"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

NATO toplantısında neler olacak?

25 Mayıs 2017

Bu üst düzey toplantı NATO'nun bilinen resmi nitelikli "zirve" toplantılarından değil. Maksat ABD'nin yeni başkanı Donald Trump ile diğer NATO liderlerinin tanışması. Dolayısıyla, toplantı sonunda bir bildiri yayımlanması da öngörülmüyor. Bununla birlikte NATO ülkelerinin tüm liderlerinin bir araya geldikleri bu toplantıda ileriye dönük olarak bazı önemli kararların alınması bekleniyor.


Toplantıda öncelikle Trump'ın teröre karşı ortak hareket etme düşüncesini gündeme getirmesi ve buna bağlı olarak Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı sürdürülen mücadeleye NATO üyesi ülkelerin daha fazla destek vermelerini istemesi bekleniyor. Ancak Trump bu beklentiyi dile getirse dahi, NATO içinde bu konuda oybirliğinin sağlanması zor görünüyor. Fransa Cumhurbaşkanı'nı yeni seçti, ayrıca Haziran ayında bir de parlamento seçimi yaşayacak. Almanya Eylül ayında parlamento seçimleri yapacak. Birleşik Krallık ise 8 Haziran tarihinde parlamento seçimlerine gidiyor.


Birleşik Krallık'ın, Manchester saldırısının da etkisiyle, terörle mücadeleye artan destek verilmesi konusunda ABD'ye daha yakın bir tutum takınması mümkün. Fransa ile Almanya bu konuya biraz daha mesafeli duruyorlar. Fransa askeri kaynaklarının bir kısmını Afrika'da sürdürdüğü terörle mücadele harekatlarında kullandığı için Irak ve Suriye sahasına biraz daha gönülsüz bakıyor. Almanya'nın da IŞİD'le mücadeleye asker katkısı konusunda Fransa'ya yakın durduğu biliniyor.

Yazının devamı...

Karadeniz'de işbirliği olur mu

22 Mayıs 2017

Türkiye'nin komşu coğrafyasındaki ülkelerle yakından ilgilenme ve çevresinde barış ve istikrara katkı sağlama üzerine kurgulanan aktif dış politikası, sanılanın aksine, 21. Yüzyılın başında değil, 20. Yüzyılın sonunda başlamıştır. Bu ihtiyacın sebebi de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıdır.

Son yirmibeş yılda uluslararası ilişkiler sahnesinde öyle sarsıcı gelişmeler oldu ki, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasının sistemde ne kadar büyük bir etki yaptığı unutuluyor. Oysa bu gelişme on yıl sonra yaşanan ikiz kuleler faciasından ve yirmi yıl sonra yaşanan Arap ayaklanmalarından daha köklü bir değişimin sebebi olmuştur.

Herşeyden önce, Doğu-Batı ilişkilerinin yapısı ve dinamiği değişmiştir. Sovyetler Birliği dışında, eskiden Varşova Paktı üyesi olan ülkelerin tamamı bugün NATO üyesidirler. Sovyetler Birliği'nin parçası olan Litvanya, Estonya ve Letonya da öyle. Bu durum soğuk savaşı Rusya'nın kaybettiği şeklinde yorumlara dahi yol açmıştır.

Rusya son yirmibeş yılda kendine çeki düzen vererek şimdi uluslararası ilişkiler sahnesindeki etkisini ağır adımlarla yeniden hissettiriyor. Sorun, bu geri dönüşün salt barışçı yöntemlerle yapılıyor olmamasında. Türkiye ise, yirmibeş yıl önce başlattığı önemli atılımlarının istenen başarıya ulaşamamasının hüznünü yaşıyor.

Türkiye'nin 1992 yılında KEİ'nin kuruluşu ile ilgili atılımının arkasındaki dış politika anlayışı komşuları arasında ayırım gözetmeme, tüm aktörlere eşit mesafede durma ve bu aktörlerin tümümün barış ve istikrara yapıcı katkıları olduğuna inanma üzerine dayandırılmıştı. Nitekim, Türkiye Karadeniz coğrafyasının Kafkasya ile bütünlük oluşturduğunu düşünerek, Gürcistan'ın yanı sıra, bölgeye bitişik olan Ermenistan ve Azerbaycan'ı da ayırım gözetmeksizin KEİ üyeliğine davet etmişti.

Daha da önemlisi, Türkiye KEİ'nin ileride bölgede Avrupa Birliği ve NATO ile bütünleşmeye doğru evrilecek bir sürecin öncülüğünü yapacağını öngörmüş, Karadeniz ile hiç bir ilgisi olmadığı halde, AB ve NATO üyesi olan Yunanistan'a da aynı daveti yapmıştı.

