"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Bir Demet harika kadın

15 Ocak 2018

Bugüne kadar köşeme misafir ettiğim kadınlar bir sürü sorunlara rağmen bir şeyleri başarmış muhteşem hikâyelerdi. Fakat yakında sizlere duyuracağım bir sosyal sorumluluk projesi için çalışma yaparken bir şeyi fark ettim; “Zorluklarla mücadele eden kadın” denilince aklımıza hep maddi, ailesel ve çevresel sorunlar geliyor.

Hâlbuki maddi yönden hiçbir sıkıntısı olmayan, ailesi tarafından desteklenen kadınlar da pekâlâ mücadeleci olabilir. Düşünün, ama önyargılı olmadan lütfen; hiçbir maddi eksiğiniz yok, gelecek kaygınız yok yani hayat size güzel ama siz bu rahatlığı bir kenara bırakıp, ülkeniz için insanlık için endişeleniyor ve bir şeyler yapma ihtiyacı hissediyorsunuz.

İşte size tam da bu tanıma uyan iki harika kadını tanıtacağım. Ama bir hikâyemiz bugün, diğeri sonra. Bugünkü konuğumuz, Demet Sabancı Çetindoğan.

Demet Hanım, yoğun bir iş hayatına, büyük bir aileye ve üç çocuğa sahip olmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projelerine de zaman ayırmayı seviyor. Hatta yetmiyor eksikliğini hissettiği bir alanda sorumluluk üstlenip yeni bir oluşuma imza atıyor. Mesela yurt dışında bir toplantıda insanların yaşadığı şehirlerin değerlerine sahip çıkmasından etkilenip, “Neden biz de kültürel ve tarihi miraslarımızın korunması ve tanıtılması için aynı şeyi yapmayalım?” deyip bir dernek kurabiliyor. Neyse, sözü daha fazla uzatmadan sizi Demet Hanım’la baş başa bırakıyorum.

Merhaba Demet Hanım. Öncelikle bize başkanlığını yaptığınız Turkey ONE Derneği’nden bahseder misiniz biraz?

Tabii. Turkey ONE Derneğimiz yani Ortak Nesiller Entegrasyonu (T-ONE) Derneği; kültürel mirasımız, tarihi ve doğal zenginliklerimizle bizi bir araya getiren ortak değerlerimize sahip çıkarak, uluslararası platformlara Türkiye’yi bir marka olarak taşıyıp kültürel, toplumsal ve iktisadi yaşamımızla örnek olarak bir adım daha ileri gitmek ve bir benzerine daha rastlanamayacak bir dünya mirasına sahip olduğumuzu daha iyi anlayıp anlatabilmek hedefleri ile şahsımın başkanlığında yola çıkmış bir kuruluş.

Projemizin ilk yurtdışı lansmanını tüm dünyadan çok önemli isimlerin katıldığı davetler eşliğinde organize ettik.  İlk olarak Gstaad-İsviçre’de, daha sonra Mozaik Yolu etkinliklerimizi İtaya-Venedik,  Fransa-Paris’te ve Eylül 2017’de de ABD- New York’ta yaptık.

Geçtiğimiz aylarda dernek olarak Amerika’da “Mozaik Yolu” projesiyle ülkemiz adına başarılı bir toplantı yaptınız. Biraz anlatır mısınız?

Yazının devamı...

Sevgili Nagehan Alçı algıda seçicilik mi yaptın biraz?

13 Ocak 2018

Erkek yazarlardan Alçı’ya itirazlar gelince Nagehan Hanım da köşesinden “Kadın okurlarıma ve özellikle kadın köşe yazarlarına buradan seslenmek istiyorum: Lütfen Youtube’dan “Neşeli Günler” ve “Gülen Gözler” filmlerini dikkatle yeniden izleyin” diyerek bir çağrı yaptı. 

Ben de Nagehan Hanım’ın çağrısına uyarak Youtube’dan filmleri izledim. “Her çağrıya cevap vermek zorunda mısın?” diyebilirsiniz ama ben de arada çağrı yapıyorum cevap gelmeyince insan kendini kötü hissediyor.

