"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

MİT’in 15 Temmuz istihbaratında yeni ayrıntılar

23 Mayıs 2017

Bu haberin en önemli yönü, darbe hazırlığını 15 Temmuz 2016 tarihinde bizzat MİT’in Yenimahallede’deki merkezine giderek ihbar eden Binbaşı O.K.’nın yaklaşık bir ay sonra 11 Ağustos tarihinde Ankara’da Cumhuriyet Savcılığı’na bu hadiseyle ilgili ifade verdiğinin ortaya çıkmış olması.

Adı O.K. olarak geçen ve ortaokuldan itibaren Gülen cemaati ile irtibatlı olduğunu itiraf eden binbaşının savcılık ifadesinin bugüne dek 15 Temmuz girişimi hakkında hazırlanmış hiçbir iddianamede kullanılmamış olması, meselenin düşündürücü yönlerinden birini oluşturuyor.

İhbarcı binbaşı, 15 Temmuz’dan sonra OHAL çerçevesinde çıkartılan ilk kanun hükmünde kararnamelerden biriyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden atılmış, ancak bir süre sonra göreve iade edilmiş ve onun ardından MİT’te göreve başlatılmıştı. Kara Havacılık Komutanlığı iddianamesini hazırlayan Savcı Alpaslan Karabay’ın Binbaşı O.K.’nın ifadesini almak için MİT’e yazı yazdığı, ancak bu yazıya yanıt verilmediğini 17 Mayıs tarihinde Cumhuriyet gazetesinde Alican Uludağ’ın haberinden okumuştuk.

Bu bilgileri aktardıktan sonra Binbaşı O.K.’nın 12 Ağustos tarihli ifadesinin çarpıcı noktalarına göz gezdirelim.

 NE ZAMAN BİLDİRDİ?

Darbe hadisesinden kısa bir süre sonra MİT’ten yapılan bir bilgilendirmede, teşkilatın bu hazırlığı saat 16.00 gibi istihbar ettiği kayda geçmişti. Buna göre, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bu bilgiyi saat 16.30’da Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’e telefonda iletmiş, 17.30’da bir MİT Müsteşar Yardımcısı Genelkurmay’a giderek Orgeneral Güler’e bilgi vermiş ve saat 18.00’de ise Hakan Fidan da karargâha giderek Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’la görüşmüştü.

Buna karşılık Binbaşı O.K.’nın Yeni Şafak’ta yayımlanan savcılık ifadesine bakılırsa, kendisi saat 14.20’de MİT merkezine geldiğini, kapıdaki görevlilere “TSK içindeki paralelcilerle ilgili bilgi vermek için geldim” dediğini ve bunun üzerine “saat 14.30’u biraz geçe” iki kişi tarafından sorguya alındığını söylüyor. Sorguya daha sonra üçüncü bir MİT’çi ve onun ardından daha kıdemli olduğu anlaşılan dördüncü bir görevli katılıyor. Sorgunun başlaması ile Genelkurmay’a durumun aktarılması arasında geçen süre bir buçuk saate yakındır.

 

Yazının devamı...

Niyet okuyup gazeteci tutuklamak

20 Mayıs 2017

Bizzat gazetenin internet bölümünün yöneticisi, aynı bölümde çalışan bir editörün attığı bu başlığın sorunlu olduğunu hemen fark edip 55 saniye sonra yayından kaldırdıklarını söylüyor.

Ancak 55 saniye içinde düzeltilmiş olsa da bu başlığın atılmış olması, Cumhuriyet gazetesinin internet bölümünün Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven’i demir parmaklıkların arkasına gitmekten kurtarmamıştır.

Olay 10 Mayıs tarihinde Denizli’de bir trafik kazasında hayatını kaybeden Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper’in ölüm haberini duyurmak üzere Cumhuriyet’in internet servisindeki bir editörün attığı “İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper’i kamyon biçti” başlıklı tweet mesajıdır.

Aynı başlık gazetenin internet sitesine de konmuştur.

Yazının devamı...

Türk-ABD ilişkilerinde yeni bir sorunumuz oldu

19 Mayıs 2017

Bu sorun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüğü geçen salı günü Türk Büyükelçiliği konutunun önünde meydana gelen nahoş hadisedir.

Türk heyetinin salı gecesi Washington’dan ayrılmış olmasına karşılık, iki gündür Amerika cephesinde sürmekte olan tartışmalar, bu hadisenin yankılarının, yol açtığı hukuki, adli ve diplomatik gelişmelerin uzun bir süre Türk-ABD ilişkilerini meşgul edeceğini şimdiden gösteriyor.

İşin ne kadar ciddi boyutlar kazandığını görmek için dün ABD basınında kısa bir tarama yapmak yeterliydi. The New York Times, The Washington Post ve Wall Street Journal gibi belli başlı gazeteler olayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarını sert bir dille eleştiren son derece detaylı haberler üzerinden işlerken, The Washington Post çok ağır bir başyazı da yayımlamıştı.

