"Veli Şakır" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Veli Şakır" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Veli Şakır

İşsizlik edebiyatı

14 Mayıs 2009
Belediye başkanları işlere soyundu. İlk günlerdeki ziyaretçi akını yerini artık yavaş yavaş plan ve projelere bırakıyor.

Bırakıyor da...

Başta büyük bir dert var. Hem de çok büyük. Aslında sadece yerel yönetimlerin sorunu değil. Türkiye’nin de sorunu. Hatta dünyanın da sorunu:

İşsizlik.

Her gün boyutlarını artıran istihdam sancısı. Yerel yönetimlerin, belediye başkanlarının karşılarında buldukları acı tablo.

Belediye başkanlarının çoğu her gün karşılarında onlarca iş bekleyen insan, onlarca özgeçmiş içeren cv buluyor.

Hatır, gönül, eş, dost.

Bazen "hamili kart yakinimdir" yaklaşımı.

Ama kolay değil.

Binlerce işsize yerel yönetimlerde koltuk bulmak kolay değil.

Belediye başkanlarının birçoğu ile konuştum. Hepsinin dilinde aşağı yukarı aynı sözcükler:

"Çok büyük işsizlik sancısı var. Şu anda özellikle işsizlere iş istemiyle karşılaşıyoruz. Ancak yerel yönetimlerin bu konuda fazla bir şey yapma şansı yok. Üzülüyoruz..."

Gerçek bu.

Sorun yerel yönetimlerin sağa, sola yerleştireceği üç-beş kişiyle çözülecek gibi değil. Olayın devlet boyutu, ekonomi boyutu, tasarruf boyutu var.

Aslında yanlış biraz da, galiba sistemde. Belediye başkanlarının yakınmalarına bu gözle bakmakta yarar var.

Yıllarca "balık veren" bir anlayış egemen olmuş. Oysa çağdaş demokrasilerin yaptığı, "balık tutmayı öğretmek".

Bizde de o günler gelecek mi? Biz de o güzel tabloyu görebilecek miyiz?

Kim bilir!

Ancak siyasi partilere de bu anlamda bir görev düştüğü kesin.

O görev; ekonomik gelişmelere koşut, yerel yönetim projelerine öncülük yapmak.

Galiba geleceğin Türkiye’nin yıldızları da yerel yönetimlerden yetişecek.

Olaya siyasi değil, ekonomik ve politik bakan çağdaş bakış açısı ile.

Türkiye’nin geleceğinde de o tür sinyaller var.

Siyasi parti liderlerinin de çağdaş bir Türkiye için geleceği bu pencereden şekillendirmesinde yarar görülüyor.

EXPO’da Antalya çalımı

İZMİRiçin EXPO rüyası tatsız bitti. Büyük heyecan vardı, istek vardı, ama olmadı. Sen, ben çatışmaları koordinasyonsuzluk, biraz işbilmezlik bir büyük fırsatı elimizden uçurdu.

Aslında İzmir kamuoyunda hala EXPO hayali var. Ama ben şimdiden söyleyeyim; bu iş bitti.

Biz 2015 için hayaller kurarken, o hayaller uçup giderken Antalya 2014 EXPO’sunu alacak gibi. Evet yanlış okumadınız 2014 küçük EXPO’su son dakika golü olmazsa Antalya’nın.

İzmir için bir yeni hayal kırıklığı.

Antalya’nın 2014 için rakibi Zaragoza, teması ise "Çiçek ve çocuk"

Antalya özellikle turizm, tarım ve botanik olgularını işleyecek.

Şu anda devlet kademesi, valilik, sivil inisiyatif 2014 için düğmeye bastı.

Hazırlıklar tam gaz.

Öyle sanıyorum ki 2014 EXPO’suyla Antalya zaten var olan gücünü daha da artıracak.

Antalya Milletvekili Sadık Badak, "En büyük şansımız halkın istemi ve birlik beraberlik" diyor... Bu sözler yoksa İzmir’e taş mı?

Bugün ah, vah demenin anlamı yok.

EXPO İzmir’den kaçtı, Antalya şimdiden yakalamış gibi seviniyor 2014 için.

Eğri oturup doğru düşünecek olan bizleriz galiba!
Yazının devamı...

Eğitimde özgüvenin önemi

9 Mayıs 2009
Bu süreçte eğitim dünyasında önemli yenilik ve uygulamaların da adresi olmayı başardı. Bu hafta, özgüvene dayalı eğitim anlayışını temel felsefeleri haline getiren ve başarının anahtarını sosyalleşme olarak gören Orion Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İclal Kardıçalı ile söyleştik.

Æ Okulunuzun ismi olarak Piri Reis’i tercih etmenizin nedeni nedir?

