"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Sevgili Başkanım;

17 Haziran 2017

Bugünkü yazımda kullandığım “Başkanım” hitabı da Başkanlık sistemine erken geçişten değildir, sizinle karşılıklı konuşmalarımızdaki hitabımdır.

Farkındayım, biraz uçuk kaçık kalıyorum camiama göre ama ben de böyle bir modelim. Hayatı sayısal değil sözel yaşamayı tercih ediyorum.

Geçtiğimiz yıl, 16 Temmuz’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ziyaret edip izlenimlerimi yazmak için randevu almıştım ama malum geceden sonra bu isteğimi gerçekleştiremedim. Nedense tekrar randevu almaya da gönlüm elvermedi bugüne kadar.

15 Temmuz gecesine ilişkin hafızamda yer etmiş olan, ardı ardına yer alan olaylarda sokağa çıkan tanklar, halkına silah doğrultan askerler kadar; size olan nefret duygusuyla darbe girişiminin başarılı olmasını temenni eden insanlarımızın paylaşımları beni hayrete düşürmüştü.

Tankları durdurduk, darbeyi önledik ama benim aklım o kalbi nefret dolu insanlarda kaldı.  Bir insanın, ülkesinin yöneticisini sevmemesini anlıyordum ama nefretini asla anlamıyorum ve anlamayacağım…

15 Temmuz sonrası her şeyin daha güzel olacağını, yanı başımızda yaşanan olayların bizi birbirimize daha fazla kenetleyeceğini ümit ettim.  

Ne Avrupa’nın, ne Amerika’nın ne de ülkemizdeki terör gruplarının yapmış olduğu algı operasyonlarının etkili olacağına hiçbir zaman inanmadım, inanmayacağım da…

İnsanların sizi sevmesini değil ama adaletinize güvenmesini arzu ettim.  Farkında mısınız, bilmiyorum ama herkes size bir şekilde seslenme gayretinde. Sevse de sevmese de sesini duyurma gayreti içinde. Lâkin son zamanlarda bazı seslere kulaklarınızı  tıkamış gibisiniz.  Bir kesim boşluğa sesleniyor gibiler, tarafınızda olduğunu iddia eden diğer bir kesim ise o seslerle dalga geçiyor. Bu arada zerre kadar samimiyetlerine inanmadığımı da söyleyeyim.

Yazının devamı...

Teşekkürler Cem Yılmaz,  Teşekkürler Özgen Öğretmen…

15 Haziran 2017

Yunus, ülkemiz için gelecek vaat eden ve bizi uluslararası platformlarda temsil edebilecek bir isim.

Türkiye Beyazay Derneği Genel Başkanı Lokman Ayva ve TED Kolejleri, Yunus’un sesine kulak verenlerden oldu.

Ama dün Cem Yılmaz’ın desteği beni hem mutlu etti hem umutlandırdı. Umarım yetkililer de Yunus’un sesine kulak verir.

Yunus’un hikâyesini bir şeyin altını çizerek tekrar paylaşmak istedim. Yardım sadece insanların karnını doyurmak değildir, Yunus ve ailesi maddi zorluklar içinde olmasına rağmen istedikleri tek şey Yunus’un yeteneğinin değerlendirilmesiydi. Umarım Yunus hak ettiği eğitimi alır ve büyük bir sanatçı olur…

Cem YILMAZ’a, Türkiye Beyazay Derneği Başkanı ve Üyelerine, ayrıca tüm zorluklara rağmen Yunus’un elini bırakmayan öğretmeni Özgen ZEYBEK’e ülkem ve şahsım adına kocaman teşekkür ediyorum.

Yunus’un hikayesi…

Yunus, 1998 tarihinde İstanbul - Beykoz'da bir gecekonduda maddi imkânsızlıklar içinde hem de ikiz kardeş olarak dünyaya gelir.

Anne, hem geçim sıkıntısı hem de aile büyüklerinin baskısı yüzünden çocuklarıyla yeterince ilgilenemez.

Yazının devamı...

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne çok yakışacak bir gelenek…

14 Haziran 2017

Veee  size farklı alandan başarılı bir kadını tanıtacağım. Kevser Aydoğu, bir yemek kültürü uzmanı ve İSMEK’te eğitmen.

