"Ece Sükan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ece Sükan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ece Sükan

Beşinci sezonun ardından

22 Mart 2015

Mercedes Benz Fashion Week İstanbul’dan izleyiciye, tüketiciye, basına ve satın almacılar kalan duygu ne?


Bir defileyi ve moda haftasını unutulmaz kılabilecek etkenler nelerdir? Bir defilenin hafızalara kazınması için izleyicide belli bir duygu yaratması, bir etki bırakması gerekir. Çokça kullandığımız ve belki de anlamını tam netleştiremediğimiz ‘modern’ bir siluet arayışı, bir yenilik, tazelik, özendirici ve net bir kadın tiplemesi yaratabilmek de bir koleksiyonun başarılı olmasının kriterleri. New York, Londra, Milano ve Paris Moda Haftalarından sonra İstanbul Moda Haftası’ndan izleyiciye, tüketiciye, basına ve satın almacılar kalan duygu ne peki?

Manipülasyon mu iletişim mi?


New York Moda Haftası’nda Proenza Schouler’ın Whitney Müzesi’nde gösterdiği koleksiyon, Milano Moda Haftası’nda Gucci’nin yeni kreatif direktörü Alessandro Michele’nin her zamanki Gucci defile mekânını ilk defa set tasarımıyla bir metro istasyonuna çevirmesi, Versace’nin, Dolce& Gabbana’nın efsanevi setleri, Dries Van Noten’ın Hotel De Ville’in ihtişamlı balo salonlarında gösterdiği zıtlık koleksiyonların uyumu, Saint Laurent’in yerden havalanan podyumu, Chanel’in Grand Palais’de her sezon yarattığı harikalar diyarları; kâh dev bir supermarket, kâh sokak protestosu veya en son olarak da bir Fransız brasserie’si- Brassserie Gabriel.

Yazının devamı...

Ah Paris, Paris olalı görmedi böyle stil

15 Mart 2015

En iyi defileler ve koleksiyonlar ise Givenchy, Hermes, Chanel, Celine, Dior, Miu Miu, Louis Vuitton ve Chloe’ydi


CHANEL

Karl Lagerfeld, ikonik Fransız modaevi Chanel için birbirinden dâhiyane fikirlerine ve koleksiyonlarına bu sefer ‘Brasserie Gabrielle’ temasıyla devam etti. Defilenin her zamanki mekânı Grand Palais’nin dev bir klasik Fransız Brasserie”sine çevrildiği sette, birçok farklı fikir ve siluet
sunan Lagerfeld, gerçek hayat ile harikalar diyarını yine en iyi birleştiren tasarımcı olmayı bildi. Koleksiyon, klasik Chanel takımlar, kuştüyü kaplamalı paltolar ve etekler, tüvit ekoseler, parlak ve sportif parkalar ve altında desenli anvelop etekler ve trapez küçük siyah elbiseler ile çok etkileyici ve başarılıydı.

Yazının devamı...

Milano’da sonbahar yaprakları

8 Mart 2015

Gucci, Dolce&Gabbana, Prada ve Marni şovlarının en çok konuşulduğu haftada koleksiyonlarda öne çıkan nomad/gezgin teması, patchwork tekniği, maskülen-feminen birlikteliği ve renk-materyal çeşitliliği belirleyici eğilimlerdi.

Gucci
Haftanın en çok konuşulan defilesi hiç kuşkusuz 8 yıldır markanın kreatif direktörlüğünü yapan Frida Gianni’nin ayrılmasıyla yerine geçen Alessandro Michele’nin markaya getirdiği değişim rüzgârıydı. Alışılmış Gucci kadını kodları ve silüetinden çok farklı bir tavır ortaya koydu. Romantik ve entelektüel.


Dolce&Gabbana
Edoardo Bennato’nun meşhur şarkısı ‘Viva la Mamma’ bu sezon tasarımcı ikilinin ilham kaynağıydı. Podyuma modeller ile birlikte değişik yaşlarda bebekler ve çocuklar da eşlik etti. Karnı burnunda ünlü model Bianca Balti de podyumda yürürken her zamanki gibi sempatikti. Bu defilenin keyfi izleyenlerin yüzünde görülebiliyordu.