KEİ siyasi bir örgüt değil, bir güvenlik örgütü de değil.  Kuruluşundan itibaren üye ülkeler arasında iş ilişkilerini, ticari ilişkileri ve bunlardan hareketle sosyal, kültürel ve ekonomik yakınlaşmayı sağlamak suretiyle üye ülke halkları arasındaki anlayışı güçlendirmeyi hedefliyor.

Bu durum başlangıçta serbest piyasa ekonomisine sahip olmayan ve bu konuda Türkiye gibi bir ülkenin deneyimlerine ihtiyaç duyan eski komünist blok ülkeleri için önemli bir açılımdı. İlişkilerin bu alanlarda gelişmesinin, üye ülkeler arasında çıkabilecek siyasi gerginliklerin aşılmasında da kolaylaştırıcı bir rol oynayacağı umuluyordu.

Yazının devamı...

Uluslararası toplumda Türkiye'nin imaj sorunu

18 Mayıs 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya, Çin ve ABD ziyaretleri gündeme damgasını vurdu. Şimdi önümüzde önemli bir ziyaret daha var. Gelecek hafta Brüksel'de esasen ABD Başkanı Trump'ın NATO liderleriyle ilk toplu buluşmasına sahne olacak bir NATO zirvesi öngörülüyor. Ancak Brüksel'de Türkiye ile AB arasında bir üst düzey toplantı yapılması olasılığı da var.


Türkiye'nin Rusya ile olan ilişkileri yakın tarihin en önemli krizini yaşadıktan sonra yeni düzelmeye başladı. Bu düzelme beklendiği kadar hızlı ilerlemiyor. Beklendiği kadar hızlı ilerlememesi de doğal olarak Türkiye'yi birçok bakımdan olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin Rusya'ya olan ihracatına uygulanan yaptırımlar ve engeller adım adım ve yavaş bir şekilde kalkıyor. Vize uygulaması ise henüz kalkmadı ve Türkiye'nin Rusya ile olan iş ilişkilerini olumsuz etkilemeye devam ediyor. Rusya'dan Türkiye'ye gelen turistlerin sayısı da beklenen hızla artmıyor.


Çin ile olan ilişkilerde yakalanan ivme ise Türkiye için oldukça yeni bir gelişme. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yükseliyor, Çin Türkiye'nin önemli ticaret ortaklarından biri haline geliyor ve Türkiye'ye gelen Çinli turistlerin sayısı, yavaş da olsa, istikrarlı biçimde artıyor. Çin'in dünya ile entegrasyonunda önemli rol oynaması beklenen ve "Bir Kuşak Bir Yol" projesi adı altında sunulan yeni İpek Yolu içinde Türkiye'ye de bir rol düşeceği anlaşılıyor. Bu proje ile ilgili olarak düzenlenen zirve toplantısı vesilesiyle Çin'e yapılan ziyarette Türkiye ile Çin arasında birçok alanda işbirliğini geliştiren bir dizi anlaşmanın imzalanmış olması  önemli bir gelişme.

Yazının devamı...

Üst düzey ziyaretler ve olumlu gündem yaratabilmek

15 Mayıs 2017

Fransa'da halkın terörle iç içe yaşamak zorunda kalması nedeniyle ülke uzun süredir olağanüstü hal koşullarında yönetiliyor. Bu durumun nedeni IŞİD tarafından ülkede yapılan terör eylemleri ve bunların sonunda birçok Fransız vatandaşının yaşamlarını yitirmesi. Ülke Mayıs ayı başında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bu koşullarda yaşadı, muhtemelen Haziran ayında yapılacak olan parlamento seçimlerini de aynı durumda yaşayacak.

Bununla beraber, yeni seçilen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ilk yurt dışı ziyaretini olabildiğince olumlu bir gündemle Berlin'e yapıyor. Aslında bunda pek de şaşılacak bir durum yok. Fransa Cumhurbaşkanlarının seçildikten sonra ilk ziyaretlerini Almanya'ya yapmaları neredeyse bir gelenek haline geldi.

Bu gelenekselleşmenin başlıca sebebi iki ülkenin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa kıtasının bir daha savaş görmemesi hedefine yönelmeleri ve bu maksatla 20. Yüzyılın en büyük barış projesi olarak adlandırılan Avrupa Birliği'nin temelini birlikte atmış olmaları. Bizim coğrafyamızda Türkiye ile Yunanistan'ın böyle bir gelenek edinebilmeleri için kim bilir daha kaç onlarca yıl geçmesi gerekecek...

Macron en kısa zamanda Angela Merkel ile görüşmek ve son zamanlarda Avrupa Birliği etrafında oluştuğu gözlemlenen olumsuz gündemi ortadan kaldırmaya yönelik adımlar atmak istiyor. Avrupa Birliği şu sırada Birleşik Krallık'ın birlikten çıkmasıyla ilgili olumsuz gündemin etkisinde. Bununla beraber, bu durum Macron'un AB'nin geleceğine yönelik olumlu planlar yapmasına ve bunları Merkel ile konuşarak AB'nin yeniden kendine güven kazanmasını sağlayacak bir atılım başlatmasına engel değil.

