"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Prensler elektriklendi!

21 Mayıs 2018

Eğer öyleyse yanılıyorsunuz çünkü Harry’nin kullandığı otomobil yüzde 100 elektrikli yepyeni bir araç. Evet yanlış duymadınız, 50 yaşındaki E-Type geçtiğimiz yıl Jaguar tarafından yüzde 100 elektrikli bir otomobile çevrilerek, baştan yaratıldı.

1968 model yıllı Roadster üzerine gerçekleştirilen projeyle birlikte karbon salınımı yapmayan bir otomobile dönüştürülen ve ismi ‘E-Type Zero’ olan araçta 225 beygir güç üreten bir elektrik motoru görev yapıyor. Bunun yanında 40 kWh‘lık batarya paketinin kullanıldığı araç gerçek kullanım değeri olarak tek seferde 270 kilometrelik menzil sunuyor. Güç kaynağına göre değişmekle birlikte 6 ile 7 saat aralığında şarj edilebildiği açıklanan bu bataryalarla birlikte ‘E-type Zero’nun 0’dan 100’e hızlanma değeri 5.5 saniye olarak teknik verilere yansımış durumda. Toplam ağırlık değerinde içten yanmalı motora sahip versiyona oranla 46 kilogram daha hafif olduğu gözlemlenen araçta tek yenilik güç ünitesi değil.

Çok fazla olmasa da Jaguar ekibinin eklentiler yaptığı ‘E-type Zero’da LED teknolojisine sahip ışıklandırmalar ilk adımda dışarıdan fark ediliyor. İçerisinde orijinal modelden esinlenerek yapılan iyileştirmelerin kullanıldığı aracın merkezindeyse klasik otomobil meraklılarını biraz rahatız edebilecek dijital bir ekrana yer verilmiş. Jaguar’ın sınırlı sayıda ürettiği bu aracın fiyatının 470 bin dolar civarında olduğu belirtiliyor. Tabii Prens Harry gibi özel plaka da isterseniz fiyat artabilir. Bu arada Türkiye’de bu aracı almak isteyenler ise eğer sıra gelirse yüksek vergiler sonrası 1.2 milyon doları da gözden çıkarmak durumunda.

CHARLES DA KULLANIYOR

Diğer taraftan sahibi Hintli Tata olsa da İngiltere’nin sembol markalarından biri olan Jaguar, bu yıl itibariyle Türkiye de dahil tüm dünyada elektrik çağını başlatmıştı. Benim de bu hafta Portekiz’de test edeceğim Jaguar’ın en yeni elektrikli SUV modeli I-Pace, İngiltere’de Kraliyet Ailesi tarafından da temsil ediliyor. İngiltere tahtının varisi Prens

Yazının devamı...

Dev şirketler artık benzinli kiralıyor

14 Mayıs 2018

Bu Avrupalı tüketicilerin yaşanan gelişmeler sonrası artık otomobil tercihlerinde dizelden vazgeçtiğini net olarak ortaya koyuyordu. Bu haberin yayınladığı gün Bosch, Delphi gibi firmaların daha çevreci dizel teknolojileri geliştirdiklerine ilişkin bültenleri de gazetelerde yer aldı. Bir gazete bu gelişmeleri ‘Dizel yeniden doğuyor’ başlığıyla verince, doğal bir refleks olarak sosyal medyada ‘ilginç’ yorumunu yaptım. Bunun üzerine bazı meslektaşlarım beni adeta yerden yere vurdu. Yok atladığım habere pislik atıyormuşum, yok böyle yaparak hükümdarlık kuruyormuşum, yok başkalarını küçümsüyor muşum, yok haddimi bildireceklermiş. Arkadaşlar bir sakin olun. Ben sadece ‘ilginç’ dedim, çünkü raporlar dizelin yeniden doğduğunu ne yazık ki göstermiyor. O bültenler bana da geldi ve o firmaların gerçekten daha çevreci dizel motor geliştirdiği doğru. Sonuçta olası risklere karşı hamle yapıyorlar, bu çok önemli.