Ayrıca erkek yazarlara karşı hemcinsime destek olmam lazım değil mi? Varsa yanlış bir durum müdahale etmek lâzım dedim ve filmleri pür dikkat izledim.

İzledim izlemesine ama Nagehan Hanım’ın bahsettiği kadın düşmanlığını göremedim.  Kendisinin “Ben her bilinçli kadının, bu iki filmin, kadınları “ikinci sınıf insan” gören perspektifinden çok rahatsız olacağını biliyorum. Biz kadınlar, hangi görüşten ve hangi yaşam tarzından olursak olalım bu kahrolası kölelik düzeninin bir şekilde mağdurlarıyız. Lütfen bu noktada partiler arası siyaseti unutalım. Gelin kadınlar olarak erkeklerin iktidar kavgalarının aleti olmayalım. Başka konularda ayrışma yaşasak da erkek boyunduruğuna karşı kadın hakları için beraber hareket edelim” diyerek iddialı bir çıkış yapması üzerine  bütün imkanlarımı zorladım ama nafile. 

Az çok bilinçli bir kadın olduğumu düşünüyorum, kadın haklarıyla ilgili ne iktidarın ne muhalefetin kaygılarıyla hareket etmiyorum. Ama kadın dayanışması adına da Yaşar Usta’ya haksızlık yapmaya gönlüm elvermez. Çünkü ben iki filmde de yüreği sevgi dolu bir baba faktörü gördüm.

Hele neşeli günler filmden nasıl “kadını ikinci sınıf gören bir davranış çözümlemesi yaptı anlayamadım. Film, rahmetli Münir Özkul -Adile Naşit’in turşu suyu kavgasıyla başlıyor ve bu kurguyla devam ediyor. Her iki karakter de kavgalarında birbirine ağır sözler söylüyor ama eşit şekilde.  Şahsen ben, filmin çekildiği yılları düşündüğümde hele ki o dönem şartlarında olduğunu göz önüne alarak söyleyebilirim ki “mücadeleci ve kendini ezdirmeyen bir kadın modeli” görüyorum.

“Gülen Gözler” filminde kadını, babalarının malı gibi gösteren bir algıdan bahsetti Alçı. Daha önce bahsetmiştim, bizim eve gelen görücülerle başı çok ağrımış bir insanım. Hatta “insanlarız” demek daha doğru olur. Biz henüz 16-17 yaşlarında iken eve görücü gelirdi ve annem de gelmek isteyene asla “Gelme” demezdi. İkiz olduğumuz ve çok benzediğimiz için gelecek olanlara “Hangisi için geleceksiniz?” diye sorardı annem. Onlar da  “Fark etmez, nasılsa ikisi de aynı.” derdi. Biz bu duruma gıcık olurduk tabii, ikimiz de çıkmak istemezdik. Bu yüzden aramızda kura çekerdik. Kura kime çıkarsa o çıkardı görücüye.  Şahsen ailemin beni bir mal olarak gördüğünü hiç düşünmedim; yanlış veya doğru tartışılır fakat kendilerince bizim için en doğrusunu istediklerini biliyorum.  Bu sebeple ailemizden tokat yemedik ama biz de ailelerimizin istediği kişilerle evlenmedik.

“Gülen Gözler” filmde erkek egemen dünyanın aslında bir balon olduğunu, neticede kadınların sözünün geçerli olduğunu gördüm ben. Ki gerçek yaşamda da böyle değil midir? (istisnalar kaideyi bozmaz).

Yazının devamı...

Babalar çocuklarını neden öldürüyor?

9 Ocak 2018

Üç baba haberi paylaşacağım sizlerle.

Kayseri’de 4 çocuk babası olan bedensel engelli Hasan Elmacıoğlu sürekli yaramazlık yaptığı için oğlunu, evlerinin önünde bulunan üç tekerlekli motosikletinin kasanın içine sokup, iple boğarak öldürdü.

Hasan Elmacıoğlu’nun eşi, çocuğunu öldüren eşinden şikâyetçi olmayarak “Oğlumuz hiperaktif bir çocuktu, komşulardan şikâyet geliyordu devamlı. Eşim bir anlık cinnet sonucu bunu yaptı.” dedi. Hasan Bey  ise çocuğunu mahalle baskısı yüzünden öldürdüğünü söyledi.

