"Uğur Cebeci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Cebeci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Cebeci

Bavul fareleri!

23 Mayıs 2018

UÇAKTAN iniyorsunuz, bavulunuzu alıyorsunuz ve evinize ya da otele gidiyorsunuz. Kilitli, şifreli bavulu açamıyorsunuz. Ya da kilitli değilse açtığınızda karşılaştığınız manzara karşısında şoke oluyorsunuz. Çünkü bavulun içindekilerin sizinle hiç ilgisi yok. Bavulunuzun dışarıdan bir benzerini, aynı marka olanı alıp gelmişsiniz. Bu tür dalgınlıklar sıklıkla oluyor. Böyle bir durumda bavulu havalimanına götürüyorsunuz. Bavulunu aldığınız kişiye o bavul bir sürü formaliteden sonra ulaştırılıyor. O kişi de sizin bavulunuzu almış olabilir, o zaman onun geri getirilmesini bekliyorsunuz. Bu işe çare bulunamıyor. Her alanda gelişen havayolu yolculuğunun bir kara deliği bu. Yani bavulunuzu alıp salondan çıkarken bavul üzerindeki barkodla, elinizdeki bagaj etiketini okuyup karşılaştıracak bir sistem yok. Oysa çıkışta böyle bir sistem olsa yanlışlıklar sıfıra indirilebilir.

Ama bir de madalyonun diğer yüzü var. Bagaj avcıları. Yani bazı ülkelerde bu bir çete işine bile dönüşmüş durumda. Kötü bir bavulla uçağa binen yolcu inişten sonra bavulların döndüğü konveyörde marka bir bavulu gözüne kestiriyor. Onu kendi bavulu gibi alıp salondan çıkmak için yürümeye başlıyor. Bavulun sahibi fark ederse özür dileyip geri dönüyor. O bavulu veriyor. Ama fark edilmezse alıp gidiyor. Bu çete yolcular iz bırakmamak için çıkarlarken kendileri uçağa verdikleri içinde doğru dürüst hiçbir şey olmayan bavullarını da alıp çıkıyorlar. Böylece iz bırakmamış oluyorlar.

O iyi cins bavulun sahibi kayıp bavul için başvurduğunda, o kötü bavulu verenin almış olabileceği sistemde tanımlanamıyor. Yani herkes bavulunu almış çıkmış ama o iyi cins bavul ortada yok...

Yetkililer sistemleri inceliyorlar. Kayıp olan bavulun yolcu ile birlikte o istasyona geldiğini, bagaj konveyöründen dağıtıma girdiğini belirliyorlar ama bavul ortada yok. Genellikle bir yolcunun alıp gittiği ortaya çıkıyor. Elbette bir başka bavulun geride kalmamış olması, çete üyesi yolcunun bu işi yaptığını ortaya koyuyor. Ama artık o anda yapılacak fazla bir şey yok.

GÜVENLİK KAMERASISadece güvenlik kameraları inceleniyor. Çıkışlar çok yoğun değilse o bavulu çıkaran yolcu belirleniyor, uzun ve bir kadar da meşakkatli araştırma başlıyor. Eğer yaşadığınız kente gelmemiş, başka bir yere uçmuşsanız bavulunuzun örneğin otelinize gelmesini bekliyorsunuz. Bu da çoğu zaman gittiğiniz yerde çok uzun kalmıyorsanız çok zor. Belki döndüğünüzde uzun süre sonra bavulunuza kavuşabilirsiniz. Tabii ciddi bir araştırma yapılırsa havayolu yolculuğunun bu kara deliğini kapatmak için bavul içine konan tanımlamayı sağlayan özel sinyal veren kartla falan hepsi kayıp bavulu bulmak için geliştirilmiş yöntemler. Çete eline düşmüş ya da kötü niyetli yolcular için alınmış ciddi bir tedbir hâlâ yok. Bu yüzden bavulların bagaj konveyörlerinin çıkış ağızlarına yakın durmak ve gelişleri iyi izlemek gerekiyor. Bavulunuz aşağı düşer düşmez gözden kaybetmeden almalısınız... Yoksa orada bavulunuzu bekleyen bir pusu her zaman var...

OTEL İÇİN ‘JUMBO’ ALDIGEÇTİĞİMİZ hafta Türkiye’nin ilk Boeing 737MAX-8 uçağını filosuna katan Antalya merkezli Corendon Grubu, bir de Boeing 747 Jumbo Jet alıyor. Bu uçak, grubun Hollanda’daki üçüncü otelinin bahçesine konulacak.

