"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Muz gemileriyle gelen BAŞARI

20 Şubat 2017

Kibar Holding ve Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı olan Kibar’ın Koreli markanın distribütörlüğünü aldıkları 1989 yılına ilişkin anıları geldikleri noktayı göstermek açısından çok önemli. Kibar, o tarihe ilişkin şunları söylüyor; “30’lu yaşlarımın başında genç bir girişimciydim. Sanırım Hyundai’ye Türkiye’den 246 tane distribütörlük talebi vardı. Biz demir çelik işi yaptığımız için o tarihe kadar bir tane bile araç satışı yapmamıştık. Hyundai ile demir çelik işinden bir bağlantımız vardı. Kore’ye yaptığım bir seyahatte Hyundai’de çalışan bir arkadaşımın vasıtasıyla otomotiv grubunun yöneticileriyle tanışma fırsatı buldum. Yaptığım görüşmelerde genç olmam ve fikirlerimin Korelileri etkilediğini düşünüyorum. Ama önüme koydukları planda yılda 500 araç satmak gibi bir öngörüleri vardı. Ben de hemen bunun az olduğunu belirterek ilk yıl için 2000, sonraki yıl için 4000 ve bir sonraki yıl için 8000 adetlik bir iş planını bildirdim. O hedeflerin de üstünde bir satış yaptık. 1994’te ciddi bir kriz yaşanmasına rağmen biz 16 bin adetlik bir rakamı yakalamıştık. Ama sorunları aşmak için araçların bir kısmını ihracat yoluyla eritmeye çalıştık. Hatırlıyorum da muz gemileriyle elimizdeki 1000 kadar aracı Ekvator ülkelerinin taksi piyasasına yönlendirdik. Malta ve Orta Doğu’daki bir çok ülkeye, ithalatında yüzde 30 vergi ödediğimiz araçları çok daha düşük fiyatlara sattık. Tüm bunların etkisiyle Türkiye’ye yatırımı çektik.” Ali Kibar’ı yıllardır tanırım, çok vizyoner ve başarılı bir işadamıdır. Çıtayı hep yükseğe koymuştur. Hyundai’nin yatırımlarını Türkiye’ye çekmek ve ardından arttırmak için verdiği mücadelenin büyük kısmına da tanıklık ettim. Bu mücadelenin sonunda bugün Hyundai Assan, İzmit’te 245 bin adetlik kapasiteye doğru ilerleyen fabrikasında ürettiği modelleri tüm dünyaya satıyor. İlk yıl için Türkiye’de 500 adetlik satış öngören Koreliler bugün iç pazarda yılda 51 bin adedin üzerinde satış yapıyor. Hyundai ve Kibar Holding’in distribütörlükte 27, üretimdeki 20 yıllık ortaklığı yakında yeni bir fabrikayı daha gündeme getirebilir. Bence Ali Kibar’ı izlemekte fayda var.

BİRLİKTELİK KORKUSU

Hükümetin diğer sektörlere önemli destekler verirken otomotiv sektörüne yönelik ÖTV artışı yapmasını, ‘Lobi yapan kazanıyor’ diye dile getirmiştim. Bu yazının ardından otomotiv sektörünün farklı oyuncularının farklı zamanlarda hükümet yetkilileri ile bir araya geldiğini sıkça duymaya başladım. Maliye Bakanı Naci Ağbal, Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) ile bir araya geldiğini ve tekrar geleceğini açıkladı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sanayi Bakanı Faruk Özlü de geçtiğimiz günlerde otomotiv sektörü ile görüştüğünü belirtti. Ama Bakan Özlü’nün otomotiv sektörü olarak kastettiğinin OSD ve Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) olduğunu söylemek lazım. Yani işin sanayi tarafıyla görüşmüş. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ve Otomotiv Yetkili Satıcılar Derneği (OYDER) haliyle bu görüşmelerde yok. OYDER Başkanı Ziya Alp Gülan ise taleplerini iletmek için bu hafta Ankara’ya gideceklerini söyledi. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) de eminim gitti veya gidecektir. Ama yine üstüne basarak söylüyorum, sorun birlikte hareket edememekte. Her derneğin talepleri farklı olunca hükümetin hangisine cevap vereceği de karışıyor. Ortak hareket edip, ortak isteklerde bulunup sektörün sorunlarını tek ağızdan dile getirmek daha sağlıklı olacaktır. Ama işte bu noktada araya ‘korku’ giriyor. Hatırlayanlar vardır, 24 Kasım’da bir gece ansızın yapılan ÖTV artışından iki gün önce tüm otomotiv sektörü yetkilileri ve dernekleri Ankara’ya gitmiş, çok olumlu beklentilerle geri dönmüştü. Herkes kulaktan kulağa yayılan ÖTV artışının öteleneceğini düşündüklerini söylerken 2 gün sonra yapılan artışla tam bir şok yaşanmıştı. Bu yüzden midir bilinmez, sektörünün üzerinde ciddi birliktelilik korkusu var. Tabi bu birliktelik sonrası çıkan ‘ÖTV indirimi’ söylentileri de bu korkuyu alevlendiriyor. Çünkü her beklenti yaratacak açıklama satışların durmasına yol açıyor.

 

Yazının devamı...

Otomotivin tek kurtuluşu var o da...

