"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Erivan izlenimleri (4) - Ter-Petrosyan’la 28 yıl sonra yeniden karşılaşınca...

15 Aralık 2018

Odadaki ziyaretçi Levon Ter-Petrosyan’dan başkası değildi. Parti merkezine gelince Türkiye’den bir gazeteci heyetinin yan odada olduğunu duymuş ve “Merhaba” demek için uğramıştı.

İşin benim açımdan renkli kısmı bundan sonra oldu. Herkesin elini sıkarken karşı karşıya geldiğimizde, yüzüme beni tanıyıp tanımadığını çıkarmaya çalışan bir ifadeyle baktı ve “I know you” (Sizi tanıyorum) dedi.

Washington’a ilk ziyaretinizde Beyaz Saray’ın bahçesinde sizinle mülakat yapan Türk gazetecisi bendim” dedim. “Değişmemişsiniz” diye karşılık verdi. Ardından bir hatıra fotoğrafı çektirdik.



4 Ekim 1990 tarihinde Hürriyet’in Washington muhabiri olarak Beyaz Saray’ın bahçesinde konuştuğum Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanını 28 yıl sonra bu kez Erivan’da partisinin merkezinde karşımda bulacağımı o zaman nereden bilebilirdim.

Üstelik Ermenistan henüz resmi anlamda tam bağımsızlığını bile kazanmamıştı o sırada. Gerçi Berlin Duvarı 1989 sonunda yıkılmış, Avrupa’daki ‘Doğu Bloku’ ülkelerinin çoğu bağımsızlıklarını ilan etmişti. Mihail Gorbaçov’un liderliğindeki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) coğrafyası ise çatırdamaktaydı.

SSCB içindeki cumhuriyetlerden biri de Türkiye ile 311 kilometrelik sınırı olan Ermenistan Cumhuriyeti idi. Üstelik bu cumhuriyetin meclisi, yani o dönemdeki resmi adıyla ‘Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Konseyi’, 23 Ağustos 1990 tarihinde bir bildiri yayımlayarak toprakları üzerinde ‘egemenliğini’ ilan etmişti.

Yazının devamı...

Erivan izlenimleri (3) İlişkilerde normalleşme uzak bir bahara kaldı

14 Aralık 2018

Soru şu: Karabağ sorununun çözümünde anlamlı bir ilerleme olursa, bu gelişme Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerde bir normalleşmenin önünü açabilir mi?

İlişkilerde normalleşmeyi Karabağ meselesinin çözümü ile ilişkilendiren bu gibi soruların, önermelerin Erivan’da pek sıcak karşılanmadığını en baştan belirtelim.

Mnatsakanyan, bu konuda şunları söylüyor:

Zürih protokollerini parlamentoya götürdük ama sonra metinlerde olmayan bir önkoşul ile karşılaştık... Zürih protokolleri artık yok ama bu bizim yüzümüzden değil. Bu konuda net olalım. Siz (eski) Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın bu protokollerin hükümsüz olduğu yolundaki açıklamasını hatırlatıyorsunuz. Ama muhtemelen daha kâğıdın üzerindeki mürekkep kurumadan diğer taraf bunu hükümsüz bıraktığı için bu böyle... Çünkü, hiçbir zaman protokollerin hayata geçirilmesi yönünde bir ilerleme sağlanamadı. 2009’dan 2018’e kadar masamızda durdu, şimdi en başa döndük sanırım.”


Büyükelçi Mnatsakanyan, New York’ta Ermenistan’ın BM Daimi Delegesi olarak görev yaparken, geçen ilkbaharda Erivan’da gerçekleşen ‘kadife devrim’den sonra Nikol Paşinyan’ın kurduğu ulusal uzlaşı kabinesinde kendisini birden dışişleri bakanlığı koltuğunda bulmuş.

Paşinyan

Yazının devamı...

Erivan izlenimleri (2) Paşinyan Ermenistan’daki yolsuzluk ekonomisini yıkabilecek mi?

13 Aralık 2018

Yaklaşık üç milyon nüfuslu Ermenistan’da yoksulluğun yüzde 30’larda seyrettiğini, eşitsizliğin ülkenin en yakıcı sorunlarından biri olduğunu hatırlarsanız, başkentte sizi karşılayan lüks ve gösteriş bu gerçeklikle tam bir tezat oluşturuyor.