ABD’den uçarak gelecek Boeing 747, Amsterdam Schiphol Havalimanı’na indikten sonra parçalanarak otelin bahçesine taşınacak. Uçağın kabininde toplantı odaları ve restoran yer alacak. Havalimanı oteli olarak hizmet verecek yeni konsept önemli ölçüde tamamlandı. 677 odalı otel, 3 yıldızlı, 4 yıldızlı ve uzun dönemli kalışlar için de ‘apart’ hizmeti veren üç ayrı bölümden oluşuyor. Otelin resmi açılışı mayıs sonunda yapılacak.

Yazının devamı...

Her yıl 1000 pilot yetiştirilecek

16 Mayıs 2018

2023 yılında THY filosunun biraz altı veya üstü 500 uçaklık filosu olacağı tahmin ediliyor.

Verilen siparişlerle 2023 yılına kadar filoya en az 230 uçak katılacak. Pilot ihtiyacını doğru yönetmek amacıyla bir dizi tedbir alınmaya başlandı:

- Türkiye’de havacılık eğitimi veren bütün okullarla tek tek görüşülecek. THY’nin seçimine katılacağı öğrencilerin iş garantisi de verilerek uçuş eğitime alınması sağlanacak.

- Yurt dışında çok başarılı olmuş pilot eğitimi veren bir ya da birkaç okula ortaklık teklif edilecek. Bu okullarda okuyacak öğrenciler içinde başarılı olmaları halinde iş garantisi daha yolun başlarında verilecek.

- En önemlisi THY Uçuş Akademisi’ni yerli-yabancı öğretmenlere hızla büyütülecek. Kapasitesi arttırılacak.

- İngiliz Havayolları British Airways (BA) ve Alman Havayolları Lufthansa’nın uygulamaya başladığı 12-14 aylık özel eğitim programlarına geçilecek. Böylece her yıl ciddi sayıda pilot yetişmesi sağlanacak.  Yoğunlaştırılmış, e-learning tabanlı eğitim destekleri ve yoğun simülatör kullanımı ile hızlı pilot yetiştirilmesi ve standardın daha yükseğe çekilecek.

- THY’de simülatörlerde de artık emekli tecrübeli pilotların öğretmen olarak çalışması için düzenlemeler yapılıyor. Hemen tüm simülatör öğretmenleri emekli ve deneyimli pilotlardan olacak.

Yazının devamı...

4.3 milyar kişi uçacak

9 Mayıs 2018

DÜNYANIN dört bir yanında yeni yapılan havalimanları, uçak imalatçılarının özellikle dar gövdedeki imalatların yoğunluğu, yer işletmelerindeki büyümeler, hava kargo taşımacılığının artan cazibesi sektörü devleştiriyor.

Küresel ekonominin yüzde 3.5’i havacılığa dayanıyor. Hava taşımacılığı ile yani yolcu ve kargo sayesinde dünyada 63 milyon kişi ekmeğini bu sektörden sağlıyor. Üretilen hizmet sektörde sürekli yeni rekorların kırılmasına yol açıyor.

Yapılan hesaplamalara göre bu yıl 4.3 milyardan fazla yolcu uçacak. Kazaların giderek azalması, bilet fiyatlarındaki düşüş, hava yolu yolculuğuna olan tercihi sürekli arttırıyor. Dünyanın dört bir yanında uçak yolculuğu en cazip yolculuk olarak anketlerin birinci sırasına yerleşiyor.

ARKA ARKAYA REKORHer gün dünyada ortalama 104 bin uçuş yapılıyor. Tarifeli ya da charter uçuşlardaki artış sürekli bir önceki yıla göre yüzde 10’lara yakın büyüyor. Yeni kurulan hava yollarının sayısı, ekonomik sorunlar yaşayarak piyasa oyunculuğundan çekilen hava yollarına göre daha fazla. Doğru organizasyonlar ve elbette doğru ücretlendirmeler yapan hava yolları yolcu artışındaki en büyük aktörler oluyorlar.

Havacılık şirketleri bu arada çevreye olan duyarlılıklarını giderek artırıyorlar. Hem uçak imalatçıları hem de operatörlerin çabaları ile net karbon emisyonları yüzde 50 oranında azalacak. 2050 yılında gerçekleşecek bu oranın daha da fazla olma ihtilali uzak bir hedef gibi görünmüyor.

