"Ece Sükan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ece Sükan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ece Sükan

Güzellik algısında son durum

26 Temmuz 2015

Moda dünyası yeniden Sindirella hikâyesinin cazibesine kapıldı. Daha iki ay önce ‘70’lerindeki sofistike kadınları reklam kampanyalarına taşıyan tasarımcılar, genç, yeni, farklı güzellik algısı olan genç isimleri podyumlarına taşıyor, marka yüzü yapıyor. Modanın empoze ettiği yeni güzellik anlayışıyla tanışın

Moda, zamanın ruhunu yansıtmayı sever, hatta manipule de eder. Çağlar boyu dönem dönem değişen güzellik anlayışını ilk empoze eden son yüzyılda hep moda endüstrisi olmuştur. Veya bir başka tavuk-yumurta denklemi olarak, moda endüstrisinin öne çıkardığı güzellik kriterleri dönemin algısını oluşturur.
Bu tartışma elbette çok eskilere dayanıyor. 60’lardan başlayalım; o dönem için oldukça ‘sıska’ kabul edilen Twiggy‘nin top model oluşuyla ‘olgun ve dolgun’ model evresi kapanmıştı. Son yıllardaysa on yılları bile bulmayan bir hızla güzellik anlayışı değişmekte. Mesela 80’lerde çocuk yıldız Brooke Shields’in Calvin Klein iççamaşırı reklamları, 90’larda klasik güzelliğin karşıtı çelimsiz ve çıplak bir Kate Moss’la 2010’larda, yeni Brigitte Bardot olarak lanse edilen dolgun hatlı Lara Stone ve son olarak da Kim Kardashian’in kardeşi günümüzün yeni popülerlik sembolü Kendall Jenner’la devam etmekte.
Dönem kriterlerinin vücut tipi haricinde bir başka boyutu daha var. Henüz iki ay önce yine burada yazdığım, entellektüel, başarılı, karizmatik kadınların dönemi başlamıştı. Son birkaç sezondur, yeni güzellik tanımı ünlü yazar Joan Didion, müzisyen Joni Mitchell, Cher, oyuncu Julia Roberts gibi isimlerin en önemli moda kampanyalarında yer almaları takdir topluyordu. Zaman zaman ‘modanın yeni feminist açılımı’ olarak da değerlendirilen bu yönelim, tasarımcıların tüketiciyle gerçeklik ve samimiyet ekseninde iletişimini güçlendiriyordu. Sonuçta kıyafetleri satın alacak hedef kitle, fotoğraflarda özendirilen gencecik ve incecik modeller değildi ki..

Yeni yüzler hep 18 altı


Yazının devamı...

Zenginlik kutlaması

12 Temmuz 2015

Paris Couture haftası davetleri, partileri, konserleri, ünlüleriyle bu sezon son yılların en iddialısı oldu. Oldukça hareketli geçen beş günlük maratonda ‘zenginlik’ ve ihtişam bir kez daha coşkuyla kutlandı!




Moda haftalarının en görkemlisi, hayal dünyalarımızı ateşleyen, fantezinin yüksek tasarımla birleştiği Paris Haute couture 2016 haftası 5-10 Temmuz arasında gerçekleşti. Avrupa’daki ekonomik kriz, Yunanistan’in iflasın eşiğine gelmesi, hazır giyim sektörünün dijital dünyanın talepleri ile her geçen gün daha da hızlanması, tüketilmesi, aynılaşması ve hatta yüzeyselleşmesi, sıradanlaşması bir yana, Paris Haute Couture haftası şaşası ve görkeminden hiçbir şey kaybetmemekte. Son birkaç yıldır ‘Haute Couture’ konseptinin ne kadar güncel dünyaya hitap ettiği tartışılırken, bu yüzbinlerce euro değerindeki tasarımların artık sadece kırmızı halıda oyunculara ödünç verilen ve markaların imajını güçlendiren koleksiyonlar olarak kaldığı konuşulurken, bu sezon Paris Couture haftası son yılların en iddialısı oldu. Asya ve Arap zenginlerinin artık başı çektiği, Rusların çekildiği, Amerikalıların tekrar sahaya girdiği oldukça hareketli bir couture haftası yaşandı.

Yazının devamı...

