"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Ankara-Washington yolu Atlantik’ten değil, Menbiç’ten geçiyor

17 Şubat 2018

Bunu arabanın süratle duvara çarpmak üzereyken son anda frene basılarak durdurulmasına benzetebiliriz.

Kuşkusuz, bu noktaya gelinmesinde Türkiye dosyasının Amerika cephesinde sahipsiz kalması ve ABD’nin politikasının büyük ölçüde Suriye’de sahadaki generallerin operasyonel ihtiyaçları üzerinden şekillenmesi önemli bir etkendi.

ABD’nin Suriye’de sırtını PKK’nın uzantısı YPG’ye dayamasının Türkiye cephesinde yarattığı derin kaygıların Washington’da yeterince algılanmaması, bu durumun vurdumduymazlık ölçülerine varması Ankara’nın tepkisinin de sertleşmesine yol açmıştı. Sonuçta, kuvvetli retoriğin hâkim olduğu karşılıklı meydan okumalarla ilişkiler tam bir kriz sarmalına girmişti.

Türkiye’nin Afrin harekâtını başlatması ve işi Menbiç’e kadar götüreceğini kararlı bir dille duyurmasının, durumun ciddiyetinin Washington’da idrak edilmesi açısından sarsıcı bir etki yaptığı aşikâr. Ankara’nın attığı bu adımların yarattığı baskı altında Washington’da Dışişleri ve Beyaz Saray’ın da ağırlığını koymasıyla yapılan muhasebede, Türkiye’nin kaygıları ve beklentileri karşısında yeni ve daha gerçekçi bir bakışın yerleştiği anlaşılıyor.

Tabii, Türkiye’nin ABD’den uzaklaşırken, Rusya ve İran’la artan ölçüde bir yakınlaşma içine girmeye başlamasının da Washington’daki karar vericileri harekete geçirdiğini düşünmek mümkün.

***

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara’ya gelmesinin ve yaptığı açıklamalarda Türkiye’ye müzahir yaklaşımlar sergilemesinin gerisinde Washington’daki bu yeni bakışın rol oynadığını söyleyebiliriz.

Menbiç dosyasının Türkiye-ABD diyaloğunda stratejik olarak Afrin’e kıyasla daha öncelikli ve daha geniş bir yer tutması ilginçtir. Kuşkusuz

Yazının devamı...

Türkiye'nin İdib hamlesinde Rusya'nın rolü kilit

16 Şubat 2018

Yapılan açıklamaya göre, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından dün itibarıyla Surman bölgesinde gözlem noktalarından 6’ncısı olan 8 No’lu gözlem noktası tesis edilmiş bulunuyor. Bu gözlem noktası da muhalefet bölgesi içinde kalıyor. Surman yerleşiminin rejim bölgesine uzaklığı 6 kilometre kadar. Yani çok yakın.
Türkiye, böylelikle son on gün içinde İdlib’in doğusunda rejimin kontrolündeki bölge ile muhalefet bölgesini ayıran sınır çizgisinin hemen bitişiğinde üçüncü gözlem noktasını da kurmuş bulunuyor. Türkiye’nin İdlib’de askeri mevcudiyetini genişletme yönündeki adımları ciddi bir hız kazanmış bulunuyor.

Türkiye, Rusya ve İran’ın katıldığı Astana sürecinde Suriye’de ‘gerilimi düşürme bölgesi’ olarak ilan edilen İdlib’de, rejimle muhalefet arasında çatışmasızlığın sağlanması için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne önemli görevler verilmiş bulunuyor. TSK, bu denetimi kurduğu askeri gözlem noktaları üzerinden yapıyor.

Halen ‘Zeytin Dalı’ harekâtının yürüdüğü Afrin bölgesiyle İdlib’i ayıran sınır çizgisinin hemen altındaki üç gözlem noktası TSK tarafından geçen ekim-kasım döneminde kurulmuştu. Bu gözlem noktaları İdlib’in kuzeyini çevreliyor ve aynı zamanda Afrin’deki YPG unsurlarının İdlib’den içeri güneye doğru inmeleri ihtimalinin önüne de set çekiyor.

