"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Ertuğrul Bey bence siz bu okula mutlaka gidin…

20 Kasım 2017

İSMEK bazı alanlarda akademik eğitimlere başladı, bunlardan biri de MODA…

Biz de sizin için Mecidiyeköy’de bulunan Çolpan İlhan Moda Okulu’nu ziyaret ettik. Neler öğrendik neler…

Önce okulun adından başlayalım. Çolpan İlhan’ı herkes sinema ve tiyatro kimliğiyle tanıyor ama kendisi aynı zamanda bir modacıydı. Kadir Topbaş’la okul arkadaşı olan Çolpan Hanım daha sonra da dostluklarını devam ettirmiş. Çolpan Hanım vefat edince oğlu Kerem Alışık,  Nişantaşı’nda yer alan moda atölyesindeki makinelerini ve tasarladığı kıyafetleri İSMEK’in Moda Okulu’na verir.  Okulun adı da o günden sonra Çolpan İlhan Moda Okulu olur. 

Okulun bir yöneticisi var; genç, akıllı ve müthiş donanımlı bir kadın. O kadar çok şey biliyor ki inanın öğrendiklerimi yazmaya kalksam birkaç ay sürer. Sadece kadın modası da değil erkek modasıyla ilgili de çok şey öğrendim. 

Laf aramızda öğrendiklerimden birini Ertuğrul Bey’e sordum bilemedi. Sen kalk o kadar şey bil ama erkekler smokini ilk olarak nerede giymiş bilme… Bu sebeple Ertuğrul Bey’e, Çolpan İlhan Moda Okulu’na bir uğramasını şiddetle tavsiye ediyorum.

Evet, yöneticimiz Nilay GÜNER’in anlatımıyla Moda okuldan bahsedelim biraz. Okul, giyim alanında temel yeterliliğe sahip olan her yaşta erkek ve kadın öğrencilere açık.  İSMEK kendi bünyesinde modelistlik, stilistlik vs. kurslarından mezun dahi olsa sınavsız öğrenci almıyor. 

Dünya çapında modacı yetiştirme hedefleri var.  “Bir başarı örneği verir misiniz?” sorusuna Nilay Hanım; “Geçtiğimiz yıl bir yarışmada moda tasarım öğrencilerimizden biri birincilik kazandı ve ödül olarak Raşit Bağzıbağlı’nın yanında staj yapacak. Bu onun için çok büyük bir fırsat, bizim için de gurur verici. Biz öğrencilerimizi sadece eğitim verip göndermiyoruz, aynı zamanda onları sektörle tanıştırıyoruz. Bizden mezun olan öğrenciler, alanında A’dan Z’ye her şeyi detaylı olarak öğreniyorlar. Kendi işini kuran da oluyor farklı firmalarda çalışan da.”

Tasarımcılık doğuştan gelen bir yetenek midir, yoksa öğrenilen bir şey midir?” Soruma ise “Yetenek çok önemli. Tabii biz onu destekliyoruz, bu işin matematiğini öğretiyoruz.  Geçtiğimiz yıl altmış kişi içinden ‘yıldız’ dediğimiz yani ‘İşte tasarımcı olacaklar, bu iş için yaratılmışlar.’ dediğimiz üç öğrencimiz vardı. Diğerleri tasarımcı değil de giyim, modelistlik vs. yani farklı alanlara yönelecekler.”

Yazının devamı...

Fatih  kardeşim, abdest tazelemeden önce yapman gerekenler….

16 Kasım 2017

Bu soruyu düşünmeme neden olan durum ise özellikle son zamanlarda Erbakan Hoca’nın çocuklarıyla Saadet Partisi arasında yaşanan anlaşmazlıklar hatta restleşmelerdir.

Niyetim ne Erbakan Hoca’nın ailesini ne de Saadet Partili arkadaşlarımı kırmak… Aksine;  haksızlık yapmamak adına şimdilik bu konuda bir şey yazmak istemiyorum. Her iki tarafa da söyleşi talebimi ilettim. Kabul ederlerse amenna, etmezlerse de yapacak bir şey yok.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Erbakan, “…abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz.” Sözleriyle yeni bir parti kurma sinyalini verdi.