Æ Piri Reis Okulları, Güzelbahçe ve Karşıyaka’daki ilköğretim okullarıyla, İzmir’in iki yakasında yarının büyüklerine ve cumhuriyetimizi emanet edeceğimiz gençlerimize çağdaş gelecek kazandırmaya çalışıyor. Okullarımıza tarihimizdeki çok önemli amirallerden olan Piri Reis adını verdik. Çünkü Piri Reis, yüzyıllar önce hazırladığı haritalarla bilim dünyasını şaşırtmıştı. O dönemde keşfedilmemiş olan Güney Kutbu’nu da çizmişti. Biz de okullarımızda Piri Reis gibi zamanının ötesine geçebilen bireyler yetiştirmeyi hedefliyoruz.

Æ Günümüzde eğitimde başarının en önemli ölçütleri sizce nelerdir?

Æ Yabancı dil ve teknoloji hakimiyeti çok önemli. Bunu göz önünde bulunduran eğitim sistemi sunuyoruz. Dil eğitimini verdiğimiz ülkelere geziler düzenleyerek pekiştiriyoruz. Dil öğrenmek, o ülkenin kültürünü de öğrenmek anlamına geliyor. Üniversitede öğrendiğim çok önemli ayrıntı var. Diğer dilleri yabancı değil de, ikinci dil kabul etmemiz gerekiyor. Öncelikle bizde de böyle bir kavramın gelişmesi için uğraşıyoruz. Bu yüzden yeni eğitim sistemlerini bilen insanları eğitimci olarak davet ediyoruz, anaokullarımızda da Fransız usulünü kullanıyoruz. Yapılan her oyun ve etkinlikte bir eğitim hedefi var.

Æ Orion Eğitim Vakfı okullarının temel felsefesini anlatır mısınız?

Æ Yaşam sosyal bir olgudur. Yaşamda başarılı olmak için sosyalleşme anahtar rol oynuyor. Sıralarda verilen eğitimin yanında sosyal aktivitelerle zengin okul dönemi sunarak öğrencilerimize özgüvene dayalı anlayış aşılıyoruz.

Æ Karşıyaka’da yeni bir eğitim kurumu açtınız. Biraz bahseder misiniz?

Æ Özel Karşıyaka Piri Reis, Eylül 2007’de resmen İzmirliler’le buluştu. Böylece Özel Piri Reis İlköğretim Okulları, nüfus yoğunluğunu barındıran iki noktada, Güzelbahçe-Yelki ve Karşıyaka-Şemikler’de eğitime başladı. Piri Reis’in Karşıyaka Kampusu, 8 dönüm alana kurulu, 6 bin metrekare eğitim, 500 metrekare modern donanımlı spor salonu bulunuyor.

Æ Piri Reis’in eğitim yaklaşımı hangi ilkeler doğrultusunda şekilleniyor?

Æ Piri Reis Okulları’nda derslikler çağdaş ve geleceğe yönelik yüksek teknoloji altyapısıyla donatıldı. Okulun konser ve konferans salonu, laboratuvar, resim ve bilgisayar atölyeleri, çok amaçlı toplantı salonu, etkinlik alanları ve kütüphanesi de aynı hedeflere yönelik planlandı. Binanın tasarımı ve donatımında enerji tasarrufu, çevreci tasarım ve yaklaşımlara önem verildi. Güzelbahçe’de 5-6, Karşıyaka’da ise 4,5- 6 yaşa yönelik okul öncesi eğitim veriliyor. İngilizce eğitiminin de daha erkene çekilerek pekiştirilmesi amaçlanan bu projeyle gelişim ve öğrenim için ideal bir dönem olan 7 yaş öncesinde, çocuklar daha kalıcı yabancı dil eğitimi alıyor.

Kimdir

Gazi ilköğretim Okulu’nun ardından Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini, evlilik nedeniyle İzmir’den ayrılmak zorunda kaldığı için bıraktı. Montreal’de mütercim tercümanlık okuyarak dil alanında gelişime yöneldi. Fransızca, İngilizce ve İspanyolca öğrendi, konservatuvara da giderek piyanoda ustalaştı. İzmir’in ilk kadın orkestra şefi. 1997’de sekiz yıllık kesintisiz eğitim nedeniyle ailenin üç üyesini mezun eden Saint Joseph Lisesi’nin orta kısmının kapanmasıyla 11 Saint Joseph’li ile Orion Eğitim Vakfı’nı kurdu. İclal Kardıçalı, evli ve iki çocuk annesi.
Yazının devamı...

Kabine şifresi tuttu mu

7 Mayıs 2009
Aslında bu tüm hükümetlerde yaşanan bir durum.

Nedeni; yıpranmışlık.

Öyle ya, belli bir süre sonra işler kanıksanıyor, eş dost ilişkisi devreye giriyor, sorunlar yaşanıyor.

Bunun çözümü de; kan değişikliği. Yani, kabine revizyonu.

Başbakan Tayyip Erdoğan da bunu yaptı. Bakanlarla ilgili "başarılı-başarısız", "uyumlu-uyumsuz" söylemleri hep konuşulacak.

Ama genelde yorumların tamamı, "son seçimde başarısız olanların gittiği" şeklinde. Nitekim bunun ipuçları da var.

Van’da Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik seçimi kaybetti, gitti. Mersin’de Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen seçimi kaybetti, gitti. Antalya’da Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin seçimi kaybetti, gitti. Başka örnekler de mevcut.

