"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Otomotivde büyük kargaşa yaşanıyor!

11 Aralık 2017

Çünkü her şey çok iyi giderken kırılgan ekonomimiz sayesinde bir bakarsınız kurlar rekor seviyeye çıkar, tam kurlar iyi derken bu kez bütçe açığına bağlı vergi artışları gündeme gelir. Yani şöyle arkanıza yaslanıp rahat rahat çalışmanızın pek imkanı yok gibidir.

Otomotiv sadece içinde olanlar için değil vatandaşlar yani otomobil alacaklar için de hayli zor bir sektör haline geldi. Çünkü şöyle bir baktığımda son 1-2 yıl içerisinde otomobil satın alacakları etkileyen çok önemli değişiklikler oldu. Öyle ki; araç satın almak isteyen müşterinin de aracı satmaya çalışan satış görevlisinin de kafasını ciddi anlamda karıştıran bir çok uygulama gündeme geldi.

TÜKETİCİ KREDİSİ ARTIYOR

- Bunlardan birincisi; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından alınan karar gereği artık aracın değerine göre yüzde 30 peşinat şartı getirildi. Yani 50 bin TL’ye kadar yüzde 70 kredi kullanılabiliyor. Kalan kısmın da yarısı kadar kredilendirilebiliyor. Vatandaşın kafası bu hesabı yaparken bile karışıyor. Güya tasarrufları artırmak için getirilen bu uygulamadan sonra şöyle bir durum da ortaya çıktı.

Öncelikle eskiden otomobil satışlarında kredili satış oranı yüzde 70 civarındaydı. Öğrendiğim kadarıyla bu oran BDKK’nın bu uygulamasından sonra yüzde 50 seviyelerine gerilemiş. Yani otomobil satışlarında nakit oranı artmış ve vatandaş kredi kullanımını azaltmış gibi görünüyor.

Ancak bu sadece görüntü de böyle. Sektörden öğrendiğime göre gerçek farklıymış. Vatandaş peşinatı olmadığı için taşıt kredisi yerine tüketici kredisi kullanmaya başlamış. Hem fiyat olarak daha hesaplı hem de aldığı otomobile rehin konulmasına gerek kalmıyor. Böylece tüketici kredisini çekip aracı sanki peşin alıyor gözüküyor.

YENİ ÖTV VE MTV SİSTEMİ

Yazının devamı...

Otomobil devleri gelecekte üretimden çekilir mi?

4 Aralık 2017

Dün Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Orhan Sabuncu da açıkladı. Türkiye ekonomisinin aralıksız 11 yıldır lideri olan otomotiv endüstrisi, ocak-kasım döneminde yüzde 21 artışla 26 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşarak, tüm zamanların rekorunu kırmış. Sabuncu, “Türkiye otomotiv endüstrisi 2008 yılında gerçekleştirdiği 24.7 milyar dolarlık ihracat rekorunu 11 ayda tazeledi. Arka arkaya 11 yılın ihracat şampiyonuz, bu yıl 12’nci olacak” ifadelerini kullanmış. Yani sonuçlar ortada. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet otomotivin bu gücünün farkında. Bu gücü ortaya koymak ve tüm dünyaya göstermek için Erdoğan’ın isteğiyle ‘Türkiye’nin otomobili’ için yeniden düğmeye basıldı ve bunun için 5 büyük babayiğit belirlendi. Neler yapılması gerektiğini uzmanların görüşlerine de dayanarak 10 başlıkta geçen haftalarda yazmıştım. Bundan sonrası için ne olur, başarılı olunur mu hep beraber göreceğiz. Ama başka şansımızın olmadığını da söylemek benim görevim.

Asıl şimdi ben hem Türkiye’nin otomotivdeki fason gücünü hem de yerli otomobil projesini yakından ilgilendiren bir tartışmayı gündeme getirmek istiyorum. Tartışmaya geçtiğimiz hafta katıldığım Los Angeles otomobil fuarında tanık oldum. Aslında daha önce de bazı uzmanlar dile getirmişti ama bu aralar daha sık gündeme gelmeye başladı.

