"Eray Görgülü" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Eray Görgülü" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Eray Görgülü

Bilişim Derneği’nden kodlama seferberliği

25 Nisan 2017

ABD’de son bir yılda “Hour of Code” etkinlikleriyle milyonlarca çocuk ve genç, bilgisayar programı yazarken, birçok AB ülkesinde de 10 binlerce çocuk ilk bilgisayar programlarını hayata geçirdi.
Peki dünyanın büyük önem verdiği kodlama eğitimi konusunda biz ne yapıyoruz?
Türkiye Bilişim Derneği Genel Başkanı Rahmi Aktepe’yle yaptığımız söyleşide bu sorunun yanıtını aradım. Aktepe’nin ilk tespiti ise oldukça şaşırtıcı oldu: “30 yıl içerisinde günümüzün popüler olan meslekleri teknolojinin gelişmesi ile yok olacak. Yakın bir zamanda savcıya, öğretmene hatta doktora bile ihtiyaç duymayacağız. Bu da gelecekte istihdamın değişeceğine, çocuklarımızın şu anda adını bile duymadığımız mesleklere sahip olacağını gösteriyor. Anne ve babalar olarak bu gelişime ve değişime ayak uydurmamız gerekiyor.”

2025’TE 1 MİLYAR BAĞLANTI

2025 yılı öngörülerine de değinen Aktepe, “Türkiye’nin geleceğe hazırlanmasında çocuklar için programlama-kodlama eğitiminin yaygınlaştırılması da önemli” diyerek, şunları söyledi: “2025’te yaklaşık bir milyar insan internete bağlı elbiseler giyecek. Üç boyutlu yazıcıların etkisiyle artık evlerimiz fabrikaya dönüşecek. Klasik üretim araçları ve fabrikaları yok olacak. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa Birliği üye ülkelerinde ve bazı uzak doğu ülkelerinde çocukların eğitim hayatlarının ilk yıllarından itibaren programlamayla tanışması yönünde büyük çaba harcanıyor. Gelecek internet üzerine kurulu olacak ve interneti şekillendirecek olanlar bugünün çocukları olacak. Bu nedenle özellikle gelişmiş ülkeler ulusal ve uluslararası bazda çocuklara yönelik ‘kodlama hareketleri’ başlattılar.

YAZILIM KODLAMASI ÇOK ÖNEMLİ

Yazının devamı...

Kesikköprü itirazı

15 Nisan 2017

Fakat bir anda Başkan Melih Gökçek’in önceki günkü açıklamalarıyla Kızılırmak suyu bir kez daha gündeme geldi. Gökçek, “Bu sene itibariyle istesek de istemesek de Kesikköprü’den su alacağız. Başka çaremiz yok” dedi.
Belli ki, bu yaz Kızılırmak suyu bir kez daha kent gündemini epeyce meşgul edecek fakat, üç ay arayla ASKİ Genel Müdürü ve Gökçek’in birbirine bu kadar zıt açıklama yapmalarının sebebi ne olabilir?
Yıllarca Devlet Su İşleri’nde görev yapmış, şimdi de İnşaat Mühendisleri Odası Su Çalışma Grubu’nun sözcülüğünü yürüten inşaat ve çevre yüksek mühendisi Hasan Akyar’a sordum. 

İHTİYACI KARŞILAR

Öncelikle Akyar, kesinlikle bu sene Kesikköprü takviyesine ihtiyaç duyulmayacağını iddia ederek, şöyle diyor: “Barajlarımızdaki kullanılabilir/çekilebilir su miktarı, Ankara’nın içme ve kullanma ihtiyacını önümüzdeki kış ayları başlarına kadar karşılayacak düzeydedir. Dolayısı ile ‘Kesikköprü Takviyesi’ söz konusu olmamalıdır.” 13 Nisan itibariyle Ankara içme suyu şebekesine İvedik ve Pursaklar arıtma tesislerinden toplam brüt 1 milyon 100 bin 650 metreküp içilebilir su verildiğini belirten Akyar, yaz aylarında kent nüfusunun azalmasına karşın şebeke suyunun çim sulamada kullanılması nedeniyle ihtiyacın azalmadığını belirterek, şunları söyledi:

Yazının devamı...

İstikbal ihalelerde

30 Mart 2017

Böyle giderse Türk Hava Kurumu’nun belki de kapısına kilit vurma noktasına vardıracak süreci kısaca hatırlayalım. 

