"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

AB ile ilişkilerde stratejik sabır ihtiyacı

24 Nisan 2017

Tek tek bakıldığında, bu ziyaretlerin tümünün Türkiye'nin ikili ilişkileri bakımından önemi yadsınamaz. Hindistan ziyareti Türkiye ile Hindistan arasında olması gerekenin çok altında kalan  ticari ilişkilerin geliştirilmesine ve ekonomik alandaki işbirliğinin pekiştirilmesine fırsat verebilir.

Hindistan son yılların hızla büyüyen ve önümüzdeki yıllarda dünyanın önde gelen ekonomik güçlerinden biri olma yolunda ilerleyen bir ülke. Türkiye'nin ekonomik büyümesinin nitelikli bir atılım yapabilmesi ve orta gelir tuzağı denen tıkanıklıktan kurtulabilmesi üretim teknolojisinin gelişmesine ve katma değeri yüksek üretim kapasitesini artırabilmesine bağlı. Hindistan'ın  Türkiye'nin ekonomik büyümesine bu nitelikli dönüşümü sağlayabilecek teknolojik donanıma sahip olduğu biliniyor.

Rusya ile ilişkiler hala 24 Kasım 2015 tarihinde bir Rus uçağını düşürmemizden önceki konumuna dönemedi. İkili ilişkilerde uzun uğraşlarla kazanılan güvenin bir kez zedelendikten sonra yeniden aynı düzeye kavuşturulabilmesi zaman alıyor. Türkiye'nin iş insanlarının önündeki vize sorunu henüz aşılamadı. Domates ihracatı ile ilgili tıkanıklıklar yerinde sayıyor. Rus turistlerin geri dönüşü yavaş bir tempoyla başladıysa da, bu gelişme henüz Türkiye'nin turizm sektörünün 2016 yılı kayıplarını karşılayabilecek düzeye erişemedi. Suriye sorunuyla ilgili görüş ayrılıkları da henüz giderilemedi.

Çin ziyareti ise bu ülkenin küresel alanda güçlü bir ekonomik aktör olma çabasının unsurlarından birini oluşturan "Kuşak ve Yol Girişimi" zirvesine katılmak amacıyla gerçekleşiyor. Bu girişim Çin'in Avrasya ile ulaşım bütünleşmesini hedefliyor ve iki unsurdan oluşuyor. Birinci unsur kara bağlantılı "İpek Yolu Ekonomik Kuşağı", ikinci unsur deniz bağlantılı " Deniz İpek Yolu". Türkiye her iki unsura da birer ucundan tutunmak istiyor.

Yazının devamı...

Türkiye yalnızlıktan hoşlanıyor

20 Nisan 2017

Türkiye bu örgütün kurucu üyesi, üstelik örgüt içindeki en faal üyelerden de biri. Dolayısıyla iyi tanımakta yarar var.

 

Avrupa'da soğuk savaş koşullarının yumuşamaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan olumlu hava 1970'li yılların başında Doğu ve Batı bloku üyesi ülkelerin bir ortak güvenlik ortamı yaratılabilmesi için arayışlara girmelerine yol açmıştı. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) işte bu maksatla 1973 yılında Helsinki'de başlamış ve 1 Ağustos 1975 tarihinde imzalanan Helsinki Nihai Senedi ile sonuçlanmıştır.

 

AGİK'in hedefi Helsinki Nihai Senedi ile belirlenen temel ilkelerin konferansın katılımcı ülkeleri arasındaki ilişkilerde izlenmesini sağlamak olmuştur. Egemen eşitlik, sınırların dokunulmazlığı, içişlerine karışmama, toprak bütünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı bu temel ilkeler arasındadır.

 

AGİK özünde bir ortak güvenlik birlikteliği oluşturuyordu. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı esasının güvenliğin bir unsuru haline getirilmesinin ardındaki amaç bu saygının Doğu Bloku ülkelerinde eksik olduğu düşüncesinden kaynaklanıyor ve bu ülkeler üzerinde bu konuda baskı oluşturulmasını hedefliyordu. 

 

Yazının devamı...

KAZAKİSTAN'DA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

17 Nisan 2017

Dünya değişiyor, daha girift ve aktörlerin karşılıklı etkileşiminin daha karmaşık hale geldiği bir dönüşüm geçiriyor. Yönetim biçimlerinin evrimi de daha insanca, daha demokratik, daha özgürlükçü, eşitlikçi ve adaletli bir topluma dönüşme süreci olarak geliştikçe değişime ayak uydurabiliyor.