Biliyorsunuz teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte otomotivdeki bilinen tüm kurallar baştan aşağıya değişiyor. 100 yılı aşan tarihe sahip bu dev sektör önümüzdeki 10 yılda tüm bildiklerini unutup, yepyeni bir çağa adım atacak. O da elektrikli ve sürücüsüz otomobiller çağı olacak. Bu çağda otomotiv markalarının dışında, teknoloji devleri, yeni girişim şirketleri ve Dyson gibi süpürge üreticileri bile şansını arayacak. İşte bu yüzden sektörde artık üretim gücüne ve esnekliğine bağlı bilinen rekabet yaşanmayacak. Bundan böyle Ar-Ge’si güçlü olan, teknolojik anlamda yenilikleri hızla ve önce yapan yarışta öne geçecek.

ÜRETİMDE APPLE MODELİ

İşte bu yarışta teknoloji devleri veya Tesla gibi yeni nesil şirketler daha avantajlı olacak gibi gözüküyor. Çünkü arkalarında dünya çapında bir sürü fabrika, yatırım ve yüz binlerce istihdam gibi hareket kabiliyetlerini kısıtlayan yükleri yok. Tüm parayı Ar-Ge’ye harcayıp üretimi gerekirse Magna gibi bu işin uzmanı şirketlere fason olarak yaptırıyorlar.

Yani bir bakıma gelecekte otomotiv sektöründe ‘Apple modeli’ uygulanacak. Bugün Apple nasıl sadece yeni ürün ve teknoloji geliştirip üretiminin tümünü Çinli Foxconn’a yaptırıyorsa, otomotiv devlerinin de bu rekabette hızlı adım atması için üretiminden çekilmesi gerektiği aksi takdirde yarışta geri kalabilecekleri belirtiliyor. Bunu söyleyen de sektör uzmanları. Çünkü devasa üretimler için harcanan paralar yerine bunun araç ve teknoloji geliştirmeye ayrılması gerektiğine inanıyorlar. Aslında bu durum Türkiye gibi şu anda markası olmayan ama otomotiv üretiminde yüksek kalite seviyesiyle rüşdünü ispatlayan ülkeler için büyük avantaj. Tofaş mesela çok iyi bir örnek. Düne kadar Fiat, Opel, Vauxhall, Peugeot, Citroen ve hatta Ram markaları için üretim yapıyordu. İşte Tofaş gibi şirketlerin gelecekteki yeni modelde şansı çok yüksek. ‘Yerli otomobil’ içinde bu büyük avantaj. Çünkü 5 babayiğidin bu modelle üretim ve fabrika düşünmesine gerek kalmayacak. Bu da sadece araç gelişimine konsantre olmalarını sağlayacak. Yani geleceğin otomotivi ‘Apple’ gibi olacaksa Türkiye bundan kazançlı çıkar gibi duruyor.

İŞTE ŞİMDİ ATAK ZAMANI

Yazının devamı...

Beştepe’de göçük zirvesi

27 Kasım 2017

Geçtiğimiz ay Japonya’nın en büyük üçüncü çelik üreticisi Kobe Steel’in ürünlerinin kalitesi hakkındaki verilerin sahte olduğunu itiraf etmesiyle, “Acaba sorun
bundan mı kaynaklandı?” sorusunu gündeme getirmişti.

Honda kullanıcıları göçüklerinin sebebinin bu olabileceğini, yaşadıkları mağduriyetin bu şekilde daha net ortaya konabileceğini belirtmişlerdi. Ancak Honda’dan yapılan açıklamada Gebze’de üretilen Civic Sedan için Kobe Steel’den bir alım yapılmadığı açıklanınca iş yine başa döndü. Konunun mağdurları internet ortamında gruplar kurup, videolar çekip sıkıntılarını anlatmaya devam etmeye başladı.

Benim de zaman zaman gündeme getirdiğim bu sıkıntıyla ilgili son gelişmeleri ise mağdurlar gönderdikleri şu mesajla dile getiriyor:



Yazının devamı...

