"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

‘Kraldan çok kralcı’ bazı Almanlar

2 Nisan 2018

Bu yazımın hemen ardından Habertürk yazarı Fatih Altaylı da Türkiye’de üretim yapan Alman bir markanın çalıştığı Türk yan sanayi şirketine fabrikasını başka ülkeye taşımasını, aksi takdirde alımı durduracağını söylediği iddialarını gündeme getirmişti. Bu ciddi gelişmeler üzerine Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Alper Kanca’ya durumu sormuş ve şu cevabı almıştım: “Alman OEM’lerin Türkiye’den parça alımını durması, spekülatif bir söylem gibi duruyor doğrusu. Bugün için bu durum olmasa da, firmalarımızın uzun vadede proje kayıpları yaşaması tehdidi de söz konusu.” Yani o dönem Kanca, alımın henüz kesilmediği ama eli kulağında olduğu sinyalini vermişti.

Türkiye ile Almanya arasında yaklaşık iki yıldır devam eden iniş çıkış ve gerilimin ardından tam ‘yumuşama dönemine girildi’ diye düşünülürken kısa bir süre önce bazı Alman şirketler tansiyonu yeniden artırdı. Geçen hafta dünyanın lider fren üreticisi Knorr-Bremse’nin bir yetkilisi politik durumu bahane ederek Türkiye’den alım yapmayacaklarını resmi yazıyla bildirince, bu belge anında sosyal medyaya düştü. Tam da Hürriyet’in Bursa’da düzenlediği ‘Ekonomi Zirvesi’nde gördüğüm bu belgeyle ilgili TAYSAD Başkanı Alper Kanca’yla konuşurken, haberturk.com’dan Eren Güler ihbar hatlarına ulaşan bu konuyu araştırıp, gelişmeleri tüm ayrıntısıyla yayına verdi.

Knorr-Bremse, söz konusu resmi yazışmayı doğrularken, kurumsal olarak böyle bir kararları olmadığını ve yaşanan ‘kafa karıştırıcı’ sözcük seçimi nedeniyle söz konusu çalışanın büyük bir pişmanlık duyduğunu ve özür dilediğini açıkladı. Eğer bu sadece kendini bilmez bir çalışandan kaynaklandıysa, bu kişinin hemen kovulması gerekmez mi. Yani özür filan bana çok inandırıcı gelmedi. Alman şirketin panik olmasının sebebi açık. Alımı azaltmasına rağmen Türkiye’ye hem hâlâ ciddi mal satıyor hem de geçtiğimiz günlerde ‘Milli Elektrikli Tren Projesi’nin fren sistemleri ihalesini kazanmış. Yani bu konunun devam etmesi önemli bir kapıyı kapatacaktı.Knorr-Bremse’nin özürü öncesinde Alper Kanca, alımı durduran başka Alman şirketler de olduğunu belirterek, “Ne yazık ki tek bir firmadan bahsetmiyoruz. Bu şekilde açıkça serbest piyasa kurallarını çiğneyen bir düzine büyük Alman firması mevcut” yorumunu yapmıştı.

Türkiye’deki tedarik şirketleri üzerinden yaptığım araştırmada, Knorr-Bremse’nin dışında ThyssenKrupp, Mahle, Schaeffler, KPM ve Hella’nın da benzer tutum içinde olduğunu öğrendim. BMW’nin de ana sanayi olarak alımı azalttığı hatta kestiği iddia ediliyor.

KÖTÜ NİYET SÖZ KONUSU

Şimdi Almanların bu etik olmayan yaklaşımları özellikle Alman medyasında yer alan Türkiye ile ilgili olumsuz haberler sebebiyle güç kazanıyor. Hatta bu iş etiğini zedeleyen tutum neticesinde, bazı Alman şirketlerinin yöneticileri ve çalışanları, bireysel olarak “kraldan çok kralcı” davranıp, firma kurallarına da aykırı davranarak, Türk şirketlerine “politik sebeplerden dolayı Türk tedarikçilerinden mal alamayacaklarını” ifade etme noktasına kadar geldiler.  Bu yanlış tavrı gösteren firma yöneticilerine şunu hatırlatmak istiyorum: “Biz Türkiye’ye satarız ama Türkiye’den ürün almayız” diyemezsiniz. Böyle bir yaklaşım korumacılık tartışmalarının arttığı bu günlerde  başka soru işaretlerine yol  açar ve herkes, her iki ülke sanayicileri, iş insanları, şirketler bu durumdan zarar görürler.

Şirketlerdeki bazı profesyonel çalışanların haberlerden etkilenip insiyatiflerini kötü niyetle kullanmaları söz konusu. Bence bu tip durumlarla karşılaşan Türk firmalarının da aynı şekilde davranması gerekiyor. Ticari amaçla bir teklife karşılık böyle bir yanıt alındığında hemen üst yönetime şikayet etmek, ‘bu sizin resmi politikanız mı’ diye sormak gerekiyor.

Unutulmaması gereken son nokta, biz Almanya’dan yaklaşık 6 milyar dolarlık otomotiv ürünü alırken, 4 milyar dolarlık ihracat  yapıyoruz. Yani aslında Almanya’nın ciddi anlamda (2 milyar dolar) lehine olan bir alışverişten bahsediyoruz. Yani tek kaybeden sadece biz olmayız...

