"Ergun Gürsoy" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ergun Gürsoy" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ergun Gürsoy

Şampiyonluğu dördü de hak etti

20 Mart 2008
Hangisi şampiyon olursa olsun, hep beraber tebrik edeceğiz. Olmayanlar da benim gönlümde her zaman şampiyon muamelesi görecek.

Bugün liderlik koltuğunda oturan Beşiktaş da, Avrupa kupalarında fırtına gibi esen F.Bahçe de, tüm imkansızlıklarına rağmen yarıştan kopmayan "Anadolu Aslanı" Sivasspor da, şampiyonluğu şimdiden hak ettiler.

G.Saray’ı unuttuğumu zannetmeyin... Bana göre "Bu sezonun en başarılı takımı Galatasaray"dır. Neden mi? Teknik direktöründen yoksun mücadele ediyor da ondan...

Şimdiye kadar Galatasaray Teknik Direktörü Kalli hakkında hiç kötü ifade kullanmadım. "Yaşıyla""işini" birbirine karıştırmadım. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var. Kalli ile ilgili istatistikler şu gerçeği gösteriyor: Ne zaman Galatasaray’ı bırakıp gitse, sarı kırmızılı takımın grafiği yükseliyor. Zaten hocamız, son haftalarda başını yastıktan kaldıramıyor. Bir gün Florya’da ise üç gün memleketinde... Nezle olduğunda dahi kendisini "Alman doktorlarına emanet ediyor."

Acaba diyorum, Kalli, son 8 haftada hiç Türkiye’ye gelmeden Almanya’da tedavisine devam etse de, sadece Ali Sami Yen’e gelip şampiyonluk kupasını mı kaldırsa?..

Sonra ne mi yapsın? Gelecek sene Turgan Ece Ağabeyimizle beraber "kah" tavla oynasınlar "kah"Florya’da alt yapıya baksınlar...

Sözünde durmayanın vay haline...

CUMARTESİ günü, G.Saray Kongre Üyeleri yeni başkanımızı seçmek üzere sandık başına gidecekler. Seçim sath-ı mailine girildikten sonra adayları "suçlamak", onları "karalamak" ya da "aşağılamak"centilmenliğe ve ahlaka sığmaz. Sırf seçimi kazanmak uğruna, seçilebilmeyi hak edenleri kötülemek, hiç kimseye bir fayda getirmeyeceği gibi "ters" de tepebilir.

Ancak, dün nasıl başkan Özhan Canaydın’ı eleştirdi isem, yarın da "vaatlerini yerine getirmeyen", "programına uymayan", "tribünlere oynayan", "laf ebeliği" yapıp hiçbir şey üretmeyenlere müsamaha göstermeyeceğimi, kimse unutmasın.

Bizim Karadeniz’de birine, başarısını hazmedemediği bir kişi için: "Falanca nasıl biridir?" diye sorduklarında, cevabı: "O mu? Eskiden bizim çiftlikte ’maraba’ (yarıcı) nın oğluydu" olur...

Bakıyorsunuz, geçen zaman içinde o kişi okumuş, üretken bir sanayici ve işadamı olmuş, almış başını gidiyor, "tut tutabilirsen"...

"Çamur"
atmak isteyenlere, Vehbi Koç’un iş hayatına bakkallıkla başladığını hatırlatmak isterim. Torunlarının da bugün Türkiye’nin en büyük holdinglerinin başında olduğunu söylememe bile gerek yok...
Yazının devamı...

Alkışlanarak mı, kaçarak mı!

13 Mart 2008
İkimizin yapısı çok farklı... Benimkini anlatmaya gerek yok... Bilenler zaten biliyor.

Sen ise, duygularını saklamayı çok iyi becerirsin. Attığın değil, atacağın adımların hesabını yaparsın. Kafanın içinde hangi fikirler olduğunu, en yakınındakiler dahi kestiremez. Aldığın ve uyguladığın kararların, hep "sana" ne getireceğini, "senden" ne götüreceğini düşünürsün. Paylaşmanın ve şeffaflığın senin kitabında yeri yoktur.

