"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Ülkemiz  için önemli  bir seçim

26 Nisan 2018

Biz de geçtiğimiz haftalarda ülkemizdeki yetenekleri keşfetmek adına sanat için önemli bir seçim yaptık.  

Bundan üç ay önce “Seni tanımamıza izin verir misin?” sorusunu sormuştuk engelli arkadaşlarımıza.

Demiştik ki: “Yaşın kaç olursa olsun, ister A4’e, ister tuvale, ister tahta parçasına imkânın neye elveriyorsa, içinden ne geçiyorsa çiz ve bize gönder.” Her ne kadar “Resim Yarışması” olarak tanımlasak da aslında tanışma ve keşfetme daveti idi çağrımız.

İlk ses veren Mersin oldu, ardından Türkiye’nin dört köşesinden 5 yaşından 45 yaşa kadar her yaştan vatandaşlarımız eserlerini gönderdiler. Tam 700 resim geldi Bağcılar Engelliler Sarayı’na. Vakit kısalığından şikâyetçi oldular ama üzülmesinler, önümüzdeki yıl tekrarını yapmaya gayret edeceğiz. 

Ülkemizin ismi kadar yüreği büyük sanatçısı Ahmet Güneştekin’in önderlik ve jürilik için tek şartı yetenekli görülen tüm eser sahiplerinin ödüllendirilmesi,  ilk üçle sınırlı kalmamasıydı.

20 sahibinin ödüllendirilmesini planlıyorduk.  Ahmet Bey gelen eserleri görünce  “Ayşe, biz bu sayıyı 50 yapalım.” dedi. “50 kişi refakatçileriyle birlikte 100 kişi olacaklar. Acaba altından kalkabilir miyiz?” derken sponsorlarımız ve jürilerimizden Fatoş Sarıgül Altınbaş’tan sıcacık bir kucaklama daveti geldi; “Biz Altınbaş Üniversitesi olarak konaklama ve ulaşım ücretlerini karşılarız.”

Demet Sabancı Çetindoğan, ödül töreni ve eserlerin sergilenme kısmını üstlendi. Bağcılar Belediyesi ve Türkiye Beyazay Derneği Genel Merkezi ödül kısmını üstlendi.

Bize de muhteşem bir karşılama yapabilmek adına organizasyon görevi düştü. Dereceye giren eser sahibi 50 adayı İstanbul’a davet ettik. 12-13 Mayıs tarihlerinde misafirimiz olacaklar, İstanbul’u gezecekler ve Ahmet Güneştekin’in atölyesini ziyaret edip, kendisiyle sohbet etme imkânı bulacaklar.

Yazının devamı...

Erbakan Hoca yaşasaydı…

16 Nisan 2018

Zira ne Saadet Partisi’nin yükselişi beni rahatsız eder, ne de Ak Parti’nin zayıflamasından mutlu olurum. İttifak yapmaları durumunda mutlu olurum, lâkin yapmamaları durumunda da bir suçlu aramam. Sonuçta ikisi de bağımsız iki partidir, belirli ilkeleri vardır.

Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi dönemlerinde Kadın Kolları alanında uzun yıllar görev yapmam dolayısıyla gerek Ak Parti’den gerek Saadet Partisi’nden çok sevdiğim ve değer verdiğim arkadaşlarım vardır. Zaman zaman bir araya geliriz, bugüne kadar hiç birinden Saadet’i ihanetle suçlayan bir tavır görmedim. Ama nedense bazı yazarlar inatla Saadet Partisi’ni ihanetle suçlamaktadır. Hatta Ak Parti ile ittifak yapmamaları durumunda Temel Bey’i Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlatmakla dahi suçlayabilmekte, Erbakan Hoca yaşasaydı Temel Bey’e parmak sallayacağını dahi iddia edebilmektedir.

