"Enis Berberoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Enis Berberoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Enis Berberoğlu

Sosyal medyayı beğeniyor güveniyor

19 Temmuz 2014

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hemen her gün miting meydanlarında seçmenine sesleniyor, rakiplerine yükleniyor, bu konuşmalar istisnasız her kanaldan canlı yayımlanıyor.

Meslektaşlarımız Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bu kampanyaya karşı sesini yeterince yükseltmediği kanaatinde...Ama İhsanoğlu'nın polemiğe girmeyeceği zaten fıtratından belli. Üstelik Ramazan ayında meydan mitinglerini uygun bulmuyor.

Polemik deyince...Çok önemli bir ayrıntı. İhsanoğlu sosyal medyayı çok önemsiyor, hatta ölçü olarak kullanıyor. Kendisine yapılan bazı eleştiri hatta saldırıları sosyal medyada sıradan kişilerin nasıl boşa çıkarttığını örneklerle anlatıyor, adeta "polemiğe gerek yok, halk yutmuyor" demeye getiriyor.

İyimserliğinde ne kadar haklı...10 Ağustos'ta hep birlikte göreceğiz.

Yazının devamı...

İhsanoğlu ne kadar tanınıyor?

19 Temmuz 2014

Ekmeleddin İhsanoğlu, toplumda tanınma oranının kampanyanın ilk günlerine göre ikiye katlandığını anlatıyor: “Zaten iddia edildiği gibi hiç tanınmıyor değildim. Yüzde 30’lardan yüzde 76-77’ye geldi. Bu iş artık tamam. Fark da bir-iki puana indi. 10 Ağustos’ta ilk turda yüzde 60’la kazanırım. Sokakta en çok hanımlardan ve gençlerden ilgi görüyorum.”

Son soru ama bence en önemli meselede: “Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyor?” Ülkesinden uzak geçen çocukluk ve ilk gençlik günlerinde ana diline özlemini büyük bir içtenlikte hatırlatıyor, devleti anadilde kusurlu görüyor. “Çözüm için mutabakat şart” diyor, siyasi hesaplarla bu işin yürümeyeceği uyarısını yapıyor.

Yazının devamı...

Dini referans kime verilir?

19 Temmuz 2014

İhsanoğlu da, Başbakan da muhafazakâr ve dindar…”Farkınız nerede?” diye soruluyor. İhsanoğlu dini referansların siyasetle bağdaşmadığını uzun uzun anlatıyor, Osmanlının kentli dindarlığı ile cumhuriyetin laiklik ilkesinin birbirini nasıl tamamladığını izah ediyor. Arada gülüyor, “Dinime tan eden (söven) Müslüman olsa bari” diyor.

Ardından “Dini referansı nerede ve kime veririm bilir misiniz?” diye sorup kendisi yanıtlıyor: “Kafa kesenler, insanları öldürüp kalplerini çıkaranlar Müslüman olamazlar. Onlara ayetle seslenirim. Derim ki Hazreti Peygamber aleme rahmet olarak gönderildi.”

Yazının devamı...

Nasıl bir Cumhurbaşkanı?

19 Temmuz 2014

Ekmeleddin İhsanoğlu en doyurucu yanıtlarından birisini, ABD Kongresi’nde yeni Ankara Büyükelçisi’ne yöneltilen “Türk Başbakanı otoriterleşiyor mu?” sorusu bağlamında veriyor:

“Görevlendirme (bu ifadeyi beş defa kullandı) teklifi bana geldiğinde, otoriterleşme eğilimini gördüğüm için kabul ettim. Yabancılardan duymamıza gerek yok. Sokaktaki Türk halkı da, Ayşe Teyze de biliyor. Yürütme yasamayı adeta kendisine bağladı, adalet sistemini ihtiyaca göre kanunlarla oynayarak bozdu. Yetkinin tekelde toplanmasına ne demokrasi denilir, ne de başkanlık sistemi.”