Bağımsızlığının 25. yılını geride bırakan, egemen ve bağımsız devletler topluluğu içinde yerini sağlam ve güçlü adımlarla pekiştiren Kazakistan'ın gündeminde anayasa değişikliği var. Öngörülen değişiklikler Kazakistan'da mevcut "Başkanlık Sistemi"nin yumuşatılmasını, Başkan'ın bazı yetkilerinin hükümete ve parlamentoya devredilmesini, hükümetin ve bakanların da Başkan'a karşı değil yasama organı olan parlamentoya karşı sorumlu olmalarını öngörüyor.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ülkesini aralıksız olarak yöneten lider. Ancak anayasa değişikliklerinin elzem olduğunu ve bu değişikliklerin "Kazakistan'ın gelişimi ve çağdaşlaşması" amacıyla öngörüldüğünü savunuyor.

Nazarbayev bu yenileşmeye olan ihtiyacı vurgularken önemli bir konuya dikkat çekiyor: Kuvvetler ayrımı. Her ülkenin  bağımsızlığını ve egemenliğini pekiştirmek için başlangıçta ve kuruluş aşamasında "dikey kuvvetler ayrımı"na ihtiyaç duyduğunu belirten Kazakistan Cumhurbaşkanı, artık demokratikleşmenin ve bunun için de yürütmenin daha iyi işler hale getirilmesinin gerekli olduğunu savunuyor.

Yazının devamı...

 ABD-Rusya ilişkilerinde Suriye uyuşmazlığı

13 Nisan 2017

ABD'nin kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle Suriye rejiminin kontrolünde bulunan bir havaalanını bombalaması ABD ile Rusya arasındaki ilişkilerde beklenmedik bir gerginliğe yol açtı. Donald Trump'ın bu kararı Çin Devlet Başkanı Xi'nin ABD'ye yapmakta olduğu resmi ziyaret sırasında uygulandı. Bunun hemen ardından da ABD Kore yarımadası civarına deniz kuvvetlerine ait bir grup gemiyi göndererek Kuzey Kore'nin bir süredir fütursuzca sürdürdüğü füze denemelerini yakından izlemeye niyetlendiğini gösterdi.

Küresel düzeyde yeni dengelerin oluşmaya başladığı bir dönemde ABD'de yeni bir başkanın ve yeni bir yönetimin işbaşına geçmesi uluslararası toplum tarafından dikkatle izlenmekteydi. Donald Trump'ın nasıl bir dış politika sürdüreceği, önceliklerinin ne olacağı, hangi coğrafi bölgenin ABD için daha önemli görüldüğü merak ediliyordu.

Trump'ın söylemlerine bakıldığında Ortadoğu'da IŞİD ile mücadele, Arap-İsrail uyuşmazlığı, İran, Uzakdoğu'da ise Çin ve Kuzey Kore dosyalarının gündemin üst sıralarında olduğu kısa sürede anlaşıldı. Ancak bu önceliklerin nasıl bir eylem planı oluşturacağına dair belirgin bir işaret bulunmuyordu.

Trump seçim kampanyasında öne çıkardığı bazı konularda, örneğin altı ülkenin vatandaşlarına ABD'ye giriş yasağı uygulanması gibi hızlı kararlar almasına rağmen, bu kararlarının hem ABD'de hem uluslararası toplumda tartışma ve tepki yaratması üzerine kendi itibarını zedelemeye başlamıştı. Bir yandan da yakın çalışma arkadaşlarının Rusya ile temaslarına dair giderek artan bilgiler ve kanıtlar bu itibar kaybını hızlandırıyordu.

Yazının devamı...

SURİYE'DE NE OLDU, NE OLACAK, NE OLMALI?

10 Nisan 2017

ABD Suriye'yi neden vurdu? Bu sorunun tek bir yanıtı var: Suriye rejiminin İdlib'de kimyasal silah kullandığı yolunda yayılan raporlar ABD'nin böyle bir tepki vermesine yol açtı. Daha önce benzer bir durumla karşılaşıldığında Obama yönetimi aynı tepkiyi göstermemişti. Trump'ın bu defa farklı tepki vermesi yeni ABD  yönetiminin bazı konulardaki bakış açısının farklılığını da ortaya koyuyor.

Her şeyden önce, Trump ABD'nin "kırmızı çizgi" olarak belirlediği politikalara ters düşülmesi halinde kararlı, çabuk ve ABD'yi uluslararası alanda yeniden güçlü gösteren bir anlayış içinde olacağını gösterdi. Kimyasal silah kullanılması bu kırmızı çizgilerden biriydi.

Trump ABD kamuoyu tarafından da destek gören bu davranış ile gerek iç gerek dış politika açısından dediğini yapan bir başkan olacağının da altını çizmiş oldu. Göreve geldiğinden bu yana geçen ilk yüz günün sonunda Trump'ın kararları içinde en az tartışılan da Suriye'nin vurulması oldu.