‘360 derece’ otomotiv

20 Kasım 2017

Otomotiv bugün ekonominin lokomotifi olduysa bunda  Hürriyet’in desteği de büyük. Ben aynı anda bu 2 amiral gemide yer aldığım için kendimi şanslı hissediyorum. Gazetecilikte 23’üncü yılımı tamamladım 24’e doğru hızlı adımlarla ilerliyorum. Bu sürede yazılı ve görsel medyada yer alıp, ekonomi ve otomotiv haberleri hazırladım. Bir süreden beri de ‘360 derece’ stratejisiyle birlikte internete yani hurriyet.com.tr’ye de haberler ve analizler yazıyorum. Yazılı ve görsel medyadan farklı olarak internette haber tüketiminin hızı ve etkilerinin anında ortaya konulması geleneksel yapıdan biraz farklı. Okuyucuların anlık tepkilerini, okunma rakamlarını görmek ve haberlerin etkilerini hızla tespit edebilmek gerçekten etkileyici. 9-16 Kasım tarihleri arasında hurriyet.com.tr’de yayınlanan haberlerin okunma sonuçları da doğru ve zengin içeriğin nasıl etkili olabildiğini gösteriyor. Çünkü 6 günde 1.8 milyon kişi otomotiv haberlerimi okumuş. İnternetteki bu sonuçlara Hürriyet gazetesinin tirajına bağlı ulaştığı okuyucu rakamlarını da eklediğimiz zaman bir haftada 3 milyonun çok üzerinde kişinin otomotiv haberlerine ‘Hürriyet Dünyası’ndan ulaştığını ortaya koyuyor. Kısaca ‘360 derece’ stratejisiyle her yerdeyiz, bekleriz...

SEKTÖRÜN ARTIK BİR POLİSİ DE VAR

PEUGEOT Türkiye Genel Müdürlüğü görevine İbrahim Anaç’ın atanması ile Türkiye’de yer alan 45 otomotiv markasından 44’ünü artık Türkler yönetiyor. Bugün Türkiye’de sadece 1 markanın genel müdürü yabancı kaldı. O da Honda Türkiye Genel Müdürü Takuya Tsumura. Japon yönetici adeta türünün son örneği gibi...

Daha önce de yazdım uluslararası markalar artık yerel yönetici stratejisine yöneldi. Pazarı daha iyi koklayan, bayilerle, müşterilerle daha iyi iletişim kurabilen yerli yöneticiler tercih edilmeye başlandı. Zaten doğrusu da buydu.

İbrahim Anaç’ın Nissan’dan Peugeot’nun Genel Müdürlüğüne atanmasıyla ilgili bir kaç şey dikkatimi çekti. Peugeot kısa bir süre önce de Nissan’dan Emre Özocak’ı transfer etmişti. Peugeot Türkiye Pazarlama Müdürü Mehmet Akın’ın da Nissan kökenli olduğu düşünülürse, 3008 ve 5008 ile SUV sınıfında atağa kalkan Fransız markanın Türkiye’de yeni bir ‘Qashqai rüzgârı’ estirmeye çalıştığı ortada. Diğer ayrıntı ise otomotiv sektörünün asker kökenli yöneticilerden sonra artık polis kökenli bir genel müdürünün de olması. 1990 yılında Polis Akedemisi’nden mezun olan İbrahim Anaç, 5 yıla yakın polislik yapmış, komiser rütbesindeyken ayrılmış. Kendisine yeni görevinde başarılar dilerim.

İKİNCİ EL OTODA GELECEĞE DÖNÜŞ

TEMMUZ ayında ‘Çakal savar bir uygulama’ başlığıyla otomotiv veri şirketi Cardata’nın ikinci el fiyatlandırma uygulamasından bahsetmiştim. Uygulama ile herhangi bir aracın ikinci el değerini öğrenmek isteyenlerin, araç bilgilerini girerek güncel fiyata 10 saniye içinde anında ulaşabildiğini yazmıştım. Kendim de bizzat test etmiştim. Bu sayede sektörün ikinci el araç fiyatlarıyla istedikleri gibi oynayan kişilerden (çakal) kurtulabileceğinden bahsetmiştim.

