"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Birinci haftasında harekâtın 10 sonucu

17 Ekim 2019

1) KÜRT ÖZERK YÖNETİMİ SON BULUYOR: Harekâtın en somut sonuçlarından biri, PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD/YPG örgütünün Esad rejiminin 2012’de Fırat’ın doğusundan çekilmesiyle beliren boşluğu doldurarak, burada inşa ettiği özerk yönetimi büyük ölçüde bitirmekte olmasıdır. Özerk yönetimin yapısı, kurulan yerel meclisler ve bunların idari olarak bağlı olduğu kantonlar üzerinden kurgulanmıştı. Kobani ve Cezire kantonları Fırat’ın doğusunda sınır boyunca yekpare bir bütünlük oluşturmaktaydı. PYD/YPG örgütü, bu hafta başında Esad ordusunu bölgeye davet etmek zorunda kalınca, 2012 sonrasında inşa ettiği kurumları kalıcı kılmak yönündeki stratejik hedefini hayata geçirilebilmesi imkânı kalmamıştır. Suriyeli Kürtlerin yeni dönemdeki statüleri, her halükârda özerk yönetim modelinin gerisinde kalacaktır.

2) ABD, SURİYE’DEN ÇIKIYOR: Harekâtın bir diğer elle tutulur sonucu, ABD Başkanı Donald Trump’ı ülkesinin Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını sonlandırmaya, askerlerini süratle buradan çekmeye itmiş olmasıdır. Bu bölgede geçen hafta sonuna kadar ABD bayraklarının asılı olduğu askeri üs ve gözlem noktalarının bazılarına artık Esad ordusu yerleşmektedir. ABD’nin Kuzey Suriye’den çıkması, Kürt gruplardan desteğini çekmesi neresinden bakılırsa bakılsın Ortadoğu’daki güç dengeleri üzerinde bir deprem etkisi yaratmıştır.

3) REJİM BÖLGEYE DÖNDÜ: Türkiye’nin operasyonu, yol açtığı zincirleme sonuçlarla, 2012’den bu yana Fırat’ın doğusunda, yani ülkenin yaklaşık üçte birinde egemenliğini icra edebilme imkânından yoksun olan Esad rejiminin bu coğrafyaya yeniden girebilmesinin kapısını açmıştır. Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, yakın bir zamana kadar bu hedefe bu kadar erken ulaşabileceğini herhalde düşünmüyordu. Fırat’ın doğusuna dönüşünü, Esad’ın iç savaşın 2011’de patlak vermesinden sonraki en önemli kazanımlarından biri olarak görmek mümkündür.

4) GÜVENLİ BÖLGENİN İLK AŞAMASI TAMAM: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, harekât hedefini Fırat’ın doğusunda 440 kilometre genişliğinde, 30-35 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge kurulması şeklinde açıklamıştı. Bu plan çerçevesinde sınırın Tel Abyad ile Resulayn arasına düşen yaklaşık 120 kilometre genişliğindeki bir bölümü üzerinde alan hâkimiyeti, TSK tarafından bir hafta içinde önemli ölçüde tesis edilebilmiştir. Bu hattın bundan sonrasında Fırat’a doğru batı ve Irak sınırına doğru doğu istikametinde genişleyip genişlemeyeceğini bu aşamada kestirebilmek güç. Çünkü, rejim güçlerinin sahaya çıkması ve YPG’nin kontrol ettiği köy ve kasabalara girip Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağını çekmeleri, Türkiye’nin sınır boyunca daha fazla genişleme niyetlerini baskılayabilecektir. Genişleme yönünde adımlar Türkiye ile Suriye rejimi arasında çatışma riski yaratacaktır. Ayrıca, Erdoğan’ın geçen pazartesi akşamı Trump’la görüşmesinde de gündeme geldiği üzere, sınırın batısındaki Kobani’nin bu aşamada çatışma alanı dışında tutulacağı anlaşılıyor.

5) RUSYA NAZIM ROL OYNUYOR: Özellikle ABD’nin çekilmesiyle birlikte beliren boşluğun hemen Rusya tarafından doldurulduğunu ve Rusya lideri Vladimir Putin’in Suriye’nin tümü üzerinde başat aktör haline geldiğini teslim etmemiz gerekiyor. Esad rejiminin en güçlü destekçisi olan Putin, diğer taraftan Erdoğan ile de yakın bir siyasi diyalog yürütüyor. Rusya, aynı zamanda Suriye sahasındaki diğer bütün aktörlerle, bu çerçevede PYD/YPG ile de yakın temas içinde. Bütün bu çok yönlü kanalları kullanabilmesi, Rusya’ya Suriye krizinde belirleyici bir rol oynayabilme imkânı veriyor. Rejim ile PYD/YPG arasındaki uzlaşı da önemli ölçüde Rusya’nın arabuluculuğu üzerinden gerçekleşti.