13 Şubat 2017

Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın Doğan TV Ankara Temsilcisi Hakan Çelik’e yaptığı, “Otomotiv sektörü organize olup derli toplu görüş ve önerilerle bana henüz gelmedi. Gelirlerse dinlemeye ve elimizden gelen bir şey olursa yardımcı olmaya hazırız” sözlerine, Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) yetkililerinin rahatsız olduğunu ve Ankara’yı aradıklarını öğrendim. Zaten aynı gün Bakan Ağbal’ın yanlış anlamalara yol açmamak için TRT Haber’de yaptığı, “Otomotiv Sanayi Derneği ile görüşüyoruz, görüşmeye devam edeceğiz. Kendilerine teşekkür ediyorum” açıklaması da bunu ortaya koydu. Bana istedikleri kadar kızabilirler ama unutmamalılar ki bunları yazarak otomotiv sektörünün sorunlarını dile getiriyorum. Gündem oluşuyor ve ortada bir sıkıntı varsa da bu Türkiye’nin her kesimi tarafından fark ediliyor. Sonuçta yapılan vergi artışları tüketicilere zam olarak yansıyor. Bizim de görevimiz tüketicilerin haklarını koruyan yayınlar yapmak. Sektör yetkililerinin bana kızmak yerine bunu kullanıp, Ankara’yla ilişkileri daha sıkı tutmaları ve sorunları dile getirmeleri gerekiyor.

YÜZDE 60’I 4 GRUPTA

Bakan Ağbal, “Günah keçisi değil” dese de bugün otomotiv sektörünün vergi artışlarından nasibini alan yegane sektör olduğu ortada. 5 yılda tam 4 kez ÖTV oranları arttırılmış, daha ne olsun. Bu ÖTV artışlarına tek gerekçe ise ithalatın payının yüksek olması. Yani üretim ve ihracata pek bakılmadan, ithalatı frenlemek için vergi artışı yapılıyor. Bu konuda rakamlara dayanarak başka bir öneri sunmak istiyorum. Eğer ithalat yüksekse bunu indirmenin yolu vergi artışı değil, yatırım çekecek ortamı hazırlamaktan geçiyor. Nasıl mı? 2016 yılında Türkiye’de toplam 983 bin 720 adet otomobil ve hafif ticari araç satıldı. Bunun yüzde 60’ını ise sadece 4 grup yaptı. Türkiye’de en çok otomobil ve hafif ticari aracı Doğuş Otomotiv satıyor. Bünyesinde Volkswagen, Audi, Seat, Skoda, Porsche, Bentley, Lamborghini markaları olan Doğuş Otomotiv 2016’da toplam 207 bin 896 adet araç satmış. Yani toplam satışların yüzde 21’i. Doğuş Otomotiv’i 169 bin 236 adet ve yüzde 17.2 pay ile bünyesinde Renault ve Dacia markaları bulunan Renault Mais takip ediyor. 100 bin adetlik barajı aşan diğer iki grup ise Tofaş ve Ford Otosan. Bünyesinde Fiat, Jeep, Alfa Romeo, Maserati ve Ferrari’yi barından Tofaş ile Ford Otosan toplamda 109 biner otomobil ve hafif ticari araç satmış. Koç Holding’e bağlı bu iki grup toplam satışların yüzde 22’sini oluşturuyor.

VERGİYE KARŞI YATIRIM

Şimdi işin kritik noktasına geleceğim. 4 grup içinde sadece Doğuş Otomotiv’in Türkiye’de üretimi yok. Tofaş toplam sattığı araçların yüzde 89’unu Türkiye’de üretirken, Ford yüzde 65’ini, Renault ise yüzde 37’sini ülkemizde üretiyor. 2016’da Türkiye’de satılan araçların yüzde 39’u Türkiye’de üretilirken yüzde 69’unun ithal edilmesi, Maliye Bakanlığı’nın ÖTV’yi arttırmasındaki en büyük etken. O zaman ithalatı düşürmek için yapılacak en büyük hamle yıllardır gündeme gelen Volkswagen’i Türkiye’de üretime ikna etmekten geçiyor. Doğuş Grubu patronu Ferit Şahenk başta olmak üzere Doğuş Otomotiv yetkilileri zaten olası bir yatırımda kendilerinin buna hazır olduğunu dile getiriyorlar. Tek iş Volkswagen’i ikna etmekte. Bunun için nasıl bir cazibe yaratılır, nasıl teşvikler sunulur bilemem ama eğer Volkswagen Türkiye’de üretim yapar ve Doğuş Otomotiv’in satışlarının en az yüzde 30’u yerli olursa, Türkiye’de toplam pazarda ithalatın oranı yüzde 70 seviyelerinden 63’lere hatta 60’lara kadar inebilir. Bunun için başta otomotiv dernekleri olmak üzere, tüm sektör ve hükümet, Volkswagen’i Türkiye’ye getirmek için yollar aramalı. Türkiye, yeni yatırımları çekemezse, ithalattaki olası artışlara karşı hükümetin vergi silahı yeniden ortaya çıkabilir. Bu da kuşkusuz iç pazarı, dolayısıyla da sanayiyi ve istihdamı etkileyecektir. Yani önümüzde ithalat riskinden kurtulmanın tek yolu olarak Volkswagen yatırımı öne çıkıyor. Umarım gerçekleşir. 

