"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Bu lekeyle yaşamak ya da yaşamamak...

12 Aralık 2017

Örneğin bu dava ekseninde, İran’ın, ABD’nin kendisine karşı uyguladığı bir ambargoyu komşu Türkiye’de kurabildiği bir mekanizma üzerinden nasıl baypas edebildiğini, bir devlet olarak kendi çıkarlarını gözetmekte ne kadar mahir olduğunu görüyoruz.

Bir diğer düzlemde, bu mekanizma kurulurken Türkiye’deki sistemin ne kadar istismara ve yolsuzluğa açık olduğunu ve Reza Zarrab gibi bir sahtekârın kısa zamanda ve kolaylıkla muteber şahsiyet statüsüne terfi edebilip, bu “açıklığınasıl kullanabildiğini izliyoruz.

Başka bir kesitte beliren görüntüde çok daha problemli bir durum var. O da, bir rüşvet çarkının bütün çıplaklığıyla gün ışığına çıkmış olmasına ve bu çarkın bünye içinde yayılma istidadı gösteren çürük bir dokunun varlığını göstermesine karşılık, bu teşhis karşısında sergilenen kayıtsızlıktır.

*

ABD’nin tek taraflı uyguladığı bir ambargo mutlak bağlayıcılığı olan, harfiyen uygulanması gereken bir buyruk gibi görülemez. Türkiye, her zaman ABD ile olan müttefiklik ilişkisi ile İran’la olan komşuluk ilişkisinin gerekleri arasında bir denge bulmak durumundadır.

Gelgelelim, ülke çıkarlarının dayatabileceği bir gereklilik, birtakım siyasilerin, kamu görevlilerinin rüşvet çarkı işleterek haksız yoldan zenginleşmeleri, köşeyi dönmeleri için bir fırsat olarak kullanılamaz.

Bu bağlamda New York’taki mahkemede ortaya çıkan önemli bir sonuç şudur: Daha önce kâğıt üstünde ve başka delillerle gösterilmiş olan bir rüşvet çarkı, bu kez bizzat sistemi kuran ve işleten kişi olarak Reza Zarrab’ın beyanlarıyla da teyit edilmiştir. Buradaki örtüşme, söz konusu rüşvet çarkını artık hem Türkiye hem de bütün dünyanın gözünde inkâr edilemeyecek bir olgu haline getirmektedir.

*

Yazının devamı...

Dışişleri’nin yüzde 25’i nasıl FETÖ’cü olur?

25 Kasım 2017

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “FETÖ, biliyorsunuz tüm kurumlara olduğu gibi bizim bakanlığımıza da maalesef girmiş. Bakanlığımızda ciddi bir temizlik yapıldı. Hem konsolosluk ihtisas memurlarımızın hem de meslek memurlarımızın aşağı yukarı yüzde 25’i bakanlıktan uzaklaştırıldı. Bunların hepsi ciddi bulgu ve belgeler neticesinde gerçekleştirildi” diye konuştu komisyona yaptığı sunumun girişinde.

Çavuşoğlu, Bakanlığımız arındı, temizlendi ama personel sayımızda da ciddi bir düşüş oldu” diye ekledi.

***

Neresinden bakılırsa bakılsın, Dışişleri gibi butik bir bakanlık için meslek memurlarının dörtte birinin FETÖ/PDY bağlantılı görülerek tasfiyeye uğramış olması son derece yüksek bir oranı gösteriyor. Bu oranın yüksekliğinden Fetullahçı organizasyonun devlet içindeki yükseliş döneminde Dışişleri Bakanlığı’nı sessizce en önemli hedeflerinden biri haline getirmiş olduğunu söylemek mümkün.

Çavuşoğlunun bu açıklaması komisyonda bir hayli yankı yaratmış. Örneğin, CHP grubu adına konuşan İzmir milletvekili Zekeriya Temizel,FETÖ terör örgütünün Dışişleri Bakanlığı’nın yüzde 25’ini oluşturması gerçekten ürkütücü bir olay, az bir olay değil...” tepkisini vermiş. CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ise “Yüzlerce diplomat FETÖ’cü oldukları iddiasıyla ihraç edildi. Bu kişilerin nasıl bakanlık personeli oldukları açıktır. Sınavlarda hakkı yenen yüzlerce gencin vebal ve sorumluluğu kimin üzerinedir, sizlere bırakıyorum” diye konuşmuş.

MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Çavuşoğlundan bakanlıktan atılan FETÖ’cü diplomatlarla ilgili analiz talebinde bulunup, “Bu ihraç edilenlerin sınav dönemleri, yılları, mezun oldukları okullar, sınav komisyonlarında görev alanlar hususunda bir kategorize yaptık mı, baktık mı” sorusunu yöneltmiş.

***

Aslında Dışişleri Bakanı’nın, bu yılın başında CHP’li

Yazının devamı...

Suriye’de barış sürecinin zor soruları

24 Kasım 2017

Bu mutabakatın ortaya çıkardığı yeni durum ve ayrıca bundan sonraki döneme ilişkin muhtemel gelişme ve sorunlarla ilgili şu gözlemleri ileri sürebiliriz:

Öncelikle Rusya lideri Vladimir Putin’in, yürüttüğü etkili diplomasiyle uluslararası politikadaki konumunu daha da güçlendirdiğini, ülkesinin Ortadoğu’daki ağırlığını iyice pekiştirdiğini baştan vurgulamalıyız. Putin, krizin gidişatına tuğrasını vurarak Suriye’de çözümün başat aktörü olarak kendisini tescil ettirmiş bulunuyor.

İran, Rusya’nın ardından bir diğer “kazanan” taraftır. Suriye’deki barış sürecinin resmi bir paydaşı haline gelerek, bölgedeki etki alanını daha da genişletmiştir.

Türkiye ise geçmişte Suriye’de izlediği siyasetin tümüyle karşıtı bir çizgiye gelmiş olmakla birlikte, yine de denklemin içine üçüncü aktör olarak girerek, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olacağı bir pozisyon elde etmiş bulunuyor. Türkiye’nin önümüzdeki günlerde özellikle Suriye muhalefetinde diyalog içinde olduğu örgütler üzerindeki nüfuzunu kullanarak, bu gruplarla Soçi süreci arasında bir köprü işlevi görmesi beklenebilir.

Ancak yine de Suriye muhalefetinin Beşar Esad ile aynı masaya oturtulmasının ciddi sancılara yol açacağını tahmin etmek hiç de güç değil.

*

Önümüzdeki dönemin ilk konusu Soçi’de düzenlenecek olan “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi”nde kimlerin masaya oturacağı sorusu olacak. Önceki gün yayımlanan Soçi bildirisinde, İran, Rusya ve Türkiye, Kongre’nin katılımcıları konusunda istişare ederek mutabakata varacaklardır” deniliyor.

Bildiride, çözüm sürecindeki kapsamlı diyaloğa “

Yazının devamı...

NATO’dan vazgeçme maliyeti

23 Kasım 2017

Oysa bugün NATO’nun, küresel düzlemdeki çıkarlarının yanı sıra Türkiye’nin kimliği, doğrultusu, nereye gitmek istediği soruları açısından yaşamsal bir işlevi var.

*

İşlev meselesine girmeden önce şu saptamayı yapmalıyız. Sürmekte olan tartışmada NATO’ya sıkça geçmişin şablonları üzerinden bakılıyor. Oysa Soğuk Savaş döneminin koşulları içinde şekillenmiş olan bu şablonlar, hem 2017 yılının karmaşık küresel realitelerini izah etmekte yetersiz kalıyor, hem de NATO’nun geçen 30 yıla yakın süre içinde geçirdiği dönüşümü dikkate almıyor.

NATO’nun Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından belirsizliklerle dolu bir öngörülmezlik ortamında yepyeni bir kimlik ve misyon kazanmakta olduğunu vurgulamalıyız. Üstelik, bu halen evrim içinde olan ucu açık bir süreç.

