"Ergun Gürsoy" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ergun Gürsoy" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ergun Gürsoy

Bu işte bir yanlış var

26 Temmuz 2007
Kalli’nin yaşıyla ilgili bir endişe taşımıyorum. Önceki yıllarda da Türkiye’de yaşlı hocalar takım yönettiler ve başarılı oldular. Tabii ki, hocanın iyi olması gerekli, ama iş bununla bitmiyor; sahanın içinde olanların da iyi olması gerekiyor...

Lincoln dışında transfer edilen oyuncuları izleyip, çok iyi tanıdığına inanmıyorum. Zaten, sekiz yıl futboldan uzak kalan Kalli’nin, liglerdeki oyuncuları nasıl takip ettiği de ayrı bir merak konusu... Bildiğim kadarıyla bu dönemde, Bill Clinton gibi, Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde, görüntü zenginliği vermek için katıldığı bir takım futbol etkinliklerinin özel gecelerinde zaman harcadı. Hocalığına bir şey demiyorum. Ama adaptasyon eksikliği ve futbol ortamını yeterince takip edemediği konusunda çekincelerim var.

Taşın altındaki el

Buna karşılık, Galatasaray’ın şampiyonluk yolundaki rakiplerinin hocaları istim üzerinde... Biri, şampiyon takımın hocası... Diğeri, bir Anadolu takımında elde ettiği başarılar nedeniyle, Beşiktaş futbol takımının başına getirilerek ödüllendirilen yükselişte bir yetenek... Ayrıca rakiplerin, seyirci avantajı yanında yönetimlerinin dayanışma ve bütünlükleri de üst seviyede...

Adnan Polat, Kalli ve genç futbolcularla geleceğin takımını kuracakları ifadesini kullandı. Oysa Kalli, bu yıl da dahil, iki yıl hocalık yapacağını söylüyor. Ortada bir yanlışlık var... İki yıl sonra futbol yaşamını sona erdirecek hocayla geleceğin takımını kuramazsınız. Adnan Polat’ın gerekli-gereksiz konuşmalarına rağmen, Özhan Canaydın’ın hiçbir şey söylemeden suskun kalması da beni düşündürüyor. Yani diyeceğim o ki, taşın altında kimin eli olduğu belli değil... Yapılan işlerin kimin sorumluluğunda olduğunu Galatasaray Yönetimi’nin açıklamasını bekliyorum.

Umut tacirleri

EN iyi futbolcuları transfer ettiklerini, en iyi hocayı getirdiklerini her fırsatta açıklayan yöneticiler, takımlarını şimdiden Türkiye’de lig ve kupa şampiyonu olarak ilan edip, Avrupa kupalarında da derece yapacaklarını kesin bir dille iddia ediyorlar. Hayal kurmak iyidir; insanın ufkunu açar... Herkes hayalinde görmek istediğini canlandırır. Ancak, hayalle gerçek her zaman örtüşmez. Hayallerinize dayalı iddialarınızın gerçekleşmesi için yatırımlar gerekir.

Tehlikeli vaadler

Beşiktaş, ’Şampiyon kesin biziz’ diyor. Geçen sezonun şampiyonu F.Bahçe, haliyle iddialı... Yaşanan kötü deneyimlerden hala ders almadıkları anlaşılan G.Saray yöneticileri için lig ve kupa şampiyonluğu zaten çantada keklik (!), sırada UEFA’da en az çeyrek final oynamak var... Özhan Canaydın ve Adnan Polat’ın taraftarlara garanti verip boş yere umutlandırmadan öte şartlandırmalarını son derece tehlikeli buluyorum. Zira bu iddialar gerçekleşmezse, geçen sezon sonu gibi sahaya 5 bin şişe su atılır ve G.Saray tarihine yakışmayan nahoş olaylar tekrar yaşanabilir.

İyi olmayan kim?

F.Bahçe maçındaki eylemler kesinlikle örgütlü; aksine kimse beni inandıramaz. Çıkan olaylar nedeniyle Galatasaray 50 milyon doların üstünde zarara uğradı, parayla ölçülemeyecek manevi zararlar da cabası... Gerçek suçlu yönetici mi, seyirci mi, güvenlik güçleri mi ortaya çıkmadı... Ve işin ceremesini daha önce de olduğu gibi günahsız Galatasaray Kulübü çekiyor.

Ayrıca, en iyi futbolculara, en iyi hocalara sahip oldukları, böylece kesinlikle başarıya ulaşacakları iddialarına karşın, takımları başarısız olan yöneticilere, herhalde ileride sorulacaktır. Madem en iyi futbolcular, en iyi hocalar sizdeydi, neden başarısız oldunuz? Yoksa iyi olmayan sizler misiniz?

