"Ayşe Baykal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Baykal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Baykal

Mina ve Arkadaşlarının Suçu

15 Mart 2018

Yalnız, öncelikle Kazada ölen kızlarımıza rahmet, ailelerine sabır dilerim.  Ölenin yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, sosyal durumu gibi faktörler geride bıraktığı acıyı değiştirmez.

Ve Mina’nın babası Hüseyin Başaran’ı kendi nezdimde “Yılın Babası” seçtiğimi söylemek isterim. İster muhafazakâr ister yenilikçi olsun, bugün Türkiye’de bir babanın kızını sadece kadın mürettebattan oluşan bir ekibe güvenip göndermesi alışılmış bir şey değildir.

Genç kadınların ölümünün ardından hakikaten çok acımasız ve gayri insani yorumlar yapıldı sosyal medyada. Bu yorumları eleştiren, kınayan yazarlarımız genel olarak olayı şu çerçevede değerlendirdiler;

- Kültürümüzde bekârlığa veda partisi diye bir şeyin olmaması,

- Bekârlığa veda partisi için Dubai’ye gitmiş olmaları,

- Kızların zengin ailelerin çocukları olması,

- Muhafazakâr yaşam tarzında olmamaları.

Elbette bunun denemesi olmaz ama farz edelim ki bu kızlar muhafazakâr ailelerin çocukları olsaydı ve hepsi başörtülü olsaydı aynı çirkin yorumlar yapılacaktı, hatta daha ağır sözler duyacaktık.

Yazının devamı...

Kadınlar Günü’nde kafama takılan sorular….

10 Mart 2018

Kadınlara yönelik dini söylemlerin tavan yaptığı ve toplumda huzursuzluk yarattığı son günlerde Tayyip Bey’in itirazı oldukça önemliydi. Kendisine ayrıca teşekkür ederim. Umarım artık okurken ve dinlerken   utandığımız söylemler son bulur. 

 

Beni düşündüren  bir husus var; Tayyip Bey “N’oluyor?” demeseydi eğer, o zaman ne olacaktı? Millet olarak her sorunumuzun ille de Tayyip Bey tarafından onaylanması mı gerekiyor? Yetkililer harekete geçmek için neden ısrarla Cumhurbaşkanı’nı bekliyor?

Bu ve benzeri sorular kafama takılmıyor ve gelecek adına beni endişelendirmiyor değil.

 

Hazır, kafama takılıyor demişken; aklımı kurcalayan bir başka soru da Acun Ilıcalı’yla ilgili. Ben, Acun’un üretkenliğini, insanlığını severim. Fakat, bu yıl Survivor yarışma kadrosuna Nihat Doğan’ı dâhil etmesi beni hem şaşırttı hem hayal kırıklığına uğrattı.  

 

“Ne alaka?” diyebilirsiniz ama benim özellikle   Kadınlar Günü münasebetiyle gündeme getirmek istediğim husus; nasıl ki bir öğretmen, yönetici,  doktor ya da din görevlisi  haddi aşan sözlerinden dolayı görevinden alınıyorsa yani bir anlamda cezalandırılıyorsa, toplum önünde olan kişiler mükafatlandırılmamalı. Özellikle kendisini “halktan biri” olarak göstermeye çalışanlar…

Yazının devamı...

Bir günlük evliliğin ve bir imzanın bedelinin ağır olmaması için ne yapabiliriz?

6 Mart 2018

Konuyla ilgili olarak geçtiğimiz günlerde haberlere konu olan Atakan Varlı’nın hikâyesi de NAFAKA sorununun gözler önüne serdi.  

Olay özetle şöyle; Varlı, 2015 yılında bir kadınla tanışır. Söz, nişan yapılır ve resmi nikâhları kıyılır. Fakat daha düğün töreni yapılmadan Varlı’nın eline boşanma davası tebliği gelir. Ve mahkeme, karı-koca hayatını hiç yaşamayan ve resmi olarak sadece bir gün evli kalan Varlı’nın, boşandığı eşine ayda 500 TL nafaka ödemesine karar verir. Varlı, tam üç yıldır nafaka ödüyor. Nafaka mağdurları seslerini duyurmak için birçok platform kurmuşlar. Hakikaten hikâyelerini okuyunca “Bir imzanın bedeli bu kadar ağır olmamalı!” diyorsunuz.

