"Dr. Erkan Aydın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Erkan Aydın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Dr. Erkan Aydın

Dr. Erkan Aydın

Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur

14 Haziran 2018

Ramazan ayı bir zaman diliminin adı olmaktan öte bir şeydir. Yedisinden yetmişine bütün Müslümanlar için bir neşedir, coşkudur, heyecandır, kültürdür, medeniyettir. Ramazan ayı bir dünya görüşüdür. Ramazan; yoksulların, düşkünlerin, açların, muhtaçların ve kimsesizlerin hatırlandığı korunduğu yoğun bir seferberliktir.

Her bidayetin bir nihayeti vardır derler. Yani her başlangıcın bir sonu... Bütün sayılı günler gibi bu coşkulu ramazan ayı da çok hızlı geldi, geçti. Camilerde güzel sesli hafızlar “Elveda ya şehri ramazan” nağmeleriyle uğurluyorlar ramazanı. Karışık duygular içerisindeyiz. Bir taraftan arınmış, korunmuş, bol sevap kazanmış olma ümidi, diğer taraftan da bir sonraki ramazana yetişememe endişesi ile dolu yüreğimiz.

EN GÜZEL ÖZETİ ASR SURESİ

Oruç; tutulması gerekeni tutmak, bırakılması gerekeni bırakmaktır dedik. Bir ay boyunca öfkeyi, ötekileştirmeyi, nefreti, yozlaşmayı, yalanı, hırsızlığı, iftirayı ve itibarsızlaştırmayı, vatana ihaneti bıraktık. Sabrı, merhameti, birlik ve beraberliği, sevgiyi, yardımseverliği, vatanı, doğru ve güzel olan ne varsa onları da tuttuk. Eğer bir ay boyunca biz orucun başını dik tutmayı öğrendiysek on bir ay boyunca oruç da bizim başımızı dik tutacaktır. Eğer bu bir ay bize ömrümüzü ramazan yapabilmeyi öğrettiyse başarıyla orucumuzu tuttuk demektir. Ömrün ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şarttır. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor: “Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”

SABRI, PAYLAŞMAYI ÖĞRENDİK

Ramazanda sabrı, paylaşmayı ve başkalarını da düşünmeyi öğrendik. Eş, dost ve akrabalarımızla iftar sofralarında buluşarak birlik ve beraberlik tabloları oluşturduk. Kimsesizlere şefkat ve merhamet kanatlarımızı gerdik. Fakir ve muhtaç insanların ihtiyaçlarını gücümüz nispetinde karşılamaya çalıştık. Camilerimiz, cemaatle kılınan namazlarla ayrı bir canlılık kazandı. Kubbelerimizde tekbirler, dualar ve Kuran tilavetleri yankılandı. Birey ve toplum olarak elde ettiğimiz bu güzellik ve kazanımları, hayatımızın her anını kuşatacak şekilde devam ettirmeliyiz. Böylece toplumumuzda huzur ortamının oluşmasına katkı sağlayacağımızı da unutmayalım.

Hicr suresi 99. ayetindeki “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et” emrine uygun olarak, hayatımız boyunca sayısız nimetlerle bizlere ihsanda bulunan Cenab-ı Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirelim. Yüce kitabımızı okuyarak ve dinleyerek elde ettiğimiz güzelliği, ramazandan sonra da meal ve tefsirini okumak suretiyle devam ettirme gayretinde olalım. Edinmiş olduğumuz güzel ahlaki değerlerden uzaklaşmayalım. İbadet, sadaka, güzel davranışlar ve tövbe ile arındırdığımız gönüllerimizi tekrar günahlarla kirletmeyelim. Unutmayalım ki ramazan ayında yaptığımız ibadetleri ve edindiğimiz güzellikleri devam ettirmemiz, onların makbul olduğunun bir göstergesi olacaktır.

Bayramınız mübarek olsun. Rabbim birlik beraberlik, huzur ve ağız tadıyla bir bayram geçirmeyi tüm Müslümanlara, tüm milletimize, içinde de bizlere nasip etsin.

