"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Askerimizi şehit edenlerin fotoğraflarını yayımlarken, çocuğumuzu öldürenin kimliğini neden saklıyoruz?

21 Şubat 2018

“Çocuk istismarı” diye adlandırılan ama benim “çocuk terörü” olarak değerlendirdiğim vahşete eklenen bir yeni vaka herkesi olduğu gibi beni de yaraladı.

An itibarıyla bundan başka gündeme odaklanamıyorum. Çünkü insanlık için, ülkemiz için güzel bir şeyler yapmaya çalışırken umarsız bir tekme ile alt üst olmayı hak etmiyoruz.  İçimizdeki şerefsizlerin yaptıkları yüzünden utançla yaşamak zorunda olan biz değiliz çünkü.

Dün, Cumhurbaşkanımız grup toplantısında konuyla ilgili gerekli tedbirlerin alınacağını, ivedilikle hayata geçirileceğini ve suçluların en ağır şekilde cezalandırılacağını söyledi.

Bu hepimizin içine su serpen bir açıklama oldu lakin yapılacak çok şey var.

“Çocuk terörü”; iktidarıyla, muhalefetiyle, yazarıyla, çizeriyle bizim ortak sorunumuzdur. Konuşulması değil konuşulmaması bizi yaralar.

Benim dikkat çekmek istediğim bir diğer husus, tacize uğrayan çocukların aileleridir.

Evladı tecavüze uğrayıp öldürülen bir anne, evladını ülkesi için şehit vermiş bir anne kadar değerlidir. Şehit ailesini ziyaret edip destek oluyoruz da neden tecavüze uğrayan veya öldürülen çocukların ailelerine aynı muameleyi yapmıyoruz?

O ailelerin desteğe, acılarını paylaşmaya ihtiyaçları yok mu? Askerimizi şehit eden teröristlerin fotoğraflarını yayımlarken, tecavüzcünün kimliğini neden saklıyoruz?

Yazının devamı...

Hükümet alınmasın ama belediyelerimiz, bakanlıklardan çok daha hızlı ve çözüm odaklılar

12 Şubat 2018

Bayrampaşa’da, evimizle metro arasındaki güzergahta gidiş gelişlerimizde bir grup kedinin yağmurlu havalarda ıslandığını görüyorduk. Mahalle sakinleri üşümemeleri için altlarına kilim sermişler ve düzenli olarak yiyecek veriyorlardı ama kediler ıslanıyordu.

Kedilere başlarını sokacak bir ev lazımdı. Bayrampaşa Belediye Başkan Yardımcısı olan ve her sorunda alo dediğim İsmail Ağabeyimiz’i aradık. Hatta ıslanan kedilerin fotoğraflarını göndererek “bu arkadaşların başını sokacak bir eve ihtiyacı var” diye duygu sömürüsü yaptık.  

“Olur tabiî ki. Zaten bizim  İnönü Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileriyle  birlikte yaptığımız bir projemiz var. İlçemizde yaşayan kedi ve köpekler için kulübeler yapıp değişik bölgelere yerleştireceğiz. Başka projelerimiz de var, haberin yok” deyince soluğu Bayrampaşa Veteriner Müdürlüğü’nde aldım.

(Mahallemizdeki kediciklerin iki katlı müstakil evinin fotoğrafı)

Son günlerde hayvanlara işkence eden insanların ve kurumların haberlerinden yorulan gönüllerimize iyi gelir diye düşündüm.

Bayrampaşa Veteriner Müdürlüğü, insanların yoğun gittiği bir parkın içinde yer alıyor. Çok sayıda kedisi olan bir park.

Veteriner Müdürü Tayfun Nasuhbeyoğlu, ilçe sınırları içinde yaptıkları ve gelecekte yapmak istedikleri projeleri de büyük bir gurur ve heyecanla anlattı.

Yazının devamı...

İlahi Adnan Oktar…

10 Şubat 2018

Kendisi (kedicikleri ve aslanları) bu yazım üzerine sıkı bir çalışma yapmış ve Twitter’dan paylaşımlarda bulunmuşlar. Ben de kendilerine Adnan Bey nezdinde  cevap vermek istedim.

