"Esra Kaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Esra Kaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Esra Kaya

Danıştay'dan öğretmenlere iyi haber

13 Şubat 2013

Danıştay, öğretmenlerin, kendi mesleklerinin yanı sıra yükseklisans ve doktora yapabilmelerinin önünü açan bir karara imza attı.

Eğitim-İş, 2012 Yılı Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu’nun eğitim özrünü dışlayan hükümleri ile il emrine atanma hakkını engelleyen hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali amacıyla Danıştay’a açtığı davayı kazandı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, şunları söyledi. "Hakkari’de öğretmenlik yapan bir kişi, istediği bir başka ilde yükseklisans ve doktora yapamıyordu, çünkü Milli Eğitim Bakanlığı izin vermiyordu. Özür grubunda olmasına rağmen tüm uyarılarımıza rağmen atama yapılmıyordu. Danıştay 2. Dairesi, yürütmeyi durdurma istemimizi karara bağlayarak, eğitim özrünü dışlayan kılavuz hükümlerinin yürütmesini durdurdu.

Suistimal değil

Karar eğitim özrü mağdurlarının yüzünü güldürecek, eğitim özrü mağdurlarının açtıkları ve halihazırda devam eden tüm davalara olumlu etki ederek bu davaları mağdurların kazanmalarına olanak sağlayacak. Hep ifade ettiğimiz gibi yüksek lisans ve doktora eğitimi kariyer ilkesini yaşama geçiren akademik basamaklardır. Danıştay, kamu görevlilerinin yüksek lisans ve doktora yapma girişimlerinin idare tarafından ‘suistimal girişimi’ olarak değerlendirilmesinin sakat bir bakış açısı olduğunu ortaya koymuştur."

Yazının devamı...

BİRİ SINAVLARI GÖZETLİYOR

18 Kasım 2012

O dönemde başlatılan soruşturma da hala devam ediyor. Ve başta ÖSYM olmak üzere hiçbir makamdan da soruşturmanın ne durumda olduğuna dair bir bilgi alamıyoruz. Tek söylenen “Soruşturma devam ediyor” cümlesi. Merakla bekliyorum bakalım ne zaman tamamlanacak bu soruşturma ve ne çıkacak sonucundan?

GÜVENLİK ÜST DÜZEY

Tabii ki, ÖSYM’de sınavlara ilişkin skandallar sadece 2010 KPSS ile sınırlı kalmadı. Ardından üniversiteye giriş sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavı, Hakimler Savcılar Sınavı ve daha birçok sınavda sayısız olaylar yaşandı. İşte tüm bu kötü tecrübelerden sonra, sınavlarda güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Sınava giren adaylar didik didik arandı. Sınavlara giriş belgesi dışında hiçbirşey alınmadı. Evli olan adayların alyansları bile potansiyel kopya aracı sayıldı. Adaylara kalem, silgi bile ÖSYM tarafından dağıtıldı. Ama bütün bunlar az gelmiş olacak ki, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, sınavlarda kopyanın önüne geçecek yeni yöntemler bulduklarını açıkladı.

KAMERAYLA SINAV

Gelelim, ÖSYM’nin yeni güvenlik önlemine. Eğer herşey planlanan gibi ilerlerse, 2013 yılında ÖSYM’nin yaptığı bütün sınavlar kamera ile izlenecek. Sınav salonlarına yerleştirilen kameralarla sınavlar kayıt altına alınacak. ÖSYM Başkanı Prof. Demir, sınav güvenliği konusunda yoğun bir çalışmaya girdiklerini ve bu sistemin önümüzdeki yıl uygulanmaya başlanması için çalışma başlattıklarını açıkladı.

SINAV TİCARETİ BİTTİ

Geçtiğimiz hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde biraraya geldiğimiz Prof. Demir, “Göreve geldiğim 2010 yılından bu yana uygulamaya başladığımız her adaya ayrı sınav kitapçığı uygulaması ile ‘sınav ticareti’ ortadan kaldırıldı. ÖSYM’nin eksik ve yanlış bilgilerle yıpratılması yanlış” diyerek kendisine yöneltilen eleştirileri de cevapladı. Demir, 2013 yılında sınavlara ilişkin hedeflerini de “Daha önceki dönemlerde olmayan soru bankasını oluşturmak. Elektronik sınavlar hazırlanması. Acık uçlu sınavlar (test tekniği dışında). Sınavların sonuçlarının daha kısa sürede açıklanması” olarak sıraladı.