Yazının devamı...

Hissettim ve sevdim

13 Haziran 2018

Ey âlemlerin rahmeti, öyle bir zamanda dünyaya gelmişsin ki hazan rüzgârlarının uğultusu varmış gönüllerde. Yolunu şaşırıp kalmış kalpler, kızıl coğrafyalarını terk edip karanlığın en koyusuna bel bağlamışlar. Bir aydınlık gerekiyormuş, bir nur... Âdem’den beri müjdelenen sen doğmuşsun o zifiri karanlığa. Yeni bir çağ başlamış gönüllerde, belli belirsiz. Haşimiler içinden süzülüp çıkan bir gül bahçesiymiş ahlakın.

Görenleri hayrete düşüren bir güzellikmiş sendeki. Mübarek yüzün, yüreğin gibiymiş. İpekten yumuşak, saf altından bin kat kıymetli. Teninin berraklığı, kokunun ihtişamı sinmiş seni görenlerin tüm hücrelerine. Gönlünün damarlarını hissetmek istemişler bakışlarında. Davranışlarının ardında gizli, örnek bir kişiliği yaşatmışlar asırlar boyu korkusuzca. Yediğinden yediren, giydiğinden giydiren, ümmetinin bir kalp kırıntısına yüreği dağlanan bir peygamber olarak geldin bu iflah olmaz yalnızlıkların sürüklendiği yola.

SEVGİ SENİN İÇİN VAR OLMUŞ

Senin adına yaratılmış aşk, sevgi senin için var olmuş. Senin varlığından bilinmiş bu hoş duyguların tohumları. Bir hayat dolu yükmüş omuzlarında yığılan. Yapılan eziyetlere,  dökülen kanlara, tenlerinden ayrılan ruhlara şahit olmuş gözlerin cihat meydanlarında. Merhamet dolu kalbin ağlar, gözlerin yaşarır, ağlama seslerin duyulurmuş. Yaratılan en güzel ahlakın barındığı bedeninde, yüreğin okyanuslar gibi coşarmış. Ashabına ve sana yapılan eziyetlerin sahiplerine ettiğin dualar anlatıyor şimdi bana, geceye açılan gözlerin artık gündüze açılmaya başlayacağını: “Allahım kavmimi bağışla çünkü onlar bilmiyorlar.”

İnsanlığa duyduğun sevgi öyle koşulsuzmuş ki insanların cennet yolunu bırakıp cehenneme giden yolu tuttuğunu görünce üzüntünden ölecek hale gelirmişsin. Belaya uğrayanlarda görülen elemin bin kat fazlasını hissetmiş ruhunun incelikleri. Öyle ki gözyaşların ıslatmış gül yanaklarını. Herkes seni vazgeçirmeye çalışırken, içindeki imanın ateşi kavurmuş sana bakanların yüreklerini. Kafası dumanlı, hafızası inatçı yabancılar kuşatsa da etrafını, tebessümündeki sevgi parıltılarına karşı koyamamış hiçbiri. Kör güvercinleri andıran vicdanlar bile gün gelmiş merhametinin karşısında boynu büyük kalmışlar. Gözlerinde bir hayli yabancısı oldukları ama itiraz da etmedikleri şefkati görmüşler böyle zamanlarda.

SENİNLE YENİDEN ANLAM BULMUŞ CİHAN

Sen ki elindekini, avucundakini yoksullara dağıtıp kendi aç kalan bir peygamber olarak, cahiliyenin karanlığında şereflendirmişsin bu dünyayı. İslam kardeşliğinin hayat bulduğu toprağın alnında filizlenmiş damarlardaki kanların kaderleri. Susayan bir kediye elinle su içirecek kadar merhamet sahibi gönlünün aydınlığı ısıtmış dünyayı. Hâlâ sesinle can bulan toprağı, bakışınla çağlayan ırmakları, dokunuşunla yaşayan şanslı ruhları duyuyoruz.

