"Ergun Gürsoy" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ergun Gürsoy" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ergun Gürsoy

Ne ekersen onu biçersin

24 Ocak 2008
Beşiktaş başkanı ve yöneticilerinin, Türkiye Futbol Federasyonu ikinci başkanı, eski yöneticileri Affan Keçeci’yi şeref tribününde yapayalnız ortada bırakmaları hiç yakışık almadı. Sonrasında da Demirören’in "orkestra şefi" gibi seyircileri susturmasını kimse yemedi. Buna, birini uçurumun kenarına kadar getirip sonra da kurtarmaya çalışmak denir.

Tanıdığım Affan Keçeci, siyah-beyazlıların pek çok projesinde (Ümraniye, Fulya tesisleri, kulüp binası) imzası olan, polislik mesleğinde en yüksek makama kadar çıkmış, başarılı bir insandır.

Mardin Emniyet Müdürü olduğunda, zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve yine dönemin Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan ile birlikte kendisini ziyarete gittik. Terörle mücadelede "özel harekat" içindeki başarılarını bütün Türkiye yakından biliyor. Sadece Türk vatanı ve bayrağı için çalışmalarına değil, polislik görevi dışında, kendi imkanlarıyla nasıl spor alanları yaptığına da şahit olmuştum.

Beşiktaş’ta organize tribün olayları ilk defa olmuyor. Efsane başkan "Süleyman Ağabey"e de yapıldı. 100.Yılda takımı şampiyon yapan Serdar Bilgili’ye de... Yıldırım Demirören, unutma; tarih tekerrürden ibarettir. Bugün ne ekersen yarın onu biçersin!..

* * *

Yaşam deneyimlerimden öğrendiğim bir şey var: Çalıştığın kurumdaki görevin, günün birinde çeşitli nedenlerle sona eriyor. Ne kadar özveriyle hizmet ettiğine bakılmaksızın, unutulmaya mahkum oluyorsun. Hele sonrasında, bir de başarılı işlere imza atar ya da statü sahibi olursan, daha önce seni el üstünde tutanların sana bakışı tamamen değişiyor. Nedense, bir türlü hazmedemiyorlar ve bunu bir biçimde dışa yansıtıyorlar.

Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine

ZAMANINDA ben, "Fenerbahçe geçti, gidiyor" dediğimde ortalığı ayağa kaldıran yönetim içindeki ve dışındaki arkadaşlar, şimdi bana hak veriyorlar. Ama bu kez de ben tatmin olmuyorum... Şampiyonluğa oynayan G.Saray’ın rakipleri 5-6 yabancı ile mücadele ederken, bizim hesapsız transfer yapan takımımız sadece "Kongo savaşçısı" Nonda’yı sahaya sürebiliyor. Fenerbahçe’de Alex atıyor, attırıyor. Deivid atıyor. Roberto Carlos’u söylemeye bile gerek yok. Edu ve Lugano ile beraber takımı sırtlayıp götürürlerken yaptıkları "yengeç dansı"nı seyretmekten bıktık, usandık.

Biz de, ne kadar işe yarayan yabancımız varsa parasız, pulsuz, bonservisini verip yolladık. Bir yabancıyla çıkıp oynayacağımız önümüzdeki zor maçlarda, her zaman Bursaspor stoperi gibi Nonda’ya asist yapan futbolcu bulamayacağımızı bilelim. Gün bugündür. Ocak ayında transfer yapamazsanız, bu iş çıkmaz ayın son çarşambasına kalır. Ve sıkıştığında "gençliği" ile övünen bizim "aslan"a da "yengeç dansı"nı seyretmek düşer.
Yazının devamı...

Bu uyuma sakın çomak sokmayın

17 Ocak 2008
Bir süre gözden ve gönülden düşseler bile, yaşadıkları olumsuzlukları atlattıktan sonra tekrar yıldız olabiliyorlar. Çünkü futbol, Allah vergisi bir meziyettir. Yıldız futbolcular, belli bir yaşa kadar, günü geldiğinde yeteneklerini göstermekte zorlanmazlar, hatta zirveye çıkarlar. (Rumen Hagi ile Nonda örneklerinde olduğu gibi...) Aslında, bu tür futbolcuların transferi büyük risk taşır. Bazen kazanırsınız, ama çoğu kez dikiş tutmaz.