Bu tespitten sonra Cumhurbaşkanı tarifi de sürpriz değil: “Siyasetin üstünde hakem konumunu korumalı. Bakın, bizdekinden çok daha az yetkiye sahip İtalyan Cumhurbaşkanı ülkesini krizden çıkarttı. Ayrıca mevcut Anayasa ile seçilip “ben bu yetkileri yeterli bulmuyorum” demeyi anlamıyorum. Sistemin reforma ihtiyacı tabii ki var. Ama sistemi toptan değiştirme hakkı başkadır.”

Yazının devamı...

Resmen korku var

19 Temmuz 2014

Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu ile bir hafta aradan sonra yeniden birlikteyiz. Genel yayın yönetmenleri ile sohbet toplantısı bir buçuk saat kadar sürüyor. İhsanoğlu vereceği başlığı sona saklıyor: “Resmen korku var. İnsanlar bu gidişten kurtulacaklarına inanmakta zorlanıyorlar.”

Bu çarpıcı tespitten sonra veda için ayağa kalkarken ekliyor: “Sanki şu masada (gazetecilerin oturduğu) bile aynı umutsuzluk mevcut…”

Masaya o gözle bakınca, hükümeti açıkça destekleyen medyadan tek bir isim oturuyor.

O cenahtan bu toplantıya gelmek cesaret işi mi yoksa? En iyisini kendileri bilir elbette.

Yazının devamı...

Korku var resmen

18 Temmuz 2014

Genel Yayın yönetmenleri ile sohbet toplantısı 1.5 saat kadar sürüyor. İhsanoğlu vereceği başlığı sona saklıyor: “Resmen korku var. İnsanlar bu gidişten kurtulacaklarına inanmakta zorlanıyorlar.”
Bu çarpıcı tespitten sonra veda için ayağa kalkarken ekliyor: “Sanki şu masada (gazetecilerin oturduğu) bile aynı umutsuzluk mevcut…”
Masaya o gözle bakınca, hükümeti açıkça destekleyen medyadan tek bir isim oturuyor.
O cenahtan bu toplantıya gelmek cesaret işi mi yoksa? En iyisini kendileri bilir elbette.
Ekmeleddin İhsanoğlu en doyurucu yanıtlarından birisini, ABD Kongresi’nde yeni Ankara Büyükelçisi’ne yöneltilen “Türk Başbakanı otoriterleşiyor mu?” sorusu bağlamında veriyor:
“Görevlendirme (bu ifadeyi 5 defa kullandı) teklifi bana geldiğinde, otoriterleşme eğilimini gördüğüm için kabul ettim. Yabancılardan duymamıza gerek yok. Sokaktaki Türk halkı da, Ayşe Teyze de biliyor. Yürütme yasamayı adeta kendisine bağladı, adalet sistemini ihtiyaca göre kanunlarla oynayarak bozdu. Yetkinin tekelde toplanmasına ne demokrasi denilir, ne de Başkanlık sistemi.”

FARK 1-2 PUANA İNDİ

Bu tespitten sonra Cumhurbaşkanı tarifi de sürpriz değil: “Siyasetin üstünde hakem konumunu korumalı. Bakın, bizdekinden çok daha az yetkiye sahip İtalyan Cumhurbaşkanı ülkesini krizden çıkarttı. Ayrıca mevcut Anayasa ile seçilip “ben bu yetkileri yeterli bulmuyorum” demeyi anlamıyorum. Sistemin reforma ihtiyacı tabii ki var. Ama sistemi toptan değiştirme hakkı başkadır.”
Ekmeleddin İhsanoğlu, toplumda tanınma oranının kampanyanın ilk günlerine göre ikiye katlandığını anlatıyor: “Zaten iddia edildiği gibi hiç tanınmıyor değildim. Yüzde 30’lardan yüzde 76-77’ye geldi. Bu iş artık tamam. Fark da bir-iki puana indi. 10 Ağustos’ta ilk turda yüzde 60’la kazanırım. Sokakta en çok hanımlardan ve gençlerden ilgi görüyorum.”
İhsanoğlu da, Başbakan da muhafazakâr ve dindar…”Farkınız nerede?” diye soruluyor. İhsanoğlu, dini referansların siyasetle bağdaşmadığını uzun uzun anlatıyor, Osmanlı’nın kentli dindarlığı ile Cumhuriyetin laiklik ilkesinin birbirini nasıl tamamladığını izah ediyor. Arada gülüyor, “Dinime ta’n eden (söven) Müslüman olsa bari” diyor.
Ardından “Dini referansı nerede ve kime veririm bilir misiniz?” diye sorup kendisi yanıtlıyor: “Kafa kesenler, insanları öldürüp kalplerini çıkaranlar Müslüman olamazlar. Onlara ayetle seslenirim. Derim ki Hazreti Peygamber aleme rahmet olarak gönderildi.”