FRANKFURT’A İPTALLER ŞİMDİDEN BAŞLADI

SÜREKLİ yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Otomotiv markalarının dünyada fuarlara bakışı hızla değişiyor. Artık birçok marka fuarların kendilerine bir şey katmadığını, yüksek maliyetleri fuarlara aktarmak yerine direkt pazarlamayı tercih ettiklerini belirtiyorlar. Bu yüzde başta Paris olmak üzere birçok uluslararası fuara katılımda sıkıntılar yaşanmaya başladı. Buna bağlı olarak nisan ayında İstanbul’da düzenlenecek Autoshow fuarına da 19 markanın katılmayacağı belli oldu. Bunların arasında fuarı düzenleyen Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) Başkan ve Başkanvekili’nin temsil ettiği markaların olması da tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı. Şimdi önümüzde mart ayında düzenlenecek Cenevre fuarı var. Bu fuarın en önemli özelliği bağımsız olması yani İsviçre’nin uluslararası bir markası yok. Dolayısıyla her marka eşit. Paris, Frankfurt, Tokyo ve Detroit gibi şehirlerde düzenlenen fuarlarda, o ülkelerin markaları ağırlıkta oluyor ve katılan diğer markaları gölgede bırakıyor. Ayrıca metrekare olarak da küçük olduğu için Cenevre’nin markalara maliyeti daha az oluyor. Bu yüzden şimdilik bu fuara katılımda bir sıkıntı yaşanmıyor. Ama Paris’le birlikte 2 yılda bir dönüşümlü yapılan ve eylül ayında düzenlenecek Frankfurt fuarı için şimdiden iptaller gelmeye başladı. Alman markaların gövde gösterisi yaptığı Frankfurt’a bu yıl Volvo, Citroen DS, Peugeot ve Nissan’ın katılmayacağını öğrendim. Fiat Grubu ve markalarının da Frankfurt’a katılmayabileceği konuşuluyor. Netice itibariyle fuarlar gelecekte sadece düzenleyen ülkelerin markalarının boy göstereceği bir alan mı olacak, yoksa modası geçen bir vitrine mi dönüşecek göreceğiz...

Yazının devamı...

Robin Hood’un derdi otomobil

6 Şubat 2017

Maliye Bakanı Naci Ağbal da, bu indirimler sonrasında, “Yaptığımız hesaplamalara göre, ÖTV ve KDV’de indirimin bütçeye yaklaşık 1 milyar lira maliyeti olacak” açıklamasını yaptı. Bu maliyet şu an için 3 ay olarak öngörülen indirim dönemini kapsıyor. Eğer bu indirimlerin süresi uzatılırsa maliyet de kuşkusuz artacak.

Piyasalara canlandırmak, zorda olan sektörlere can suyu vermek adına bu tip indirimler kuşkusuz önemli ve kritik. Ama benim burada kafama takılan 1 milyar liralık faturanın nereden karşılanacağı. Biliyorsunuz geçtiğimiz kasım ayı sonunda bütçedeki bazı sapmalar sonrası Maliye Bakanlığı, Bakanlar Kurulu’ndan aldığı yetkiyle bir gece ansızın otomobillerdeki ÖTV sistemini değiştirip önemli bir artışa imza atmıştı.

Bu artışta amaç iyi giden otomotiv sektöründen biraz daha fazla vergi alıp, bütçedeki açığı minimuma indirmekti. O dönem Maliye Bakanı Ağbal’ın açıklaması da zaten bu yöndeydi. Matraha göre belirlenen yeni sistem, yılı hem üretim, hem ihracat hem de satış anlamında rekorla kapatan otomotiv sektörü için tam bir şok etkisi yaratmıştı. Zaten artan kurlarla mücadele eden sektör bir de fiyata göre ÖTV düzenlemesini kucağında bulunca açıkçası afalladı. Otomotiv markaları ellerindeki stoka bağlı olarak aralık ve ocak aylarında ne kur artışını ne de ÖTV zammını henüz tam olarak fiyatlara yansıtmadı.

Şubat ayından itibaren gelecek 2017 modellerde Maliye’nin vergi gelirlerini arttırmak için yaptığı ÖTV düzenlemesinin etkilerini fiyatlarda net olarak göreceğiz. Yüzde 20’yi aşması beklenen zamlar sonrası otomotiv sektörünün bu yıl yüzde 30’a yakın daralması öngörülüyor. Bu oranlar sektörde konuşulmaya başlandı bile...

O zaman ne olacak ben söyleyeyim; Maliye otomotiv sektöründen garanti olarak gördüğü vergi gelirlerini artıracağım derken elindekinden de olacak. 1 milyon adetlik pazardan toplanan ÖTV ile vergi oranları artmasına rağmen 650 bin adetlik pazardan toplanacak ÖTV aynı olur mu? Eğer beyaz eşya, mobilya ve konuta yönelik vergi indirimlerinin faturasının vergileri artırılan otomotiv sektörünün ödemesi bekleniyorduysa da bence artık çok geç. 