İş adamlığı unutulmuş

ÖYLE anlaşılıyor ki, futboldan epeyce bir zaman uzak durmaları, yöneticilere iş adamlığını da unutturmuş. Yöneticinin futbolu çok iyi bilmesi şart değil, ama iş adamlığını ve yöneticiliği bilmesi gerekiyor. Daha lig başlamadan takımı iflasa sürüklemek, başka bir şekilde açıklanamaz.

Geçen sezon devre arası Adnan Polat, kesin olarak Gerets’in işinin biteceğini herkese söyledi. Ancak başkan ve yönetim kurulunun Polat’ın bu isteğini sezon sonuna taşıması, G.Saray’ın büyük maddi zararlarına neden oldu. Bu yetmiyormuş gibi, geleceği kesin olan Kalli’nin 2. devre takımı izlemediği de ortaya çıktı. Eğer izleseydi, şimdi gönderilen dört oyuncunun gideceği önceden bilinip buna uygun bir yol izlenerek, G.Saray’ın, bu operasyondan karlı çıkması sağlanabilirdi. Yanlış anlaşılmasın, ben de bu oyuncuların gitmelerinden yanayım... İtirazım, bundan G.Saray’ın zarara uğraması... Ayrıca geçen yıl Milli Takım kadrosunda olan bu oyuncuların takımdan gitmeleri, G.Saray’da artık müzminleşen, giden oyuncudan bonservis parası alınmaması ve ceplerine yetecek kadar para koyulması, uygulamasını da yeniden gündeme getirecektir.

Sınav geçildi

HALKIMIZ yine bir demokrasi sınavından başarıyla çıktı... Sonuçların ulusumuza, insanlığa hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere tüm seçilenleri kutluyorum.
Yazının devamı...

Carlos gibisi gelmedi

19 Temmuz 2007
FENERBAHÇE, Roberto Carlos’u renklerine bağlayarak futbolumuzun en flaş yabancı yıldız futbolcu transferini gerçekleştirdi.

Şimdiye kadar başka yabancı yıldız futbolcular da Türkiye’ye geldi. Ama bunların mutlaka bir eksiklik ve sorunu vardı. Kimi formsuzdu, kimi sakattı, kimi kadro dışıydı, kimi çaptan düşmüştü...

Ve asıl önemlisi, bu futbolcuları takımları da göndermek istediğinden, bunlara bonservis bedeli ödenmedi. Örneğin, en başarılı yabancı Hagi bile Avrupa’da oynadığı takımlara katkı sağlayamıyordu, genç Ribery ise geldiğinde yıldız değildi. Ancak Hagi, Türkiye’de yakaladığı şansını çok iyi kullanarak unutulmaz oldu.

Oysa Roberto Carlos, eski takımının en iyi, en başarılı oyuncusuydu. Şampiyonluk maçında takımını galibiyete taşıdı; her biri dünya devi olan takım arkadaşları da onu, önünde diz çöküp yere kapanarak uğurladılar. Bu transfer, Türkiye’yi bir kez daha dünya medyasına taşıdı.

Ancak, futbolun bir de diğer yüzü var... Her yıldız transfer, yeni takımına uyum sağlayamıyor. Bu mayanın tutup tutmayacağını da zaman gösterecek...

Bakarsınız Fenerbahçe’nin rakipleri, daha mütevazı transferleri ile mutlu sona ulaşır; kim bilir?

Polat’ın sözleri Uslu’nun ihtirası

KİŞİLERİN
sohbetlerinde birbirlerine güvenerek yaptıkları özel konuşmaların, şartlar ne olursa olsun, ifşa edilmemesi gerekir. "Kavgada bile söylenmeyecek sözler" vardır... Maalesef, insanlar bazen günlük çıkar ve ihtirasları uğruna söylememeleri gerekenleri söyleyebiliyorlar... Ancak bütün bunlardan Adnan Polat’ın konuşmalarını tasvip ettiğim anlamını çıkarmayın. Bakalım, Adnan Polat’ın konuşmaları başımıza daha ne işler açacak?

Karadenizliler’in beyni yok diyenlere

GEÇİRDİĞİM ameliyatın iyi yanları da olmadı değil... Biliyorsunuz, "beyin" ameliyatı oldum. Karadenizliler’in beyni yok, diyenlere duyurulur! Ameliyatımın bir diğer faydası da F.Bahçe’nin tantanalı şampiyonluk kutlamalarını görmemi engellemesi oldu.. Geç de olsa, kendilerini tebrik ediyorum.

Devrilen çamlar imdadıma yetişti

TABURCU
olduğumda, yazılarıma yeniden başlayacağım için büyük sevinç duyuyordum. Ama tedirginliğimi de bir türlü içimden atamıyordum.