Kevser Hanım’la birlikte, kadınların ve erkeklerin yemek kurslarına katılım nedenleri üzerine konuştuk. “Hem sağlıklı hem de lezzetli iftar sofrası olur mu?” diye de sorduk.

İki Kafadar bu hafta Vaziyet Kafe’den sesleniyor bize…

Diş Kirası (Müzd-i Dendan)

Diş Kirası, eski ramazanlarda iftara gidilen saray ve konaklarda misafirlere verilen hediyeler için kullanılan bir tabir. Çok ilginç ve ince düşünülmüş bir sosyal yardım olayı aslında.

Diş Kirası nedir ne değildir, kısaca bahsedelim; Osmanlı Devleti’nde devlet ricalinin saray ve konaklarında her akşam iftar yemeği verilmesi bir gelenekmiş ve en önemli özelliklerinden biri iftar sofralarının herkese açık olmasıymış.

Misafirin Allah tarafından gönderildiğine inanılır,  Saraya, Ramazan ayı boyunca iftar için davetsiz olarak gidilebilirmiş. Bunun haricinde Osmanlı Sarayı’nın özel davetleri de olurmuş. Kaynaklara göre Ramazan’ın ilk on gününde padişah, ayan ve mebusan reisleriyle birlikte heyet-i vükelayı saraya iftar için davet edermiş.

Bu iftarlarda misafirlere ve özellikle fakirlere yemekten sonra “diş kirası” adıyla para ve çeşitli hediyeler dağıtılırmış. Halkın orucunu açması için de sofralar hazırlanır, bu davetlere bilerek gelen ve ayrıca ''Tanrı misafiri'' sıfatıyla iftar açmak isteyen herkes içeriye alınırmış. (Günümüzde güvenlik sorunlarımız var ama eminim Emniyet mobil GBT ile bunu çözebilir.)

Yazının devamı...

Ortadoğu’nun Çocukları…

12 Haziran 2017

- Şehit olmak istiyorum öğretmenim.

Neden şehit olmak istiyorsun?

 - Çünkü şehit olanlar cennete gider öğretmenim.

 Sadece şehit olanlar mı cennete gider peki?

 - Hayır ama onların hepsi gider.

 Sen nerelisin?

 - Öğretmenim, ben Suriyeliyim.

 Ne kadar güzel, hoş geldin aramıza.

Yazının devamı...

Deniz Seki’yi kahramanlaştıran kim?

10 Haziran 2017

‘Ramazanda Müslüman Türk toplumunun örfüne, adet ve geleneklerine uymayan davranış sahiplerinin medyada bayraklaştırılmasını’ kınayarak “Uyuşturucu satış ve kullanımında suçu sabit olan bir şahsın medyada marifet yapmışçasına halk kahramanı gibi takdimini doğru bulmuyorum. Özellikle medyanın gençlerimize olumsuz örnek teşkil edebilecek bu gibi konularda daha hassas davranmasını ümit ediyorum.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Benim Tuğrul Bey’e itirazım var. Elbette uyuşturucu satışı yapan veya kullanan bir kimsenin halk kahramanı olarak takdim edilmesi doğru değildir. Lâkin Seki’yi kahramanlaştıran medya değildir, adeta ünlülerin arasından cımbızla seçerek cezalandıran hukuk sistemimizdir.

Faturanın Seki’ye kesilmesi ve adeta bir uyuşturucu baronuymuş gibi ceza alması onu mağdur yapmıştır.

Şayet Seki bu cezayı yalnız çekmeseydi o zaman kahramanlaştırılmayacaktı da.

Yakın tarihimiz, ister siyasetçi ister sanatçı olsun, hukukun cezalandırdığı ama toplum vicdanının cezalandırmadığı birçok örneklerle doludur.

MEHMET GÖRMEZ’İN İTİRAZI NEYE?

Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Mehmet Görmez, “O Ses Türkiye” formatında hazırlanmış olup TRT'de yayınlanan “Kuran-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması”nı eleştirerek “Kur’an ses yarışmalarının güftesi olarak kullanılacak bir kitap değildir.” açıklamasını yaptı. Programı kısaca izledim; Görmez’in itirazı programın formatına mı, yoksa genele mi bilmiyorum.