KARGONUN YÜKSELİŞİHavada taşınan mallar tüm dünya ticaretinde taşınan malların neredeyse yüzde 35’i oldu.  Her gün yaklaşık 17.5 milyar dolarlık mal havadan naklediliyor. Bu da kargo pazarındaki artışı yolcu taşımacılığının artış hızının daha da yukarısına taşımaya başladı.

Sektör devleşirken daha süratli, sesten hızlı uçan uçaklara olan istek de artıyor. İmalatçılar, NASA gibi kuruluşlar sesten hızlı uçakları uzun yıllar sonra yeniden dikkate almaya başladılar. Genellikle uçak imalatçıları yeni imal ettikleri bir uçak modelini hedefledikleri sayıda satmadan yeni bir modelden söz etmiyorlardı. Ama şimdi hem sesten daha hızlı hem daha ekonomik hem de daha konforlu uçuşlar için kollar sıvandı.  Sesten hızlı uçuşlar için daha sessiz motorlar neredeyse yapıldı. Uygun gövdelerle birleşip, en az 200-300 yolcu kapasitesindeki bir yapı ortaya çıkınca hızla düğmeye basılacak.

Yazının devamı...

Kokpitteki panik faciaya koşmuş

2 Mayıs 2018

UÇAĞIN sürati fazla görünüyordu. Kaptan Pilot Beril Gebeş, burnu havaya kaldırıp, İran Hava Trafik Kontrol Merkezi’nden izin alarak 36 bin feet yani yaklaşık 12 bin metreden 38 bin feet’e (12 bin 600 metre) çıkmak istedi. Ama 37 bin feet’in (12 bin 300 metre) sonuna doğru, uçak süratsiz kaldı, yani ‘stall’ oldu ve yıkılma başladı.

Burnu daha fazla kaldırabilmek için kaptan pilot lövyeyi tam 51 kere kendine doğru çekti. Uçak anormal duruma girmeye başlamıştı. Kumandalara cevap vermiyordu... İkinci Pilot Melike Kuvvet, uçağın anormal durumdan nasıl çıkarılacağını anlayabilmek için manuele bakmaya çalışıyordu.

Oysa çapraz kontrol yapılsa ve anında kumanda ikinci pilota devredilse bu kaza olmaya bilirdi. Ama kaptan kendi okuduğu sürate göre davranmaya devam etti. İlk açıklamalar bunu ortaya koyuyor.

Havacılık teknolojisindeki bütün gelişmelere rağmen uçağın havadaki hızı pitotüp denilen tüplerden geçen hava akışına göre okunuyordu. Uçağın dışarıda, burnun iki tarafında bulunan tüplerin içine girip geçen hava uçağın süratinin ölçülmesini sağlıyordu.

Uçakta üç adet pitotüp vardı. Burnun sağ tarafında bir, sol tarafında iki adet. Soldaki kaptan pilotun yani sol koltuğun önündeki doğru çalışmıyordu. Sağdaki pitotüp, yani ikinci pilotun önündeki hızı gösteriyordu. Ama solda olup kokpitte ortada yer alan ‘standby’ yani yedek üçüncü bir hız göstergesi vardı.

Uçağın sürati yanlış okuduğu endişesi ortaya çıktığında, diğer ikisinin okuduğu sürat hangilerinde eşitse ona itibar edilirdi. Yani aynı sürati gösteren iki pitotüpten gelen bilgi esas alınırdı. Uçakta Air Data Computer’den (ADC – Hava Veri Bilgisayarı) birinde arıza vardı. Ama bu sistemden de iki tane var. Bağımsız çalışırlar. Farklı sürat okumalarda ekranda sarı bir işaret çıkar. O zaman çapraz kontrolle pitotüplerden hangi ikisi eşit sürati gösteriyorsa buna uyulur. Simülatör eğitimlerinde ADC arızalarında ne yapılacağı, anormal durumdan çıkış pilotlara öğretilir.

Uçağın bulunduğu irtifada buzlanma etkisinden söz edilemez. Eğer pitotüplerden birine bir şey girmiş olsa -ki kalkıştan tam bir saatten fazla zaman geçmiş, fark edilmesi gerekirdi.

Yazının devamı...