THK, Osman Yıldırım’ın gözaltına alınmasının ardından yaklaşık 800 milyon lira borçla karşı karşıya kaldı. Yıldırım’dan boşalan koltuğa yeni başkan seçmek için Aralık 2014’te genel kurul yapıldı ve Vacit Öktem Türk Hava Kurumu’nun yeni başkanı oldu. Yaklaşık sekiz aylık sürecin ardından Vacit Öktem, başkanlıktan istifa etti. Öktem, istifa gerekçesini ise şu sözlerle açıklamıştı:

AĞIR BORÇ YÜKÜ

“Benim bu yapı ile çalışmam mümkün değil. Bana karşı cephe aldılar. Bu kumpasların altında kalkacak biri değilim. Ben düz bir insanım. Düzgün yaşamaya gayret ettim. Kurumun daha fazla zarar görmemesi için böyle bir karar aldım. Eski başkanın icraatları nedeni ile kurum ağır bir borç yükü altında konulmuş. 800 milyon liralık borca karşılık kurumun tüm gelirleri bankalara temlik edilmiş.” Öktem’in istifasının ardından Eylül 2015’te yapılan genel kurulda Kürşat Atılgan ve Mustafa San yarışmış, her iki aday da 252’şer oy alınca seçimler bir ay sonra yenilenmişti. Ekim ayındaki seçimde Kürşat Atılgan, başkan seçilerek göreve başladı.

44 ADET TAŞINMAZ SATIŞA ÇIKARILDI

Bu süreçte aylarca maaş alamayan THK personelinin bir kısmı kurumdan ayrılırken, Atılgan’ın göreve başlamasının ardından THK’daki taşınmaz satış süreci de Kasım ayıyla birlikte başlamış oldu.

Yazının devamı...

Ne İnönü kaldı ne Atatürk

9 Mart 2017

Bu yılın başında ismi değiştirilen okulun girişinde ve konferans salonunda bulunan Atatürk yazıları kaldırılmış, büstü de bir kenara atılmıştı. Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin mutlaka soruşturması gerektiğini düşündüğüm olayın detaylarını aktarmadan önce isim değişikliğinin hikâyesini paylaşmakta fayda var.

* * *

Altındağ’da 1930 yılında İnönü ismiyle açılan ilkokul, daha sonra 1950 yılında Alpaslan, 1961 yılında da İrfan Baştuğ isimlerini aldı. Okula, 1992 yılında yeniden İnönü ismi verildi.
İnönü ismini taşıdığı için okula özel ilgi gösteren CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan, okula bir konferans salonu kazandırmak istedi. Bilgehan’ın katkılarıyla yaptırılan konferans salonu 2015 yılında törenle açıldı.
Bu eğitim-öğretim yılının başında ise, mevcudu azaldığı gerekçesiyle okulun Bilim Sanat Merkezi’ne dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Kurumun yeni adı da “İnönü Bilim Sanat Merkezi” oldu.

* * *

Ancak, açıldığı günden bu yana ismi üç kez değiştirilen İnönü İlkokulu’na geçtiğimiz günlerde de 15 Temmuz şehitlerinden Hüseyin Gültekin’in ismi verildi.

Yazının devamı...

Ankara’nın çocukta acı tablosu

5 Mart 2017


Tablo aslında Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) daha önce Türkiye geneline ilişkin açıkladığı rakamları da kapsasa da, bu tabloyla Ankara’daki rakamları ilk kez görmüş olduk. 

RAKAMLAR ALARM VERİYOR

TÜİK verilerinden elde edilerek, Meclis’e sunulan ve Ankara’yla Türkiye genelinin karşılaştırmasının yapıldığı istatistikler, Başkent’te eğitim yaşındaki çocuklarla ilgili alarm verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Nazlıaka’nın TÜİK’in verileriyle ilgili hazırladığı raporda yer alan en çarpıcı rakamlardan birisi, 2010 ve 2015 yılları arasında mağdur edilme, suça sürüklenme, evden kaçma gibi çeşitli gerekçelerle güvenlik birimlerine getirilen çocukların sayısı. Altı yılda tam 52 bin 329 çocuk, güvenlik birimlerine getirildi.

YÜZDE 155’LİK ARTIŞ

2010 yılında 4 bin 966 çocuk güvenlik birimlerine getirilirken bu sayı 2015’te 12 bin 686’yı buldu. Türkiye genelinde bu verideki altı yıllık artış oranı yüzde 61 iken, Ankara’da yüzde 155’e ulaştı. Yine TÜİK’in verilerine göre Türkiye genelinde mağdur edilen çocuk sayısı 2010 yılında 76 bin 428 iken bu rakam 2015 yılında yüzde 86’lık bir artışla 142 bin 179’a ulaştı. Ancak, bu artış Ankara’da çok daha büyük oranlarda gerçekleşti.

