"Ece Sükan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ece Sükan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ece Sükan

Moda endüstrisini değiştirebilir mi?

30 Kasım 2014

Belli oldu. Bundan 20 yıl sonra 2010’lu yılların sosyal-kültürel haritası incelendiğinde döneme Kardashian’ların damga vurduğu gerçeği yazacak her yerde. Belki de zamanında Leigh Bowery gibi performans sanatçıları kategorisinde yer alacaklar. Belki de 2010’lu dijital yılların pin-up kızları olarak tanımlanacaklar.
Geçen hafta kozmetik devlerinden Estêe Lauder’in marka yüzü olarak Kim Kardashian’ın son dönemde yıldızı parlayan 19 yaşındaki kardeşi Kendall Jenner olarak açıklanınca tartışmalar alevlendi. Vogue’un Amerikan edisyonundan sonra New York Times’da Kendall’ı ‘moda endüstrisini değiştiren model’ olarak ilan etti. Moda dünyasının duayeni Suzy Menkes, Beyonce ve Miley Cyrus’un açık seçik konser kıyafetlerini eleştirirken, Kim Kardashian’ın çıplak poposunu sergilediği dergi kapağını övmesi, takipçilerini bir hayli kızdırdı. Yazı daha tamamlanmamışken ‘Dazed&Confused’ gibi İngiliz, alternatif hatta punk moda ve sanat dergisinin de Kendall’ı üç ayrı kapakla ‘modanın çehresini değiştiren model’ olarak lanse edeceklerini açıklandı. Beraberinde gelen yüzlerce “Ne yapmış da değiştirmiş?” yorumlarıyla...
Estêe Lauder da Kendall Jenner’la olan işbirliğini klasik basın bültenleri ve mail’lerle değil, modelin Instagram hesabından duyurmasını uygun görmüştü. Ve bu post yaklaşık bir milyon ‘like’ ve 50.000 civarında kalpli emojiyle süslenmişti bile.
Ve böylece ‘Keeping Up with Kardashians’ reality şovunda büyüyen Kendall, New York Times’a göre de uzun boylu, ince, güzelce yüzlü binlerce model rakibinden sıyrılarak ‘yüksek profil modelliğin tanımını’ yeniden yapıyordu. Binlerce yetenekli, güzel, süpermodel adayında olmayan şey 16 milyon Instagram takipçisi, 9 milyon Twitter takipçisi ve Kardashian ailesi idi.
Geçen sezonlarda soyadının getirdiği avantajla, birçok defilede yer alan Kendall, Riccardo Tisci, Katie Grand, Marc Jacobs, Karl Lagerfeld gibi ‘popüler figürleri kullanan’ birçok tasarımcının sayesinde yıldızlaştı. Bu ani yükseliş uzun yıllardır podyumlarda kilometre yapan model meslektaşlarının da tepkisini elbet çekti. En son kulislerde meslektaşlarının içeceğine sigara attıkları dedikodusu dolaşırken,“Bizimle oturamazsın!” diyen model meslektaşlarını Twitter’dan duyurarak, bu cümleyi tişörtlerin üzerine yazdırtacak kadar kültleştirmeyi de bildi Kendall.

Oyunun kuralları ne?

Yazının devamı...

Hollywood’un Oscar’ı Oscar De La Renta’ya

27 Ekim 2014

Geriye feminen etek-takımları, ihtişamlı gelinlikleri, kırmızı halıda ışıldayan gece elbiselerini ve son on yılda daha da büyüyen bir modaevini bıraktı