Modanın yeni elit tanımı

28 Haziran 2015

Bildiğiniz lüks kavramını unutun. Modada bir devrim yaşanıyor. Markaların yeni güç gösterisi, inanılmaz bütçeler ayırarak dünyanın dört bir yanında ara sezon yani ‘resort’ defileleri. İhtişamlı şovlar, jet-set konuklar, dev prodüksiyonlar... Bu şovlar, özel ve butik olmanın, sindire sindire yaşamanın ayrıcalığını sunuyor

Hızlı tüketim çağında yaşadığımız bir gerçek. Her şeye anında ulaşabilme imkânımız ve beraberinde gelen sürekli bir arayış, tüketim ve tatminsizlik.
Moda endüstrisi de bu hızdan nasibini alıyor. Sistemin, tasarımcıyı ve yaratıcı fikirleri adeta öğüttüğü bu düzende, iki ana hazırgiyim yani ‘pret-a-porter’ koleksiyonlarının yanı sıra, ‘haute couture’ ve ‘erkek hazırgiyim’ koleksiyonlarının yaratım, tasarım, sunum ve satış süreçleri zaten seneyi fazlasıyla işgal ediyordu. Ama son birkaç sezondur moda endüstrisinde ‘ara sezon’ olarak tabir edilen ‘resort’ koleksiyonları başlı başına birer moda haftası niteliğine dönüşmeye başladı.
Önceleri sadece satış amaçlı, ana sezonlar arasındaki geçişlerde mağazalarda hareket yaratacak, markanın ve tasarımcının imajından ziyade, ticari düşünülmüş koleksiyonlar olarak başladı ‘resort’ koleksiyonları. Son dönemdeyse markaların inanılmaz bütçeler harcayarak, moda basını ve jet-set müşterilerden oluşan büyük grupları dünyanın dört bir yanında ağırlayarak, modayı ve akabinde satışı hedefleyen organizasyonlara dönüştüler.

Eskinin arası, yeninin arası

Yazının devamı...

Dünyanın tüm gelecekleri, birleşin

10 Mayıs 2015

En köklü ve prestijli sanat organizasyonlarından olan Venedik Bienali bu hafta ön gösterimleriyle açıldı. ‘Dünyanın tüm gelecekleri’ temalı organizasyonda öne çıkan çağdaş sanat eserleri, akılda kalan çalışmalar hangileri?

Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Fuarı ‘All The World’s Future’s temasıyla bu hafta ön gösterimleriyle açıldı. 22 Kasım’a kadar da ziyaret edilebilir. Hatırlarsanız, bundan önceki iki bienalin teması ‘ILLUMinations’ (Aydınlanmalar) ve Ütopya’ydı. Bu yıl içinse başlık ‘All The World’s Futures – Dünyanın Tüm Gelecekleri’ olarak belirlendi. 136 katılımcı, çağdaş sanat eserleriyle konuyu sosyal, politik, kültürel, çevresel ve teknolojik olarak ele alıyor.
Türk pavyonunda neler var? Bu sene Türkiye için de çok önemli bir sene. Kişisel ve kurumsal 21 sponsor sayesinde, bizim de Venedik Bienali’nde 2034’e kadar kalıcı bir pavyonumuz var artık. Bu yıl ilk kez açılışı da yapılan yeni Türk Pavyonu’nu , Sarkis ‘Respiro’ enstalasyonuyla temsil etti. Defne Ayas’ın kuratörlüğünde, IKSV’nin organizasyonuyla gerçeklesen Sarkis ‘Respiro’ enstalasyonu, iki ‘site-specific’ neon gökkuşağı, yedi çocuğun parmak izlerinin suluboyayla uygulandığı iki büyük ölçekli aynadan oluşuyor. Otuz altı adet, ortaçağ tekniğiyle birleştirilmiş ışıklı panelde acılar, savaşlar, isyanlar üzerinden sanatçının ve kimi zaman bizim hafızalarımızda sembolleşmiş imajlarla bir çeşit ‘insanlık’ eleştirisiyle ortaya koyuyor.
En politik bienal: Herkesin ortak fikri, ‘gelecek’ temalı bienalin genel havasının oldukça karamsar olduğuydu. Küratör Okwui Enwezor’un seçimleriyle ortaya çıkan işler arasında en çok dikkat çeken durum, çoğunluğun politik işler olması. Karl Marx’ın Das Kapital’inin her gün bölüm bölüm okunduğu bir program da var bienalde.
Endişe çağı: Bilgi ve teknolojideki müthiş ilerlemeye rağmen, müthiş bir endişe çağı yasamakta olduğumuz genel havası hemen hissediliyor.

Yazının devamı...