Öyle ya, sağolsunlar, bana yazılarımda hiçbir zaman konu sıkıntısı çektirmeyen taraftarı-rakibi, her kademeden tüm yöneticiler benimle yakından ilgilenmişler, yakınlık ve desteklerini hiç esirgememişlerdi.

Ben, "Şimdi bunların aleyhine nasıl yazacağım?" diye kara kara düşünürken, bana en fazla ilgi ve yakınlık gösteren kişilerin başında gelen sevgili dostum Mahmut Uslu imdadıma yetişti. Öyle çamlar devirdi ki, artık yazmamak olanaksızdı. Yani diyeceğim, kapıyı aralayıp önümü ilk açan Mahmut Uslu oldu. Bu vesileyle kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sizleri unutmayacağım

AMELİYAT
sonrası, beni eski sağlığıma kavuşturmak için, üç buçuk ay boyunca gece gündüz demeden özveriyle çalışan, güçlü ordumuzun şefkat dolu yaklaşımının da en güzel uygulamalarını sergileyen "T.S.K.Rehabilitasyon Merkezi"nin komutan, hekim, fizyoterapist, sağlık ve diğer tüm personeline en derin şükranlarımı sunuyorum. Sizleri hiç unutmayacağım...

Ne yaptın Süren

UEFA ve Süper Kupa şampiyonu takımın başkanı Faruk Süren’in, Adnan Polat’ı muhatap alan açıklamalarını doğru bulmuyorum.

Daha önce de dile getirdiğim bir olguyu hatırlatmakta yarar görüyorum. Genelde muhalefete düşen yöneticiler, bu durumu içlerine sindiremez ve bundan olumsuz etkilenirler. Bu olumsuzluğun dışa yansıması en çok boş ve gereksiz konuşma olarak ortaya çıkar. Bu sayede yeniden gündeme gelmeye çalışırlar. En başta dört büyükler olmak üzere tüm takımlarda, en yükseğinden en sıradan olanına kadar bu eylemin içinde olan yöneticileri çok iyi biliyorum.

Futbol şubesine bakan yöneticiler, sabah gazeteyi ellerine aldıklarında kendileri ile ilgili haber görmeye alışkındır. Göremezlerse rahatsız olduklarından, kendileri yapay haberler yapar... (Bu yazdıklarımın üzerine de "mal bulmuş Magribi gibi" atlayıp beni ispata davet edecek bazı idealist geçinen yöneticilerle köşe yazarları, kanıtlarımın hazır olduğunu bilsinler...)

G.Saray gelenekleri

Benim tanıdığım, futbol tarihimizin en önemli ve değerli başarılarına imza atan Faruk Süren, ne övünmüş, ne öne çıkmıştır. Bu başarıları kendine mal etmek yerine, tüm başkanlara örnek olacak bir davranışla ekibiyle paylaşma erdemini gösterebilmiştir.

Evet; benim tanıdığım vakur Faruk Süren bıraksaydı da, asbaşkanlar, bazı taraftarların hasret kaldığı (!) atışmalarını kendi aralarında yapsalardı...

Galatasaray başkanının, asbaşkanların ucuz polemiklerine katılmasına her şeyden önce Galatasaray gelenekleri izin vermez.
Yazının devamı...

2 aylık askerlik için Ankara GATA’ya gidiyorum

4 Nisan 2007
Gerek telefonla gerekse hastane ve eve gelerek bana destek olan devlet büyüklerime, dost ve akrabalarıma, arkadaşlarıma, taraflı tarafsız spor camiasına teşekkür ediyorum. Kısa dönem askerlik için Ankara GATA’ya gidiyorum. İki ay sürecek kamp dönemi nedeniyle yazılarıma ara veriyorum. Hayır dualarınızı esirgemeyeceğinizi biliyorum. İki ay sonra görüşmek dileğiyle...
Yazının devamı...

G.Saray için şimdi ikincilik de zor

8 Mart 2007
Böylesine önemli bir maçta Hakan, Hasan ve Song kadroda yok, Ümit kenarda yedek... Bu oyuncuların neden oynamadığını futbolu yönetenler bile bilmiyor. Oynamama nedeni olarak inandırıcılığı olmayan açıklamalar yapılıyor. Hakan Şükür’ün annesinin hastalığından dolayı oynamadığına beni inandıramazlar. Hakan Şükür, özel hayatındaki sıkıntılarını işine yansıtmayacak sorumluluk ve görev bilincine sahiptir. Yarım sezon çatlak ayak parmağı ve kırık burun ile oynadığı ne çabuk unutuldu?

