltolar, satış odaklı kokteyl elbiseler, yüksek belli ipek tek omuzlu yırtmaçlı elbiseler, vücüdu saran bir silüet ile risksiz, romantik ve  feminen parçalardan oluşuyordu. Ve fakat elbet bütünde bir vizyon ve yenilik eksikliği hissediliyordu.

- HUSSEIN CHALAYAN gerçek bir sanatçı/yaratıcı olduğunu bu koleksiyonunda da elbet gösterdi. Kimeye benzemeyen akıl oyunlarını, düşünce süreçlerini, referanslarını ve kavramlarını müthiş bir şekilde evirip dönüştüren tasarımcı, tüm bunlara inanılmaz bir duygu yüklemeyi de başarıyor. Özellikle defilenin bir bölümünde çalan ‘Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım, Bu da gelir, Bu da geçer, Ağlama’  türküsü koleksiyondaki teknoloji teması ve insani duygular arasında bir çelişki yerine huzurlu bir uyum getirmişti.


 

Alarm mı yapıldı?

 

Her kış sezonunda yasandığı gibi özellikle New York’da -17yi bulan rekor derecedeki soğuk hava, Milano ve Paris’te sürekli yağan yağmurlar eşliğinde dünya moda endüstrisinin önde gelen isimleri defilelerden davetlere koşturdular. Trajik Paris katliamindan kısa bir süre sonra, bundan bir ay önce gerçekleşen Haute Couture moda haftasında şaşırtıçı derecede ‘olmayan’ güvenlik önlemleri bu hafta oldukça arttırılmıştı. Tüm defilelere girerken, çanta kontrol X-Ray cihazlarının yanı sıra metal dedektörler ile aranan davetliler Paris’in tarihi binaları önünde zaman zaman uzun kuyruklara yol açtı. Henüz bir ay önce Couture haftasında bu tip bir güvenlik önleminin olmaması, bu hafta için “özel bir alarm mı var” dedirtti tabii.

Yazının devamı...