Elegan, zarif ve feminen tasarımlarıyla Jackie Onassis, Audrey Hepburn, Hillary Clinton, Taylor Swift ve Sarah Jessica Parker gibi geniş bir yelpazeyi giydirmeyi basarmış bir tasarımcıydı. Son olarak, tüm tasarımcıların ihaleyi kapmak için dört gözle beklediği George Clooney ile evlenen insan hakları avukatı Amal Alamuddin’in gelinliği de ona aitti.Bir moda devrimcisi, sansasyonların adamı veya tasarım dahisi olarak tanımlanmasa da yıllardır istikrarlı, her daim ölçülü ve New York Park Avenue kadınlarının gözdesi tasarımlarıyla, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek Amerikan şıklığının tanımı haline geldi.
1932 yılında Santa Domingo’da doğan De la Renta, ABD’ye göç etmeden önce Avrupa’da en önemli couture tasarımcıları Cristobal Balenciaga, Lanvin ve Balmain ile çalıştı. ABD’ye geldikten sonra da ‘şöhret’ kavramının gücünü ve etkisini en güncel haliyle yakalamayı başaran tasarımcı bu şekilde dünya çapında bir isme sahip oldu. Beyaz Saray ile yakın ilişkiler içerisinde olmasıyla da Avrupa’dan göç edip ABD rüyasını gerçekleştirmiş bir tasarımcı olarak belleklerde yerini aldı. 60’larda Jacqueline Kennedy, 80’lerde Nancy Reagen, 90’lardaysa Hillary Clinton ile güç koridorlarına adını yazdıran tasarımcı, Michelle Obama’nın 7 sene süren Oscar de La Renta giymeme inadını da geçtiğimiz haftalarda kırmıştı. Tasarımcı Michelle Obama’yı zincir mağazalardan giyindiği için zamanında epey eleştirmişti.

TUTARLI, RİSKSİZ, ZARİF

Skandallardan uzak moda kariyeri birkaç sene önce, dönemin New York Times moda yazarı Cathy Horn ile manşetlere taşınan bir atışmayla son bulmuştu. Horn, De la Renta’nın 2012 koleksiyonunu ağır bir dille eleştirmiş ve “Tasarımcı ABD modasının olsa olsa ‘hot-dog’u olur” demişti. Bunun üzerine savaş boyalarına boyanan tasarımcı, WWD dergisine ilan girerek Cathy Horn’a esprili cevabını vermişti; Horn’u üç günlük, bozulmuş bir hamburgere benzeterek!

Yazının devamı...

Organizasyon dünyadan kopuk

19 Ekim 2014

-Haklarını yemeyelim. İHKİB VE İMA (İstanbul Moda Akademisi) gözle görülür biçimde etkili. Organizasyon ve verilen emekler hiç kuşkusuz iyi. Ancak koleksiyonlara gelince işin rengi değişiyor.
-Genel olarak siluet oluşturma ve modern kalıplar, formlarla çalışma konusunda büyük eksiklikler görülüyor. Dünyanın en önemli dört moda haftasını izledikten sonra İstanbul kolektif tasarım bilincinden oldukça kopuk kalıyor. Zaten hazırgiyim koleksiyonlarıyla maalesef çarkı döndüremeyen tasarımcıların couture giyime geçiş yapmasıyla da artan bir abiye zevk, çoğu koleksiyona hâkim.
-Özgür Masur, Zeynep Tosun abiye/ couture giyim pazarı için güzel işler çıkarıyorlar. Gönül ister ki prêt-à-porter koleksiyonlarına da aynı şekilde devam etsinler.
-Başarılı isimlere örnekler verelim: Londra ve Uzakdoğu pazarı i için oldukça heyecanlı işler yapan Maid in Love ve Deniz Berdan iyiydi. Giray Sepin de erkek koleksiyonları arasında en satışa dönük ve özgün tasarımları sundu.
-Türk modasının tüm önemli isimlerini bir çatı altında toplayan yeni bir oluşumumuz var: The Core. Bu, halihazırda yapılması gereken bir uygulamaydı. İyi bir showroom mantığı olmuş ama geciken saadet. Paris’te alımlarını ve bütçelerini kapatan satın almacılar için çok geç bir zamanlama.. Ancak Ortadoğu ve iç pazar alımlarına hizmet ederek, önümüzdeki sezon bir hareket getirebilir.
-Devamlılık konusunda problemlerimiz var. Birinci sezon gösterip bir sonraki sezon göstermeyen çok tasarımcı olmakta. Aynı anda hem defileye, hem koleksiyon üretimine hem de fuarlara yetişemiyorlar. Bunda finansal problemler de çok büyük rol oynuyor. Bu sezon Gül Ağış, Gamze Saracoğlu, Özlem Ahıakın, Elif Cığızoğlu gibi birçok isim moda haftasına bu yüzden katılamadı.