Galatasaray’da durum vahim. Yapılan acemice hatalar, bütün Galatasaraylıları isyana sürüklüyor. Bu takım, Avrupa’da başarılı olamadı, ama Türkiye için yeterli... İyi yönetilmesi halinde, en kötü ihtimalle ikinci olur. Bunun altındaki sonuçlar, sadece yönetimin aczini ortaya koyar...

Adnan Polat ile onu takip edenler, gaipten gelen sesler ve bir takım parmak işaretleriyle oynanmamış maçları da kazanılmış sayarak haftalar önce şampiyonluğu ilan etmişlerdi. Polat, şampiyonluğa öylesine şartlanmıştı ki, Şampiyonlar Ligi’nin yolunu açan ikinciliğin, şampiyonluk kadar önemli olduğunu unuttu. Şimdi ikinci olmak, şampiyon olmaktan daha zor gibi gözüküyor. İşler onun hayal ettiği gibi gitmedi. Bir an önce toparlanmasında yarar var. Öyle kameralardan kaçmakla olmaz. Yönetici, becerisini böyle günlerde kanıtlar.

Çok bilenler!

SON sözüm çok bilen (!) Zico düşmanlarına. Fenerbahçe şampiyon olunca neler yazacağınızı tahmin ediyorum! Benim için takımını şampiyon yapan hoca başarılıdır. Az ya da çok puan farkıyla veya averajla olmuş hiç fark etmez.

Fener travmadan kurtulamamış

BU
nasıl anlayıştır?.. Fenerbahçe ikinciden altı, üçüncü ve dördüncüden yedi puan önde. Elli bin taraftar her maç tribünde. Ancak taraftarı, takımı küme düşüyormuş gibi hoca ve futbolcularını eleştirip ortalığı ayağa kaldırıyor. Yöneticisi panik içinde televizyona bağlanıp sanki suçluymuş gibi yorumcudan medet umuyor. Oysa, kadrosu yıldızlarla dolu olan dünyanın en iyi takımları, kendi sahalarında puan kaybedebiliyorlar. Futbolun esprisi bu.

Geçen sezon sonu yaşadıkları travmadan hala kurtulamadıkları ortada. Yanlış yoldalar. Hocayı ve futbolcuları hedef gösteriyorlar. Onların bu davranışları, medyanın bazı kesimlerinin işine geliyor, cesaretlenip fütursuzca Zico’ya saldırıyorlar. İşin ilginç yanı, bu adamların başka zaman imza almak ve resim çektirmek için bile Zico’ya yaklaşamayacak olmaları...

Beşiktaş dersi almamış

BERABERE bitecekken genç bir futbolcunun bir anlık gafletinden kaynaklanan penaltıyla maçı kazanan Beşiktaş’ta yüzler güldü. Kazanmak tabii ki güzel, üstelik rakip G.Saray olunca... Ama ligin bitmesine 11 hafta kala liderin altı puan gerisinde, daha neyin ne olacağı belli değilken başkanın sevinçten ağlaması, şampiyon olunmuş gibi davranılması biraz abartılı olmadı mı?

Vaktinden evvel sevinmek ve şamata yapmak, geçmişte Beşiktaş’ın başını defalarca sıkıntıya soktuğu halde görüyorum ki, bir ders almamışlar. Haydi hayırlısı!...
Yazının devamı...

Şeriatın kestiği parmak acımaz

1 Mart 2007
Haberin tarafları Ekrem Cengiz ve Güvenç Kurtar dostlarımdır. Hatta Ekrem Cengiz’e yakınlığım daha fazladır. Kendileriyle görüştüm. Her ikisi de, haklı olduklarını, dile getirdiler.

Ortada Tahkim Kurulu’nun bağlayıcı bir kararı olduğuna göre, kim haklı, kim haksız tartışmasını gereksiz buluyorum. Atalarımızın dediği gibi "Şeriatın kestiği parmak acımaz."

Bu piyangonun, sırtı kaldıramayacak biri yerine, maddi olanakları geniş Ekrem Cengiz’e isabet etmesi, güzel bir tesadüftür. İstemeyerek de olsa, Ekrem Cengiz’in futbolumuz adına yeni bir anlayış ve uygulamaya vesile olduğu için mutlu olacağını düşünüyorum. Geçen haftaki yazımda belirttiğim gibi her olumsuzlukta hocayı gönderme zihniyeti de ortadan kalkmış olacak.

Rekabet ve husumet

KULÜPLERİMİZİN başkan ve yöneticilerinin, zaman zaman yaptıkları Fair-Play gösterilerine aldanmayın... Onlar da fanatik taraftarlar ile aynı düşünce ve davranış içindeler... Uzun vadede bir biçimde foyaları meydana çıkıyor.