Ortada Saadet Partisi’nin yükselişinden kaynaklanan bir tehlike varsa işte bu durumdur. Ak Parti, Refah Partisi’nin içinden çıkmış bir partidir. Kaldı ki, ne dün gidenlerin ne de bugün kalanların ihanetle suçlanmasını asla ve asla kabul etmedim, etmiyorum. Böyle davrananların da siyasi parti mantığını ve dava insanlığı mantığını anlamamış insanlar olarak görüyorum.  Saadet Partisi’nin tabanından birçok insan seçimlerde Ak Parti’yi desteklemiştir. Ben de dâhilim buna. Çok açık söyleyeyim; bugüne kadar Tayyip Bey’den Saadet Partisi’ni kötüleyen tek bir söz duysaydım, oy vermezdim.

Saadet Partisi’nin yükselmesinin ve güçlü muhalefetinin Ak Parti’yi zayıflatacağına inananların zerre kadar siyasetten anlamadığını iddia ediyorum. Bu şekilde davranmakla sadece tabanı birbirine uzaklaştırırsınız. Sonra da “Dış güçler bizi bölüyor.” diye ağlarsınız.

“Erbakan Hoca yaşasaydı…” diye yorum yapanların bir zahmet oturup Erbakan Hoca’nın videolarını izlemelerini tavsiye ediyorum.

Bu arada ne hikmetse dün Erbakan Hoca’yı sol görüşte olanlar anlamıyordu bugün ise sağ görüşte olanlar anlamıyor.

Ahmet Kekeç’e naçizane bir öneri…

Sevgili Ahmet Kekeç; ben, bundan yıllar önce sizin iyi bir okuyucunuzdum. Ne zamanki sadece destek olduğunuz veya köstek olduğunuz kişilerle ilgili tekrara düştünüz, işte ben de o zaman sıkıldım ve bıraktım takip etmeyi.

Yazının devamı...

Türk Gençleri  “İZM” lere kayamaz mı?

12 Nisan 2018

Fazlıoğlu, konunun ilgilisi olarak bir sorunu, daha doğrusu bir gerçeği gündeme getirdi lâkin biz her zamanki gibi düzgünce konuşup, tartışmak yerine cepheler arası savaş konusu yaptık. Konunun öznesi olan Deizme kayan gençleri değil, iddianın kendisini konuşuyoruz.

Adeta çocuklarının sorunlarıyla yüzleşmekten korkan ve birbirini suçlayan anne-baba kavgası yapıyoruz.

Son olarak Bahçeli’nin “Türk Gençliğinin deizme kaydığını söylemek densiz bir uydurmadır. Türk gençliğinin itham edilmesi ayıp ve ahlaksız bir komplodur. Deizm ile uğraşanlar önce haram yiyenlere baksınlar.” sözleri ise sorunu sahiplenip çözüm arayışına girmek yerine inkârı seçip “Elalem ne der?” kaygısı taşıyor adeta.

Öncelikle bir profesörün (art niyet olmaksızın) yaşadığı bir gerçeği anlatmasını bir siyasi liderin “komplo” olarak tanımlaması hoş bir davranış değil.

Deizme kayan gençlerin varlığını itham olarak kabul ederek ahlaksızlık olarak değerlendirmek de şık değil.

İster siyasi, ister yazar, ister bilim insanı olsun, kendi inanç ve görüşü dışındaki gerçekleri kabul etmeyen davranışlar günümüz Türkiye’sine yakışmıyor artık. Ülkemizde yaşayan genç insanların düşünce dünyası ve bakış açısı çok daha geniş büyüklerinden. Doğruyu veya yanlışı kendilerine öğretildiği gibi direkt olarak kabul etmiyor, sorguluyorlar. Bizim, onların doğrularımızı sorgulamalarından korkmamız bir şeyleri değiştirmez. Korkunun ecele faydası yok.

Çocuklarımızı ve gençlerimizi mükemmeliyetçilik kalıbına sokmaktan vazgeçmeliyiz.  Gençler bizim geleceğimiz; onların sorunlarını yok saymak, sorunlarını gündeme getirenleri aşağılamak, toplumun geleceğini ilgilendiren meseleleri sadece bir siyasi partinin meselesi olarak görmek bize bir şey kazandırmaz. Aksine, ikiyüzlü bir yaşam sürmeye mecbur kalırlar ve özgürlüklerini başka diyarlarda ararlar.