Öncelikle, ittifakın Berlin Duvarı’nın yıkılışı öncesinde 16 olan üye sayısı bugün 29’a çıkmış durumda. Geçmişte NATO’ya karşı Varşova Paktı çatısı altında kümelenmiş olan Doğu Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu bugün NATO üyesi olarak ittifakın ABD’nin askeri güvencesini kapsayan güvenlik şemsiyesi altında bulunuyor.

Avrupa haritasına baktığımızda, Avusturya, İsviçre ve ayrıca Sırbistan, Makedonya, Bosna ve Kosova’dan oluşan Balkan kümesi ile Ukrayna, Beyaz Rusya ve Moldova hariç tutulduğunda, Kıta Avrupası neredeyse bugün bir bütün olarak NATO coğrafyası içinde yer alıyor.

*

NATO’nun Türk dış politikasının Batı’ya dönük yörüngesi açısından üstlendiği sigorta işlevi son yıllarda artan ölçüde önem kazanıyor. Özellikle Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinin büyük ölçüde kaybolduğu, Avrupa Konseyi ile ilişkilerin sürekli zemin kaybettiği bir dönemde, NATO kurumsal olarak Türkiye’yi Batı’ya bağlayan en istikrarlı çıpa işlevini görüyor. Gelinen noktada NATO’dan çıkmak Türkiye açısından bir Avrupa ülkesi olma iddiasından, bu bağlamda Batı’ya dönük doğrultusundan da vazgeçmek anlamına geliyor.

Yazının devamı...

15 Temmuz ve görevlendirme listeleri 7: MİT raporundan delil olur mu? 

22 Kasım 2017

Tematik dizimizin bugünkü son yazısında, bu vakaların tam tersi yöndeki örnekler üzerinde durmak istiyoruz. Bu, darbecilerin planlamasında ‘kuvvet emrine’ alınan, yani pasif göreve çekilen askerlerin savcılar tarafından darbecilikle ve/ya da FETÖ/PDY üyeliğiyle suçlanması durumudur.

Bu konudaki örneklerden biri 15 Temmuz 2016 tarihinde Antalya’da Üçüncü Piyade Tugay Komutanı olan Tuğgeneral Mustafa Kaya’nın durumudur. Kaya darbecilerin atama listesinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) emrine/Ankara’ya alınmıştır. 15 Temmuz gecesi Antalya’da askeri bir faaliyet gözlenmemekle birlikte, Kaya darbe suçlamasıyla tutuklanmış, bir yıldan uzun bir süre cezaevinde kaldıktan sonra 6 Eylül tarihinde denetimli serbestlikle tahliye edilmiştir.

Keza Afyon’daki Lojistik İkmal Komutanı Tuğgeneral İsmet Gökhan Gülmez’in de darbeciler tarafından KKK emrine alınması öngörülmüştür. Ancak Gülmez savcılık tarafından kendisine yöneltilen suçlamalar çerçevesinde terör örgütüne üyelik iddiasıyla tutuklanmış, ardından 7 Eylül 2017 tarihinde tahliye edilmiştir.

*

Bu kategorideki bir başka dikkat çekici örnek Eğitim Doktrin Komutanlığı Muharebe ve Muharebe Destek Birlikleri Komutanı Korgeneral Metin İyidilin durumudur. Darbecilerin “Atama Listesi”nde İyidil’in isminin karşısına “KKK’lığı/Ankara Emrine”yazılıdır. Buna karşılık hazırlanan EDOK iddianamesinde İyidil hem darbe faaliyeti hem de terör örgütünün yöneticisi olmakla suçlanmaktadır.

Dava dosyasındaki tanık-sanık ifadelerinin çok büyük bir bölümü İyidilin 15 Temmuz gecesi darbe faaliyetini bastırma yönünde faaliyet gösterdiğine işaret ediyor. Buna karşılık, Isparta Valisi Şehmus Günaydın, İyidilin sabah 07.03’te kendisini arayıp Ankara’da Genelkurmay ve bazı kamu kurumlarını korumak için asker gönderilmesini istediği yolunda ifade vermiştir. İyidil ise savunmasında Ankara’daki en kıdemli komutan konumundaki Korgeneral Yıldırım Güvenç’in Ankara’da darbecilere karşı bir operasyon ihtimaline karşı Eğridir Komando Okulu’ndan birlik hazır edilmesi talimatı üzerine Isparta Valisi’ni aradığını söylüyor. İyidilin 15 Temmuz günü Genelkurmay’da darbecilerin kilit isimlerinden Tuğgeneral Mehmet Partigöç’ün odasına gitmiş olması da aleyhinde bir delil olarak değerlendiriliyor.