6) İRAN DA KAZANÇLI: Suriye’deki son gelişmelerden en çok mutluluk duyacak aktörlerden birinin İran olacağını tahmin etmek güç değildir. Çünkü, İran’ı Suriye’nin kuzeyinde rahatsız eden iki olumsuzluk da ortadan kalkmıştır. Birincisi, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilmekte oluşudur. İkincisi, Ankara gibi Tahran’ı da kaygılandıran, bölgede ABD güdümünde bir Kürt devleti yapılanması ihtimalinin gündemden çıkmış olmasıdır. Tahran, kuşkusuz Türkiye’nin sınır ötesinden çekilmesini talep edecektir. Ancak İran’ın gelişmelerden duyduğu rahatlamanın yanında, bu talep muhtemelen Türkiye ile ilişkilerinde yönetilebilir bir eşikte seyredecektir.

7) İSRAİL DE KAYBEDEN CEPHEDE: ABD’nin çekilmesi, İran’ın Suriye’de zemin kazanma ihtimali İsrail’i rahatsız edecektir. Ayrıca, sempati ile baktığı ve İran’ın bölgedeki hareket serbestisi karşısında bir set olarak gördüğü özerk Kürt yönetiminin uğradığı büyük kayıplar İsrail’in Suriye’ye dönük hesap ve beklentilerini tümden sarsmıştır. İsrail, yeni dönemde artan ölçüde Rusya ile yakın bir diyalog yürütmek durumuna girecektir.

8)

Yazının devamı...

Silahlı muhalefetin sahada kontrolünde azami dikkat şart

16 Ekim 2019

Neydi ÖSO’nun kontrolü meselesi? Hatırlanacaktır, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte 2018’in ilk aylarında Afrin’de gerçekleştirdiği bu harekâtın son aşamasında ÖSO mensuplarının karıştıkları bazı yağmalama görüntüleri büyük bir rahatsızlığa yol açmıştı.

Bu görüntülerin yol açtığı tepkilerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti milletvekillerine “İddialar üzerine inisiyatif alıyoruz. Bizdeki gibi orada da fetvacılar ortaya çıkmış. Savaş ganimetlerinin helal olduğu gibi bir fetva verilmiş. Böyle şey olmaz. Komutanı görevlendirdim, gereği yapılacak” şeklinde bir açıklama yaptığı da basına yansımıştı. Erdoğan’ın olayın üzerine gitmesi talimatını verdiği askeri yetkili, harekâta komuta eden dönemin İkinci Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel’di.

*

Bugüne gelelim. Konu, Suriye silahlı muhalefetinin bir araya geldiği eski adıyla ÖSO, yeni genişletilmiş organizasyonuyla SMO mensuplarının sahada disiplin içinde kurallara uygun bir şekilde hareket etmeleri ve bunu gözetmek üzere etkili bir denetim mekanizmasının kurulması meselesidir.

Türkiye’nin geçen çarşamba günü Fırat’ın doğusunda başlattığı sınır ötesi harekâtla birlikte, Suriyeli silahlı muhalif grupların karıştıkları ileri sürülen bazı kuraldışı hareketlere ilişkin görüntüler bu tartışmaları yeniden gündeme taşımıştır.

Bu grupların sosyal medya hesapları kullanmaları, yaptıkları paylaşımların yakından izlenmesi sonucunu doğuruyor. Örneğin, geçen pazar günü ABD’nin prestijli gazetelerinden The Washington Post’ta çıkan bir haber, kuzeydoğu Suriye’deki operasyona katılan silahlı grupların yakaladıkları bir Kürt militanı infaz ederken cep telefonuyla kendi filmlerini çektikleri temasını işliyordu. Gazetenin web sitesinde çıkan haberdeki linkten girilebilen bu videoda, muhalif savaşçının yerdeki YPG’liye tüfekle ateş ettiğine ilişkin görüntüler yer alıyor. Altyazıdaki çeviriye göre, savaşçı, arkadaşlarından bu eylemini filme almalarını istiyor.

The Washington Post’a göre, Suriye Milli Ordusu Komutanlığı bir açıklama yaparak bu olayı kınamış ve sorumlular hakkında soruşturma başlattığını duyurmuştur. Komutanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, sorumluların tutuklanarak askeri mahkemede yargılanacağı, komutanlık olarak Cenevre Deklarasyonu’na uymayı taahhüt ettikleri de belirtilmiştir. İnfazı gerçekleştirenlerin SMO bünyesindeki Ahrar El Şarkiya adlı muhalif fraksiyona bağlı oldukları anlaşılıyor.