Nonda, futbolu ve attığı gollerle herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Ancak, Nonda’yı överken Hakan Şükür’ün ona olan katkıları göz ardı edilemez. Galatasaray’ın bulduğu gollerde Hakan Şükür’ün asistleri ve hava toplarındaki hakimiyeti önemli... Rakip takımlar onu iki kişiyle marke etmeye çalışıyor. Ç.Rizespor maçında da tekrarlanan aynı uygulama, Nonda ve Servet’e boş alanlar bıraktı. Onlar da bu fırsatları değerlendirip golleri buldular. Galatasaray ne kadar kötü oynarsa oynasın, Kalli ve Polat macera arayıp Hakan Şükür-Nonda ikilisinin uyumuna "çomak" sokmazlarsa, bu takım, umutsuzlara umut olabilir...

Kritik maç

GALATASARAY’ın deplasmanda 3 puan alması, üstelik bunu 5 golle taçlandırması çok güzel... Fakat bu sonuç ne futbolcuyu, ne teknik adamları ne de yöneticileri yanıltsın. Sahadaki Çaykur Rizespor tam evlere şenlikti. Onun için, "Ne oldum değil, ne olacağım" demeli. Bunun en güzel örneğini de Fenerbahçe gösterdi. Fenerbahçe’nin İstanbul Büyükşehir Belediyespor önünde ne hallere düştüğünü gördük. Tabii bunda, sakat futbolcularının ve eksik kadrosunun da etkisi oldu. Gerçi, İstanbul Büyükşehir Belediyespor, tam kadro çıktığında da Fenerbahçe’nin başına aynı çorabı örmüştü. Panik yapmasalardı, ligin ilk yarısındaki 2-0’lık sonucu tekrarlayabilirlerdi.

Bu hafta Sivasspor ile İstanbul’da oynayacak olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a dikkat edin! Ligin liderini değiştirirlerse kimse şaşırmasın.

TRABZONSPOR uçurumun eşiğinde

OY Trabzon, Trabzon, içi kaynayan kazan... Sadece kazanın içindekileri değil, dışındakileri de yakmaya devam ediyorsun. Görülüyor ki, takım hızla küme düşme potasına giriyor. İşin en vahim ve tehlikeli yanı, yöneticisinden, futbolcusuna, teknik adamından, taraftarına kadar herkesin durumu kabullenmesi... Tedbir almayı düşünen yok... Maçı birlikte seyrettiğim Trabzon Kültür Derneği’ndeki dostlarım dahi bu kötü gidişatı normal karşılar oldular.

Başkan, lafım sağadur, sağa... Trabzonspor uçurumun eşiğinde... Ocak ayı futbolda fırsat ayıdır. Ancak, görüyorum ki, bu fırsattan yararlanmadığın gibi yararlanacakların da önünü kesiyorsun. Yakaladığın fırsatı bırakıp gitme şansını da son anda değerlendiremedin. İnanıyorum ki, sende bu hava, harcamadığın para ve basın desteği varken başkanlık sıkıntısı çekmezsin.

Bali yanlış anlaşıldı

Eskiden Trabzonspor’a hep "vurdi, vurdi" diyorlardı. Şimdi "vuruldi" diyorlar. Normal kurallar içinde düzeni temin etmek senin elinde... Etmezsen, bu vebalin altından kalkamazsın.

Serdar Bali kardeşimin katıldığı "Altı pas" isimli televizyon programında Trabzonspor’la ilgili sarfettiği "Artık belden aşağı vuracağım" şeklindeki açıklaması yanlış anlaşılınca, gereksiz polemiklere yol açtı. Bu ifadenin boks sporundaki belden aşağı vurulan faullü yumruklar anlamına geldiğini ve buradan konuşma dilimize geçtiğini akıl edemediler. Serdar’ın bunu, hem Trabzonspor’un çok önemli eski bir futbolcusu, yöneticisi ve kongre üyesi olması hasebiyle canı yandığından, isyanını dile getirmek için söylediğine inanıyorum. Bunun için fırtınalar koparmaya gerek yoktu.
Yazının devamı...

Herkes taraftarı aldatıyor

10 Ocak 2008
Buraya kadar gelmesi bile mucize. Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olacağına inanıyordum. Ancak, televizyonda Sevilla’yı izledikten sonra bu düşüncem de değişti. Fenerbahçe’nin son zamanlarda sergilediği futbolla Sevilla’yı elemesinin hayal olduğunu düşünüyorum.