İyidilin dosyasındaki önemli bir unsur, bütün bir geceyi EDOK Komutanlığı’nda görevli bir diğer korgeneral Faruk Şengün ile birlikte geçirmiş olmasıdır. Şengün de darbeciler tarafından KKK emrine alınması öngörülen bir generaldir. Şengün’ün ifadesi, sabaha kadar İyidil ile birlikte darbeye karşı faaliyet yürüttükleri yönündedir.

Bu ikiliden

Yazının devamı...

15 Temmuz ve görevlendirme listeleri 6: FETÖ’nün TSK’daki tahribatının boyutları

21 Kasım 2017

15 Temmuz darbe girişiminin ‘Görevlendirme Listeleri’ meselesi, derinlemesine baktığınızda tam bir bilmeceye dönüşüyor. 15 Temmuz sonrasında darbeye katılma suçu açısından sıkça birinci derecede delil olarak nitelendirilen bu listeler, son dönemde birbiri ardına çıkan mahkeme kararları ve öncesinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin getirdiği “Listede atanmış olmak delil olarak tek başına yeterli değildir” prensibi ışığında yeni bir bakışı gerekli kılıyor.

Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin de belli ölçülerde darbecilerin hazırladığı bu listeleri tek başına yeterli bulmadığını söylemek mümkün. Çünkü, bu listelerde 15 Temmuz’da bulundukları pozisyonlarda  “göreve devam” etmeleri öngörülen, hatta ek görev verilen, ancak darbeye katılmadıklarına kanaat getirilerek herhangi bir tasarrufa uğramayan birçok general var. Bunlar arasında bugün de görev başında olan komutanlar var.

Bu durumdaki generallerin arasında darbecilerin listelerinde “göreve devam” etmeleri öngörüldüğü halde 2016 yılında YAŞ’ta görev süresi uzatılan, hatta terfi alanlar var. Ayrıca,  2017 YAŞ’ında uzatma alanlar da var. Üstelik her üç kuvvetten de örnekler verebilmek mümkün.

*

Herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu komutanların isimlerine girmek istemiyorum. Geçen hafta bu tematik yazı serisinin üçüncü bölümünde  Üçüncü Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Serdar Savaş’ın durumuna tek bir örnek olarak değinmiştim.

Bu durumda olup 2016 YAŞ’ında terfi alan bir generali bugün ikinci bir istisna olarak kayda geçireceğim. Bu asker, 31 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak’taki bir helikopter kazasında komutasındaki 12 askerle birlikte şehit olan 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın.

Aydın, 15 Temmuz darbe girişimi meydana geldiğinde tuğgeneral rütbesiyle Kayseri Birinci Komando Tugay Komutanı olarak Hakkâri’de cephede görev yapıyordu. Darbecilerin “EK-Ç Atama Listesi” başlıklı görevlendirme yazısında Tuğgeneral Aydın’ın adının karşısına “Devam” yazılmıştı. Aydın, Çukurca Cumhuriyet Savcılığı tarafından 16 Temmuz’da gözaltına alındı. Dört gün sonra serbest bırakılan Aydın, 29 Temmuz 2016 tarihinde yapılan Yüksek Askeri Şûra’da tümgeneralliğe ikinci sıradan terfi etti ve ardından Şırnak’taki 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı görevine atandı.

Ayd

Yazının devamı...

15 Temmuz ve görevlendirme dosyaları 5: Darbe gecesi gelen talimat

18 Kasım 2017

İbrahim Yılmaz, darbecilerin hazırladıkları listelerde görev öngördükleri komutanlardan biri. Yurtta Sulh Konseyi’nin 15 Temmuz gecesi bütün birliklere gönderdiği “Sıkıyönetim Komutanlıkları Listesi”nde Yılmaz’ın adının karşısında “Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı” yazıyor.