Deizm veya ateist gençlerle ilgili açıklamaları sebebiyle İhsan Fazlıoğlu’yla söyleşi yapmak istedim lâkin talebimi kabul etmedi. Kendince haklı gerekçelerinin olduğunu düşünüyorum ve kendisine bu konuda saygı duyuyorum.

Yazının devamı...

AK Partili siyasetçileri bekleyen tehlike

9 Nisan 2018

İkisi de hem şahsını hem partisini zor durumda bırakacak türden. Benim üzerinde durmak istediğim ilk açıklaması olacak, zira seçimler yaklaşırken özellikle AK Partili siyasetçilerin başını ağrıtacak söylemlerin devamı gelecek gibi görünüyor.


Ne demek istediğimi izah edeyim. Uysal’ın "Bizim şu anda birinci önceliğimiz metro. Metroda da birinci önceliğimiz en fazla oy aldığımız yerler olacak inşallah." sözleri bir kongrede söylenmişti.

Tam Uysal’ın sözleri unutulmaya yüz tutuyordu ki, Esenyurt Belediye Başkanı Ali Murat Alatepe’nin  “Esenyurt’u kaybedersek Kudüs’ü kaybederiz, İslam’ı kaybederiz, Mekke’yi kaybederiz.” sözleri gündeme damgasını vurdu. Alatepe, bu sözleri “Şehitleri Anma Programı”nda söylemişti. Elbette her iki başkanın da sözlerini tasvip etmek mümkün değil. Benim dikkat çekmek istediğim husus sözlerden ziyade söylendiği mekânlar.

Kongre, salon toplantıları, anma gibi partililerin yoğun olduğu programlarda siyasetçiler bir şehrin, bir ülkenin başkanı veya vekili olduğunu unutuyorlar. Anın coşkusuna kapılıp kendilerini ve partilerini tehlikeye sokacak söylemlerde bulunabiliyorlar.

Bununla birlikte seçim öncesi ve sonrası OY oranına göre şehirlerin sınıflandırılmasını doğru bulmadığımı da belirtmek isterim; hangi siyasi parti olursa olsun, en çok oy aldığı bölgeye özel teşekkür edilmesinin de ayrıştırıcı bir tutum olarak gördüğümü ekleyerek. Seçimi kazanan ister Başbakan ister Belediye Başkanı olsun ayrım gözetmeden kendisine oy veren ve vermeyen herkesin yöneticisidir. Bu tarz söylemler (seçim çalışmalarında aksini söyleseniz dahi)  size oy vermeyen insanların kafasındaki soru işareti bırakır ve samimiyetinizin sorgulanmasına yol açar. Kudüs ve Mekke gibi, inançlı olan tüm insanlara ait olan kutsal ve değeri bir siyasi partinin belediye seçim sonucuna bağlanmasını ise ne Yaradan ne de yaratılan kabul edebilir.

Medya lakap takma özgürlüğüne sahip mi?

Çiftlik Bank'ın sahibi 

Yazının devamı...

Temel Karamollaoğlu dünden farklı ne söylüyor?

2 Nisan 2018

İtiraf etmeliyim ki Temel Bey, Saadet Partisi Genel Başkanı olduğunda “Neden daha genç bir insanı Genel Başkan yapmadılar?” demiş ve partinin sessiz sedasız yerinde sayacağını düşünmüştüm.

Ama Temel Bey, beni ve Türkiye’yi şaşırtacak bir çıkış yaptı. Söylemleriyle partisini gündemin üst sıralarına taşıdı.

“Yıllardır sessiz sakin giden Saadet Partisi nasıl oldu da gündemde fırtınalar estiriyor? Temel Bey ne diyor da sosyal medya yıkılıyor?” diye kendisine sormak istedim.

Dün iktidara gelmesinden korkan kesimin bugün alkışladığı, muhafazakâr kesimin bir bölümünün ise yükselişinden rahatsız olduğu bir parti hâline geldi Saadet Partisi. Bunun nedenini merak ettim.