Bu yaşananlar size de Robin Hood hikayesini hatırlatmadı mı... ‘Zengin’ olarak görülen otomotiv sektöründen alıp, zor durumdaki diğer sektörlere vermek. Başarılı olabilir mi, hiç sanmıyorum... Unutulmaması gereken asıl nokta şu; “Büyüyen otomotive yönelik düzenli hale gelen vergi artışları son yıllarda istikrar yakalayan pazarı küçültüp, olası yeni yatırımların (mevcutlar dahil) önünü kapatır, tüm Türkiye kaybeder. Otomotiv sektörüne sadece iç pazardaki ithal oranından bakarsak hiç bir şekilde gelişemeyiz. Toplam dış ticarette fazla veren bu sektör daha fazla korunmalıdır.”

Yeni ÖTV’ye illegal çözüm
KASIM sonundan itibaren fiyata dayalı ÖTV sistemine geçilmesi otomotivde bütün dengeleri bozdu. Çünkü ÖTV dilimlerini belirleyen matrah fiyat (vergisiz çıplak fiyat) kurdaki artışa bağlı olarak sürekli değişmeye başladı. Yani bugün en düşük ÖTV diliminde yer alan bir otomobil, kurdaki artışa bağlı olarak kısa süre sonra bir üst ÖTV dilimine girmeye başladı. Bu da fiyatlarda en az yüzde 10’a yakın artışı beraberinde getiriyor.

İşte yoğun rekabette bundan etkilenmemek için bazı ‘zeki’ distribütörlerin hem kendilerini hem bayilerini hem de müşterilerini riske atarak illegal yöntemler bulduğunu duyuyorum. Modelleri ÖTV’ye takılmasın diye bayilerine araçları yüzde 1 kârla faturalayıp, bu sayede matrahın yükselmesini engelliyorlarmış. Bilmeyenler için bayi kârları genelde yüzde 8’ler civarındadır.

Bayi de rekabete bağlı olarak bu kârın bir kısmını müşteriye indirim olarak yansıtabilir. Ama bu bahsettiğim sistemde, distribütör yüzde 1 kârla fatura kesip, üzerini yani yüzde 7’sini sonradan elden ödüyormuş. Bu sistem 3 sebeple illegal.
1) ÖTV yani vergi kaçırılıyor.
2) Bayiye yüzde 1 kâr marjı verince aynı marka bayileri arasında müşteriye yapılacak indirim yüzde 1 ile sınırlanıyor. Bu da haksız rekabet yaratıyor.

3) Diğer markalara karşı da ÖTV nedeniyle avantajlı duruma geliniyor. Bu da markalar arası haksız rekabete sebep oluyor. 

Yani anlayacağınız, bu fiyata ÖTV sistemi her açıdan sağlıksız. Yapılan geriye dönük denetimlerde cezalar müşterilere kadar ulaşır, benden söylemesi...

Yazının devamı...

Robin Hood’un derdi otomobil

6 Şubat 2017

Maliye Bakanı Naci Ağbal da bu indirimler sonrasında, “Yaptığımız hesaplamalara göre, ÖTV ve KDV’de indirimin bütçeye yaklaşık 1 milyar lira maliyeti olacak” açıklamasını yaptı. Bu maliyet şu an için 3 ay olarak öngörülen indirim dönemini kapsıyor. Eğer bu indirimlerin süresi uzatılırsa maliyet de kuşkusuz artacak. Piyasalara canlandırmak, zorda olan sektörlere can suyu vermek adına bu tip indirimler kuşkusuz önemli ve kritik. Ama benim burada kafama takılan 1 milyar liralık faturanın nereden karşılanacağı.

Biliyorsunuz geçtiğimiz kasım ayı sonunda bütçedeki bazı sapmalar sonrası Maliye Bakanlığı, Bakanlar Kurulu’ndan aldığı yetkiyle bir gece ansızın otomobillerdeki ÖTV sistemini değiştirip önemli bir artışa imza atmıştı. Bu artışta amaç iyi giden otomotiv sektöründen biraz daha fazla vergi alıp, bütçedeki açığı minimuma indirmekti. O dönem Maliye Bakanı Ağbal’ın açıklaması da zaten bu yöndeydi. Matraha göre belirlenen yeni sistem, yılı hem üretim, hem ihracat hem de satış anlamında rekorla kapatan otomotiv sektörü için tam bir şok etkisi yaratmıştı. Zaten artan kurlarla mücadele eden sektör bir de fiyata göre ÖTV düzenlemesini kucağında bulunca açıkçası afalladı. Otomotiv markaları ellerindeki stoka bağlı olarak aralık ve ocak aylarında ne kur artışını ne de ÖTV zammını henüz tam olarak fiyatlara yansıtmadı. Şubat ayından itibaren gelecek 2017 modellerde Maliye’nin vergi gelirlerini arttırmak için yaptığı ÖTV düzenlemesinin etkilerini fiyatlarda net olarak göreceğiz.

Yüzde 20’yi aşması beklenen zamlar sonrası otomotiv sektörünün bu yıl yüzde 30’a yakın daralması öngörülüyor. Bu oranlar sektörde konuşulmaya başlandı bile... O zaman ne olacak ben söyleyeyim; Maliye otomotiv sektöründen garanti olarak gördüğü vergi gelirlerini artıracağım derken elindekinden de olacak. 1 milyon adetlik pazardan toplanan ÖTV ile vergi oranları artmasına rağmen 650 bin adetlik pazardan toplanacak ÖTV aynı olur mu? Eğer beyaz eşya, mobilya ve konuta yönelik vergi indirimlerinin faturasının vergileri artırılan otomotiv sektörünün ödemesi bekleniyorduysa da bence artık çok geç.