Kâfirlerin içlerindeki yaralar, korkunç uğultular çıkararak cihat meydanlarının tekbir seslerini susturmaya çalışsalar da yaratılan en güzel sevginin sahibi sen, hem o seslere son vermiş, hem de onların yaralarını merhamet kuşağı ile sarıp sarmalamışsın. Aynalarda raks eden kinin süvarileri, asık suratlı maskelerini takınmışlar bu defa. Çünkü Tevrat’ta da, Zebur’da da, İncil’de de adı geçen âlemlerin saadet güneşi, sen ancak masallarda benzerine rastlanabilecek bir sevgi zinciri kurmuşsun; ateşten suya, geceden sabaha, katilden kurbana kadar...

Yazının devamı...

Kızım yapsa aynı cezayı verirdim

12 Haziran 2018

Peygamber Efendimizin geldiği çağda insanoğlu adaleti hasretle beklemekteydi. Çünkü adaletin olmadığı yerde zulüm vardı. Zulmün bulunduğu yerde de insanca yaşamak, insani değerleri yaşatmak mümkün değildi.

Irkları, dilleri, dinleri ve dünya görüşleri hâkim zihniyetten farklı olanlar, insan haklarından eşit derecede nasibini alamadı. Herkesin canı, malı ve namusu aynı derecede güvence altında olamadı.

Suç işleyenler soylu olmayınca, yönetenler arasında bir yakını bulunmayınca kanun karşısında eşit muamele göremedi.
Peygamber Efendimiz, insanı şerefli kılan tabii hakların hepsini, hiçbir ayrım gözetmeden bütün insanlara sundu. İşte o zaman insanoğlu, insan olmanın değerini ve manasını kavradı.

Kuran-ı Kerim, insanın muhtaç olduğu temel hakları getirdi. Adaletli olmayı, toplumda adaleti uygulamayı (Nahl 16/90), ölçüyü ve tartıyı doğru ve adil bir şekilde yapmayı emretti (En’âm 6/152), adaletli davrananlara müjdeler verdi (Hucurât 49/9), ahirette Allah-ü Teâlâ’nın bütün insanlar arasında adaletle hükmedeceğini ve kimsenin haksızlığa uğramayacağını bildirdi (Yûnus 10/54).

“Haksızlık önünde eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Hz. Ali (r.a.)

Resulullah ise Kuran’dan aldığı ilham ile hem bireysel hem de toplumsal olarak herkesin, yönettiklerine karşı adaletli davranması gerektiğini anlattı. Adil kimselerin Allah-ü Teâlâ’nın yanında büyük itibar göreceklerini, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesinde dinleneceklerini müjdeledi. (Buhârî, Ezân 36; Müslim, İmâre 18, Zekât 91) Halkını adaletle yöneten devlet başkanına Allah-ü Teâlâ’nın değer verdiğini ve onun dualarını kabul ettiğini haber verdi. (Tirmizî, Deavât 128)

Mekke’nin fethedildiği günlerde bir hırsızlık olayı meydana geldi. Tanınmış bir ailenin kızı hırsızlık yapınca yakınları perişan oldu. Resul-i Ekrem’in (s.a.v.) adalet ve eşitlik konusundaki titizliği bilindiği halde, ele güne rezil olmamak için onun sevdiği birini aracı yaptılar. Peygamber’den (s.a.v.) kızın suçunu görmezden gelmesini istediler. Allah resulü, kendisinden böyle bir şey istenmesine çok üzüldü. Eskiden bazı milletlerin, hırsızlık yapan soyluları affettiklerini, bu suçu fakirler yapınca onlara ceza verdiklerini, işte bu ayrımcılık yüzünden Allah-ü Teâlâ’nın onları yok ettiğini haber verdi. Sonra da şöyle dedi: “Eğer kızım Fâtıma hırsızlık yapsaydı, ona da aynı cezayı verirdim.” (Buhârî, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9)

Yazının devamı...

Münafığın özellikleri

11 Haziran 2018

Emanet edilene hıyanet etmek.

Konuşunca sürekli yalan söylemek.

Söz verince sözünde durmamak.

Düşmanlık edince haddi aşmak.