Dış politika açısından mesaj birden fazla ülkeye veriliyor. Her şeyden önce, Suriye rejimine kimyasal silah kullanımının asla müsamaha gösterilmeyecek bir davranış olacağı net olarak anlatılıyor. Ayrıca, benzer davranışların devamı halinde misillemenin de devam edeceğinin işareti güçlü şekilde veriliyor.

Yazının devamı...

Suriye savaşlarında yeni bir safhaya mı giriliyor?

6 Nisan 2017

Türkiye'nin El-Bab operasyonuyla birlikte Fırat Kalkanı harekatının sona erdiğini açıkladığı ve sıcak çatışmadan şimdilik uzaklaştığı bir sırada bu gelişmenin yaşanması Suriye'deki savaşta yeni ve tehlikeli bir tırmanma olasılığını artırıyor.

Salı günü yaşanan olay birdenbire Suriye'deki durum hakkında ABD'nin tutumunu değiştirmesi sonucunu doğuracağa benziyor. Donald Trump bu gelişmeyle birlikte Şam rejimi ve Esad hakkındaki düşüncelerinin değiştiğini, kimyasal silah kullanılmasının ABD'nin "kırmızı çizgisi"ni oluşturduğunu, bu çizginin aşılmasına tepkisiz kalamayacağını belirtti.

Rakka operasyonunun yoğunluk kazandığı, ABD'nin tüm dikkatini IŞİD'le mücadeleye verdiği, Suriye Demokratik Güçleri'ni teknik, taktik ve lojistik bakımdan destekleyerek bu hedefe bir an önce ulaşmaya çalıştığı görülüyordu.

Sahadaki askeri gelişmeler ABD'de Esad'a karşı itirazların azalması sonucunu dahi doğurmuş, ABD Suriye'de Esad'la yaşamayı hazmetmeye hazırlandığının işaretlerini vermeye başlamıştı. İşte tam bu sırada kimyasal silahların kullanılmış olmasını Esad'ın taktik bir hatası  olarak görmek mümkün. Peki, böyle bir hata neden yapıldı?

Yazının devamı...

Fırat Kalkanı harekatı bitti, şimdi sıra diplomaside...

3 Nisan 2017

Türkiye 24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan harekat ertesinde önce Cerablus’ta, sonra Dabik’te ve nihayet son olarak da El-Bab’ta “geçici üs”lerde konuşlanmış durumda. Bu üslerin Suriye’de kontrol altına alınan arazi üzerinde denetimi sürdürmek için gerekli olduğu belirtiliyor. 

Bir askeri harekatın en önemli unsurlarını onun taktik, stratejik, askeri ve siyasi hedefleri oluşturur. Türkiye’nin Fırat Kalkanı harekatında bu unsurların tam anlamıyla baştan itibaren belirgin olduğu hakkında yaygın bir kanaat hiç bir zaman oluşmadı. Birçok askeri ve siyasi gözlemci Türkiye’nin Suriye’den çıkış stratejisi bulunmadığına dair görüş belirttiler. Bu görüşlere verilecek en iyi yanıt bir an önce askeri birliklerin Suriye’den çıkışını mümkün kılacak parametrelerin açıklanmasıdır.

Mevcut durum ne gibi sonuçlar doğurabilir, tehlikeli midir? Herşeyden önce askeri birliklerimizin Suriye toprakları üzerinde birçok noktada farklı askeri unsurlarla temas hatlarında karşı karşıya bulundukları biliniyor. El-Bab’ta askeri birliklerimiz her ne kadar kente hakim bir noktada stratejik önemi haiz bir tepede konuşlanmışlarsa da, aynı kentin güneyinde Tardif denilen ilçede de Suriye rejiminin birlikleri konuşlanmış durumda. Türkiye’nin desteklediği ve Suriye rejimiyle çatışma halinde bulunan muhalefet unsurları, bu temas noktasında Türk ve Rus komutanların gözetiminde ateşkes hattında karşı karşıya yer alıyorlar. Dolayısıyla, her an bu iki grubun birbirleriyle sıcak temas içine girmeleri mümkün. Böyle bir durum Türkiye’nin istemediği bir tırmanmaya yol açabilir.

