"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Zalimlik baki olmakla birlikte çok saygısızsınız…

24 Eylül 2017

Geçen gün Nevşin Mengü, Ahmet Taşgetiren, Kadir Topbaş ve Abdullah Gül’ü kaleme aldığı yazısında “Çok mu zalimim?” diye sormuş. Cevap vermek istedim kendisine, zalimliğiniz baki kalmakla birlikte çok saygısızsınız Mehtap Hanım, hem de en kıdemlisinden.

Etrafınıza bir bakın bakalım; hakkında verip veriştirdiğiniz Kadir Topbaş, Abdullah Gül ve Ahmet Taşgetiren’le ilgili geçmişi ve hukuku olanların tavrı hali nasıl, sizin ki nasıl?

En başta da çok sevdiğinizi (!) iddia ettiğiniz Tayyip Bey’i takip ediniz bakalım bu isimlerle ilgili ne söylemiş.

Yoksa kendileri “Mehtap Hanım, ben konuşamıyorum. Siz benim adıma arkadaşlara bir racon kesin.” mi dedi size?

Ama pardon; bahse konu isimlerle ilgili dalga geçmeyenler, saygı duyanlar sizin için “Bizim mahallenin sevgi pıtırcıkları” değil mi?

Bizim mahallenin ağabeyleri geçmişte çok şeye gözünü kapatmıştır, doğrudur, lâkin gördüğüm kadarıyla duruşunuzla bizim mahallenin ağabeylerini eleştirecek durumda değilsiniz. Şahsen onların dününü, bugünün sizine tercih ederim.

Hangi görüşten olursa olsun insanların bir anlık hataları sebebiyle işlerinden olmalarına üzülenlerdenim. İnanır mısınız, Nevşin Mengü’ye üzüldüm. “Keşke yaşanmasaydı.” Dedim.

Henüz 18 yaşında bir genç kızın sorumsuzca yaptığı bir sosyal paylaşımı nedeniyle tacının elinden alınmasına da üzüldüm.

Yazının devamı...

Tayyip Bey’in ikna olması yeterli mi?

22 Eylül 2017

Deneme-yanılma yöntemini en çok uyguladığımız eğitim sistemimizde “Teog kaldırılmalı mıydı?”dan ziyade “Teog böyle mi kaldırılmalıydı?” sorusu gündemi epey meşgul edecek görünüyor.

Teog’un kaldırılması iyi mi oldu kötü mü oldu bunu zaman gösterecek ama kaldırılış şeklinin iyi olmadığı açık olan bir vakıa.

Teog’un kaldırılacağından haberi olmayan ve günler önce sistemi öven Milli Eğitim Bakanı’nın, ilgili sınavın kaldırılma düşüncesinde de etkisi olmadığı kanısına varıldığından “Bu Teog’un kaldırılması da nereden çıktı durup dururken?” sorusunun cevabını herkes merak ediyor.

Eğitim sistemimiz, Tayyip Bey’in başarısız bulduğu bir alan ve bunun için de Teog sistemi yerine dünyada uygulanmış, başarılı eğitim sistemlerinden birinin ülkemizde uygulanmasını istiyor. Teog’un yerine gelecek sisteme nasıl karar verileceğini zaman gösterecek elbette.

Görünen o ki, Tayyip Bey, eleştirdiği eğitim sistemiyle ilgili araştırmalar yaptırmış ve uygulamak için düğmeye basmış. Tayyip Bey’i, Teog konusunda eğitim camiasının içinde olan yakın çevresi etkilemiş olabilir mi, bilemiyorum. Kendisinin ülkesinin evlatları için kötü bir şey istemeyeceğinden şüphem yok.

Lâkin Teog’un kaldırılma şekli daha farklı olabilirdi. Cumhurbaşkanı konuyla ilgili rahatsızlığını dile getirdikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı bir çalıştay düzenleyerek kapsamlı bir rapor hazırlayıp kamuoyuna ve Cumhurbaşkanı’na sunabilirdi.

Geçtiğimiz aylarda “Başkanlık Sistemi” için referandum yaptık. Sisteme karşı olanların en büyük eleştirisi ve endişesi “Başkan olacak kişinin her istediğini uygulama gücünün olması” idi. Daha referandumun mürekkebi kurumadan yaşanan bu ve benzeri olaylar maalesef önümüzdeki seçimler için olumsuz bir örnektir. 

Hepimizi ilgilendiren bir sistem değişikliği için “Bize güvenin.” demek ve güvenmeyenleri suçlamak doğru ne kadar doğrudur?

Yazının devamı...