Bu "hasletlerin(!)", başkanlığa gelişinden gidişine kadar tüm yönetim anlayışına damgasını vurmuştur.

Büyük vaatlerle geldin... Sana göre alkışlarla uğurlanıyorsun... Bana göre ise, sadece sana güvenen, inanan, seninle kader birliği yapan en yakın arkadaşlarını değil, Galatasaraylılar’ı da kandırarak, uyutarak, kaçarcasına gidiyorsun...

Renk belirleme gününün son dakikasına kadar, seçimle ilgili net bir tavır ortaya koymayarak insanları oyaladın. Galatasaray’ı tam bir "kaos"un içine attın. Orada-burada verdiğin yemeklerde "şov" yapıp "tek liste olursa ben varım" diyerek herkesi hazırlıksız yakalattın. Üstüne, giderayak kulüpten pek de önemli miktarda olmayan alacağını da kaptın. Kısacası, tam sana yakışır bir "final"yaptın.

Gıpta edilecek manevralar

Bırakalım medyayı, spor kamuoyunu, taraftarı; Galatasaray’ı kongre üyelerinin bile tanımadığı başkan adaylarına mahkum ettin.

Sayın başkan; tuttuğun tek söz, İbrahim Polat’a verdiğin "Oğlunu başkan yapacağım" sözüdür.

Gıpta (!) edilecek manevralarınla, Adnan Polat’a başkan olma yolunu açtın. Doğrusu, bunda da içtenliğine güvenemiyorum. Kim bilir, aklından neler geçiyordur?

Ancak heveslenme; Adnan, bu işi senden çok daha iyi yapar. Hiç olmazsa, vefalı davranır, arkadaşlarını unutmaz...

Bizi "nafile ’birlik’ toplantıları" ile meşgul edip listeye "adamını" sokma çalışmaları yaptığın da anlaşıldı. Tebrikler, bunda da başarılı oldun. Adnan Polat’tan Mehmet Helvacı için ikinci başkanlık sözünü de aldın.

Önemli bir konu da, görevi bırakan başkanların, genelde yeni gelenler için, "Bunlar bu işi 3 ay götüremez, gelir bana yalvarırlar" hayaline kapılmalarıdır. Sakın unutma, Galatasaray’da bugüne kadar böyle bir şey yaşanmadı...

Sayın Canaydın, sana çok kızdığım anlar olmasına rağmen seni hep destekledim... "Özhan Canaydın’ı alana, Ergun Gürsoy bedava" pankartlarını bile sineye çektim.

Beni, Fatih Terim’i ve Ali Dürüst’ü kandırdın. Haydi bunları boş ver... Ama sen, bununla da kalmadın, camiayı da aldattın.

Gerçekleri söyleyemedin

Senden beklediğim bir basın toplantısı düzenleyerek, "Rahatsızım, vaatlerimi de tutamadım. Seyrantepe’nin söz verdiğim tarihte tamamlanamayacağını öğrendim. Hazır kulübe verdiğim paramı geri alma fırsatını da yakalamışken bırakıyorum" diyebilmiş olmandı. O zaman seni alkışlardım. Ancak, bu gerçekleri söyleyemedin.

Galatasaray’da her görevden ayrılan, bir biçimde kulübe verdiği paraları son kuruşuna kadar alıyor. (Ben hariç.) Demek ki, kulüpten paramızı almadığımız, hibe ettiğimiz için herkes bize "enayi"gözüyle bakıyormuş...

Sizler bana bu gözle bakabilirsiniz. Ama ben bunları sadece ve sadece Galatasaray için yaptım ve yapmaya da devam edeceğim.

Sayın başkan; Mali Kongre’de yaptığını söylediğin hiçbir icraatla ilgin olmadığını sen de biliyorsun. Bunlarla tek bağlantın, başkanlığının o zaman dilimine "tesadüf" etmesi...

Centilmenlikte bu işleri yapanlara "teşekkür" etmek de var. Sen bunu bile yapamadın, iyi işlerin hepsini kendin üstlendin...