ENDİŞELER BOŞUNA MI?

Demir’in açıklamalarına bakarsak, 2 yıldır her sınava binbir türlü soru işareti ve “Acaba yine sorular çalınır mı? Kopya çekilir mi? Sınav sonuçları yanlış hesaplanır mı?” endişesiyle giren adayların bu endişeleri boşunaymış!!! Demir, iddiaların aksine 2 yıldır sınavların en üst düzey güvenlik önlemleri ile yapıldığını, “sınav ticaretine” son verildiğini ortaya atılan bütün iddiaların ÖSYM’yi yıpratmak için yapıldığını savunuyor. Bize de, yargıya intikal etmiş bütün sınavlarla ilgili “Türk Adaletinin” yüceliğine inanmaktan başka bir çıkar yol kalmıyor. Umarım ÖSYM’nin yeni “kamera buluşu” bundan sonra yaşanabilecek bütün olumsuzlukları önleyecek bir çıkar yol olur. Kötü niyetli “kopyacılar” kameraları da diskalifiye edecek yeni bir formül bulmazlar.

Yazının devamı...

YÖK’E NE OLUYOR?

11 Kasım 2012

ADI DEĞİŞİYOR

Bir önceki YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan döneminde başlayan YÖK yasasındaki değişiklik çalışmaları nihayet sona doğru geldi. Geçtiğimiz pazartesi YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, yasa taslağına verdikleri son şekli biz eğitim muhabirleriyle paylaştı. İlk önce şuradan başlayayım. YÖK kaldırılmıyor. Adı değişiyor. YÖK artık Türkiye Yükseköğretim Kurulu (TYK) oluyor. Planlama, koordinasyon ve denetlemeden sorumlu bir kurum haline geliyor.

REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ

Taslakta yükseköğretime ilişkin birçok düzenleme var. Ancak ben bu köşeden size belki de taslağın en çok dikkat çeken bölümü olan rektör atamalarına ilişkin bilgiler vermek istiyorum. Taslak yasalaşırsa, rektörler ikili bir sistemle seçilebilecek. Konseyi bulunmayan üniversitelerde rektör adaylarının seçiminde iki alternatif üzerinde duruluyor. Birinci alternatife göre rektör adaylarını belirleme komisyonu üç aday belirleyecek. Bu adaylardan biri YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. İkinci alternatife göre de rektör adayı öğretim üyelerinin oyları ile belirlenecek. En çok oy alan aday, YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

REKTÖRÜ KONSEY BAŞKANI ATAYACAK

Konseyi bulunan büyük üniversitelerde de, rektör adaylarını belirleme komisyonu üç aday belirleyecek. Adaylardan biri üniversite konseyi tarafından seçilecek. Üniversite konsey başkanı bu ismi rektör olarak atayacak. Yeni kurulan ve kuruluşundan 15 yıl geçmemiş üniversitelerde de rektörü YÖK ile Cumhurbaşkanı belirleyecek. Vakıf ve özel üniversitelerde de rektör üniversite mütevelli heyete tarafından yapılan teklif üzerine YÖK tarafından atanacak.

REKTÖRLER İKİNCİ KEZ ATANAMAYACAK

4 yıl olan rektörlük görev süresi 5 yıla çıkarılacak. Ancak iki kez atanabilen rektörler artık bir kez atanabilecek. Mevcut yasada bir rektörün 8 yıl görev yapabilme şansı bulunurken, bu hak 5 yıla inmiş olacak.

REKTÖRLERE SORDUM

Taslaktaki bu değişikliği Türkiye’nin iki köklü ve büyük üniversitesi ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi rektörlerine sordum. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar ve Hacettepe Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer hocanın değerlendirmelerinden anladığım, değişiklikler çok olumlu bulunmuyor.

ODTÜ VE HACETTEPE

ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar, üniversite özerkliğini siyasi iradenin müdahalesinden korumak için mutlaka rektörlük seçimlerinin olması gerektiğine dikkat çekiyor. Acar, “Seçim ciddi bir şanstır, fırsattır. Seçim olmazsa siyasetin etkisi artar. Üniversitelerde mütevelli heyet Türkiye’de beklendiği kadar iyi işlemiyor. Mütevelli heyet üyeleri arasında da problem olabiliyor. Bu nedenle çok sağlıklı bir yöntem değil” diyor.
Hacettepe Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer ise, kimin rektör olacağı, nasıl seçileceğinden çok rektör olacak kişi de aranacak özelliklerin önemli olduğunu belirtiyor. Konsey rektörü atarsa, kimin görevden alacağının da tartışılması gerektiğine dikkat çekiyor. Murat Hoca, rektörlerin görev sürelerinin 5 yıl olması ve iki dönem üst üste atanamamasını da eleştiriyor. 5 yılın çok az bir zaman olduğunu özellikle büyük üniversitelerde sıkıntı yaratabileceğini belirtiyor.