"Deveye boynun neden eğri?" diye sormuşlar; "Nerem doğru ki?" diye cevaplamış. Futbolumuzun içinde bulunduğu durum da buna benziyor. Dünyanın hiçbir yerinde bizdeki başıbozukluk yok.

Örneğin; futbolda ileri gitmiş ülkelerde mali dengeleri bozuk, bütçeleri eksi bakiye veren kulüplere transfer yasağı getirilir, lisansları tescil edilmez, hatta ligden düşürülür. FIFA ve UEFA’nın normları, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de uygulansa, Süper Ligimiz en fazla iki takım arasında oynanır. (Bu iki takımdan biri, şayet küme düşmezse Gençlerbirliği olur).

Sakın beni Avrupa hayranı filan sanmayın... Mecbur kalmasam turist olarak dahi yurt dışına çıkmam. Bu doğa ve tarihi zenginlik, bu arkadaşlık ve dostluk dünyanın hiçbir yerinde yok. Ufak tefek bahaneler uydurarak yeni vatan arayan yol-yordam bilmeyenlerden de değilim.

Karşılığı verilmiyor

Herkes, "Sporseverler maça niçin gitmiyor?" diye soruyor. Bursaspor-Galatasaray maçını heyecanla bekleyenler, programını maç saatine göre ayarlayanlar, bu karşılaşmayı televizyonlarda seyrettikleri Avrupa liglerinden bir maç ile kıyasladıklarında acaba ne düşündüler? Buna bir de ulaşım bozukluğunu, stadyum güvenliğinin olmayışını da ekleyince maça neden gitsinler?

Futbolcular aldıkları paranın karşılığını vermiyor. Teknik direktörler takımlarında kalma sürelerini uzatmanın çarelerini aramaktan başka bir iş yapmıyorlar. Futbol da bu yüzden çirkinleşiyor. Ayrıca bunlara, türlü vaatle gelen yöneticilerin iş bilmezliği ekleniyor. Doğru dürüst saç-sakal traşı olmayı bilmeyen, kravat takmayan, sosyal yaşamda hiçbir albenisi bulunmayanlar, medya ile burun buruna geldiklerinde "iki dirhem bir çekirdek" oluyorlar. Hele bir de mikrofon ve kamera karşısına geçince, bülbül gibi şakıyarak günü kurtarmaktan başka iş yapmıyorlar.

Herkes taraftarı aldatıyor. Sonunda salona, stadyuma kimse gitmiyor. Suçlu, maçlara gitmeyen seyirci değil, onları stadyumlardan uzaklaştıranlardır.

Yalanların tekzibi

GEÇEN gün televizyonda holiganları izledim. Ve içimden yaptıklarına değil, ama itiraflarına bravo demek geldi. Yıllardır tribünleri besleyenlerin söyledikleri yalanları tekzip ettiler. Bileti alanlar nasıl ve nerden aldıklarını, tüm inkarlara rağmen, mertlikle ifade ettiler. Diyeceksiniz ki, "Sen yirmi beş yıldır bu işin içinde değil miydin?" Ben de gençlik yıllarımda seyirciye yakın görünmek ve alışılmış düzene uymak durumunda oldum. Ancak 1996’dan bu yana bu tür olaylara katılmadım. Hatta bu nedenledir ki, iki yıl önce Galatasaray şampiyonluğa giderken her maçta "Ergun Gürsoy istifa" diye bağırdılar. O zaman kimse bunun nedenini araştırmadı. Hatta basının bir kısmı da "Ne zaman istifa edeceksin?" diye sordular.

Yönetenler göremiyor

GEÇEN
haftaki yazımda Galatasaray’ın ikinci yarı açılışı için geç kalmasının sakıncaları üzerinde durmuştum. Bunun sakatlıklara neden olacağını ve Galatasaray’ın futboluna olumsuz yansıyacağını da belirtmiştim.

Bursaspor-Galatasaray maçından sonra sarı kırmızılı futbolcu Servet Çetin mikrofonlara aynen, "Sezonu geç açtığımız için ikinci yarıda istediklerimizi yapamadık. Allah’tan sakatlık olmadı" dedi. Ben dahil herkesin gördüğünü Galatasaray’da futbolu yönetenlerin görememesi endişe verici...