Yazık, "sabık başkan" olarak anılmaktan başka hiçbir unvanın olmayacak...

Oyum Durak’a

KONGREDE
oyum kime mi? Açıklayayım...

Oyum, Op. Dr. Nazım Durak’a...

Nedenini mi merak ettiniz? Dr.Nazım Durak, ünlü bir "estetik cerrahi" uzmanıdır. Galatasaray’da orası burası kesilecek bazı insanlar olduğundan, bunların üstesinden sadece Dr. Nazım Durak gelebilir düşüncesindeyim...
Yazının devamı...

Galatasaray’a ihanet edenler

6 Mart 2008
Hiçbir tabana dayanmayan, hatta bir programı bile olmayan "sözde" başkan adaylarının, birleşme bahanesiyle, zaten kısıtlı olan listelerde yer alarak "üst mevkilere" taşınması, kulübe ihanetten başka bir şey değildir. 25 yıllık yöneticilik hayatımda bunun çok zararını gördüm. İdarecilik vasfı olmayan, "hasbelkader" kulübe üye olmuş, "boş laftan" başka hiçbir şey üretememiş, katkı ve faydası olmamış kişilerin, yönetim kurulu listelerinde yer almalarını kabullenemiyorum.

Bunları, cuma akşamı Büyük Kulüp’teki yemekte böyle bir izlenim aldığım için yazıyorum.

"Tek liste olsun, dört başkan adayı birleşsin" diye ikna toplantısı yapmanın kime faydası olacak? Öyle başkan adayları gördüm ki, listelerinde yer alan kişilerden bile oy alamadılar.

Gelelim başkan adaylarından Adnan Polat’a.

Sayın Polat’ın yöneticilik hayatında, Galatasaray’a "elle tutulur" bir faydası olmadı. Kendisine verilen geniş yetkileri de olumlu kullanamadı. Gerçekleştirdiği transferler de, başında olduğu mali işler de tam bir fiyasko. Kaynakları heba etti. Kulübün on yıllık geleceğini sattı. Üstelik, buradan gelen parayı "yanlış hesaplara" yatırdı. Galatasaray ile SPK’nın karşı karşıya gelmesine yol açtı. Böylece, sadece yöneticilerin değil, kurumsal olarak kulübün de başını belaya soktu.

Gönül bağım var

Bütün bunlar bir tarafa, Adnan Polat başkan seçildiğinde, Özhan Canaydın’ın bankalara verdiği 100 milyon dolar civarındaki kişisel teminat ve kefaletini üzerine alacak mı?

Adnan Polat için söylediklerimi, adet yerini bulsun diye, diğer başkan adaylarına da ithaf ediyorum. Zira, onların başkan olmaları hayalden başka bir şey değil.

Bu yazıyı okuyanlar, Özhan Canaydın’a "yağ" çektiğimi düşünebilirler.

Benim, artık Galatasaray’la tek ilişkim gönül bağımdan ibaret. Bunun dışında, maddi ve manevi hiçbir beklentim yok. Daha önce de Özhan Canaydın’ı en ağır şekilde eleştirdim. Bundan böyle de, gerektiğinde eleştirilerim devam edecek.

Özhan Canaydın’ın aday olup olmayacağını, yarınki başkan adaylarının oy pusulası renk seçimine gidip gitmeyeceğini de bilemem. Ama şunu çok iyi biliyorum: Galatasaray’ın yeni bir macerayı kaldıracak gücü yok.

Kadere bak

GALATASARAY’ın Avrupa kupalarında başarılı olduğu dönemlerde "yalandan Galatasaraylı" olan nice Fenerbahçeliler ve Beşiktaşlılar gördüm. Kadere bak ki, ben de 63 yaşımda, salı akşamı oynadığı futbolla beni heyecanlandıran Fenerbahçe’yi gönülden destekledim.

Fenerbahçeliler’i, başta başkan Aziz Yıldırım, yönetim kurulu, teknik kadro ve futbolcuları olmak üzere yürekten kutluyorum. Aziz Yıldırım’ın mikrofon uzatıldığında, "En büyük başkansınız" ifadesine "Hayır estağfurullah, ne yaptımsa yönetim kurulumla beraber yaptım. Bu başarı hepimizindir" açıklaması da çok anlamlıydı.