Ayrıca dizel motorlar daha uzun yıllar Türkiye, Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde devam edecek. Avrupa’da ise otomobiller haricinde ticari araçlardaki kullanımı sürecek. Ama benim altını çizerek vurguladığım nokta dizelin en çok satıldığı bölge olan Avrupa’da tüketiciler yaşanan gelişmelere tepkisini anında koyup, hızlı bir sürede dizelden vazgeçmesiydi.  Aynı gün Japon Nissan bile Avrupa’da dizel satışlarını kademeli olarak bitireceğini açıkladı.

Son bir şey söyleyip konuyu kapatmak istiyorum. Evet Türkiye’de toplam otomobil satışlarında yüzde 60 olan dizelin payı bir süre daha böyle devam edecek. Ama unutulmaması gereken nokta, pazardaki araçların büyük kısmı Avrupa’dan ithal edildiği için oradaki gelişmeler bizi de doğrudan etkiliyor. Türkiye’nin en büyük filo kiralama şirketlerinden biri olan Intercity’nin sahibi Vural Ak’ın geçtiğimiz hafta otomotiv editörleriyle yaptığı toplantıda söyledikleri bu yüzden önemli: “Bizden yılda 400-500 araç kiralayan bir uluslararası şirket gelip, “Biz dizeli bırakıyoruz benzine geçeceğiz. Artık çevreciyiz” dediler. Ben o zaman anladım dizelin Avrupa’da düşeceğini.  Düşünün hem daha fazla para verip benzinli araç kiraladı, hem de yakıta daha fazla ödemeyi göze aldı.”

OGS VE HGS TASARRUFU

Doğuş Holding’de çok ciddi tasarruf tedbirlerinin devreye sokulduğunu duydum. İnternete de yansıyan bu tedbirlerden bazıları gerçekten ilginç geldiği için paylaşmak istedim.

- Yönetici araçları bir alt sınıfa indirilmiş. Şaşırmadım olabilir. 

- Yakıtta sınırsız limitler kaldırılarak üst limit 200 litre olarak belirlenmiş. Doğuş Otomotiv’in merkezi Şekerpınar olduğu için bu merkezde oturanlar için ek yük getirir, taşınmalara yol açabilir. .

- Cep telefonunda Başkan, CEO ve Genel Müdürler için limit 200 TL’ye, genel müdür yardımcısı, danışman, direktör ve müdürler için 150 TL’ye, diğer pozisyonlar için 100 TL’ye indirilmiş. Doğuş Otomotiv’de temsil ettikleri markaların merkezleri yurtdışında olduğu için sıkıntı yaratır.

Yazının devamı...

Üretim ve ihracat iyi de ya kapanan bayiler...

7 Mayıs 2018

Bunlar içinde en çok dikkat çekenler imar barışı ve konutta KDV indirimi oldu. Özellikle konut tesliminde yüzde 18 olan KDV’nin 8’e indirilip, tapu harcının yüzde 4’ten 3’e indirilmesi, inşaat şirketleri için adeta bir ‘can suyu’ niteliğinde. Zaten sektör temsilcilerinin yaptıkları açıklamalar da bu yönde. Hepsi gayrimenkul sektörünün hareketleneceğini söylüyor.

Evet son dönemde özellikle konut sektöründe sıkıntılar yaşandığını, bazı büyük şirketlerin iflas ettiğini veya eşiğine geldiğini göz önünde tutarsak, böyle bir destek önemli. Konut sektörüne tabii ki destek verilsin satışlar canlansın, ama yine söylüyorum üzerine bindirilen tüm yüklere rağmen ekonominin lokomotifi olmuş otomotiv sektörüne verilecek desteğin getirilerini de göz ardı etmemek lazım.

Düşünsenize Türkiye’nin üretimine, büyümesine, ihracatına, istihdamına iç tüketimine yıllardır en büyük desteği veren, tatil döneminde bile katkısını devam ettiren otomotiv sektörü bunu hak ederken, yüksek ÖTV oranlarına eklenen yeni matrah sistemiyle cezalandırılmaya devam ediyor.