Rahat uyu Tekin Onay

RAHAT uyu Gündüz Tekin Onay Hocam... O, futbol yaşamımda birçok konuda danıştığım, yaptığım ya da yapamadığım transferlerde bana her zaman yol gösteren kişi olarak aklımda kalacaktır. Kendisiyle zaman zaman ters düşsem de sevgi ve saygı çizgimden hiçbir zaman ayrılmadım. Türk futbolundaki yeniliklerde başrolü oynayan sevgili hocam Gündüz Tekin Onay, yaptıkları ile yeri doldurulamayanlar arasında anılacaktır. Allah rahmet eylesin.
Yazının devamı...

Galatasaray kötüye sürükleniyor

3 Ocak 2008
Ama Galatasaray’ın ikinci yarı açılışını yapmakta geç kaldığını görünce, daha çok bilgi eksikliğim olduğunu anladım...

Bütün takımlar ligin ikinci yarısına kamp yaparak harıl harıl hazırlanırken, bizimkilerden uzun süre tık çıkmadı. Üstelik takımın bir kısmı sakat, bir kısmı sezonu kapatmış. Hasretle yollarını gözlediğimiz transferlerden de henüz haber yok...

Birkaç gün sonra, deplasmanda Bursaspor’a karşı ciddi bir kupa sınavı verecek olan Galatasaray’ın bu kadar umursamaz olmasını mantığım almıyor. Demek ki, biz yıllarca yanlış yapıp futbolcularımızı fuzuli yormuşuz (!)...

Hocamız hastalanabilir, Galatasaray’ın önemli iki lig maçına da çıkmamış olabilir. Kim bilir, belki de psikolojik sorunları vardır... Ancak, bir takımda nasıl futbolcuların yedeği oluyorsa, teknik direktörün de yerine bakacak birinin olması gerekir.

Sorumluluktan kurtulamazlar

Üç yıl evvel, geçilmemek için çarelerini de açıklayarak "Fenerbahçe bizi geçti" dedim. Pek çok Galatasaraylı ve konu sıkıntısı çeken spor yazarı, ne dediğimi anlamak yerine, acımasızca bana saldırmıştı. Şimdi bakıyorum da, hiçbir problemi ve transfer ihtiyacı olmayan Fenerbahçe ile birlikte bütün takımlar, ikinci yarı hazırlıklarına günlerce önce başlamışlar. Bizimkiler daha dün toplandı.

Adaleleri ciddi maçlara hazır olmayan futbolcularımızdan birkaçı sakatlanırsa bunun hesabını kim verecek? Benim bildiğim, sağlık kurulu koordinatörümüz Prof.Dr.Mehmet Kurtoğlu böyle bir şeye izin vermez. Büyük bir ihtimalle, ona da soran olmamıştır.

Amacım, "felaket tellallığı" yapmak değil... Sadece Galatasaray’ın kötüye sürüklenmesine isyan ediyorum. Özhan Canaydın da "Bütün sportif ve mali yetkilerimi Adnan Polat’a devrettim" diyerek, işin içinden sıyrılamaz. Yetkiyi devretmek, kişiyi sorumluluktan kurtarmaz.

Çaylak yönetici

GEÇEN cumartesi, Türkiye Yüzme Şampiyonası yapıldı. Fenerbahçe ilk defa "tüm branşlarda" şampiyon oldu. Sporcularını ve yöneticilerini kutluyorum.

Suyu sadece hamamda gördüğünü tahmin ettiğim zamanın Yüzme Federasyonu Başkanı Sema Küçüksöz’e, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ile Gençlik ve Spor Genel Müdürü’ne ısrarla kandırıldıklarını söyleyip engel olmaya çalıştım. Dinlemediler, bir günde bakanlar kurulu kararı çıkarıp F.Bahçe’nin Ukrayna’dan aldığı yüzücüleri Türk vatandaşı yaptılar. İşte bu devşirmelerin, Türk yüzücüler karşısında havuzun sularına nasıl gömüldüğünü hep beraber izledik. Bunlar, değil olimpiyatlarda madalya almak, B finali dahi yüzemezler. Sadece Türkiye’de F.Bahçe’yi şampiyon yapabilirler ve yaptılar da... Finallere kalabilecek tek Türk yüzücüsü, şampiyonada Ukraynalıları geçerek Türkiye rekorlarına imza atan Derya Büyükuncu’dur.

