"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Türbanlı fenomenler günah keçisi mi? Tesettürün modası var mı?

24 Eylül 2018

Arkadaşlarım, sosyal medyada fenomenleşen muhafazakar modasıyla ilgili bir şeyler yazmamı isteyince girdiğim bu dünyada büyük şaşkınlık yaşadığımı itiraf etmeliyim.  Zira medyada var olmayan kocaman bir dünya vardı.

Konuyu kaleme almaya karar verdikten sonra fenomen olarak adlandırılan kişilerin hesaplarını bir süre takip ettim... Ve birkaçıyla  söyleşi yaparak bir yazı dizisi hazırladım.

Türbanlı fenomenlere tepki o günlerde de vardı. O tepkiyi sorduğumda aldığım ortak cevap şuydu:

 “Tesettürün modası olmaz. Kaideleri, ölçüleri, şartları sabittir ve değiştirilemez. Bizler ölçülü giyim ve moda ile ilgiliyiz.  Tesettür başka, ölçülü giyim başka. Tesettür sadece örtünmek değildir, bu neden ile sadece buraya indirgemek doğru olmaz. Mücadeleyi hep birlikte verdik ve bu gün çok şükür arkadaşlarımız bu konuda sıkıntı yaşamadan eğitimlerini ve iş hayatlarını sürdürüyorlar. Bu eleştiriler bizim kesimden değil farklı bir kesim tarafından ne yazık ki kullanılıyor.”

Muhafazakâr fenomenler genellikle kendilerini “Ölçülü giyinen”  kişiler olarak tanımlıyor. Bence sorulması gereken başörtülü genç kızların neden ölçülü giyinenleri takip ettiği sorusudur.

 Zira yazı dizim bittiğince başörtülü genç kızlardan “Ayşe Hanım, söyleşi yaptığınız fenomene rica eder misiniz, ben de onun gibi olmak istiyorum, yardımcı olur mu?” sorusu çok geldi.

Emeğe saygı duyan biri olarak asla yadırgıyor değilim. Sadece durum değerlendirmesi yapmak niyetim.

Türbanlı fenomenler kendilerini ölçülü giyinen kişiler olarak tanımlasa da hitap ettikleri kesim muhafazakar yaşam tarzında olan kadınlar. Bu kadar rağbet görmelerinin nedenlerinden biri ihtiyaca cevap vermeleri. Zira özellikle genç kızlar için sosyal medya dışında başörtüsünü nasıl farklı yapabileceğini, kıyafetini nasıl kombinleyeceğini öğrenebileceği mecra yok.

Yazının devamı...

Karadenizli tüm yetkililerin dikkatine…

3 Eylül 2018

Yazımın başlığından anlaşılacağı üzere Karadenizli bir vatandaş olarak bölgeme ait sorunları kaleme alacağım bugün.

Sorularımla ilgili hiç bir ayrım yapmıyorum. Maddeler hâlinde sıralayacağım sorunlarla ilgili olarak; ister bir Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Bey, ister bir milletvekili, isterse bir belediye başkanı olsun herhangi bir Karadenizli yetkiliden cevap rica ediyorum.  

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Nagehan Hanımcığım baltayı vuran ben değilim

30 Ağustos 2018

Konu hakkında itirazımı yazmıştım. Bu sebeple tekrar etmeyeceğim, fakat kendisine sadece şunu soracağım.

Yıllardır ülkemizde eski adıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na kadın bakan getirilir. Bugüne kadar ilgili bakanlığın başında bir kadının olması taciz veya tecavüz olaylarının engellenmesi üzerinde bir etkisi olmuş mudur?

Bir kadın olarak, kanun koyucuların veya uygulayıcıların cinsiyetinin sorunun çözümüne katkısı olacağına inanmıyorum. Sorunu çözebilecek en önemli etken kadın-erkek birlikte en sert tepkiyi gösterebilmemizdedir.

Bırakalım duyarsız erkek ve kadınlar susmaya veya görmezden gelmeye devam etsinler. Duyarlı insanlar olarak hangi görüşten olursak olalım taciz-tecavüz suçlarına karşı vatandaş olarak birlik olabiliyor muyuz? Oy verdiğimiz hükümete gerekli tedbirleri alması için baskı yapabiliyor, savcı ve hakimlere bir insanın “iyi hâl”li olabilmesinin kılık kıyafetle ilgisi olmayacağı tepkisini yüksek sesle gösterebiliyor muyuz? Buna bakalım. Kanunlarımızı tacizcilere nefes aldırmayacak şekilde düzenleyebiliyor muyuz? Bunları konuşalım.