Yazının devamı...

Tahrir el-Şam, İdlib’de Türk askeri konvoyuna eşlik edince

15 Şubat 2018

Haber, İdlib’deki çatışmasızlık bölgesi planı çerçevesinde gözlem noktası kurmak üzere El Ais kasabasına giden Türk askeri konvoyuna yapılan saldırıda, destek elemanı DSİ çalışanı Yasin Tanboğa’nın şehit olduğunu anlatıyordu.

Ergan’ın haberinde kafamı karıştıran unsur, El Ais’e giden Türk konvoyuna “güvenlik amacıyla Heyet Tahrir el-Şam güçlerinin eşlik ettiğini” yazmış olmasıydı.

Sonradan sosyal medyada paylaşılan sahadan çekilmiş videolar da, Türk askeri konvoyuna eşlik eden araçların Heyet Tahrir el-Şam (HTS) güçlerine ait olduğuna işaret ediyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, tanklar dahil onlarca askeri araçtan oluşan bir konvoyla İdlib’in yollarında HTS güçleri ile birlikte hareket halinde olması ne anlama geliyor?

Yazının devamı...

Afrin’den sonra İdlib neden önemli

14 Şubat 2018

Erdoğan, Afrin’de yürütülen ‘Zeytin Dalı’ harekâtı gibi İdlib’deki ‘Çatışmasızlık Bölgesi Oluşturma Harekâtları’na da atıf yapıyor, İdlib’deki mücadele”den söz ediyor. Cumhurbaşkanı, sıkça “Afrin olayını çözeceğiz, İdlib’i aynı şekilde çözeceğiz” ya da “Afrin’deki operasyonlar kararlı bir şekilde devam ediyor, edecek; İdlib’le devam edecek” diye konuşuyor.

Erdoğan, meselenin İdlib boyutunu daha çok Türkiye’deki 3.5 milyon mültecinin Suriye’ye dönüşü çerçevesinde gerekçelendiriyor: İnşallah bu Afrin halledildiği zaman Afrin’e dönmeye başlayacaklar, İdlib’e de dönmeye başlayacaklar... Afrin’deki, İdlib’deki mücadele bunun içindirdiye konuşuyor.

***

İlginçtir ki, Türkiye’de kamuoyu bütün dikkatiyle Afrin cephesindeki gelişmelere odaklanırken, Türkiye sessiz adımlarla İdlib’deki çatışmasızlık bölgeleri çerçevesinde gözlem noktaları kurma yönünde attığı adımlarla buradaki askeri mevcudiyetini daha da kuvvetlendiriyor. Bir başka anlatımla, Erdoğan’ın söylemi ile sahadaki gelişmeler birbirini tamamlıyor.

Örneğin, atılan son adım geçen cuma akşamı Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan bir bilgilendirme ile duyuruldu. Bu bilgilendirmede, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından 9 Şubat 2018 tarihinde Tal Tukan bölgesinde gözlem noktalarından 5’incisi olan 7 No’lu Gözlem Noktası tesisi çalışmalarına başlanmıştırdenildi.

Aynı bilgilendirmede, oluşturulmakta olan yeni gözlem noktasının, Türkiye, Rusya ve İran’ın bir araya geldiği “Astana görüşmeleri kapsamında ateşkesin tesis, gözetim ve devamını sağlamayı, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasını ve yerlerinden edilenlerin evlerine dönmesi için uygun şartları temin etmeyi amaçladığı” belirtildi.

Tal Tukan yerleşimi, Suriye muhalefetinin kontrol ettiği bölgenin içinde, bu bölge ile rejim kontrolündeki alanı ayıran temas çizgisinin yaklaşık altı buçuk kilometre kadar batısında. Yani bu gözlem noktasında mevzilenen Türk birliği,

Yazının devamı...