Umarım diğer kulüp başkanları da bu sözlerden gereken dersi çıkarırlar. "Küçük olsun benim olsun" kompleksinden kurtulup, başarıyı ekipleriyle yakalamaya çalışırlar.

Sakın unutulmasın! Başarıyı paylaşmayan, başarısızlığı da paylaşacak kimseyi yanında bulamaz.
Yazının devamı...

Sarı: 15 Kırmızı: 4

29 Şubat 2008
Çarşamba günü oynanan kupa maçında ise çark tam tersine döndü. Maçın hakemi Cüneyt Çakır’ın, iyi yönetebileceği maçta otoritesini kartlar üzerine kurması, en büyük yanlışıydı. Çakır’ın "küçük-küçük" yanlışları büyüdü, "kartopu" oldu ve maç da, oluşan "çığ" altında kaldı. Bu afetten en büyük zararı da futbolcular gördü.

15 sarı, 4 kırmızı karta çeşitli mazeretler üretilebilir. Ama, kabul edemeyeceğim tek hareket, 90+3’de milli takımımızın da kalecisi Volkan’ın, Lincoln’e attığı diz darbesiydi.

Volkan. Sen ve senin gibi futbolcularla Avrupa Kupası finallerinde ne yapacağız? Yaptığın çirkin hareketin onda birini Almanya ya da Fransa maçında yaparsan, başımıza nasıl bir "çorap" öreceğini biliyor musun? Bu hareketinle, takımına, futbolcu arkadaşlarına, hocan Zico’ya, hatta hatta Milli Takım hocası Fatih Terim’e "ihanet" etmekle kalmadın, milli takımdaki "banko" yerini de tehlikeye attın.

G.Saray’ı diriltme maçı!

Kupa maçı bitti "Eğri oturup doğru konuşalım." Galatasaray yıllarca Fenerbahçe’nin "kötü gün dostu (!)" oldu. Bizimkiler, Avrupa’da önüne geleni devirirken, Fenerbahçe’ye yenilerek ezeli rakibinin ayağa kalkmasını sağladı ve birçok "olağanüstü" kongreden son anda geri döndürdü.

Nihayet, kupa gecesi Fenerbahçe "borcunu ödeme (!)" fırsatı buldu.

Avrupa’da 5 yiyen, lig sonuncusu Kasımpaşa’ya yenilen Galatasaray’ı sadece Fenerbahçe kurtarabilirdi. Allah’ı var, bu "Galatasaray’ı diriltme" maçında, kırmızı kartları görenler ve takımlarını 9-10 kişi bırakanlar da görevlerini eksiksiz yaptılar.

Başta Hakan Şükür olmak üzere, tüm Galatasaraylı futbolcuları kutluyorum. Sinirlerine hakim olup galibiyet için ne gerekiyorsa yaptılar. Ancak, bizimkilerin bu "zafer"i çok çabuk unutması lazım. Yoksa zorlu lig maçlarında, adama hemen unuttururlar. Benden söylemesi.

Yürü Adnan, "arkandayım..."

SAYIN Adnan Polat,
başkan adaylığın hayırlı olsun. Özhan Canaydın’ın da desteğini aldığını söylüyorsun. Ama unutmaman gereken bir şey var. Bizim başkan, önce Fatih Terim’in sonra Hagi ve Gerets’in arkasında oldu. Bitmedi, bir zamanlar Ali Dürüst’ün ve benim de arkamda olmuştu.

Şimdi sıra sana geldi. Kolla kendini. "Özhan Ağabey" senin de arkandaysa, bunun anlamı, çok yakında "uzun bir tatile çıkacaksın" demektir.
Yazının devamı...