Yarışma bir müzik yarışmasının formatında değil de başka bir şekilde yapılsaydı, jüri değerlendirmeleri olmasaydı Kur’an ruhuna daha uygun olurdu diye düşünüyorum.

Yazının devamı...

Gazeteciler can yakmak için mi yazar?

8 Haziran 2017

Geçen gün düzenlediği basın toplantısında şöyle söyledi "Hak etmediğim bir cezayı çektim. Bana ‘Şişmanlamış’ diyebilirsiniz, bana ‘Yorgun görünüyor’ diyebilirsiniz ama ne olur benim canımı yakmayın. Çok yorgunum."

 

Nedense dünyadaki tüm tanınmış kadınların en büyük kâbuslarından biri, haklarında “şişmanladı” diye yazılması. Kadın, isterse ölümden dönsün isterse dünyaya bir can getirsin, kısacası ne yaparsa yapsın ama kilolu olmasın. Zira bir kadının başarı ölçüsü; her şeye rağmen, formunu korumasında gizlidir. Bu mantık değişir mi bilmiyorum ama hakikaten can sıkıcı ve onur kırıcı bir yaklaşım.

 

Seki’nin gazetecilere yönelik söylediği “Ne olur canımı yakmayın” sözlerine takıldım ben. Geçtiğimiz günlerde Arda Turan, yazıları sebebiyle gazeteci Bilal Meşe’ye karşı şiddet kullanmıştı. Yöntemi çok yanlış olsa da, Turan’da “Canımı yakmayın” demek istemişti aslında. Aradaki fark ise Seki bunu kadınca, Turan argo dilinde ifade etmişti.

 

İki yıl önce de Ahmet Hakan saldırıya uğramıştı. Gerek Hakan’ın gerek Meşe’nin olayından sonra ortaya çıkan tabloya bakınca umutsuzluğa düşürüyorum açıkçası.

 

Yazının devamı...

İftar davetleri mi, sahur davetleri mi?

7 Haziran 2017

Bu hafta sizler için güzellikler hazırladık yine. İftar ve sahur sofralarını  konuşacağız.

Elif Neşe, benim ilgimi çok çeken sahur sofraları  detaylarıyla ilgili bilgi verecek. Esra Seziş Kığılı, iftar davetleri için önerilerde bulunacak.

Son yıllarda sahur davetlerinin neredeyse iftar davetlerine rakip olduğunu yazmıştım. Şahsen gerek davet sahibi gerek davetliler açısından çok mantıklı bir uygulama olduğunu düşünüyorum.

Gerekçelerimi yazayım; öncelikle davet sahibiyseniz, yorgun olarak yemek hazırlamak ve aç karnına sunum yapmak zorunda kalmazsınız. Sahur yemekleri hafif olacağından yapacağınız hazırlıklar da kolay olur.

Davetliyseniz de büyükşehirde yaşıyorsanız trafik sorunu yaşama gibi bir derdiniz olmaz. İftarı yapmış olduğunuz için de çok yiyip rahatsız olma durumunuz olmaz.

Her iki taraf için ise ortak avantaj olarak; sahur davetleri, resmiyetten uzak olacağı için daha eğlenceli olacaktır.

“Sahur Davetleri”, bundan 10-15 sene kadar önce Erbakan Hoca’nın, AGD organizasyonlarıyla başlamıştı. İftar davetlerinin yoğun olması sebebiyle ortaya çıkan bu fikir benimsenmiş ve bu gün de devam etmektedir. Bazı kurumların verdiği sahur davetlerinin 1000 kişiyi geçtiği bile oluyor.  Sahur davetlerine erkeklerin katılımı daha yüksek bunu da ekleyelim. İçinde bulunduğumuz mevsim itibarıyla sahur davetleri teravih namazı sonrası başlayıp sabah namazı kılınmasıyla sonlanıyor. Menü ise çorba ile başlayıp kahvaltılık çeşitleriyle devam ediyor. Tabii herkes spor giyinerek geliyor.

Bazı ilçe belediyeleri Ramazan gecelerinde dışarda olmayı seven vatandaşlar için sahur davetleri de düzenliyor. Önümüzdeki yıllarda Sahur davetleri, iftar davetlerinin yerini alacak gibi görünüyor.

Yazının devamı...