Kuzeyi gösterdi güneyden vurdu

25 Nisan 2018

İşte böyle dev bir sistemin hiperaktif adamı Sani Şener, geçtiğimiz günlerde kuzeyi gösterirken güneyden vurdu. Sanılıyordu ki, önce İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nı alacak. Ama o gitti. Antalya Havalimanı işletmesini aldı. 7 yıllık işletme süresi için tamamı yurt dışından getirilen 360 milyon Euro ile tam anlamıyla bir şok yarattı. Bu yurt dışı kredisi, Türkiye’ye olan güveni de kanıtlıyordu. Hem rekabet kurulu hem de DHMİ onaylarından geçen Antalya Havalimanı’nın yüzde 50’si TAV, doğal olarak ADP’nin  oldu.

SABİHA GÖKÇEN’DEN VAZGEÇMEDİSani Şener, İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’ndan vazgeçmiş değil. Tamamı Malezyalılara ait Sabiha Gökçen Havalimanı’na satışa çıktığı gün talip olacak. Aslında Malezyalılar Sabiha’yı yönetiyorlar ama biraz başıboş da bırakmışlar. O eski düzeni yok. Limak’ın kadın gücü Ebru Özdemir’in hakim olduğu yıllardaki zarafet havalimanında artık yok. Sani Şener, 3. Havalimanı ihalesini bilerek kaybetmişti. Yani Fransız ortakları 22 miyar Euro gibi bir riski fazla bulmuşlardı. Bana göre Sani Şener’e kalsa bir dozer gibi girerdi.

Yine de şöyle diyor: “Akıllı büyüme peşindeyiz. Küresel marka olabilmek için önce evimizde büyüdük. Evde iyi olunca sokağa çıktığında çok daha tecrübeli ve güçlü oluyorsun. Dünyanın çeşitli yerlerinde havalimanı, özel yolcu salonları, ikram üniteleri, yer hizmetleri işletiyoruz. Hepsi birer marka oldular. Tabii Atatürk Havalimanı ile duygusal bir bağım var. Daha yeni bir ek terminal yaptık. 8 köprüsü var. Ek terminale büyük dört uçak çift ağızlı köprüye 4 yanaşarak çok hızlı yolcu indirip bindirebilir. Kenya’dan Washington’a ve Şili’ye kadar yayıldık. Ama gideceğimiz daha uzun bir yol var. Sadece Havalimanı işletmecisi değil, yeme içmeden duty free’ye, yer hizmetlerinden özel yolcu salonlarına kadar hizmet çeşitliliğinde marka yaratarak doruğa tırmandık. Bazı markalarımız havalimanı dışına çıkarak çok daha geniş alanda çalışmaya başladı. Örneğin BTA, Türkiye’deki birçok ünlü zincire, uluslararası markaya yiyecek içecek sunuyor”

YENİ MERKEZ VADİ İSTANBUL’DA
TAV taşınma ile ilgili bütün hazırlıkları yapmış. Holding’in genel merkezi için Vadi İstanbul’da 10 bin metrekarelik bir binaya yerleşecekler. Komuta merkezi orası olacak. 3. Havalimanı’nda işletmeye alınma aşamasında olabilecek gecikmelere karşıda Atatürk Havalimanı bütün tedbirleri almış. Türkiye’den çıkıp bir dünya zinciri havalimanı işleticileri arasında TAV ciddi bir yere sahip. Ne güzel değil mi?

YETİŞMİŞ PERSONEL İÇİN İKİ TARAF DA GÖRÜŞÜYOR

Yazının devamı...

Her yıl bin uçak çöpe

18 Nisan 2018

Kimi başka amaçlarla değerlendirilir diye nemin en düşük olduğu çöllere çekiliyor. Kimi ise hemen parçalanıp geri dönüşüme gidiyor. Ama geri dönüşümü hâlâ tam netlik kazanmayan kompozit uçaklar dönemi başladı. Bugün değil ama gelecekte kompozit uçaklar nasıl dönüştürülecek? Bu sorunun cevabı aranmaya başladı.

2023 yılına gelindiğinde hemen her yıl bin uçak emekli olacak. Yani uçak mezarlıkları, hurdalıklar ciddi bir şekilde dolacak. Geleneksel metal gövdeli uçakları ayrıştırmak zaten geri dönüşüm sektörünün bildiği bir iş. Ama kompozit gövdeli uçakların geri dönüşümü ile ilgili ciddi sorunlar var. Henüz kompozitin geri dönüşümü, boyalarından ayrılması gibi sorunlar tam olarak çözülmüş değil. Şu an bütün gövdesi kompozit olan uçaklar çok genç. Geri dönüşümleri için planlama amacıyla zaman var. Umarım olmaz ama kaza sonucu sistem dışı kalabilecek uçakların ise hemen dönüştürülmesi lazım. Henüz ortada ciddi bir çözüm yok.