Belki kabine revizyonunun şifresi bu; "seçimi kaybetmek".

Ama Ege Bölgesi’nde ve İzmir’de kabine şifresi farklı.

İzmir’de seçimi kaybeden Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın kabinede kaldı.

Manisa’da belediye kalesi düşen TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ise başbakan yardımcısı oldu.

Yani "kayıp" şifresi Ege’de tutmadı!

O zamanda insanın aklına ister istemez başka şifreler geliyor.

Gelişmeleri öyle okumak gerekiyor.

Ne mi şifreler?

"Bazen başarı, ama bazen lidere yakınlık. Bazen Cumhurbaşkanı Gül’ün özel torpili. Bazen de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın engin hoşgörüsü!

Galiba bir de milli görüşün gizli baskısı!" Benim son kabine revizyonunda okuduğum bu.

Milletvekilleri neden değerlendirilmiyor

SON dönemlerde özellikle İzmir’de, Ege’de milletvekillerinin performansıyla ilgili ciddi eleştiriler gündeme geliyor.

Hadi muhalefet partisi milletvekillerinin bu konuda mazereti var!

Ama ya iktidar milletvekilleri? Özellikle de İzmir’de...

Vatandaşın genel değerlendirmesi; "Hiçbir işin ucundan tutmadıkları" şeklinde. Şöyle bir düşünün; hangi milletvekili, hangi işi takip etti de sonuca ulaştırdı?

Daha çok; tayin-terfi işleri, ahbap-çavuş ilişkileri.

Oysa siyasetin genel dengeleri içinde temel işlev; topluma hizmet.

Bunun için de parti ayrımı gözetmeksizin, proje üretme, geliştirme, halka sunma, ama nerede?

Hangi noktada olursa olsun bir Işılay Saygın’ı özlemiyor mu İzmir?

Sürekli sokakta olan, halkın sorunlarıyla ilgilenen diğer milletvekillerini.

Bir süreden beri milletle vekil arasındaki bağ iyice koptu.

Bunun nedenlerini liderler de sorgulamalı ama...

Sorgulama yapması gereken bir başka kesim de sivil toplum.

Hatırlarım; geçen dönemlerde sivil toplum örgütleri bir araya gelir, milletvekillerini adeta imtihandan geçirirdi. Hem de ne imtihan!

Nice ünlü isimlerin o zorlu imtihanda elendiklerine tanık olduk.

Bir Işılay Saygın, bir Hakan Tartan, bir Mehmet Köstepen, bir Rıfat Serdaroğlu, bir Süha Tanık görev sürelerince hep "sevilen" olmayı başardı.

Sırrı; halkla iç içe olmak, sorunları belirlemek, çözüm için takipçi olmak.

Bunu yapanlar kubbede hoş sada bıraktı. Ama bir son döneme bakın.

Tamam liderleri eleştirelim; ama bu konuda sivil toplumunda bir atalet içinde olduğunu kabul edelim.

Bazı işlerin düzelmesi için sivil toplumun yine milletvekillerini değerlendirme komiteleri oluşturmasında yarar var. Bu değerlendirmeler yapılsın ki akla kara belli olsun.
Yazının devamı...

Kaybetme korkusu ve stres

2 Mayıs 2009
Kriz nedeniyle yaşanan üzücü olaylara daha sık rastlar olduk. Toplumun büyük bölümünde oluşan "kaybetme korkusu" ve "stres"le nasıl başa çıkılabilir? Önerileriniz?

- Ekonomik kriz toplumun her katmanını vurmuş durumda, herkes bir kaybetme, kaybedebilme korkusunda. Bu, sadece iş ve para kaybetmeyle sınırlı değil. İtibar, yaşam kalitesinde alışmış olduğu imkanları, yaşamsal ihtiyaçlarını bile kaybetme korkusu içinde. Asıl psikolojik problemler de işte bu kaybetme korkusuyla başlıyor. Bunun psikolojik yansıması da insanlarımızı vuruyor. Bu durumda kişi öfkesini ya içine atıyor ya da dışa vuruyor. İçine atınca panik atak, yaygın anksiyete bozukluğu, hipertansiyon atakları, kan değerlerinde değişiklikler, intihara varan kendine dönmeler, dışa vurduğunda öfke kontrol bozuklukları olarak karşımıza çıkıyor. İşe ilk stres kontrolümüzü güçlendirmeyle başlamalıyız. Stres, değişimin olduğu her yerde kaçınılmaz tepki/durum/yaşantıdır. Değişimin çok hızlı olduğu çağımızda, stressiz yaşamak mümkün değilse "stres yönetimi" her insanın, özellikle de yöneticilerin edinmelerinde büyük yarar olan beceridir. Stresle başa çıkabilmek için önce onu tanımak, daha sonra nedenlerini öğrenip gevşeme me-

