"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

“Söz” dizisinden asker adaylarına  büyük jest

11 Mayıs 2018

Bu kapsamda Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı da askerlik çağına gelmiş olan engelli gençler için her yıl “Uğurlama Töreni” organize eder. Ama ne organizasyon… Önce kına gecesi, ardından davul zurnalı eğlence.

Bu yılki uğurlama töreninde ise hayranı oldukları “Söz” dizisinin sevilen oyuncularından Görkem Sevindik’in katılması büyük sürpriz oldu onlar için.

Çok mutlu oldular, heyecanlandılar. Sevindik’in etrafından bir saniye bile ayrılmadılar. Şahsen, o kadar iş yoğunluğunun arasında engelli arkadaşlarımıza vakit ayırdığı için Sevindik’e ve dizi ekibine çok teşekkür ediyorum. Sıcakkanlılığı, içtenliği, mütevazılığı ve engelli arkadaşlarımıza karşı duyarlılığı ile bizlerin kalplerinde özel bir yeri oldu.  Zaman buldukça aktivitelere katılma sözü de verdi, daha ne olsun… :)

Sık sık dile getirdiğim bir şey var. Engelli arkadaşlarımızın ünlüleri görme olasılıkları maalesef ki bizler kadar yüksek değil. Bizler onları mutlu etmek adına sanatçılarımıza, yazarlarımıza, sporcularımıza vs. ulaşarak davet ediyoruz. Kimi geliyor kimi gelemiyor. Lâkin ben bugüne kadar gelip de sevgiyi hissetmeden döneni görmedim.  Görkem Sevindik de büyük bir moralle sete döndü.

Bu vesileyle sanatçılarımıza bir kez daha seslenmek istiyorum. Sinema filmleriniz için düzenlediğiniz galalarınızı engelliler için de yapın, konserlerinize gelemeyenler için mini konserler yapın veya sohbet edin, fotoğraf çektirin.

Yazının devamı...

Lütfen okuyun

4 Mayıs 2018

Ben de aynı şekilde bugünkü yazımı okumanızı istiyorum. Okumazsanız ne kaybederseniz bilmiyorum ama okuduğunuz takdirde hayatınızın daha anlamlı olacağını söyleyebilirim.

Türkiye genelinde engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak “Bu Tuval Senin!” sloganı ile düzenlediğimiz resim yarışmasında dereceye giren iki güzel insanı tanıtacağım size.

Bir gün Dünya çapında ressamlarımız, müzisyenlerimiz olacak ve bunu gerçekleştirecek olanlar da engelli vatandaşlarımız olacak inanın. Çünkü onlar çok inanıyorlar ve çok çalışıyorlar. Bizim katı prosedürlerimizi, kalıplarımızı ve önyargılarımızı aşacaklar; bütün kalbimle inanıyorum.

Mehmet Günay Demiröz ve Semra Çelik, sizi tanımamıza fırsat verdiğiniz için çok teşekkür ederiz.

 

MEHMET GÜNAY DEMİRÖZ

1973 doğumlu, Aydınlı bir ailenin ikinci çocuğu. Babası işçi, annesi ev hanımı. Resim aşkını şöyle anlatıyor: “Henüz okula başlamadan içimde bir çizme dürtüsü vardı. Bulduğum her alana resim yapardım ve bu beni çok mutlu ederdi. Çocukken bana ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ diye sorduklarında ne olduğunu tam bilmesem de ‘Ressam olacağım.’ derdim.

Demiröz, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunu. Mezuniyetinde İzmir’de Egemak Sanat Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açan Demiröz’ün en büyük hayali -sponsor bulabilirse- İstanbul’da bir sergi açabilmek.

Yazının devamı...

İttifaklar, bütünleşmeler, aday adaylıkları…

2 Mayıs 2018

Aday adaylığını açıklayan (istisnalar hariç) çoğu kişi  aday yapılmayacağını bildiği hâlde bunu bir titri olarak kullanmak için yapıyor. Elbette herkes tercihinde özgürdür ama iş öyle bir boyuta geldi ki, hakikaten donanımlı insanlar bu tabloya bakınca geri durmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

 

Sanırım insanların siyaset dünyasından çevreleri genişledikçe “O yapıyorsa ben haydi haydi yaparım.” düşüncesi gelişiyor. Ve kişiler, kendi yeterliliğini başkalarının yetersizliğine göre belirliyor.