Evet otomotiv sektörüne sadece üretim ve ihracat cephesinden baktığımızda durumu iyi gözükebilir. Türkiye ihracatının 12 yıldır lideri otomotiv endüstrisi son 27 aydır artış grafiğini sürdürüyor.  İhracata bağlı üretim de gayet iyi. Ama ya iç pazardaki durumu. Bugün yüzde 60’ı bulan en düşük ÖTV’ye hızla artan kurlar eklendiğinde köşeye sıkışan sektörün yılın ilk dört ayında yüzde 7’ye yakın kayıp yaşaması, yıl toplamı için tehlike çanların çalmaya başladığını ortaya koyuyor. Daha fazla kayıp yaşamamak için kampanyaları devreye sokarak, kârsızlığı göze alan markalar buna ne kadar dayanabilecek. Her markanın sonuçta kendini risklerden koruyan üretim ve ihracatı bulunmuyor.

Bu dönemde en büyük yarayı kuşkusuz otomotiv yetkili satıcıları yani bayiler alıyor. Sıfır otomobil satışından kâr elde edemeyen bayiler, satış sonrasıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Ama yaptıkları milyon dolarlık yatırımlar karşısında köşeye sıkışmış durumdalar.

Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği (OYDER) Başkanı Murat Şahsuvaroğlu’nun, “Yatırımlarımızın ve istihdamımızın 1.5 milyon adetlik iç pazara göre gerçekleştiği göz önünde bulundurulursa, artan ÖTV oranlarıyla bu adetlere henüz ulaşamamamız, mesleğimizi çekici olmaktan uzaklaştırıyor. Bunun en önemli göstergesi de son on yılda toplam yetkili satıcı adedinde yaşanan yüzde 20’lik kayıptır” açıklaması bu açıdan çok önemli.

Evet belki otomotivden toplanan vergiler Maliye için vazgeçilmez durumda ama pazarın büyümesine bağlı olarak bu gelirlerin de artacağı matematiksel olarak ortada. Cari açık ise pazarın büyümesine bağlı olarak üretimin artması ve yerlilik oranının yükselmesiyle otomatik olarak çözülecek.

Yazının devamı...

Geçici indirim yerine kalıcı değişiklik gerek

30 Nisan 2018

ÖTV indirimi söylentileri özellikle akaryakıt üzerinde yoğunlaşırken, bazı haberlerin satır aralarında otomotive yönelik bir indirimin olabileceği iddiaları da yer alınca anında beklenti yarattı. Ne yazık ki bu tip iddialar satışları bir anda bıçak gibi kestiği için otomotiv sektörüne büyük darbe vuruyor. Daha önce defalarca yaşandı, sonuçları ağır oldu.

Sonuçta akaryakıt ürünlerine yapılacağı iddia edilen ÖTV indirimi, “Bekleyelim de indirimli benzin alalım” beklentisi yaratmaz. Ama otomotivde tüketici hemen beklemeye geçer. Bu daha önce yaşandı, yine yaşanırsa olası bir indirimin olumlu etkisinden çok sektöre darbe vurur.

İnanın ben de son bir haftadır, “ÖTV inecek mi?”sorularına maruz kalıyorum. Herkese resmi bir açıklama olmadan ciddiye almamaları tavsiyesinde bulunuyorum, başka ne diyebilirim ki.

TARİHTE BİR KEZ İNDİ

Bu noktada şunun altını çizmem gerekiyor; ÖTV oranları tarihinde sadece ve sadece bir kez indirildi. O da 2008 küresel krizinden sonra hükümetin iç pazarı canlandırmak ve stokları eritmek amacıyla 16 Mart 2009’da başlayan ve 3 ay süren ÖTV indirimiydi. Bu hayati bir müdaheleydi, çünkü bir çok distribütör ve bayi batma noktasına gelmişti.

Bu destekle birlikte sektörün üzerindeki 151 bin adedi aşan stok yükü eritilirken, çarklar yeniden dönmeye başladı. 3 aylık dönemde otomobil satışları yüzde 33 arttı. Bunların yanı sıra ÖTV indirimi kamu maliyesine de yaradı, ek vergi geliri elde edildi. Bunun üzerine indirim, oranlar biraz arttırılarak 3 ay daha uzatıldı. Hatırlatmak gerekirse, o dönem 1.6 litre ve altında motora sahip otomobillerin yüzde 37 olan ÖTV oranı 3 ay süresince yüzde 18’e indirildi. Bu oran daha sonra yüzde 27’ye çekilerek 3 ay daha devam ettirildi. Hafif ticari araçlarda ise ÖTV oranı yüzde 3’e çekildi, çekiciler, midibüsler, özel amaçlı taşıtlar, kamyonlarda ÖTV yüzde 1 olarak uygulandı. Otobüslerden ise ÖTV alınmadı.