Kâbe imamının insanlık (!) için duası…

21 Eylül 2017

Mekke’ye ilk defa giden Türk arkadaşlarım, namaz kıldırırken ağlayan Sudeysi’yi dinleyince bana “Acaba neden bu kadar sık ağlıyor?” diye sorarlardı, ben de “Sanırım okuduğu ayetlerden etkileniyor.” cevabını verirdim.

Geçen gün İslam Âlemi Birliği’nin düzenlemiş olduğu konferansta konuşmacı olarak katılmak üzere New York’a giden Sudeysi’nin açıklamalarını okuduktan sonra niçin ağladığını daha iyi anladım.

Kendisi "Bugün, Suudi Arabistan ve ABD; dünyanın iki kutbu. Allah'a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar." deyip iki ülkenin insanlık için atacakları adımlar (!) için güzel temennilerde bulunduktan sonra sözlerini Amerika ve Başkanı Trump’a dua ederek tamamlamış.

Sudeysi, zannımca Trump’ın Suudi Arabistan’ı da yönettiğinin de farkında ama belli etmiyor.

Kendi ülkesinin kadınlarının yaşam hakkı ve özgürlükleri için adım atmayan bir ülke dünya için ne yapabilir hiçbir fikrim yok ama demek ki varmış bilmediğim bir şeyler.

Bundan sonra “Ayşe, bu Kâbe İmamı neden ağlıyor?” diye soranlar olursa “Mutluluk gözyaşları…” diyeceğim. “Hayır duası ettiği yöneticilerinin dünyaya getirdikleri refah seviyesine, Filistin’de, Yemen’de, Suriye’de, Arakan’da yaşayan çocukların mutluluğuna (!) ağlıyor.”

Bir Türk vatandaşı olarak rahatsız olduğum iki olay;

Yılmaz Özdil’in 19 Eylül tarihli yazısında yer verdiği gazilerimizin sözleri bir Türk vatandaşı olarak beni derinden üzdü.

Yazının devamı...

Süleyman Soylu'yla çekilen fotoğraf, provokasyonun bir parçası mı?

18 Eylül 2017

Öncelikle tartışılması gereken ciddi bir sorunumuz olduğunu kabul edelim; ister siyasetçi, ister sanatçı ister gazeteci olsun, ünlülerle birlikte fotoğraf çekilme alışkanlığının tavan yaptığı zaman diliminde ünlüler ne yapacak? “Sizinle fotoğraf çekilebilir miyiz?” sorusuna “Önce bir GBT’ne bakalım.” mı diyecek? Hadi GBT temiz çıktı diyelim, bugün fotoğraf çektirdiğiniz kişinin ileride bir suça karışmayacağı ne malum?

Soylu’yu şahsen tanımıyorum ama bir Karadenizli olarak bölgesine olan ilgisini ve göreviyle ilgili aidiyetini takdir ediyorum.

Soylu, terörle mücadelede hayatını ortaya koymuş bir adam. Yakışıksız bir olaya karışan ve akabinde gözaltına alınan bir densizle fotoğrafı var diye istifasının istenmesi haksızlıktır.

Cenaze ve sonrasında yaşananları takip ettikçe; sadece cenazenin gömülmesi esnasında yaşananlar değil, fotoğraf olayının da bu provokasyonun bir parçası olduğunu düşünmeye başladım. Olaya karışan kişilerin bu anlamda sorgulanmalarının faydalı olacağına inanıyorum.

Fakat bununla birlikte Soylu’nun söz konusu fotoğrafla ilgili olarak “Aşağılıksınız!” sözüyle başladığı ve aşırı tepki gösterdiği açıklamasını sevmedim…

Son zamanlarda Soylu’nun konuşma dilini ağır buluyorum. Sanırım içinde bulunduğu şartların etkisiyle bu şekilde açıklamalarda bulunuyor.

Bu kadar zor bir görevi bu kadar başarıyla yürüten bir insanın kendini ifadede takılmasına üzülüyorum şahsen…

1 kilo fındık, 750 gr.  kakaolu fındık kreması etmiyor.

Yazının devamı...

28 Şubat, Hürriyet & Ayşe…

17 Eylül 2017

Son zamanlarda 28 Şubat çok konuşulur oldu nedense. Mesele ideolojik olsa başım üstüne fakat işin aslı öyle değil. 28 Şubat sürecine medyanın dâhil edilmesini isteyenlerin masumiyetine inansam amenna. 

Fikir mücadelesinden çıkıp fiziki mücadeleye giren ve bazı gazetecilerin geçmiş üzerinden bugünün hesabını yapmalarına, o günün “Hedef kitlesinde” olan biri olarak itiraz etme hakkım olduğunu düşünüyorum.