NİFAK kelimesi, sözlükte tükenmek, fare deliğine girmek ve ikiyüzlü olmak gibi anlamlara gelir.

İslami terminolojide nifak, ‘bir yandan dine girip inanmış görünmeyi, diğer taraftan da dine uygun yaşamayıp, aldatıcı tavırlarla ondan çıkmayı ifade eden bir terimdir. Aynı kökten türeyen münafık kelimesi ise “ikiyüzlü, dini ve dünyevi görevlerinden kolayca sıyrılma yolları arayan çıkarcı ve fırsatçı kişilik yapısını” ifade eder. Kuran-ı Kerim, Bakara suresinin ilk üç ayetinde müminlerin özelliklerinden, sonraki iki ayette kâfirlerin özelliklerinden ve hemen ardından gelen on üç ayette de münafıkların özelliklerinden bahsetmektedir. Ayrıca Kuran’da “Münafikun” diye özel bir sure de bulunmaktadır.

YALANCIDIRLAR

Allah (c.c.) münafıkların özelliklerinden şöyle bahseder: “Ne imanlarında ne de inkârlarında sabit dururlar. Duruma göre iman ederler, gerektiğinde de inkâr ederler. Müminlerle karşılaştıkları zaman ‘İnandık’ derler; şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise ‘Biz sizinle beraberiz, onlarla alay ediyoruz derler’. Görünüşte ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ diyerek Allah’ı ve müminleri aldattıklarını sanırlar. İman konusunda yalancıdırlar.” (Bakara Suresi, /8-9)

Yazının devamı...

Kuran-ı Kerim ve Kadir Gecesi ‘AF’fın müjdesi

10 Haziran 2018

SÖZCÜKTE kadir (kadr) kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dini literatürde ise “leyletü’l-Kadr” şeklinde Kuran-ı Kerim’in indirildiği gecenin adı olarak kullanılır. Aynı adı taşıyan 97. sure bu gecenin fazileti hakkında nazil olmuştur.

“Biz onu (Kuran’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir Gecesi’nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, ta fecrin doğuşuna kadar esenlik doludur.”  (Kadr, 97/1-5)

GÖNLÜNE İNERSE SANA NE KATAR?

Allah resulü (s.a.v.) inanarak ve mükâfatını Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesi’ni ihya edenlerin geçmiş günahlarının affedileceği müjdelenmiştir (Buhârî, Fazlu leyletü’l-Kadr, 1). Ramazanın son on gününe girildiğinde Hz. Peygamber dünyevi işlerden uzaklaşıp itikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı (Buhârî, Fazlu leyletü’l-Kadr, 5). Hz. Peygamber’in Kadir Gecesi’nde yapılmasını tavsiye ettiği dua şöyledir: “Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni/bizi de affet!” (Tirmizî, Da’avât, 84) Kuran’ın amacı zamana değer katmak mıdır? Olmasa gerekir. Öyleyse bu gecenin bin aydan daha hayırlı oluşunu nasıl anlamalıyız? Aslında Allah bize bir mesaj veriyor. Ey insan, bir düşün, amacı zamana değer katmak değil insana değer katmak olan bu kitap indiği geceyi bin aydan daha hayırlı yapmışsa, indiği ayı on bir ayın sultanı haline getirmişse, Kuran senin gönlüne ve hayatına inerse sana ne kadar değer katar?