Nagehan Hanım, taciz olaylarıyla ilgili dikkati medya sektörüne çekmiş ve tacize uğrayan kadınları itirafa davet etmişti. Ben de kimse alınmasın diye Hollywood’da yaşanan taciz olaylarını örnek göstererek, zamanında tacize ses çıkarmamış, hemcinslerinin yapamadıklarını yaparak “haksız kariyer” elde etmiş kadın oyuncuları örnek göstererek her taciz itirafına saygı duyamayacağımı yazmıştım. Nagehan Hanım, örneğimin  ülkemizdeki kadınların konuşma sürecine balta vuracağını ifade ederek beni uyarma ihtiyacı hissetmiş. Türkiye’de doğup büyüdüm ve bir kadın için taciz itirafının ne kadar zor olduğunun bilincindeyim. Bu sebeple tacize "hayır" demiş ve gençlere örnek olmuş, güç vermiş şahsiyetlere saygım sonsuz.

Aklı başında kadınlar olarak, kadın hakları konusunda anlaşacağımıza da şüphem yok. Hayat tarzlarımız farklı olsa da sorunlarımız aynı neticede. Habertürk yazarı Esin Övet’in “Kadına tacizi anlamak için gece sokağa çıkın” önerisine katılmıyorum. Şahsen geceleri sokağa çıkmıyor, mini etek veya şort giymiyor olmam tacizi yaşamadığım anlamına gelmiyor. Gündüz vakti Aksaray’da arkadaşımı beklerken “Çalışıyor musun?” diye soran adamı “Çalıştığımı veya izinde olduğumu neden soruyor ki?” düşüncesiyle anlamaya çalışmış sazanlığım vardır.

Belli bir yaşta bekâr olmak arızalı (!) bir durum olduğundan,  iyilik yapmak isteyen (!) erkekleri de gördü gözlerim. Tacizin sektörü yoktur, ister medya, ister siyaset, ister iş dünyası, isterse din alanında olsun her sektörde taciz muhakkak vardır. Üstelik bu durum ülkemize has bir durum da değil, dünya bunun örnekleriyle dolu.

Hiçbir koşulda tacizi yapan suçsuz olamaz elbette, lâkin tacize ses çıkarmayarak bunu meşrulaştıran kadın da masum değildir. 

Yazının devamı...

Taciz…

20 Ağustos 2018

Talat Bulut’la ilgili taciz iddialarına takipsizlik kararı veren erkek savcıya itiraz eden Alçı, "taciz iddiasının bulunduğu dosya, onca şahit varken, bir kadın savcıya verilse, takipsizlik alır mıydı?" diye sordu ve Batıyı örnek göstererek, ülkemizdeki taciz ve tecavüz davalarının kadın savcı ve hakimlere verilmesini önerdi.

Şahsi görüşümü yazarak mevzuya dahil olmak istedim. Anladığım kadarıyla Nagehan Hanım,  Talat Bulut davasının takibini yapan savcının kadın olması durumunda  takipsizlik kararı çıkmayacağından emin. Hemcinsim olan meslektaşımın sorusunu anlamlı bulmakla birlikte kendisine katılmadığımı söylemek isterim. Zira maalesef ülkemizde özellikle taciz ve tecavüz olaylarında erkeği koruyan ve kollayan bir anlayış var. Ve bu anlayışı zaman zaman kadınlar erkeklerden daha hararetli savunuyor.

İster geleneksel, ister dini olsun katı bir kültürde yetişmiş bir kadın savcı veya hakimin taciz  olaylarında kadının lehine karar verebileceğine inanmayacağım gibi özgür, eşit, adil kültürde  yetişen bir erkek savcı veya hakimin de kadının aleyhine karar verebileceğine inanmıyorum. Eğitim şart... Lakin adaleti sağlayan bir alanda hukukun üstünlüğünü kavrayamamış bir insanın cinsiyetinin çok önemli olmayacağı kanaatindeyim.

Dönüp dönüp bizi yaralayan ve öldüren   taciz-tecavüz sorununu ortadan kaldırmak için öncelikle biz kadınlar birlik olmalıyız ve dik durmalıyız ama erkekleri çözümün dışına itemeyiz.

Farkındaysanız biz daha tacize karşı tepkilerimizde birlik sağlayamıyoruz. Tacizcinin kimliğinden önce hangi cemaat veya hangi parti mensubu olduğunu  konuşuyoruz. Sosyal medyada taciz haberlerini takip ederseniz takipçilerin tacizciye değil de birbirine hakaret ettiğine tanık olacaksınız. Bazen durum öyle bir trajikomik hale geliyor ki, sırf yaşam tarzından dolayı tacizci bir grubun veya tarafın sorumluluğunda kalabiliyor. Birkaç gün sonra karşı grubun yaşam tarzına sahip bir erkeğin taciz haberi oluyor. Garip anlamsız ve yorucu bir kısır döngünün içine girmişiz.