Şimdi aynı şirket sıfır bir otomobil almak için bayi bayi gezerek ya da web sitelerinde saatlerce karşılaştırma yaparak zaman harcamak istemeyenler için yeni bir uygulama geliştirmiş. Cep telefonunuza veya bilgisayarınızı indireceğiniz bu ücretsiz uygulama sayesinde sıfır araçların fiyatlarını ve donanım özelliklerini anında karşılaştırarak birkaç saniyede en uygun çözümü bulabiliyorsunuz. Ama en önemlisi bu uygulama sayesinde bugün alacağınız sıfır aracın gelecekte ulaşacağı ikinci el değerini de öğrenme şansınız bulunuyor. Bu gerçekten önemli. Çünkü hepimizi araç alırken korkutan,

Yazının devamı...

30 bin TL’ye elektrikli otomobil

13 Kasım 2017

Buradaki en kritik nokta süre... Yani bizim elimizi çok hızlı tutup, dünyadaki gelişmelere bir an önce ayak uydurup hatta onların ötesine geçmemiz gerekiyor. Aksi takdirde rekabet şansımız pek olmayacak gibi. Çünkü dünya devlerinden her geçen gün yeni hamleler geliyor. Elektrikli otomobil konusunda en vizyoner yöneticilerden biri olan Fransız Renault’un Dünya Başkanı ve CEO’su Carlos Ghosn, rakiplerinin çok önünde yer alarak 2010 yılında bu alana 5 milyar dolar yatırım yapmış ve hızla elektrikli otomobilleri devreye sokmuştu. O dönem hatırlarsınız, Bursa’da üretilen Fluence’nin bile elektrikli versiyonu geliştirilmişti.  Ghosn, yönetimindeki Renault ve Nissan ile Amerika, Avrupa ve Japonya’da elektrikli otomobil üretim tesisleri ve pil fabrikaları kurmuştu. O dönem bir çok otomotiv devi elektrikli otomobile uzak dururken, tüketicilerin ilgilenmediğine ilişkin beyanatlar vermişti. Ama bugün gelinen noktada BMW’den Volkswagen’e kadar bir çok otomotiv üreticisi elektrikli otomobil yarışına girmiş durumda. Toyota, General Motors (GM) , Ford, Mercedes, Jaguar, Land Rover ve Volvo son aylarda art arda büyük EV (elektrikli araç) planlarını açıklıyor.

Elektrikli otomobil endüstrisinin giderek büyüdüğünü ve anlaşıldığını kaydeden Ghosn gülerek, “Şimdi herkes geliyor. Çünkü gerçek bugünlerde birçok insana daha açık bir şekilde göründü” yorumunu yapıyor.  Eylül ayında Japon Mitsubishi’nin de Renault-Nissan ortaklığına dahil olması sonrasında grubun hedeflerine ilişkin bir toplantı düzenleyen Carlos Ghosn, 6 yıllık plan dahilinde dünya çapında 12 yeni elektrikli modeli satıya sunucaklarını açıkladı. Bu modeller Renaut, Nissan ve Mitsubishi markalarıyla pazarda yerini alacak. Ghosn, elektrikli otomobillerde en büyük başarıyı ise Nissan Leaf ve Renault Zoe ile sağladı. Çünkü bu iki otomobilde sıfırdan elektrikli doğdu. Yani bir modelden devşirilmedi. Bu da başarıyı getirdi. Ghosn, “Leaf ve Zoe ile elde ettiğimiz bilgiler son derece değerli. Çünkü biz tüketicilerin artık elektrikli araçları nasıl kullandıklarını, nelere ihtiyaç duyduklarını ve  sorunlarını biliyoruz. Bu önümüzdeki altı yıl içinde çok daha iyi elektrikli otomobil üretmemizi sağlayacak” açıklamasıyla aslında ne kadar önde oldukları mesajını da net olarak veriyor.

