"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Hakan Atilla, ABD’li hâkimden hem ceza hem de güvenoyu aldı

19 Mayıs 2018

Atilla’nın bu riski alması, herhalde bir suç işlemediği hususunda kendisine duyduğu güvenin, içinin rahat olmasının bir yansımasıydı.

Ancak bu güven duygusu, geçen yıl 27 Mart’ta New York’tan Türkiye’ye dönerken Kennedy Havalimanı’nda mülakata davet edilerek FBI ajanları tarafından sorgulanması ve ardından tutuklanarak cezaevine gönderilmesini engellemedi.

Yargılama süreci sonunda jürinin geçen ocak ayı başında Atilla’yı ‘ABD’nin İran’a yaptırımlarını delmek’ başta olmak üzere beş ayrı fasılda suçlu bulmasının ardından, mahkemenin yargıcı tarafından kendisine geçen çarşamba günü 32 ay hapis cezası verilmesini nasıl değerlendirmeliyiz?

***

Burada altı çizilmesi gereken nokta, jürinin kararından sonra cezayı takdir etme makamında oturan yargıç Richard Berman’ın, bu cezayı olabilecek en düşük bir sınırdan değerlendirmiş olmasıdır.

Savcılığın Hakan Atilla için müebbet hapis ve 210 ay hapis gibi ceza seçenekleri önermesine karşılık, Berman 32 ay hapis cezasıyla yetinmiştir. Cezaevinde geçirdiği 14 ay ve ayrıca iyi hal indirimleri de eklendiğinde, Atilla’nın 15 ay kadar daha hapis yatacağı anlaşılıyor.

Yargıcın düşük bir ceza takdir etmesinde rol oynayan bir dizi faktör var. Duruşmanın tutanağı, Berman’ın kararının gerekçesini açıkladığı uzun değerlendirmede, Atilla’nın banka yöneticisi olarak bir şekilde karıştığı işlerden herhangi bir şahsi çıkar sağlamadığı hususunda tam anlamıyla ikna olduğunu gösteriyor.

Berman

Yazının devamı...

Türkiye'nin İdlib sınavı asıl şimdi başlıyor

18 Mayıs 2018

İdlib derken batısında Lazkiye ve Hatay, kuzeyinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolündeki Afrin, doğusunda Halep, güneyinde ise Hama kırsalına komşu olan ve olduğu gibi muhaliflerin kontrolündeki geniş bir bölgeden söz ediyoruz.

TSK, ilkini geçen ekim ayında kurmasından sonraki yedi ay içinde her biri bölük büyüklüğünde olduğu tahmin edilen küçük ölçekli 12 askeri üssü devreye sokmuş bulunuyor bu bölgede.




Yazının devamı...

Downing Street’te Türk-İngiliz yakınlaşması

17 Mayıs 2018

Ancak İngiliz hükümetinin bu imkânı değerlendirerek, Erdoğan’ın Londra’ya gelişini protokol düzeyi itibarıyla neredeyse resmi bir ziyarete dönüştürüp Türk tarafına önemli bir jestte bulunduğu ortada.

Resmi bir devlet ziyareti olmasa da İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Buckingham Sarayı’nda ağırlaması, bu ziyaretin belleklerde en çok yer eden görüntülerinden biri olarak kalacaktır.

*

Aslında her iki tarafı da birbirine yönelten somut çıkarlardır. İngiltere açısından bakıldığında, AB’den ayrılma sürecine ilişkin Brexit faktörünü öncelikle vurgulamak gerekiyor. İngiltere, 2019 yılında Avrupa Birliği’nden resmen çıkıyor. Erdoğan’a ve onun şahsında Türkiye’ye gösterilen önem, AB’den boşanmanın siyasi ve ekonomik açıdan yaratacağı olumsuzluklara karşı bir önlem alma arayışının da ifadesidir.

Türkiye ile ticaretin arttırılması, bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanması niyetleri bu arayış çerçevesinde belirlenen ilk hedeflerdir. Türkiye’deki yatırım imkânları da İngiliz şirketleri için her zaman cazip bir alan olmuştur. Türkiye’nin yapmayı tasarladığı milli savaş uçağı projesinde uçak motorunun ünlü İngiliz şirketi Rolls-Royce tarafından sağlanmasına ilişkin teklif, ziyaretin dikkat çeken başlıklarından biriydi.

