"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

Uluslararası sistem ve Türkiye'nin dış politikası-IV

Dünya değişiyor. Bu değişim sırasında yirmibirinci yüzyılın en önemli sorularından birini de uluslararası aktörlerin birbirleriyle ilişkilerinin ve etkileşimlerinin nasıl bir uluslararası sistem içinde gelişeceği oluşturuyor.

Çift kutuplu sistemin Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte sona erdiği, Soğuk Savaş'ın bildiğimiz koşullarının sürdüğünden artık söz edilemediği, uluslararası sistemin kısa bir tek kutuplu geçiş döneminden sonra yavaş yavaş çok kutupluluğa doğru evrildiği  birçok çevrede paylaşılan bir görüşü oluşturuyor.

 

Uluslararası sistemin temel aktörleri olarak devletleri, uluslararası örgütleri, bölgesel örgütleri ve devlet dışı aktörleri saymak mümkün. Çok kutuplu sistemin "kutup"ları olarak ise, askeri ve ekonomik gücünü uluslararası siyaseti etkilemek maksadıyla kullanma yeteneği olan ve bu yeteneğini kullanma konusunda ikna gücü ve inandırıcılığı yüksek olan aktörler öne çıkıyor.

 

Bu tanımlamadan hareketle, ABD, Çin, Rusya ve diğerleri kadar olmasa da Avrupa, çok kutuplu sistemde en önemli aktörler olarak görünüyorlar. Önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız yeni sınamaların bu güç/etki odakları (ya da kutuplar) arasındaki rekabet, çekişme veya birbirlerini etkileme mücadelesi şeklinde belireceğinden söz ediliyor.

 

Donald Trump'ın kendine özgü yaklaşımları Trans-Atlantik stratejik ortaklığın Avrupa'lı ortaklarını elbette tedirgin ediyor. Bununla beraber, Avrupa Birliği'nin (AB) geleceğini dağılma eğilimli değil de daha çok dayanışma odaklı bir yenilenme ve güçlenme üzerine kurgulamayı tercih edeceği anlaşılıyor.

 

Rusya'nın Avrupa üzerinde etkisini artırma ya da Trans-Atlantik ortaklığı olabildiğince gevşetme çabalarının durmasını beklemek gerçekçi görünmüyor. Ayrıca, Rusya'nın çabaları konusundaki algının NATO ve AB'ye yeni katılan Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine verdiği endişe, özellikle Ukrayna örneğinden de etkilenerek, artıyor. Bu koşullarda Trans-Atlantik ortaklığın, giderek yıpranan bir ABD-Avrupa ilişkisine teslim olmak yerine, bu zaafiyetini gideren bir yakınlaşmayı tercih etmesi daha akılcı görünüyor.

 

Türkiye'nin dış politikası ile ilgili olarak son yıllarda dile getirilen görüşler arasında Trans-Atlantik ortaklığa karşı alternatif arama eğilimlerinin artması dikkati çekiyor. Kimi zaman "Avrasyacılık" adlı kavramsal çabalamalarla, kimi zaman "coğrafyanın gereği" iddialarıyla desteklenen anlatımlarla, Türkiye'nin dış politikasının yeni yönelimler araması gerektiği ileri sürülüyor, hatta şiddetle savunuluyor. Bu çabalar Türkiye'nin Rusya ile, Asya'da beliren yeni bölgesel deneyimlerle, bu bağlamda Şanghay İşbirliği Örgütü gibi gruplarla yakınlaşmasını da savunmaktan geri kalmıyor.

 

Uluslararası sistemin diyalektiğini, ister çok kutuplu olsun, ister bu çok kutupluluk içinde gevşek bir çift kutupluluğa doğru evrilsin, demokrasi konusundaki yaklaşımlar oluşturmaya devam ediyor. Bir yanda bireyin temel demokratik hak ve özgürlüklerine saygı ve bu saygı esasına dayalı olarak bireysel gelişimin toplumsal gelişimi güçlendirmesi olgusu var. Bunun karşısında ise toplum yararına olduğu savunulan, bireysel özgürlükleri sınırlayan ve gelişimin demokratik ilkelere bağlı olarak sürmesini engelleyen uygulamalar var. Asıl kutuplaşma bu paradigma üzerinden oluşacak.

 

Türkiye'nin dış politikasında son yıllarda yaşanan savrulmaların bir yandan AB ve Batı'lı müttefiklerle olan ilişkilerinde beliren hayal kırıklıklarından, bir yandan da bu hayal kırıklıklarına çare olacağı sanılan denemelerden kaynaklandığını belirtmek mümkün. Bu denemelerin Türkiye hakkındaki güven ve öngörülebilirlik algısını olumsuz olarak etkilediği de yaygın bir kanaat. Bununla beraber, Türkiye'nin tercihlerini laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak varolma doğrultusunda sürdürmesi gerekiyor.

 

Türkiye'nin dış politika yönelimini, vizyonunu ve stratejisini belirlerken yaptığı tercihlerden, bu stratejiyi uygularken başvurduğu taktiklere kadar her adımda tercihlerini demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda yapması önem taşıyor. Gelecek nesillere bırakacak başka Türkiye yok.

X