Bu yaşananlar size de Robin Hood hikayesini hatırlatmadı mı... ‘Zengin’ olarak görülen otomotiv sektöründen alıp, zor durumdaki diğer sektörlere vermek. Başarılı olabilir mi, hiç sanmıyorum... Unutulmaması gereken asıl nokta şu; “Büyüyen otomotive yönelik düzenli hale gelen vergi artışları son yıllarda istikrar yakalayan pazarı küçültüp, olası yeni yatırımların (mevcutlar dahil) önünü kapatır, tüm Türkiye kaybeder. Otomotiv sektörüne sadece iç pazardaki ithal oranından bakarsak hiç bir şekilde gelişemeyiz. Toplam dış ticarette fazla veren bu sektör daha fazla korunmalıdır.”

YENİ ÖTV’YE İLLEGAL ÇÖZÜM

KASIM sonundan itibaren fiyata dayalı ÖTV sistemine geçilmesi otomotivde bütün dengeleri bozdu. Çünkü ÖTV dilimlerini belirleyen matrah fiyat (vergisiz çıplak fiyat) kurdaki artışa bağlı olarak sürekli değişmeye başladı. Yani bugün en düşük ÖTV diliminde yer alan bir otomobil, kurdaki artışa bağlı olarak kısa süre sonra bir üst ÖTV dilimine girmeye başladı. Bu da fiyatlarda en az yüzde 10’a yakın artışı beraberinde getiriyor. İşte yoğun rekabette bundan etkilenmemek için bazı ‘zeki’ distribütörlerin hem kendilerini hem bayilerini hem de müşterilerini riske atarak illegal yöntemler bulduğunu duyuyorum. Modelleri ÖTV’ye takılmasın diye bayilerine araçları yüzde 1 kârla faturalayıp, bu sayede matrahın yükselmesini engelliyorlarmış. Bilmeyenler için bayi kârları genelde yüzde 8’ler civarındadır. Bayi de rekabete bağlı olarak bu kârın bir kısmını müşteriye indirim olarak yansıtabilir. Ama bu bahsettiğim sistemde, distribütör yüzde 1 kârla fatura kesip, üzerini yani yüzde 7’sini sonradan elden ödüyormuş. Bu sistem 3 sebeple illegal.

1- ÖTV yani vergi kaçırılıyor.

2- Bayiye yüzde 1 kâr marjı verince aynı marka bayileri arasında müşteriye yapılacak indirim yüzde 1 ile sınırlanıyor. Bu da haksız rekabet yaratıyor.

3- Diğer markalara karşı da ÖTV nedeniyle avantajlı duruma geliniyor. Bu da markalar arası haksız rekabete sebep oluyor.

Yani anlayacağınız, bu fiyata dayalı ÖTV sistemi her açıdan sağlıksız. Yapılan geriye dönük denetimlerde cezalar müşterilere kadar ulaşır, benden söylemesi...

Yazının devamı...

Fuarlara artık inanmıyorlar!

30 Ocak 2017

Eylül ayındaki Paris fuarı gibi İstanbul’da 2 yılda bir düzenlenen Autoshow fuarına katılımda da sıkıntılar olduğunu, bir çok marka ve grubun katılıp katılmama konusunu düşündüğünü belirtmiştim. O tarihten sonra iptaller arka arkaya gelirken, geçtiğimiz hafta Sabah gazetesinden Ufuk Sandık da fuara katılmayan firma sayısının 20’yi bulduğunu yazdı. Sonuçta İstanbul Autoshow fuarı ‘iptal edilsin’ çağrılarına rağmen ‘Geleceğe Yakından Bakın’ temasıyla 21-30 Nisan 2017 tarihleri arasında Beylikdüzü TÜYAP’ta katılım düşükte olsa düzenlenecek. Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) katılmayan firmalar yerine fuara teknoloji şirketlerini dahil ettiğini duydum. Yani son dönemde otomotiv markalarının istilasına uğrayan Las Vegas’taki teknoloji fuarı CES’in tam tersi bir durum yaşanabilir. Başarılı olur mu, sonucu 2019’daki fuarın bu yıldan iptal edilmesine yol açar mı, bekleyip göreceğiz.

Ama şunu belirtmem gerekiyor. Bugün bir çok kişi 2017’de kurlardaki ve piyasalardaki dalganın yarattığı belirsizlik yüzünden fuara katılımda düşme olduğunu düşünüyor. Hakları da var. Türkiye’de her marka üreticisiyle birlikte bir çok faktörü değerlendirip, fayda/maliyet/fırsat analizi yapıp karar veriyor. Bu analizlere göre katılmayan markalar eminim vardır. Ama bir çok markanın kısa konjonktür değişikliği ile karar vermediğini, asıl gerekçelerinin fuarların artık markalara pek de bir şey katmadığı görüşünün ağırlık kazanması olduğunu biliyorum. Bu tabiki İstanbul’a özel bir şey değil. Paris’e Detroit’e olduğu gibi bu yıl Frankfurt fuarına da katılımda azalma bekleniyor. Yani tüm dünyadaki otomobil fuarları tehdit altında. Çünkü uluslararası markalar bu çağda fuar konseptinin maliyet ve fayda analizini yaptığında çok fizibıl olmadığı sonucunu çıkarıyor. Uluslararası markaların Türkiye temsilcileri de bu gerekçeler nedeniyle fuarlara artık inanmadığı için katılmıyor. Yani internet ve teknoloji çağında markalar büyük paralar harcayıp fuarlara katılmak yerine, müşteri bazlı pazarlama stratejilerine para harcıyor. Eğer İstanbul özelinde düşünürsek, Beylikdüzü’ne gidip Autoshow’u ziyaret edenlerin çoğunluğu bir çok markanın hedef kitlesi arasında yer almadığı düşünülüyor. Böyle olunca fuara katılmak yerine kendi hedef kitlelerini tespit edip, birebir pazarlama stratejisine daha fazla önem veriyorlar. Anlaşılıyor ki otomobil fuarları konusu önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak gibi duruyor...