Bu haberlerde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “İfade özgürlüğüne verilecek en uygun yanıt şiddet değildir” diyerek “kaygılarını Türk hükümetine en kuvvetli şekilde ilettiğini”, Washington Belediye Başkanı Muriel Bowser’in olayları güçlü bir biçimde “kınadığını” okumak mümkündü. Buna karşılık Washington’daki Türk Büyükelçiliği bir açıklamayla PKK’yla ilişkili grupların kışkırtmalarına karşı Amerikalı Türklerin “meşru müdafaa”yla cevap verdiğini belirtmişti.

Yazının devamı...

ABD ile ilişkilerde kriz mi var dediniz

18 Mayıs 2017

Görüşme günü yaklaştıkça krizin boyutlarıyla orantılı bir şekilde tansiyon da yükselmişti. Ancak görüşme sırasında yapılan açıklamalara bakılırsa, liderlerin PYD/YPG konusundaki temel görüş ayrılığına rağmen, krizin dışarıdan algılanan şiddet derecesi ile bu açıklamalardan yayılan mutedil hava bir tezat oluşturdu. Yani, öyle bazılarının beklediği ya da endişe ettiği gibi bir yangın çıkmadı.

Çünkü iki ülkenin karşılıklı menfaatleri ve her iki liderin siyasi hesapları, son tahlilde bu krizin bir şekilde kontrol altına alınarak yönetilmesini dayatıyordu.

Amerikan tarafı, IŞİD’in Rakka’dan çıkartılmasını hedefleyen harekâtı PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD’nin askeri kanadı YPG ile yapacağını açıklayarak, zaten Erdoğan’ın gelişinden önce kendi açısından masada açık duran dosyayı kapatmıştı.

Türk tarafı buna rağmen kararın gözden geçirilmesini talep ettiyse de, Erdoğan’ın gezisi Trump yönetiminin attığı adımdan geri gitmesinin söz konusu olmadığını açıkça gösterdi. Ziyaretin muhasebesini yaparken Ankara’nın bu beklentisinin karşılıksız kaldığını kayda geçmemiz gerekiyor.

Yazının devamı...

Gülen ipoteğinde Türk-ABD ilişkileri

17 Mayıs 2017

Gülen cemaatinin devlet içindeki gizli yapılanması üzerinden en azından son 10 yıl içinde Türkiye’de tarihin akışına nasıl müdahale ettiğini bilmeyenler, Gülen’in bu yazısını okudukları takdirde onun ne kadar sıkı bir demokrat, üstelik “ılımlı laikliğe” bağlı bir şahsiyet olduğunu öğrenip bu yazdıklarından etkileneceklerdir.

Okuyanlar, Gülen’in 15 Temmuz darbe girişimine ne kadar kuvvetli bir şekilde karşı durduğunu da düşünebilirler. Tabii Gülen’in dizinin dibinde çok sık bağdaş kurmuş olan Adil Öksüz’ün 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’ndeki darbe karargâhında olduğunu bilmeyenler için Washington Post’ta yazılanlara itibar etmekte bir mahzur olmayabilir.

Keza bir dönem cemaatçi polislerin Kürt barış sürecini engellemek için kalkıştıkları operasyonları bilmeyenler, Gülen’in dün Türkiye’deki Kürt vatandaşların “çaresizliğe itildikleri” yolundaki kaygılarının içtenliğini sorgulamak için de bir neden görmeyebilirler.

***

Burada karşımıza çıkan durum, aslında ABD’li karar vericilerin bir bölümü ve bazı kanaat önderlerinde uzun bir zamandır yerleşmiş olan ve Gülen cemaatinin Türkiye’de anayasal çizgi dışına çıkan faaliyetlerini görmezlikten gelen, cemaatin bu siciline at gözlükleriyle bakan zihniyetin bir yansımasıdır.

Bu bakışta bir dizi faktör rol oynuyor. Birincisi, en yalın haliyle bilgisizlik faktörüdür. Bu çevreler, Gülenci grupların devlet kurumlarının içine sızdıkları, devletin her birimi içinde paralel şebekeler oluşturdukları olgusunu kabullenmemekte ısrar ediyorlar; bu gerçeği teyit eden sayısız delilin varlığına rağmen...

İkinci faktör, Gülen cemaatinin özellikle son 20 yıl içinde Amerikan sisteminin bütün boşluklarından yararlanarak bu sistemin içine etkin bir şekilde nüfuz edebilmiş olmasıdır. Bazı düşünce kuruluşları (think tank) fonlanarak pekâlâ cemaate müzahir bir çizgiye çekilebilmiş, Kongre üyelerinin seçim kampanyalarına yapılan yasal bağışlarla ABD Kongresi’nde güçlü bir destek zemini yaratılabilmiştir. Cemaatin ABD’deki temsilcileri, kabul edelim ki, Amerikan medyası üzerinde bugün de yabana atılmayacak bir etkiye sahipler.