Lisenin önünden geçmesin!

Yirmi yedi kez Türkiye şampiyonu olmuş Galatasaray’ın, yüzme şubesi sorumlusu çaylak yöneticisini de sizlere havale ediyorum. Seçildiğinde kendisine her türlü desteği sağladım, tüm olanaklarımı emrine verdim. Bilmiyorum nedendir? Vedat İrdelp, kulübün de müsaadesiyle başlattığım bütün hamleleri yarım bıraktı ve ikazlarımı göz ardı etti. Gelinen nokta ortada...

Verilen şansı elinin tersiyle iten Vedat İrdelp, sakın ola, seçim ayında Galatasaray Lisesi’nin önünden bile geçmesin!...

Birini dahi yönetecek kapasitesi olmayan bu kardeşimize, dört branşın yönetiminin verilmesi kararı tekrar gözden geçirilmelidir. Galatasaray kartviziti taşımanın dışında hiçbir iş yapmayan, futbol şubesinden başka görev kabul etmeyen, diğer branşlar teklif edilince, "işim var" deyip küsen yöneticiler ne diye koltuklarında oturuyorlar?

Kusura bakmasınlar, darılmasınlar, gücenmesinler! Onlara, oyumu şartlı verdiğimi, hatalarını yüzlerine söyleyeceğimi açıklamıştım. Kimse Galatasaray’dan daha değerli değildir.

Tepkisizlik üzüyor

ÜÇ dönemdir Galatasaray’da murakıplık görevini büyük bir liyakatla sürdüren Suat Sucuka, bir gece kulübünde eşiyle otururken, Alper Üner tarafından darp ediliyor ve hastanelik oluyor. Alper Üner, Suat Sucuka’nın fizik olarak iki katı büyüklükte... Ve daha önce de Galatasaray Yönetimi’ne talip olmuş bir kişi... Aynı mekanda bulunan Galatasaraylı yöneticiler de kıllarını kıpırdatmadan olaya sessiz kalıyorlar. Gerçekten çok üzüldüm. İşin daha da vahim yanı, yönetimin ve disiplin kurulunun da tepkisiz kalması... Neden görevlerini yapmaktan çekiniyorlar? Bu işin sonuna kadar takipçisi olacağım.
Yazının devamı...

Futbolcu beyler artık krediniz bitti

26 Aralık 2007
Bu sezon başta Galatasaraylılar olmak üzere, Trabzonsporlu ve Beşiktaşlı futbolcular, görevlerinizi yapmadığınız kanaatindeyim. Ya işinizi ciddiye almıyorsunuz ya da bu kulüpler için yeterli değilsiniz.

Yerli ve yabancılar dahil, Galatasaray’da oynayan tüm futbolcular... Sadece sizden beklenilen hizmeti değil, aldığınız paranın da karşılığını vermediniz. Gerek UEFA gerekse Süper Lig’de oynadığınız maçlarla taraftarlarınızı hayal kırıklığına uğrattınız.

Ama siz suçlusunuz da sizi yönetenler masum mu? Hayır... Özhan Canaydın sezon başında, futbolla ilgili bütün yetkileri kariyerlerine bakmadan Adnan Polat ve ekibine verdi. Onlar da, bu işi Galatasaray seviyesinde bilmediklerini ispat edercesine hareket ettiler. Transfer ettikleri tüm futbolcuların Galatasaray için yeterli olmadığını gözler önüne serdiler. Sağ olsun Bordeaux, önce bizi yenip üzdü. Ama sonrasında, Panionios’a sahasında galip geldi de Galatasaray’ı bir üst tura taşıyarak teşekkürü hak etti.