totları uygulamak gerekir. Bunun için: Stres yaşamak anormal değildir. Aksine kişiyi uyarır ve performansı yükseltir. Bu nedenle stresi iyi yaşamak gerekir. Zor durumu yönetmeyi bilmek ve herhangi bir olaya katlanmak yerine çözüm bulmaya çalışılmalıdır. Kendinize hoşunuza gidecek şeyler sunmak ve rahatlatacak şeylere zaman ayırmak işe yarayacaktır. Dengeli beslenmek, güne kahvaltıyla başlamak enerji ihtiyacını karşılar. Spor, stresi yenmekte yardımcı olacaktır. Yalnızca gece uykusunda vücudun rahatladığını düşünmek hatadır. Gün içinde gevşemeyi öğrenin. Gözlerinizi kapatın, nefes alıp verdirken vücudunuza girip çıkan havayı gözünüzde canlandırın. Unutulmamalıdır ki, kriz bizden az ya da çok şey götürebilir, ama her gecenin bir sabahı gibi, her krizin bir sonu olabileceği unutmamalıyız.

Dokuz EylÜl mezunu

1970, İzmir doğumlu. D.E.Ü. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü mezunu. Aynı üniversitede uzmanlık programını tamamladı. Türkiye Grup Terapileri ve Psikodrama Enstitüsü’nden eğitim aldı. Denge Psikolojik Danışmanlık Merkezi’ni kurdu, çocuklara, gençlere, anne-babalara, öğretmenlere, yönelik çok sayıda bireysel danışmanlık ve seminerler verdi, yazılar yazdı. İzmir Psikolojik Danışma Derneği Kurucu Başkanlığı’nı yürüttü. TÜRK-PDR DER, İzmir Şube Kurucu 2. Başkanlığı görevini sürdüren Ferhan Bıçakçılar, evli ve bir kız çocuk babası.

KADINLAR SİYASETTE DAHA FAZLA YER ALMALI

Kadın derneklerinde aktif yer alıyorsunuz, düşünceleriniz?

- Öncelikle kızım, eşim ve annem için bu dernekleri destekliyorum. Siyasette kadınların da verimli çalışacağını düşünüyorum. Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Merkezi (KA-DER) İzmir Şubesi’nin yöneticisi, Kadın Hakları Derneği’nin üyesi olarak hayatın her alanında toplumsal cinsel eşitlikten yanayım ve "Kadınlara her alanda olduğu gibi siyasette de pozitif ayrımcılık yapılmaması gerekliliğini" destekliyorum. Kadınların siyasette daha etkin yer almalarına çalışıyorum. Bir gün biz erkekler kadınların durumuna düşersek, hemcinslerim için aynı şekilde hatta daha kuvvetli eşitlik mücadelesi veririm. KA-DER’in aynı zamanda kadın adaylara eğitim veren bir kurum olması mesleğim gereği psikolojik yardım konusunda katkılarım olacağına inanıyorum.

BAŞARI ÇOK DEĞİL, ETKİLİ ÇALIŞMAKLA OLUR

Ya gençler, bir yandan sınavlar, diğer yandan ergenlik dönemi. Anne-babalara yaklaşan sınav dönemi öncesi neler söylemek istersiniz?

- Sınav kaygısı toplumun büyük bölümünü ilgilendirir. Sınav kaygısının öğrenmeyle ya da fazla ders çalışmakla ilgisi yoktur. Kaygı yaratan, sınavda başarısızlığın bazı değerlerin sonu olacağı korkusudur. Velilere şunları söylemek isterim! Sınavda alacağı iyi sonucun ona yaşatacaklarını zihinde canlandırılmasını sağlayın. Başarısızlık utanç verici değildir. Başarı çok değil, etkili çalışmakla kazanılır. Öğrenme stil ve stratejilerinin farkına varmak gerekir. Başarıda ölçü çocuğun kendisidir. Çocuğunuzu tanıyarak beklentiler koymak, onu olduğu gibi kabul etmek, anne-baba olarak geçmişte elde edemediklerinizi çocuğunuzdan beklemek, onu zorlamak kendinizi tatminden başka işe yaramaz. Başarının amacı, mutlu ve güvenli insan olmaktır. Bu da yalnızca sınav sonucuna bağlanamaz. Bundan başka yaşam seçenekleri olduğunu unutmamalıyız. Sınavı kişilik sorunu haline getirmemek gerekir. Sınavı kaybetse de o yine değerlidir. Sınavı ölüm - kalım sorunu yapmadan düşünürse daha başarılı olacaktır.
Yazının devamı...

DSP’den mesaj var

29 Nisan 2009
Eskişehir’de, Ordu’da, Şişli’de elde edilen başarı yüzleri güldürmedi.

Yüzde 2,78’lerdeki il genel meclisi oyları bir dönem Türkiye’yi de yönetmiş ve Bülent Ecevit ismiyle özdeşleşmiş bu partiyi elbette tatmin etmedi.

Ve doğal sonuç; genel başkan arayışı.

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer görevinden ayrıldı.

Hala parti içinde bir grup Zeki Sezer’in yeniden aday olmasını istiyor.