Nafaka konusunu hukuki açıdan ele almak adına, bu alanda tecrübesi ve çözüm önerileri olan bir isimle söyleşi yaptık.

Mevlüt Akgün; 22., 23. ve 24. Dönem Karaman Milletvekili. 14 yıl avukatlık, 13 yıl vekillik yapmış. Ayrıca hâlen Ankara’da Avukat ve Arabulucu olarak çalışan başarılı bir avukat.

Mevlüt Bey, kendisine resmi bir görev tevdil edilmemesine rağmen nafaka konusundaki sorunlara karşılık çözüm yolları aramış ve bu alanda çalışmalar yapmış bir isim. Umarım bu söyleşi sorunun çözülmesi için bir katkı sağlar.

Mevlüt Bey, Zina ve Nafaka konusunda siz ne düşünüyorsunuz?

Yazınızı okudum, zina konusundaki düşüncelerinize katılıyorum. Bence suç teorisinde önemli olan, suç yoluna giden süreçte sosyo-kültürel ve imkân dâhilinde ise ekonomik tedbirleri, koruyucu hekimlik titizliğinde hayata geçirmektir. Aile Birliği gibi aslında sevgi ve saygı temelinde yükselen bir birliktelik alanına Kamu Müdahalesi en alt ve zaruri seviyede olmalıdır. Önemli olan altyapı kurumu olarak kültür ve eğitim konusunda iyileştirici merhaleler kat etmektir.

 

Yazının devamı...

Ak Parti’nin Saadet Partisiyle ittifak ve bütünleşmesi üzerine

5 Mart 2018

Kemal Bey’in anma gecesine katılmasına bazı Ak Partililer sert tepki göstermişti. Siyaset o günlerde de bugün gibi hararetliydi. O günler referandum için Evet/Hayır tartışmaları vardı, bugün ise referandumun ittifak tartışmaları.

Müsaadenizle o günkü yazımdan küçük bir alıntı yapmak istiyorum.

Siyasette nezaket dilini hiçbir zaman kaybetmeyen Erbakan Hoca’nın ardından bugün yaşadığımız süreci sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kendisinin ardında bıraktığı en büyük miras buydu bence.

Erbakan Hoca’yı Anma Gecesi’nde Kılıçdaroğlu’nun konuşma yapmasını, FETÖ’yle işbirliğine bağlayan Ak Partili arkadaşlarım;

Saadet Partisi, bir siyasi partidir. Beğenseniz de beğenmeseniz de bir siyasi programı vardır. Her seçim öncesi, yürüttüğü siyaseti bir kenara bırakmasını ve Ak Parti’yi desteklemesini istemek haksızlıktır. Şayet bunu haklılık olarak görürseniz; yarın genel seçimde, Saadet Partisi’nin meclise girmesi için oy vermeniz gerekeceğini unutmayın.

“Biz büyüğüz ve güçlüyüz, bizi desteklemeleri gerekir.” diyecek olursanız Erbakan Hoca’nın siyasetini hiç öğrenmemişsiniz demektir. Lütfen, birbirimizi ihanetle suçlamayalım artık. Asıl ihanet, siyaseti bu kadar güzel yapan bir liderin ardından çirkinleşmemiz olacaktır. Tayyip Bey’in Erbakan Hoca’ya gösterdiği saygıyı ve Erbakan Hoca’nın Tayyip Bey’e gösterdiği anlayışı unutmayalım.”

Her seçim öncesi Ak Parti ve Saadet Partisi tabanında yaşanan klasiklerdendir “Saadet Partisi’nin Ak Parti’yi desteklemesi gerektiği” mevzusu. Bu düşünce tarzını dün de haksızlık olarak gördüm, bugün de öyle görüyorum.

Referandum oylamasında Tayyip Bey, çok şık bir hareket yapmış ve Saadet seçmenine seslenmişti. Çoğu Saadet Partili de Evet oyu vermişti. Bazı Ak Partililer de Hayır oyu vermişti.

Yazının devamı...