…..

Antalya'da 3 ve 5 yaşlarındaki  kız çocuklarını  öldürdükten sonra intihar eden baba Göksel Akşener’in annesi oğlunu şöyle savundu; “Oğlum cani biri değil. Çocuklarını onlar gibi (çocukların annesi ve ailesini kast ediyor) terbiyesiz olmasın, ortalığa düşmesinler diye öldürmüştür. Benim oğlum, çok namusuna düşkün bir insandı.”

Bu sözler, olaydan daha kan dondurucu değil mi?

…..

Yıllar önce okuduğum ve beni çok etkileyen bir haberi de eklemek istiyorum son olarak. Lâkin olayın hangi ilde gerçekleştiğini ve kişilerin bilgilerini hatırlayamadım ve bulamadım.

Yazının devamı...

En iyisi siz bu talebinizi Hayrunnisa Gül’e iletin

8 Ocak 2018

Yazımda bu konuyla ilgili çok fazla yorum yapmak istemediğimi belirtmiştim. Artı olarak da gündemimi bir olaya kilitlemek ve mütemadiyen aynı konuyu yazmak istemiyorum.

Okurlarımız “Gül’ün aday olmasını istemiyoruz, bunu kaleme alın” diyorlar. Ben de sevgili okurlarımıza diyorum ki; “Bu mevzuyu benim veya başka yazarların yazıp yazmaması bir şey değiştirmez. Gelin, siz bu talebinizi Hayrunnisa Hanım’a iletin.” 

Zira medyaya yansıyan iddialara göre (yalanlanmadığı için atıf yapıyorum) Hayrunnisa Hanım, eşinin 2019 seçimlerinde aday olmasını çok istiyormuş.  Hayrunnisa Hanım, eşinin aday olmasını istiyorsa şansınız yok gibi ama denemekten zarar gelmez. En azından sesinizi daha etkili bir mecraya duyurmuş olursunuz.

Gül’ün aday olma ihtimaline karşılık bu kadar tepkiyi anlamlandıramıyorum açıkçası.  Milletin içi ne kadar doluymuş arkadaş; ne var ne yok ortaya döküldü. Ben olsam Gül’ün yerinde “Madem bu kadar üstüme geliyorsunuz, aday oluyorum” der konuyu kapatırdım ama adeta bir sabır taşı.

Buradan kendisine sesleniyorum; Allah aşkına bir şey söyleyin, bir açıklama yapın da herkes bir rahat etsin.

Abdullah Gül aday olmazsa ne olur bilemem ama aday olursa ne olacağını çevremi gözlemleyerek tahmin edebiliyorum.

Hele hele Saadet Partisi, Gül’ü aday gösterirse değmeyin benim yaslı gönlüme misali olacağız.

Neden mi? Saadet Partililer “Vakti zamanında bizi terk edip giden bir insanı bugün nasıl aday gösteririz?” diye tepki gösterecek. Ak Partililer, “Abdullah Gül, daha dün size göre davasına ihanet eden bir adamdı. Bugün ne değişti?” diye tepki gösterecek.  

Yazının devamı...

RTÜK, neden Acun’un çocukları istismar ettiğini düşünüyor?

6 Ocak 2018

RTÜK, kararına gerekçe olarak “… Çocukluğun saflık ve masumiyetine tezat görüntüler içinde sahnede arzı endam eden kızlar, yaşlarına uygun olmayan kıyafet ve makyajlarla dans gösterilerini tamamlamıştır. Yayın kuruluşunun en büyüğü 11 yaşında olan çocukların istismar edilmesine aracılık ettiği değerlendirilmiştir.” dedi.

“Yaşları 7 ile 11 arasında değişen çocuklar” tanımıyla “arzı endam eden kızlar” tanımı aynı cümle içinde birbiriyle tezat düşüyor öncelikle. Çocuk ne yaparsa yapsın, ne giyerse giysin çocuktur; yaptıkları onu çocukluk sınıfından çıkarmaz.

Söz konusu programla ilgili AK Partili üyelerin “millet tahrik oluyor” sözleri medyaya yansımış ve akabinde yalanlanmamıştı. Bu sözler üzerine RTÜK’ün sunduğu gerekçe hafızalarda cezaya kılıf olarak hazırlanmış bir metin olarak kaldı.