Yazının devamı...

Yüzleşmek hiç bu kadar moda olmamıştı

13 Ekim 2014

Chanel’in sokak protestoları temalı defilesi, John Galliano’nun dönüşü derken şimdi tartışılan şu: Modanın, sosyal konuları ele almak için yeterli kredisini var mı?

En son Chanel modaevinin podyumda canlandırdığı sokak protestosu, modellerin ‘feminist hareket’ adı altında taşıdığı sahte dövizler ve bunları taşıyan modellerin nerdeyse tek tip, tek ırk olması epey eleştirildi. Bir yandan Hong Kong’daki protestolar devam ederken, feminizmin ve sokak hareketlerinin bu denli basite indirgenmesi birçok moda kritiğini rahatsız etti. Kimisi Chanel gibi bir markanın daha sorumlu davranıp farkındalık yaratacak bir içerik sunabileceğini iddiasında. Asıl soru şu: Podyum, herhangi bir protesto için doğru bir platform mu? Endüstrinin davranışlarının (fabrika çalışanların koşullarından kadınların kendi bedenleriyle ilgili düşüncelerine) kadınlar üzerinde inkar edilemez etkileri var. Moda dünyası da bu tarz örneklerle dolu zaten: Vivienne Westwood, Jean Paul Gaultier, Rei Kawabuko gibi tasarımcılar, zamanında ırkçılık, etnik kültürler, cinsiyet ayrımları, küresel ısınma, çevre gibi birçok konuda ses getiren işlere imza attılar.

Galliano’nun dönüşü

Son günlerin bir diğer yüzleşmesindeyse başrolde John Galliano var. Hatırlayın: Üç yıl önce Paris’te bir barda ağır alkol ve ilaç etkisi altında söylediği ırkçı ve anti-semitik söylemlerinin internete sızmasının ardından Dior modaevinden kovulmuş, kendi ismini taşıyan John Galliano modaevini kaybetmişti.
Geçtiğimiz salı günü Maison Margiela modaevinin PR şirketinden gelen bir mail, tasarımcı John Galliano’nun Margiela modaevinin kreatif direktörlüğüne getirildiğini açıklıyordu. Bir anda endüstrinin önemli figürleri, üç senelik zorunlu bir geriçekilişten sonra, moda tarihinde dahi tasarımcı olarak yerini almış olan tasarımcının sahalara dönüşünü büyük coşkuyla karşıladı.
Hemen hemen tüm yorumlar, Galliano’nun barok, maksimal ve tarihi referanslı tasarım stiliyle oldukça kontrast olan minimalizm sembolü Margiela modaevinin kodlarının nasıl kesişeceği ve ortaya nasıl bir koleksiyon çıkacağı üzerineydi. Yani moda endüstrisi aralarında anlaşmışcasına tüm bu yaşananların üzerini çoktan örtmüş, konusunu bile açmıyordu.

Yazının devamı...

Paris’te olaylı moda haftası

5 Ekim 2014

Chanel’de feminist bir protesto yer alırken, Givenchy’de ön sırada dünyanın en ünlü bebeği oturdu!

Gelenek bozulmadı: Partileri, defileleri, davetli listeleriyle moda haftaları maratonunun en havalısı, gösterişlisi her zamanki gibi Paris oldu. ‘Gelecek’ fikrinin sorgulandığı, politik, sosyal, çevresel olayların etkilerinin de görüldüğü çoğu zaman feminist ve aktivist, yeni ‘modern’ kavramının tanımlanmaya çalışıldığı koleksiyonların çoğunlukta olduğu bir Paris Moda Haftası yaşandı. Geleceğe bakarken 70’ler siluetlerine büyük bir dönüş, oryantalist ve etnik ilhamlar, 18. yüzyıla kadar geçmişten alınan referanslarla yeni modern arayışının, kişisel hatıraların, anıların buluşturulduğu koleksiyonlar izledik.