Kongre kapıda heyecan yok

21 Şubat 2008
Özhan Canaydın, son üç seçimdir politikasını "ikinci adamları" değiştirmek üzerine kuruyor... Şimdi de kulislerde en çok konuşulan şey, ufuktaki Adnan Polat-Ünal Aysal değişikliği... Halbuki biz Galatasaraylılar’ın beklentisi, kendisine geleceğin başkanı gözüyle baktığımız Ünal Aysal’ın son idmanını bu yeni dönemde Özhan Canaydın’la yapmasıdır.

En büyük korkum, tam seçim zamanı Ünal Aysal’ın basit bir sebeple yönetim dışına itilmesi veya kendisinin küstürülüp Galatasaray’dan uzaklaştırılması... Eğer bu ihtimal gerçekleşirse, Galatasaray’ı boşa geçecek 1-2 sene daha bekliyor demektir.

Seçim ve getirdikleri

FUTBOL Federasyonu’nun beklenen kongresi gerçekleşti. Vatana, millete ve Türk futboluna hayırlı uğurlu olsun... Eskiden kulüpler, yönetim kurulu için Futbol Federasyonu Başkanı’na kendi adamlarını empoze eder, bunları seçtirmeye gayret ederlerdi. Ama bu sefer böyle olmadı. Yeni yönetim kurulunda, başkan Hasan Doğan’ın ve siyasi baskının ön plana çıktığı bariz olarak hissedildi.

Gönül ister ki, zengin iş adamlarımız, sorunsuz, kasası para dolu dernek ve federasyonlar yerine, parasız hayır kurumlarında, ayrıca renklerine gönül verdikleri kulüplerde görev alsınlar. Böyle kutsal kuruluşlarda çalışan yöneticiler, alkışlarla uğurlanırlar ve adları tarihe yazılır.

Başkalarının parası ile oluşturulmuş havuzların başındakilerin ayrılması pek kolay olmuyor. Ama sonunda, "ite-kaka" gönderilmek, hatta Haluk Ulusoy gibi ibra edilir edilmez, genel kurul toplantısı bitmeden salonu terk etmek zorunda kalabilirler.

Gereksiz açıklamalar gereğini yapmayanlar

BAŞKANLIĞINI yaptığın Çaykur Rizespor’un, az sonra Fenerbahçe ile oynayacağı maçı seyretmek üzere Aziz Yıldırım’la yan yana oturuyorsun... Bu sırada, arkadaşın, Galatasaraylı yönetici Tunca Hazinedaroğlu telefonla seni arıyor. Maçı yönetecek hakemin "taraflı atandığı" yolundaki duyumlarını anlatıp seni uyarıyor. Sen de, bunları Aziz Yıldırım’a aktarıyorsun. Daha doğrusu, arkadaşın Tunca Hazinedaroğlu’nu, Aziz Yıldırım’a "ihbar" ediyorsun. O da, Tunca Hazinedaroğlu’nu arayıp sitem ediyor. Medyaya çıkma hevesinden olsa gerek, olayı basına da sızdırıyorsun. Onlar da olayı gerçeğinden farklı bir şekilde yansıtıyorlar. Sonuçta, her hafta Galatasaray maçlarında oğlunu emanet ettiğin arkadaşını harcamış oluyorsun. Ey başkan, senin o ihbarı yapman gereken yer Aziz Yıldırım değil, Futbol Federasyonu’ydu.

Çaykur Rizespor Başkanı’nın davranışı etik değil. Ne olursa olsun, bir arkadaşının sana güvenerek söylediklerini başkalarına bu şekilde duyurmaman gerekirdi. Aziz Yıldırım’ın, genç ve deneyimsiz bir yöneticiden hesap sormaya kalkması da en hafif nitelemeyle "diplomatik" bir hata... İlla birini araması gerekiyorsa Galatasaray Başkanı’nı aramalıydı.

İşin Galatasaray cephesine gelince, tam bir basiretsizlik örneği...

Doğru-yanlış... Tunca Hazinedaroğlu, Galatasaray ve arkadaşının başkanı olduğu kulübün haklarını koruyabilmek adına bir girişimde bulunuyor. Galatasaraylı yöneticiler Tunca Hazinedaroğlu’na sahip çıkıp savunacaklarına "olaydan haberimiz yok" diyerek onu yalnız bırakıyorlar. Ne hikmetse, başkan Özhan Canaydın da günler geçmesine rağmen sessizliğini koruyor.