Yazının devamı...

HALKALAR BİRLEŞİYOR

4 Kasım 2012

ZİNCİRİN HALKALARI

Geçtiğimiz günlerde sohbet ettiğim Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Halis Yunus Ersöz, bu hayallerin artık somut birer proje olarak hayata geçtiğini, Ankara’da başlatılan ancak kısa sürede Türkiye genelindeki üniversite ve okulara örnek olacağını düşündüğüm bir projeyle anlattı. Aynı zamanda bu projenin mimarı olan Müsteşar Yardımcısı Ersöz’ün anlattıklarından anladığım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle, Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü ve Altındağ Belediye Başkanlığı’nın işbirliği ile, yerel yönetim, üniversite ve okullar artık zincirin halkaları gibi birbirlerine bağlı olacaklar.

ÜNİVERSİTE AÇILIYOR

Eğitim-öğretim, eğitim yönetimi, güzel sanatlar ve spor ile sağlıklı beslenme – veli destek çalışmaları olmak üzere dört temel alanda işbirliği yapılacak. Üniversitenin öğretmen adayı öğrencilerinin staj uygulamaları Altındağ İlçesi okullarında yürütülecek, öğrencilere hazırlık, yetiştirme kursu ve etütlerle ders dışı destek verilecek, zümre toplantıları üniversitenin ilgili öğretim elemanları danışmanlığında yapılabilecek, ortaokul 8. Sınıf öğrencileri ile lise 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin “Üniversite adayı öğrenci” statüsünde üniversitenin imkanlarından yararlanacak. İlköğretim ve lise öğrencileri sanat, kültür, spor ve sosyal etkinliklerde üniversitenin imkanlarından faydalanabilecek.

İLKOKULDAN ÜNİVERSİTEYE

Size çok özet bir şekilde projenin ana hatlarını anlatmaya çalıştım. Türkiye’de sayısı milyonu aşan üniversite öğrencisi nüfusumuz var. Bu öğrenciler de tabii ki; ilkokul, ortaokul, lise sıralarından kampüslere geçiş yaptılar. O yolları yürüdüler. Yürüdükleri yollardaki zorlukları, yokuşları, düzlükleri en iyi onlar bilirler. Diğer taraftan, rektörler başta olmak üzere üniversitedeki öğretim üyeleri de çoğunlukla kendilerine gelen öğrencilerin yeterli düzeyde eğitim almadan geldiğinden, beklentilerini karşılamadığından şikayet ederler. Şimdi düşünsenize iki ayrı halka var. Birisi işin mutfağındaki üniversite öğrencileri, diğeri bilimin en üst seviyede hakim olduğu üniversiteler. Bu iki halka içiçe girip, ilkokuldan başlayıp lise sona kadar üniversitede okuma hedefiyle yetiştirilen, ilköğretim ve lise öğrencilerinin elinden tutsa, bir de buna Altındağ örneğinde olduğu gibi yerel yönetimler eklense nasıl bir güç birliği doğar. Hayatında daha önce hiç üniversite kampüsü görmeden üniversiteyi kazanan öğrencilere üniversitelerin kapısı açılacak, okullarda ders dışı sanatsal ve sportif faaliyetlerde üniversite öğrencileri kendilerinden küçüklere birşeyler öğreterek inanılmaz bir tecrübeye sahip olacak. Üniversiteler bir anlamda öğrenci adaylarını kendileri yetiştirecek. Hem minikler hem gençler kazanacak. 7 yaşındaki çocukla 20 yaşındaki gencin elele vermesinden doğan bu güç umarım tüm Türkiye’ye örnek olur. Eğitimin kuşaklar arasındaki uçurumu kapatan “sihrinin” herkes farkına varır.

Yazının devamı...