Erivan’ın birçok noktasında kentin ihtişamlı tarihi mimarisinin yanında inşaat halinde yükselmekte olan modern lüks yapılar göze çarpıyor. Ayrıca, bir o kadar tamamlanmış yeni yapı stokunu da hesaba katarsanız, en azından kent merkezinde ciddi bir inşaat ekonomisinin işlediğine hükmedebilirsiniz.

Buna ek olarak caddelerde boy gösteren son model cipler, ağzına kadar dolu yeni şık restoranlar Erivan’da tüketen yüksek bir gelir grubunun bulunduğuna, sisteme giren önemli bir para hacminin varlığına işaret ediyor. Ancak belli ki, bu para sistemde sınırlı arterler içinde dolaşımda kalıyor.

Zaten kent merkezinin biraz dışına çıktığınızda karşınızda çok farklı bir sosyolojik realite buluyorsunuz. Örneğin, seçimden büyük bir zaferle çıkan Nikol Paşinyan’ın oy kullandığı Shengavit mahallesindeki anaokulunun bulunduğu semtin geri kalmış, köhne hali 2-3 kilometre uzaktaki zenginlik görüntülerinden çok uzak.

Ermenistan’daki temel mesele, ortaya çıkan zenginliğin küçük bir kesimin elinde yoğunlaşması. Forbes dergisinin bir araştırması, Ermenistan’ın gayrisafi milli hasılasının yüzde 52’sinin 44 ailenin kontrolünde olduğunu gösteriyor.

Buna karşılık, ülkede yoksulluk gerilemiyor, yükselen bir eğri izliyor. Ermenistan Ulusal İstatistik Servisi’nin Dünya Bankası’nın teknik desteğiyle hazırladığı 5 Aralık 2017 tarihli rapora göre, ülkede yoksulluk oranı 2008 yılında yüzde 27.6 iken, bu oran 2016’da yüzde 29.4’e çıkmış. ‘Çok yoksul’ olanların oranı ise yüzde 9.8. Bu noktada, Pakistan’daki yoksulluk oranının yüzde 29.5 ile Ermenistan’a çok yakın olduğunu belirtmekle yetinelim.

Öte yandan, işsizlik 2017 yılında yüzde  17.7 olarak gerçekleşmiş. Bu oran şehirlerde yüzde 25’in üstüne çıkıyor.

Yazının devamı...

Erivan izlenimleri (1) - Araştırmacı gazeteciden başbakan olur mu?

12 Aralık 2018

Bu yüzden gazetecilik yaptığı dönemde başı dertten hiç kurtulmadı, sayısız soruşturma geçirdi. Çıkarttığı bir gazetenin yayını durduruldu, mal varlığı müsadere edildi. Yolun ortasında dövülerek hastanelik oldu. Arabası havaya uçuruldu.

2008 yılında Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Serj Sarkisyan’ın cumhurbaşkanlığını şaibeli bir şekilde kazandığı seçimin tetiklediği olaylardan sonra hakkında yakalama kararı çıkınca, teslim olmak yerine saklanmayı seçti Paşinyan. Bir yılı aşkın bir süre Erivan’ın içinde saklandı. Kendi isteğiyle 2009 Temmuz ayında savcılığa giderek teslim oldu. İki yıla yakın bir süre hapiste kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra Paşinyan’ı, gazeteciliği sürdürmekle birlikte, daha çok siyasi mücadelenin içinde muhalefetin en önemli aktörlerinden biri olarak görüyoruz. 2012 yılında eski cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan’ın partisinden parlamentoya girdi, ertesi yıl ayrılıp ‘Sivil Sözleşme’ adında kendi partisini kurdu. 2017 parlamento seçiminde Paşinyan’ın partisinin başını çektiği ittifak 105 sandalyeden 9’unu aldı.

Ancak onu zirveye taşıyan gelişmeler, bu yılın mart-nisan aylarında Ermenistan’da yaşanan ve ‘kadife devrim’ olarak adlandırılan olaylar içinde şekillenecektir.

Yazının devamı...

Markopaşa üzerinden demokrasi tarihimiz

8 Aralık 2018

Tek parti rejiminin bütün ceberutluğuyla hüküm sürdüğü bir dönemde üç muhalif yazarın bütün görünür güçlükleri, baskıları göze alarak, itirazlarını bir siyasi mizah dergisi üzerinden ortaya koymalarındaki olağanüstü cesaret ve çabanın öyküsü ‘Meçhul Paşa’, daha doğrusu asıl adıyla Markopaşa...