PAZARDAKİ DARALMA YÜZDE 30’U GEÇER Mİ?

2016 yılında satışlarda rekor kıran otomotiv sektörü için 2017 yılı çok zor bir yıl olacak. Kurlardaki durmayan yükselme ve kasım sonu gerçekleşen ÖTV zamları sektörü bu yıl oldukça zorlayacağa benziyor. Ama buna rağmen yapılan 2017 öngörülerine bakınca şaşırıyorum. Çünkü bir çok yetkili pazardaki daralma öngörüsünü yüzde 10’da tutuyor. İnanın kurlardaki artışa, ÖTV zammına rağmen eğer otomotiv pazarı yılı 900 bine yakın satışla tamamlarsa tam bir mucize olur. İnşallah öyle olur ama bana pek gerçekçi gelmiyor. Zaten Başbakan Binali Yıldırım’ın ‘Yaza kadar sabredin’ demesinden de ekonominin en azından yaza kadar pek düzelmeyeceğini anlıyoruz. Kredi notlarımızın da indiğini düşünürsek, pazarın en iyimser tahminle 650-675 bin adetlerde olması bekleniyor. Bunu da inanın ben değil  sektör temsilcileri söylüyor. Bu da öyle yüzde 10 değil pazarın yüzde 30’un üzerinde daralacağını ortaya koyuyor. Yetkililer, ocakta pazarın 30 bin adetlerde kapanacağını, şubatta da eldeki stokların satışına devam edileceğini belirterek, “Tüketiciler eski maliyetli stok araçlarına hücum etti. Kur ve ÖTV zammı eklenmeyince adeta ikinci el otomobil fiyatına geliyor. Şubatta da bu biraz devam eder. Ama martta yeni kurlarla fiyatlama yapılınca pazar o zaman çok zor durumda kalacak” açıklamasını yapıyorlar.

 

 

Yazının devamı...

Kepçeyle al kaşıkla ver

23 Ocak 2017

Asan, yeni yürürlüğe giren ‘Sinai Mülkiyet Kanunu’ ile ithal otomobilde distribütör tekelinin kırılacağını ve fiyatların ucuzlayacağını belirtirken, yeni kanunla yedek parçada da eşdeğer ürünün önünün açılacağını söylüyor. “Türkiye’ye belli araçlar, otomobil örneğini vermek gerekirse distribütörle girdiği için, başka şekilde giren araçlar kaçak muamelesi görüyor. Yeni kanun onu da çözüyor. Mercedes’i Türkiye’ye sadece distribütörle değil, ticari bağlantınızı yaptınız, başka şirketle anlaştınız, 20 tane araç getirdiniz, daha uygun fiyata satarsınız. Buna kimse karışamaz” açıklamasını yapan Asan, eşdeğer parça konusunda da şu örneği veriyor; “Örneğin Mercedes’le kaza yaptınız. Orijinal parçasını taktığınız zaman çok pahalı oluyor. Araba 3 yaşından daha eski değilse orijinal parça takmak zorundasınız. Yeni yasada ikili bir yapı getirdik. Bizim eşdeğer parça üretimimiz var. Eğer yedek parça, bu eşdeğer parçalardan herhangi birisiyse, buna korumayı kaldırıyoruz. Sıfır Mercedes’e dahi yan sanayi takabileceksiniz.”

Öncelikli olarak eşdeğer parça zaten sistemde yıllardır var olan bir şey. Ama bu kanuna kadar eşdeğer parça takılırsa buna itirazı olacak olan üreticinin parçanın eşdeğer olmadığını ispat yükümlülüğü ya da hakkı bulunuyordu. Sayın Habip Asan’ın burada kastettiği sanırım bundan böyle orijinal olmayan parça için eşdeğer sertifikası tarzında bir şey verecekler. Ama buna rağmen üretici eşdeğer olmadığını kanıtlayabilir o zaman bunu kim engelleyecek. Ayrıca bugün Almanya’da 100 bin Euro olan bir otomobile Türkiye’deki tüketicinin vergilerle 250 bin Euro’nun üstünde bir fiyat ödemesini tartışmak dururken, yedek parçada 30-40 Euro avantaj yakalamaya çalışıyoruz. Elbette yedek parça fiyatları eğer uygunsa düşürülsün ama bu biraz da ‘Kepçeyle al kaşıkla ver’ gibi geliyor bana. Zaten var olan bir şeyi sanki büyük bir gelişmeymiş gibi anlatmayı da gerçekten anlayamıyorum.

