"Ünal Çeviköz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ünal Çeviköz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ünal Çeviköz

Gündem Suriye'yi özlemişti...

Uzun bir süre sessizliğini koruyan Suriye problemi geçtiğimiz hafta yeniden gündemin üst sıralarına tırmanmaya başladı. Gelen haberler Suriye yönetiminin İdlib'te çeşitli bölgeleri bombalamaya başladığı, bu bombardımana Rus uçaklarının da katıldığı, Suriye'nin ordusunun da karadan İdlib'in içerilerine doğu ilerlemeye başladığı şeklinde.

Bu haberler iki konuda önemli soru işaretlerinin belirmesine yol açıyor. Birinci soru, Türkiye ile Rusya'nın ortaklaşa garantörlüğünü üstlendikleri ve İran'ın da nispeten desteğinin  beklendiği İdlib çatışmasızlık bölgesi uygulaması hayata geçiriliyor mu yoksa bu konuda bir aksama mı var?

 

İkinci soru ise şu: Şam yönetimi ile muhalefet güçleri arasında İdlib'te (ve Suriye sathında üç bölgede daha) çatışmasızlık bölgesi uygulamasıyla akan kanın durdurulması ve Cenevre'de barış görüşmeleri için uygun bir ortamın yaratılması hedefleniyordu. Bu görüşmelerin hazırlanması için de Rusya tarafından Soçi'de Ocak ayının sonunda Suriye'deki tüm ilgili tarafların davet edilecekleri bir toplantı yapılması öngörülüyordu. Bu toplantı yapılacak mı yoksa yapılmayacak mı?

 

Suriye'de geçen hafta başlayan ve hızlanan çatışmalarla ilgili haberlerden hareket edildiği takdirde bu soruların ikisine de olumlu yanıt verilemeyeceği anlaşılıyor.

 

İdlib'teki çatışmasızlık bölgesinin kurulması ve denetimi görevinin  yürümediği belli. Suriye kuvvetlerinin kah bombardıman, kah Rus desteği, kah karadan küçük ilerlemeler suretiyle çatışmasızlık durumunu ihlal eden davranışlarının dengeleri bozduğu anlaşılıyor. Oysa çatışmasızlık bölgesinin dinamikleri Türkiye'nin İdlib'in kuzeyinden itibaren gözetim noktaları kurması sırasında Rusya'nın da Suriye kuvvetlerinin mevcut statükoyu bozacak adımlar atmalarını önlemesi üzerine kurulmuştu.

 

Rusya bu önlemeyi başaramayınca bu defa muhalif güçlerin İdlib'te dengelerin Şam yönetiminin lehine değişmesini engellemek için kendi başlarının çaresine bakmayı tercih ettikleri anlaşılıyor. Yabancı kaynaklar bu mukavemetin Özgür Suriye Ordusu ve Türkiye'nin desteklediği unsurlar tarafından gerçekleştirildiğini, hatta Türkiye'nin doğrudan desteğini aldığını dahi iddia ediyorlar. Eğer bu iddialar gerçeği yansıtıyor ise, o zaman ne Rusya ne de Türkiye Astana sürecinde varmış oldukları mutabakatın gereklerini yerine getiriyorlar demektir.

 

İdlib'teki durumun zor olduğu ve çatışmasızlığın sağlanmasının çok hassas dengelere dayandığı başından beri biliniyordu. Türkiye'nin bu göreve talip olması da bu bakımdan çeşitli riskler taşıyordu. Şimdi bu risklerin daha da artmaya başladığı bir sürece giriliyor. Muhaliflerin 11 Ocak'ta kaydettikleri ilerlemelerin ertesi gün Suriye kuvvetleri tarafından geri püskürtüldüğü ileri sürülüyor.

 

Bu gelişmenin yanı sıra, Halep'in güneyinde bulunan Suriye ordusunun elit kuvvetlerinden olan 124. Tugay'ın da İdlib'e doğru hareketlendiği ve Abu Duhur havaalanının rejim kuvvetlerinin elinde tutulmasını sağlamayı hedeflediği söyleniyor.

 

Her iki gelişme de Türkiye'nin İdlib'te bulundurduğu, sınırlı sayıda da olsa, çatışmasızlık gözlem görevi icra eden kuvvetlerinin Suriye kuvvetleriyle karşılaşmalarının yaklaştığına işaret ediyor. Geçen hafta Ankara'da Rusya ve İran Büyükelçilerinin Dışişleri Bakanlığı'na davet edilerek Şam'ı uyarmalarının istenmesi biraz da bundan kaynaklanıyor.

 

İkinci konuya gelelim. Bu koşullar altında muhalefetin Soçi toplantısına katılmasını sağlamak ne kadar gerçekçi olabilir ki? Üstelik Türkiye hala Soçi toplantısına PYD/YPG unsurlarının, hangi isim altında olursa olsun, katılmalarını kabul etmeyeceğini açıklamışken...Rusya, İran ve uluslararası bazı diğer aktörlerin ise bu konuda Türkiye'den farklı düşündükleri her geçen gün daha da belirginlik kazanırken...

 

Suriye, Astana, Soçi derken, kurulan dengelerin, konjonktürel  ittifak görüntülerinin ve ortak hedeflerin Ortadoğu denkleminde ne kadar geçici ve güvenilmez olduğu da bu gelişmelerle ortaya çıkıyor.

 

Bu koşullar altında Türkiye'nin dengeleri biraz daha karıştırmak istercesine Afrin'e bir harekat başlatması ihtimali gündemde üst sıralara tırmanıyor. Bir diğer deyişle, eğer İdlib'te Suriye muhalefetinin akıbeti Suriye ordusu, İran ve Rusya'nın ortak çabalarıyla giderek tehlikeye giriyor ise, Türkiye bunun bedelini Afrin'deki Suriye Kürtleri üzerinden mi çıkarmaya çalışıyor?

 

Suriye iç savaşının en kritik safhasına girmek üzereyiz. İdlib ve Afrin bölgelerinde çatışmasızlık derken çatışmacılık arttıkça daha önce Halep'te görülen insani trajediyi aratan görüntülerle ve şimdiye dek yaşanandan çok daha yüksek rakamlarda mülteci kriziyle karşılaşmaya doğru ilerleniyor.

 

2017 yılı Astana ve Soçi ile Suriye'ye ümit vermişti. 2018 bu ümitlerin İdlib ve Afrin ile yitirilmekte olduğunu gösteriyor. Üstelik Soçi'nin de artık devre dışı kalacağı bir şekilde...

X