7-8 yıl önce Fenerbahçeliler, o zaman zirvede olan Galatasaray’ı "Nasıl aşağı çekeriz?" hesapları yapıyorlardı. Şimdi de Galatasaray’ın Fair-Play ödüllü başkanı ve taraftarları, Fenerbahçe’nin elenmesinden mutlu oldular. Fenerbahçe’nin elenmesi ile bir zil takıp oynamadıkları kalanların, Aziz Yıldırım’ın, Galatasaray’ın UEFA Kupası’nı kazanmasını tesadüfe bağlamasına, kızma hakları olamaz...

İçinizden kıskanabilirsiniz, sevinebilirsiniz... Ama özellikle zirvedekilerin verdikleri mesajın nerelere gideceğini hesap etmeleri gerekir. Konumu itibariyle sorumluluk taşıyanlar, hiç olmazsa protokol icabı, camiaları birbirine düşürecek söz ve davranışlardan kaçınmalıdırlar. Rekabetle, husumeti birbirine karıştıranlar, futbol teröründen şikayet edemezler.

VURAL UYGUNDUR

ŞİMDİ taraflı tarafsız herkes, Yılmaz Vural’ın başarısını konuşuyor; iyi de yapıyor. Yılmaz hocayı Fenerbahçe maçından sonra televizyondan izledim. Şansal Büyüka ve Erman Toroğlu’na "Hem sizler, hem büyük kulüp yöneticileri bana imkan tanımadınız" diye serzenişte bulundu.

Üstüme alınmadım. Çünkü yirmi yıl önce onu Türkiye’ye getiren benim. Bu yirmi yılda pek çok rekorlara imza attı. Kısıtlı olanaklarına rağmen, üç büyüklere çok çektirdi. Son yöneticiliğim sırasında Hagi ile sorunlu olduğumuz bir dönemde, başkanın ve yönetimin onayını alarak kendisine teknik direktörlük teklif ettim. Hagi, başkandan ve yönetimden özür dileyerek görevine devam edeceğini söyleyince, Yılmaz hocayı getiremedik.

Gelecekte Galatasaray’ın yeni bir teknik direktöre ihtiyacı olduğunda, eğer şimdiki yöneticilerin söz verdikleri bir arkadaşları yoksa, hem uyum kolaylığı, hem maddi koşulları Galatasaray için en uygun olanlardan biri de Yılmaz Vural’dır. Sayın Vural’ın da bu camianın kabul edemeyeceği davranışlarını sezon sonuna kadar VIP hale sokması gerekiyor. Çünkü saha sonuçlarını bazen önemsemeyebilirler. (Yılmaz Vural’ın vazgeçmesi gereken, Galatasaray geleneklerine uymayan bir takım alışkanlıklarını, Galatasaray’a teknik direktör olduğunda dile getireceğim.)
Yazının devamı...

Bu faturayı kim ödeyecek?

22 Şubat 2007
Çok bilgili olmanıza gerek yok... Bir çok menajer, avukat ve yöneticiyle, şaşaalı imza törenleriyle düzenlenen bu sözleşmeleri yok sayamazsınız. Ve bir mağlubiyet sonrası, dünyaca tanınan bir hocayı, aklınıza estiği gibi kapının önüne koyamazsınız.

Kovmayı düşündüğünüzde, insan "Şu sözleşmeyi bir gözden geçirelim" der... Kaldı ki, Del Bosque size, "2 milyon Euro verin, helalleşelim" demiş, kulak asmamışsınız. Okuduklarımıza göre, Beşiktaş şimdi 6.5 milyon Euro ödeyecek. Kim, ödememe güvencesi verdiyse, hele bir ortaya çıksın da görelim!

Ribery uyarısı

İmza töreninde başrollerde oynayan Reha Muhtar hemşerim zannederim bir açıklama yapar...

Benzer bir olay, bizim başımıza da gelmişti. 1996’da Graeme Souness’a, sezon sonu için "Anlaşma yapalım" dedik ve yazıya dökmek istedik. Bize "Olur mu? Medeni insanlarız, sezon sonu ne isterseniz yaparım" dedi. İnandık... Meşhur Fenerbahçe ile oynadığımız kupa maçı finali öncesi başka bir şey yapmaya gerek görmedik.

Sezon bittiğinde, hocamız verdiği sözleri hiç hatırlamayıp ayrılmak istemediği gibi "Aba altından sopa da gösterdi". Faruk Süren, sözleşmeye şöyle bir göz atarak "Yapacak bir şey yok, çağırın öpüşelim" deyince, hocamıza 100.000 Pound verip el sıkıştık. "Haydi git" deseydik, bir yıllık parasını tazminat olarak ödemek zorunda kalacaktık.

Neden kaybettiniz?