ÇÖZÜM İÇİN MUTABAKAT ŞART

Son soru ama bence en önemli meselede: “Çözüm sürecini nasıl değerlendiriyor?” Ülkesinden uzak geçen çocukluk ve ilk gençlik günlerinde ana diline özlemini büyük bir içtenlikte hatırlatıyor, devleti anadilde kusurlu görüyor. “Çözüm için mutabakat şart” diyor, siyasi hesaplarla bu işin yürümeyeceği uyarısını yapıyor.

Yazının devamı...

Oku Sabah Oku

19 Mayıs 2014

Önce, “Başbakan’dan istem dışı tokat yedim” diyen o genç, dün “Başbakan vurmadı, aksine beni korumalardan korudu” açıklamasını yapmış… İyi demiş, güzel demiş… İnşallah bir daha fikrini değiştirmez.

Sabah ile aramızdaki habercilik hesabına geçmeden önce…

Ömrü idrar üzerinden karakter, haber üzerinden niyet okuyarak geçenlere bir çift lafım var…

Daha önce de yazdım, herkes anlayana kadar tekrara razıyım.

O matem gününde Soma’ya giden Başbakan hepimizin başbakanı’dır.

Soma’ya bütün milleti, devleti temsil etmeye, taziye vermeye gitti.

Velev ki Somalı gencin ilk ifadesi doğruydu, yukarıdaki gerçek değişmez.

Kimse öyle bir olay yaşandı diye zil takıp oynama şehvetine kapılmaz.

Aksini duyunca da kahrolmaz…

Haberciler zamanın kısa tarihini yazar.

Haber beklemez, tuzu yağı suyu kıvama gelene kadar sabredip fırına verilecek mercimek yemeğine benzemez…

Hızlı ve objektif servis edilmezse tadı kaçar hatta kötü kokar.

Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, bana diyor ki, “Bugün Sabah’ın haberini oku, gerçekleri öğren…”

Ben de diyorum ki;

- Ey Sabah’taki meslektaşım, bugün birinci sayfanıza o gencin üç ayrı ifadesini modern zaman tabiriyle “time- line”, Türkçe mealiyle zaman çizelgesi olarak koymuşsunuz… Güzel ve iyi yapmışsınız. Ama ve lakin bir zahmet o gencin birinci sayfaya taşıdığınız “Başbakan istem dışı bir hareketle bana vurdu” ifadesini içeren haberi gazetenizin arşivinden çıkarıp göstersenize…

Maalesef gösteremezsiniz, çünkü Sabah Gazetesi’nde o gün bırakın gencin ifadesini, Soma marketi haberi bile yoktu…

Dört gün sonra gencin ifadesini manşete taşıyıp, “Haklı çıktık” demeye getiriyorsunuz… Hayrettir.

Daha önce, “Orada gazeteci var mı?” diye yazdım, alındınız.

Galiba yanlış sormuşum, düzeltiyorum.

Doğrusu, “Orada medyum var mı?” olmalıymış.

Somalı gencin ifadesini değiştireceği herhalde kahve falında çıkmış, Sabah o yüzden ilk ifadeleri yazmamış, biz atlamışız. Pardon yani!