Dior uzay filmi seti gibi: Tasarımcı Raf Simons, özellikle son iki sezondur en moderne ulaşabilmek için çok eski tarihlere bakmayı tercih ediyor. Bu dönemlerden edindiği detayları ve genel dili, çağdaş siluetlerle kontrast bir şekilde bir araya getiriyor. Geçmişi keşfederken, yakın gelecek fikirleriyle kombinliyor ve haute-couture geleneklerini demokratize ederek sokağa indiriyor. Ve daha fazla izleyiciye hitap ediyor. Louvre Müzesi’nin en eski avlusu olan Cour Carrée du Louvre’da gerçekleştirdiği defile, tam bir bilim kurgu filmi setini andırıyordu. Geçmiş ve gelecek iç içe geçmişti. Tazeliği, modernliği, şıklığı ve zorlanmamış tarihi motiflerin uygulamasıyla sezonun en kafa çalıştıran koleksiyonlarından biriydi.

Chanel’den protestolu defile: Karl Lagerfeld sürekli kendini yenileyen, bir şekilde en genç ve en modern vizyona sahip, muazzam hikâye anlatma yeteneğiyle yine sezonun en unutulmaz şovlarından birine imzayı attı. Geçen sezonki dev süpermarketten sonra bu sefer Grand Palais’nin içi, kaldırımları, su birikintileri, balkonları, çiçekleriyle tam bir ‘Boulevard Chanel’ olarak tasarlanmıştı. Ve sokakta, yani podyumda, 90 kadar model ellerinde pankartlar, megafonlarla slogan atarak protesto yürüyüşü gerçekleştirdiler. Gisele Bundchen’in elindeki megafonla bir grubun liderliğini yaptığı defilede pankartlar, feminist-aktivist kadınların sesi olmuştu. Farklı siluetlerin ve fikirlerin iç içe geçtiği, özgürlük kokan bir koleksiyon ortaya çıkmıştı. Ne 60’lar ne 70’ler, hiçbir dönem referansı olmadan, herkesin oynayabileceği parçalar yapmak istemiş Lagerfeld. Yasaklamanın yasak olduğu dönemlere bir özlem gibi...

Yazının devamı...

Modanın kutsal ayında neler oldu?

21 Eylül 2014

Önümüzdeki altı ay boyunca bu trendleri konuşacağız. New York ve Londra Moda Haftaları sona ermişken buyurun bir ara değerlendirmeye