Saadet Partisi’nin “Bir İlmek Bir Tebessüm” Projesi

3 Mart 2018

“Ne yapabiliriz?” diye düşünürken daha önce söyleşi yaptığımız Safamerve markasının sahiplerinden Oya Hanım’a ilettik durumu. Hiç düşünmeden “Tamam” dedi. Ayakkabı ve montları gönderdi. 

Kışlık giysiler için de Saadet Partisi İstanbul Kadın Gençlik Kolları “Bizim ‘Bir İlmek Bir Tebessüm’  çalışmamız var, o yüzden kışlık giysiler de bizden.” dedi. Onlar da çocuklara el örgüsünden çeşit çeşit kışlık giyecekler gönderdiler.

Öğretmenlerimiz çocukların fotoğraflarını çekip gönderdi fakat paylaşılmasını istemedikleri için buradan paylaşamayacağım.

Öğrencilerimizin ihtiyaçlarını bize bildiren okurumuz Zübeyde Hanım’a, çocukların ihtiyaçlarını karşılayan Oya Hanım’a ve Saadet Partisi İstanbul Kadın Gençlik Kollarına çok teşekkür ederim.

Gördüğünüz gibi, yine başrolde kadınlar J

Bu vesileyle size Saadet Partisi İstanbul Kadın Gençlik Kolları’nın çok sevdiğim ve sizlerin de seveceğini düşündüğüm “Bir İlmek Bir Tebessüm” çalışmasını tanıtmak istiyorum.

Bir grup genç arkadaşımız, siyasetin iyilik yüzü olarak imkânları dâhilinde bir çalışma başlatmışlar. “Bir İlmek Bir Tebessüm” demişler projelerine de.

Bundan sonrasını onların kendilerini muhteşem anlatımıyla baş başa bırakıyorum.

Yazının devamı...

Sorunumuz zina mı nafaka sistemimiz mi?

1 Mart 2018

Bu düzenleme ile birlikte yine Tayyip Bey’in 2004 yılında serbest bırakılan zina ile ilgili “Zina konusunun yeniden ele alınmasının isabetli olacağı düşüncesindeyim.” sözleri üzerine hükümet, zina konusunda ayrı bir komisyon oluşturarak çalışmalara başladı.

 

İlgili komisyon, kamuoyunu ne kadar dikkate alır bilmiyorum ama bir vatandaş olarak itirazlarımı dile getirmek istiyorum.

 

Abdülkadir Selvi’nin yazısından anladığımız kadarıyla, Hükümet zina konusunda temel olarak; “Aile birliğinin korunmasını” esas alıyor. Bana göre bir önemli ve karmaşık olan husus da zinanın resen değil şikâyete bağlı suç olması.

 

Baştan söyleyeyim; bu yazı, “Eğri oturalım, doğru konuşalım.” atasözü baz alınarak yazılmıştır. “Hürriyet’in türbanlı yazarı ‘Zina suç olmasın!’ diye yazmış.” denilip altında başka anlamlar aranmasın diye söyleyeyim dedim.

 

Yazının devamı...

Diyanet meselesi-2

27 Şubat 2018

Peki, Diyanet’in bağımsız olması mümkün müdür? Günümüz şartlarında zor. Bugün Diyanet görevlilerin maaşları devlet tarafından ödeniyor. Her ne kadar birileri bu maaşları gündeme getirerek kurumu aşağılamaya çalışsa da asıl tehlikeli olan durum, resmi geliri olmayan cemaatlerin zenginliğidir.

Defalarca yazdım, yine yazacağım; cemaatler (istisnalar var elbette) Ak Parti iktidarında kendilerini güvende hissedip aşırı zenginleşme yolunu seçmiş durumda. Meselesi din olan cemaatlerin maddi anlamda güçlenmek istemesi ve ticareti de bünyelerine katmalarının haklı bir sebebi olamaz.

Cemaatlerin denetlenmesi önemlidir fakat bunu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın değil İç İşleri Bakanlığı’nın bünyesinde kurulacak ayrı ve bağımsız bir birimin yapması uygundur. Diyanet’in, cemaatlerle bu tarz diyaloglara girmesi doğru değildir; zira kamuoyuna yansıması farklı olacaktır ve birçok sorunun doğmasına da neden olacaktır.