Gereksiz kişiye telefon eden Tunca Hazinedaroğlu... Gereksiz açıklamada bulunan Çaykur Rizespor Başkanı... Gereksiz çıkış yapan Aziz Yıldırım... Ve gerektiği halde arkadaşlarına sahip çıkamayan Galatasaraylı yöneticiler... Mesele bundan ibaret...
Yazının devamı...

Tebrikler Nuri Albayrak!

14 Şubat 2008
Benim sözüm artık "eski başkan" unvanlı Nuri Albayrak’a...

Kulüp başkanlığın döneminde yapılması gerekenleri değil de hiç yapılmaması gerekenleri başardın (!)

Ve Trabzonspor tarihinde bir ilki gerçekleştirdin... Daha önce de kulübü büyük sıkıntıya sokan, borçlandıran ve sportif olarak "dib"e vurduran başkanlar oldu. Ama genel kurul salonunda hiçbir başkan, sana reva görülen "ibra edilmeme" muamelesi ile karşılaşmadı.

Bunları hak etti mi?

İlke olarak suç işlenmedikçe ibra edilmemeye karşıyım. Kaldi ki, daha önceki bazı başkanlar döneminde tahrif edilmiş evrak sunanlar bile ibra edilmişti.

Seçimden önce kongre üyeleri seni seçmeme sinyalleri verdiğinde bocalamaya başladın. Önce seçimi erteledin, sonra kulübün kıymetlerini nakte çevirip alacaklarını tahsil ettin. Üstüne üstlük yeni gelecek yönetime de takıma takviye imkanı bırakmadın. Koca Trabzonspor’u kadro fakirliğine doğru sürükledin.

Trabzonspor’u diğer takımların gözünde, içine düşürdüğün bu durumdan dolayı kendine "Trabzonspor bunları hak etti mi?" diye sormalısın... Bütün bunları canı yanan ve sabah akşam bana serzenişte bulunan Trabzonlular ve Trabzonsporlular için yazdım.

Kulüp başkanlarına bir haller oldu...

FEDERASYON başkanlığı seçimlerine sayılı günler kala, kulüp başkanlarının "yalandan" dostluk gösterileri beni bir yandan sevindirirken, bir yandan da şaşırttı.

Genelde yan yana gelmemek için özen gösteren, tokalaşmaktan bile kaçınan başkanlarımızın, bugünlerde "aşırı dostluk" ve "kardeşlik" gösterileri sergilemeye başlamaları içlerinde yaşayan biri olarak, doğrusu bana fazla samimi gelmedi. Evet, Kulüpler Birliği’nin Türkiye Futbol Federasyonu Başkan adayı olan Hasan Doğan doğru tercihtir.

Ancak merak ettiğim, daima kendi çıkarlarını ön planda tutan kulüp başkanları ile medya kuruluşlarından hangisinin gönlünü yapacağı... Çünkü Türkiye’de bir şampiyonluk kupası ve tek bir yayın havuzu var... Ama şampiyonluğa oynayan en az 5 kulüp ve havuzu kendi kuruluşuna almak isteyen çok sayıda yayın kuruluşu bulunuyor. Allah kolaylık versin.

Doğru ve adil

Seçimlere tek liste ile girilecek olması, genel kurulda iyi bir liste yapılma şansını artırıyor. Ama bugüne kadar yapıldığı gibi, siyasilerin ve kulüplerin makam bulamayan yakınlarını torpille listene alırsan büyük hata yapmış olursun. Arkadaşlık ve vefa borcu uğruna geçmişte defosu olan, uluslararası müsabakalarda Türkiye’yi temsil edemeyenleri de bu listede görmek istemediğimizi bilin. Federasyon, birilerinin onore edildiği değil, onore insanların bulunduğu bir yerdir.