PARALEL İTHALAT ZATEN VAR

Asan’ın distribütör ve ‘kaçak muamelesi’ yorumlarına gelirsem zaten Türkiye’de paralel ithalat serbest. Yani yılda 75 araca kadar aynı tip aracı getirebiliyorsunuz da burada önemli olan bu araçların ÖTV ve KDV’sinin doğru ödenip ödenmediğinin tespitinde. Daha dün ajanstan ‘milyonluk lüks otomobiller gümrüğe takıldı’ diye bir haber geçti. Yurda kaçak sokulmak istenen, aralarında Porsche, Mercedes ve BMW gibi lüks otomobillerin de yer aldığı, piyasa değeri yaklaşık 240 milyon liralık 11 bin araca el konulmuş. Bu kanunla ve yapılan açıklamalarla yurda giren araç sayısı daha da artar ama emin olun vatandaş kazanmaz. Geçmişte ve günümüzde olduğu gibi bu araçlar üzerinden yaratılan bir çok paravan şirketle vergi kaçırılır, aradaki fark da tüketiciye ucuz otomobil olarak yansımaz, kaçaklık yapanın yanına kâr kalır. Sonuç olarak biz bırakalım bu tip detayları önce vatandaşlarımızı nasıl daha ucuza otomobil sahibi yapabiliriz ona kafa yoralım.

BAŞARININ YOLU İLETİŞİMDEN GEÇİYOR

YANDAKİ manşette Renault Mais’in yeni Genel Müdürü Berk Çağdaş’ın önemli açıklamalarını aktardım. Özetle Çağdaş, Renault Mais’te öncelikli olarak bayi ve müşteri memnuniyetini artıracağı bunun da markanın artan filo satışlarıyla düşen imajını ve kârını yükselteceğine inanıyor. Otomotiv sektöründe çok temel bir görüş vardır, o da iletişim. Bayisiyle, müşterisiyle ve basınla iyi iletişimde olup kendisini ve modellerini doğru anlatıp doğru mesajları veren markalar gerçekten başarılı oluyor. Ama bunlardan birini atlarsanız, o zaman muhakkak bir yerden açık veriyorsunuz. İşte yıllardır Renault’da da özlem duyulan buydu. Çağdaş, daha mutlu bayiler ve buna bağlı olarak daha memnun müşterilere sahip olmak istediğini ortaya koydu. Bu mesajları da basın üzerinden yani bizimle görüşüp vermesi de önümüzdeki dönemde her alanda istenilen iletişimi kuracağını gösteriyor.

Yazının devamı...

Geçen yılın liderleri bu yılı kurtarabilecek mi?

16 Ocak 2017

Ama yandaki manşet haberde de okuyacağınız gibi hükümet yeni ÖTV düzenlemesiyle resmen 2017’de bu sektörün içine dinamiti bırakıp, çekildi. Kur yükseldikçe otomobillerin ÖTV oranlarını otomatik olarak artıran bu dinamitin sektöre ciddi anlamda kayıp yaşatacağı kesin. Olan vatandaşa olacak. Zaten dünyanın en yüksek vergilerini ödeyen biz Türkler, önümüzdeki günlerden itibaren otomobil fiyatlarında yüzde 20’ye yakın zamlarla karşılaşacağız. Peki ne olacak sonunda? Ben size söyleyeyim, vatandaş alımı azaltınca iş otomotiv markalarında istihdam kayıplarına dönecek. Bu da ekonomiyi daha da derinden etkileyecek. 2017 yılına ilişkin tüm bu sorunları yaşayıp göreceğiz. Şimdi bunları bir yana bırakıp, üretim, ihracat ve toplam satışlarda 2016’da sektörün büyümesine katkı sağlayan rekortmenleri   aktarmak istiyorum.

- Tofaş, 2016 yılını toplam otomotiv üretimi ve ihracatında kırdığı Türkiye rekoruyla lider olarak tamamladı. 2016’da 383 bin 495 adetle araç üretimi yapan Tofaş, 279 bin 537 adet aracı da dünyanın farklı ülkelerine ihraç etti. Tofaş’ın üretiminin 190 bin adedi otomobil, 193 bin adedi ise hafif ticari araçtan oluştu. Tofaş tarafından Bursa’da üretilen Fiat Egea Sedan ise 2016 yılında 34 bin 755 adetle Türkiye’de en çok satılan otomobil modeli oldu.

- Renault ise otomobil üretimi, ihracatı ve satışında  birinci sırada yer aldı. 2016 yılında 340 bin otomobil üreten Oyak Renault, bunun 270 bin adedini ihraç ederken, Renault Mais ise Türkiye’de 2016 yılında yine en çok otomobil satan şirket oldu. Renault, 106 bin 616 adetlik satışla 2016 yılında 17. kez binek otomobil pazarı liderliğini elde etti.

- Ticari araç üretimi, ihracatı ve satışında ise Ford Otosan yine ilk sırayı kimselere kaptırmadı. 2016 yılında 333 bin 740 adetle rekor üretim yapan Ford Otosan bunun 257 bin adedini ise ihraç etti. Ford Otosan, 2016 yılında Türkiye’de iç pazarda 68 bin 234 adetlik satışla hafif ticari araç sınıfında da ilk sırada yer aldı.