İkinci olarak, benzer bir durum Membiç’te de söz konusu. Suriye rejimine ait askeri birlikler El-Bab’ta Tardif’e gelip de Özgür Suriye Ordusu ile karşı karşıya ateşkes hattı oluşturunca, bu birliklerin bir kısmı doğuya dönerek Membiç’e yöneldi. Türkiye Membiç’in PYD ve YPG’nin kontrolünden çıkmasını ve bölgenin asıl sahiplerine verilmesi gerektiğini savunuyordu. Rusya tarafından yapılan açıklamalarda, Membiç’te PYD ve YPG’nin kontrolü altında bulunan alanların Suriye rejim kuvvetlerine teslim edileceği belirtildi. Dolayısıyla,Türkiye’nin desteklediği muhalefet unsurları, Membiç yakınlarında da Suriye rejim kuvvetleriyle karşı karşıya bulunuyor. Bu temas hattı El-Bab’taki durumla birbirini andırıyor.

Üçüncü olarak, IŞİD unsurları Suriye ve Irak toprakları üzerinde hakim oldukları alanları birer birer kaybetmekle birlikte, yapıları gereği küçük ve hızlı intikal yeteneği ile savaşma özelliklerinden yararlanarak her an bu bölgelere yeniden dönmeyi deneyebilecek ve vur-kaç saldırıları düzenleyebileceklerdir. Bu durum daha önce de görüldü. Örneğin Palmira defalarca IŞİD ve Suriye rejim kuvvetleri arasında el değiştirdi. Bu tecrübeden hareket edildiğinde, ileride Türkiye’nin Suriye’de bulundurduğu askeri birliklerin tam manasıyla savaşın bittiği, barışın ve huzurun sağlandığı bir ortamda konuşlanmış olmadıkları da anlaşılacaktır.

Dördüncü olarak, Suriye rejim kuvvetleri her ne kadar şimdilik böyle bir eğilim göstermiyorlarsa da, yakında Halep’te yaşanan trajediye benzer bir askeri karşılaşmanın bu defa İdlib’te yaşanabileceğinden söz ediliyor. Bu da Suriye’nin batısında her an yeniden sıcak çatışmaların başlayabileceği anlamına geliyor. Böyle bir bölgede Türkiye’nin askeri birliklerini tutmaya devam etmesi de önemli riskler içermeye devam ediyor.

Rakka operasyonu Türkiye’nin doğrudan katılmadığı ve ABD’nin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri adı altında ağırlıklı olarak PYD/YPG’nin kontrol ettiği birlikler tarafından yürütülüyor. Türkiye bu unsurlar bu harekatta yer aldıkça Rakka için bir katkıda bulunamayacağını söylemeye devam ediyor. Ne Rusya’dan ne ABD’den Türkiye’nin bu tutumuna olumlu bir yanıt gelmiyor. 

Türkiye Suriye ile ilgili olarak sorunun başında belirlemiş olduğu tutumunu zaman içinde pragmatik adımlarla gözden geçiren ve sahanın gerçekleriyle uyumluluk sağlayan biçimde geliştirdi. Örneğin, Suriye rejiminin ve Esad’ın değişmesi konusundaki tutumunda yalnız kaldığını anlayınca bu politikasını yüksek sesle tekrarlamaktan vazgeçti.

Yazının devamı...

Avrupa nereye koşuyor, Türkiye nereden kaçıyor?

30 Mart 2017

29 Mart tarihinde ise Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May ülkesinin AB'den çıkışı sürecinin başlatılması için Lizbon Antlaşması'nın 50. maddesini işletmeye yönelik mektubu imzaladı ve Brüksel'e gönderdi. Böylece kuruluşundan altmış yıl sonra AB tarihinde yaşadığı en önemli dönüşüme başlamış oluyor.

Lizbon Antlaşması'nın 50. maddesi üye ülkelerin AB'den ayrılışına ilişkin sürecin nasıl gerçekleşeceğini düzenleyen madde. Taraflar üyelikten çıkış müzakerelerini iki yıl içinde tamamlamak zorundalar.

Bu madde ilk kez yürürlüğe sokuluyor. İki yıl yetmediği takdirde, taraflar aralarında anlaşırlarsa, maddede öngörülen sürenin uzatılması da mümkün. AB-Birleşik Krallık boşanmasının 2019 yılının Nisan ayı başında bitirilip bitirilemeyeceğini zamanı gelince anlayacağız.

Birleşik Krallık AB'nin kurucu üyesi değil. 1973 yılında, bir bakıma birliğin tarihindeki ilk genişleme dalgasıyla birlikte AET üyesi olan bir ülke. O dönemde bu genişlemeye ve Birleşik Krallık'ın üyeliğine en büyük muhalefet Fransa'dan geliyordu. Şimdi ise üç hafta sonra Fransa'da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimini Ulusal Cephe'nin başkanı Marine Le Pen kazandığı takdirde, o da AB'den ayrılmak için Fransa'da referandum düzenlenmesini önerecek.

Yazının devamı...