Türkiye’nin edebiyat ve mizah evreninin üç çınarı Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın siyasi karikatürün büyük ustası Mustafa Mim Uykusuz’u da yanlarına alarak, 1946 yılı sonuna doğru yayımlamaya başladıkları ve kısa zamanda 50-60 bin gibi şaşırtıcı tirajlara çıkan ‘Markopaşa’ adlı haftalık siyasi mizah dergisinin başından geçenleri anlatıyor bu tiyatro oyunu.

Markopaşa’nın başına gelenler, aslında ifade özgürlüğü ve demokrasi başlıklarında kısa bir Türkiye Cumhuriyeti tarihi özetidir. Derginin ve kahramanlarının öyküsünü izlerken, ifade ve basın özgürlükleri alanında yaşanan bütün temel sorunların mikro ölçekte ve bir bütünlük içinde anlatıldığı bir anatomi dersinde buluyoruz kendimizi.

Örneğin, daha ilk sayıda dağıtım engeliyle karşılaşıyorlar. Dağıtıcının dergiyi satmaktan vazgeçmesi üzerine dergiyi Eminönü Meydanı’nda kendileri satmak zorunda kalıyor.

Bunu baskı sorunları izliyor. Her sayıda matbaaların dergiyi basmayı reddetme ya da art niyetle baskı ücretini yükseltme gibi engelleriyle boğuşmak zorunda kalıyorlar. Matbaa reddettiğinde, dergiyi teksir makinesiyle çoğaltıp çıkartıyorlar.

Polis baskısı ve takibi nefes aldırmıyor. Derginin Cağaloğlu’nda İzzeddin Han’daki yazıhanesinin en düzenli ziyaretçileri polislerdir.

Yazının devamı...

Taklitçisini Beyaz Saray’da ağırlayan bir ABD başkanı

7 Aralık 2018

Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı ilan edildiği 1988 Ağustos ayında New Orleans’taki Cumhuriyetçi Parti kongresinde de bulundum, yakın dostu Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la birlikte Beyaz Saray’da düzenledikleri basın toplantılarının hepsine katıldım.

Ölümü ve ardından yapılan yorumları izlemek, beni 30 yıl sonra geriye dönüp Bush’lu yıllar üzerinde yeniden zihinsel bir yolculuğa çıkardı.

Hatırasına gösterilen hürmette, başkan olarak icraatıyla bıraktığı mirasın yanı sıra, kişiliğine damgasını vuran tevazu, ölçülülük, hoşgörü gibi hasletlerinin de kanımca büyük bir payı var. Bu hasletleri kendisinin başkanlığı dönemindeki genel yönetim üslubuna da doğrudan yansıyan özellikleriydi.

Bu içten saygının gerisinde, bugün Donald Trump’ın liderliği altında Amerika’nın kaybetmekte olduğu değerlere duyulan özlem de rol oynuyor. Çünkü, geçmişte Bush’un temsil ettiği Amerika ve onun dayandığı değerlerle, bugün Trump’ın şahsında ortaya çıkan Amerika ve onun yansıttığı değerler, iki ayrı ülkeye ait gerçeklikler gibi.

*

George Bush, Cumhuriyetçi Parti’nin geleneksel çizgisinin elit bir temsilcisiydi. Önemli bir yönü, başkanlığı üstlendikten sonra ABD yönetiminin çizgisini, başkan yardımcısı olarak görev yaptığı selefi Ronald Reagan’ın sekiz yılına damgasını vuran sert ideolojik doğrultudan uzaklaştırıp, daha merkezde, daha mutedil bir çizgiye çekebilmiş olmasıydı. Başkanlığının içedönük gündeminde Kongre ile sürekli uzlaşma arayan, diyaloğa açık bir tutum izledi.

Yazının devamı...

Rusya’ya göre ABD Suriye’de ‘Kürt kartı’nı kullanıyor

6 Aralık 2018

Birleşmiş Milletler’e bağlı İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) Operasyonlar Direktörü Reena Ghelani, kuruluşun Suriye’deki faaliyetleri üzerinde yaptığı sunumda, ülkenin kuzeydoğusunda eğitim alanında yaşanan sıkıntıları da anlatıyor, “Aldığımız raporlardan ciddi bir rahatsızlık duyuyoruz” diye konuşuyor.