EN ÇOK OKUNAN EN AZ ANLAŞILAN

Kuran’ı Kerim dünyanın en fazla okunan ve maalesef en az anlaşılan kitaplarından biridir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2014 yılında yaptırmış olduğu “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması” isimli araştırmada, ülkemizde Kuran-ı Kerim’i Arapçasından okumayı bilen kişilerin %20.8’i her gün,  %24.5’i haftada birkaç gün, %22.6’sı haftada bir gün, %16.3’ü ayda bir gün ve %11.6’sı yılda birkaç kez Kuran-ı Kerimi Arapçasından okuduğunu belirtmiştir. Aynı zamanda bu araştırmada eğitim düzeyi arttıkça Kuran-ı Kerim’i Arapçasından her gün okuduğunu belirtenlerin oranının genel olarak azaldığı ifade edilmiştir. Ülkemizde kişilerin %24.9’u yılda birkaç kez, %16.9’u ayda bir, %10.1 haftada bir Kuran-ı Kerim’i Türkçe tercümesinden okuduğunu belirtmektedir. Kuran-ı Kerim’in Türkçe tercümesini hiçbir zaman okumadığını belirten kişilerin oranı ise %34.3’tür. Kuran-ı Kerim’in Türkçe tefsirini okuma sıklıkları incelendiğinde kişilerin %20.8’i yılda birkaç kez, %12.6’sı ayda bir kez, %6.8 haftada bir, %5.4’ü haftada birkaç gün ve %2.3’ü her gün Kuran-ı Kerim’in Türkçe tefsirini okuduğunu belirtmektedir. Kişilerin %49.1’i ise hiçbir zamanı Kuran-ı Kerim’in Türkçe tefsirini okumadığını ifade etmektedir.

MESAJLARINDAN FAYDALANAMIYORUZ

Bu araştırma bize Kuran’ın gönderiliş amacı ve insanlara ulaştırmak istediği mesaj ile toplumumuzun şu an içerisinde bulunduğu durum arasında bir mukayese yapıldığında, Kuran’ın çok fazla okunmadığı ve onun bize sunduğu bireysel ve sosyal hayatımızla ilgili mesajlardan yeterince faydalanamadığımızı göstermektedir. Allah (c.c.) bize Kuran-ı Kerim gibi bir değer göndermiş ama biz onu ne yazık ki yeterince tanımıyor ve ondan gerektiği gibi istifade edemiyoruz.

Yazının devamı...

Zamanın şifresi

9 Haziran 2018

KUBBETÜ’S Sahra (Kaya Kubbesi), Resullulah (s.a.v.) efendimizin Miraç’a yükseldiği kabul edilen, sahr’a yani muallak kayasının bulunduğu yerin üzerine Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır. Abdülmelik bin Mervan, Kubbetü’s Sahra’yı inşa ederken muallak kayasının etrafına dört ana sütun yerleştirmişti. Bu dört sütun, dört mevsimi, birinci halkayı oluşturan bu dört sütunun arasına yerleştirilen on iki sütun da yılın on iki ayını sembolize ediyordu. İkinci halkayı ise yirmi dört sütundan oluşturdu, üzerinde cennet meyvelerinin resmedildiği bu sütunlar da bir günü ifade eder. Abdülmelik bin Mervan, Müslümanların zamana bakış açısını mimariye yansıtmıştı.

ASR SURESİNİN TEFSİRİNDEGönül gözüyle gezdiğimizde Kubbetü’s Sahra’nın mimarisinde Asr sûresinin tefsirini görüyoruz: “And olsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.” (Asr, 103/1-3)

Kubbetü’s Sahra’nın önünde onun bir minyatürü gibi duran Zincirli Kubbe de Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır. Müslümanlar bu tepeye yaptırılacak bir mabedi o kadar önemsemişlerdir ki önce bir minyatürü gibi duran Zincirli Kubbe’yi yapıp nasıl olduğunu, nasıl duracağını görmek istemişlerdir. İslam tarihinde başka hiçbir yapıda buna benzer bir örnek yoktur.

HAÇLILAR İŞGALDE KİLİSEYE ÇEVİRDİKudüs, Müslümanların gönlünde öyle bir yer etmiştir ki her dönem herkes buraya bir şeyler yapmak istemiştir. Abdülmelik bin Mervan’dan sonra Kudüs’ü fethettiği zaman Selahaddin Eyyûbi, Yavuz Sultan Selim’den sonra Kanuni Sultan Süleyman, daha sonra Fatımiler, Eyyûbiler, Memlükler hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mimar Kemalettin 4 yıl burada restorasyon çalışmaları yapmıştır. Haçlılar Kudüs’ü işgal ettiğinde Kubbetü’s Sahra’yı kiliseye çevirdiler. 88 yıl Haçlıların işgalinde bu mescit kilise olarak kaldı. Hıristiyan Hacılar Resulullah’ın (s.a.v.) Miraç’a yükseldiği kabul edilen muallak kayasını kırıp kırıp Avrupa’da satıyorlardı. Bunu önlemek için etrafını demir halkalarla çevirmişlerdi. Selahaddin Eyyûbi 1187’de Kudüs’ü fethedince burayı yeniden camiye çevirdi ve etrafını ahşapla kapattı. 1187’den yani Selahaddin Eyyûbi’den yaklaşık 1000 yıl sonra ilk defa yakın zamanda kapsamlı bir kubbe restorasyonu yapılmıştır.