- Volkswagen ise toplam satışlarda yine lider oldu. VW 101 bin 763 adedi otomobil olmak üzere 2016 yılında toplam 134 bin 535 adetlik satışla 2016 yılında otomotiv pazarının şampiyonu oldu.

Şimdi 2017 yılında gözler yine bu marka ve şirketlerde olacak. Türkiye’nin sınıfında lider markaları bakalım bizi bekleyen bu zor yılda otomotiv sektörünü kurtarabilecek mi?

KEKLİK ÇITAYI YÜKSELTİYOR

OPEL, Türkiye’de kesinlikle 2016 yılının en dikkat çeken markalarından biri oldu. Özellikle Astra satışlarıyla dikkat çeken Opel’in Türkiye Genel Müdürü Özcan Keklik, 2016’da otomobil satışlarını yüzde 18 artırarak 55 bin 500 adetle en çok tercih edilen ilk 3 marka içinde yer aldıklarını belirterek, “ÖTV ve kurdaki artışa rağmen 2017 yılında pazara sunacağımız 3 yeni modelle yüzde 10-15 daralmasını beklediğimiz pazarda büyümeyi öngörüyoruz” dedi. Opel, geçtiğimiz yıl Astra ile elde ettiği başarıyı bu yıl da yeni Insignia ile devam ettirip 2017 yılına moralli giren markaların başında yer alıyor.

 

Yazının devamı...

Üretim için kaldı 8 bin

9 Ocak 2017

“Çok şükür 2016’da en çok otomobil satan ilk 10 marka arasına girdik. Son ay iyice yüklendik, hem ekip hem de bayilerimiz 30 bin adedi geçmeye odaklandı. Otomobil satışlarında 30 bin 513, Navara ile toplam satışlarda 32 bin adede ulaştık. Pazar yüzde 1.6 büyürken, biz yüzde 21 büyüdük. Bu arada aralık ayında ise 8’nci olduk. Bizim için çok iyi bir kapanış oldu.”

Sinan Özkök’e hemen, “Kaldı 8 bin” diye cevap gönderdim. Ne demek olduğunu hemen açıklayayım; geçtiğimiz nisan ayıydı Özkök’le görüşmüş bana, “Türkiye’de 40 bin adetlik satışa ulaşırsak, o zaman yatırım gündeme gelebilir” açıklamasını yapmıştı. Bende bunu sayfa manşetinden vermiştim. Nissan ve Renault’nun CEO’su olan Carlos Ghosn, bundan 2-3 yıl önce üst üste Türkiye’de Renault gibi yatırım yapmayı düşündüklerini açıklamış ancak şartlar bir türlü uygun olmamıştı.

OLACAK İNŞALLAH

Şimdi Özkök’ün dediğinden yola çıkarsak, üretimin tekrar gündeme gelmesi için Nissan’ın Türkiye’de 8 bin adet daha araç satıp 40 bine ulaşması lazım. Yatırım için çok uğraştığını sürekli dile getiren Özkök, “Ülkeye faydamın olması için çalışıyorum. İnşallah bir gün başaracağım. Kolay olmayacak, hemen olmayacak ama olacak inşallah” diyerek bunu ne kadar istediğini de açıkça ortaya koyuyor. Nissan Türkiye’de Özkök’ün tek başına mücadelesiyle yatırıma gelir mi gelmez mi bilemem ama Türk otomotiv sanayinin büyümek için yeni oyunculara ihtiyacı olduğu kesin. En son 20 yıl önce Türkiye’ye gelen büyük yatırımlarda artık kapasiteler limite dayandı. Ekonomiyi 2016 yılında adete tek başına sırtlayan otomotiv sektörünün bunu devam ettirmesi ve küresel pazarlarda stratejik önemini artırması için yeni markaların gelmesine ihtiyacı olduğu kesin. Ama her ihtiyaç duyulduğunda vergileri artıran bir sektöre kim yatırım yapar bilemem...

HAZIR DEĞİLSEN NEREYE KAPTAN!

Cuma günü meterolojinin kar uyarılarını dikkate alıp gazeteden erken çıktım. Saat 16.30 civarı eve dönerken yoğun kar Hadımköy civarında beni yakaladı. Altımda 4 çeker ve kış lastikli bir SUV (test aracı) olduğu için endişeli değildim, uyarılara uymuş gerekli her türlü önlemi almıştım. Trafikte iş sadece bana kalsa hiç bir sorun yaşamayacaktım ama çoğunluk bu uyarılara uymadığı için 4 saatten fazla aracın içinde mahsur kaldım. Sebebi kış lastiği olmayan özellikle hafif ticari, kamyon ve TIR’ların küçük yokuşları bile çıkamayıp yolda kalmasıydı. İşin vahim tarafı o lastiklerle gidemeyeceklerini bilmelerine rağmen kenara çekmek yerine ısrarla yol almaya çalışıyorlardı. Kesin ve net, bir an önce otomobiller dahil tüm araçlar için kış lastikleri zorunlu hale getirilmeli. Ama öyle sözde zorunluluk değil. Sıkı denetimlerle kontrol edilip, olmayanlara büyük cezalar kesilmeli. Niye bu bilinçsiz insanlar yüzünden biz mağdur oluyoruz ki. Bunlara 4 lastik fiyatından daha fazla ceza kesin ki akıllara başına gelsin.

 

Yazının devamı...