"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Emine Erdoğan’ın ve kadınların görünmezliğine dair…

11 Aralık 2017

“….Ancak medyanın kendi bilinçaltında Emine Erdoğan’ı sadece bir Cumhurbaşkanı eşi olarak kategorize etme alışkanlığı bitmiyor.

 

Merkez medya muhafazakâr bir Cumhurbaşkanı fikrine mecburen alışmış gibi gözükse de, bilinçaltında sosyal sorumluluk projelerinde başörtülü bir kadının lider olmasını kabul edemiyor. İktidar medyasında ise muhafazakâr mahallenin kendilerini çok iyi yetiştirmiş, potansiyel olarak birçok alanda erkeklerin önüne geçebilecek kadınların ilerlemesine karşı yıllardır yıkılamayan bir direnç var.

Kadınları arkasına alan bir Emine Erdoğan ister istemez birkaç cephede birden savaşmak ve yol almak zorunda kalacak. Ama bu zorlu yolun sonunda önemli sonuçlar alınıp dönüştürücü bir etkisinin olacağı da tartışmasız. Kadınların Türkiye’de sessizliğini delecek bir lidere ihtiyaçları var.

 

Oray Bey’i bu kadar isabetli bir değerlendirmesinden dolayı alkışlıyor ve teşekkür ediyorum.

 

İster lider eşi olsun ister başka alandan olsun başörtülü kadınların yaşadıkları aynı aslında.

Yazının devamı...

Reza Zarrab’ın, Türkiye ve Ebru Gündeş kurgusu…

6 Aralık 2017

Lütfen, düşünün!

Zarrab’ın, Türkiye aleyhine yapacağı tanıklıkla cezaevine kadın sokmak istemesinin ne alakası olabilir?

Ailesini mahkeme sürecinden önce Türkiye’den çıkaran, şirketlerinin içini boşaltan Zarrab; dünyadaki en değerli varlığı olan kızını hiç bir şey yapmadan öylece bırakabilir mi? Çok sevdiği ve zor günler yaşayan eşine bir darbe de Amerika’dan vurabilir mi?

Medyaya yansıyan ilişkilerini göz önüne bulundurduğumda bunların olmasını ihtimal dışı görüyorum.

Zarrab’ın, cezaevine kadın istediğine dair sözlerini Gündeş’i korumak adına söylediğini düşünüyorum. Amerika mahkemesi ile Türkiye aleyhine, aile lehine anlaşma yapması büyük olasılık. 

“Cezaevine kadın istemekle eşini korumak ne alaka?” derseniz, buyurun, izah edeyim;

Ebru Gündeş’in, ülkesini Zarrab’dan daha çok sevdiğinden şüphem yok. Ama kendince haklı gerekçelerle Zarrab’ı koruduğunu ve buna karşılık Zarrab’ın da Gündeş’i koruduğunu düşünüyorum. (Bu durumu garipsemediğimi belirtmek isterim).

Zarrab ve Gündeş’in kızlarıyla birlikte Miami gezisi nasıl kurguysa, Zarrab’ın da cezaevine kadın istemesi bir kurgudur.  

Yazının devamı...

Ahmet Kekeç’in, R. Tayyip Erdoğan’dan sonra Aydın Doğan rekoru…

4 Aralık 2017

“…… Bir işadamı ve “denge kollayıcı” olarak Aydın Doğan’ın denge kurma girişimleri ilerleyen zamanlarda da ters tepecekti. Ne istediğini, niçin farklı isimleri transfer ettiğini/etmek zorunda kaldığını adamlarına bir türlü anlatamadı.

Liberal diye aldı, Tufan Türenç çıktı.

İslamcı diye aldı, Tufan Türenç çıktı.

Sosyalist diye aldı, Tufan Türenç çıktı.

Entelektüel diye aldı, Tufan Türenç çıktı.

Başörtülü aldı, Tufan Türenç çıktı.

Meselem Tufan Bey’le değil...

Meselem, her defasında “adamları” tarafından kandırılan Aydın Bey’le..”

Yazının devamı...

Ülkemin sevgili yazarlarına…

2 Aralık 2017

Yarın 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Engelli vatandaşlarımızın hepinizin gönlünde özel bir yeri olduğundan şüphem yok. İşte bu özel insanlarımız için köşelerinizde onların sorunlarına küçük bir yer ayırın istiyorum.

Olayı kısa ve net olarak şöyle özetleyeyim;  

Ülkemizde  %40 ve üzeri orana sahip engelli raporu olan vatandaşlar engelli maaşı alıyor. Fakat “2022 maaşı” olarak bilinen engelli maaşlarıyla ilgili kanunda yapılan değişiklik sonucu bazı engelliler bu maaşı alamıyor. 