Adnan Bey! Size bir teşekkür, bir tebrik ve birkaç sitemim olacak.

Öncelikle, ”Kimdir bu beni eleştiren kadın?” düşüncesiyle hareket edip geriye dönük bütün yazılarımı okuduğunuz için teşekkür ederim.  Yazılarımla ilgili çıkardığınız istatistiklerden beni tanımaktan ziyade hakkımda işinize yarayacak doneler aradığınız zannına kapılsam da önemli değil, alınmadım.  Sosyal medya hesaplarımdaki fotoğraflarımı ve paylaşımlarımı incelemeniz de beni ayrıca gururlandırdı. Aradığınızı bulamadığınızın farkındayım ama sade bir hayatı olunca insanın, maalesef ki umduklarınızla değil bulduklarınızla idare edeceksiniz.

Profil fotoğrafına ve yazının başlığına bakarak yorum yapan insanların olduğu bir ülkede yaptığınız örnek bir hareket. Tebrik ediyorum sizi.

Teşekkürümü ve tebriğimi ilettiğime göre sitemlerime geçebilirim. Hürriyet’te yazmamın yetenekle değil başka şeylerle ilişkili olduğunu ima eden sözlerinize canım sıkılsa da, sizin canınız sağ olsun.  İnşallah ilerleyen zaman zarfında daha iyi olur, sizden de bir maşallah alırım.

Adnan Bey! Sizi veya kediciklerinizi eleştiren kişi veya kurumlara karşı takındığınız düşmanca tavrı sanırım bir tek ben değil, kimse anlamlandıramıyor. Elbette doğru olduğuna inandığınız veya inandırıldığınız davranış ve söylemlerinizi savunacaksınız ama bunu medenice yapmalısınız.  Medeniyet; takım elbise giyip, kediciklere seksi danslar yapmakla olmayacağı gibi kendinizi savunmak yerine kişileri veya kurumları aşağılamaya çalışmakla da olmaz.

Eleştiri kaldıramıyorsanız televizyon programları yapmayıp, kediciklerinizle birlikte kendinize gözlerden ırak sessiz sakin bir dünya kurabilirsiniz. Kimsenin de itirazı olmaz.

Her ne kadar davranışlarınızı tasvip etmesem de zeki bir insan olduğunuzu düşünürdüm. Lâkin beni çok yanılttınız.  Zira tüm yazılarımı taradıktan sonra;

Yazının devamı...

İtibar

8 Şubat 2018

Kariyer sahibi olmaya gösterdiğimiz özeni  itibar sahibi olmaya özen gösteremiyoruz. Halbuki kariyer iniş çıkışı kabul eder ama  itibar etmez.

Mesela, Diyanet’in Adnan Oktar’la girdiği diyalog. Mesela, ortada envai çeşit şeytanlıklar varken yapılan açıklamalar.

İslam dünyasının içinde olduğu durum ortada iken bu tarz söylemlerle gündeme gelmek neden? Neden yetkililer Diyanet’in itibarını korumak için özen göstermiyor?

Lamı cimi yok, bugün Diyanet İşleri Başkanlığı “en güvenilir kurumlar” arasına dahi giremiyorsa dönüp bir kendini sorgulaması ve acilen bir şeyler yapması gerekiyor.

Adnan Oktar’a gelince, geçmiş zamanda halk arasında çok konuşulan iddiayı artık ciddi ciddi düşünmeye başladım. Komplo teorisi olarak değerlendirdiğim bu iddia şöyleydi: “Bugün televizyonlarda izlediğimiz Adnan Oktar’ın geçmişteki Adnan Oktar’la bir ilgisinin olmadığı.” 