Sokak stilinin, blog’ların ve bloggerların, sosyal medyanın ve ünlü-marka işbirliklerinin ön plana çıktığı bir sezonun içerisindeyiz.
Özellikle New York Moda Haftası sırasında Apple Watch ve Intel- Opening Ceremony giyilebilir teknoloji işbirliklerinin lansmanları, Ralph Lauren’in 4D yani dört boyutlu hologram defilesiyle koleksiyon sunum teknikleri de klasik defilelerin belki de artık yetmediğinin göstergesiydi.
Calvin Klein, New York Moda Haftası’nın sosyal medyada en çok ismi geçen markasıydı. Elbet bu unvanda Justin Bieber’ın ‘Fashion Rocks’ gecesinde sahneye Calvin Klein boxer giyerek çıkmasının etkisi büyüktü. Yine de defile, Marc Jacobs ve Michael Kors defilelerinin sosyal medya görünürlüğünü 9.7 milyon total etki ile çoktan geçmişti.
Ön sıra ünlülerinin Paris Moda Haftası’yla birlikte en çok görüldüğü hafta New York Moda Haftası olur her zaman. Bu sezon da Rihanna pek çok New York defilesinde ön sıradaki yerini aldı. Sarah Jessica Parker, Gareth Pugh’ın enstalasyon gecesinde ve Calvin Klein’ın şovunda arz-ı endam etti. Ünlü yonetmen Spike Jonze ise daha önce ‘HER’ filmi için beraber çalıştığı Opening Ceremony markası için tek perdelik bir oyun yazıp yönetti. Elle Fanning, Bobby Cannavele, Dree Hemingway ve Karlie Kloss’un oynadığı oyun ve yeni sezon koleksiyon sunumu New York Times moda yazarı Vanessa Friedmann tarafından yerden yere vuruldu ve gereksiz bir ‘cool’ luk çabası olarak adlandırıldı.
Son yıllarda, ülkelerini dünya moda sektorünün önemli oyuncularından biri haline getirmede katkıları büyük olan Rus it-girl’lerin yerini, Koreli ünlü şarkıcı ve oyuncular almaya başladı, New York Moda Haftası’nda ön sıralarda, Uzakdoğu pazarının da en önemli pazar haline gelmesiyle de Koreli ünlüleri sıkça görmeye başladık.
Milano’da ise, geçen sezon tasarımcı Jeremy Scott’un Moschino için gerçekleştirdiği ilk defilede ünlü şarkıcı Katy Perry’nin Milano trafiğini hesaba katmayıp şova bir saat geç gelmesinin ve moda basının olayı protesto etmesi üzerine defilelere ünlü getirme obsesyonu azalmış görünüyor şimdilik. Elbet önümüzde daha Dolce & Gabbanna, Roberto Cavalli gibi ünlü seven markaların defileleri var. Ama şimdilik sadece Oscar ödüllü Amy Adams’ın Max Mara, Kate Moss ve Charlotte Casiraghi’nin Gucci defilesi katılımı dışında Milano, sadece modaya konsantre olmuş durumda gözüküyor. Yine ünlü seven markalardan DSquared2 bile, şarkıcı Fergie’nin yeni parçasının lansmanını defilelerinde yapmasına rağmen, şarkıcıyı ön sıraya getirtememişti. Bu konuda elbet geçen sezon bombayı Paris’teki sezonun son defilesinde Miu Miu markası taze Oscar ödüllü Jared Leto ve Lupita Nyongo’yu oturtarak yapmıştı.

Yazının devamı...

Uzay çağına hoşgeldiniz

14 Eylül 2014

İlkbahar- Yaz 2015 koleksiyonları ve modanın kalbi yazın ardından, fakat yazdan kalma havasıyla New York Moda Haftası’nda attı.
Her sezon tasarımcıların, editörlerin, tüketicilerin cevap aradığı modanın en temel sorusu olan ‘ kadınlar ne ister?’ sorusuna bu sezon da çeşitli cevaplar arandı. Kimi tasarımcılar odaklarında net, kadın tariflerinde tutarlı, kimileri ise kararsızdı. Bu sezon teknoloji yarışı kendini en çok hissettirendi. Giyilebilir teknoloji ürünlerini moda markalarıyla projelendirip podyumlara çıktı. Koleksiyonlarda kumaş teknolojilerindeki yenilikler kendini gösterdi. 1950’ler, 70’ler ve uzakdoğu silüetleri, sokak sanatı ve etnik desenler ile buluştu.

- Moda haftasıyla birlikte en çok konuşulan konu Apple’ın moda endüstrisiyle oldukça yakın olan ünlü tasarımcı Marc Newson ile birlikte yeni akıllı saatini tanıtması oldu. Önemli birçok moda dergisinin genel yayın yönetmeni moda haftasından bir günlüğüne ayrılarak San Francisco’ya lansmana katılmaya gittiler. Vogue Paris’den Emmanuel Alt, Interview’dan Fabien Baron ve Purple’dan Olivier Zahm bunlardan birkaçıydı.
- Opening Ceremony markası moda haftasında en yenilikçi sunumlarını gercekleştirdi. Önce INTEL için tasarladıkları MICA bilezikler tanıtıldı, sonrasında ise HER filminde beraber çalıstıkları Spike Jonze yönetmenliğinde bir tiyatro oyunuyla yeni koleksiyonlarını tanıttılar. ‘100% Lost Cotton’ adındaki oyunda, Elle Fanning, Bobby Cannavale, Dree Hemingway, Rashida Jones ve Karlie Kloss 30 dakikalık bir performans sergileyerek yeni koleksiyonu tanıttılar.
- Ralph Lauren, yeni açılımı POLO koleksiyonunu Central Park’ta gölün üzerinde 4D hologram teknolojisi ile suyun üzerinde sinematik bir sekilde sundu.
- Gareth Pugh, Lexus ile birlikte dev video enstalasyonları ve canlı dans performansları esliğinde ilk New York çıkarmasını yaptı.
- Versace, Versus markası için tasarımcı Anthony Vaccarello ile ilk koleksiyonunu sundu. Devamındaki partide Rihanna, Nicki Minaj, Naomi Campbell ve Jennifer Hudson da kutlamaya katıldılar.