 

“Çatı Adayı” tanımı geçtiğimiz yıllarda (her ne kadar dünü hatırlamak istemeseler de) MHP ve CHP’nin, Tayyip Bey’e karşı blok oluşturması sonucu siyaset dünyamıza girdi. Ve başarısız oldu. Bu seçimde de olsa başarısız olacaktı.

 

İster taban ister tavan olsun hiç kimse yıllarca savunduğu fikirlere ve mücadelesine aykırı bir ismi adayı görmek istemez. Ve eğreti duran bir aday da kazanamaz.

 

Yazının devamı...

Genelkurmay Başkanlığı’nın dikkatine…

1 Mayıs 2018

Her ne kadar bedelli askerlik taleplerine karşılık, Cumhurbaşkanımız “…Bedelli askerlik, şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık olur.” diyerek noktayı koymuş görünse de dönüp dolaşıp masasına geleceği kesin.

 

Şahsen, bedelli askerliğin şehitlere ve gazilere saygısızlık olacağını düşünmüyorum. Lâkin “Parayı veren askerlikten muaf olsun, parası olmayan askerlik yapsın.” da demiyorum. Adil bir çözüm bulunsun ve askerlik mecburi olmasın.


Neden böyle düşündüğüme gelince… Bildiğiniz üzere, engelli istihdamı alanında çalışıyorum. İşe girmek için başvuran arkadaşlarımızın kayıtlarını oluştururken engeliyle ilgili bir takım sorular soruyoruz. Bunlardan biri de engelinin doğuştan mı, sonradan mı olduğu...

 

Net sayıyı hatırlamamakla birlikte askerlik hizmetini yaparken engelli olan birçok engelli genç gördüm. En sonuncusu ise yapmış olduğumuz resim yarışmamızda dereceye giren Mehmet Günay Güvener. (Hikâyesini yakında paylaşacağım.)

 

Yazının devamı...

Erbakan Ödül Töreni’ni eleştirenlere bir soru…

28 Nisan 2018

2017 yılında Erbakan’ı Anma Gecesi de benzer tartışmalarla geçmişti hatırlarsanız. Kişiler farklı ama yaşanan sorunlar aynı. Bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece bu tarz tartışmaların son bulacağını zannetmiyorum.

 

Şahsen üzüldüğüm husus bugün yaşanan tartışma dilinin Erbakan Hoca’nın nezaketine uymadığıdır. Kendisini seven sevmeyen herkes bilir ki; Hoca, ister şahsına ister partisine yapılan hiçbir haksızlık karşısında nezaketini bozmamış ve sorumlularına karşı nezaketini yitirmemiştir. “Erbakan adına yapılan bir programa kim-niye davet edildi” tartışmasının, ardından hiç yapılmaması gereken bir isimdir, Erbakan. 

 

Seçim arifesine denk gelen ödül töreniyle ilgili çok konuşuldu, ben de naçizane bir şeyler eklemek isterim. (Biraz geç kaldım, farkındayım lâkin engelli vatandaşlarımıza yönelik düzenlediğimiz Resim Yarışması’nın koordinatörlüğünü yapıyorum. Dereceye giren ve ödül almaya hak kazanan tam 50 yarışmacımız var, dolayısıyla yoğunluğumuz biraz fazla. Anlayışınıza sığınarak konuyla ilgili düşüncelerimi ve duyumlarımı yazmak istiyorum.)

 

Öncelikle yetkili ağızlardan aldığım bilgiye göre  Erbakan Ödülleri Töreni’nin, seçim öncesine denk gelmesi tören organizasyonundan değil seçim organizasyonundan kaynaklanan bir durum. Ödül Töreni bir yıl önceden planlanmış.

 

Yazının devamı...

Ülkemiz  için önemli  bir seçim

26 Nisan 2018

Biz de geçtiğimiz haftalarda ülkemizdeki yetenekleri keşfetmek adına sanat için önemli bir seçim yaptık.  