Zira haklı olarak kimsenin aklı almadı. Nasıl oluyor da Bilim Araştırma Vakfı’nın kurucusu olan ve "Yahudilik ve Masonluk" adlı kitabıyla Yahudilerden büyük tepki alan bir adam, bugün Müslümanları zıvanadan çıkaran işler yapıyor? Aradan geçen zamanda Oktar, dini kimliğini değiştirmiş olsa tamam ama aynı kimlikle bugün kültürümüzü ve dinimizi aşağılıyor olmasının mantığı yok.

Değil ülkemizde dünyanın hiçbir yerinde dini sohbet adı altında söz konusu pornografik giyim tarzı ve davranışların kabul görmesi mümkün değil.

Müzik kliplerini müstehcen bulup yasaklayan RTÜK, Adnan Oktar’ın sohbetlerini yasaklayacak madde mi bulamıyor?

Yazının devamı...

Seni tanımamıza izin verir misin?

2 Şubat 2018

Ülkemizin her köşesinde yaptığının anlaşılmasını bekleyen yeteneklilerimizin olduğuna şüphem yok. Onlar için ne yapabiliriz diye düşünürken ülkemizinünlüsanatçılarından AhmetGüneştekin’le tanışma fırsatı buldum. Kendisi, müthiş bir ressam olmanın yanı sıra mütevazı bir insan.

 

Ahmet Bey, İSMEK’inyılsonu sergisine katılmıştı. Sergiyi birlikte gezdik. Bir sergiyi sanatçıyla birlikte gezmenin ne anlama geldiğini o gün öğrendim.

 

Ben sergideki ürünleri ve eserlerin sahiplerine teşekkür ettim, Ahmet Bey ise ilgisi dahilindeki ürünlere ve eserlere yurt içi ve yurt dışı sergilerinde yer vererek dünya çapında tanıtılmalarını sağladı.

 

Anlayacağınız; un vardı, şeker vardı mesele sadece helva yapmaya kalmıştı. Ahmet Bey’e “Ülkemizdeki engellilere yönelik bir resim yarışması yapsak nasıl olur?” diye sordum. (Birazcık tehdit etmiş olabilirim:))

 

Yazının devamı...

Sanatı da sanatçıyı da tüketiyoruz

29 Ocak 2018

Oy vermekle siyasetçileri, parasını vermekle sanatçıları, okumakla gazetecileri, vergi vermekle doktorları, polisleri vs. sahiplenme duygusunun giderek artması hayra alamet değil.

Ne vatandaşın sanatçıları terbiye etme isteği, ne de sanatçıların halka yukarıdan bakması sağlıklı bir iletişim yoludur.

Sosyal medyanın hayatımıza girmesi, birçok şey gibi sanatçı-vatandaş ilişkisini olumsuz değiştirdi. Suçu sosyal medyaya attığımı düşünmeyin, bizim demokrasi anlayışımıza fazla geldi sosyal medya. Kaldıramıyoruz biz böyle şeyleri arıza veriyoruz.

Hatırlayanlar bilir, sosyal medyadan önce sanatçılarla vatandaş ilişkisi oldukça resmiydi. Saygı, sevgi vardı; sanatçıların hayranları vardı. Şimdi fanlar var, saygı ve sevgi de sizlere ömür…

İster siyasi ister güncel olsun sanatçıların fikir beyan etmelerini kabullenemiyoruz. Bunda elbette kültürümüzün de etkisi büyük. Zira bir önceki jenerasyondan öğrendiğimiz, sanatçıların sanat dışında fikir ve düşüncelerini söylememeleriydi.  Dün mü doğruydu bugün mü doğru tartışılır ama kesin olan bir şey varsa fikir beyanlarını taraf olma olarak algılıyor ve tavır alıyoruz. Bir kalemde insanların üstünü çok rahat çizebiliyoruz.

Sanatçıların bizimle aynı dünya görüşünde olmak gibi bir zorunluluğu olmadığını neden kabul edemiyoruz bilmiyorum. Her şeyi neden bu kadar şahsileştiriyoruz ya da?

