"Eray Görgülü" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Eray Görgülü" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Eray Görgülü

Otopark işi çığrından çıktı

22 Mart 2015

“Görevli olmayan bazı kişilerce cadde ve sokaklar ile meydanlarda gelişigüzel otopark yerleri oluşturulduğu ve araçlarını park eden şahıslardan zorla ücret alındığı, ücret ödemeyen vatandaşların araçlarına zarar verildiği ve tehdit edildiği anlaşıldığından tedbir alınmasının talep edildiği”...
“E, ama bizim sokakta mafya filan yoktu. Gelişigüzel de değil güzel güzel araçlarımızı park ediyorduk. Ne gerek vardı şimdi buna?”
“Yapacak birşey yok, belediye meclisi kararı gereği”...

* * *

Durup dururken bunca sokak ve cadde paralı otoparka dönüştürülünce, bazı ‘girişimci’lerin aklında fikir fırtınaları kopmuş olmalı ki; kendi ‘meclis’ kararları gereği boş sokakları ‘zapturapt’ altına almışlar şimdiden...
Bu durumda, sokakların bambaşka bir kaosa doğru sürüklendiğini söylemek için kahin olmaya da gerek yok sanırım.
Ve bugün geldiğimiz noktada Ankara’da tam anlamıyla “Kimin şirketi kimin caddesinde” belli değil hali yaşanıyor.

* * *

Yazının devamı...

‘İnsanca’ bir çözüm

15 Mart 2015

Ancak başka yolu yok, otobüs durağına varabilmek için birkaç gece önce saldırısına uğradığı köpeklerin arasından yürümek zorunda.
Neyse ki, o sıra sokaktan bir otomobil geçiyor ve usulca elini kaldırarak, yardım istiyor: “Az ileride köpekler var, tedirgin oldum. Sokağın başına kadar bırakır mısınız?”

* * *

Bugünlük tehlikeyi atlattı...
Bu diyalog, Çankaya’nın en ‘güzide’ semtlerinden birinde yaşanıyor. “Neresi?” diye sormayın ismi lazım değil. Çünkü bu ve bunun gibi onlarca vaka Çankaya’nın hemen her gün muhtelif yerlerinde meydana gelebiliyor.
Bu köşelerden çok defa yazdık çizdik, haberlerle de gündeme getirdik ve mâlumun ilanı olacak belki ama, bu kentin her gün artarak devam eden bir sokak köpeği sorunu var ve hâlâ bazı ilgili-yetkililer bu meseleyi görmezden gelmeye devam ediyor.

* * *

Bu arada özellikle hayvanseverler için bir kez daha altını çizmekte fayda var. Sokak köpeği sorununa çözüm bulunmasını istediğini dile getiren herkesi peşinen ‘hayvan düşmanı’ ilan etmeyin.

Yazının devamı...

Gümbür gümbür aday adayları

8 Mart 2015

Birazdan gümbür gümbür, sanki kulağının dibinde çalıyormuş gibi, “Medarı iftiharınız, aday adayınız geliyoooor”.

* * *

Ya da bir rahatsızlığın var, gece boyu uyuyamamışsın belki, tam biraz kestireyim de nefes alayım diyorsun, aday adayı ensenin dibinde bitiyor, “Oylar, partimizeeee”...
Çalıştığın kurumda gece nöbetine kalmışsın veyahut da sürekli gece çalışan birisin, gündüz de ‘nöbet’e devam, aday adaylarıyla...
Yaşlılar, öğrenciler, hastalar, bebekli aileler, 7 Haziran’a kadar evinizde sakinliği unutun. Her an bir aday adayı, sonra da aday, kapınızdan, pencerenizden kulağınızın dibinde bitmeye devam edecek. Hem de ‘gümbür gümbür’, çala oynaya...