Şampiyonluğa inanılmıyor

Galatasaray, şampiyonluk havasından uzaklaştı. Artık ne taraftar, ne yönetici, ne futbolcu ne de teknik heyet şampiyonluğa inanıyor. Seyirci stadyuma gelmiyor; futbolcular devreyi bitirerek bir an evvel huzura kavuşmak istiyor; teknik direktör tatile çıkıyor. Yöneticilerin durumu evlere şenlik... Birbirlerinden o kadar kopuklar ki, Aslantepe’nin temel atma töreni gibi, Galatasaray için tarihi bir günde dahi birlikte olmuyorlar. Kötü günlerde omuz omuza değiller, hepsi kongreye odaklanmış, seçim hesapları yapıyorlar. Mart ayında bu yönetimden üç kişi kalmaz. Galatasaray’ı yönetme yeterliliğine sahip oldukları iddiasıyla gelip kulübü ödenmeyecek borç altına sokanların, 15 kişilik yönetim kurulu kadrosunda yer bulmaları imkansız. Benim bildiğim Özhan ağabey, seçim zamanı gereğini yapar...

Böyle bir ortamda G.Saray’dan başarı bekleyen, Malta’dan Avrupa Kupası Şampiyonluğu beklesin!..

İlk yarının sona ermesiyle bir şans daha yakaladığınızı düşünüp, bunu değerlendirme çabasına giriştiğiniz anlaşılıyor. Aklınızca, yapacağınız bir iki transferle durumu idare edeceksiniz.

Bilin ki, devre arasında kimse size "hatır için" iyi futbolcusunu vermez. Sadece kendinizin değil, kulübün de kaliteli oyuncu alacak kredisini tükettiniz.

Eğer bir serüvene girecekseniz, bunu kendi cebinizden karşılayın. Galatasaray parası ile kimseye maceraperestlik yaptırmazlar...

Bir takıma bedel

GÖKDENİZ ile Yattara’nın bir takıma bedel olduğunu hep beraber bir kez daha izledik. Yattara, daha önceleri nerelerdeydin? Devamlılığı olmayan bir oyuncu musun, yoksa şimdiye kadar seni oynatamayan hocalar mı iyi değildiler?...
Yazının devamı...

Gereğini Mart ayında yapsınlar

13 Aralık 2007
Evet, onlar da bir meslek icra ediyorlar. Kendilerine ayrılan 2 saatlik zamanı doldurmaları gerektiğini biz de biliyoruz. Ama, dünyanın hiçbir yerinde en büyük spor stüdyolarında bu tip ağır ve acımasız eleştiri yoktur.

* * *

Televizyondaki yorumlardan tatmin olamadığım için, merak edip bilenlere sordum. Kalecinin eliyle topa temas ettiği noktada topu kontrol etmiş sayılacağını, bundan sonra kaleciye yapılan müdahalenin faul olduğunu, söylediler.

Bu durumda, Trabzonspor-Gaziantepspor maçında, hakemin Gaziantepsporlu futbolcuyu faulle cezalandırması gerekirken, Trabzonspor kalecisine kırmızı kart göstererek oyundan atması ve Trabzonspor aleyhine penaltı vermesi, yorum hatasıydı. Nedense, pek üzerinde durulmadı, duranlar da hakemin kararının doğru olduğunu söyleyerek pozisyonu yanlış değerlendirdiler.

* * *

Kalli ve Adnan’lar, daha önce deneme imkanı bulamadıkları yedi genci, dünyanın en büyük derbilerinden sayılan Fenerbahçe-Galatasaray maçında sınamaya kalktılar. Yenilginin ötesinde, futbolda tez konusu "nasıl yapılmayacağı" olan bir örnek de sergilediler. İki sene önce, 30 haftanın emeğini yok sayıp son altı haftada gösterdiği "saatle" bir mucizeye (!) imza atıldığını ifade edenler, Galatasaray’daki kötü gidişin mimarlarıdır.

Galatasaraylılar son iki senede bekledikleri mucizeden hiçbiri ile karşılaşamadılar. İnsanlar daha önce yapılanlarla değil de, kendi yaptıkları ile iftihar etmelidirler. Eğer bunu başaramıyorlarsa mart ayı geldiğinde gereğini yapmalıdırlar.

Sakın Kalli’yi feda ederek bu işten kurtulacaklarını düşünmesinler!
Yazının devamı...

G.Saray için büyük fırsat

6 Aralık 2007
Başkan Ali Şen iddialı demeçler verip 5 kupayı da alacaklarını ilan ediyor. Sözünü ettiği 5 kupadan biri de Türkiye Kupası şampiyonluğu... Final maçı Şükrü Saracçoğlu Stadyumu’nda Fenerbahçe-Galatasaray arasında oynanacak...