Sayın Hasan Doğan, "Doğru ve adil" davranırsan işin çok zor. Ama eski başkanlar gibi herkese şirin görünmeye çalışırsan, değişen bir şey olmaz. Belki uzun yıllar görevde kalabilirsin. Ama o zaman da bizleri memnun edemezsin...
Yazının devamı...

Galip sayılır kupa yolunda berabere kalan

7 Şubat 2008
Yıldızlar topluluğu olarak gösterilen Fenerbahçe’nin maç boyunca Galatasaray kalesine doğru dürüst bir şutu bile yoktu. Bu futbolla Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olması, Sevilla’yı elemeyi düşünmesi fazla hayalcilik olur.

Bizim takıma gelince, galibiyeti kaçırmalarına rağmen oynadıkları futbol ve centilmence mücadelelerinden dolayı bütün futbolcuları alnından öpüyorum. Ancak, aynı zamanda lig lideri de olan Galatasaray’ın, her ne kadar tur avantajına da sahip olsa "dereyi görmeden, paçaları sıvamaması" lazım...

Hala iddia ediyorum: Galatasaray’ın kadrosu hem lig, hem kupa, hem de Avrupa için yetersiz... Rakipleri her zaman böyle yakalayamazsınız.

Vakit geçmeden tedbir alınmalı...

Aurelio’yu bırak, Topal’a bak
/images/100/0x0/55eb0257f018fbb8f8a515ee
KUPA
maçının tek yıldızı vardı... 90 dakika boyunca mücadele eden, hatasız oynayan genç yetenek Mehmet Topal...

Bu pırıl pırıl genç Milli Takımımız için de büyük kazanç... Mehmet Topal’ı erken fark eden ve Milli Takım’a çağıran Fatih hocamızı da kutluyorum. Doğrusu, Milli Takım’da devşirmelerin oynamalarını bir türlü içime sindiremiyorum. Aurelio’nun pabucunu bu çocuk dama atacak.

Maç günü yöneticinin mazereti olamaz

BİR
çok yöneticimiz Kadıköy’deki derbiye gitmemiş... Heyecan dolu "şov"dan mahrum kaldılar. Yöneticilikte böyle anlar her zaman yaşanmaz.

Kadıköy’deki deplasmana dahi gitmek zahmetine katlanamayanlar, sadece Ali Sami Yen’deki karşılaşmalara gidip, şeref tribününde ve televizyonlarda boy göstermeyi seviyorlar.

Liderler cesur olur

TÜRK
futbolunun geleceği için çok önemli olan Futbol Federasyonu seçimlerine sayılı günler kaldı. Şimdilik Ayhan Bermek tek aday olmasına rağmen, kulislerin önü arkası kesilmiyor. Bu, başka aday ya da adayların çıkabileceğinin göstergesi... Kulüpler ortak bir aday mı belirler, iktidar kendi adayını mı çıkarır bilemem.

Sayın Şenes Erzik’i de zorla aday yapamayız. Çıkıp "ben adayım" veya "ben yokum" lafını kesin olarak söylemeli... Söylemeli ki, belirsizlik ortamı ortadan kalkmalı...

Türk futbolunun bir lidere ihtiyacı var... Bu liderliğe soyunacak kişi de hiç olmazsa "ben adayım" diyebilme cesaretini göstermeli...

Herkes kendine yakın olanları, eşini-dostunu yönetime alan, sıkıştıklarında ayrıcalık bekleyen adayların peşinde. Bugüne kadar böyle adaylar da gördük, başkanlar da... Artık yeni bir sayfa açmak lazım... Sayın Erzik, Türkiye’deki herkesin seni desteklemelerini bekleme... Ya "evet" ya da sonsuza kadar "hayır" de... Hayır diyemiyorsan, bu işe soyunanların da kafasını karıştırma...

Federasyon Başkanlığı’na ilk seçildiğinde, Turgay Aksoylu ve Ahmet Özal ile beraber Turgut Özal’a gittiğimizi bugün gibi hatırlıyorum. O zaman da çok gönüllü değildin. Ama sonunda Futbol Federasyonu Başkanı oldun ve işini doğru dürüst yaptın.