Bundan üç ay önce “Seni tanımamıza izin verir misin?” sorusunu sormuştuk engelli arkadaşlarımıza.

Demiştik ki: “Yaşın kaç olursa olsun, ister A4’e, ister tuvale, ister tahta parçasına imkânın neye elveriyorsa, içinden ne geçiyorsa çiz ve bize gönder.” Her ne kadar “Resim Yarışması” olarak tanımlasak da aslında tanışma ve keşfetme daveti idi çağrımız.

İlk ses veren Mersin oldu, ardından Türkiye’nin dört köşesinden 5 yaşından 45 yaşa kadar her yaştan vatandaşlarımız eserlerini gönderdiler. Tam 700 resim geldi Bağcılar Engelliler Sarayı’na. Vakit kısalığından şikâyetçi oldular ama üzülmesinler, önümüzdeki yıl tekrarını yapmaya gayret edeceğiz. 

Ülkemizin ismi kadar yüreği büyük sanatçısı Ahmet Güneştekin’in önderlik ve jürilik için tek şartı yetenekli görülen tüm eser sahiplerinin ödüllendirilmesi,  ilk üçle sınırlı kalmamasıydı.

20 sahibinin ödüllendirilmesini planlıyorduk.  Ahmet Bey gelen eserleri görünce  “Ayşe, biz bu sayıyı 50 yapalım.” dedi. “50 kişi refakatçileriyle birlikte 100 kişi olacaklar. Acaba altından kalkabilir miyiz?” derken sponsorlarımız ve jürilerimizden Fatoş Sarıgül Altınbaş’tan sıcacık bir kucaklama daveti geldi; “Biz Altınbaş Üniversitesi olarak konaklama ve ulaşım ücretlerini karşılarız.”

Demet Sabancı Çetindoğan, ödül töreni ve eserlerin sergilenme kısmını üstlendi. Bağcılar Belediyesi ve Türkiye Beyazay Derneği Genel Merkezi ödül kısmını üstlendi.

Bize de muhteşem bir karşılama yapabilmek adına organizasyon görevi düştü. Dereceye giren eser sahibi 50 adayı İstanbul’a davet ettik. 12-13 Mayıs tarihlerinde misafirimiz olacaklar, İstanbul’u gezecekler ve Ahmet Güneştekin’in atölyesini ziyaret edip, kendisiyle sohbet etme imkânı bulacaklar.

Yazının devamı...

Erbakan Hoca yaşasaydı…

16 Nisan 2018

Zira ne Saadet Partisi’nin yükselişi beni rahatsız eder, ne de Ak Parti’nin zayıflamasından mutlu olurum. İttifak yapmaları durumunda mutlu olurum, lâkin yapmamaları durumunda da bir suçlu aramam. Sonuçta ikisi de bağımsız iki partidir, belirli ilkeleri vardır.

Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi dönemlerinde Kadın Kolları alanında uzun yıllar görev yapmam dolayısıyla gerek Ak Parti’den gerek Saadet Partisi’nden çok sevdiğim ve değer verdiğim arkadaşlarım vardır. Zaman zaman bir araya geliriz, bugüne kadar hiç birinden Saadet’i ihanetle suçlayan bir tavır görmedim. Ama nedense bazı yazarlar inatla Saadet Partisi’ni ihanetle suçlamaktadır. Hatta Ak Parti ile ittifak yapmamaları durumunda Temel Bey’i Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlatmakla dahi suçlayabilmekte, Erbakan Hoca yaşasaydı Temel Bey’e parmak sallayacağını dahi iddia edebilmektedir.

Ortada Saadet Partisi’nin yükselişinden kaynaklanan bir tehlike varsa işte bu durumdur. Ak Parti, Refah Partisi’nin içinden çıkmış bir partidir. Kaldı ki, ne dün gidenlerin ne de bugün kalanların ihanetle suçlanmasını asla ve asla kabul etmedim, etmiyorum. Böyle davrananların da siyasi parti mantığını ve dava insanlığı mantığını anlamamış insanlar olarak görüyorum.  Saadet Partisi’nin tabanından birçok insan seçimlerde Ak Parti’yi desteklemiştir. Ben de dâhilim buna. Çok açık söyleyeyim; bugüne kadar Tayyip Bey’den Saadet Partisi’ni kötüleyen tek bir söz duysaydım, oy vermezdim.