KELOĞLANLA İNGİLİZCE

28 Ekim 2012

Onları saatlerce ekran başına kilitleyen gözlerini kırpmadan izledikleri, hayal dünyalarını genişleten, eğlendiren, eğlendirirken öğreten hatta karakterleri ile rol model olan çizgi filmler artık okullu oluyor.
Keloğlan, Pepee, Caillou ve daha yüzlerce çizgi karakter çocukları okulda da yalnız bırakmayacak. Hem eğlendirecek hem öğretecek. Biliyorum şu an soruyorsunuz, “Peki ama ne öğretecekler? Nasıl öğretecekler?” diye. Hemen söyleyeyim. Bugünün yetişkinlerinin bile hikayeleriyle, filmleriyle büyüdüğü Keloğlan, son dönemde reyting rekorları kıran Pepee ve Caillou çocuklara “ingilizce” öğretecek. “Keloğlan keleş oğlan” ingilizce konuşacak, Pepee, Caillou ingilizce şarkı söyleyecek, oyun oynayacak.

YABANCI DİL ÖNEMLİ

Neden böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulduğu konusuna gelince de, 4+4+4 zorunlu eğitim sistemiyle birlikte yabancı dil önemi daha da arttırdı. Artık çocuklar ilkokul 2. sınıfta yabancı dil öğrenmeye başlayacaklar. Okumayı yazmayı yeni öğrenen miniklere ana dili dışında başka bir dil öğretmekte o kadar kolay olmasa gerek. Çocukları hem eğlendireceksin, hem oyun oynar gibi öğreteceksin. Burada Milli Eğitim Bakanlığı’nın işini kolaylaştırmak için TÜBİTAK devreye girdi.

YETİŞKİNLERE DE İNGİLİZCE

Okullarda uygulanan İngilizce müfredatını sil baştan yenilemeye niyetlenen TÜBİTAK, çocukların sevgilisi Pepee, Keloğlan, Caillou gibi popüler çizgi filmlerin ingilizce versiyonu için kolları sıvadı. Hatta TÜBİTAK yetişkinleri de buna dahil etti. Son dönemde o kadar güzel çizgi filmler yapılıyor ki bazen biz büyükler bile sinema salonlarının önünde küçük çocuklarla sıraya girip, sonrasında kahkalarla izliyoruz birbirinden renkli karakterlerin maceralarını. İşte bu nedenle Avrupa’da uygulanan ve başarılı olan sistemle sadece çocuklar değil yetişkinlerin de televizyon filmlerinin İngilizcesini izleyerek yabancı dillerini geliştirebilmesi için çalışma başlatıldı.

GÜNLÜK HAYATTAKİ KULLANIM

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında geçtiğimiz ay toplanan Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu’nda eğitim reformu sunumu yapan TÜBİTAK, sunumda yabancı dil eğitimine de yer verdi. Diğer ülkelerin müfredatı ile karşılaştırma yaptı. Eksiklikleri tek tek tespit etti. Uzmanlar, eğitimciler, akademisyenler seferber oldu. Çalışmalar sonlandığında, herşey hedeflendiği gibi gerçekleşirse yeni müfredat elektronik ortama taşınacak. İngilizce öğretiminde yeni bir sistem uygulanacak. Çocuklar gramere dayalı sistemden kurtulacak. Günlük hayatta kullanmadıkları kalıplaşmış yapıları artık öğrenmeyecek. Teknolojiyi kullanarak daha kolay İngilizce öğrenecek.

ÖNÜMÜZDEKİ YIL BAŞLAYACAK

TÜBİTAK’ın bu projesi tamamlandığı takdirde önümüzdeki yıl uygulanmaya başlanacak. Çocuklar hem sadece evde veya sinema salonlarında çizgi film izlemek zorunda kalmayacak, hem de izlerken öğrenecek. Bir anlamda farkında bile olmadan, ders gibi değil oyun gibi yabancı dil öğrenecekler.

Yazının devamı...

Matematik solladı

21 Ekim 2012

 Ve özellikle bu dersler arasında en dikkat çeken
ve haftalarca tartışma konusu haline gelen “Kuran-ı Kerim ve
Hz. Peygamberimizin Hayatı” derslerini okullar açıldığında kaç
kişinin seçeceğinin herkes tarafından merak konusu olduğunu da
belirtmiştim.