MATRAH KALKMALI

Bugün gelinen noktada ise Maliye’nin kasım 2016’dan itibaren matraha (vergisiz fiyat) dayalı ÖTV sistemini devreye almasıyla birlikte yasada en düşük ÖTV oranı yüzde 60’a yükseldi. Aslında Bakanlar Kurulu kararıyla uygulanan yüzde 45 ve 50’lik dilimler de var ama son 1 yılda kurların yüzde 40’a yakın artmasıyla bu dilime giren otomobil sayısı yok denecek kadar azaldı. Yani aslında son 9 yılda ÖTV oranlarının ulaştığı seviyeye her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün

Yazının devamı...

En ucuz sıfır otomobilin bile aylık taksidi 1150 TL

23 Nisan 2018

Bir bakıma otomobil pazarını son 3-4 yıldır filo şirketleri domine ediyor. Şirketler satın alma maliyeti yerine kiralamaya dönünce, filonun oranı    hızla yükseldi.

Geçtiğimiz hafta, otomotiv veri şirketi Cardata'nın 100 bin TL’nin altındaki sıfır otomobilleri ve bu otomobillere ayda kaç TL taksitle sahip olunabileceğinin listesini çıkardı. Yan sayfadaki haberde de bir kısmından yararlandığım listeye göre bugün Türkiye’de vergiler dahil en ucuz otomobil 53 bin 900 TL.

HURDA PEŞİNATI

Bu doğrultuda 53 bin 900 TL’lik bir otomobil için 16 bin 170 TL peşinat ödendikten sonra 48 aylık vadede aylık 1.150 TL’lik ödeme yapmanız gerekiyor. Türkiye’de fiyatı 100 bin TL’ye kadar olan otomobillerde kredi miktarı taşıt tutarının yüzde 70’i kadar kullanılabiliyor. Yani aylık yapılacak taksit tutarı, peşinat olarak verilmesi gereken yüzde 30 tutarın dışında ödenmesi gereken tutardan oluşuyor.

Kısaca, herhangi bir otomobile sahip olmak isteyenler, 16 bin 170 TL peşinat ve aylık 1.150 TL taksit ödeyebilecek ekonomik gelire sahip olmalı. Kuşkusuz sadece otomobile sahip olmak da yetmiyor. Bunun sigortası, yıllık vergileri, bakımı ve yakıtı için de bir bu kadar harcama yapmanız lazım. Bu da en ucuz otomobil için ayda 2 bin TL’den fazla bir bütçeyi ayırmanız anlamına geliyor. Sonuçta Türkiye’de artık sıfır otomobil sahibi olmak için gerçekten ayda en az 5-6 bin TL kazanmanız gerekiyor. 10 bin TL’yi bulan son hurda teşviki de belki size peşinatta destek olabilir ama aylık ödemeleriniz için çare değil. Yani sıfır otomobil sahibi olmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

TÜM LİSTE HÜRRİYET OTO’DA

100 bin TL’nin altındaki sıfır otomobil listesine göre örnekleri çoğaltabiliriz;

- Fiyatı 67 bin 650 TL olan bir otomobil için 20 bin 295 TL peşinat verip 48 ay için aylık 1500 TL ödemeniz gerekiyor.

Yazının devamı...

Fotokopi makinesinden çıkan karnaval

16 Nisan 2018

21 yıl önce Opel’le birlikte otomotiv sektörüne adım atan Bozkurt, bugünlerde otomobiller kadar Adana’da düzenlenen ve yaklaşık 1.5 milyon kişinin katıldığı ‘Portakal Çiçeği Karnavalı’yla da adından söz ettiriyor. Düşünün Adana’da o kadar popüler durumda ki, özel davetiyle katıldığım karnavalda kendisiyle ancak 10 dakika görüşebildim. O görüşmemizde de, “Son dönemde karnavalla ilgili o kadar koşturdum ki otomotiv sektöründe çalıştığımı unuttum. Bu ay kaç adet hedeflemiştik, planlarımız neydi inan hatırlamıyorum” esprisini yaptı.