* * *

İşin traji-komik tarafıysa giydirilmiş otobüsleriyle sokaklarda umarsızca gürültü kirliliği yaratan bu kişilerin seçildikten sonra Meclis çatısı altında yasama faaliyeti yürütecek olması. Yani, vatandaşın hakkının, hukukunun korunması için gerekli olan yasaların altına imza atacak olmaları...

Yazının devamı...

Kentli yönetimde ne kadar söz sahibi

1 Mart 2015

Sizin adınıza habire hayatınızı olumlu ya da olumsuz yönde etkileyecek bir sürü kararlar alınıyor ve siz bu sürecin tek bir yerinde varsınız; o da önünüze sunulmuş bir elin parmaklarını geçmeyen alternatifler arasından yaptığınız tercihle...

* * *

Seçim günü sandık başında verdiğiniz karar dışında, kente dair söz söyleme, fikir yürütme, proje üretme şansınız yok. Peki bu süreçlerde, kentli adına karar vermesi beklenen meclis üyeleri ne yapar?
Beş yılda bir sandık başına giderek seçtiğimiz ve belediye meclislerine gönderdiğimiz meclis üyelerinin kente dair alınan kararlarda ne derece etkin olduğuna dair bir fikriniz var mı?
Yoksa o meclis üyelerinin de birçoğu, TBMM’de olduğu gibi her önüne konan kararlarda, ‘parti disiplini biatçısı’ mı?

* * *

İstisnalar elbette kaideyi bozmaz ama ben Ankara’daki belediye meclislerinde bugüne kadar, herhangi bir önergeye partisinin grup kararına rağmen aksi yönde oy kullanan bir ‘istisna’ hatırlamıyorum.

Yazının devamı...

En büyük suçlu bu sisteme göz yumanlar

18 Şubat 2015

Bu cinayetin ardından, konuşulmayan ve en başta sorulması gereken sorulardan birisi de şudur:

* * *

“Sosyal medayada eli silahlı fotoğraflarını paylaşan ve silah kaçakçılığından hüküm giymiş birisi nasıl olur da bir toplu taşıma aracında direksiyona geçebilir?” Devletin en tepesi de dahil olmak üzere, herkes bir daha böyle bir olayın yaşanmaması için ceza sisteminin masaya yatırılmasını tartışıyor ama, hala kimse çıkıp da, şoförlerinin büyük bir çoğunluğu kayıt dışı çalışan dolmuşları gündeme getirmiyor.

* * *

Söz konusu kişinin EGO otobüsünde şoför olduğunu düşünebilir misiniz?
Düşünmezsiniz...
Çünkü bir kişinin belediye otobüsünde ya da özel halk otobüsünde çalışabilmesi için belli şartları taşıması gerekir.

Yazının devamı...

Kentler ‘yoğun’ akıcı

12 Şubat 2015

‘Yoğun’.
Misal, ‘Eskişehir Yolu, yoğun’ deriz, ya da daha iyimser bakış açısıyla ‘yoğun akıcı’...
Peki en gerekli oldukları zaman; yani sabah-akşam bu yollar neden sürekli yoğun ve en önemlisi; açılan yeni yollara rağmen her geçen gün neden daha da yoğunlaşıyor?

* * *

Çünkü artık imar planlarındaki ‘yoğunluk’ kıstası, kağıt üzerinde kaldı da ondan. Kabaca anlatımla, imar planları hazırlanırken bölgenin yolları, okulları, parkları, nüfusu kısaca yaşama dair her unsuru dikkate alınarak bir yoğunluk hesabı yapılır ve binaların kat yüksekliklerinin sınırıyla, inşaat alanları bu yoğunluğa göre belirlenir.
Müteahhitten de bu sınırlara uygun inşaatlar yapması beklenir.

* * *

Müteahhit, adamını bularak, rüşvet vererek ya da siyasi baskı mekanizmasını kullanarak bu sınırları aşarsa ve belediye meclisleri buna göz yumarsa ne olur?

Yazının devamı...