Matematik birinci sırada

Evet velisinden, öğretmenine, siyasetçisinden, eğitimcisine
kadar herkesin merakını giderecek açıklama yine Milli Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer’den geldi. Dinçer, varolan seçmeli dersleri
kaç öğrencinin tercih ettiğini rakamlarıyla birlikte tek tek
açıkladı. Dinçer’in açıkladığı tabloda, “Matematik Uygulamaları”
dersinin diğer bütün derslere fark atarak birinci sıraya
yerleşmesi şaşırttı. Seçmeli ders denince hep akla gelen
eğlenceli, stressiz, not kaygısı güdülmeden güle oynaya alınacak
dersler yerine öğrenciler beklenlenin aksine bu yıl daha çok
düşünecekleri, bilgi dağarcıklarını sorgulayacakları sayısal bir
derse öncelik tanıdı. Matematik Uygulamaları en çok tercih edilen
ders oldu. 593 bin öğrenci bu dersi seçti.

Yabancı dil ikinci, Kur-an üçüncü

Biliyorsunuz yabancı dil yeni eğitim sisteminde önemini daha
da arttırdı. Artık ilkokul ikinci sınıfta öğrenciler yabancı
dil öğrenmeye başlayacak. Tabii ki bu öğrencilerin seçimine de
yansımış. Yaklaşık 495 bin öğrenci yabancı dil dersini seçmiş.
Bu da yabancı dil dersini en çok seçilen dersler arasında ikinci
sıraya oturttu. Peki gelelim, yukarıda da bahsettiğim Kuran-
ı Kerim dersine. Yaklaşık 480 bin öğrencinin seçtiği Kuran-
ı Kerim dersi ise üçüncü sırada yer aldı. Hz. Peygamberimizin
Hayatı dersini de yaklaşık 305 bin öğrenci seçti. Bakan Dinçer’in
verdiği rakamlara göre, diğer seçmeli derslerin seçilme oranları
ise, şöyle gerçekleşti:
“Spor ve Fiziki Etkinlikler dersini yaklaşık 300 bin öğrenci
tercih etti. Okuma Becerileri 259 bin, Bilişim Teknolojileri
ve Yazılım dersi 221 bin, Temel Dini Bilgiler 180 bin, Bilim
Uygulamaları 161 bin, Zeka oyunları 138 bin, Görsel Sanatlar 101
bin, Müzik 72 bin, Yazarlık ve Yazma Becerileri 68 bin, Drama
57 bin ve Yaşayan Diller ve Lehçeler 25 bin öğrenci tarafından
seçildi.”

Kürtçe’ye ilgi beklenti altında

Bir diğer tartışma konusu da Kürtçe’nin seçmeli ders olarak
okullara girmesiydi. Kürtçe, Yaşayan Diller ve Lehçeler başlığı
altında müfredata girdi. Ancak beklenen ilgiyi göremedi. Bakan
Dinçer de, bu düşüncede. Dinçer, “Yaşayan Diller ve Lehçeler,
Kürtçe derslerinin daha fazla ilgi göreceğini tahmin ediyordum”
diyerek beklentisinin altında kaldığını ifade etmiş oldu.

Korkulan olmadı

Sonuç olarak yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, müfredat
hazırlanırken yaşanan tartışmalar, bazı derslerin seçimi
konusunda öğrencilere “mahalle baskısı” yapılacağı endişeleri
gerçekleşmemiş görünüyor. Veliler, çocuklarını seçimlik dersler
konusunda yönlendirirken, ilgi, alaka ve kabiliyetlerine göre
ders seçti diye tahmin ediyorum. En azından seçimlik derslerin
öğrenci dağılımı beni bu yönde düşünmeye sevk ediyor. Şu ana
kadar da okullardan, öğrenci ve velilerden seçimlik dersler
konusunda olumsuz bir durum yansımadı. Umarım, herşey bu tabloda
göründüğü gibidir.

Yazının devamı...

ERASMUS VE JEAN MONNET

14 Ekim 2012

Birçoğu ekonomik krizle mücadele eden AB ülkelerinin içinde bulunduğu durum sonunda eğitime de yansıdı. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, AB ülkelerinin bu programa para aktarmaması halinde programın sürdürülemeyeceği uyarısında bulunuldu. Tabii ki bu açıklama, üniversitede okuyan ve eğitiminin bir kısmını yurt dışında sürdürme planları yapan Türkiye’deki üniversite öğrencilerini hayal kırıklığına uğrattı. Ne var ki bizim öğrencilerimizin üzüntüsü fazla sürmedi. Öğrencileri rahatlatan açıklama bu işin başındaki isim Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’tan geldi. Bağış, bu sıkıntının programa katılım için mali katkı ödeyen Türkiye, İsviçre ve Hırvatistan için sözkonusu olmadığı söyledi.