Bugün, parti kurma düşüncesinde olan Fatih Erbakan’a sesleneceğim.

Fatih Kardeşim!

Seni de, Elif’i de, Zeynep’i de severim. Babasını kaybetmiş biri olarak “baba davasını devam ettirme” isteğine de saygı duyarım.

Konuşmalarını takip ettiğim kadarıyla babanın siyaset dilini devam ettirmek istiyorsun.  Başarılı olur musun bilemem ama şahsım adına yeni bir şeyler katmadığın sürece babanı taklit etmenin sana siyaseten bir geri dönüşü olacağını zannetmiyorum. Nedenlerini anlatacağım ama “tazelemeyi” düşündüğün abdestten önce yapman gerekenler var kanımca. Bilirsin, abdestin tam olabilmesi için öncesinde yapılması gerekenler vardır.

Önce kamuoyuna yansıyan, Saadet Partisi ile aranızdaki “miras” kavgasına açıklık getirmen gerekiyor.  Anlaşmazlığa düşülen miras sadece iki tarafın sorunu değildir, Erbakan Hoca’ya inanan ve güvenen insanların da sorunudur. Çıkıp, açık ve net olarak bunu izah etmelisin. Yok sayarak, görmezden gelerek, hacizler göndererek olmaz bu işler.

Yazının devamı...

Ülkemin Sayın Bakanları; lütfen, bir el atın da şu sorun çözülsün artık…

13 Kasım 2017

GSS ile ilgili yapılan çalışmayı aktarayım önce;

“6663 sayılı Kanun ile gençlerimize yeni haklar verilerek mağdur olmalarının önüne geçilmiş; liseden mezun olanlar 20 yaşını, üniversiteden mezun olanlar ise 25 yaşını geçmemek şartıyla mezun oldukları tarihten itibaren iki yıl süreyle, prim borçlarına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olunan veya hak sahibi kişi sayılmak suretiyle sağlık hizmetinden faydalandırılmaya başlanmıştır. Aynı Kanun ile anne ve babası üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında olmayan gençlere de bu iki yıllık sürede primleri devlet tarafından ödenerek sağlık hizmetlerinden faydalanma imkânı getirilmiştir.

İki yıllık ücretsiz sağlık yardımının yanı sıra; çıkarılan 6704 sayılı Kanun ile 25/04/2016 tarihine kadar; 25 yaşına kadar olan gençlerin genel sağlık sigortası prim borçları silinmiştir. Bu kapsamda 5.5 milyon kişinin 4.7 Milyar TL borcu silinmiş bu sayede gençlerimiz genel sağlık sigortası borç yükünden kurtulmuştur.

Ayrıca herhangi bir sosyal güvencesi olmayan lise mezunu 20 yaş üstü veya üniversite mezunu 25 yaş üstü geçlerimiz daha önce gelir durumlarına göre 71, 213 veya 426 TL prim ödemek durumunda iken artık yeni düzenleme ile sadece 53.33 TL prim ödeyerek kendi ve çocukları ile birlikte tüm devlet, üniversite ve özel hastanelerden faydalanma imkânına kavuşmuş oldu. Bununla birlikte daha önce tahakkuk etmiş olup da ödenmeyen aylık borçları da 53.33 TL üzerinden güncellenmiştir.”

Kendilerine, gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ederim. Fakat benim üzerinde durduğum mağdur gençler engelliler.

Durumu şöyle özetleyeyim.  Geçtiğimiz yıllarda “2022 maaşı” olarak bilinen engelli maaşıyla ilgili olarak kanunda bir değişiklik yapıldı.  Ak Parti Hükümeti, bu değişikliğe göre; “Ağır engelli olanlara diğerlerine göre üç kat fazla maaş verilmesine ve gelir durumu düşük ailelerin 18 yaşından küçük engelli çocuklar için de ailelerine maaş verilmesine” karar verdi.