2019’DA GELİYOR

Ghosn’un EV planları devam ederken, Çin’de ucuz elektrikli otomobil geliştirilmesi için de özel bir mühendis ekibini atadığı belirtiliyor. Bu ekibin Çin’de küçük sınıfta yer alan Renault Kwid’i  (Dacia Duster) temel alan bir elektrikli otomobil üzerinde çalıştığı ve prototipin ekim ayında Ghosn tarafından denenip beğenildiği söyleniyor. Aracın 2019 yılında Çin dışında Hindistan ve Brezilya’da satışa sunulması bekleniyor. Fiyatının ise 8 bin dolar (30 bin TL) olacağı belirtiliyor. İşte bu durumda ‘Türkiye’nin otomobili’nin işi de biraz zorlaşabilir, çünkü elektrikli otomobilde ÖTV yüzde 3 olduğu için bu araç KDV eklendiğinde yaklaşık 10 bin dolara (38 bin TL) Türkiye’de satılabilir. Bekleyip göreceğiz.

TÜRKİYE’DE YERLİ LCV AVANTAJI AZALIYOR MU?

FRANSIZ PSA (Peugeot Citroen) Grubu bünyesine giren Alman Opel, gelecek planları ve stratejileriyle ilgili geçtiğimiz hafta uluslararası bir basın toplantısı düzenledi. PSA Grubu CEO’su Carlos Tavares ile birlikte açıklamalar yapan Opel CEO’su Michael Lohscheller, 1999 yılından bu yana kâr edemeyen ve bu yüzden GM’in sattığı Alman markanın, 2020 yılında yeniden kârlılığa döneceğini belirterek özetle şunları söyledi: “2020’de yüzde 2 faaliyet kârı elde edecek ve serbest nakit akımını sağlayacağız. 2024 yılı itibarıyla bütün binek otomobillerde elektrikli opsiyon mevcut olacak. Bütün fabrikalar modernize edilecek ve zorunlu işten çıkarmalardan kaçınarak faaliyetler sürdürülecek. Rüsselsheim’daki Ar-Ge merkezi PSA Grubu’nun küresel etkinlik merkezi olacak. Yani Avrupa dışı pazarlara üretilecek otomobiller ve tüm elektrikli otomobiller burada geliştirilip üretilecek. Opel 2018 yılında ticari araç işine yeni Combo modeli ile geri dönecek. 2019 yılında yeni Corsa yine segmentinde iddialı bir otomobil olma statüsünü koruyacak. 2020 yılına kadar Opel pazara 9 yeni model sunacak.”

Benim de internetten canlı takip edip soru sorduğum toplantıda dikkatimi çeken nokta LCV yani ‘hafif ticari araç’ planları oldu. Çünkü Opel 2014 yılından bu yana bu sınıfta yok ve bu açıklama Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiriyor. Çünkü İtalyan Fiat’ın hem PSA Grubu hem de Opel’le yaptığı işbirliği anlaşmaları vardı. Fiat’ın PSA Grubu ile yaptığı anlaşma uyarınca 2007 yılından itibaren Tofaş Bursa’da Peugeot ve Citroen için hafif ticari araç (Minicargo) üretiyordu. 2010 yılında ise Fiat Opel ile anlaşma yapmış bunun sonucunda Tofaş Bursa’da Opel ve Vauxhall markaları için Doblo platformunda ‘Combo’ üretmeye başlamıştı. Yani bir anda Tofaş, Fiat’ın dışında Peugeot, Citroen, Opel ve Vauxhall markaları için de üretim yapan fabrika haline gelmişti.  Fiat Egea projesinin devreye girmesi ve başarılı olması sonrası önce Opel üretimi sona erdi. Bu yıl sonunda da zaten çok azalan Peugeot ve Citroen üretimi noktalanacak. Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu da,

Yazının devamı...

Nahum projeye dahil edilir mi?