Efsane İstanbul’da

3 Mayıs 2015

O Yves Saint Lauren’in dehasını ateşleyen ilham perisi, dostu ve koruyucu meleği: Tüm zamanları en ünlü stil ikonlarından Loulou de la Falaise. Tasarımcı ikonun hayatını anlatan kitap, dünyaca ünlü fotoğrafçıların imzasını taşıyan kareler ve Loulou’nun mücevherleriyle İstanbul’da sergileniyor.




2010’lu yılları yaşarken eski dönemlerin ikonları, birbiri ardına günümüzün ilham kaynakları olarak tekrar gündeme geliyor. İlk akla gelen örnekler, efsane editör Diane Vreeland’in ‘The Eye Has To Travel’ belgeseli ve kitabı, 93 yaşindaki Iris Apfel’in Tribeca Film Festivali’nde gösterimi yapılan yeni belgeseli, Yves Saint Laurent’in art arda çıkan iki biyografi filmi. Şu sıralarsa efsane tasarımcı Saint Laurent’in ilham perisi, bohem şıklığıyla bilinen, haute couture dünyasının öne çıkan ismi Loulou de la Falaise’in 1960’lardan 2011’deki ölümüne kadar, en başarılı çağdaş fotoğraf sanatçıları tarafından belgelenen renkli hayatını konu alan ‘Loulou de la Falaise’ kitabı gündemde. Üstelik Loulou’nun hayatını özetleyen dünyaca ünlü fotoğrafların imzasını taşıyan kareler ve kendi tasarımı mücevherleri hiç de uzakta değil, ISTANBUL’74 Galatasaray’da sergileniyor.


İlk smokini o giydi

Yazının devamı...

Başkası olsan da moda kendin olsan da

26 Nisan 2015

Moda dünyası genç, güzel ve sıradışı olmayanlara acımasız davranırdı. İşler yavaş yavaş değişiyor. Yaşlı kadınlar artık kampanyaların yüzü. Sıradan kalmayı deneyenlerse illaki ‘moda’ oluyor.


-Modada gerçekçilik rüzgârı esiyor. İşte son birkaç sezondur empoze edilen ‘normcore’ teorisi... Aslında bir moda terimi olarak çıkmayan, rahatlık, toplumsallık, esneklik gibi öğeler içeren bu kavram, belli bir estetikle özdeşleştirilerek bir anda moda akımı oldu. Timberland ayakkabılar, Birkenstock terlikler, New Balance’lar ve beyaz sneaker’lar, yıkanmış bol jean’ler, beyzbol şapkaları... Hoş geldin 90’lar...
-Yani babanızın kazağı veya gömleği gibi sıradan parçalarla arz-ı endam eden ‘normcore’, aslında anti-moda bir duruş sergilemek istiyordu. Ama sonuçta trend olmaktan kurtulmadı. Mark Zuckerberg’in beyaz çorap ve terlikleri, Jerry Seinfeld’in yüksek belli pantolonları derken, en avangart moda dergilerinde bile yerini buldu.
-Sıradan görünmenin, başkaları gibi olmanın kişiliği yok etmediğini savunan bu teori gerçekte biraz eskilere uzanıyor. Mesela doksanların İngiliz fotoğrafçısı Corinne Day’in o meşhur Kate Moss fotoğraflarını hatırlayın... İşte bu kavram geçen sezon Gap gibi markaların en büyük ticari söylemi olmuştu. Bu markanın ‘Dress Normal’ yani ‘Normal giyin’ kampanyası yine de pek başarılı olamadı.
-Çünkü kimse ‘normal’ olmak istemiyor. Bu kampanyadaki ironiyi ancak hipster’lar anlayabilirdi. Anti-moda bir duruş olarak lanse edilen kavramın bir anda hipster trendi olması her şeyi anlatıyor. Sonuçta, şu sıralar, kitlesel bir sosyal deney gerçekleşiyor. Ortaya trend olarak çıkmamış bir kavram, herkes tarafından çokça tekrar edilince, trende dönüyor. Ama unutmadan; bir şey trend oldu mu, geldiği gibi de gider.

Eski çamlar ‘it-girl’ oldu

Yazının devamı...