*

Yazının devamı...

Fırat’ın doğusunda 2012 sonrasındaki denklem altüst oldu

15 Ekim 2019

Muhtemeldir ki, bu yazı gazete baskıya girdiğinde, ardından bu sabah okurlarla buluştuğunda, sahadaki durumda - yazının tasarlandığı ana kıyasla- birçok değişiklik meydana gelmiş olacaktır.

*

Ancak yazının kaleme alınmasından önceki 24 saat içinde bu coğrafyadaki güç dengesinde majör bir değişikliğin meydana geldiğini öncelikle hesaba katmalıyız. Suriye ordusu, Esad rejiminin 2012 yılında stratejik bir kararla Fırat’ın doğusundan çekilmesinden tam yedi yıl sonra yeniden bu bölgede -bazı noktalarda- bayrağını göstermekteydi. Rejim bölgeye dönmüştü.

Bu değişimi bir artçı uzantısı olarak tetikleyen ana hamle ise Türkiye’nin geçen çarşamba günü başlattığı sınır ötesi askeri harekat olmuştu. Türkiye’nin hamlesinin sonucu sınıra bitişik iki önemli yerleşim merkezi olan Resülayn ve Tel Abyad, büyük ölçüde Türk Silahlı Kuvvetleri ve destek verdiği Suriye Milli Ordusu’nun (Özgür Suriye Ordusu/ÖSO’nun devamı) kontrolüne geçmiş bulunuyor.

Bu çerçevede Halep’i Irak’a bağlayan, Türkiye sınırına yaklaşık 30 kilometre paralel giden M-4 karayolu üzerindeki geniş bir alan da artık Türkiye’nin denetimindedir. Bir başka anlatımla, Türkiye, Fırat’ın doğusundaki en stratejik güzergahın belli bir kesitini kontrolünde tutuyor.

Buna karşılık, Türkiye’nin M-4 karayolunda tuttuğu alanın doğu sınırının biraz ilerisindeki Tell Tamir yerleşimi (Resulayn’ın güneyine düşüyor) dün itibarıyla rejim ordusunun kontrolüne geçmişti. Keza, M-4 üzerinde Türkiye’nin kontrol alanının batısında yer alan Ayn İsa kasabasında (Tel Abyad’ın güneyine düşüyor) dün rejim ordusunun çektiği Suriye Arap Cumhuriyeti bayrağı asılıydı.

Ve sahadaki duruma bakıldığında, Türkiye’nin araya çektiği set nedeniyle, rejim güçlerinin M-4 karayolu üzerinde Ayn İsa’dan doğu istikametinde Tell Tamir’e doğrudan bağlanma imkanı ortadan kalkmıştı.

*

Yazının devamı...

Suriye ile normalleşme yönünde bazı mütevazı işaretler

12 Ekim 2019

Fırat’ın doğusundaki hava sahası üzerinde tasarruf hakkına ABD değil, yalnızca Esad rejiminin sahip olduğunu kuvvetli ifadelerle vurgulayan bu açıklama sizce kime ait olabilir?

Yanıt: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan...

Erdoğan, açık bir dille Fırat’ın doğusunda hava sahasını ABD değil, rejimin kontrol etmesi gerektiğini söylüyor.

Cumhurbaşkanı’nın ‘Barış Pınarı’ harekâtının başlamasından, yani Türk savaş uçaklarının Suriye hava sahasına girmesinden 24 saat kadar önce sarf ettiği bu sözleri, geçen salı günü Belgrad’dan dönerken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamadan aynen aktarıyorum.

*

Erdoğan rejimin hava sahası üzerindeki tasarruf yetkisini vurguladığına göre, bu kabul mantıksal olarak Türkiye’nin Şam’daki rejimle ilişki kurması gerektiği yolundaki tezleri güçlendirmez mi? İlginç nokta tam burada geliyor. Çünkü Erdoğan iki taraf arasında zaten ilişki olduğunu söylüyor... Bakın ilişkinin sürdüğünü Cumhurbaşkanı nasıl açıklıyor:

Suriye’de rejimle ilişkilerimizi Rusya üzerinden sürdürüyoruz”.

Aslında

Yazının devamı...

Türkiye’nin harekâtı uluslararası politikanın en önemli konusu

11 Ekim 2019

Türkiye’nin ordusuyla kendi sınırları dışına çıktığı müdahaleler konu olduğunda, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı, 1991’deki Birinci Körfez Savaşı sonrasında Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen sayısız askeri operasyon ve yakın zamanlarda Suriye sınırları içinde girişilen ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ gibi harekâtlar hemen akla geliyor.