Yazının devamı...

New York Moda Kuralları: Konforlu ve şık

1 Mart 2015

Peki Sonbaharda neler giyeceğiz, neler demode olacak? İşte yerinden değerlendirmelerim


Senede iki kere dünya moda endüstrisine yön verecek trendlerin ortaya çıktığı moda markalarının pret-a-porter yani hazır giyim koleksiyonlarının birbiri ardından sunulduğu haftalara yine ilk olarak New York Moda Haftası ile start verildi. Buradan bayrağı Londra, Milano ve son olarak Paris devralıyor. Mart 16-21 arası ise İstanbul moda haftası yer alacak. Son 20 yılın en keskin soğukları, kar fırtınaları ve öğlen saatlerinde bile -14”ü gösteren hava raporu eşliğinde bir New York Moda Haftası daha sona erdi… Geriye de bu izler kaldı
- Joseph Altuzarra, Amerika’nın yeni jenerasyon çıkardığı en öne çıkan tasarımcılardan biri. Kering gurubu kendisine yatırım yaptıktan sonra da tasarım çizgisini iyice oturttu ve New York’un en beklenen şovlarından biri olmaya başladı. Derin yırtmaçlı etekleri de New York’un belirgin trendlerinden biri yapmayı başardı.
- Proenza Schouler haftanın en iyi koleksiyonlarından birine imza attı. Whitney Müzesindeki defilede, sanatçılar Helen Frankenthaler ve Robert Morris referanslı etnik havanın modern ve özgür formlarla ustaca birleşmesi ile tavrı güçlü, dinamik ve iddialı bir koleksiyondu. Tasarımcı ikili on seneyi aşkın bir süredir markalarını devam ettirseler de koleksiyonları her seferinde New York’un taze ve yeni nefesi olmayı başarıyorlar.
- Calvin Klein, 60’ların ünlü mimar ve fotoğrafçısı İtalyan Carlo Molino’dan aldığı ilhamla neredeyse tamamı patchwork deriden oluşan rock’n’roll bir koleksiyon sundu. Derinin deri ile kombinlenmesinden çekinilmediği koleksiyonda, 60’lar ve uzay çağına gönderme yapan elbiseler de ilgi odağıydı.

Yazının devamı...

İlk bakışta bahar trendleri

28 Şubat 2015

-Festival stili dediğimiz 70’ler rock stili yazın en belirgin havası. Joni Mitchell, Janis Joplin, Marianne Faithfull bu trendin ilham perileri... En iyi örnekleri ise Tommy Hilfiger, Saint Laurent, Givenchy podyumlarındaydı.
-70’lerin bir diğer açısı hippi ve bohem stil de yine koleksiyonlarda sıkça görülmekte. Ali Macgraw, Jane Birkin stilleri her yerde... İspanyol paça pantolonlar, bilekte biten, bol paça pantolon-etekler de yine bohem ruhun temsilcileri olarak koleksiyonlarda yer aldı. En iyi örnekleri de Dries Van Noten, Chloe, Etro, Gucci’de.
-Çiçek desenler rengârenk, irili ufaklı açmakta elbiselerin üzerinde bu sezon. Dolce &Gabbana, Louis Vuitton, Celine, Max Mara ve Valentino çiçek bahçesini sıklıkla tasarımlarına taşıdı.
-Pucci, Roberto Cavalli, Chloe’nin baharda parlattığı maxi elbiselerle romantizmin doruğu ilkbaharda bizimle.
-Tepeden tırnağa beyaz giyinmek de son derece ‘in’. Chanel, Louis Vuitton, Giorgio Armani, Tory Burch koleksiyonlarında yer alan dantelli, örgülü, makromeli beyaz masum elbiselerle tazelenin bu sezon.
-Militer renkler ve detaylar da oldukça revaçta.
-Rengârenk süetler sezonun en gözdelerinden.

Yazının devamı...