ALTIN KAPLAMA TÜRK MUHABBETİİkinci Abdülhamit’ten bu yana ilk defa Kubbetü’s Sahra’nın altın kaplama hilali Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı tarafından 5 Mayıs 2013 tarihinde yenilenmiş ve Türk milletinin buraya olan sevgi ve muhabbetini gösteren bir işaret olarak konmuştur. Kubbetü’s Sahra’nın minyatürünün üzerinde ve içinde bulunan yaklaşık 5 bin çini kaplaması yine TİKA tarafından yaptırılmıştır.

RÜYASINDA GÖRDÜ MİHRABI YAPTIRDI7. yüzyılda Abdülmelik bin Mervan’dan günümüze kadar herkes gönlünden, kalbinden bir parçayı, sevgisini buraya bırakmıştır. Kubbetü’s Sahra’da ecdadımızın da bir hatırası var. Abdülhamid Han bir gece rüyasında, Hz. Fatıma’nın Kubbetü’s Sahra’da gözyaşı ile namaz kıldığını görür. Aslen Kudüslü olan kütüphane müdürünü çağırır ve Kubbetü’s Sahra’nın içinde böyle bir mihrab var mı? diye sorar. Kudüslü olan kütüphane müdürü Kubbetü’s Sahra’nın içinde böyle bir mihrap olmadığını söyler. Gözyaşları içinde Abdülhamid Han “Desene, rüyada bir işaret aldık, Kubbetü’s Sahra’ya böyle bir mihrab yaptırmak bize emredildi” der ve gelir oraya bir mihrab yaptırarak adını Fatımatüz Zehra koyar.

 

KURAN VE RAMAZAN

Yazının devamı...

Miraç’ın konağı Arz-ı Mukaddes - 2... Mescid-i Aksa Hz. Adem’den

8 Haziran 2018

MODERN tarih, Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yere yapılan Süleyman Mabedi’ni Hz. Davut ve Hz. Süleyman’a dayandırır. Oysaki İslam tarihinde Mescid-i Aksa’nın yapılışı Hz. Âdem’e dayanır. Ebu Zerr el-Gıfari (r.a.) bir gün Resulullah’a (s.a.v) sorar: “Yeryüzünde yapılan ilk mescit neresi ya Resulullah?” Hz. Peygamber, “Kâbe, Beytullah” der. “Sonra” diye tekrar sorar Ebu Zerr, Resulullah da “Mescid-i Aksa” buyurur. (Tirmizi, Mesacid, 1) Bu hadisten anladığımız kadarıyla Kâbe gibi Mescid-i Aksa’nın yerinde bulunan bu mescit de Hz. Âdem döneminde yapılmıştır. Muhtemel ki Nuh Tufanı’nda yıkılmıştır. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail (a.s.) M.Ö. 1900’de eski temelleri üzerine Kâbe’yi yükseltirken, M.Ö. 1010-970 yılları arasında Allah’ın emriyle Hz. Davud (a.s.) da Hz. Âdem döneminde yapılan mescidin yerine bir mabet inşa etmeye karar verir. Mabedin temellerini atar, ancak tamamlamaya ömrü yetmez.