40 BİN YENİ UÇAK

Boeing’in piyasa görünümüne göre önümüzdeki 20 yıl içinde 40 binden fazla yeni uçak teslim edilecek. Hem Boeing 787 Dreamliner hem de Airbus 350 uçaklarında üretim atığını en aza indiren 3D baskılı parçalarda çok önemli oranda kompozit kullanılıyor. Kompozit daha hafif ve daha güvenli bir malzeme. Ama bunun geri dönüşümü bilimsel uzmanlığı ve ekonomik süreçleri zorluyor.

Airbus ve Boeing çeşitli ürünlere yönelik geri dönüşüm süreçleri için uygulamalar konusunda araştırmaları finanse ediyorlar. Ancak kompozit dönüşümü konusunda hâlâ uzun bir yol var.

Teknik olarak tek başına karbon fiberin yüzde 100 geri dönüşümü sağlanabilir. Ama kritik soru bu işlemlerin uygulama maliyeti. Bir uçağın ekonomik kullanım süresi 20 yıl olduğuna göre bu kompozit son modeller emeklilik yaşlarına ulaşmadan geri dönüşümle ilgili bütün sorunları çözülmesi gerekiyor. Oysa geleneksel metal uçaklarda, belli bir uçak modelinin geri dönüşümü için 200 bin dolar civarında olan değeri bu günlerde 400 bin dolara kadar çıkıyor. Kompozit gövdeli uçakların gövdeleri ile ilgili bir hesaplama henüz yapılamıyor. Belki de kompozit malzemelerdeki geri dönüşüm için panik zamanı henüz erken. Ama uçakların sadece emeklilik yaşına gelmeden kaza gibi nedenlerle devre dışı kalmaları durumunda ne yapılacağı konusunda artık bir yol haritası yapılması gerekiyor.

 

Yazının devamı...

Uçaklar serinliyor

11 Nisan 2018

TÜRK Hava Yolları (THY) yıllar sonra çok ciddi bir karar verdi. Bundan böyle uçakların içi serin olacak. 23 santigrat derecede sabitlediler. Uçağa bindiğinizde terlemeyeceksiniz. Siz gelmeden uçağın içi soğutulacak. Siz gelmeden en ideal ısı 23 derece olarak korunacak. Bana kalsa 21 santigrat derece yapardım. Yolcu uçağa bindikten kısa süre sonra ısı yükselir. Üstelik yolcunun uçağa alınması sırasında kapı ya da kapılar açık olduğu için içeriyi sürekli aynı ısıda tutmak mümkün değildir. Bu yüzden 21 derece ayarı ile sistemi 23 de tutmak daha kolay olurdu. Zaten havalimanlarında koşuşup terlemişsiniz, sıralarda beklemişsiniz ama artık uçağa bindiğinizde rahat bir nefes alacaksınız.

29 DERECEYİ GÖRÜYORDU

Yıllarca uğraştım. Milletçe sıcağı sevdiğimiz için THY ekipleri de kendilerini de düşünerek uçakların iç ısısını hep yüksekte tuttular. 26- 27 hatta 28- 29 derecelerde uçtuk. Sıcak ülkelerde köprüye yanaşmamış uçakların kapısından içeri girdiğimizde bir canavarın ağzından çıkan alevlerin ısısı gibi kabine ayak attığımızda kavrulduk. Nefes alamadık. Kan ter içinde kaldık. Uçak havalandıktan nice sonra kabin ısısı biraz düşüyordu. Bu son derece sağlıksız bir şeydi. Kabinde terlemek su kaybını hızlandırmak insanı bitap düşürüyordu.

Heyecanlar, uçağa gidinceye kadar yaşanan yorgunluk, sonra türbülanslardaki korkular üzerine çullanan yüksek kabin ısısı bizi perişan ediyordu. Ayrıca terleme nedeniyle kabinde hava kalitesi düşüyor ve dayanılmaz kokularda artıyordu. Uçakların fırınlarından çıkan yemek kokusu, ter kokusu hepsi birbirine karışıyordu.