Birlikte bir şeyler yapmamız için önce ivedilikle bu durumdan kurtulmamız gerektiğini hatırlatmak isterim.

Sırf hemcinsimiz diye her şeyi tacizden mi sayacağız?

Nagehan Hanım ülkemizin aydın sınıfı olarak kadın köşe yazarlarımızı yaşadıkları tacizi anlatmaya davet ediyor. Hangi sektörden olursa olsun yaşadığı tacizi anlatan kadınlara saygım sonsuz, hiçbir itirazım yok lâkin her taciz itirafına saygı gösteremeyeceğim.

Yazının devamı...

Mucitler Atölyesi

6 Ağustos 2018

Okuldan sonra eğitim sektörünün cazibesine kapılan Kuralay bilim hayalinden de vazgeçmez ve “Mucitler Atölyesi”ni kurar. Eğlenceli  Deneyler, Şaşırtan Deneyler, Eğlenceli Zeka Soruları olmak üzere 3 kitabı yayımlanır Kuralay’ın. Bugün sizlere  bir kadını tanıtacağım. 1974 Ordu doğumlu olan Ayşe Devrim Kuralay meraklı ve araştırmacı bir çocukluktan sonra “Ben bilim kadını olacağım” der ve Boğaziçi Üniversitesi Kimya Bölümü'nü bitirir. Okuldan sonra eğitim sektörünün cazibesine kapılan Kuralay bilim hayalinden de vazgeçmez ve “Mucitler Atölyesi”ni kurar. Eğlenceli  Deneyler, Şaşırtan Deneyler, Eğlenceli Zeka Soruları olmak üzere 3 kitabı yayımlanır Kuralay’ın.



Sizi Ayşe Hanım’ın Mucitler Atölyesi’yle baş başa bırakıyorum. 

Mucitler Atölyesi 2010 yılında kuruldu. Çocuklara yönelik ağırlıklı olarak bilim ve sanat aktiviteleri düzenleyen bir kuruluş. Kurumumuz  meraklı, bir şeyleri karıştırmayı ve araştırmayı seven, yeni deneyimler yaşamaktan mutluluk duyan 4 -14 yaş arası tüm çocuklara açıktır. Amacımız bir yandan çocuklarımızın meraklarını giderirken, bir yandan da yeni meraklar oluşturmaktır. 

Yazının devamı...

Nüfus Müdürlüğü’nde kardeşiniz olduğunu öğrenseniz ne yapardınız?

30 Temmuz 2018

Konuyla ilgili çok şey yazılabilir elbette ama söze gerek bırakmayan bazı hikayeler vardır.

Bugün size tanıtacağım Beyza ve annesinin hikayesi, kadının gücünün bir aileyi nasıl arada tuttuğunun canlı örneğidir.  

Beyza’yla söyleşimizi  yazıya dökerken bir hayli zorlandım. Zira anlattığı her detay çok önemliydi. Biraz uzun bir yazı oldu ama emin olun ayırdığınız zamana değecek.

……

İstanbul doğumluyum. İki kardeşim ve birlikte büyüdüğüm annem var. Birlikte büyüdüğün diyorum çünkü annem çok küçük yaşta evlenmiş ve ilk çocuğum. Anlaşma bazında çok problemli bir ailede büyüdüm, üç dört yaşlarımda anne-babamın kavgalarıyla uyanırdım.

Anne ve babamın yaşam tarzları çok farklıydı. Annem dindar bir kadındı ve hafızdı. Babam ise evde alkol alan bir insandı. Annem babamın mezelerini hazırlar,  namazını kılardı. Babamın aldatma mevzuları her zaman gündemdeydi. 

Küçük yaşta ailevi sorunlara şahit olduğum için farkında olmadan krizleri yönetme, sorunlara çözüm üretme ve insanlara liderlik ve yardım etme gibi misyonu edindim. Çocukken mahalledeki çocuklara liderlik yapardım. Onları annelerinin izin vermediği uzak parklara gizli götürür, yeri geldiğinde kullanılmayan oyuncakları satarak dondurma masraflarını karşılar, sürekli bir şey organize ederdim.

Doğuştan kas hastasıyım, tanım ilkokul 4. sınıftayken konuldu. Annem inançlı bir kadın  olduğundan benim durumumu lütuf olarak değerlendirdi. Bilinçaltımda yanlış bir algı oluştu ve “Madem durumum bir lütuf tedavi olmak istemiyorum” dedim.

Yazının devamı...

Adnan Oktar ve Mustafa Ceceli’nin ortak mantığı

18 Temmuz 2018

Bunun üzerine “aslanları ve kedicikleri”, Trans ölümleri ve Kerimcan Durmaz’la ilgili yazılarımdan alıntı yaparak beni karalamaya ve kendilerini aklamaya çalışmışlardı. 