Diyeceksiniz ki, "Ribery’i neden kaybettiniz?" O olay, tamamen başka... Ribery’nin sözleşmesinden kaynaklanan ödemeyle ilgili sorununu, Sinan Kalpakçıoğlu defalarca ikaz etti, ama ilgililere anlatamadı. Hatta Song ile Tomas da bedava gidebilirlerdi. Gitmemelerinin nedeni, Galatasaray’dan aldıkları "ballı ücretleri" gidecekleri takımlarda bulamamış olmalarıdır.

Yöneticilerin hata ve ihmallerinin faturasını, her zaman kulüpler öderler. Tarihimizde "Ben hata yaptım, cezasını ben çekeyim" diyen ne başkan, ne de yönetici var.

Yasaklara önce kendiniz uyun

BİR sözüm de yasak koyuculara... Yasaklara, önce yasakları koyanlar uymalıdır. "İmam sırıtırsa, cemaat kahkaha atar."

Başımdan geçen bir olayı anlatayım. Trabzon Kültür Derneği’nde sigara içmeyi yasaklamayı kafama koydum. Bunu arkadaşlarıma söylediğimde, "Tamam, ama puro içme işi ne olacak?" dediler, gülüştük... Zira dernekte benden başka puro içen yoktu. Yani özetle hemşerilerim durumu yemediler...

İşinize geldiği gibi yasak koymayın, bırakın ağzı laf yapan konuşsun; konuşan, sözünün arkasında dursun, kimse de birbirini taklit etmesin!

Polat’ın motivasyonu rakiplere yaradı

ADNAN Polat’ın "16’da 16 yaparız" diyerek, rakiplerini yok saydığı açıklamalarına, bu hafta Gaziantep’ten cevap geldi. Eski futbolcumuz da olan Gaziantepspor Teknik Direktörü Erdoğan Arıca’yı arayıp sordum: "Hocam bu maçtaki motivasyonunuzu neye borçlusunuz?"

Bana; "Adnan Polat’ın, maçımızı oynanmış kabul edip 3 puanı cepte gördüğünü ve bizi yok saydığını, bir hafta boyunca, her fırsatta oyuncularımın kafalarına işledim. Onlar da gereğini yaptılar" dedi. Adnan Polat’ın takımını motive edeceğini sanarak yaptığı bu açıklamalar, ne yazık ki, rakiplerimize yaradı ve yarayacak...

Diğer takım teknik direktörleri ve futbolcuları da Galatasaray’dan puan alıp kazanmak için, Erdoğan’ın duygularıyla hareket edeceklerdir. Bundan hiç şüphem yok. İşte geçen seneki Fenerbahçe de bu tür açıklamalarla, sezon bitmeden sahada şampiyonluk kutlamaları yaparak, hindileri, tavukları yürüterek, rakiplerini coşturup şampiyonluğu kaybetmişti. Size tavsiyem, bunlardan ders almanızdır...

Ucuz şovların arkasına sığınmayın

ÖNCEKİ yazılarımda da belirttiğim gibi iddialı söylem ve sloganlar, iyi, eksiksiz ve paralı kulüplerde yapılır. Erken başlatılacak şovlar, çok ağır bir şekilde ters tepebilir. Hiç olmazsa Galatasaray Başkanı’nın bu ucuz şovlardan uzak durup sükunetini koruması gerekir.

Türkiye gerçeği ve Haluk Çubukçu

VESTEL Manisaspor Başkanı Haluk Çubukçu’yu yakından takip ediyorum. Seri mağlubiyetlerinde maçların sonunda, saha içinde aleyhlerine verilen kararlar olsa dahi, her seferinde, kabahatin kendilerinde olduğu yolundaki ifadeleri, maalesef kimsenin dikkatini çekmedi ve takdir görmedi. (Onun bu davranışını saygıyla karşılıyorum.)

Kimse ne televizyonlarda ne de gazetelerde bu konuya temas etti. Bir kere daha anlaşıldı ki, bizim ülkemizde bu tür demeçler prim yapmıyor. Merakım şu... Haluk Çubukçu, acaba ne zaman Türkiye şartlarına dönecek? Çünkü bugüne kadar biz ne yöneticiler gördük.

Fair-Play anlayışıyla konuşan, kibar olmaya çalışan ve sakin (!) görünen... Ama onlar da sıkıştıklarında kendi leyhlerine slogan oluşturdular.

Federasyonu, hakemleri, saha ve hava şartlarını bahane ettiler. Oynanmamış maçları kazanmış gibi hesapladılar. Ve bir çuval inciri berbat ettiler..
Yazının devamı...