Bu konuda bir belirsizlik hakim.

Ancak 17 Mayıs’ta DSP’nin kongresi yapılacak. Bu kongre önemli gelişmelere gebe... 17 Mayıs saat 11.00’de 12 Eylül sonrası sürecinin önemli bir yapıtaşı haline gelen DSP için de gelecek bir ölçüde belli olacak. Olmak ya da olmamak!

Bütün mesele bu!

DSP kurumsal kimliğini koruyacak mı, yoksa gücü azala azala yok olup gidecek mi? Elbette Bülent Ecevit’ten yadigár Rahşan Hanım’ın bu konudaki bakışı da önemli.

Dedim ya, DSP’de kafalar karışık.

Gizliden bir partiyi ele geçirme mücadelesi ise devam ediyor.

Bu arada İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın da aralarında olduğu, 4 - 5 milletvekilinin kısa bir süre içinde CHP’ye geçeceği konuşuluyor.

Bütün bu gelişmeler ışığında 17 Mayıs kongresi yapılacak. Ve partiyi bu kongreye İzmirli bir genel başkan vekili götürecek. Yani partiyi ölüm kalım mücadelesi öncesinde derleyip toparlamaya çalışan bir DSP’li. 21. Dönem İzmir Milletvekili Saffet Başaran. Eğitimci, babacan bir partili. Bir dönem milletvekilliği yaptı. Partinin çeşitli kademelerinde görevler aldı.

Bir görev adamı.

Şimdi de zor bir iş onu bekliyor; kongreyi başarılı bir şekilde tamamlamak.

Bir dönem İzmir’de Ahmet Piriştina ile yerel yönetimlerde de başarılı sonuçlar alan DSP’nin 29 Mart’taki hali ortada! Ciddi bir başarısızlık.

Bu anlamda da İzmirli genel başkan vekili elbette mutsuz.

Ama sonuçta bu bir görev.

Genel kurul yapılacak, genel başkan seçilecek ve parti yoluna devam edecek.

İşte 17 Mayıs’a kısa bir süre kala Saffet Başaran’a "Nasıl bir DSP" diye sordum.

İşte DSP:

"Sayın Zeki Sezer Türk siyasetinde pek alışık olmadığımız bir yaklaşım sergiledi ve ’Bir siyasetçinin koltuğa bağlı olmaması gerektiği’ görüşlerini kamuoyuyla paylaşarak görevinden ayrıldı. Evet bu süreçte bir beklenti içindeyiz. Partimiz, birlik ve beraberlik içinde, programlarını etkin bir anlayışla yürütecek, ülkenin sorunlarını çözebilecek bir yönetimle güçlenerek yoluna devam edecektir. Bu süreçte siyaseti bilimle buluşturmalıyız. Politikalarımız güncel ve bilimsel olmalı. 60 yıldır solda bir hazine var. Sol, bu hazineyi bulup Türk halkının önüne koymalı. Bunu sağlayacak olan da bilimdir. Öngörülerle, kararlı politikalarla yol alacağız. Sol partiler artık makro ekonomik politikaları hayata geçirmek zorundadır. Bundan dolayı DSP sola umut olacaktır."

MHP’de Dervişoğlu n’olur?

29 Mart seçimlerinde yola en erken o çıktı. İşin doğrusu çok da çalıştı. Ama olmadı...

MHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak yüzde 7,19 oy aldı. MHP’nin il genel meclisi oyu da 9,58 de kaldı. Sonuç; 2007 seçimlerine göre başarısızlık. Oysa MHP 29 Mart seçimlerinin başarılılarından.

Seçim sonuçlarında elbette CHP’nin İzmir’deki konjonktürel başarısı etkili.

Bazı belediye başkan adaylarının güçlü sinerjisi, partinin yakaladığı uyum önemli.

Ama ne olursa olsun "erken kalkan yol almalı" mıydı?

MHP tabanı da 29 Mart seçimlerindeki başarısızlığı tartışıyor elbette. Neden? Nasıl? Ve klasik soru: "Biz nerde yanlış yaptık?".

Bir yandan "zorunlu muhakeme", bir yandan MHP’de "İl başkanı kim olacak" tartışmaları. Ümit Akkuş’la devam mı? Yoksa Musavat Dervişoğlu bıraktığı yerden il başkanlığına devam mı edecek? Peki, yeni bir isim il başkanı olabilir mi? Bu isim etrafından bir kenetlenme sağlanabilir mi? Yeni bir heyecan yakalanabilir mi?

Dedim ya; MHP’de kafalar karışık.

Bazı milletvekilleri ve teşkilatın bir bölümü, "İlle de Dervişoğlu" diyor. Bir bölümün yorumu ise, "Kaybedenle yola devam yanlış. Yenilikte yarar var". Bakalım önümüzdeki günlerde MHP cephesinden neler yaşanacak. Arkadaşlarının deyimiyle, "Dervişoğlu n’olur?".

Hep birlikte göreceğiz!
Yazının devamı...