Suriye’de kimin eli kimin cebinde

13 Şubat 2018

SDG deyince, bu gücün ağırlıklı olarak PKK uzantısı YPG unsurlarından oluştuğunu kabul etmeliyiz. İran ve Hizbullah desteği ile yetiştirilmiş olan Suriyeli milislerin taarruzuna yanıt ABD’den geldi. ABD, F-15 uçakları, Apache helikopterleri ile çok sert bir karşılık verdi bu saldırıya. Amerikan kaynaklarına göre, milislerinden yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti bu karşı saldırıda.

Deyrizor, Suriye’deki büyük petrol sahalarından birinin hemen bitişiğindeki bir yerleşim. Rusya da yaptığı açıklamada hava saldırısından dolayı ABD’yi kınarken, bu ülkenin Suriye’de IŞİD ile mücadele etmek değil, Suriyelilerin petrolüne el koymak için bulunduğunu ileri sürdü.

Esad rejiminin saldırıya kalkışırken, ABD himayesindeki SDG’yi o bölgeden atarak, egemenliğini yeniden Fırat’ın doğusuna taşımak istediği anlaşılıyor.

Afrin’de YPG’ye yardımcı olmayan ABD, hedef Deyrizor olunca, kuvvetli bir destek sergileyerek rejimin karşısında Suriyeli Kürtlerin yanında yer aldı. ABD, böylelikle Fırat üzerinden çizdiği sınırın doğusuna geçilmesine izin vermeyeceğini etkili bir şekilde göstermiş oldu.

***

Şimdi geçen hafta yaşanan bu hadisenin Türkiye’yi nasıl ilgilendirdiğine kısaca göz atalım. Türkiye’nin Esad rejimi ile ilişkileri kötü bir durumda seyrediyor. Türkiye, aynı zamanda YPG’ye verdiği destek nedeniyle ABD’ye de çok tepkili ve bu ülkenin Suriyeli Kürtler için Fırat’ın doğusunda bir özerk bölge oluşturma planlarını ulusal çıkarları açısından tehlikeli görüyor.

Şimdi çok yanıtlı sorularla Deyrizor’da yaşanan çatışmada Türkiye’nin çıkarlarının aslında hangi tarafta yattığı sorusu üzerinde bir fikir egzersizi yapabiliriz.

Bazılarınızın hemen “

Yazının devamı...

Nerede o eski Pentagonlar

10 Şubat 2018

Baba George Bush dönemini (1988-1992) başından sonuna izledim. Demokrat Başkan Bill Clinton’ın 1993 yılında Beyaz Saray’da göreve başlamasına tanıklık ettikten bir süre sonra Türkiye’ye döndüm.

Altı yıla yaklaşan görev sürem bana Washington’daki karar alma mekanizmasının işleyişini yakından gözleme imkânını sundu. Bu mekanizmanın içinde doğrudan Türkiye dosyasından sorumlu olan aktörlerin önemli bir bölümünü tanıdım.

Bu süre içinde gördüm ki, Washington’da Türkiye’de zannedildiğinden çok daha karışık bir karar alma süreci işliyordu. Türkiye söz konusu olduğunda, yönetim içindeki farklı bürokratik birimlerinin değişik, nüanslı bakışlarını, bu arada Kongre’de çatışan eğilimleri yakından gözledim, somut vakalara bizzat tanıklık ettim.