İşin siyasi boyutunu da muhakkak hesaba katmamız gerekiyor. Avrupa’nın siyasi bütünleşmesinin dışına çıkacak olan İngiltere, çekilmenin yaratacağı boşluğu muhtelif düzlemlerde gireceği işbirlikleriyle doldurmak isteyecek, buradan güç almaya çalışacaktır. Bölgesindeki ağırlığı da dikkate alındığında, Türkiye ile kuracağı özel ve yakın bir ilişkinin bu anlamda önemli bir işlev göreceği aşikârdır.

*

Benzer gerekçeler belirli ölçülerde Türk tarafı açısından da geçerlidir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin sürekli zemin kaybettiği bir ortamda,

Yazının devamı...

15 Temmuz’da mağdur olan generallerin durumu

15 Mayıs 2018

Heyet, Kara Kuvvetleri Komutanlığı davasından ayrılan sekiz sanıklı ek darbe davasında, tutuklu sanık Korgeneral Yıldırım Güvenç’in adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verdi.

Mahkemenin oybirliğiyle aldığı kararın ilgili bölümünde şöyle denildi:

“İddianamede üzerine atılı eylemlerin niteliği, iddianame anlatımı, dosyaya yeni giren HTS kayıtları ve tanıkların dinlenmiş olması, suç vasfının sanık lehine değişme ihtimali ile tutuklu kaldığı süre de dikkate alınarak sanık Yıldırım Güvençin TAHLİYESİNE...”

Bu şekilde serbest bırakılan Güvenç, 22 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmış, darbe girişime katıldığı iddiasıyla üç kez ağırlaştırılmış müebbet, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla da ayrıca 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.

*

Böylelikle geçen hafta Malatya Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin darbecilik ve FETÖ üyeliğiyle suçlanan dönemin İkinci Ordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun’un beraatına karar vermesinden sonra bu kez Ankara’daki bir mahkemenin Korgeneral Güvenç’in tahliyesine hükmetmesi ilginç bir yönelişi gösteriyor.

Bu generallerin ortak bir paydası, FETÖ/PDY mensubu darbecilerin 15 Temmuz gecesi bütün birliklere gönderdiği görevlendirme belgelerinde kâğıt üstünde kendilerine görev verilmiş olmasıdır.

Örneğin,

Yazının devamı...

Orgeneral Huduti’nin mahkûmiyeti ne anlama geliyor

12 Mayıs 2018

Huduti, darbe girişiminden sonra TSK’nın orgeneral kadrosu içinde tutuklanan iki isimden biriydi. Yüksek Askeri Şûra üyesi Akın Öztürk tutuklanan ikinci orgeneraldi.

Orgeneral Huduti, yargılama sürecinde hiçbir zaman FETÖ/PDY üyeliğiyle suçlanmadı. Buna karşılık, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı, kendisinin darbe faaliyetine katıldığını iddia etti. Yöneltilen suçlamalardan biri Huduti’nin “darbeci personeli etkisiz hale getirebilecek şartların oluşmasına rağmen etkin ve zamanında karar vermediği” teziydi. Bir diğer delil, darbecilerin görevlendirme belgelerinde adının karşısına “Göreve devam” diye yazılmış olmasıydı. Başsavcılık, Huduti’nin üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmasını talep etti.

Huduti’ye yüklenen suça ilişkin delillerle kendisinin savunmasını karşılaştırmalı olarak tek bir köşe yazısının sınırları içinde değerlendirebilmem mümkün değil. Ancak savunmasının ana dayanağı şudur: Huduti, ordu karargâhının ve nizamiyesinin darbeci askerlerin kontrolüne geçtiği noktadan sonra silahla karşılık vermek yerine onları ikna etmeye çalışarak, bu amaçla müzakere ederek sonuca gitmeyi tercih etmiştir. Bu noktada Malatya Emniyeti’nin darbecilere dönük operasyon yapma talebine de yeşil ışık yakmamıştır.