Erbakan Hoca’nın kurduğu partide neden Fatih Erbakan yok; öğrenmek istedim.

Ak Parti ile ittifak konusunda kapıyı açık bırakmasının sebebi ilkeler mi, pazarlık mı; bilelim istedim. Velhasıl ben sordum Temel Bey cevapladı, biraz uzun bir söyleşi oldu ama ancak bu kadar özetleyebildim.

Temel Bey, sosyal medyayı takip ediyor musunuz bilmiyorum ama fırtınalar estiriyorsunuz.  Dünden farklı ne söylüyorsunuz?

Aslında biz hep aynı şeyi söylüyoruz, sadece insanlar bizi dinlemeye yeni başladı. Sosyal medyayı sürekli takip edemiyorum, arada bakıyorum. Beni en çok memnun eden bir tweet oldu geçenlerde onu paylaşayım.  Bir vatandaşımız yazmış “Yahu ben İslam’ı neredeyse tümüyle reddeder hâle gelmiştim, şimdi siz geldiniz ben tekrar lise çağlarında öğrendiğim İslam’a dönme kararı aldım.” Bir insana bunu söyletebilmek bizim için çok değerli.

Yazının devamı...

“Detoks, botokstan farklı bir şeydir.” açıklamasını yaptığımız günler geride kaldı

24 Mart 2018

İlgili ilgisiz, bilgili bilgisiz kişiler tarafından online olarak detoks tavsiyeleri verilmekte sosyal medyada. Detoks gün geçtikçe “ödem atmak ve toksinlerden arınmak”tan “kısa yoldan kilo verme”ye doğru evrilmekte.

 

Elbette bu işi hakkıyla yapanlar var. Lâkin vatandaş, kimin iyi kimin kötü olduğunu ayıracak bilgiye sahip olmayabilir. Özellikle kadınların ilgi gösterdiği detokslar bilinçsiz yapıldığı takdirde sağlık sorunlarına neden olabilir.

 

Ben bugün sizlere bir detoks merkezinden bahsedeceğim. Günümüzde detoks merkezleri bir hayli revaçta ve gitgide sayısı artmakta. Hem tatil hem detoks yapmak isteyenler için bir alternatif olması açısından güzel bir gelişme.

 

Yetkili kişilerce uygulanan detoks merkezlerinde hem sağlıklı beslenmeyi öğrenebilir hem dinlenebilirsiniz. Fakat bir sorun var; detoks merkezlerinin fiyatları orta gelir gurubu için yüksek. Zamanla bunun da aşılacağını düşünüyorum. Bugün sizler için ülkemizde hizmet veren ilk detoks merkezlerinden biri olan The LifeCo’nun Genel Müdürü Figen Tuncsav’la bir söyleşi yaptık. The LifeCo, ünlüleri sık sık ağırlayan bir merkez. Tahmin edeceğiniz üzere kendilerine “Fiyatlar neden yüksek?” diye de sordum. 

 

Yazının devamı...

Cem Yılmaz’ı alkışlıyorsunuz da bize niye tepki gösteriyorsunuz?

19 Mart 2018

Birçok itiraz maili geldi; “Nereden çıkarıyorsunuz bunu? Hüseyin Başaran’ın kadın mürettebata güvenmesi çok mu anormal? Birçok başarılı kadın pilot var.” diye.

Bu itirazları okuyunca aklıma Sevgili Cem Yılmaz’a sorulan  “Bu esprileri nereden buluyorsunuz?” cümlesi geldi aklıma.

Nedendir bilmiyorum; Cem Yılmaz bizi bize anlatınca alkışlıyoruz lâkin bunu yazarlar kaleme aldıklarında tepki gösteriyoruz. Lafım kesinlikle Cem Yılmaz’a değil, onu da özellikle belirteyim. İzlemekten ve dinlemekten zevk aldığım bir insandır.

Fakat biz hayatın esprili tarafını kabul ediyoruz, ciddi tarafını reddediyoruz. Hâlbuki sanatçı da olsa yazar da olsa herkes bu ülkenin insanının hikâyelerinden besleniyor.