Cemaatlerin veya vakıfların denetlenebilir ve hesap verebilir olması önemlidir, bunun en önemli katkısı da mevcut iktidarı arkasında bir güç olarak görmemesi ve bunun üzerinden gücüne güç katmaya çalışmaması olacaktır.

Cemaatlerin vatandaş nezdinde bu kadar yer edinmesinin nedenlerinden biri de kadınların camilerden uzaklaştırılmasıdır. Birkaç yıl önce “Neden ülkemizdeki kadınlar Cuma ve bayram namazlarına gitmiyorlar?” meselesini araştırmıştım, okuyanlar hatırlayacaklardır.

Ve Müslüman kadın – erkek ve çocuklar dünyanın neresinde olursa olsun Cuma namazlarını birlikte kıldıklarını, Cuma hutbelerini birlikte dinlediklerini gördüm.

Bugün ülkemizde büyük camilerde Cuma namazı kılmak isteyen kadınlara görevliler ve cemaat tarafından izin verilmemektedir. Kadınlara ayrılan bölümler de erkek cemaatin kalabalık olduğu gerekçesiyle kadınlara kapalıdır. Bizzat yaşadığım için net konuşabiliyorum.

“Biz mi daha iyi Müslüman’ız yoksa diğerleri mi?” diye sormayacağım ama Peygamberimiz zamanında kadınların da erkeklerle birlikte Cuma ve bayram namazlarını kıldığını biliyorum. Peki, ne oldu da Osmanlı’dan günümüze kadar gelen geleneksel anlayış, Peygamber zamanındaki uygulamayı ezdi geçti?

Yazının devamı...

Diyanet meselesi

26 Şubat 2018

Okurunun “Biz, çocuklarımıza dinimizi öğrenmeleri için FETÖ gibi cemaatlere gönderiyoruz. Peki, biz dinimizi nasıl öğreneceğiz?” sorusuna verdiği cevap şöyle Şener’in;


“Elbette herkes inancını seçmek gibi nasıl öğreneceği, nasıl yaşayacağı konusunda özgürdür. Ben din âlimi değilim, yüzeysel bilgilere sahibim ama bir cevap vermem gerekiyordu. Hanımefendiye,’Dinimizi öğrenmek için elimizde olan tek kaynak Kur’an değil mi? Peki kutsal kitabı Arapça okumak, anlamıyorsanız Türkçe okuyup anlamak mümkün değil mi?’ dedim. Hazreti Muhammed vefatından önce 632 yılında Veda hutbesinde,“Ey müminler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kuran-ı Kerim ve Peygamberin sünnetidir.”

 

Nedim Şener, gayet mantıklı ve mütevazi bir cevap vererek, din adına medyada önüne gelenin konuşmasından ve dinin adeta bir rant olarak görülmesinden şikayetçi olmuş ve “Diyanet İşleri Başkanlığı ne yapacak?” sorusunu yöneltmiş yazısında.

Şahsen, bir sosyal olgu olarak kaldığı sürece cemaatlere karşı değilim. İnsanlar, her alanda olduğu gibi din alanında da kendine yakın gördüğü kişi veya kuruluşlarla beraber olabilir. Bunun aksi demokrasiye aykırı bir tutum olur.

Burada sıkıntı oluşturan en büyük unsur; vatandaşın, din eksenli kişi ve kuruluşları sorgulamadan onlara tabi olmasıdır. Ayrıca cemaatlerin de bu durumu güçlenmek adına kullanması ve vatandaşlar arasında gruplaşmaya neden olması da sıkıntıyı arttıran unsurlardır. Bir anlamda son günlerde sıkça duyduğumuz; halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmeleridir sorun.

Bir insanın din alanında yanlış veya doğruyu ayırabilmesi kolay olmayabilir. Özellikle temel bilgilere sahip değilse. Biz bugün hâlâ “cin çıkarmak” adına yaşanan taciz olaylarına tanık oluyoruz. Maalesef ki insanımız bu kadar uyarılara, bu kadar mağduriyetlere rağmen itibar edebiliyor din istismarcılarına…

Yazının devamı...