 

Televizyonlarda hemcinslerimin çıkıp, din adına mini etekli bir şekilde yaptıkları masum (!) danslarından rahatsız olmamı şiddetle eleştiriyorlar ve anlayamadıklarını yazıyorlardı.  Gerçi anlamalarını beklemek hata olurdu; neticede din, kendilerine böyle öğretilmişti. Bugün hiç birinin itirafını ciddiye almıyorum.

 

(İster Adnan’cı ister Fethullah’çı olsun, kısa yoldan makam ve para uğruna her türlü rezilliğe göz yuman bir insanın bir günde pişman olup itirafçı olmasını kabul edemiyorum.)

 

Bizde meşhurdur; her cemaatin “Müslümanlık” tanımı farklıdır ve hocaları ne diyorsa odur.  Kur’an’ı gözüne soksan aksine inandıramazsın. Bu, uydurulmuş bir cemaat için de böyledir. Ortak savunmaları ise; Kur’an’ı sıradan insanların anlayamayacağı ancak birilerine tabi olurlarsa anlayabilecekleridir.  

 

Yazının devamı...

Kimin tarafıyım?

22 Haziran 2018

Annem, ikiz kardeşim Hanife ve ben birlikte yaşıyoruz. Bir de evi otel gibi kullanan Bulut isminde bir kedimiz var 😊 Gözlemlediğim kadarıyla bizi diğer dindar ailelerden ayıran en büyük özelliğimiz evimizde eleştiri kültürünün etkili olması. Bunu da hayatımızın hiçbir döneminde bizi kendi gibi düşünmeye zorlamayıp manevi baskı oluşturmadığı için rahmetli babama borçlu olduğumuzu düşünüyorum.  Babam, bize göre çok daha İslami bilgi sahibiydi ama biz ona bilmişlik tasladığımızda dahi önce bizi dinler sonra düşüncesini söylerdi.  İtiraz kültürünün saygısızlık olmadığını bilen aydın bir Müslümandı.

Annemiz ciddiyeti seven Osmanlı kadınıdır. İtirazı ve eleştiriyi sevmez, hele ki anneye yapılanı hiç sevmez. Ona göre anneler her zaman haklıdır, anneler çocuklarına istediğini söyleyebilir, çocuklar annelerine kırılmaz ve annelerin kararlarını - davranışlarını sorgulamazlar. Biz bu anlamda annemizin ideal evlat tanımına uymadığımız için (bunun sorumlusu olarak babamı görüyor) zaman zaman sorunlar yaşıyoruz.

Genellikle Hanife ile ben aynı düşüncede oluruz. Annem de bu duruma “Siz iki kişisiniz, ben tek kalıyorum.” diyerek sitem eder.  Bugüne kadar ne “Anneye muhalefet edilmez.” diyerek yanlışa doğru dedik ne de birlikte yaşamaktan vazgeçtik. Annemize taraf olmanın her zaman aynı şeyi düşünmek olmadığını anlatmaya çalıştık ve çalışıyoruz da.

Annem, her anne gibi güçlü ve cesur bir kadın aslında. Sadece çocukları tarafından onaylanmadığı zaman güçsüz olmayacağını kabul etmesi gerekiyor.

Ailemden örnek verdim zira bugün siyaset dünyasında yaşananları gözlemlediğimde çok benzerlikler buluyorum. Belki böyle bir ailede büyüdüğümden  “taraf olma” çağrısını anlamsız bulurum her zaman. Birlikte yaşamak için veya birini sevmek için illa taraf olmanın gerekliliğine inanmıyorum çünkü bir insanın ömrü boyunca haklı taraf olması mümkün değildir.

Günümüz siyasetinde çoğunluk, “taraf olmayı” rüzgârın estiği veya eseceği yöne göre tutum almak olarak algılıyor. Kimse rüzgârda ezilenlerle ilgilenmek istemiyor. “Kurunun yanında yaş da yanar.” atasözünü “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” buyuran Peygamber sözüne tercih ediyor. 

Seçim arefesindeyiz, gerginlikler had safhada. Kavgasız ve adil bir seçim olmasını temenni ediyorum. Türkiyemiz için en iyisi olsun.  İster gerekçeli ister gerekçesiz olsun herkesin vereceği oya saygı duyuyorum.. Dileyen dilediği taraf olabilir kabulüm, ben kendi doğrularımın tarafıyım, böyle kabul görmek istiyorum.

Seçimlerden sonra bu köşede buluşmaya devam eder miyiz bilmiyorum. Ama nerede olursam olayım rüzgârın yönüne göre hareket etmeyeceğimi ve  sizi sevdiğimi bilmenizi istiyorum…

Yazının devamı...