Toplumun bir kısmı dans gösterisinden rahatsız oldu mu bilmiyorum lâkin çocuk istismarı söz konusu olacaksa çok daha ciddi sorunlarımız var diye düşünüyorum. 

Ailelerin izni ile yarışma programına katılan çocukları bir televizyon kanalı nasıl istismar eder anlamış değilim. Yarışma programlarına katılanlar için kılık kıyafet yönetmeliği mi uygulanacak?  

RTÜK geçtiğimiz yıllarda da “O ses Çocuklar” yarışmasıyla ilgili TV8’e yüklü miktarda ceza kesmişti. Gerekçe olarak da “…çocukların ses ve ruh hallerinin bozulabileceğini, bunun da çocuk istismarı anlamına geldiğini” sunmuştu.

Bu tablo bana “RTÜK, Acun’un çocuk istismarcısı olduğunu düşünüyor” izlenimi verdi açıkçası. Acun’un savunuculuğunu yapıyor değilim ama gerek yetenek yarışması, gerek ses yarışmasıyla vatandaşa bu kadar değen programlar yapan bir insana yüklü cezalar kesip çocuk istismarcısı durumuna düşürmek olmuyor.

Şu soruların cevabını da merak etmiyor değilim;

Yazının devamı...

Erdoğan ve Gül’ün  yol ayrımı

4 Ocak 2018

Henüz resmi bir adaylık açıklaması olmadan Gül ve Erdoğan tarafları diye bir ayrışmaya girilmesini kendimce doğru bulmuyorum açıkçası. Bu şekilde olmamalıydı.

Bu tür ayrılıklarda en çok üzülen ve etkilenen kesim tabandır, gerisininki yalandır. Geçmişte şahit olduğum üzere emin olduğum tek şey, sizin adınıza karşınızdakine küfreden veya hakaret eden adamın yarın çıkıp size de aynı şeyi yapacağıdır. Bazıları için “taraf olma”nın anlamı budur çünkü.

Baştan söyleyeyim, yazımı kimsenin tarafı olarak kaleme almıyorum. Elbette gönlümden geçen bir isim var ama olayların akışını sağlıklı bulmadığım için dile getirmeyeceğim. “Yarın kim güçlü olur?”un hesabını yapıp ona göre mevzilenmeyeceğim. Dolayısıyla, bu mevzulara ne bugün ne de yarın girmeyi düşünüyorum. 

Müsaadenizle konuyla ilgili genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Öncelikle, hemen hemen bütün yazarların yaptığı bir hatayı geçmişe haksızlık etmemek adına düzeltmekle başlamalıyım sanırım...  Gül ve Erdoğan ayrılığı üzerine  “Hayata beraber başladığı dostlarla yollar birer birer ayrıldı.” deyip tarihi süreci Ak Parti’den başlatmak olmaz.

Birlikte yeni bir başlangıç yaptılar ama Tayyip Bey’le Abdullah Bey’in birlikteliği Ak Parti’nin kurulması ile başlamadı.  Geçmiş dönemde, parti içinde kendini anlatamadıklarını düşündüler ve bir oluşuma girdiler.  Kimine göre davaya ihanetti , kimine göre doğru olan davranıştı.

Yenilikçi olarak ilk adımın atıldığı kongrede ben de delegeydim ve  yeni oluşuma Hayır oyu vermiştim. Bugün geriye dönüp o kongrede neden  RED oyu verdiğimi düşündüğümde vardığım sonuç, “Bölünmek  ve eksilmek korkusu” oluyor. 

O gün gittiği için Tayyip Bey’e gönül koyanlardandım. Birlikte siyaset yaptığım insandı, gidince boşluğu dolmayacak gibi gelmişti.  Gidenlerin bıraktığı boşluklar kolay dolmuyor elbette ama hayatın kendisi böyle değil mi?  Siyasetin de aktörleri insan…

O dönemde “Kalsalardı ne olurdu?” sorusunu çok sordum kendime. Yıllar sonra biraz daha olaylara dışarıdan bakmayı başarabildiğim zaman ise yanlış bir sorgulama yaptığımı  gördüm.   İster dava, ister evlilik, ister başka birliktelikler olsun insanların zamanla fikirleri değişebilir, görüş ayrılığına düşebilirler. Böyle bir durumda yapılacak şey ya her şeye rağmen yola devam etmek ya da ayrı bir yola girmektir.  