Su uzmanından 'ucuzlamalı' teorisi

25 Ocak 2015

Akyar, Ankara’da suya bırakın zam yapılmasını aksine ucuzlaması gerektiğini savunuyor. Akyar, iddiasını da şöyle temellendiriyor:
* Ekonomi temel kitaplarından öğrendiğimize göre bir malın fiyatını belirleyen unsurlardan en başta gelen ikisi, miktarı ve kalitesidir.
* Belediyelerin su ücretleri, esas olarak miktar üzerinden alınmaktadır. Arz ettikleri suyun kalitesi ile orantılı bir fiyatlandırma yoktur. Oysa serbest piyasa ortamında suyun fiyatını belirleyenlerden en öne çıkanı o suyun kalitesidir.
* Aynı miktar/hacimde marketlerde satılan şişelenmiş suların fiyatları birbirlerine göre 10 katına kadar farklılıklar göstermekte ve alıcı bulmaktadır. Bir başka deyişle, suyun miktarı değil asıl, kalitesi/niteliği fiyatının belirleyicisi olmaktadır.
* İvedik Arıtma tesisinde işlenen hamsu eğer, Ankara’nın mevcut kuzeyindeki depolanmış yerüstü su kaynaklarından geliyor ise (Akyar, Eğrekkaya, Kurtboğazı, Çamlıdere ve Kavşakkaya Baraj gölleri) ve bu kalitedeki suyun birim fiyatı belirlenmiş ise, Kesikköprü Barajı’ndan Kızılırmak suyunun paçallanarak kente verildiği sürelerde söz konusu birim fiyatın da değil zamlanması, tam tersine ciddi bir biçimde düşürülmesi gerekir.

YOKSA YİNE Mİ ERTELENECEK

Meclis’in engelliler yasasıyla ilgili kamu kurumlarına tanıdığı üç yıllık sürede sona geliniyor. 2012’de ertelenen yasanın Temmuz’da yürürlüğe girmesi gerekirken; kaldırımları, yeşil alanları, yürüyüş yollarını, resmi binaları kısacası tüm kenti engellilerin erişilebilirliğine uyumlu hale getirme yükümlülüğü bulunan yetkililer, sanki yasanın bir kez daha erteleneceğini biliyormuşcasına rahat davranıyor.

Yazının devamı...

Verirken davul zurnayla alırken ince bir fısıltıyla

22 Ocak 2015

Bizdeki yerel yönetim anlayışına göre, en ücra köşedeki belde belediyesinin bile bir basın birimi olmalıdır. Belediyenin büyüklüğüne göre, ama bir kişiyle ama 10 personelle... Mutlaka olmalıdır ki; her yapılan hizmet doğru düzgün bir lisanla ‘seçmene’ anlatılabilsin diye...
Bu birimlerin her tür çabası; ağaçların budanması, sokaklardaki afişlerin toplanması, kaldırımların temizlenmesi gibi en ince detaylar bile, süslü fotoğraflarla mümkünse ulusal, olmazsa yerel, o da olmazsa mahalli bir gazetede yer bulabilsin diyedir. Bazen öyle hallere bürünürler ki, propagandanın ustası Goebbells’i solda sıfır bırakırlar.

* * *

Asfalt mesela, en kaymağını sersen ahalinin ayağına ‘bilmem ne mahallesinin, bilmem ne sokağı asfaltına kavuştu’ başlıklı bültenin yanında ‘asfaltınız hayırlı olsun’ pankartını dalgalandırmadığın vakit, yaptığın iş makbul olmaz. Bizdeki yerel yönetimlerin en önemli özelliği ise, “Verirken davul zurnayla, alırken ince bir fısıltıyla” kuralından şaşmıyor olmalıdır.
Yani vatandaşa verdiğin ‘iğne ucu’nu ballandıra ballandıra anlatırken, almaya gelince ses etmeyeceksin.

* * *

Asfalt örneğini vermem de bu yüzdendir.

Yazının devamı...