6 Kasım 2017

Bundan sonra bu 5 grubun hızla işe koyulup, önce 2019’da ilk prototipi ardından 2021 yılında seri üretime geçecek ilk yerli otomobili piyasaya sunması gerekiyor. Yani 5 şirketin işi zor ve önlerinde sadece 3 en fazla 4 yıl var. Bu süre sıfırdan bir şirketin kurulup, sıfırdan bir otomobil markası ve modeli yaratması için aslında çok kısa. 5 babayiğitten biri olan Kıraça Holding’in bünyesindeki Karsan ve Hexagon şirketlerinin ortağı olan otomotiv duayeni Jan Nahum, dün CNN Türk’te Hakan Çelik’in ‘Hafta Sonu’ programında tam da bu süreyi işaret etti.

Jan Nahum, benim de yer aldığım programda, sıfırdan bir otomobil markası yaratmanın zorluğuna dikkat çekerek, “Sadece tasarımı ve üretim sürecinin hazırlığı 2 yıl sürer ve en az 250 mühendis gerekir. Bundan önce süreçle ilgili ‘ürün kitabı’nın hazırlanması gerekiyor. Yani ne yapılacağına ve hangi alanda kiminle rekabet edileceğine ilişkin madde madde ortaya konulması gerekiyor. Bu bile sadece 6 ay zaman alır. Normalda bir otomobilin ki marka da baştan yaratılacak sıfırdan, üretim safhasına geçebilmesi 10 yılı bulur. Bu yüzden bu 5 gruptan oluşan ortaklı yapının çok hızlı bir şekilde çalışmalara başlaması lazım. Bu çok ciddi bir iş, magazin malzemesi yapılacak bir konu değil” yorumunu yaptı.

Jan Nahum, bugün Kıraça Holding bünyesindeki tasarım şirketi Hexagon’un yüzde 70 hissesine sahip ve Karsan’da da yüzde 25 hissesi bulunuyor. Yani Kıraça Holding ve Karsan’da yönetimsel olarak son dönemde yer almıyor ama hissedar. Yönetimsel olarak neden yer almadığını net olarak bilmiyoruz ama Kıraça Holding Yönetim Kurulu Başkanı İnan Kıraç’la arasının bozuk olmasından dolayı yönetim kurulunda olmadığı iddia ediliyor. Kendisi de bu konuda yorum yapmaktan kaçınıyor. Ama kuşkusuz ortaklardan birinin hissedarı olduğu için yerli otomobilde onun da söz hakkı var. Çünkü eğer ‘Türkiye’nin otomobili’ konusunda tasarımı ve planlamayı Hexagon yapacaksa o zaman Yönetim Kurulu Başkanı olan Jan Nahum’a da büyük iş düşüyor.

Nahum’u belki tanımayanlar olabilir, kendisi Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un ortağı ve yakın çalışma arkadaşı Bernar Nahum’un 2 oğlundan biri. Jan Nahum uzun yıllar Koç Holding’de görev yaptı ve son olarak Tofaş’ın CEO’luk görevini üstlenmişti. Koç’un Tofaş’ta ortağı İtalyan Fiat’ı 2000 yılında küresel krizden çıkaran Doblo projesinin de mimarlarından biri olan Jan Nahum bu başarısı sonrasında Fiat’ın Uluslararası İş Geliştirme Başkanı olarak yurtdışında görev yapmıştı.

Nahum bu görevinin ardından ortağı olduğu Karsan’a dönmüş ve kısa süre sonra Hexagon şirketini kurmuştu. Nahum, Karsan’la önce New York taksi ihalesine girmiş ve geliştirdikleri V1 isimli araç tüm dünyada beğenilmiş ve finale kalmıştı. Karsan daha sonra 6 milyar dolar büyüklüğündeki Amerikan Posta Servisi’nin araç ihalesine girerek finale kalmıştı. Şimdi Nahum, yönetimde aktif olarak olmasa da Karsan bu ihale için prototip hazırlıyor ve büyük şansı bulunuyor. Sonuçta tasarımları ve araç geliştirilmesi başkanı olduğu Hexagon tarafından yapılıyor. Özetle Nahum, Türkiye’nin otomobili projesinde öyle ya da böyle bir yerinde yer alacak. Çünkü hissedar olduğu grup bu işin içinde. Bence İnan Kıraç ve Jan  Nahum arasındaki buzlar eriyip, bu projede 40 yıllık tecrübeleri olan Nahum kardeşlerin aktif olarak yer alması da doğru olur. En azından danışman olarak.