Orgeneral Huduti, gece boyunca darbeci gruba karşı İkinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun, emir subayı Binbaşı Sedat Kaya ve iki emir astsubayı ile birlikte hareket etmiştir.

***

Gecenin akışı içinde önemli bir nokta, Huduti’nin emir subayı Binbaşı Sedat Kaya’ya, İkinci Ordu Karargâhı’nda darbenin başını çeken iki tuğgeneral ve bir kurmay albaya ateş etmek için istediği izni vermemesidir. Huduti, gece boyunca “İlk mermiyi biz atmayacağız. Kan dökülmeden halledeceğiz” şeklinde bir tutum almıştır.

Kritik bir kırılma anı, Binbaşı Kaya’nın gece yarısı söz konusu iki generalle albayın silahlarını alarak kendilerini etkisiz hale getirdiği noktada, Huduti’nin onları derdest etmek yerine, “vazgeçtiklerini” söylemeleri üzerine diğer darbeci subayları ikna etmek üzere nizamiyeye göndermesidir. Nizamiyedekilerin ikna olmaması üzerine işler yeniden karışmış, bu üçlü grup karargâha bu kez uzun namlulu silahlarla dönmüştür. Darbeciler ertesi gün öğle saatlerinde teslim olmuş ve Huduti tarafından polise teslim edilmiştir.

Bu arada darbecilerle fiilen mücadele etmiş olması, Binbaşı

Yazının devamı...

Darbecilikten hapsedilen tümgenerale 632 gün sonra gelen beraat

11 Mayıs 2018

Ben kurmay başkanıyım, ordu komutanının emri var, karargâha gitmem gerekiyor” dediğinde, darbeci binbaşı mermiyi silahın ağzına sürerek, “Komutanım, kati emir aldım, sizi vururum” dedi.

Bu hadise, İkinci Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun’un 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü darbecilerle ilk karşılaşmasıydı. İş orada bitmedi.

Daha sonra durumdan haberi olan İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti’nin uyarısı üzerine karargâhtaki darbeciler, dört kişilik timi Angun’un konutunun önünden çektiler.

Angun, kısa bir süre sonra İkinci Ordu’ya gittiğinde bu kez karargâha el koymaya çalışan darbeci iki tuğgeneral ve bir kurmay albayla karşı karşıya gelecekti. Gecenin akışı içinde darbeciler kendisine iki kez silah çekecekler, sabah saatlerine doğru silah zoruyla Angun’un bileklerini plastik kelepçeyle bağlayıp bir odada tek başına hapsedeceklerdi.

Ancak ortada bir gariplik vardı. Darbecilerin hazırladıkları görevlendirme belgelerinde Avni Angun’un adının karşısına gıyabında ‘Malatya Sıkıyönetim Komutanı’ diye yazılmıştı.

Angun, 16 Temmuz günü darbecilerin öğle saatlerinde teslim olmayı kabul etmelerinin ardından odaya gelen askerler tarafından kurtarılacaktı.

*

Yazının devamı...

Trump sorunu dünyayı zorluyor

10 Mayıs 2018

Son dönemde atılan hiçbir adım, hem dünya barışına, hem bölgesel barışa, hem de zaten çözülme süreci içinde olan uluslararası sisteme tek başına bu ölçüde zarar verme potansiyeli taşımamıştır.

*

Başkan Trump’ın kararının en vahim sonuçlarından biri, ülkesinin BM Güvenlik Konseyi adına yapılmış bir anlaşmadaki imzasını geri çekerek, küresel sistemde kuralsızlığa dönük kuvvetli bir emsal yaratmasıdır. Bu kapının iyice açılması, güçlü olduğu algısına sahip her aktörün her istediğini yapma serbestisine hak kazandığını düşündüğü, kaba gücün, kuralsızlığın baskın çıkacağı kaotik bir uluslararası ortam yaratacaktır.