Yazının devamı...

Türkiye’nin Detroit’i devrimi kaçırmamalı

31 Mart 2018

Sebebi çok açık;

- 12 yıldır Türkiye ekonomisinin lokomotifi olan otomotiv sanayinin toplam 1 milyon 695 bin adetlik üretiminin yaklaşık 755 bin adedi Bursa’da gerçekleşiyor. Bu tam yüzde 44 demek.

- Toplam 1 milyon 332 bin adetlik otomotiv ihracatının 561 bin adedini yani yüzde 42’sini Bursa tek başına gerçekleştiriyor.

- 28.5 milyar dolarlık toplam otomotiv ihracatının ise 8.9 milyar doları yine Bursa’dan geliyor.

Sonuçta bu rakamlarla ‘Türkiye’nin Detroit’i’ Bursa’dan başkası olacak değil ya.

LİDER VE ÖNCÜ SEKTÖR

Bu doğrultuda geçtiğimiz çarşamba günü Hürriyet’in Nef’le birlikte Bursa’da düzenlediği ‘Ekonomi Zirvesi’nde de ana gündem otomotiv sektörü ve Endüstri 4.0’dı. Ben açıkçası Endüstri 4.0’a gelinen noktada neler yaşandı kısaca onu hatırlatmak, otomotiv sektörünün bu yeni devrimdeki rolünden biraz bahsetmek istiyorum.

100 yılı aşkın bir süredir otomotiv, dünyada üretim arenasında hep lider ve öncü konumda oldu. Yani sanayideki tüm değişimlerde otomotivin payı büyük.

Yazının devamı...

Dernekler de artık vizyon değiştirmeli

26 Mart 2018

Bunun etkilerini öncelikli olarak yönetimlerde görüyoruz. Neredeyse hemen hemen her markanın, her grubun üst düzey yönetiminde değişiklikler yaşanırken, sektörün en büyük çatı örgütlerinde bile yeni yönetimler belirlendi. İlk değişim 2 hafta önce Otomotiv Distribütörleri Derneği’nden (ODD) geldi. Çok uzun süredir sessiz kalan Bayraktar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Bayraktar, 8 yıl sonra ODD’deki koltuğunu Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Ali Bilaloğlu’na devretti. Yine aynı şekilde Otomotiv Sanayi Derneği’nde (OSD) Kudret Önen de yine 8 yıl sonra başkanlığı Ford Otosan Genel Müdürü Haydar Yenigün’e bıraktı.

Burdan şuna gelmek istiyorum, otomotivde tüm ezberler bozulurken, markalar gibi derneklerin de yeni yönetimleriyle vizyon değiştirmesi gerekiyor.

Bugün Otomotiv Sanayi Derneği (OSD) otomotiv sektörünün en büyük çatı örgütlerinin başında yer alıyor, hatta en büyüğü. Üretici firmaların temsilciliğini yapan bu derneğin dümeni yaklaşık 40 yıldır Koç Grubu’na bağlı otomotiv şirketlerinin yöneticilerinin elinde. Düşünün geçtiğimiz hafta 7’inci başkanını seçen derneğin 5 başkanı Koç Holding’den geldi. 40 yılın sadece 6 yılında ki o da ilk kurulduğu zaman, Koç dışında birileri başkan olmuş. Ama 34 yıldır bu en büyük derneği Koç Holding yönetiyor.

5 BAŞKANIN 4’Ü FORD’TAN

Sonuçta Türkiye’de Tofaş, Ford Otosan, Türk Traktör ve Otokar’la toplam üretimin neredeyse yarısını temsil ettiği için başkanların Koç Grubu’ndan çıkması çok normal. Ama şöyle bir geçmişe baktığımda, Koç Grubu bünyesinde Tofaş gibi bir dev de varken, OSD Başkanları hep Ford Otosan’dan seçilmiş. Geçen hafta başkan olan Haydar Yenigün’le birlikte 5 başkandan 4’ü Ford’tan.

Kuşkusuz Tofaş’tan veya diğer büyük markalardan başkan çıkmayınca, OSD ticari araç üretiminin ön plana çıktığı bir dernek olarak değerlendiriliyor. Bu durum belki Türkiye’nin ticari araçta Avrupa üretim merkezi olmasını sağladı ama artık sektör yeni bir çağa adım atıyor.

Sonuçta Cumhurbaşkanı

Yazının devamı...

Ayhan Ölçer neden istifa etti?

19 Mart 2018

Bu değişim geçtiğimiz yıl Borusan Otomotiv CEO’su Eşref Biryıldız’ın görev süresinin dolmasıyla başladı. Birçok grupta olduğu gibi Borusan’da da görev süresi 60 yaş ile sınırlı. Ama bu kuralı başarılı yöneticilerde 2 yıl uzatıp, 60+2 olarak uyguluyorlardı. Biryıldız için bu süre 63 yaşa uzatıldı çünkü yerine biri bulunamamıştı.