Ancak önceki gün başlayan harekâtı diğerlerinden ayıran birçok yönü var. Bir kere, askeri faaliyetin Fırat’ın doğusunda Irak sınırına kadar uzanan 440 kilometrelik bir alan üzerinde icra edildiğini hesaba katarsak, ‘Barış Pınarı’ genişlik itibarıyla en yaygın harekât olarak görülebilir.

Ayrıca unutmayalım ki, harekat Ortadoğu coğrafyasının Irak’ı Akdeniz’e bağlayan son derece hassas bir stratejik koridoru üzerinde gerçekleşiyor. Ortadoğu’da çıkarı, hesabı olan sayısız aktörün doğrudan ya da dolaylı sahada olduğu bir coğrafyadan söz ediyoruz. Buradaki jeopolitik denklemi etkileyen her hareketin, her değişimin büyük bir sarsıntı yaratması eşyanın tabiatı gereğidir. Bu yönüyle, TSK’nın yürütmekte olduğu operasyon uluslararası politikanın şu an itibarıyla en önemli konusudur.

*

Bu harekât, öncelikle Suriye sınırını terör örgütü PKK’nın bu ülkedeki temsilcisi olan PYD/YPG oluşumundan arındırmayı hedefliyor.

Terör gerekçesine paralel giden ikinci bir hedef daha var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün Sırbistan’dan dönerken gazetecilere yaptığı açıklamada “Niyetleri Fırat’ın doğusunda bir terör devleti kurmaktır” diyerek, bu yönde gayretlere girenlere “müsaade edilmeyeceğini” belirtmiştir.

Cumhurbaşkanı’nın sözleri harekâtın ikinci hedefinin altını çiziyor. Bu sözlerin altında yatan stratejik saik, Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin himaye ettiği PYD/YPG’nin kontrolündeki bir devlet yapılanmasının önlenmesidir.

Burada ilginç bir paradoks karşımıza çıkıyor. Harekât, ilk bakışta

Yazının devamı...

Başkan Trump’ın yakışıksız üslubu ile yaşamayı öğrenmek

10 Ekim 2019

Trump, 26 Temmuz 2018 tarihinde Twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “ABD, harika bir Hıristiyan, aile babası ve müthiş bir insan olan pastör Andrew Brunson’ın uzun süreli tutukluluğu nedeniyle Türkiye’ye büyük yaptırımlar uygulayacak. (Brunson) Büyük acı çekiyor. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı” dedi.

ABD Hazine Bakanlığı, kısa bir süre sonra 1 Ağustos 2018 tarihinde Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında alınacak önlemleri duyurdu. Dolar kuru o gün 5 TL’yi geçti.

Trump, 10 Ağustos 2018 tarihinde ikinci bir tweet mesajı atarak, “Türkiye’den çelik ve alüminyum ithalatında gümrük vergisi oranının iki katına çıkartılmasına onay verdiğini” açıkladı ve ekledi: “Para birimleri olan Türk Lirası, güçlü dolarımız karşısında hızla değer kaybediyor. Türkiye ile ilişkilerimiz şu anda hiç iyi değil...

Trump’ın sözünü ettiği gümrük vergisi yaptırımları 13 Ağustos tarihinde uygulamaya konduğunda dolar kuru tarihinin en yüksek noktası olan 7.2 TL’yi gördü. Sonrasındaki süreçte Trump’ın attığı bu adımların Türk ekonomisi üzerinde yol açtığı olumsuz etkilere hep birlikte tanıklık ettik. Rahip Brunson bütün bu hadiselerden ancak iki ay kadar sonra, 12 Ekim 2018 tarihinde yapılan duruşmada tahliye edilmiştir.

Bu olayın önemi, Başkan Trump’ın sosyal medya üzerinden verdiği mesajlarla piyasalar üzerinde olumsuz bir hava yaratmanın yanı sıra ekonomiyi sarsmak amacıyla bir dizi yaptırımı taammüden devreye sokmaktan çekinmemesidir. Kendilerini müttefik, ‘stratejik ortak’ olarak tanımlayan iki ülke arasında açık bir şekilde böyle bir yönteme başvurulabilmiş olması bir ilkti.