Yine, yapılan bir değişiklikle engelli kişinin maaş alabilmesi, ailesinin genel gelir durumuna endekslendi. Bir ailede çalışanların gelir durumu asgari ücretin üçte birinden bir fazla olursa engellinin maaşı kesildi.

Engelli kişi maaş aldığı süre içinde aileden birinin maaşı yükselmiş oldu diyelim, kişi kurumu haberdar etmediği zaman cezalı duruma düşüyor, maaşı kesiliyor ve geriye dönük borçlanmış oluyor. Tam yüzde 50 fazlasıyla geri isteniyor para.  

Yazının devamı...

Başörtülü kadınların hapiste olması kimin suçu?

11 Kasım 2017

Geçmiş dönemdeki başörtü yasağı ile söylenen sözleri hatırlattıktan sonra bugün başörtünün serbest olduğunu ama ortada bir tuhaflık olduğunu yazıyor. Diyor ki, “…Malûm operasyonlar çerçevesinde elleri kelepçelenip gözaltına alınarak tutuklanan çoğu başörtülü 17 bin kadın hapiste. Yeni doğum yapmış genç anneler ile beraberlerinde, 150 kadarı bir yaşın altındaki 700’e yakın çocuk da cezaevinde.

Bu garabeti daha da katmerleyen bir durum ise, bakanlar ve milletvekilleri başta olmak üzere, AKP’li başörtülülerin, hemcinslerine reva görülen bu muameleler karşısındaki duyarsızlığı. Ve minel-garaib... Tarihte benzeri görülmemiş bir hal...

Kâzım Bey; bakanları, milletvekillerini ve Ak Partilileri “duyarsızlıkla” itham etse de başörtülü bir kadın olarak dün üzerinden bugünün istismarına itirazım var.

FETÖ soruşturmaları yüzünden mağdur olanların yanına sadece başörtülü olduğu için kadınları ekleyemezsiniz.  Temiz suyu bulandırmaktan başka hiçbir şey değildir bu. Başörtüsü masumiyet karinesi değildir.

Bugün FETÖ yüzünden suçlu veya suçsuz hepsinin tek sorumlusu GÜLEN’dir. Annelerin gözyaşına sebep olan, insanların hayatlarını alt üst eden, bizi bize vurduracak kadar gözü dönen kişidir GÜLEN.

Bununla birlikte, geçmişi cımbızlayarak önümüze sunmak da nedir? Sanki başörtü yasağında Gülen bizim derdimizle çok dertlenmiş gibi... Sanki “İktidarla ters düşmeyin, başörtü teferruattır, çıkarın.” talimatını veren Gülen’in kendisi değil gibi... Sanki insanlara din üzerinden dinde asla yeri olmayan, ikiyüzlülüğü tavsiye eden, kendisine mensup olan askerlere “Eşleriniz başlarını açsın, evinizde alkol alın, namaz kılmayın.” vs. talimatlarını veren Gülen değil gibi... “Müslüman, dilinden ve elinden emin olunan kişidir.”  Ama bugün adam öyle bir yapı oluşturmuş ki, yıllarca tanıdığınız insanın masumiyetine kefil olamıyorsunuz.

Bizi bu duruma düşüren tek kişi, GÜLEN’dir. Önce bunu kabul edin. Ak Parti ile arası dürüst olduğundan veya haksızlığa karşı olduğundan dolayı bozulmadığını hepimiz biliyoruz. Bugüne kadar hangi haksızlığın karşısında durmuştur GÜLEN?

Tarihte benzeri görülmemiş bir hâl yaşıyorsak bunun sebebi tarihte benzeri görülmemiş bir kazık yemiş olduğumuzdandır. Ve asıl garip olan da; sizin, sapla samanı karıştırma gayretinizdir.

Yazının devamı...

FETÖ ile mücadele böyle mi olmalı?