GÜVENCE ALTINDA

Bağış, “Ülkemizin Erasmus bütçesi güvence altındadır. AB bütçesindeki gelişmelere doğrudan bağlı değildir. Biz, vatandaşlarımızın programdan yararlanabilmesi için bir kısmı kendi ulusal bütçemizden olmak üzere bir katılım bedeli ödüyoruz. Gerek içinde bulunduğumuz 2012 yılına gerekse 2013 yılına ilişkin bütçe anlaşmaları Avrupa Komisyonu ile imzalanmış durumdadır. AB bütçesindeki ilgili sıkıntının ülkemizi etkilemeyeceği hususu da Komisyon tarafından Ulusal Ajansımıza resmi yazıyla bildirilmiştir. O yüzden, Erasmus öğrencilerimizin de üniversite hocalarımızın da içleri müsterih olsun” dedi.

JEAN MONNET BURS PROGRAMI

Erasmus’la ilgili gelişmeleri takip ederken aklıma Jean Monnet burs programı geldi. Bilenler biliyordur ama bilmeyenler için gerçekten farklı ve faydalı olduğunu düşündüğüm bu program hakkında da bilgi vermek istiyorum. Sadece üniversite öğrencilerini değil, kamu görevlileri, üniversitelerin akademik ve idari personeli ile STK ve özel sektör çalışanlarını da kapsayan bu program, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi çerçevesinde, AB alanında uzmanlaşmış kişi sayısının artırılması amacıyla hayata geçirilen bir burs programı. AB tarafından finanse ediliyor, 1990 yılından beri yürütülüyor. Bugüne kadar da yaklaşık 1.400 kişi faydalanmış. AB ile ilgili konularda yüksek lisans veya araştırma yapmak isteyen herkese açık. Program kapsamında, bursiyerler AB alanında en az 3 en fazla 12 aylık dönemde AB üyesi ülkelerdeki bir üniversitede veya üniversiteye eş değer bir kuruluşta araştırma veya yüksek lisans yapma hakkı kazanıyor. Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri önceliklerine bağlı olarak çalışma alanları her yıl yeniden belirleniyor ve burs desteği AB müktesebat başlıklarına sağlanıyor.

130 KİŞİYE BURS

Hemen hatırlatayım, sizin de böyle bir hayaliniz varsa Jean Monnet Burs Programı’nın 2013- 2014 akademik yılı için başvurular başladı. Burslar için son başvuru tarihi 19 Kasım. Bu yıl için Türkiye’den 130 kişiye burs verilmesi planlanıyor. Bursun yüzde 60’ı kamu sektörüne, yüzde 30’u üniversitelere, yüzde 10’u da sivil toplum kuruluşları ve özel sektöre tahsis edilecek. Jean Monnet Bursu Programı’na ilişkin detaylı bilgi www.ab.gov.tr, www.cfcu.gov.tr, www.avrupa.info.tr, www.jeanmonnet.org.tr internet sitelerinde yer alıyor.

HEM EĞLENİN HEM ÖĞRENİN

Bir yanda üniversite öğrencileri için Erasmus, diğer tarafta ister üniversite öğrencisi, isterseniz kamu veya özel sektör çalışanı olun Avrupa’da eğitim hayalinizi gerçekleştirebileceğiniz Jean Monnet. Türkiye her iki programa da tam gaz devam ediyor. Tercih sizin elinizde. Ben böyle bir fırsat varken mutlaka değerlendirin, hayatınıza renk katın, hem eğlenin hem öğrenin derim.

Yazının devamı...

Almanya’nın eğitim modeli

7 Ekim 2012

Almanya Büyükelçiliği’nin organizasyonunda gerçekleşen ziyaret kapsamında Almanya’nın eğitim kalitesi en yüksek olan eyaletlerinden Baden Württemberg’de, Almanya’daki eğitim sistemini tanıma, yıllardır Türkiye’de eğitimle ilgili bir konu açıldığında örnek gösterilen eğitim uygulamalarını yerinde görme imkanı buldum.
Almanya’nın en zengin eyaletlerinden biri ve başkenti Stuttgart olan Baden Württemberg, Almanya’daki Freiburg, Heidelberg ve Tübingen gibi birçok eski, prestijli ve meşhur üniversitelerin de merkezi. Eğitim konusunda oldukça iddialı olan bu eyalette Konstanz, Karlsruhe, Mannheim ve Ulm şehirlerinde ve Stuttgart’da da üniversiteler bulunuyor. Ayrıca dünyaca ünlü Film Akademisi de “Baden” denince akla gelen en önemli eğitim kurumlarından.