*

Önce Yılmaz’ın dosyasındaki lehte delillerle başlayalım.

Bütün tanık ifadeleri, kendisinin darbe girişiminden haberdar olduktan sonra karargâha gelip personeli toplayarak “Milletin, devletin, halkın ve demokrasinin karşısındaki bu kanunsuz hareketi engelleyeceğiz. Benim yanımda mısınız, değil misiniz? Ya şimdi benim kafama sıkarsınız ya da bir yanlışını görürsem ben sizin kafanıza sıkarım” dediğini gösteriyor.

Karargâhta darbe gecesi tutulan ceride kayıtları ve pek çok tanığın ifadesine göre, Korgeneral Yılmaz, gece boyunca emrindeki birliklere talimatlar vererek askerleri kışlalarında tutmaya çalışmış, bu yönde yazılı bir mesaj yayımlamış, darbecilerin Ankara’ya gitmek üzere helikopter kaldırmalarını engellemiş, Diyarbakır’daki Sekizinci Ana Jet Üssü’nden darbeyi bastırmak göreviyle uçak kaldırılması konusunda Eskişehir’deki Hava Kuvvetleri karargâhıyla koordinasyon yapmış, bu konuda Başbakan Binali Yıldırım ile de görüşmüştür. Yılmaz, ayrıca saat 02.40 sularında NTV’ye bağlanarak darbeye karşı olduğunu da açıklamış.

*

Aleyhindeki deliller ne? İddianamedeki delillerden biri, maiyetinde görevli olmayan Özel Kuvvetler’den iki subayın -biri sanık, diğeri tanık kimliğiyle- kendisinin darbeci olduğunu “düşündükleri” yolunda ifade vermiş olmalarıdır. Buna karşılık her iki subay da mahkeme aşamasında bu ifadelerinin tersi yönünde konuşmuştur.

Savcının üzerinde durduğu bir diğer delil,

Yazının devamı...

15 Temmuz ve görevlendirme belgeleri 4: Tek kişilik darbe iddianamesi olur mu

17 Kasım 2017

Ayrıca okuduklarım içinde yalnızca tek bir sanığın yer aldığı yegâne iddianameydi.

Sanığın adı Nihayet Ünlü... 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde Balıkesir Edremit’teki 19. Motorlu Piyade Tugay Komutanı olan tuğgeneral kendisi. Komuta ettiği tugayda suçlanan tek sanık.

Kendisine yöneltilen en önemli suçlama, darbecilerin yayımladığı sıkıyönetim direktifine ek “Atama Listesi”nde 103. sırada isminin karşısına “Devam” yazılmış olması. Darbeciler, yaptıkları planlamada Nihayet Ünlünün görevinde kalmasını öngörmüşler.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5 Aralık 2016 tarihli iddianamesinde görebildiğim en kritik delil, bu görevlendirme belgesi. Bir de Tuğgeneral Ünlünün tutuklandıktan sonra Ziraat Bankası’nda bozdurttuğu 70 dolar ve 95 Euro para meselesi var. İddianamede, bozdurulan döviz toplamı içindeki üç adet 1 dolara atıf yapılıyor. Bu dolarların da şüphe unsuru olarak değerlendirildiğini anlıyoruz.

Savcı, Ünlü hakkında “Savunmasının aksine askeri darbe girişimi içinde yer aldığı, başarısız olacağı kesinleşince askeri kalkışmadan dönerek, kalkışmaya karşı direniyor görüntüsü verdiği kanaatine varıldığını” belirtiyor.

*

Buna karşılık Tuğgeneral Ünlünün savunmasında, darbe girişimi başladığında eşiyle Akçay’da olduğunu, darbe girişimini 23.00 sularında haber alır almaz arabaya atlayıp hemen Edremit’e intikal ettiğini okuyoruz.

Ege Ordu Komutanı Orgeneral

Yazının devamı...