Edebiyat limanında huzur

25 Nisan 2009
Son olarak kadınların seslerinin daha gür çıkması için kaleme aldığını söylediği "Gölge Kadın". Bu hafta İzmirli yazar Nalan Tuntaş ile söyleştik.

Edebiyat dünyasındaki yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

- Ailemdeki güçlü edebiyat birikimi ve okuma sevgisi, yaşam çizgimi belirledi. İlköğretimde yazdığım şiirler bir gün gazetede yayımlanmaya değer bulununca duyduğum mutluluğu anlatamam. Amerikan Koleji’ndeki eğitimin ardından çevirilerle edebiyat dünyasına adım attım. "İçimdeki yalnızlık", "Baharda Yağmura Özlem", "Saatin Durduğu An", "Zor Yıllar" ve son olarak da "Gölge Kadın". Her kitap bir diğerinin tetikleyicisi oldu. Edebiyatı, sığınılacak liman olarak görüyorum.

"Erken yaşta anne olmam sanat yaşamımda büyük dezavantaj yarattı, ama ilerleyen yıllarda kızımın desteğiyle yazmak benim için tutkuya dönüştü" demişsiniz. Düşünceleriniz?

- Genç yaşta evlendim ve çocuk sahibi oldum. Bu başlangıçta eğitim ve kariyer hedeflerimde önemli değişikliklere yol açtıysa da ilerleyen yıllarda özellikle kızım Sezen’in, yazarlık sürecinde verdiği destek benim için önemli şanstı. İlk kitaplarımı hep kendi olanaklarımla bastırmıştım. Bir önceki kitabım "Zor Yıllar"ın hazırlık sürecinde Sezen, yayıma hazır kopyalarını Türkiye’nin tanınmış yayınevlerine göndermem konusunda ısrarcı oldu. Böylece yayınevleriyle çalışmaya başladım.

Gölge Kadın ile kadının toplumdaki fotoğrafını yansıttınız. Yazarken hissettikleriniz?

- Şenocak Yayınları’ndan çıkan "Gölge Kadın" ile kadının her alandaki yalnızlığını anlatmak istedim. Kitap, 2 yıllık

çalışmanın ürünü. Gölge Kadın’da 3 ana karakter üzerinden yaşamı ele almak, yalnız bir kadının, yaşadıklarını sürekli kendi penceresinden geçmişe doğru sorgulamak istedim. Kahraman, öyle duyarlı ki kendi dışında gelişen olayların dahi kendisinden kaynaklandığına inanıyor. Gölge Kadın’ı yazarken sokaktaki olaylar da romanda yer buldu. Yaşanmış öyküler de beni bu konuda yazmaya itti. Gölge Kadın’ı, kadınların sesinin biraz daha gür çıkması için kaleme aldım.

İzmirli yazar

á 1955 İzmir doğumlu Nalan Tuntaş’ın çocukluğu Söke’de geçti. 1999’da "Baharda Yağmura Özlem" adlı romanı yayımlanan Tuntaş, 2001’de "Saatin Durduğu An"la insanların giderek duyarsızlaştığı sanal yaşamlara isyanını dile getirmişti. Kazım Karabekir’in yaverliğini yapan dedesi Saffet Kayan’ın yaşamını anlattığı "Zor Yıllar" ile çok konuşulan Tuntaş, son olarak, toplumdaki yalnız insanın ruh halini ve terk edilmişliğini anlattığı yeni kitabı "Gölge Kadın"ı yazdı. Tuntaş evli ve iki çocuk annesi.

GENÇLER ÜZERİNE PLAN YAPILMIYOR

Kitaplardan, sanattan uzaklaşan bir topluma doğru gidildiği söyleniyor. Ne dersiniz?

- Gelecek bugünden zor ve ağır olacak. Hayallerimizi diri tutabildiğimiz ve umudu yeşertebildiğimiz ölçüde yaşarız. Bugün toplumda egemen olan çaresizlik psikolojisi, tüm alanlara yansıyor. Geleceği yaratacak sinerji, maalesef tüketim toplumuna dönüşen ülkemizde bilinçsizce harcanıyor...

Eğitim sisteminin sorgulamayan gençler yetiştirdiğini her fırsatta dile getiriyorsunuz? Toplumsal değerlerdeki örselenmenin ürkütücü boyutlara ulaşmasına rağmen bunu nasıl açıklamak gerek sizce?

- Bir yazar olarak ülkenin fotoğrafını çekmemiz ve dürüst davranmamız gerekiyor. Mevcut eğitim sistemi araştırmayı, sorgulamayı bırakın, genç kuşakların tazecik beyinlerini ezberlerle öyle dolduruyor ki; teknoloji bu kadar hızlı gelişmişken internet ve bilgisayar çağına adım atmışken, yine de bilimsel araştırma ve AR-GE yatırımları açısından üçüncü dünya ülkelerinin de gerisindeyiz. İnsan kaynakları konusunda planlama yapılmadığı için her bölümden, aynı meslekten her yıl binlerce mezun veriyoruz. İş bulamayacağını bile bile, çünkü yeni iş olanakları yaratmıyoruz. Üretimi özendiremiyoruz. Hiçbir şeyimizin olmadığı bir dönemde başarılı Türkiye yarattık. Şimdi her şeyimiz var. Ama ilerleme, gelişme adına bir projeye imza atamıyoruz. Türkiye, bunu hak etmiyor.
Yazının devamı...