Aba altından sopa gösterme

15 Şubat 2007
Üstelik maçta tartışmaya açık pozisyonlar da vardı... Mosturoğlu, bunları hiç gündeme getirmeden, herhangi bir bahanenin arkasına sığınmadan, sonucu olgunlukla karşılayarak uygar bir davranış biçimi sergiledi.

Mosturoğlu’nun bu tutumuna ihtiyatla yaklaştığımı itiraf edeyim. Aslında olması gereken bu... Ve sadece Fenerbahçe değil, bütün takımlar böyle davranmalı...

Yöneticiler, mızıkçılık alışkanlığından vazgeçmeli ki, onları örnek alan futbolcular da aynı sorumluluk bilinciyle, işlerine daha çok sarılsınlar...

İçtenliği kanıtlasınlar

Ancak bu tutumlarının yapay olduğunu düşündüğümden, endişelerim devam ediyor. Eğer yanılıyorsam, Fenerbahçe yöneticileri, bundan sonraki maçlarında da aynı yaklaşımı sergileyip, içtenliklerini kanıtlasınlar...

Pazartesi günü kaleme aldığım yazımın bu bölümünde, Fenerbahçe yöneticilerine haksızlık ettiğimi düşünenler olacaktır. Ancak rastlantıya bakın ki, yazımı henüz tamamladığımda internete düşen F.Bahçe Yönetimi’nin Haluk Ulusoy’la ilgili açıklaması, kuşkularımda ne kadar haklı olduğumu gösterdi. İnternet açıklamasında yer verilen, özellikle "güvenlik sağlama" ifadesi, dikkat çekici...

Uzatılan zeytin dalını ittiler

En hafif nitelemeyle "Aba altından sopa göstermek..." Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda maç seyretmek isteyenlerin Fenerbahçe Yönetimi’nden güvenlik garantisi mi alması gerekiyor?

Daha önce Fenerbahçe Yönetimi, benim de güvenliğimi sağlayamayacağı gerekçesiyle Şükrü Saraçoğlu Stadı’na gelmememi istemişti. Benim anlayışıma göre insanların güvenliğini, yürekleri ve devletin güçleri sağlar.

Ben, Fenerbahçe Yönetimi’nin bu isteğini kaale almamıştım. Haluk Ulusoy’a da almamasını tavsiye ediyorum.

Haluk Ulusoy, başkanı olduğu TFF’nun gözetiminde bir maçın oynanacağı statta, hiç olmazsa, "seyirci" olarak bulunabilmelidir.

Fenerbahçe Yönetimi, bu açıklamasıyla kendisine uzatılan zeytin dalını, elinin tersiyle itmiş ve gerilimi sürdürmekten yana olduğunu göstermiştir.

Canaydın ve küresel ısınma!...

ADNAN Polat’ın, rakiplerini tahrik etse de, ürettiği sloganlarla takımını motive etmeye çalışmasını, bir yere kadar anlayışla karşılıyorum...

Anlamakta zorlandığım, Özhan Canaydın’ın da Adnan Polat’ın sloganlarıyla haber olması...

Benim tanıdığım Özhan Canaydın bu tür söylemleri, asla tasvip etmezdi... Bu kadar kısa sürede huy değiştirmeyeceğine göre, acaba o da Adnan Polat gibi "küresel ısınma"dan mı etkilendi?

Canaydın’ın hoşlanmadığı ne varsa, başına geliyor. Galatasaray- Vestel Manisaspor maçında tribünlerde açılan "İçimizden biri Haldun Üstünel" pankartları da bunlardan biriydi...

Haldun Üstünel’in "içimizden biri" olduğu saptaması doğru da, önemli olan başkanımızın bunu nasıl karşılayacağıdır... Başkanın bundan sonra Haldun’u bir daha listesine almayacağı kesin. Ama Haldun’un üzülmesine gerek yok; zira bu sayede bir daha seçilemeyecek bir başkanın listesine girmekten kurtulmuş oldu.

Düşene vurulmaz

BİR insan düşünün: Her gün "Hürriyet Ailesi"ne iftira edip bu sayede köşesinde tutunmaya çabalayan...

Gazetesindeki işini kaybetmemek uğruna, rütbe tenzilini kabullenmekle kalmayarak, daha önce her gün kendisini aşağılayan yazara yerini verip onun emrine girecek kadar ilkesiz olan...

Çalıştığı gazetedeki yazarların kendisiyle ilgili ithamlarına dahi karşı çıkamayacak kadar korkak davranan...

"Yeter, uzatmana gerek yok. Zira Türkiye’de bu tarife uyan bir tek kişi var!.." dediğinizi duyar gibiyim.

Duygu yoksunu bu malum kişi, daha önce de bir yazımdaki espriyi anlayamadığından, beni ve gazetemi eleştiri konusu yapmıştı. Yine ima yoluyla da olsa bana ve Hürriyet’e gönderme yapmış.