*

İlginç bir yöneliş, Trump’ın sonraki dönemde -uygulamaya geçmese de- ‘ekonomi üzerinden tehdit etme’ yöntemini Türkiye ile ilişkileri yürütüş şeklinde bir alışkanlık haline getirmiş olmasıdır. Örneğin, geçen ocak ayında Fırat’ın doğusundaki PYD/YPG faaliyetleri nedeniyle ABD ile Türkiye arasında patlak veren gerilimde, Trump Türkiye’ye açıktan bu tehdidi yöneltmekten kaçınmamıştır.

Başkan, 13 Ocak 2019 tarihli bu mesajında “

Yazının devamı...

DEAŞ’la mücadele görevi Türkiye’ye mi zimmetlenecek?

9 Ekim 2019

Trump, bu görüşmede Erdoğan’a ABD’nin Suriye’den çıkma niyetinden söz ederken, konu ABD askerleri çekildiği takdirde sahada kalan DEAŞ tehdidine nasıl karşılık verileceği sorusuna gelip dayanır.

Trump, Erdoğan’a aynen şu soruyu yöneltir:

Buradan siz DEAŞ’ı temizler misiniz?”

Erdoğan, şöyle yanıtlar:

Biz temizledik. Bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin...”

Bu diyaloğu bir açık kaynaktan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’da ‘Türkiye’nin 500 Büyük Hizmet İhracatçısı Ödül Töreni’nde yaptığı konuşmadan aynen aktarıyorum.

*

ABD Başkanı, alıntıladığımız diyalogların geçtiği telefon görüşmesine dayanarak, 19 Aralık 2018 tarihinde Beyaz Saray’ın bahçesinde büyük bir sarsıntıya yol açan “

Yazının devamı...

Trump'ın kararı... Geçen yılki öyküyle benzeyen ve benzemeyen noktalar

8 Ekim 2019

Hatırlayalım, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl aralık ayı başından itibaren Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda askeri harekata girişeceğini sıkça vurgulamış, harekâtın 'birkaç günde' başlayabileceğini belirtmiş ve bu ısrarlı beyanlarının yarattığı baskı Amerikan tarafında bir alarm havasına yol açmıştı. ABD’nin güvenlik ve dış politika bürokrasisi, Türkiye’yi durdurabilmek için son çare Trump’ı devreye sokmuştu. Oyun planı, Trump’ın Erdoğan’ı telefonda arayarak kendisini harekattan caydırmasıydı.

Görüşme 14 Aralık 2018 tarihinde gerçekleşti ve hiç hesapta olmayan bir sonuç doğurdu. Çünkü görüşmede Trump, Erdoğan’a Suriye’den askerlerini çekme niyetini açmış, Erdoğan kendisinin bu niyetini desteklemiş, ayrıca ABD Başkanı’nın sorusu üzerine Türkiye’nin DEAŞ’la mücadelede sorumluluk alabileceğini de kayda geçirmişti. Trump, bu görüşme sonrasındaki süreçte Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde 20 mil (32 kilometre) derinliğinde bir ‘güvenli bölge’ kuracağını da açıklamıştı.

Trump’ın Erdoğan’la mutabakat halinde açıkladığı ‘çekilme’ kararı, o tarihte Amerikan sistemi için büyük bir şok olmuştu. Ancak Türkiye, Trump’ın verdiği 'çekilme ve güvenli bölge' sözüne dayanarak, Fırat’ın doğusuna dönük bir adım atmaktan da kaçınmıştı.                                 

*

ABD cephesinde geçen 10 ayın Suriye öyküsü, Trump’ın bu ülkeden çekilme niyetinin ABD ‘müesses nizamı’nın muazzam bir direnciyle karşılaşmasının özetidir. Kendisi de emekli bir orgeneral olan Savunma Bakanı James Mattis, Trump’ın kararını protesto etmek üzere istifa etmiş, bölgedeki komutanlar, Dışişleri, istihbarat camiası kuvvetli itirazlarda bulunurken, ABD Kongresi'nde ve kanaat önderleri arasında da ciddi bir muhalefet dalgası ortaya çıkmıştır.

Sonuçta Amerikan sistemi ağır ve sıkıntılı bir şekilde de olsa Başkan’ı bu kararında frenleyebilmiştir. Toplam 2 bin olan asker sayısında bine yakın bir indirime gidilse bile, son tahlilde ABD askeri Suriye’de sahada kaldığı ve Fırat’ın doğusunda hava sahasını da kontrol etmeye devam ettiği için, bu coğrafyada ABD’nin PKK uzantısı PYD-YPG ile askeri ittifakına dayanan statüko aynen devam etmiş ve Trump’ın Erdoğan’a söz verdiği ‘güvenli bölge’ de hayata geçirilememiştir.

*

Ve neredeyse 10 ay kadar sonra

Yazının devamı...