En önemlisi UEFA 2. Başkanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığı yanında "koca bir sıfır"dır. Bunu sakın aklından çıkarma!...

* NOT: Ben bu yazıyı yazdığımda Kulüpler Birliği aday konusunda bir açıklama yapmamıştı.
Yazının devamı...

Galatasaray'a tarihi fırsat

31 Ocak 2008
Lig’deki ve Avrupa’daki başarılarını "tesadüf"e bağlayanlara cevap vermek adına, Galatasaray’ın eline tarihi bir fırsat geçti. Hafta sonu, Kadıköy’de Fenerbahçe ile Türkiye Kupası’nın ilk maçını oynayacaklar. Galatasaray iyi bir takım olduğunu, isabetli transferler yaptığını kanıtlamak için sahaya çıkacak.

25 Yıl sonra da üstünlük şansı vermeyerek Fenerbahçe’ye kupada dur demek elinizde...

Galatasaraylı yöneticiler, teknik heyet ve futbolcular; Kadıköy’den zaferle ayrılmak istiyorsanız, ilk koşul: "içişlerinizi" hallederek sahaya çıkmanız, gerisi kolay...

Sağ gösterip sol vurmak

KEYFİ davranışlarla milli takım seviyesindeki futbolcularımızın bir bir harcanması, beni 20 yıl önceki "acemi yöneticilik" günlerime götürdü... Kim bilir, belki de genç yaşımda donandığım geniş yetkileri hazmedemediğimden, her hafta en ufak bir hatasını gördüğüm şampiyon takımın Avrupa çapındaki futbolcularını takımdan kovmayı düşünürdüm. Sağolsun Mustafa Denizli, "Ağabey bu vaziyette üç-dört hafta sonra takımda oyuncu kalmayacak; cezalandırma işini sezon sonuna bırakalım" diyerek beni engellerdi.

Yerlerine yenilerini almadan, elindekilerin yarısını altı ayda tırpanlayıp geri kalanlarını da ilk fırsatta kovacağınızı hissettirerek ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Yıldız futbolcular, hata yapmaya çok müsait kişilerdir. Yöneticilik, bunları atmak değil; kulübe kazandırmaktır. Zaten, bu dengeleri kuramıyorsanız, yöneticiliğiniz tartışılmaya başlanır.

Hem futbolcunla, teknik direktörünle sarmaş dolaş basına "mutluluk pozları" verip "arkasındayız"diyeceksin, hem de sözleşmeleri sona ermeden onları değerlerinin onda birine takımdan göndereceksin...

Son zamanlarda bizde "sağ gösterip sol vurmak" nedense çok moda oldu. Hakan Şükür, Ümit Karan ve Arda Turan için düne kadar "topun ağzında" görüntüsü veren yöneticilerimiz, sakın ha, Hasan Şaş ve Sabri Sarıoğlu için de aynı şeyleri düşünmesinler. Yerlerine daha iyileri alınmadan asıp kesme işine kalkışmasınlar...

Haddini bilmek

SİVASSPOR ve Ankaragücü, bugüne kadar ortaya koydukları futbol ve topladıkları puanlarla çok iyi yerlere geldiler. Ama bu hafta sonu ikisi de, üstelik kendi evlerinde, "arkayı dörtlediler."

Üzülmenize gerek yok... Sizler ilk değilsiniz... Daha önce de, hücum futbolu(!) oynayacağım diye yarım düzineden fazla gol yiyen takımlarımızı gördük.

Zamanında bir takım akl-ı evveller, İngilizleri İngiltere’de yeneceğiz diye yola çıktılar. Milli Takımımız da bu anlayışı sahaya yansıtıp açık ve hücum futbolunu tercih edince, kalesinde yarım düzineden fazla gol görmüştü. Aynı yanlışı tekrarlayan kulüp takımlarımız da benzer sonuçlarla karşılaştılar. Akıllarını başlarına toplayıp "haddini bilerek" oynamaya başladıklarında, Avrupa’da ve dünyada başarılı oldular.

Tarih, bunları yazıyor. Benden hatırlatması...
Yazının devamı...