Paris: Tezat ve ışıltı

1 Şubat 2015

Davos’ta gerçekleşen Dünya Ekonomi Forumu’nun hemen akabinde gerçekleşen ve sadece siparişle kişiye özel üretilen, minimum 100 bin Euro’ları bulan tasarımların sergilendiği hafta hayatın büyük kontrastlarından sadece biri elbette. Kırmızı halı ünlülerinin daha az olduğu defilelerde, koleksiyonlar da alışılmış klasik couture kodları olan fantezi ve hayal dünyasından nispeten uzaklaşmış, ayakları yere basan, güncel dünya ile paralel koleksiyonlar olarak kendini gösterdi.

Christian Dior: Tasarımcı Raf Simons, Dior Modaevi’nde yepyeni bir anlayış ve modernite yaratmaya devam ediyor. Miras aldığı moda devleri Christian Dior ve John Galliano’dan sonra kendi tasarım felsefesini özgürce, son derece çağdaş ve özgün olarak sergiliyor. Bu son couture koleksiyonu da haftanın en iyilerindendi. 50’lerin romantizmi, 60’ların deneyselliği ve 70’lerin özgür ruhu en modern şekilde yorumlanmıştı. Kullandığı teknik malzemelerin zenginliği, kural tanımazlığı, grafik siluetleri ve renk paletiyle müthiş bir şovdu. David Bowie’ye ithafen hem geçmişi hem geleceği kucaklayan aynı zamanda da klasik couture anlayışının çok ötesinde bir koleksiyonla alkışları topladı.

Chanel: Grand Palais’nin ortasındaki soğuk beyaz mekanik konstrüksiyon, defile başlayınca rengârenk çiçeklerin açtığı tropikal bir bahçeye dönüşüverdi. Sonrasında üç boyutlu çiçekler işlenmiş şifon gömlek-elbiseler, çoklu yüzeyli tüvitler, düşük belli eteklerle göbeği açıkta bırakan kısa ceketler, örgü işlemeli; tüllü bereler ve yine füturistik dokunuşlarla adeta ‘haute-tech’ bir couture koleksiyonu şöleni süregeldi. El işlemelerinin ağır bir hava katmaktan ziyade tazelik saçtığı koleksiyon Karl Lagerfeld’in en genç vizyonlu ve modern tasarımcılardan biri olduğunu tekrar gösterdi. Chanel’in tarihi kodlarını dijital dünya ve high-tech tasarımlarla birleştiren Lagerfeld, couture anlayışını değiştiren tasarımcıların başında geliyor.

Valentino: Couture dediğimiz zaman hâlâ bir rüya, bir kaçış, bir fantezi aklımıza geliyorsa eğer bunun büyük bir kısmını da Valentino’nun tasarımcıları Maria Grazia Chiuri ve Pierpaolo Piccioli’ye borçluyuz. Köklü modaevini, kurucusu Valentino Garavani’den devraldıklarından beri birbirinden etkileyici koleksiyonlara imza atıyorlar. Bu son couture koleksiyonlarında tasarımcıların çıkış noktaları aşk ve aşkın gücü idi. Koleksiyon; çağdaş şiir, pop müzik, sembolizm, klasik efsaneler, Dante’vari imajlar, Shakespeare ve sonradan Fransız vatandaşı olan Rus sanatçı Marc Chagall referanslarıyla kadınların adeta meleksi ruhlarını yansıtıyor, defiledeki mankenlerin de görünümlerini belirliyordu. Kadifeler, nakışlar ve bulut gibi hafif işlemeli şifonlar ile aşkın tanımı kendini adeta yeniden buldu.

Yazının devamı...