Fenerbahçe’nin yöneticisi de futbolcusu da taraftarı da havaya girmiş, maçı kazanacağından emin... O kadar ki, formalite olarak gördükleri final maçından sonra kutlayacakları şampiyonluk için stadyumu bile süsleyip törenlere hazırlamışlar.

Ancak düşünülen olmuyor... Hiç şans verilmeyen Galatasaray, inanç ve azmi ile Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nda Türkiye Kupası’nı kaldıran takım oluyor.

Fenerbahçe’de tam bir hüsran yaşanıyor... Sadece ümitler değil, hazırlanan havai fişeklerin fırlatılması da bir başka bahara kalıyor...

Hangi maçtan söz ettiğimi her halde anlamışsınızdır... Hani Souness’ın Galatasaray bayrağını Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun zeminine diktiği maç...

Mazereti yok

Cumartesi günü oynanacak maçın Galatasaray için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar ligde güçlü bir takımla karşılaşmaması neden gösterilerek, puan cetvelindeki yeri ve yenilmezlik unvanı ile ilgili oluşan istifhamın cevabını verecek... Berabere kalması halinde dahi, şampiyonluktaki en ciddi rakibiyle puan farkını muhafaza etmekle kalmayacak, ligdeki lokomotif işlevini de sürdürecek... Ayrıca, kazanacağı özgüvenle, bundan böyle rakiplerini ezip geçecek...

Galatasaray, Alex ile kıyaslanan Lincoln’ün ya da diğer sakat ve cezalı oyuncuların arkasına sığınmamalı ve mutlak başarı parolası ile Kadıköy’e gelmeli... Yenilgi halinde, sezon başından bu yana yükselen çıkış eğrisinin hızla inişe geçeceğinin hesabını yapmalıdır. Yenilginin pek çok nedeni olabilir, ama tek bir mazereti bile olamaz.

Adına yakışmalı

Aslında, Galatasaray’ın en büyük rakibi yine kendisi... Yöneticisi, teknik direktörü, futbolcusuyla devam eden dalgalanmaya derhal bir son verilmeli... Derbi öncesi moralleri bozmamak için, bu konudaki hakkımı saklı tutarak, eleştirilerimi erteliyorum. Ancak şu kadarını söylemeden geçemeyeceğim: Takımda "devrim (!)" yaptıklarını söyleyenlerin, bir hafta arayla söylem ve kararlarında çizdikleri zikzaklar da gözden kaçmıyor... Yüce Atatürk’ün "İdare-imaslahatçılar esaslı devrim yapamaz" sözlerini akıllarından çıkarmasınlar!

Galatasaray ligi kazanmak istiyorsa, Fenerbahçe önünde mutlaka başarılı olup taraftarları ile birlikte bu mutluluğu yaşamalıdır.

Dünyanın en önemli derbilerinden kabul edilen Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması için, her iki taraftan da maç öncesinde, maç sırasında ve maç sonrasında, her şeyiyle bu derbiye yakışır görüntüler bekliyoruz.

Adet olduğu üzere, biz de yazımızı moda bir slogan ile bitirelim: (Hak edenin Galatasaray olması dileğiyle) HAK EDEN KAZANSIN!...
Yazının devamı...

Hakan Şükür'e mızıkçılık yapmayın

29 Kasım 2007
25 yıllık yöneticilik yaşamımda pek çok örnekle karşılaştım. Zamanında bir hocamız, Galatasaray’da yedek kalecimizi orta sahada, hatta forvette oynattı. Bir başka hocamız takımımızın en iyi oyuncularını eften püften sebeplerle kadro dışı bıraktı. Bir başkası, antrenman sahamızı beğenmeyip takıma en uygunsuz yerde kamp yaptırdı.

Galatasaray’da işler, en azından puan olarak, yöneticilerin de teknik heyetin de beklemediği kadar iyi gidiyor. Ve böyle bir zamanda Hakan’ı harcamanın tezgahları kuruluyor.

Hakan Şükür’e 17 senelik futbolculuk hayatında, en uzun yöneticilik yapan biri olarak söylüyorum: Hakan Şükür, futbol yaşamı boyunca hiçbir Avrupa takımına kendi isteği ile transfer olmadı. Kulübe para lazım olduğunda, kurbanlık koyun gibi kapı kapı dolaştırılıp yabancı kulüplere satılmak istendi. Hatta bu iş için kiralanan özel uçağın parasını da ona fatura ettiler. Çocuğunu getirdiği için kadro dışı kaldığında bile gıkını çıkarmadı ve takım içinde hiçbir zaman sorun olmadı.