Bünyesinde yazdığım Hürriyet gazetesinin o dönem manşetlerini elbette hatırlıyorum ama o manşetlerden korkarak bize hayatı zindan eden bugünün aslanlarını (!) da unutmadım. 

O dönem aktif siyasetteydim, bugün beni köşesinde anlatan Ertuğrul Özkök’ün manşetleri canımızı az yakmadı. Lâkin canımızı asıl yakan, siyasi geleceğinden korkarak bizi bir kalemde silen dava erkeklerimizle, meslek sahibi olan başörtülü genç kızların emeğini suiistimal eden iş adamlarımız oldu.

Ne yapacağız? Geçmişten ders mi alacağız yoksa ısıtıp ısıtıp gündem mi yapacağız? 28 Şubat’ın kinini ben tutacağım, dün Ergenekon mağduru olanlar kinini bugün tutacak, bugünün FETÖ mağdurları yarın kin tutacak...

Bu mudur istenen?

Kusura bakmayın beyler ama kavganızı mertçe yapmıyorsunuz.

Geçenlerde başörtülü bir genç kız, Ertuğrul Bey’in benimle ilgili olarak yazdığı “… Hürriyet bugüne kadar başörtülü yazar almamıştı ama o bir kapı buldu, girdi.” yazısı üzerine bana “Bu sözleri gurur yapmıyor musunuz, onurunuz zedelenmiyor mu?” diye sordu. “Yapmıyorum.” Dedim, gurur anlayışım farklı. O kapıdan girerken bir şeyleri kapı önünde bıraksaydım o zaman onurum zedelenirdi. Hayatta olmasını istediğim şeyler için cambazlık yapmadım, net bir insanımdır.

Yazının devamı...

Ahmet Şık’ın edemediği beddua…

15 Eylül 2017

Kendisine buradan bir mesaj göndermek istedim:

Ahmet Bey, benim inandığım Allah Rahman’dır, yani ateist de olsa haksızlığa uğrayan kulunun hakkını gözetir ve beddua etmese de ilahi adaletini gerçekleştirir. Öyle dindar mindar bakmaz, kul hakkını da affetmez.

Bu kâinatta bir cehennem var Ahmet Bey, yaşayanlar bilir…

Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarının tutuklu yargılanmasına karşı olanlardanım. FETÖ gibi bir örgütle ilişkilendirilmek kabullenilmesi zor bir durum. Bu sebeple, görevini yapan gazetecilerin veya faizsiz banka olması sebebiyle Bank Asya’ya para yatırdığı için görevinden azledilen insanların isyanını anlamak durumundayız. “Yapmıştır bir şey” mantığı kolaydır, ta ki siz de yapmadığınız bir şey için itham edildiğiniz zamana kadar.

İster dindar olsun ister ateist, ülkemin Cumhurbaşkanı’na olan öfkesi, eleştirisi (haklı bile olsa) sebebiyle herhangi terör örgütüyle işbirliği içinde olmayanlara saygım vardır.

Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasını ve eleştiri dilini haksız bulurum. Katı laiklik anlayışları, katı din anlayışı olanlardan farksız benim için. Lâkin gönlüm FETÖ vs. terör örgütleriyle işbirliği içinde olmamasından yanadır. Varsın bizi sevmesinler; ihanet içinde olmasınlar, kâfi...

Zorlu bir zamandan geçiyoruz, yıllar sonra bugün suçlu gözüyle bakılanlar aklanabilir veya masum olarak görülenler suçlu ilan edilmiş olabilir. Ama geçmiş bize öğretti ki asıl mesele dik durmakla ilgilidir.

Cumhuriyet gazetesi davasında yargılanan (tutuklu yargılanmasına karşı olduğum) Can Dündar gibi olmamak var.

Yazının devamı...

Fatma Betül Sayan Kaya; 11 yaşındaki kız çocuğunun ölümden ve tecavüzden kurtulma hikâyesini okuyun, lütfen.

14 Eylül 2017

Bu soruyu durup dururken fantezi olsun diye sormadım elbette. Bir-iki gün önce köyümde yaşanan bir olay üzerine sordum.

Önceki gün medyaya “45 yaşındaki bir Ş.A’nın 11 yaşındaki kız çocuğu B.Ç.’yi darp ederek tecavüz etti!” haberi yansıdı.