Yazının devamı...

 Türkiye-ABD ilişkileri nereye koşuyor?

11 Mayıs 2017

Ziyarete bir hafta kala Donald Trump SDG'nin ABD tarafından ağır silahlarla donatılmasına ilişkin kararı imzaladı. Trump'ın bu kararı imzalaması Türkiye'de şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. Bu şaşkınlık ve tepkinin sebebi SDG'ni oluşturan unsurlar içinde PYD/YPG'nin ağırlıklı bir konumda yer alıyor olması. Türkiye yıllardır bu unsurların terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantıları olduklarını ileri sürüyor ve ABD'yi onlarla işbirliği yapmama konusunda uyarıyor.

ABD bu unsurlarla yaptığı işbirliğinin temel gerekçesi olarak IŞİD'e karşı sürdürdüğü mücadeleyi gösteriyor. Yakında IŞİD'in Suriye'de en güçlü şekilde konuşlandığı Rakka'ya karşı başlatılacak olan büyük operasyonun bu unsurlarla işbirliği içinde   gerçekleştirileceğini savunan ABD, Türkiye'nin Rakka operasyonuna katılma tekliflerine olumlu yanıt vermiyor.

Öte yandan, ABD'de de, ziyaretten üç hafta önce Türkiye'nin Sincar ve Suriye'nin kuzeyindeki PKK ve PYD/YPG unsurlarını bombalaması şaşkınlık ve tepkiyle karşılandı. ABD'deki şaşkınlığın sebebi olarak, Suriye'nin kuzeyinde bombalanan bölgede ABD askerlerinin bulunuyor olmaları, bu varlığı Türkiye'nin bilmesi ve bütün bunlara rağmen Türkiye'nin ABD tarafına-ABD kaynaklarının ifadelerine göre-"yeterince vakitli şekilde bilgi vermemiş olması" gösteriliyor, bu davranışın ABD askerlerinin güvenliğini tehlikeye soktuğu ileri sürülüyor.

Türkiye ise bu eyleminin gerekçesi olarak sınırı boyunca oluşan PYD/YPG konuşlanmasından duyduğu hoşnutsuzluğu dile getiriyor ve terörle mücadelesi bağlamında güvenliğini temin etmek için gereken önlemleri alma hakkına sahip olduğunu vurguluyor.

Yazının devamı...

AB ile fasıl açmak ya da açmamak

8 Mayıs 2017

Böyle bir zirve elbette yararlı olur. Türkiye ile AB arasında son zamanlarda her iki tarafın da yararına olduğu söylenemeyecek bir tırmanma olduğu görülüyor. Bu durumun yatıştırılması için tarafların birbirlerine beklentilerini ve hedeflerini net olarak anlatmaları önem taşıyor. Böyle bir konuşmanın medya üzerinden değil de yüz yüze yapılması elbette çok daha uygar bir yöntem olacak.

Türkiye'nin üyesi olduğu Avrupa kurum ve kuruluşlarıyla arası son yıllarda giderek açılıyor. Son olarak Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin aldığı karar bu durumu açıklıkla ortaya koyuyor. AKPM'nin kararı ertesinde AB'nin de Türkiye ile üyelik müzakerelerini dondurabileceği söylentileri yayıldığı halde, Malta'da yapılan gayriresmi AB Dışişleri Bakanları toplantısında böyle bir karar alınmayacağı belirtildi. Üstelik, Dış İlişkilerden sorumlu Yüksek Komiser Mogherini, Türkiye'yi AB'nin bir stratejik ortak olarak gördüğünü ve üyeliğini arzu ettiğini de vurguladı.

Bununla birlikte, Mogherini Türkiye'nin üyelik için gerekli koşulları bildiğini ve bunların yerine getirilmesinin beklendiğini de belirtmekten geri kalmadı. Üyelik müzakerelerinin sonlandırılmadığını, dondurulmadığını, ancak yeni fasıl açılması için de bir hazırlık bulunmadığını söyledi. Türkiye tarafından ise, "fasıl açılmayacaksa bu iş biter" anlamına gelen serzenişler yükseldi. 

Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin sadece "fasıl açmak" üzerine inşa edilmesi doğru değil. Bu yaklaşım, ilişkileri salt üyelik müzakereleri çerçevesi içine sıkıştırıyor. Ortak bir geleceğin birlikte düşünülmesi olanaklarını da daha baştan yok ediyor.

Ancak, mutlaka fasıl açılacaksa, bu konuda 23 ve 24'üncü fasılların açılması bugün her zaman olduğundan daha büyük önem taşıyor. 