Kadınlar hak peşinde

22 Nisan 2009
Bir kere söyleyeyim; Deniz Baykal sayıları neredeyse iki katına çıkan belediye başkanları nedeniyle oldukça mutluydu.

Hem konuşmasında, hem özel sohbetlerinde bunun keyifli yansımaları vardı elbette.

Ne var ki, Deniz Baykal’ı da bir parça düşündüren gelişme, kadın belediye başkanlarının azlığı.

Türkiye çapında iki il (Aydın, Tunceli) ve 15 ilçenin belediye başkanı kadın. Yani toplam 17 kadın başkan. CHP’li kadın belediye başkanı sayısı ise iki. İkisi de Aydın’dan. Ege’nin göz bebeği; Aydın’da zoru başaran Özlem Çerçioğlu ve İncirliova’da bayrağı devralan Fadime Orbay. Deniz Baykal her fırsatta; "Başarımızda kadınlarımızın desteğinin çok önemli bir rolü var. Gelecek seçimlerde bu anlamda kadınlarımıza daha çok şans vereceğiz" diyor.

Bu beklentinin bir somut adımı TBMM bünyesinde oluşturulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu.

Sessiz sedasız devreye giren bu komisyonda Ege’den de bildik isimler var:

CHP İzmir milletvekilleri Canan Arıtman ve Ahmet Ersin, AKP Denizli Milletvekili S. Aliye Kavaf, MHP İzmir Milletvekili Şenol Bal ve MHP Manisa Milletvekili Ahmet Orhan.

17 milletvekilinden oluşan komisyon "Kadınlara daha çok hak" şarkısını seslendirecek!

Bu ekip içinde 5 Egeli’nin de olması bir şans.

Malum Ege’nin kadınları hem çok aktif, hem de tuttuğunu koparır! Erkekleri de bu özelliğe uyumludur! Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun temel hedefi; "Kadının haksızlığını önlemek".

Siyasette, iş yaşamında, devlet bürokrasisinde artık "Kadının adı yok" devri kapanmalı.

Bunun için çalışacak komisyonun işi elbette zor.

Erkek egemen toplum, kadınlar için ne kadar etkili tavır koyacak, merak konusu.

Ya, "Eski hamam, eski tas" olacak, ya da yeni kazanımlar elde edilecek.

Tabii hedef; kadınlara en iyiyi ve en ileriyi sağlamak.

Komisyon çalışacak, kadınlar izleyecek ve bekleyecek.

Ortak görüş; kimse artık "üç maymun"u oynamak niyetinde değil!

Taylandzedeler ne olacak

İZMİR Büyükşehir Belediyesi’nde Çeşme zirvesinden sonra yeni yapılanma beklentileri dorukta. Daha önce de yazmıştım; Bornova eski Belediye Başkanı Sırrı Aydoğan, CHP Meclis Grup Başkan Vekili oldu.

Başkan Kocaoğlu eski dostuna vefasını gösterdi. Yanında iki bonusla birlikte: İmar Komisyonu Başkanlığı ve Belediye Başkan Vekilliği.

Sırrı Aydoğan deneyimli bir isim.

Bir görev adamı.

Geçmişte olduğu gibi bugün de sorumluluklarını layıkıyla yerine getirecektir. Parti kamuoyunda da bu görüş hakim. Çeşme zirvesinden sonra değişecek koltuklarda endişeli bir bekleyiş var.

Değişim sadece büyükşehir bünyesinde kalmayacak, hiç kuşku yok ki İZSU, ESHOT, İZULAŞ, İZELMAN gibi önemli yatırım merkezlerine, yatırımcı ve maddi gücü yüksek şirketlere de yansıyacak.

Başkan Kocaoğlu bir yandan değişim peşinde, bir yandan da, "Seçimi kazandık. Seçim kazanan ekip değiştirilmez" söylemleri nedeniyle kafası karışık.

Ben şu kadarını söyleyeyim; değişim olacak. Ama sınırlı mı, geniş mi, onu önümüzdeki gönlerde göreceğiz.

Bu arada Kocaoğlu’nun Sırrı Aydoğan’a gösterdiği vefayı, başkanla meşhur Tayland gezisine gittikleri için "Taylandzede" olan ve yeniden meclise giremeyerek ödeyen "Başkanın adamları" ise beklenti içinde.

Onlar da belediye şirketlerinde görev bekliyor.

CHP yönetimi bu konuda kararlı, "Disipline uymayanlar cezasını çekecek" anlayışında.

Kocaoğlu, ya parti yaklaşımına uyacak ya da kendisiyle Tayland gezisine çıkan arkadaşlarını belli görevlere getirecek. Zor bir durum!
Yazının devamı...