Ali Haydar Bozkurt’un fotoğraflarında yakasındaki portakal çiçeği dikkat çekiyor.

Ayşe Arman’dan Ertuğrul Özkök’e bir çok yazar geçen hafta hep Adana karnavalından ve Ali Haydar Bozkurt’tan övgüyle bahsetti. Gerçekten Ertuğrul Özkök’ün de dediği gibi, Adana’daki karnaval 3 metre ötedeki Suriye savaşına inat bölgeye barış havası getirirken, herkesi umutlandırdı. Tüm Adanalıların sahiplendiği karnavala katılmış biri olarak o coşkuyu yerinde gördüm. İnanın abartmıyorum yolda yürüyemedik, bir yerden bir yere araçlarla ulaşamadık. O kadar kalabalık ve o kadar coşkuluydu ki kendimi adeta yurtdışında hissettim.

Bu detayları birçok kişi yazdı, anlattı... Ben en başa dönüp Ali Haydar Bozkurt’un kariyerindeki yükselişi ve karnaval fikrinin perde arkasını anlatmak istiyorum. Bugün 50 yaşında olan Bozkurt’un Malatyalı olan ailesi o doğmadan önce Adana’ya yerleşmiş. Bozkurt, annesi hamileyken Malatya’ya tatile gittiklerinde dünyaya gelmiş. Yani Malatya’da doğmuş ama Adana’da büyümüş. Bozkurt bu durumu, “İnsanın çocukluk ve gençlik anıları nereye aitse, orası memleketi oluyor” sözleriyle anlatıyor.

KARİYERİNDE KIRILMA ANI

1996 yılına kadar Adana’da yaşayan ve eğitimini tamamlayan Bozkurt, iş hayatına yani otomotiv sektörüne Opel ile birlikte adım atmış. Bozkurt’a karnavalın da yolunu açan kariyerindeki kırılma anı ise 1990’lı yılların sonunda Opel’in Filo müdürü olduğu zaman yaşanmış. Bozkurt o döneme ilişkin daha önce şunları anlatmıştı: “Bir akşam Xerox’ta çalışan bir arkadaşımla yemek yiyordum. Kendisi bana şirketlere fotokopi makinelerini bedava verdiklerini, basılan kağıttan komisyon aldıklarını söyleyince şaşırdım. Kendisine, “Bu kadar büyük sermayeniz var mı’ diye sorunca bana, “Verdiğimiz makinelerin parasını basılan kağıttan çıkartıyoruz. Ama en önemlisi biz bu makineleri leasing yoluyla kiralıyoruz. Sonuçta, şirketten kağıt başına aldığımız komisyonun bir kısmını makinenin kirasına veriyoruz. Buna rağmen bize önemli bir gelir kalıyor” cevabını verdi. Bunu duyduktan sonra hemen ertesi gün şirkete gidip konuyu anlattım. Herkes, ’Nasıl olur’ dedi. Uygulamaya aldık ve operasyonel kiralamayı başlattık. Filo satışımız 100’ü bile bulmazken bu sistemle o yıl 6 bin 500 adet filo aracı sattım. Türkiye’de bu sistemi ilk başlatan olduk. Beni Opel’in İş Geliştirme Başkanı yaptılar. Sonra da 2003 yılında Daihatsu’nun Genel Müdürlüğüne transfer oldum.”

Japon Daihatsu o dönem belki Türkiye’de çok satan bir marka değildi. Ama Türkiye temsilcisi, Toyota’nın dünyadaki en distribütörü olan ALJ Holding’in olması Bozkurt için büyük bir fırsattı. Kısa bir süre sonra Sabancı Holding’in elinde bulunan Toyota distribütörlüğü için ALJ’yi harekete geçiren Bozkurt, 2009 yılı sonunda bir ilki gerçekleştirerek 85 milyon dolar gibi büyük bir paraya distribütörlüğü satın aldırdı. Düşünün o paraya fabrika bile kuran markalar varken, ALJ sadece temsilcilik için bunu ödemişti. İşte bu satın almayla birlikte Ali Haydar Bozkurt’un otomotivdeki yükselişi hızlandı. Önce Toyota Türkiye’nin CEO’su oldu, ardından ALJ’nin Türkiye’deki tüm yatırımlarının başına geçti.

AYŞE ARMAN RÖPORTAJI

Yazının devamı...