İkonlar arası diyaloglar

19 Nisan 2015

Prada’dan sıradışı bir proje: The Iconoclast. Marka, sinema dünyasının en tanınmış kostüm tasarımcılarıyla işbirliğine giderek, Londra, New York ve Paris’teki mağazalarına tasarımlarıyla yeni bir görsel kimlik yarattı


Moda dünyasında bir markanın varolabilmesi için senede iki veya dört adet koleksiyon çıkarması, reklam kampanyasını yapması elbette günümüzdeki ciddi rekabet ortamı içerisinde yeterli değil. Markalar, kimlik algıları ve konumlamaları açısından disiplinler arası projelere maksimum önemi vermek durumundalar. Bunun son zamanlardaki en iyi örneklerinden biriyse Prada’nın ‘Iconoclast’ projesi oldu bence.
Geçen yıllarda tanınmış moda editörleriyle gerçekleştirilen proje kapsamında bu yıl, sinema dünyasının en tanınmış ve vizyon sahibi kostüm tasarımcıları, Londra, New York ve Paris’teki mağazalarda tasarımlarıyla yeni bir görsel kimlik yarattı. Her biri rafine sinematografik stilleri ve dramatik etkileriyle mağazaları sergi alanlarına çevirdiler. Bu proje, bir yandan moda ve diğer dünyaları deneysel karşılaşmalarla bir araya getirirken, bir yandan da sinemanın en parlak yönetmenlerinden aldığı ilhamı sergilemiş oldu. Bu yıl üçüncüsü yapılan ‘The Iconoclast’ projesi, New York, Londra ve Paris olmak üzere üç ayakta gerçekleşti. New York’ta, ödüllü kostüm tasarımcısı Michael Wilkinson’la mimar ve sergi tasarımcısı Tim Martin, Londra’da günümüzün en özgün kostüm tasarımcılarından biri olan görsel sanatçı Arienne Philips, son olarak da Paris’te, İtalyan figüratif kültürünün sinema dünyasındaki başarısına katkıda bulunan en önemli isimlerden biri olan Milena Canonero’yu ağırladı.
Arienne Philips yirmi yıla yakındır Madonna’nın albüm kapaklarının, müzik videolarının kostüm tasarımcısı. 2006’da Jim Mangold’un ‘Walk the line’ filmi ve 2012’de Madonna’nın ilk yönetmelik denemesi olan W.E. filmi için olmak üzere kostüm tasarımı dalında iki kez Oscar’a aday gösterildi. İkincisi için meslektaşlarınca ‘Kostüm Tasarımcıları Derneği’ ödülüne layık görüldü. Tom Ford’un ilk yönettiği yapım olan ve çok başarılı kostümleriyle ‘A Single Man’ filmindeki çalışması içinse BAFTA ödülüne aday gösterilmişti.

Yazının devamı...

Genç tasarımcı profilimizde neler var?

29 Mart 2015

New York, Londra, Milano, Paris moda haftaları ve Mercedes Benz Fashion Week Istanbul’un ardından bu hafta, 23. İTKİB Koza Genç Tasarımcılar Yarışması’nın ilk elemeleri gerçekleşti. Finale kalan 10 yarışmacı 26 Mayıs’ta koleksiyonlarını sergileyecekler. İlk üçe giren tasarımcılar yurtdışı eğitim bursu ve para ödülünün sahibi olacaklar. 12 senedir sürekli olarak bulunduğum jüri kadrosunda, yıllar içerisinde, çoğu okuldan yeni mezun olmuş, kimi çeşitli tasarımcıların yanında veya tekstil firmalarında çalışan tasarımcı adaylarının değişimlerini, eğilimlerini, vizyonlarını, tasarım anlayışlarını gözlemleme imkânım oldu. Bugüne kadar İTKİB Genç Tasarımcılar Yarışması’ndan çıkmış ve kendi markalarını yaratmış birçok tasarımcımızın varlığı, Parsons School of Visual Arts, London College of Fashion, Istituto Marangoni gibi dünyanın önemli okullarında yurtdışı eğitim bursu gibi çok değerli fırsalar sağlayan yarışma, genç tasarımcı adaylarına kapı açıyor, yol gösteriyor. Koleksiyon oluşturma sürecinde edindikleri tecrübe de her finalist için çok kıymetli oluyor.


İngilizce bilen yok gibi


Yıllar içerisinde gözlemlediğim en belirgin nokta, yüzlerce finalistten hemen hemen hiçkimsenin İngilizce bilmemesi ve bu sebeple hak kazanılan okullarda, bu durumu halletmeden okuyamaması. Globalleşmenin, dijital çağın yaşandığı günümüzde, tasarım ve modayla uğraşan birinin eksik kalmaması gereken bir durum olan enternasyonal iletişim diline hâkim olamamak, genç tasarımcı adaylarımız için çok büyük bir dezavantaj olmakta.

Yazının devamı...