Kriz ve yarını planlamanın önemi

18 Nisan 2009
Üretimini durduran da var, fırsattan yararlanıp yatırım yapan da... Bu hafta inşaatla sıkı sıkıya bağlantılı sektör olan yalıtımın Türkiye’deki önemli temsilcilerinden olan BTM A.Ş.’nin yeni genel müdürü Cem Baki Sinal ile Türkiye’yi de derinden etkileyen küresel krizin ekonomide yarattığı daralmayı ve ihracattaki yeni hedeflerini konuştuk.

Türkiye’de yaşanan kriz, yalıtım sektörünü nasıl etkiledi?

- İnşaatın hız kaybettiği ve yeni projelerin rafa kaldırıldığı bu dönemde yalıtımda yenileme yatırımları hız kazandı. Ülkemizde 17 milyona yakın binanın mantolama sistemiyle ısı yalıtımına ihtiyacı var. Yeni ürünümüz ısı yalıtım paketi de sektörün çok yoğun ilgisiyle karşılaştı.

Krize karşı ne gibi önlemler aldınız?

- BTM olarak zengin ürün yelpazemizle ekonomik krizden diğer firmalara oranla daha az etkilendik. Bu dönemde katma değer yaratan enstrümanlarımızı öne çıkardık. Çatı, likit membran ürünleri ve yalıtım sistemleriyle konsept ürünlere ağırlık vereceğiz. İran pazarını değerlendiriyoruz. İran, Türkiye için bulunmaz fırsat, özellikle sektörün lideri olduğumuz shingle ihtiyacı olan bir ülke ve biz de ihracatımızı İran başta olmak üzere; Irak ve Kuzey Afrika ülkelerinde geliştireceğiz.

Yurt dışında uzun süre kaldı

Cem Baki Sinal, ODTÜ Elektrik, Elektronik Bölümü mezunu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde nükleer enerji üzerine master yaptı. 1983’te Suudi Arabistan’da STFA Holding’in çimento fabrikasında elektronik ve bilgisayar sistemleri süpervizörlüğü yaptıktan sonra 1988’de Türkiye’ye döndü, bir yıl ABB Türkiye ve Ortadoğu Çimento Projeleri Sorumlusu olarak çalıştı. 1989-1997 arasında Omya Madencilik’de görev aldı. Sinal, 1998-2008 arasında Maxit Yapı Malzemeleri’nde Türkiye, Bulgaristan, Yunanistan, Rusya, Azerbaycan, Romanya, Özbekistan gibi ülkelerden sorumlu genel müdürlük yaptı. Tarih, arkeoloji ve sosyal psikoloji, Sinal’ın özel ilgi alanları arasında.

DIŞ CEPHE İÇİN ÖZEL YALITIM

Bu döneme özel yeni ürünleriniz olacak mı?

- BTM Plus Dış Cephe Isı Yalıtım Sistemi, bu anlayışla piyasaya sunduğumuz özel ürün olarak sektörden yoğun ilgi gördü. Her türlü yüzeye rahatlıkla uygulanabilen yeni sistemle, kışın sıcak, yazın serin ve konforlu mekánlar yaratıyoruz. Sudan ve nemden etkilenmediğinden zamanla azalmayan ısı yalıtımı sağlıyor; uygulamada yaşanacak kötü depolama ve hava koşullarından kaynaklı hataları da en alt düzeye indirgiyor. Mantolama sistemi, bina dış kabuğunu ısıl gerilimlerden koruduğu için, uygulanan yerlerde enerji tasarrufunun yanında ömrünü uzatıyor. Bakım ve onarım masrafları azalıyor; ayrıca dekoratif tuğla ve farklı dokulardaki kaplamalarla binalar yepyeni görünüme kavuşuyor.

KRİZ KLASİK EZBERLERİ BOZDU

Türkiye’deki yalıtım bilinci gelişiyor mu?

- Bizim de üyesi olduğumuz Isı Ses Su ve Yangın Yalıtımcıları Derneği İZODER’in çalışmaları, enerji fiyatlarının artması Türk halkının ısı yalıtımıyla daha yakından ilgilenmesine neden oldu. Yaşanan ekonomik küçülmeye rağmen, 2009’da ısı yalıtımında yüzde 5 büyüme gerçekleşecek. Ucuz ve esnek vadeli ısı yalıtımı kredisinin sağlanmasıyla, konutların mantolanması daha kolay yapılacaktır.

Krizin olumsuz etkilerinden korunmak için işletmeler gelecekle ilgili nasıl rota belirlemeli?

- Kriz, şirket yönetimlerindeki klasik ezberleri bozdu. Eskiden geçmiş rapor ve veriler doğrultusunda şirkete ilişkin kararlar belirlenirdi. Oysa, yarını planlamanın her şeyden önemli olduğu bir kez daha kanıtlandı. Arkaya bakarak daha fazla araç süremeyiz. Türkiye ve dünyada yapısal değişime neden olan bu yeni anlayış doğrultusunda hareket etmek zorundayız.
Yazının devamı...