Engelli bireyin ailesini, o kişiye bakmakla yükümlü gören kanun çerçevesinde; engelli kişinin yaşadığı evde anne-baba-kardeş-eş vs. gelir durumunu temel alınıyor ve eğer hanede yaşayan bireylerin kişi başı geliri, asgari ücretin üçte birinden bir fazla olursa devlet maaşı kesiyor. Kesmekle de kalmıyor geriye dönük olarak alınmış maaşların da tam yüzde 50 fazlası ile bu parayı geri istiyor. Maaşı kesilen engelli eğer erkekse babasının SSK’sından faydalanamıyor ve bu durumda GSS ödemesi yapması gerekiyor.

EKPSS ile devlette memur olma şansları var ama özel sektör bazı engel gruplarını çalıştırmak istemiyor.

Kısacası; şu an maaşı kesilmiş, işe giremeyen ve devlete borçlu engelli ve yakınları var. Ve bu insanlar için devlete borçlu olmak büyük bir yük.

Sorunun çözülmesi için ilgili bakanlarımıza kendi lisanımca daha önce seslenmiştim. Eminim onlar da bu durumdan rahatsızdırlar. Sizler de köşelerinizde bu konuya yer verirseniz yetkililerimizin dikkatini bu olaya çekebilir ve sorunun daha hızlı çözülmesini sağlayabiliriz.

Gönüllerinizde verdiğiniz yeri, köşenizde de vermeniz dileğiyle…

Yazının devamı...

İyilikle sanatın buluştuğu sergi…

1 Aralık 2017

Tanır, “Yeryüzü Doktoru” olarak sağlık hizmeti alamayan insanlara gönüllü olarak hizmet veriyor, aynı zamanda da çektiği fotoğraf kareleriyle seslerini dünyaya duyuruyor. 

İlk kişisel sergisinin açılışını yapmaya hazırlanan Elif Tanır’ı tanımanız için sizi kendisiyle ve dünyasıyla baş başa bırakıyorum.

 

Yeryüzü Doktoru olmayı neden istediniz?

Ben hekimliği seçerken hümanist düşüncelerle seçtim. Öncelik hep insanlardı, hiç menfaat güderek hizmet etmedim. Türkiye’de gönüllü olarak Doğuya giderek hizmete başladım. 20 senedir devletin her kademesinde hekimlik yaptım. Daha sonra fark ettim ki dünyamız sadece Türkiye’den ibaret değil, ümmet bilincini oluşturmak için tüm dünya insanlarını kucaklamak gerekiyor; Yaratanın bizden istediği hoşgörüyle din, dil ırk ayrımı yapmadan halka hizmet etmek... Bu felsefeyi de en güzel şekilde Yeryüzü Doktorları’nın yaşadığını gördüm kayıt oldum.

Afrika’da sizi en çok ne etkiledi?

Dünyada bir kesim çok yemekten obezite ile mücadele ederken diğer bir kesim, özellikle de Afrika ülkeleri açlıktan ölüyor. Bizim güzel ülkemizden başka kimsenin umurunda da olmuyordu. Bunun halk içindeki yansımasını merak ediyordum açıkçası. 10 gün Tessau bölgesinin 5 ayrı kırsal köyünde poliklinik hizmeti verdim polikliniğe her gelen hastanın Türkiye’ye olan müteşekkir bakışları beni derinden duygulandırdı. İşte o bakışlar, bu fotoğrafları oluşturdu…

Yazının devamı...

Bülent Arınç ve Diyanet’ten ricam…

28 Kasım 2017

“80 milyonluk kitlede belki 80 kişi haricindeki herkes Fethullah Gülen’e sempati beslemiştir.” Sözleriyle adeta Türkiye’yi darmadağın eden sevgili Bülent Arınç büyük tepki gördü. Kendisi özellikle Ak Parti camiasından olmak üzere teşekkür aldığını ifade etmiş olsa da “80KişidenBiriBenim” etiketi ile tepkiler açık ara önde görünüyor.

Ben de tepki gösterenlerdenim. Bülent Bey, uzun yıllar birlikte aynı çatı altında siyaset yaptığım bir insandır, bugüne kadar mantığımı aşan açıklamalarına sessiz kalmayı tercih etmişimdir. Ta ki, konuşmasının ardından gelen tepkilere karşılık takındığı tavra kadar…

Gerek siyasilerimizin gerek yazarlarımızın, haddi aşan söylemlerine açıklık getirmek yerine bir şer odağı arama gayretlerini anlamıyorum ve hiç anlayamayacağım.

Dün malum yapının nimetlerinden faydalanan ve faydalandıran olarak, bugün kendisini mağdur vatandaşla aynı kefeye koyması elbette kabul edilemez. Gülen bugünün mağdurlarının yanı sıra geçmiş dönemin de mağduriyetlerin sebebi.

Arınç’ın çevresindeki herkesin Gülen’le bir şekilde irtibatlı olması milleti değil bizzat kendisini bağlar. Ama ille de vatandaşla bir aidiyet kurmak istiyorsa, FETÖ sebebiyle ne tür bir mağduriyet yaşadığını paylaşabilir.

Maaşı mı kesildi? Mal varlığına ipotek mi konuldu? Oturacak evi mi yok? Nedir???