Ghelani, bu bölgedeki devlet okullarında okuyan toplam 100 bin öğrencinin yaklaşık yarısının okullarına ulaşmada engellerle karşılaştığını, bu sorunun özellikle Kamışlı ve El Haseke’de yaşandığını anlatıyor.

BM tutanaklarına göre, Ghelani sözlerinin devamında şöyle konuşuyor:

Tahminen 10 bin çocuk, geçen eylül sonundan bu yana okula hiç gidememiştir. Ulusal müfredatı öğreten okullara giden çocukları taşıyorlarsa, okul otobüsleri ve özel otomobiller de dahil olmak üzere araçların kontrol noktalarından geçişi engellenmektedir.

Ghelani, BM olarak çocukların kendi tercihleri olan okullara gidebilmelerinin sağlanması için ilgili bütün taraflar nezdinde çaba gösterdiklerini de anlatıyor. 

OCHA temsilcisinin sunumu dışında, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in bu toplantıya sunulan raporunda da bu engellemelere ek olarak, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt Özerk Yönetimi’nin eylül sonunda 250’den fazla devlet okulunda Arapça dilinde eğitimi yasakladığı” belirtiliyor.

Toplantıda Ghelani’nin sunumundan sonra söz alan ABD’nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Jonathan Cohen, bu konuya hiç girmemeyi tercih ediyor.

Buna karşılık, ABD temsilcisinin ardından konuşan Rusya’nın Daimi Delege Yardımcısı

Yazının devamı...

İdlib mutabakatında yaşanan sıkıntı ne?

5 Aralık 2018

Bu mutabakat, İdlib’i büyük bir insani felaketin eşiğinden döndürdüğü için uluslararası camiaya derin bir nefes aldırdı. Buna karşılık, son haftalarda Soçi Mutabakatı’nın uygulanmasıyla ilgili bazı ciddi sıkıntıların patlak verdiği gerçeği artık gizlenemeyecek bir hale gelmiş bulunuyor.

Sıkıntılı durumu sahadan gelen bütün haberlerden, Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı ateşkes rejimi ihlallerine ilişkin günlük bildirimlerden, Türk yetkililerin ve daha çok da Rus yetkililerin muhtelif açıklamalardan anlayabilmek mümkün.

Peki İdlib’de gerçekte ne oluyor? Suriye’de muhalefetin ve radikal grupların çekildiği son kale olan bu vilayette korkulan çatışmaları önleyen Soçi Mutabakatı çatırdıyor mu?

Öncelikle belirtelim: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya lideri Vladimir Putin, geçen cumartesi günü Arjantin’deki G-20 zirvesi sırasında yaptıkları ikili görüşmeden İdlib’e ilişkin mutabakatın sürdürülmesi konusunda ortak iradelerini vurgulayarak ayrıldılar.

Yine de mutabakatla ilgili uygulamadaki sorunların bu ikili görüşmede gündeme geldiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Putin’in söylediği, Türkiye güvenlik güçleri ve askeri ile İdlib’de üzerine düşeni şu ana kadar yerine getirdi. Sadece HTŞ ile ilgili konularda bazı sıkıntılar var. Bundan dolayı onlar kendilerine göre bazı sıkıntılar öne sürdüler” diyerek, sıkıntıların varlığını gizlemedi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da geçen pazar günü verdiği bir TV mülakatında, görüşmede ele alınan bu sıkıntılara açıklık getirdi. Lavrov “Türk çalışma arkadaşlarımızın aktif bir şekilde süreklilik içinde yürüttükleri operasyonlara rağmen, 20 millik silahsızlandırılmış bölgeyi terk etmeleri yolundaki talebe aşırılıkçı grupların tümünün de kulak verdiğinin söylenemeyeceğine dikkat çektik” diye konuştu. Lavrov, bununla birlikte söz konusu grupların “bu çok kritik anlaşmayı sabote etmelerinin önlenmesi gereği”ni de vurguladı.

Rus tarafı, ısrarla El Kaide’nin Suriye kolu El Nusra’nın uzantısı olan HTŞ, yani Heyet Tahrir üş Şam örgütünden kaynaklanan sorunları gündeme getiriyor.

Türk tarafının değerlendirmesi, mutabakat sonrasında HTŞ’nin ağır silahlarını ve militanlarının büyük bir bölümünü silahsızlandırma bölgesinden çektiği yolunda. Ayrıca, terörist çizgideki HTŞ içinden Özgür Suriye Ordusu’na doğru bazı kopmalar yaşandığı biliniyor.

Yazının devamı...