KALKAN TRENİN ÖNÜNDE YER ALMALIYIZ

TÜRKİYE’nin otomobili’nin yüzde 100 elektrikli olacağı konusunda ortaklar hemfikir. Bu henüz kaçmayan bir tren olduğu için Türkiye’nin şansı var. Ama rakipleri de çok ama güçlü. Bugün dünyada elektrikli otomobil ve batarya konusunda liderliği Çin üstlenirken, bu ülkede irili ufaklı birçok şirket ciddi çalışmalar yapıyor. Dünya devleri de Çin’de ortaklık ve  üretim için kesenin ağzını açmış durumda. Dizel skandalıyla sarsılan ve yönünü alternatif enerjilere çeviren Volkswagen, sadece elektrikli otomobil bataryaları için önümüzdeki 8 yılda 50 milyar Euro yatırım yapacağını açıklarken, Mercedes Çin’de üreteceği elektrikli otomobil ürün gamı için 10 milyar Euro’nun üzerinde yatırım yapacağını, BMW’nin de benzer yatırımı gündeme aldığını biliyoruz. Aynı şekilde Nissan, Renault, Ford gibi tüm dünya devleri de elektrikli otomobil konusunda ciddi yatırımları devreye sokuyor. Bizim bu yüzden çok hızlı bir şekilde yol alıp, elektrikli otomobil konusunda olmayan bir şeyi yaratmamız, bulmamız veya ortak olmamız gerekiyor. Bu sayede trenin   ön lokomotiflerinde yer     alabiliriz. Aksi takdirde sırf elektrikli otomobil üretimi için kurulan şirketler ve yönünü bu alana çeviren devlerin gerisinde kalabiliriz.

Yazının devamı...

Dünya en çok, ürettiğimiz otomobillere güveniyor

23 Ekim 2017

Bir şey satın alırken nerede ve kim tarafından üretildiği tercihlerimizi çok rahatlıkla etkileyebiliyor. Mesela bir ürünün etiketinde ‘Made in Bangladesh’ veya ‘Made in China’ gördüğümüzde kafamızda otomatikman ‘kalitesiz’ hissi oluştuğu için alımdan vazgeçebiliyoruz. İşte bu o ülkeye güvenmiyoruz anlamına geliyor. Ama tabi bazen üretim yerinden çok markaya bağlı kalarak alım da yapabiliyoruz.

İşte tamda bu noktada yapılan uluslararası bir araştırma dikkatimi çekti. 49 farklı ülkede nüfusun yüzde 90’ını temsil eden 43 bin tüketiciyle yapılan bu araştırma hem ülkelerin üretimde güveninirlik seviyelerini hem de o ülkenin en güvenilir ürün grubunu tespit etmiş. Yani açıkçası güvenilen veya güvenilmeyen ülkeleri belirlemişler.

Listenin üst sıralarında tabi ki gelişmiş güven duyulan batılı ülkeler ön plana çıkmış. Şaşırdık mı hayır.  Listenin ilk sırasında yer alan Almanya’ya üretimde yüzde 100 güven duyulurken, bu ülkede en çok üretilen araçlara güveniliyormuş. Listenin ikinci sırasında yer alan İsviçre’de en çok altın üretimi dünyanın güvenini kazanmış.

 Yani ‘İsviçre imzalı altınlarda bir sahtecilik olmaz’ diye düşünülüyor. 4,5 ve 6’ıncı sıralarda sırasıyla İngiltere, İsveç ve Kanada yer alırken bu gelişmiş ülkeler araçlarıyla ön plana çıkıyor. Listenin 7. sırasında yer alan İtalya’nın ise artık ürettiği otomobillere değil ilaçlara daha çok güvenilmeye başlanmış. 30 ülkenin yer aldığı listenin 24’üncü sırasında Türkiye bulunuyor.