ALMAN DİSİPLİNİ

Bir haftalık gezimiz boyunca yukarıda size saydığım üniversitelerin, eğitim kurumlarının hemen hemen hepsini ziyaret ettik. Rektörleriyle, öğretim üyeleriyle, öğrencileriyle tanışma fırsatı bulduk. Hatta bu okullarda eğitim alan Türk öğrencilerle de tanıştık. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, dünyaya ün salmış “Alman disiplinini” daha önce de Almanya’nın başka şehirlerinde bulunmuş biri olarak ilk kez bu kadar iyi anladım. Baden’e ayak bastığımız ilk andan, dönünceye kadar bize Türkiye’de geziye başlamadan önce verilen programın bir dakika bile dışına çıkmadık, çıkamadık. Sabah 7’den akşam geç saatlere kadar programda yer alan bütün ayrıntıları dakika dakika yerine getirdik. Ziyaret ettiğimiz kurumlarda da bu disiplin o kadar iyi işliyordu ki, programda o kurumu tanıtmak için yarım saat ayrılmışsa, bize bilgiyi veren kişi tam 30. dakikakada konuşmasına son veriyordu. Yemek yemek için, üniversitedeki araştırma merkezlerini tanımak için, öğrencilerle konuşmak için ayrılan sürelerde saat gibi tıkır tıkır işledi. Sıcak kanlı Akdeniz insanı olan biz Türkler için bu dakiklik zaman zaman aramızda hayret ifadeleri ile bakışmalara neden oldu. Evet hepimiz gazeteciyiz, gecemiz, gündüzümüz, çalışma saatimiz belli değil. Her an herşeye hazırlıklıyız ama hiçbirimiz bu kadar programlı hareket etmeye alışık değilmişiz bunu anladık. Ama yine de sadece yazılanlar, söylenenlerle fikir yürüttüğümüz “Alman” eğitim sistemini yakından tanımak farklı bir tecrübe oldu.

BAKANLARDAN DİNLEDİK

Tabii ki, görüşmelerimiz sadece rektörler, akademisyenler ve öğrencilerle sınırlı kalmadı, Baden-Württemberg Eyaleti Bilim, Araştırma ve Sanat Bakanı Theresia Bauer ve Çevre, İklim ve Enerji Ekonomisi Bakanı Franz Untersteller ile de tanışma, alanlarında yaptıkları çalışmaları dinleme imkanı bulduk. 4+4+4 eğitim sistemiyle beraber okula başlama yaşının 66 aya indirilmesi tartışmalarında bizlere hep Avrupa ülkeleri örnek gösterildi. “Almanya’da şöyle, İngiltere’de böyle, AB ülkeleri bunu şöyle yaptı” denildi. Hazır böyle bir fırsatı yakalamış, yerinde inceleme olanağı bulmuşken ben de Bilim, Araştırma ve Sanat Bakanı Theresia Bauer’e eğitim sistemlerini sordum.

OKULA BAŞLAMA

Onlarda okula başlama yaşı 6. Onlarda da bizdeki gibi okul öncesi eğitim zorunlu değil. Kreşler var ve 3- 6 yaş arası çocuklar kreşe yönlendiriliyor. Kreşler ücretli ancak maddi durumu iyi olmayan ailelerden ücret alınmıyor. Baden eyaletinde zorunlu eğitim 10 yıl. İlkokul eğitimi de bizim 4+4+4 eğitim sistemindeki gibi 4 yıl. Ancak işte ilk dört yıldan sonrası biraz karışık. Bakan Bauer bile anlatırken, bizim için bu sistemi hemen kavramanın zor olacağı uyarısında bulunuyor. Çocuklar 10 yaşına kadar Grundschule denilen ilkokula devam ediyorlar. İlkokul sonrasında devam edilen üç ya da dört farklı okul türü bulunuyor. Bu kademede yer alan okullar da Hauptschule, Realschule, Gesamtschule ve Gymnasium olarak adlandırılıyor. Bu okullara yönlendirme, öğrencinin ilkokul son sınıf (dördüncü sınıf) birinci dönem karnesindeki başarı düzeyine göre gerçekleşiyor. İşte burada Türkiye ile Almanya eğitim sitemi tamamen birbirinden ayrılıyor çünkü Almanya’da okullar arasında geçişte sınav diye birşey yok. Bizim yeni sistemle birlikte tartışmaya açtığımız “liselere geçişte, üniversiteye girişte sınavları kaldıralım” fikirlerini onlar yıllar öncesinde hayat geçirmiş bile.