8 Kasım 2017

Bu endişelerimi de bizzat oy verdiğim kişiye, yani Tayyip Bey’e yazmak istedim.

 

Sayın Başkanım;

 

Geçtiğimiz gün, bir askerden e-mail aldım. 2009 yılında  bir roketatar mermisinin patlamasıyla yaralanarak görme ve işitme yetilerinde kayıp oluşmuş. Kendi deyimiyle engelli ailesine katılmış. Engelli kalmasının ardından pes etmeyip geri planda devam etmiş görevine. 10 yılı doldurup emekli olmayı düşünürken, darbe girişimi sonrası kendisine neden gösterilmeksizin ihraç edilmiş. Sebep olarak da “Yukarıyı” işaret etmişler.

 

Askerin bundan sonra yaşadıklarını kendi sözleriyle özetleyeyim;

 

Yazının devamı...

Hükümete bir teşekkür, bir sitem…

3 Kasım 2017

Yaklaşık dört yıldır engelli istihdamı alanında çalışıyorum. Engelli bireyleri yeteneklerine ve engellerine göre özel sektöre yerleştiriyoruz ve takibini yapıyoruz.

Devlet, EKPSS ve kura sistemiyle belirli sayıda engelliyi istihdam ediyor ve belli şartlarda kurumlara da engelli çalıştırmasını mecbur kılıyor.

Kurumlar da şartlarına uygun engelli arıyor. Bu aşamada “istisnalar hariç” bazı kurumlar haksızlık yapıyor.

Yaşadığım bir olayla örnek vereyim; Bir gün ofise tekerlekli sandalye kullanan bir genç kız geldi. Üniversiteyi dereceyle bitirmiş, pırıl pırıl bir insan. “Ben çalışmak, kariyer yapmak istiyorum.” dedi. Biz de işimizin gereği olarak kızı ortopedik engelliye uygun bir kuruma önerdik. Servisleri uygun olmadığı için babası her gün kızını getirip götürmeyi taahhüt etti. Fakat kurum tüm bunlara rağmen riski (!) göze alamadı ve kabul etmedi. Aradan bir yıl filan geçtikten sonra kızımız devlet memurluğunu kazandı ve görevlendirmesi yapıldı. Atandığı kurum, bir ay içinde servis ve çalışma ortamını ortopedik engelliye uygun hâle getirdi.

Özel kurumlar mümkün olduğunca fiziksel engeli az olan kişileri istihdam etmek istiyor. “Engeli görünmeyen engelli” mantığı hâkim maalesef. Bir kurum bana şu cevabı vermişti “VIP müşterilerimizin rahatsız olmasını istemiyoruz, bu yüzden de ortopedik engelli çalışan istemiyoruz, engeli görünmeyen engelli olsun mümkünse.”

Özel kurumların, engelli istihdamıyla ilgili hükümetin yapabileceği en güzel teşvik Korumalı İş Yeri Uygulaması olacaktır. 

ENGELLİ MAAŞLARININ ESİR ETTİĞİ HAYATLAR…

Ülkemizde, çalışamayacak durumda olan engelliler maaşa bağlanır ve yakınları da bakım parası alır. Hükümet, geçtiğimiz yıllarda“engel durumuna bakılmaksızın, engellinin yaşadığı hanedeki gelir durumunu” baz alarak düzenlemeye gitti.  Bu da çoğu engellinin maaşının kesilmesine neden oldu. Bununla da kalmadı, 18 yaşından büyük erkeklere “babasının SSK’sından yararlanamadığı için” GSS borcu çıktı. Bu uygulama, engelli kişiyi birey olarak kabul etmeyen yanlış bir uygulama ama hâlâ bir çözüme ulaşamadı maalesef (bu hususta çok fazla mağduriyet yaşanıyor). Umarım en kısa zamanda eski hâline geçiş yapılarak yaşanan mağduriyetler ortadan kaldırılır.

Yazının devamı...