Kongre, işin doğası gereği, Türkiye ile ilgili dinamiklerin en karmaşık işlediği yerdi Washington’da. Burada izlediğim her toplantıda, Türkiye’nin şaşmaz destekçileriyle, Türkiye’nin çıkarlarında hasara yol açabilmek için en küçük fırsatı bile değerlendirmek isteyen Rum lobisinin faaliyetlerini izlemek benim için öğretici oldu. Her taşın altından çıkarlardı. Genelde Ermeni lobisi ile birlikte hareket ederlerdi. Özetlersek, Türkiye söz konusu olduğunda övgü ve eleştirinin at başı gittiği bir ortamdı Kongre. Neyse ki, o zamanlar Türkiye’nin yanında duran Musevi lobisi her seferinde ağırlığını koyar ve bu olumsuzlukları bir ölçüde dengelerdi.

Sonuçta, ABD Kongresi’nde izlediğim her toplantıdan eve biraz karışık duygularla dönerdim.

***

ABD Dışişleri Bakanlığı’na gelince, bulunduğu semt nedeniyle Foggy Bottom diye de adlandırılan bu binada kuşkusuz Türkiye’ye destekleyici bir bakış hakimdi. ABD’li diplomatlar Türkiye’nin önemini müdriktiler ama ikili ilişkilerin gündemindeki bir dizi dikenli sorun da Dışişleri’nin bakışında her zaman kendini gösterirdi. Örneğin, Dışişleri’ne her gittiğinizde “Sizinkiler de Kıbrıs’ta bir adım atsınlar artık” lafını duymadan binadan çıkamazdınız.

Genelde olumlu bir yörüngede giden ancak sorunların da boy gösterdiği, ayrıca Yunanistan’la bir dengeleme çabasının hissedildiği bir bakış hâkimdi ABD Dışişleri’nin Türkiye politikasında. Yine de Kongre ile kıyasladığımda, evet, ABD Dışişleri’nden daha az karışık duygularla ayrılırdım.

Yazının devamı...

Türkiye ile ABD artık iki hasım ülke

9 Şubat 2018

Türkiye ile ABD’yi bugün iki müttefikten çok çatışma hali içinde olan iki hasım olarak kabul etmemiz gerekiyor. Aralarındaki ilişki daha önce benzeri yaşanmamış sertlikte bir kriz sarmalının içinde hızla yokuş aşağı gidiyor.

Bu tehlikeli gidişte askeri seçeneklerin telaffuz edilmeye başlanmış olması, kontrol altına alınamadığı takdirde nereye gideceği belli olmayan, yüksek riskler içeren, ucu açık bir durumun yaşandığına işaret ediyor.

Önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkışıyla başlayalım. Cumhurbaşkanı, geçen salı günkü grup toplantısında yine çok ağır sözlerle yüklendi ABD’ye. Erdoğan, Türkiye’nin, PYD/YPG gruplarının kontrolünde olan, ABD’nin de asker bulundurduğu Menbiç’e gitme kararlılığını bir kez daha vurguladı.

Aynen şunları söyledi Erdoğan:

Yazının devamı...

Türk Silahlı Kuvvetleri neden İdlib'de?

8 Şubat 2018



Bu saldırılarda son 10 gün içinde biri asker, ikisi DSİ görevlisi olmak üzere üç vatandaşımız şehit oldu. Bu hadiseler “Türk Silahlı Kuvvetleri neden İdlib’de” ve “İdlib’de ne oluyor?” sorularına yanıt aramamızı gerekli kılıyor.

Baştan belirtelim, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’e gitmesi, Türkiye’nin kendi başına üstlendiği bir inisiyatif değil. TSK, ‘Astana Süreci’ olarak adlandırılan, Rusya, Türkiye ve İran arasında Suriye’de ateşkes sağlanması için anlaşmaya varılmış olan bir mutabakat zemini üzerinde hareket ediyor.

Bu üç ülkenin 2016 sonunda vardıkları anlaşmanın ardından Astana’da yürütülen bir seri toplantıda, Suriye’de ateşkes ilan edilmesi, bunun denetlenmesi ve yardımların ulaştırılabilmesi gibi insani meselelerin çözümü için üçlü bir mekanizmanın kurulması kararlaştırıldı.

Yazının devamı...