Biz ‘Arabacılar’ın sektöre katkısı

9 Nisan 2018

Ufuk, kurucu üyelerden devralarak Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan otomotiv sektörüne layık bir dernek oluşturmak için harekete geçmiş, benden de başkan vekili olarak kendisine destek olmamı istemişti.

O dönem 20 yıllık ekonomi kökenli bir gazeteci olarak otomotiv alanında çalışan gazetecilerin hakettiği itibarı sağlamak amacıyla bunu tartışmasız kabul ettim. Çünkü bugün otomotiv sektörü eğer ekonominin parlayan yıldızı olmuşsa, biz gazetecilerin katkısının da herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşünüyordum ve halen aynı düşüncedeyim.

Çalıştığımız kurumlar dahil bir çok kesimde sadece dünyayı gezip, tozan, altında test otomobilleriyle boy gösteren ve tabiri caizse ‘Arabacılar’ olarak adlandırılan bizlerin, aslında haberlerimizle sektörün büyümesine ve gelişmesine ne kadar katkı sağladığımızın farkındalığını arttırmamız gerekiyordu.

İşte bu düşünceyle OGD’nin temellerini atarak yeni yönetim kurulunu oluşturduk ve çok hızlı bir şekilde harekete geçtik. İtibar için yapmamız gereken ilk şey ne kadar etkili olabildiğimizi göstermekti. Bunun için de kurumlardan ve markalardan bağımsız hiç bir kâr amacı olmayan, sadece otomotiv gazetecilerinin yer alacağı bir yarışma yapmaya karar verdik. Gelişmiş batı ülkelerinde olduğu gibi biz de otomotiv gazetecileri olarak ‘Yılın Otomobili’ni seçerek tüm sektörün paydaşlarını bir araya getirip, ne kadar etkili olabileceğimizi göstermek istedik.

Bunun için önümüzde global otomotiv sektörü için en prestijli ödül olan ‘Avrupa’da Yılın Otomobili’ (Car Of The Year) örneği vardı. Avrupa’da bağımsız gazetecilerin oylarıyla seçilen COTY, hem sektörün gücünü ortaya koyuyor, hem de Avrupalı meslektaşlarımızın itibarlarını artırıyordu.

Bu doğrultuda ‘Türkiye’de Yılın Otomobili’ (TYO) yarışmasını hemen devreye alarak 2016 yılında ilkini düzenledik. 80’e yakın gazetecinin oylarıyla belirlenen ve tüm sektörden büyük destek alan bu yarışma daha ilk yılında büyük ses getirmişti.

SÜRÇ-Ü LİSAN ETTİYSEK

Düşünsenize Türkiye’de markalar karşı taraftan bir beklenti olmadan bir organizasyona dahil edilmiş ve sonucunda kazansa da kazanmasa da yeni modelleriyle ilgili basında geniş yer bulmuştu. Bizler aday otomobillerden, finale kalan 7 modele, test sürüşlerinden, ödül töreni ve kazanana kadar bir çok haber yayınlayarak, geniş kitlelere ulaşmalarını sağlamıştık. Yani sektöre önemli bir hareket getirmiştik.

Yazının devamı...

‘Kraldan çok kralcı’ bazı Almanlar

2 Nisan 2018

Bu yazımın hemen ardından Habertürk yazarı Fatih Altaylı da Türkiye’de üretim yapan Alman bir markanın çalıştığı Türk yan sanayi şirketine fabrikasını başka ülkeye taşımasını, aksi takdirde alımı durduracağını söylediği iddialarını gündeme getirmişti. Bu ciddi gelişmeler üzerine Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Alper Kanca’ya durumu sormuş ve şu cevabı almıştım: “Alman OEM’lerin Türkiye’den parça alımını durması, spekülatif bir söylem gibi duruyor doğrusu. Bugün için bu durum olmasa da, firmalarımızın uzun vadede proje kayıpları yaşaması tehdidi de söz konusu.” Yani o dönem Kanca, alımın henüz kesilmediği ama eli kulağında olduğu sinyalini vermişti.