Tekere çomak sokmayın

Milli Takım’da oyna dedikleri zaman oynayan, gol at dedikleri zaman atan, savunmaya yardımcı ol dendiğinde bunu yerine getiren, yedek otur dediklerinde oturup kaderine razı olan bir futbolcudur. Şimdi, futbol yaşamının sonuna gelmiş, Mayıs ayında sözleşmesi bitecek olan rekortmen bir oyuncuyu sezon ortasında, sağa sola gizli haber uçurarak istenmeyen adam ilan edip mızıkçılık yapıyorsunuz.

Durup dururken Galatasaray yönetimi ve teknik heyetinin, başlarına "Hakan Şükür çorabı" örmelerine hiç gerek yok. Entrika yapmak kolay iş değildir. Öncelikle zeki olmayı gerektirir. Yoksa, böyle elinize yüzünüze bulaştırırsınız. Tekere çomak sokmaktan vazgeçin! Sizi, en kısa zamanda akl-ı selim ile hareket etmeye davet ediyorum. Aksi halde, kendi darağaçlarınızı kurduğunuzu bilin!

PRİM AVCILARI

Liglere ara verilmesinin de etkisiyle kısırlık çeken bazı köşe yazarları, sütunlarını doldurmak için, kargaların bile güleceği prim polemiği başlattılar. Eleştirme adına Milli Takım oyuncularımızı neredeyse vatan haini ilan ettiler. Kimin parasını, kimden kıskanarak kahramanlık edası ile sahneye çıkıyorsunuz, anlamıyorum.

Özerk federasyon kurulmadan önce, deplasmana giden Milli Takımımız’ın ekstra masraflarını, maçı izlemeye giden zengin işadamlarımız öderlerdi. Çok şükür ki, federasyonun özerkleşmesiyle bu utanç verici uygulama son buldu.

Hala çağın gelişmelerine ayak uydurmakta direnip amatörce düşünmeye devam eden bazı yazarlarımız, milli oyuncularımızı alacakları primler nedeniyle, yerin dibine sokmaya çalışıyorlar. Yıllar önce profesyonel dönemin başladığının farkında bile değiller. Bildiğim kadarıyla en az on iki yıldan beri, profesyonel futbol dünyasında, uluslararası başarılarda, kulüpler ve milli takımların aldıkları paraların % 30 ile % 35’i futbolculara prim olarak dağıtılıyor.

Profesyonel oyuncular, futbolculuğu "meslek" olarak icra ediyorlar ve bu süre de kısa... Bu insanların kazançlarına dil uzatılarak, her şeyden önce alın terlerine saygısızlık yapılıyor.

Dünyanın her yerinde başarılı sporcular, çok kazanıyorlar. Sosyalist rejimlerde de durum farklı değildi. Ayrıca köşe yazarlarımız da diğer pek çok meslek erbabından fazla kazanıyorlar ve onların arasında da kazanç uçurumları var.

Çifte standart

Bu ülkede hiçbir vergi listesinde ismi dahi bulunmayan, ilkokul diplomasını sürücü ehliyeti almak için edinen, binlerce zengin "işadamının(!)", devletin açtığı bütün özelleştirme ihalelerine talip olduğunu, hatta alabildiğini görüyoruz. Bunların "Şuraya 50 milyon dolar cebimden verdim", "Kulüpten 70 milyon dolar alacağım var", "Kulübün bütün borçlarına kefil oldum" gibi küçültücü ifadelerini görmemezlikten geliyorsunuz. Böylelerini eleştirmeyenlerin de mesleği futbolculuk olan, aldığı paranın da vergisini veren bu insanları, kazandıkları zaferden sonra yerin dibine sokma hakları yoktur.

Ulusça hüznümüzün doruklara tırmandığı bir sırada, bir nebze de olsa moral bulmamızı sağlayan Milli Takım oyuncularımız, kazanan her Türk vatandaşı gibi, isterlerse primlerinden bağış yapabilirler. Bunun için kimsenin zorlamaya hakkı yoktur.

Yazının devamı...