28 BİN ÇOCUK MAĞDUR

2010 yılında 2 bin 862 olan mağdur edilen çocuk sayısındaki altı yıllık artış oranı yüzde 134 oldu ve bu sayı da 6 bin 717’ye ulaştı. Altı yılda mağdur edilen toplam çocuk sayısı ise 28 bin 364’ü buldu. Suça sürüklenmede Türkiye genelinde yüzde 41 olan altı yıllık artış oranı, Ankara’da yüzde 110’u buldu. Ankara’da suça sürüklenen çocuk sayısı 2010 yılında bin 460 iken, 2015 yılında bu sayı 3 bin 211’e ulaştı. Altı yılda Ankara’da suça sürüklenen çocukların toplam sayısı da 14 bin 813’e ulaştı.

Yazının devamı...

Binde 2 deyip geçilemez

27 Şubat 2017

Hemen bir oranlama yaptınız ve binde 2 çıktı. 

Çok küçük bir oran değil mi?
Oysa, Çiğdem, Çukurambar ve 100. Yıl’da oturanlar için hiç de öyle değil.
Onlar şu günlerde bu ‘binde 2’ için, büyük bir mücadele veriyor.
Tıpkı, 2011 yılından beri, 40 bin metrekare büyüklüğündeki parkın 16 bin metrekaresinin inşaata açılmasına karşı verdikleri mücadele gibi.

* * *

Bu kez söz konusu ‘binde 2’ ise, Birlik Parkı’ndaki çimlerin ortasına dökülen betonun büyüklüğü. Kısaca hatırlayacak olursak, 29 Kasım 2011 tarihinde Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alınan kararla Birlik Parkı’nın büyük bir kısmının konut ve ticaret alanı olarak imara açılması öngörülmüştü.

Yazının devamı...

‘Kahramanlar’ı unuttuk mu

9 Şubat 2017

* * *

Onlarca vatandaşımızı kaybettiğimiz, yüzlerce Ankaralının belki saniyelerle, dakikalarla kurtulduğu bu saldırıların ardından terörü lanetlemek ve yitirdiklerimizi karanfillerle anmaktan başka bir şey gelmedi elimizden.
Sonrasındaysa ‘saldırılarda ölenleri anmak adına en azından bir anıt yapılmalı’ fikri ortaya çıktı.

* * *

Büyükşehir Belediye Meclisi de 10 yıl önce Ulus Anafartalar Çarşısı önünde gerçekleşen saldırıya da dahil ederek, Gar önü, Merasim Sokak ve Kızılay Güvenpark Otobüs Durağı’nda meydana gelen terör saldırılarında hayatını kaybedenler için başkanlıkça uygun görülecek bir yere “Kahramanlar Anıtı” yapılmasını kararlaştırdı.

* * *

Karar, geçtiğimiz yıl mayıs ayında alınmıştı.

Yazının devamı...

Reina ayarında cevapsız sorular

1 Şubat 2017

İş çıkışı buluştuk. Konur Sokak ve çevresinde alkollü mekanları olan beş işletmeci daha masamızdaydı. Mekan ve işletmeci isimlerini veremiyorum çünkü bundan sonra görmeleri muhtemel baskıların da sorumlusu olmak istemem. Zaten, Kızılay çevresindeki bütün alkollü mekan işletmecileriyle ortak hareket ediyorlar ve dertleri de aynı: “Ankara Valiliği’nin alkollü işletmelere getirdiği özel güvenlik bulundurma zorunluluğu.”

* * *

Valilik, İstanbul’da yılbaşında Reina’ya yapılan saldırının ardından Ankara’da güvenliği sağlamak adına böyle bir karar almıştı. Uygulamaya ilişkin kafalarında bir sürü soru işareti bulunan işletmeciler, bunlara yanıt arıyor.
Kendileriyle görüşülmediğini, fikirlerinin alınmadığını belirten işletmeciler, en başta Vali Ercan Topaca’nın şu soruları yanıtlamasını istiyor:

* İstanbul’da gerçekleşen bir saldırının faturası neden Ankara’ya çıktı? Üstelik uygulama, saldırının yaşandığı İstanbul’da söz konusu değilken neden Ankara?

* Hangi kriterler dikkate alındı? Kriter, kalabalık mekânlar mı, yoksa mekânların alkollü olması mı? Örneğin aynı sokakta aynı kapasiteyle yan yana hizmet verdiğimiz bir kafe bu uygulamadan neden muaf?

* Kızılay’da aynı anda 500’ün üzerinde kişiye hizmet veren kahveciler var. 5 katlı bir simitçi var. Bu tür kalabalık mekanlar terörün hedefi değil mi?

* Kapıya koyacağımız güvenlikler silahsız olacak. Reina’da kapıda silahlı bir polis olmasına karşın saldırı önlenememişken bu tür saldırıların silahsız bir güvenlikle nasıl önlenebileceği düşünülüyor?

Yazının devamı...