ABD’nin anlaşmadan çıkması, muhtemeldir ki, en büyük tahribatı belki de İran’dan çok Batı dünyası üzerinde icra edecektir. Trump, bu hareketiyle sadece İran’ı değil, aynı zamanda anlaşmada imzası bulunan Rusya ve Çin’in yanı sıra Almanya, İngiltere ve Fransa’yı da karşısına almıştır. ABD Başkanı, her üç Avrupa ülkesinin anlaşmadan vazgeçmemesi yolunda yaptığı bütün ısrarlı çağrıları kaale almamıştır.

İsrail ve Suudi Arabistan’la aynı eksen içinde yer almayı, yaklaşık 70 yıllık NATO müttefiklerine, Batı dayanışmasına tercih eden bir ABD Başkanı var karşımızda.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı dünyası içinde meydana gelen en ciddi çatlaklardan biriyle karşı karşıyayız. Belli asgari müştereklerde ortak hareket ettiği varsayılan ‘Batı sistemi’, 8 Mayıs 2018 tarihi itibarıyla derin bir sarsıntı içindedir.

Anlaşmanın bozulmasının ciddi ekonomik sonuçları da olacaktır. ABD, İran’a yeniden ekonomik ambargo uygulamaya kalkıştığında, bu yaptırımlardan başta Almanya olmak üzere öncelikle Avrupa ülkeleri etkilenecektir. Avrupa, bu durumda ABD’nin ambargosuna uymakla, ambargoyu baypas etmek gibi sıkıntılı bir ikilem içine girmiştir. Sonuçta önümüzdeki dönemde Avrupa kıtasında ABD aleyhtarlığının zemin kazanması şaşırtıcı olmamalıdır.

*

Yazının devamı...

Dörtlü ittifak ve demokrasi kültürü

9 Mayıs 2018

Diğeri, Türk milliyetçiliği ile özdeşleşmiş MHP’den kopan muhaliflerin başını çektiği, ancak kapıları merkez sağ kadrolara da açık bir sentezi oluşturuyor. Bu arada, AK Parti içindeki hoşnutsuz kesimlere ve hatta CHP içindeki ulusalcı damara da göz kırpıyorlar. (İYİ Parti)

Üçüncü ortak, Prof. Necmettin Erbakan’ın kurduğu, kuvvetli mütedeyyin çizgisiyle temayüz etmiş ‘Milli Görüş’ hareketinin bugünkü mirasçısı durumundaki bir parti. (Saadet Partisi)

En küçük ortak ise DYP ve ANAP’ın kendilerini feshederek oluşturdukları, niceliksel açıdan olmasa da, 1946 ruhunu simgeleyen Demokrat Parti’nin isim hakkını taşıması yönüyle sembolizminden güç alan bir parti. (DP)

Çok farklı soyağaçlarından gelen, birbirlerine uzak ideolojik çizgileri temsil eden bu dört partinin ortak bir demokrasi platformunda bir araya gelerek geniş bir seçim ittifakı kurabilmiş olması, Türkiye’deki demokrasi serüveni açısından yeni, özgün bir tecrübeyi gösteriyor.

*

Aslında geçmişte siyasi partiler arasında uygulanmış muhtelif seçim ittifakı örnekleri yok değil. Örneğin, 1991 seçiminde SHP’nin DEP’i, keza Refah Partisi’nin de Alparslan Türkeşin Milliyetçi Çalışma Partisi’ni kendi listelerinden parlamentoya sokmaları barajı aşma amaçlı işbirliği modelleriydi. Bunun gibi 1995 seçiminde ANAP’ın BBP’yi TBMM’ye taşıması örneği de hatırlatılabilir.

Ayrıca, bundan farklı bir kategoride olmakla birlikte birbirine zıt partiler arasında gerçekleşmiş koalisyon denemeleri de var. Örneğin, 1974 yılında kurulan CHP-Milli Selamet Partisi koalisyonu, en azından programında ifade edildiği üzere “Geçmişin kırgınlık ve acılarını giderecek karşılıklı bağışlama ve hoşgörüye dayanan bir kardeşlik ortamının kurulmasını” hedefliyordu.

1996’da Refah Partisi ile DYP arasında kurulan koalisyon ise büyük bir siyasi krizi tetiklemesi itibarıyla biraz farklı bir duruma işaret ediyor.

Yazının devamı...