Hz. Davud (a.s.) 40 yıl hükümdarlık yapmıştır. Hz. Davud’un oğlu Hz. Süleyman babasının başladığı işi devam ettirir ve Süleyman Mabedi’ni inşa eder. Yaklaşık 400 yıl burası Süleyman Mabedi olarak kalır. Kimler gelip geçmez ki: Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. İsa, Hz. Meryem... Hz. İsa ve Hz. Yahya da burada müjdelenmiştir. Hz. Yahya’nın babası Hz. Zekeriyya’nın (a.s.) mihrabın önüne gelip “Sabah akşam Allah’ı tesbih edin” deyişi yine buradadır.

BİZDE BURAK DUVARI

M.Ö. 587’de Babil Kralı Buhtunnasır Kudüs’ü, Kudüs’le beraber Süleyman Mabedi’ni de yakıp yıkar, mabet bir taş yığını haline gelir. M.Ö. 517’de Persler, Yahudilerin tekrar mabede dönmesine izin verir ve Süleyman Mabedi’nin yerine yeni bir mabet yapılır. M.Ö. 37 ve 4 yılları arasında bu bölgeye hükmeden Yahudi Kral Herod, ikinci mabedi eski ihtişamına, Süleyman Mabedi dönemindeki görkemli haline kavuşturur. Fakat tarihe Herod Mabedi diye geçen ikinci mabet de çok fazla ayakta kalamaz. M.S.70’te Roma baskınında Kudüs yeniden yerle bir edilir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Miraç mucizesi için Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya getirildiğinde mabed bir taş yığını halindedir. Rivayetlere göre Resulullah (a.s.), Yahudilerin ağlama duvarı dediği, biz Müslümanların Burak duvarı olarak isimlendirdiği duvarın önünden geçerek, Emevi saraylarının bulunduğu ön taraftan, bugünkü Mescid-i Aksa’nın altından, Nebi Kapısı’ndan geçip merdivenleri takip ederek Kubbetü’s-Sahra’nın olduğu yere gelir.

HZ. ÖMER BULDU

O gün her ne kadar mabet yıkılmış olsa da, mabedin altında Kadim Mescit denilen yerde Herod döneminden kalma yapılar bulunmaktadır. Muhtemel ki Resulullah (s.a.v.) Mekke’ye döndüğünde Mescid-i Aksa/Süleyman Mabedi diye buralardan söz etmiştir.

Hz. Ömer, 638 yılında Kudüs’ü fethettiğinde, bu bölge Hıristiyanların yaşadığı “İliya” olarak adlandırılan bir yerdir. Hz. Ömer Kudüs Patriği Sofranius ile beraber buraya gelir, Süleyman Mabedi’nin yerini sorar. Hz. Ömer Süleyman Mabedi’nin yerini bulur ve Mescid-i Aksa diye tarihte karşımıza çıkan ilk mescidi inşa eder.

Yazının devamı...

Miracın konağı Arz-ı Mukaddes (1) Kudüs anadır

7 Haziran 2018

Ki bilesin nerede Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçmesin
Buz tutar gözün görmez olur

YUKARIDAKİ mısraların sahibi Nuri Pakdil, “Kudüs anadır” der. Göklerin övüncüdür Kudüs, ilk kez Kudüs’e secde ettik. Miraç hediyemiz namaz orada verildi. Hz. Peygamber, Cebrail’in bile erişemediği sırlara o gün orada erişti. Anne sevgisi her şeyin önünde gelir. Her türlü tecrübeyi şekillendirir. Onun kokusu ve varlığı ile can bulur insan. Kudüs anadır. En önde o gelir.

Resulullah (s.a.v.) Efendimizin mübarek eşleri, müminlerin annesi Meymune annemiz bir gün Resulullah’a (a.s.) sorar: “Bize Kudüs’ten, Kudüs’ün faziletinden bahseder misin?” Efendimiz (s.a.v.) “Gidin, mutlaka namaz kılın” der. O dönemde Kudüs, Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetindedir. Meymune annemiz sorar: “Eğer Kudüs’e gidip namaz kılabilme imkânı bulamazsak ne yapalım?” Efendimiz (s.a.v.) “Hiç olmazsa kandillerinde yakılmak üzere yağ gönderin” der.

Yazının devamı...