Devlet hastanelerinde öncelikli hastalar karmaşası

2 Kasım 2017

Telefonla aldığım randevuda yanlış anlaşılma olunca numara aldım ve sıramı beklemeye başladım. Fakat muayene odasına sırada bekleyen hastalardan ziyade jandarma eşliğindeki tutuklular ve hastane görevlilerin yanında getirdikleri yakınları giriyor. Ama öyle bir iki değil mümkün değil sıra ilerlemiyor. Herkes söyleniyor filan.

Nihayetinde hastane temizlik görevlisi olan bir adam yanındakilerle birlikte doktorun odasından çıkınca dayanamadım “Beyefendi bu kadar insan bekliyor, siz niye sıra beklemiyorsunuz?” diye sordum. “Ben burada çalışıyorum, niye bekleyeyim? Ağabeyimi muayene ettirdim.” dedi. “Sizin muayene olma önceliğiniz yok, yetkililere söyleyeceğim.” dediğimde ise “Kime istersen söyle…” havasını takınarak gitti.

Doktora nedenini sorunca aldığım cevabı buraya yazmak istemiyorum.

Durumu ALO 184’e bildirdim fakat görevlinin ismini bilmediğim için şikâyetimin geçerli olamayacağını ifade ettiler. Özel hastanelerde personelin ismi yazar fakat devlet hastanelerinde böyle bir uygulama yok maalesef.

Bu tarz olaylar o kadar sık yaşanıyor ve vatandaşlar o kadar bunalmış ki…

Hastanede 65 yaş üstünün ve 7 yaş altı çocukların muayene olma önceliği olduğu yazmasına rağmen tutukluların, çalışan yakınlarının önceliğe alınması nedir?
Bir vatandaş olarak sağlık alanında, bu kadar devrim yapmış bir kurumdan;

Devlet hastanelerindeki bu laubaliliğe bir son verilmesini,

Yazının devamı...

İslam’ın ılımlaştırılmaya değil, akıllı inananlara ihtiyacı var…

30 Ekim 2017

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama Amerika, İsrail ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, ülkeler en temel politikalarını kendi vatandaşlarının emniyeti, huzuru ve özgürlüğü üzerine konumlandırılır. Ama Ortadoğu ülkeleri söz konusu olunca en temel politika “DİN”dir. Öncelikli sorun, dinin ılımlaştırılması veya diyaloga açık hâle getirilme çalışmalarıdır.

Halbuki İslam’ın ılımlaştırılmaya değil, akıllı  inananlara  ihtiyacı vardır.

Bugün “Müslümanların terörist olarak algılanması” planını ve programını kim yapmış olursa olsun, malzeme Müslümanlardır.

Ölen de öldürülen de aynı dinin farklı mezheplerine mensup olan Müslümanlardır.

Ümmet için ölmenin faziletiyle büyüyen çocukların, ölümden sonraki cenneti kazanabilmeleri için bu dünyalarını cehenneme dönüştürenlerin tuzaklarına düşen insanların ülkesidir; Ortadoğu.

İslam dünyasının, yarını için yapacağı en büyük yatırım; kendi çocuklarını, “ülkeleri için yaşamaları gerektiğine” inandırmaktır. İnsanlar bir birey olarak hayatlarının değerini, ümmet için hatta insanlık için yaşamanın ve yaşatmanın anlamını öğrendiği zaman radikalizm zaten doğal olarak bitecektir.

Suud, bugüne kadar ne Ortadoğu’da yaşanan zulme ses çıkarmıştır, ne yok olan hayatlara,  ne de ülkesinde yaşayan kadınların gasp edilen özgürlüklerine.  Yakın zamanda yoğun protestolara neden olan “kadınların araba kullanma yasağı”nın kaldırılmasını, ılımlı İslam’a geçecek olmalarının bir işareti olarak da görmüyorum.

Suud, Müslüman ülkeler arasında kadınların en çok baskı altında olduğu ülkedir. Önce kendi ülkesindeki kadınların özgürlüklerine ılımlı yaklaşsın, somut adımlar atsın…

Yazının devamı...