Herhangi bir olay karşısında düşüncelerini beyan etseler bir türlü etmeseler bir türlü...  Hükümeti takdir etseler bir türlü etmeseler başka türlü… Yandaş veya korkak olarak yaftalanmak adeta kaderleri oldu. Yakında sanatçı göçü başlarsa kimse şaşırmasın.  Müthiş şekilde tüketiyoruz ve tükettiğimizle cezalandırılacağız.

Hakaret ve saygısızlık içermediği müddetçe sanatçıların da herkes gibi düşüncelerini, duruşlarını beyan etmeye hakları vardır.  Normal olan budur. Normal olmayan ise; bir sanatçının, ister siyasilerin isterse takipçilerinin tepkilerinden çekinerek susmasıdır.

Yazının devamı...

Sibel Abla…

26 Ocak 2018

Bu atama kimileri tarafından “Emine Erdoğan’a yakınlığı dolayısıyla yandaş yazar ataması” olarak değerlendirildi. Uzaktan öyle görünüyor olabilir, buna bir itirazım yok ama emin olsunlar onlardan daha çok kendi mahallesi içindekiler bozuldu bu işe.

Onlar kendilerini iyi bilirler…

Sibel Hanım’la bir hafta kadar önce Engelliler Sarayı’ndaki bir programa davet için konuşmuştum. Biraz geçmişten, biraz bugünden sohbet ettik.

Sibel Hanım, bizim mahalle için Sibel Abla’dır. Dün neyse bugün de o olan insanlardandır. Bugün, onun davaya vs. katkısı olmadığını iddia edenler gibi dünü olmayan bir insan değildir yani.

Doğrudur, Emine Hanım ve Tayyip Bey’e yakındır ama bu yakınlığını kullanarak ne onların adına asıp kesmiş ne de bir şeyler elde etmenin peşinde koşmuştur.

90’lı yıllarda tanıdığım ve birlikte mesai harcadığım insanlardan biridir, Sibel Abla. Bugün o insanların çoğu bugün makam ve mevki sahibi. Bu elbette güzel bir şey ama en güzeli hak edenlerin bir yerlerde olması. 

Özellikle kadınların…

Sibel Abla’nın böyle bir göreve getirilmesi karşı mahalleye karşı değil kendi mahallemize karşı bir devrimdir aslında. Niye mi?

Yazının devamı...

Siyasetçileri ve yazarları kim yıpratıyor?

23 Ocak 2018

Yıldırım’ın sözleri şöyle; “Demokrasimiz sizler sayesinde güçleniyor. Aslında siyasetçi ile gazetecinin kaderi aynı. Biz varsak siz varsınız, biz yoksak sizin de bir noktada işiniz azalıyor. Geçen, Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Bir espri yaptım. Arkadaşlar dedi ki; ‘Bize yıpranma lazım. Eskiden bu vardı, şimdi de olmadı.’. ‘Ya biz de yıpranma almıyoruz.’ dedik. Yani siyasetçi geceden neredeyse gazeteci de orada. Bizim şoförler de almıyor. Korumalar da almıyor.”

 

Binali Bey’e katılıyorum katılmasına ama enteresan olan, kaderi aynı olan gazeteciler ve siyasetçilerin birbirlerini en çok anlaması gerekirken bugün birbirini en çok yıpratan iki sınıf olması. Var olmak için birbirine ihtiyacı olan bu iki taraf neden birbirini yok etmeye çalışıyor anlayabilmiş değilim.

 

Siyasileri takip eden muhabirlerin yıpranma hakkını bir kenara bırakalım. Ben bugün eli kalem tutan gazetecilerle siyasetçilerin karşılıklı yıpratma ve yıpranmalarını gündeme getirmek istiyorum. En önemlisi de okurun yıpranma hakkını gündeme getirmek istiyorum. 

 

Maalesef yazarlarımızın bir kısmı gözlemlerini yorumlayarak okura sunmak yerine, gözüne kestirdiği kişi veya kurumu olumlu/olumsuz yorumlayarak okura sunma gayreti içinde.  Adeta çok okunmak için güçlü bir dost veya düşman edinmek sıradanlaşıyor.

 

Yazının devamı...