Bu malum kişiyle uğraşacak vaktim yok. Gazetemi de savaş alanı gibi kullanmak niyetinde değilim.

Ayrıca meşhur atasözüdür, bilirsiniz: "Düşene vurulmaz!"
Yazının devamı...

İşler ters gidince

8 Şubat 2007
Dostluk ve fair play’in en güzel örneklerini sergilerler. Ama bir müddet sonra işler ters gitmeye başlar ve bu yöneticilerin eski hallerinden hiç eser kalmaz. Sorumluluğu başkalarına yıkıp gündemi değiştirmek için her yola başvururlar. Rakiplere çamur atma, onları karalama; futbolun kurum ve kuruluşlarını suçlama, en sık rastlanan örneklerdir. Kamuoyunun bir kısmı bunları gerçekten yutar, bir kısmı işine öyle geldiği için yutar görünür. Bizim gibi yaşamı futbolun içinde geçenler ise bu aldatmacayı yutmaz, yapanların da yüzüne vurmaktan çekinmez.

Futbolcularda da durum üç aşağı-beş yukarı aynıdır. Formda, güçlü ve başarılı oldukları dönemlerde gayet efendi, yöneticilerine, hakemlere ve rakip takım arkadaşlarına centilmen ve sevecen yaklaşırlar. Ancak yaşlanıp çaptan düşmeye doğru, başta basın mensupları olmak üzere, hakemlere, rakiplerine, yöneticilere ve hatta seyirciye isyankar davranmaya başlarlar. Bu davranışları, aczin ifadesidir.

Etkisinden kurtulamadı

ADNAN Polat, son zamanlarda sıkça rastladığımız demeçlerine bakınca, hala geçen yılki "şampiyonluk mucizesi"nin etkisinden kurtulamadığın anlaşılıyor. Ayrıca "yukardan vahiy almadığın" da kesin Yerine "gaipten sesler duyuyorum" deseydin daha gerçekçi olacaktın. Kadron ve olanakların belli "Geleceğin yıldızlarını" (!) transfer ederek iddialı demeçlerini gerçekleştiremezsin. Ne kendini komik duruma düşür, ne de bizi alay konusu yap!...

Futbolcunun işi

FUTBOLCU, futbol oynadığı müddetçe "iş" olarak futbol ve antrenmandan başka hiçbir şey düşünmemelidir. İşle ilgili icraatını mutlaka futbolu bıraktıktan sonraki döneme ertelemelidir. 80’Li yılların başından beri aktif biçimde işin içinde olan birisi olarak gözlediğim şudur: "futbolcu fareleri" hep olmuştur. Bunlar, bir yolunu bulup daha çok kazanma peşinde olan futbolcuları kemirmeyi başarırlar. Diğer futbolcular da bu kötü örneklerden maalesef ders almazlar. Güzel yemekler, hediyeler, ağırlanmalar, iltifatlar çok cazip gelir. Kendilerini dokunulmaz olarak görür ve hiç kazık atılmayacağına inanırlar. Bir mal kendilerine yok pahasına verildiğinde, gayet doğal karşılarlar. Bunun altında yatan asıl nedeni hiç araştırmazlar. Ama sonuç daima hüsrandır. Kár, kudurup ana parayı da yer.

Yasin Özdenak, bu konuda hatırladığım ilk isimdir. Tanju Çolak’ın başına gelenleri biliyoruz. Hakan Şükür de bunun en taze örneğiÖ Ki, her üçü de kentte ve uyanıklar arasında yetişmiştir. Medyaya yansımayan başka örnekleri de biliyorum. Birçok futbolcu, daha fazla kazanacağım, derken birikimlerini kaptırdı. Çok daha dramatik sonuçlara katlanmak zorunda kalanlar da oldu.

Deneyimli bir ağabeyiniz olarak uyarıyorum: Parayı kazanmak kadar,muhafaza etmenin de beceri ve özen gerektirdiğini hiç aklınızdan çıkarmayın.

Değişen bir şey yok

Fenerbahçe’nin suskun, ama vakur duruşunu takdir edip hayranlıkla izliyordum. Bu tutumları, ülkemiz için sıra dışıydı; ama takke düştü kel göründü. Erciyes beraberliğini hazmedemediklerinden hemen gündemden silme adına yine gazetelere malzeme oldular. Biz de rahatladık. Demek değişen bir şey yok; hep aynıyız. Başka zaman olsa Ahmet Dedehayır’ın demeçlerini ciddiye almazlardı. Gazetelerde de tek satır yer bulamazdı. Herkes bilmeli ki, koskoca zurnanın çıkardığı sesten son delik sorumlu tutulmaz.
Yazının devamı...