23. Fasıl "Yargı ve Temel Haklar" ile ilgili. Bu konu ile ilgili politikalar aracılığıyla AB'nin özgürlük, güvenlik ve adalet alanı haline gelmesi ve bu durumun korunması, daha da geliştirilmesi hedefleniyor. Yargının bağımsız ve iyi çalışır olması, mahkemelerin verdikleri kararların tarafsız olması hukukun üstünlüğünü korumak amacıyla üzerinde dikkatle durulan konular. Hukukun üstünlüğüne karşı en büyük tehdit olarak algılanan yolsuzluğun engellenmesi konusu da yine bu faslın ilgi alanı içinde.

24. Fasıl ise "Adalet, Özgürlük ve Güvenlik" alanlarını kapsıyor. Bu bağlamda, sınır kontrolü, vizeler, dış göç, sığınma, polis işbirliği, organize suçlar ve terörizmle mücadele, uyuşturucu trafiğinin önlenmesi, gümrük gibi alanlarda uyum ve birlikte çalışma bu faslın kapsamında yer alıyor.

Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin başlamasından bu yana 12 yıla yakın bir süre geçti. Bütün bu süre zarfında açılması gereken 35 fasıldan sadece 16'sı açılabildi. Açılamayan fasıllardan 6 adedi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından bloke ediliyor. 23. ve 24. Fasıllar da bunlar arasında yer alıyor. 

Yazının devamı...

Dış politikada mayıs rüzgârları

4 Mayıs 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hindistan ile başlayan, ardından Rusya, Kuveyt, Çin, ABD ve Belçika ile devam edecek olan seyahatlerinde ele alınacak dosyaların ağırlıklı bölümünü dış politika konuları oluşturuyor.


2011 yılından itibaren Türkiye'yi ve tüm dünyayı meşgul eden Suriye sorunu ele alınan dosyaların başında geliyor. Dün gerçekleşen Rusya ziyaretinde Suriye konusunun ayrıntılı biçimde görüşüldüğü anlaşılıyor. Vaşington ziyaretinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Donald Trump arasında konuşulacak konuların başında muhtemelen Suriye konusu önde olacak.


Suriye neden önemli? Herşeyden önce yerlerinden edilmiş milyonlarca Suriyelinin üç milyonun üzerinde bir bölümü Türkiye'de bulunuyor. Bu insanların bir kısmının Türkiye ile AB arasında varılan mutabakat uyarınca Avrupa ülkelerine mülteci olarak gidişlerinin düzenli bir şekilde sürdürülmesi önem taşıyor. Öte yandan, Suriyelilerin büyük bir kısmının Türkiye'de düzenli bir yaşam edinmeleri için başlatılan çalışma ve ikamet izinlerine ilişkin süreç de devam ediyor.

Yazının devamı...

Türkiye'nin ders çıkarıp sabırla ödevini yapması gerekiyor

1 Mayıs 2017

Önce Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin (AKPM) Türkiye'yi yeniden denetime alması kararı gündeme geldi. Bunu Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin ve üyelik müzakerelerinin devam edip etmeyeceği sorusu izledi. Görünen o ki, Türkiye laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak yoluna devam ettiği takdirde, AB Türkiye'den vazgeçmek niyetinde değil. Türkiye'nin de artık vazgeçecekmiş gibi yapmaması gerekiyor. Zira bu ilişki her iki taraf için de vazgeçilmez.

Peki bu nasıl olacak? Herşeyden önce referandum konusunda Avrupa'dan gelen uyarıları, referandum süreci hakkındaki uzman kuruluşların eleştirilerini, referandum sonrasında AKPM ve AB'nin davranış ve açıklamalarını iyi okumak gerekiyor.

16 Nisan akşamı AB Komisyonu Başkanı Juncker, Dış Politika'dan sorumlu Yüksek Temsilci Mogherini ve Genişleme müzakerelerinden sorumlu Komisyon temsilcisi Hahn tarafından yapılan ortak açıklamada bu konuda önemli ipuçları var.

Açıklamada referandum sonuçlarının not edildiği ve AGİT/ODIHR Uluslararası Gözlemci Misyonu'nun düzensizliklere ilişkin şikayetler hakkındaki nihai raporunun yayımlanmasının beklendiği vurgulanıyor. Ardından, anayasal değişikliklerin, özellikle de bunların hayata geçirilmesinin, Türkiye'nin AB  üyeliğine aday ve Avrupa Konseyi üyesi bir ülke olmasından kaynaklanan yükümlülükleri ışığında değerlendirileceği belirtiliyor. Ayrıca Türkiye, Olağanüstü Hal uygulamaları da dahil olmak üzere, Avrupa Konseyi tarafından dile getirilen endişe ve tavsiyeleri dikkate almaya teşvik ediliyor.

Yazının devamı...