* * *

Neyse Soma’da olan bitenler bir yana, gelelim dersimize…

“Başbakan’ı kimden korumaya kalkıyorsunuz; o hepimizin Başbakanı” diyoruz anlamıyorsunuz, “Bizim için haberin tersi, düzü olmaz, olan biteni yazarız, basarız” diyoruz, karşılığında iftira duyuyoruz…

O yüzden geçelim meslek içi uygulamalı dersimize…

Sabah Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, “Oku öğren” diyor ya…

Ah benim Sabah’taki meslektaşım, devir değişti artık.

Senin gazeten basılıp satış noktasına ulaşana kadar…

O haber 12 saat önce Hürriyet internet sayfasında yerini bulmuştu bile…

Sabah saat 09.00 itibariyle 100 binden fazla ziyaretçi sayfanın dört manşetinden biri olan Somalı gencin ifadesini okumuş, 300 okur yorum yapmıştı.

Aynı haber tabii gazetemizde de vardı; ama biraz daha büyük kullanılabilirdi, bu da bizim özeleştirimiz olsun…

Ne diyorduk… Oku Sabah oku…

Belki haberciliği hatırlarsın.

---

Son bir not: Sadece Sabah değil hükümet medyasının tamamı Hürriyet’in Soma marketi haberini çarpıtarak aktarıyor. Ekte 16 Mayıs tarihli gazetenin şehir baskısının birinci sayfası ile haberin yayımlandığı sayfayı bilginize sunuyorum. Olmayan “yumruk” sözcüğünü bulan hükümet medyası mensubuna bir aylık bedava Hürriyet aboneliği benden, söz.

Yazının devamı...

Orada gazeteci var mı?

18 Mayıs 2014

Orada mısın?
Lafı uzatmayacağım.
Dünkü birinci sayfana sen de şaşırdın mı?
Soma marketi sanki Soma felaketinden daha önemli...
Hayrettir, bu ne şiddet, bu ne gazap...
Başta Hürriyet, Doğan Grubu yalan yazıyormuş.
İnsaf ve vicdanı geçtik, bari aklımızla alay edilmesin.
Olan biteni, kamera görüntüleri ile milyonlar izledi.
Bir kanaat edindi.
Arbedeyi gördü, darp edilen işçiyi dinledi.
Başbakanlık korumalarının orantısız şiddetine tanık oldu.
Peki, Hürriyet ne yaptı?
“Marketteki o an” başlığını tercih etti.
Darp edildiğini iddia eden gencin ifadesini de, “Fiziki müdahale yok, arbede var” yönündeki Başbakanlık açıklamasını da, birinci sayfasında ulusal mateme saygılı ölçüyle kullandı...

*

Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım...
Haydi diyelim ki, hepsi montaj-dublaj...
Hatta kumpas ve dahası paralel komplo...
Hâlâ Türkiye’ye bir sorunun yanıtını borçlu kalırsınız.
Soma’daki o markette ne oldu?
Markette o itiş kakış ve arbede nasıl başladı?
Görüntüde, “Gel buraya, kaçma...” diye haykırdığı duyulan kimdi?
Dondurma dolabının önündeki genç neden yerlerdeydi?
O gence tekme tokat girişenler polis miydi?

*

Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım...
Bırak, el âlemin ne dediği ile, yazıp çizdiği ile uğraşmayı...
Sen anlat Soma’daki markette olan bitenin aslını...
Ama kanıtıyla, tanığıyla, görüntüsüyle...
Bakıyorum dünkü haberinde hiçbirisi yok.
Galiba senin derdin, işin gücün haber değil.
Başbakan’la bizleri -hem de bu matem ortamında- karşı karşıya getirmek istiyorsun.
Bak açık söyleyeyim... Beceremezsin, oyuna gelmeyiz.
Çünkü Başbakan sadece sizin değil hepimizin başbakanı, neden kavga edelim, bu bir.
Gerçek haberci hiç kimseye düşmanlık etmez, kin gütmez, çamur atmaz, bu da iki...
O yüzden yazacağın doğru yoksa, bari bir sus.
Üstelik sen susuyorsun diye gazetecilik biter sanma.
Benim derdim senin de gazeteciliğin bitmesin diye.
Sahi, orada gazeteci var mı?

Yazının devamı...