Neredeyse uçaklarımın adı ‘kanatlı fırın‘a çıkmıştı. Bunun ana nedeni pilotların öncelikle uçaklarını teslim aldıktan sonra APU (Auxiliary Power Unit) denen yardımcı güç ünitesini çalıştırmamaları ile başlıyordu. Yani uçağın en arka kuyruk kısmındaki bir tür jeneratör çalıştırılmadığı için içeri soğuk hava verilemiyordu. Sebebi gereksiz yakıt harcanmasının önüne geçmek gibi görünüyordu. Ama kalkıştan, yolcu gelmeden bir süre önce sistemin çalıştırılmasının yakıt maliyetinin komik denecek kadar az olduğu hesap edildi. Bu sistem arızalı ise, ki olabilir (uçuşa engel değildir) o zaman dışarıdan harici sistemlerle uçak kabin ısısı düşürülebilirdi.

Tabii bu yöntemin de bir maliyeti vardı. Ama hiçbir maliyet yolcu konforundan önemli değildi. Üstelik bu maliyet bütün operasyon içinde çok da önemli değildi. Pilotlarda daha az yakıtla bir seferi yapmayı şirketleri açısından önemli sayıyorlardı. Bu doğruydu ama APU çalıştırmanın maliyeti sanıldığı gibi yüksek değildi.

Yazının devamı...

‘Yardım eli’ 3 bin saat uçtu

4 Nisan 2018

İLK kez İspanya Sevilla’daki fabrikada gördüm. Airbus A400M henüz test uçuşları yapıyordu. Askeri bir nakliye uçağı olarak görünüyordu. Evet öyleymiş ama asıl adı ‘yardım eli’ oluverdi. Çünkü bu stratejik nakliye uçağı askeri görevleri kadar yardım ulaştırması ile ün kazandı. Şu ana kadar projesine ortak olduğumuz uçaklardan 5 adedi Türkiye’ye teslim edildi. Bugüne kadar tam 3 bin saat uçarak görevden göreve gittiler. Bu yıl haziran ve temmuz aylarında iki adet daha gelecek. 2020’ye kadar sayıları 10’a çıkacak. Kayseri’deki Hava İkmal Bakım Merkezi’nde C bakımları da başarı ile yapılmaya başlandı.

SOMALİ VE IRAK’A UÇTU

2017 yılı içinde Somali ve Irak’ta yaşanan felaketlerde bölgeye dışarıdan ilk ulaşan yardım eli bizim A400M’lerle oldu. Ekim 2017’de Somali Mogadişu’da yaşanan terör saldırısına Hava Kuvvetleri’nin A400M uçağı Türk Sağlık personeliyle birlikte insani yardım ulaştırdı ve bölgeden 34 yaralıyı tedavi amacıyla Türkiye’ye getirdi. Kasım 2017’de ise Kuzey Irak ve İran’da meydana gelen depreme 2 arama kurtarma ve medikal müdahale aracı, 25 arama kurtarma personeli ve çeşitli acil yardım malzemelerini A400M götürdü.

Son olarak Ocak 2018’de Myanmar’da yaşanan insani kriz sebebiyle Bangladeş’e sığınan Rohingyalı Müslümanların sağlık ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bölgeye Sağlık Bakanlığı’na ait bir adet ağır iklim tipi sahra hastanesi ulaştırdı.

GÜÇ ÇARPANI

İnsani yardım görevlerinin yanı sıra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sıcak çatışmada olduğu bugünlerde A400M uçakları ordumuzun her türlü taktik ve stratejik nakliye ihtiyacını başarıyla yerine getiriyor. Bu uçakları ordumuza hizmetin yanı sıra Cumhurbaşkanımızın yabancı ülke resmi ziyaretlerinde özel araç ve çeşitli özel ekipmanlarını taşıyarak bir tür refakat ediyorlar.

Stratejik seviyede önemli bir kuvvet çarpanı olan A400M stratejik nakliye uçağı Türk Hava Kuvvetleri’nin en önemli araçlarından bir haline geldi. Uçağın katalog fiyatı donanımlarına göre 120-140 milyon Euro arasında değişiyor.

Yazının devamı...
Uğur CEBECİ Kimdir?

Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat’ devri sona erdi! Hurriyet.com.tr Seyahat yazarları dünyayı geziyor… Gördüklerini, yiyip içtiklerini, yaşadıkları tüm maceraları A’dan Z’ye artık burada yazıyor…