İster pilot ister kaptan ister şoför olsun, kadınların yaptığı her işte başarılı olduğundan zerre kadar şüphem yok.  Gurur da duyarım. 

Biz de kız kıza gittiğimiz seyahatlerde erkek olmasını istemeyiz.  Mina ve arkadaşlarının özel tercihi miydi yoksa rastlantı mıydı, bilmiyorum. Sebep ne olursa olsun erkeğin varlığını, kadının yanında güvence olarak görülmemesi takdir ettiğim husustur.   

“Böyle bir şey var mı?” diye hayret edilmesini de anlamış değilim. Var ki takdir ediyorum. Tam bu olayın üzerine iki gün önce yaşadığım bir olayı aktarayım.

Katıldığım bir toplantıda yanımda olan iki kadın, umre ziyaretiyle ilgili konuşuyor. Biri başörtülü diğeri değil. Başörtülü olan umreye gitmek istediğini söylüyor, diğer kadın “Ben hocalara sordum mahrem bir erkek (baba, abi vs.) olmadan gidemezmişsin. Gidersen umren olmazmış, turistik ziyaret yapmış olurmuşsun.” diyor. Konuşmayı yapan iki arkadaş da güzel işlerde çalışan ve yurt içi - yurt dışı seyahatlere giden aktif kadınlar.

Yazının devamı...

Tayyip Bey’in tepkisini dindar insanlar nasıl değerlendirdi?

17 Mart 2018

Erkek hocaların gerek güncel gerekse yıllar öncesinde dile getirmiş oldukları kadına dair sözlerinin gündeme getirilmesini ya da cımbızlanarak sunulmasını masum bulmuyorum.  Yalnız, bu durum hocalarının kadınlarla ilgili sözlerini de masum yapmıyor. 

Hocaların sohbetlerinde ayet, hadis veya fıkıh meselelerini anlatırken kattıkları şahsi yorumlara itiraz edenleri din düşmanı ilan etmek,  başka anlamlar yüklemek, birilerine malzeme veriyor olarak algılamak mantıklı bir yaklaşım değil.  Dinin mi itibar kaybetmesi önemli, şahısların mı?

Din adına birbirimizi terbiye etmeyi bırakırsak daha sağlıklı iletişim kurabiliriz diye düşünüyorum. 

Kadınla ilgili üst üste yapılan yorumların toplumda huzursuzluğa neden olduğu bir gerçek. Nureddin Yıldız’ın son açıklamalarından sonra Tayyip Bey ‘in gösterdiği tepki dindar camiayı ikiye ayırdı. Detaylara geçmeden önce Nureddin Hoca ile ilgili bir iki şey yazmak istiyorum.

Nureddin Hoca’nın açıklamalarına itiraz eden siyasetçi ve yazarlara gösterilen tepkilerin nedeni, birilerinin kendisini korumasından ziyade çevresinde ve camiasında sevilen bir insan olmasıdır. Biliyorum, çünkü kendisiyle aynı semtte oturuyor ve şahsen tanıyorum.

Camiasında kendisini sevmeyen tek kişi Cübbeli Ahmet Hoca’dır.  Nureddin Yıldız’a dair meşhur reddiyeleri vardır.

Kadına dair açıklamaları çok daha sert olan hocalar varken Nureddin Hoca’nın hedef alınmasının, dış güçlerden ziyade iç güçlerin işi olduğunu düşünüyorum.

Yazıyı hazırladığım sıralarda Nureddin Yıldız’ın, aralarında Mahmut Ünlü’nün de olduğu hocalarla Nevzat Çiçek moderatörlüğünde bir araya geldiği haberini okudum.  Çiçek, sorunların ve bundan sonrası için neler yapılması gerektiğinin konuşulduğunu yani bir anlamda barışın sağlandığını ifade etti. Sevindim, zira hocaların görüş ayrılığının adeta muhalefet iktidar savaşına dönmesinin ne kendilerine, ne millete ne de devlete bir faydası vardı.

Yazının devamı...