Ayrıca “15 Temmuz’dan önceki süreçte Gülen cemaatini öven açıklamalardan dolayı FETÖ’cülük suçlaması yapılıyorsa, başımızdaki cumhurbaşkanımızdan siyasi parti liderlerine varıncaya kadar, devlet bürokrasinin en üst noktasından en alt noktasına kadar bunlar hakkında olumlu sözler sarf etmiş olan herkesi bu kefenin içine koymak lazım. Bana FETÖ’cü diyecek bir akılsız varsa bu ülkede, lütfen bunu genel manada düşünsün.” Sözleriyle Tayyip Bey’e ve kendi deyimiyle “akılsızlara” verdiği mesajı daha zekice verebilirdi bana göre.

Hem Tayyip Bey’e “Sen de bizimlesin!” göndermesi yap, hem onu kalkan olarak kullanıp “Kimse bana ‘Gözünün üstünde kaşın var.’ demesin.” tehdidini savur…

Yazının devamı...

Kendinizden başka hiçbir güç size kaybettiremez...

24 Kasım 2017

Hepsinin hikâyesine tek tek yer vermem imkânsız ama ortada cidden büyük bir mağduriyet var.  Ve bu mağduriyete dur diyecek tek kişi de Tayyip Bey.  Çünkü maalesef yetkililerimiz kendilerine yönelik en ufak bir FETÖ imasına verdiği büyük tepkinin kırıntısını vatandaş için vermiyor. Adeta “Dokunursam üstüme bulaşır” havası hâkim.

Evet, zor günler yaşıyoruz. Evet, dış güçler üstümüze üstümüze geliyor ama bunlar içeride yaşananları görmemek için neden değil.

İnsanlar sebebini bile bilmedikleri bir suçlamayla kariyerlerinden, maaşlarından oluyorlar ve kimse iş vermek istemiyor.

Ne olacak bu insanlar? Nasıl geçinecekler? Nasıl hayatlarını devam ettirecekler?  

Neredeyse her aileyi etkileyen bir mağduriyet var. Ve bu insanların çoğunluğu yıllarca Tayyip Erdoğan’ı desteklemişler ki desteklememiş olsa da gerçek değişmezdi.

İstedikleri tek şey ya-şa-mak!...

Ne milletin sevgisi bu ağır yükü kaldıracak kadar çok ne de benim sevgim yok sayacak kadar büyük. 15 Temmuz’un üzerinden bir yılı aşkın süre geçti iyileşeceğimize tükeniyoruz. Yaralarımız derinleşiyor.  Sanki bir el küskünler ordusu oluşturmak için çırpınıyor.

Dünyaya karşı yanında olacağım Tayyip Erdoğan’ın millet söz konusu olduğunda karşısında olurum.  Ben, Hazreti Ömer’in karşısında dikilen kadın olurum olmasına da; Tayyip Bey, Hz. Ömer olabilir mi bilemem. Bildiğim tek şey haksızlığa uğrayan insanlarımızın mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi gerektiğidir. Yeterince zor günler yaşıyoruz; ekonomi, terör hepsi vatandaşın canını yıkan vakalar.  Sorun, Ak Parti’nin oy kaybetmesinden daha mühimdir…

Yazının devamı...

Atatürk’ü paylaşamayanlara &  Savaş isteyenlere

23 Kasım 2017

Nuray ve Kevser, “Atatürk iyi bir askerdi ama insanlar bana Atatürkçülük adına zulmediyorsa benden Atatürk’ü sevmemi bekleyemezsiniz. Özgür olduğumuz hak ve özgürlüklerimizin kısıtlanmadığı bir sistem istiyoruz.” demişlerdi.

Altaylı’nın, Nuray’a yönelttiği “Senin rejimden istediğin ne?” sorusuna “Başörtümle birlikte sosyal hayatta var olmak istiyorum.” demişti.

Yıl 2017… Nuray ve Kevser’in başörtüleriyle sosyal alanda var olmalarının önünde engel yok. Hak ve özgürlüklerinde sorun yok.

Şahsen, bugün de dünle aynı düşüncedeler mi diye merak ediyorum. (Aslında Fatih Bey o kızları bulup tekrar programa davet etse muhteşem olurdu).

Neden bu kızlarımızın düşüncelerini merak ettiğimi de izah edeyim.

Farkındaysanız ülkemizde hangi parti iktidarsa, milletçe onun temsil ettiği misyondan uzaklaşıyoruz.

Bunun çeşitli nedenleri vardır muhakkak fakat ben şahsi  gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. Ait olduğumuz dünyanın değerlerini çok düşüncesizce  tüketiyoruz. Sanırım sahiplenme ve paylaşamama dürtümüz bizi bu şekilde yönlendiriyor.

Gerek Atatürk olsun gerekse din, sahiplendiğimiz ve de siyasi anlamda güçlü olduğumuz zaman karşımızdakine haksızlık yaptığımız olgular. O kadar karşımızdakinin sınırlarını zorluyoruz ki “Böyleyse ben Atatürk’ü sevmiyorum.” veya “Bu doğruysa ben ateistim.” dedirtebiliyoruz.

Yazının devamı...