Yazının devamı...

Cumhurbaşkanı’na itirazım var

1 Ocak 2018

Tayyip Bey’in asgari ücretin 2002 yılından günümüze gelen süreçteki artışıyla ilgili açıklamış olduğu rakamların değerlendirmesini ekonomistlere bırakıyorum.

 

Kişi başına düşen milli gelirin artması elbette sevindirici yalnız pratik hayatta ki karşılığına baktığımızda tablo çok iç açıcı görünmüyor.

 

Öncelikle, bir vatandaş olarak son zamanlarda hükümetin asgari ücret, emekli maaşı, engelli maaşı gibi ödemeleri sadece gelir bazlı hesaplamasının adil bir bakış açısı olmadığını düşünüyorum.

 

Hayat pahalılığı dediğimiz şey asgari ücretten daha çok ve hızla artmaya devam ediyor.  Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan Eylül 2017 fiyatlarına göre yapılan araştırmada çalışan tek kişi için yoksulluk sınırı 2.600,79 TL; dört kişilik bir aile için ise rakam 5.336,22 TL olarak tespit edilmiştir.

Bu rakamları da bir kenara bırakalım.

Yazının devamı...

Ali Bey, masaya yatırmaya nereden başlıyoruz?

30 Aralık 2017

Karahasanoğlu, Harmancı’nın ifadelerine kısmen sahip çıkarak,  Harmancı’ya tepki gösteren laikçi medyaya ve jet hızı ile öğretmeni görevden alan bakanlığa çattı.

Medyaya yansıyan taciz olaylarından Beden Eğitimi ile ilgili olanları eleyerek köşesine taşıyan Karahasanoğlu “… Medyada yer alan, “Okulda cinsel taciz” haberlerini şöyle bir irdeledim. Maalesef tablo, çok vahim. Beden eğitimi derslerindeki öğrencilere cinsel taciz eylemlerinin, diğer derslere oranla, daha yoğun şekilde işlendiği çok net görülüyor. Beden eğitimi dersleri artık masaya yatırılmalı.” dedi.

Okullarda ve yurtlarda yaşanan taciz olaylarının beden eğitimi derslerinde daha yoğun yaşandığını söylemek için ciddi bir “algıda seçicilik” gerekiyor elbette.

Bu arada hazır elimiz değmişken yatılı yurtlardaki erkek çocuklara tecavüz olaylarını da masaya yatıralım. 12 yaşındaki erkek çocuğunun rızasını alarak (!) onunla cinsel ilişkiye giren öğretmenlerin durumunu da konuşalım.

Harmancı’nın hedefinde kız öğrenciler veya İmam Hatip dışındaki okullar yok. Hedefinde sadece, Beden Eğitimi öğretmenleri ile kız çocuklarının babaları var. Ve anladığım kadarıyla Harmancı şöyle bir sınıflandırma yapmış; Beden Eğitimi öğretmenleri fırsatçı, kız babaları  sorumsuz, kendisi ise yüksek sorumluluk sahibi bir Müslüman (!)

O öğretmenlerin, o babaların hiç mi onuru yok yahu? Bir kendini bilmez çıkıp –sözde- din adına koskoca bir camiaya bir kara leke çalacak ama suçlu olmayacak.

Ve Ali Bey, bu tablo karşısında “Sen kim oluyorsun da öğretmenlerimize ve babalarımıza bu şekilde konuşabiliyorsun?” demiyor; aksine bu durumdan da laikçi medyayı ve hükümeti sorumlu tutuyor. 

Bir de anlamadığım madem laikçilerin tepkisinden bu kadar rahatsız oluyorsunuz, önce siz ses çıkarın. Bir kere de “Böyle bir çirkinliği kabul etmiyoruz!” deyin.  Ortalığı öyle birbirine katın ki, kimsenin söyleyecek sözü olmasın.

Yazının devamı...