Dönülmez seyahatin ufkundayım

18 Ocak 2015

Kolombiya Cartagena’da yılbaşını geçirmek üzere bir grup arkadaşımızla çıktığımız ve instagramda #OneWayTicketJourney hashtag’li yolculuğumuzun ilk durağı Panama City oldu. Neden Panama’ya gittik henüz biz de tam bilmesek de Cartagena’ya yakınlığı ve öncesinde başka yerler de görelim mantığının bizi yollara düşürdügünü biliyorum.
Panama City, Panama kanalı sayesinde Güney Amerika’nın zenginleşmiş ülkelerinden biri. Kanalı, 1904’te Amerikalılar yaptırılmış ve 2004’e kadar yine onlar tarafından işletilmiş. 2004’de Panama’ya kanalın hakları devredilmiş ancak karşılığında askeri bir güç kurmamaları şartıyla. Zamanında da birçok yerden gelen göçlerle iş gücü sağlandığı için, ortada pek bir kültür yok. Zaten şehirde dikkat çeken ilk durum bu oluyor, diğer Güney Amerika ülkelerinin ortak karakteristiklerinden epey uzak bir kültür ve insan tipi var burda. Bir kere pek insan sevmiyorlar ve servis sektörü çok kötü. Tek güzel yeri olan ‘Old City’ bölümü son birkaç yıldır temizlenmiş, tarihi binalar çok başarılı bir şekilde restore edilerek şehrin hip bölgesi haline getirilmiş. Başbakanın da bu bölgede evinin olmasıyla çok fazla polis ve güvenlik bu bölgede görülüyor. Burada yeni açılan ‘American Trade’ Oteli, şehrin en iyi şeyi diyebiliriz. Amerika’nın ünlü hipster oteli Ace Hotel grubu tarafından açılan otelin mimarisi, dekorasyonu ve nispeten servisi çok iyi. Zaten gözlemlediğim kadarıyla çoğu insan Panama Havaalanı’nın çok büyük olması sebebiyle diğer Güney Amerika ülkelerine veya Panama’nın sahillerine transfer yaparken birkaç gün uğramak şeklinde geliyorlar.


Hippi adasında bir gece


Günübirlik turlarla gidilebilen San Blas adası, telefonun bile çekmediği, hiçbir işletmenin olmadığı bakir bir Karayip sahili.

Yazının devamı...

Tüm dünya burada biz neredeyiz?

7 Aralık 2014

Yılın en hızlı haftasına hoşgeldiniz: Bu yıl on üçüncüsü gerçekleşen Art Basel Miami Beach fuarı ve yan etkinlikleri her yıl olduğu gibi sanat, tasarım, moda, müzik ve popüler kültür figürleriyle dolu geceleriyle yine bir hayli hareketli geçti. Dile kolay, 75 bin uluslararası ziyaretçinin katıldığı bu hafta, koleksiyonerler, galeriler, küratörler, sanatçılar, sanatseverler, markalar ve particilerle yine dolup taştı. Peki bu etkinliklerin en öne çıkanları neler bir bakalım.

En merak edilen ne?
Art Basel Miami Beach 2014, ana fuar ve NADA, Untitled, Scope, Pulse, Design Miami gibi 20 farklı uydu fuarın da katılımıyla Miami’nin ve yılın en popüler sanat haftası olarak da adlandırılıyor. Kuzey Amerika, Latin Amerika, Avrupa, Asya ve Afrika’dan katılan yüzlerce galerinin arasında maalesef ki tek bir Türk galerinin olmaması da oldukça düşündürücü.

En çok konuşulan kim?Bu haftanın en çok konuşulan konularından biri, Art Basel Miami’nin konuşma bölümlerinden biri olarak da gerçekleşen ve konusu aslında birçok endüstrinin de ortak konusu olan Instagram’ın sanat ve sanatçı üzerindeki etkisi ve dinamikleri nasıl değiştirdiği üzerineydi. MoMA PS1 müzesinin yöneticisi Klaus Biesenbach, Simon de Pury, Hans Ulrich Obrist ve Instagram’ın ortaklarından Kevin Systorm’un katıldığı panel haftanın en iyi paneliydi.

En başarılı küratör kim?
Bu sene Bass Müzesindeki , ikonik mimar Peter Marino’nun, Jerome Sans küratörlüğündeki ‘One Way: Peter Marino’ özel koleksiyonu sergisi ve Ryan Mc Namara’nın ‘A Story Ballet About the Internet’ performansı çok başarılıydı.

En önemli eser kimin?

Yazının devamı...