Olayda mağdur olan 11 yaşındaki B.Ç’nin annesiyle yaptığım görüşmede olayın iç yüzünü öğrenme fırsatı buldum. Olay şu şekilde gerçekleşmiş:

B.Ç., ailesinin hayvanlarına çobanlık yaparken yine onun gibi hayvanlarını bekleyen Ş.A.’nın saldırısına uğruyor. Ş.A. küçük kızı darp ederek cinsel saldırıda bulunuyor. B.Ç., elinden kurtulamayacağını anladığı Ş.A.’ya ölü taklidi yapıyor. Ş.A., öldüğünü düşündüğü B.Ç’yi 100 m sürükleyerek bir çukura atıp üstünü de taş ve toprakla kapatıyor. Sonrasında da o mevkide hayvanlarını otlatmaya devam ediyor.

B.Ç. de zihni açık bir şekilde çukurda yatmaya devam ediyor. Korkusundan ayağa kalkamıyor, yapabildiği şey sadece dua etmek.

Bu arada komşuları B.Ç’nin annesini arayarak “Hayvanların sahipsiz.” haberini verince anne de evdeki diğer çocuklarını arayarak haberdar ediyor. Ablanın olay yerinde B.Ç’ye seslenmesiyle küçük kız gömüldüğü yerden fırlayarak ablasına “Koş abla!” bağırarak evlerine doğru koşuyorlar. Küçük kızı tecavüzden ve ölümden kurtaran, kızın ölü taklidi yapmış olması.

Ş.A., zihinsel engelli ve kekeme. Konuşamadığı için böyle bir olayı neden gerçekleştirdiğini bilemiyoruz. Lakin B.Ç.’nin annesi bundan iki yıl önce Ş.A.’nın çocuklarını takip etmesinden dolayı rahatsız olduğunu ve aileyi uyardığını söylüyor.

Ş.A.’nın engel durumu nedir tam olarak bilemiyorum ama cinsel anlamda çevresini rahatsız ettiği iddia ediliyor.

Yazının devamı...

Zihinsel engelli bir erkek tecavüz ettiğinde kimi suçlu ilan edeceğiz?

13 Eylül 2017

Geçenlerde duyduğum bir anıyı paylaşmak istiyorum sizinle.

Görme engelli bir genç kız otobüsten inince yanına bir delikanlı gelir ve “Bana hakkınızı helal eder misiniz? Çok güzelsiniz, ben otobüste sizinle ilgili kötü şeyler düşündüm. Kötü şeyler düşünmek çirkin şeyler çağrıştırıyor. Görme engelli olduğunuz bilmiyordum.” der.

Olay kendi içinde masum ve anlaşılabilir görünse de çıkmazlarımızı yüzümüze vuruyor aslında. Taciz engelli veya engelsiz kime yapılırsa kötü bir davranıştır. Ama daha da kötüsü “Engelli olduğunuz için kadın olarak görülmemenizdir. Hatta ortopedik engelli kadınlar kendilerini en çok araç içindeyken iyi hissederler. Çünkü engelleri dışarıdan görünmez ve kadın olduklarını hatırlarlar. Engelli kadın veya erkeğin kendisine pozitif ayrıcalık (!) yapılmasını istediğini nereden biliyoruz?

“Engelli bireylerin de sevmeye sevilmeye ihtiyacı vardır.” cümlesi artık kullanılmamalıdır. Hepimizin sevmeye sevilmeye ihtiyacı vardır. Nasıl ki “Sarışınların da sevmeye ihtiyacı vardır.” cümlesini kurmuyorsak “Engellilerin de yaşamaya, sevmeye hakkı vardır.” gibi cümleleri kurmamamız gerekir. Esmerlik, sarışınlık, uzun veya kısa boyluluk gibi bir farktır engellilik. Ve dürüst insanlar onların dünyasından uzak durdukça, korktukça engelli bireylerin dünyasında istismarcılara yer açılacağını unutmamak gerekir.

Bakın, bugün ensesti tartışıyoruz, çocuk tecavüzlerini konuşuyoruz ama engelli bireylerin cinsel eğitimini konuş(a)muyoruz, görmezden geliyoruz.

“Sıra buna mı geldi?” diyorsanız, lütfen okuyun.

Daha önce, özellikle zihinsel engelli gençlere yapılan göstermelik düğünleri yazmıştım. Gerek psikologlar gerekse engelli aileleri, yapılan bu büyük yanlışa dikkat çekmişlerdi. Ailelerin, çocuklarını bahane ederek kendilerini tatmin etmek adına yaptığı düğün törenlerinin bir gün sonrasının hesap edilmediği ve yalan üzerine kurulu bir gelecek.

Özellikle zihinsel yeterliliği bulunmayan gençlerin cinsel eğitimleriyle ilgili bir şeyler yapmadığımız sürece yakın bir tarihte tecavüz ve istismar haberlerini daha sık okuyacağız.

Yazının devamı...