Türkiye ile Almanya arasında yaklaşık iki yıldır devam eden iniş çıkış ve gerilimin ardından tam ‘yumuşama dönemine girildi’ diye düşünülürken kısa bir süre önce bazı Alman şirketler tansiyonu yeniden artırdı. Geçen hafta dünyanın lider fren üreticisi Knorr-Bremse’nin bir yetkilisi politik durumu bahane ederek Türkiye’den alım yapmayacaklarını resmi yazıyla bildirince, bu belge anında sosyal medyaya düştü. Tam da Hürriyet’in Bursa’da düzenlediği ‘Ekonomi Zirvesi’nde gördüğüm bu belgeyle ilgili TAYSAD Başkanı Alper Kanca’yla konuşurken, haberturk.com’dan Eren Güler ihbar hatlarına ulaşan bu konuyu araştırıp, gelişmeleri tüm ayrıntısıyla yayına verdi.

Knorr-Bremse, söz konusu resmi yazışmayı doğrularken, kurumsal olarak böyle bir kararları olmadığını ve yaşanan ‘kafa karıştırıcı’ sözcük seçimi nedeniyle söz konusu çalışanın büyük bir pişmanlık duyduğunu ve özür dilediğini açıkladı. Eğer bu sadece kendini bilmez bir çalışandan kaynaklandıysa, bu kişinin hemen kovulması gerekmez mi. Yani özür filan bana çok inandırıcı gelmedi. Alman şirketin panik olmasının sebebi açık. Alımı azaltmasına rağmen Türkiye’ye hem hâlâ ciddi mal satıyor hem de geçtiğimiz günlerde ‘Milli Elektrikli Tren Projesi’nin fren sistemleri ihalesini kazanmış. Yani bu konunun devam etmesi önemli bir kapıyı kapatacaktı.Knorr-Bremse’nin özürü öncesinde Alper Kanca, alımı durduran başka Alman şirketler de olduğunu belirterek, “Ne yazık ki tek bir firmadan bahsetmiyoruz. Bu şekilde açıkça serbest piyasa kurallarını çiğneyen bir düzine büyük Alman firması mevcut” yorumunu yapmıştı.

Türkiye’deki tedarik şirketleri üzerinden yaptığım araştırmada, Knorr-Bremse’nin dışında ThyssenKrupp, Mahle, Schaeffler, KPM ve Hella’nın da benzer tutum içinde olduğunu öğrendim. BMW’nin de ana sanayi olarak alımı azalttığı hatta kestiği iddia ediliyor.

KÖTÜ NİYET SÖZ KONUSU

Şimdi Almanların bu etik olmayan yaklaşımları özellikle Alman medyasında yer alan Türkiye ile ilgili olumsuz haberler sebebiyle güç kazanıyor. Hatta bu iş etiğini zedeleyen tutum neticesinde, bazı Alman şirketlerinin yöneticileri ve çalışanları, bireysel olarak “kraldan çok kralcı” davranıp, firma kurallarına da aykırı davranarak, Türk şirketlerine “politik sebeplerden dolayı Türk tedarikçilerinden mal alamayacaklarını” ifade etme noktasına kadar geldiler.  Bu yanlış tavrı gösteren firma yöneticilerine şunu hatırlatmak istiyorum: “Biz Türkiye’ye satarız ama Türkiye’den ürün almayız” diyemezsiniz. Böyle bir yaklaşım korumacılık tartışmalarının arttığı bu günlerde  başka soru işaretlerine yol  açar ve herkes, her iki ülke sanayicileri, iş insanları, şirketler bu durumdan zarar görürler.

Şirketlerdeki bazı profesyonel çalışanların haberlerden etkilenip insiyatiflerini kötü niyetle kullanmaları söz konusu. Bence bu tip durumlarla karşılaşan Türk firmalarının da aynı şekilde davranması gerekiyor. Ticari amaçla bir teklife karşılık böyle bir yanıt alındığında hemen üst yönetime şikayet etmek, ‘bu sizin resmi politikanız mı’ diye sormak gerekiyor.

Unutulmaması gereken son nokta, biz Almanya’dan yaklaşık 6 milyar dolarlık otomotiv ürünü alırken, 4 milyar dolarlık ihracat  yapıyoruz. Yani aslında Almanya’nın ciddi anlamda (2 milyar dolar) lehine olan bir alışverişten bahsediyoruz. Yani tek kaybeden sadece biz olmayız...

Yazının devamı...