Saadet Partisi’nin yükselmesinin ve güçlü muhalefetinin Ak Parti’yi zayıflatacağına inananların zerre kadar siyasetten anlamadığını iddia ediyorum. Bu şekilde davranmakla sadece tabanı birbirine uzaklaştırırsınız. Sonra da “Dış güçler bizi bölüyor.” diye ağlarsınız.

“Erbakan Hoca yaşasaydı…” diye yorum yapanların bir zahmet oturup Erbakan Hoca’nın videolarını izlemelerini tavsiye ediyorum.

Bu arada ne hikmetse dün Erbakan Hoca’yı sol görüşte olanlar anlamıyordu bugün ise sağ görüşte olanlar anlamıyor.

Ahmet Kekeç’e naçizane bir öneri…

Sevgili Ahmet Kekeç; ben, bundan yıllar önce sizin iyi bir okuyucunuzdum. Ne zamanki sadece destek olduğunuz veya köstek olduğunuz kişilerle ilgili tekrara düştünüz, işte ben de o zaman sıkıldım ve bıraktım takip etmeyi.

Yazının devamı...

Türk Gençleri  “İZM” lere kayamaz mı?

12 Nisan 2018

Fazlıoğlu, konunun ilgilisi olarak bir sorunu, daha doğrusu bir gerçeği gündeme getirdi lâkin biz her zamanki gibi düzgünce konuşup, tartışmak yerine cepheler arası savaş konusu yaptık. Konunun öznesi olan Deizme kayan gençleri değil, iddianın kendisini konuşuyoruz.

Adeta çocuklarının sorunlarıyla yüzleşmekten korkan ve birbirini suçlayan anne-baba kavgası yapıyoruz.

Son olarak Bahçeli’nin “Türk Gençliğinin deizme kaydığını söylemek densiz bir uydurmadır. Türk gençliğinin itham edilmesi ayıp ve ahlaksız bir komplodur. Deizm ile uğraşanlar önce haram yiyenlere baksınlar.” sözleri ise sorunu sahiplenip çözüm arayışına girmek yerine inkârı seçip “Elalem ne der?” kaygısı taşıyor adeta.

Öncelikle bir profesörün (art niyet olmaksızın) yaşadığı bir gerçeği anlatmasını bir siyasi liderin “komplo” olarak tanımlaması hoş bir davranış değil.

Deizme kayan gençlerin varlığını itham olarak kabul ederek ahlaksızlık olarak değerlendirmek de şık değil.

İster siyasi, ister yazar, ister bilim insanı olsun, kendi inanç ve görüşü dışındaki gerçekleri kabul etmeyen davranışlar günümüz Türkiye’sine yakışmıyor artık. Ülkemizde yaşayan genç insanların düşünce dünyası ve bakış açısı çok daha geniş büyüklerinden. Doğruyu veya yanlışı kendilerine öğretildiği gibi direkt olarak kabul etmiyor, sorguluyorlar. Bizim, onların doğrularımızı sorgulamalarından korkmamız bir şeyleri değiştirmez. Korkunun ecele faydası yok.

Çocuklarımızı ve gençlerimizi mükemmeliyetçilik kalıbına sokmaktan vazgeçmeliyiz.  Gençler bizim geleceğimiz; onların sorunlarını yok saymak, sorunlarını gündeme getirenleri aşağılamak, toplumun geleceğini ilgilendiren meseleleri sadece bir siyasi partinin meselesi olarak görmek bize bir şey kazandırmaz. Aksine, ikiyüzlü bir yaşam sürmeye mecbur kalırlar ve özgürlüklerini başka diyarlarda ararlar.

Deizm veya ateist gençlerle ilgili açıklamaları sebebiyle İhsan Fazlıoğlu’yla söyleşi yapmak istedim lâkin talebimi kabul etmedi. Kendince haklı gerekçelerinin olduğunu düşünüyorum ve kendisine bu konuda saygı duyuyorum.

Yazının devamı...