Türkiye’de üretilen ürünlere duyulan güven yüzde 37 seviyesinde. Yani dünyada her 100 kişiden sadece 37’si ‘Made in Turkey’ yazılı etiketlere güveniyor. Türkiye’de üretilip dünyaya ihraç edilen en güvenilir ürün grubu ise otomotiv. Yani ülkenin otomotiv sektörü bir kez daha Türkiye’nin en iyisi olduğunu kanıtladı. Türkiye’nin açık ara ihracat şampiyonu olan otomotiv sektörü kaliteli üretimle bize duyulan güveni bir nebze de olsun artırmış. Ben size söyleyeyim otomotiv olmasa listenin son sırasında olmamız içten bile değildi. Tabi listenin son sırasındaki Çin’in kalite algısını gün be gün artırdığını, listenin zirvesinde olan Almanya’nın da dizel skandalı sonrası duyulan güveni biraz sarstığını söylemek gerek. Bu da listenin önümüzdeki yıllarda epey değişeceğini gösteriyor gibi.

 

OTOMOBİLLERİ KADINLAR SATIYOR

Yazının devamı...

Dokunulmayan bir tek KDV kaldı

16 Ekim 2017

Çünkü hükümet ne zaman bütçede açık görse veya başka bir gelir bulamasa otomotiv sektörüne yönelik bir zammı tüketicilere yansıtıyor. Geçtiğimiz yıl kasım ayında Özel Tüketim Vergisi’ne (ÖTV) yapılan zamdan sonra bu yıl da MTV’ye hem büyük tepki çeken hem de farklı sistemlerle kafaları karıştıran zamlar yapıldı. Hem ÖTV’de hem de MTV’de aracın vergisiz fiyatına dayalı sistemi getiren Maliye aslında bu şekilde, kurdan dolayı otomobillerin fiyatları arttıkça otomatik zammı da devreye almış oldu. Yani Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın, “Ucuz araçla pahalı aracın aynı vergiyi ödemesi haksızlık. Bu sistemle ona son verdik” gerekçesi açıkçası kimseye çok da inandırıcı gelmedi.

Umarız bundan sonra bütçedeki açık kapanır da otomotivde yeni vergi  artışları gündeme gelmez. Aksi takdirde otomobil vergilerinde yarıştığımız Danimarka bile durumumuza üzülür hale gelecek.

Zaten ÖTV ve MTV dışında otomotiv sektöründe yıllardır değişmeyen tek bir vergi kaldı o da KDV.  İnşallah bir gece ansızın yüzde 18 KDV’yi de arttırmak zorunda kalmazlar. Yoksa Türkiye’nin en stratejik sektörü bir daha kendine gelemez yeni yatırımlar   ömür boyu hayal olur.

OTOMOTİV SEKTÖRÜNE DE ‘CESUR’ SESLER GEREKİYORTürkiye’de otomotiv sektörü bu kadar güçle olmasına rağmen son yıllarda yapılan büyük vergi artışlarında ne yazık ki sessiz kalmayı tercih ediyor. Bu konuda aslında en net açıklamayı geçtiğimiz hafta Hürriyet yazarı Erdal Sağlam’a konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yaptı. Kılıçdaroğlu iş dünyasına seslenerek yaptığı, “Kaybedecek bir şeyiniz yok, zaten kaybediyorsunuz. O yüzden cesur olun” açıklaması aslında her şeyi özetliyordu. Otomotiv sektörü yapılan vergi artışlarından büyük yara alıyor ama ortaya çıkıp da itiraz eden kimse yok. Bırakın eleştirmeyi bazı yöneticiler, “Hükümet en doğrusunu bilir” açıklamasını bile yaptı. Geçmişte sektörün çatı örgütleri veya büyük firmaları açıklamalar yapar, yanlıştan geri dönülürdü. Meydan boşalınca televizyonlar veya internet siteleri de zorunlu olarak otomotiv gazetecilerini ‘uzman ‘ olarak kullanmaya başladı. Tamam olup biteni yazıp, tüketiciye aktarıyoruz ama sadece bizimle olacak iş mi bu... Sektör temsilcileri konuşmalı yoksa bu vergi artışları böyle sürüp gider.

Yazının devamı...