Yazının devamı...

Her fırsatta Tokyo’ya gitmek için 9 neden

7 Eylül 2014

Şehirde geleneksel bir mimari veya yaşam tarzı bekleyenler, ufaktan hayalkırıklığına uğrayabilir. Sürekli küllerinden doğması, Japonların tutkulu Batı hayranlığı ve daha iyisini yapabilme özelliği sonucu şehrin ilginç bir mimari yapısı var. Modern ama bir New York gibi post-modern değil. Minimal ama yer yer rengârenk bir mimari.
Tasarım, teknoloji, stil ve modanın binbir çesidinin bir arada bulunduğu bu kozmopolit şehrin her semti farklı bir tarza sahip. Mesela Ginza, Tokyo’nun 5’inci caddesi, en lüks tüketim markalarının dünya çapındaki en büyük mağazalarına ev sahipliği yaptığı bir bölge. Aoyama ise yine hemen hemen tüm markaların ve beraberinde daha butik/ konsept mağazaların bulunduğu bir muhit. Daikanyama ise Tokyo’nun Karaköy’e en yakın noktası belki de: Organik kafeler, vintage kitapçılar, sürdürülebilir tasarımlar, ekolojik kıyafetler ve biraz da ABD esintili surf rock/spagetti western mağazalar...
Tasarımcı Ümit Benan kendi adını taşıyan ilk ‘flagship’ mağazasını, moda ve yatırımcı gruplarından Tomorrowland ile gerçekleştirdiği ortaklıkla geçen hafta Daikanyama’da açtı.
Japonya’da kafanızda canlandırdığınız gibi ana yemek suşi değil. Her restoranın ayrı mutfağı ve spesiyalitesi var. “En iyi suşi nerde yenir?” derseniz, Hollywood ünlülerinin ve işadamlarının da uğrak yeri olan Ginza’daki Kyubey Sushi’ye uğramanızı tavsiye ederim.

Film karelerinde kaybolmak

Akşamları, Kinfolk dergisinin barının da olduğu Nakameguro’daki barlarda takılabilirsiniz. Favorim, Golden Gai. Eskiden ‘Red Light District’ olarak işlev gören minicik mekânlar ve daracık sokaklar şimdilerde en hareketli barlara ev sahipliği yapıyor. Neon ışıklar ve tabelalarla, renklerle dolu bu daracık, birkaç ara sokaktaki 200 kadar minicik barın görüntüsü muazzam. Kendinizi sürekli bir film karesi içinde hissediyorsunuz. Wong Kar Wai, Jim Jarmusch, David Lynch ve Quentin Tarantino gibi yönetmenlerin görsel dünyasını daha iyi anlıyorsunuz. Gelmiş geçmiş en ikonik filmlerden biri olarak moda literatürüne de girmiş, her karesi hafızalara kazılı ‘Blade Runner’ı daha sık hatırlıyorsunuz.
Lemon vintage kamera dükkânına uğrayıp, üretimi çoktan bitmiş bir Ricoh 21 mm, altın renkli bir Contax T2 veya ünlü moda fotoğrafçısı Terry Richardson’ın da favorisi bir Yashica T4 alın.

Yazının devamı...