ÖLÇÜT SINAV DEĞİL

Almanya’da öğrencinin eğitim sistemi içinde yerini alabilmesinin tek koşulu girdiği sınavlarda başarılı olması değil, ölçüt sınavlar değil. Öğrencinin okuldaki başarısı, sosyal yetenekleri, kabiliyetleri onu hangi okulu seçeceği konusunda yönlendiriyor. Öğrenciler ilkokuldan sonra geçiş yaptıkları lise türlerinde ileride seçecekleri mesleklere de yönlendirilmiş oluyor. Örneğin mesleki eğitim alacak bir öğrenci ders notlarına göre Hauptschule’ye yönlendiriliyor. Hatta şöyle bir ayrıntı da vereyim. Türk öğrencilerin büyük bir çoğunluğu da bu okul türünde eğitim alıyor.
Almanya’da üniversiteye geçişte Türkiye’den farklı. Liseyi bitiren öğrenci Abitur Lise bitirme sınavına giriyor ve bu sınavdan alınan notların ortalaması üniversite eğitim için öğrencileri yönlendiriyor. Yüksekokullar ve üniversiteler öğrencilerin lise eğitimindeki başarı düzeylerine göre seçme yapıyorlar. Yani öğrenciler bizdeki gibi geleceklerini birkaç saate sığdıran eleme sınavlarından geçirilmiyorlar.

SORUN YAŞLI NÜFUS

Alman eğitim sistemi yıllardır bizlere örnek gösteriliyor. Ancak onların da sorunu yok değil. Bu kadar sağlam temelli bir eğitim sistemine sahip Almanların, Türkiye’ye özendikleri, hayranlıkla baktıkları özelliklerimiz de var. Görüştüğümüz kişilerin büyük bir çoğunluğu genç nüfus oranının azlığından ve giderek genç nüfusun düşmesinden yakınıyor. Türkiye’yi bu konuda çok şanslı ve “güçlü” buluyor. Biz yıllardır onların eğitim sistemine “imrenerek” bakarken, onlar bizim genç nüfusumuzu dillerinden düşüremiyor. Diğer bir eksikleri de, üniversitelerde büyük çoğunlukla eğitim dilinin sadece Almanca olması. İngilizce eğitim verilemediği için dünyadan öğrenci çekmeleri de o derece zor oluyor. Lisans düzeyinde İngilizce eğitim vermek için politika geliştiriyorlar.

DOĞRU SİSTEM DOĞRU GELECEK

Bir haftalık ziyaretim sırasında gördüklerim, öğrendiklerim tabii ki bunlarla sınırlı değil. Almanya’da yaşayan Türk ailelerin çocuklarının eğitimde yaşadıkları sıkıntılar, bu sıkıntıları aşmış çok başarılı, gurur verici örneklerle de karşılaştım. Sadece öğrencilere yönelik değil, öğretmen yetiştirme ve istihdam etme konusunda da örnek modelleri tanıma imkanı buldum. Fazla uzatmadan bu köşeden sizlerle sadece ana hatlarıyla bizim de aynı kulvarda yürümeye niyetlendiğimiz yeni eğitim sistemimizle, Almanların eğitim sistemi arasındaki benzerlikler ve farklılıkları paylaştım.
Evet eğitim konusunda oturmuş, sağlam, öğrencileri yeteneklerine göre yönlendiren, makineleştirmeyen, çocuklarını, gençliklerini yaşamalarını engellemeyen bir sistemleri var. Ama örnek gösterilen bu eğitim sisteminde yetiştirecekleri “genç” nüfusları giderek azalıyor. Şunu unutmayalım, bizim de pek çok ülkeye “fark atan” çok ciddi genç nüfus potansiyelimiz var. Eğer 4+4+4 eğitim sistemi kapsamında değiştirmeye niyetlendiğimiz bütün hususları doğru yönde geliştirir ve bu sahip olduğumuz genç nüfusu öyle bir eğitim sistemiyle yetiştirirsek, gerçekten hiçbir Avrupa ülkesinden veya dünyadaki diğer ülkelerden geride kalacağımızı düşünmüyorum. Yeter ki, geleceğimizi doğru sistem üzerinde, doğru metodlarla, doğru politikalarla, doğru inşaa edelim.

Yazının devamı...