AK Parti iktidarı, ABD’deki propaganda savaşında cemaatin bu etkisini kıramamıştır. Ancak kıramamasının Türkiye’den kaynaklanan nedenleri de var. Bu nedenlerin başında özellikle 15 Temmuz’dan sonra başlatılan OHAL uygulamalarıyla birlikte ortaya çıkan yaygın mağduriyetlerin, hak ihlallerinin Batı’da Türkiye aleyhinde yarattığı algı geliyor. Cemaat hakkında somut olgulara dayanan eleştirel tespitler de bu olumsuz algının gölgesi altında kalıyor.

Yazının devamı...

Beyaz Saray görüşmesinden ne çıkar?

16 Mayıs 2017

Görüşmenin kırılganlığı, yalnızca Başkan Donald Trump’ın Suriyeli Kürtleri silahlandırma kararı nedeniyle ilişkilerin çok ağır bir krizin içine girmiş olmasından kaynaklanmıyor.

Aynı zamanda, yeni ABD Başkanı’nın kişiliğiyle Beyaz Saray’a çok değişik bir tarz getirmiş olması da görüşmeyi hassas kılıyor.

Geçmişte Beyaz Saray buluşmaları iki tarafın bürokrasilerinin önceden yaptıkları hazırlıklar sonucu şekillenmiş senaryolar üzerinden gerçekleştirilir, görüşmenin sonucu sürprizlere, tesadüflere bırakılmazdı.

Bu kez farklı. Washington’daki bürokrasinin özellikle de Dışişleri Bakanlığı kanadının tümüyle devre dışı olduğu, Başkan Trump’ın şahsi tercihlerinin büyük ölçüde belirleyici olduğu, kurumsal olarak kargaşa içinde seyreden bir karar alma mekanizması hâkim bugün Washington’a. ABD Başkanı’nın pek öngörülemez kişiliği de buna eklenince, sürprizlere açık bir durum ortaya çıkıyor.

Tabii Trump’ın muhatabı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da üslup olarak alttan almayan, çatışmaya açık çizgisini denkleme dahil ettiğinizde, görüşme her yöne gidebilir gibi gözüküyor.

Buradaki püf noktası şu sorunun yanıtında: İki tarafın karşılıklı çıkarları, krizin daha da derinleşip işin kopmasına, vazonun kırılıp çatlamasına izin verir mi? Yoksa taraflar krizi aşamasalar da en azından bir süre krizle birlikte yaşayacakları, bu süreç içinde olumsuzlukları asgaride tuttukları bir yol bulabilirler mi?

***

Meselenin temelinde, ABD’nin IŞİD’in Suriye’deki başkenti olan Rakka’yı kurtarmak için yakında başlatacağı askeri harekâtta kendisine kimi müttefik seçeceği sorusu yatıyor.

Yazının devamı...

Kadir Gecesi gelen SMS mesajı suç delili olabilir mi?

14 Mayıs 2017

Önce birincisiyle başlayalım.

Bu suçlama, Muratoğlu’nun “ByLock programını kullanan FETÖ/PDY nedeniyle tutuklu ya da firari durumdaki emniyet görevlileri, işadamları, örgütün yardımlaşma derneği, bakanlık müşaviri gibi muhtelif meslekler yapan şahıslarla 2013-2016 arasında 17-25 Aralık sonrası dahil yoğun ve hayatın olağan akışına uygun olmayan şekilde açıklayamadığı irtibatının bulunması...” ve “örgütün avukatlık yapılanmasıyla ne şekilde tanıştığını açıklayamaması...”
şeklinde özetlenebilir.

Dünkü yazımızda Muratoğlu’nun FETÖ bağlantılı “Kimse Yok mu Derneği”nin Konya yöneticisi ile temasının bulunduğu iddiasının maddi hata içerdiğini, bu telefon numarasının Vodafone telefon sekreter servisine ait olduğunu belgesine dayanarak ortaya koymuştuk.

Yazının devamı...

Barbaros Muratoğlu davasında tuhafıma giden durumlar

13 Mayıs 2017

14 Aralık 2016 tarihli ifade tutanağının 12’nci sayfasına göre, iki hafta gözaltında tutulduktan sonra yapılan polis sorgusunda Muratoğlu’na şöyle sorulmuştur:

“5427542000 sayılı GSM hattı kullanıcısı Hasan Kıratlı isimli şahıs ile 2013 ve 2016 yılları arasında toplam 41 iletişim kaydının olduğu tespit edilmiştir. Kıratlı isimli şahsın FETÖ/PDY soruşturması kapsamında halihazırda tutuklu bulunduğu tespit edilmiştir.

Hasan Kıratlı isimli şahıs kimdir? Ne şekilde ve nereden tanıdığınızı, görüşmelerinizin içeriğini ve ayrıca aranızdaki ilişkiyi açıklayınız?”

Tutanağa göre, Muratoğlu şu yanıtı verir:

Yazının devamı...