Yapılan araştırmalar sonrası Biryıldız’ın yerine gelecek kişi dünya ambalaj devi Mondi’den bulundu. Mondi’nin Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgelerinin başındaki isim olan Hakan Tiftik, Borusan Otomotiv’in yeni CEO’su olarak seçildi ve 1 Temmuz’da görevine başladı. Tiftik yeni görevine ilişkin yaptığı açıklamada, “Borusan’dan teklif gelince önce şaşırdım çünkü otomotiv sektörünü kısmen biliyordum. Uzun yıllar naylon, kord bezi ve ardından ambalaj üretimi yapan firmalarda görev almıştım. Ama otomotiv merak uyandıran ve hızlı gelişen bir sektördü. Yani yapılabilecek çok şey olduğunu görüp teklifi kabul ettim ve izin bile yapmadan göreve başladım” yorumunu yapmıştı.

İşte yaklaşık bir 6 ay Borusan’ı ve sektörü tanıyan Tiftik ilk hamlesini yıl sonunda gerçekleştirdi. Aslında bu hamle genel müdürlüklerin yer değiştirmesi yani bir kan değişimiydi. 23 yıldır Borusan Otomotiv’de görev yapan son 7 yıldır da BMW ve MINI markalarının Genel Müdürü olan Ayhan Ölçer ile 3.5 yıldır Borusan Oto’nun Genel Müdürü olan Uğur Sakarya’nın görev yerleri değişmişti. Uğur Sakarya, son 2 yıldır pazar kaybeden BMW ve MINI’nin Genel Müdürü olurken, Ayhan Ölçer de büyüyen Borusan Oto’ya Genel Müdür olarak atanmıştı. Bu değişim sonrası Ayhan Ölçer’i yeni görevinde kutlayıp, kendisi için hayırlı olmasını temenni etmiştim. Ölçer de, “İnşallah. Gayet mutluyum” mesajı göndermişti.

Ama bu yeni görevinde henüz 3 ayı dolmadan Ayhan Ölçer’in istifa ettiği ve 1 Nisan itibariyle Borusan’dan ayrılacağı haberi geldi. Gerçekten şaşırdım. Sonra öğreniyorum ki Borusan Otomotiv’deki herkes de benim gibi şaşırmış. Ayhan Ölçer ve Hakan Tiftik başta olmak üzere herkese sordum, hepsi hiçbir sorun olmadığını söylediler. Eski CEO Eşref Biryıldız, çok üzgün olduğunu belirterek, “Sorma çok üzgünüm. Çok iyi anlaşırdım Ayhan ile...” demekle yetinirken, yeni CEO Hakan Tiftik de, “Bizim aramızda en ufak bir sıkıntı olmadı” yorumunu yaptı.

İstifa kararını sorduğum Ayhan Ölçer ise, şu kısa açıklamayı yaptı: “Bir takım planlarım var. Ama öncelikli olarak dinleneceğim. 30 yıldır çalışıyorum. Dinlendikten sonra çalışırken değerlendiremediğim olanaklara bakmayı düşünüyorum. Kimseye kırgın değilim. Borusan Otomotiv benim yuvam. Hayatımda değişiklik yapma zamanı diye düşündüm. Dinlendikten sonra bakacağım ama şu an kesin diyeceğim bir şey yok ama bazı fırsatlar var. Şimdi onları salim kafayla değerlendireceğim.”

Yani bakıldığında ortada yaşanılan bir sıkıntı veya kriz yok. Peki o zaman Ayhan Ölçer ortada bir transfer yoksa ve kendisini garanti altına alacak daha iyi bir iş bulmadıysa neden ayrıldı.

Aslında biraz düşününce sebebi anlaşılıyor. 1 yıl önce

Yazının devamı...

Patron Fransızlar, ne isterlerse o olur!

12 Mart 2018

Tam da otomobil fuarlarının geleceğinin tartışıldığı bir dönemde Cenevre adeta dünyaya, “Her fuardan vazgeçilir bizden asla” diye bağırdı. 110 dünya ve Avrupa prömiyerinin gerçekleştiği fuara neredeyse tüm uluslararası markalar tam kadro katılmıştı. Bir tek geçtiğimiz yıl Fransız PSA Grubu’nun (Peugeot Citroen) bünyesine giren Alman Opel yoktu. Patron değişince PSA Grubu, Cenevre’de kendi ana markası Peugeot’yu yıldız yapmış, Citroen’i de yanında ikinci çocuk olarak götürmüştü. Üvey oğlan Opel ise evinde kalmıştı.

1994 yılından bu yana Cenevre’de hep aynı yerde görmeye alıştığımız Opel’in olmaması herkesin kafasında soru işaretleri yarattı. Insignia Countrl Tourer ve yeni Combo gibi sergileyeceği yeni modeller varken neden 24 yıllık alanlarını Aston Martin’e kaptırmışlardı? Fransızlar gerekçe olarak Alman markayı zarardan kurtarma stratejisini gösterse de, “Bir fuar mı Opel’i kurtaracak?” diye düşünmeden edemedim.

Sonuçta karar PSA’nın, yapacak bir şey yok. Fuarda Opel olmasa da CEO’su Michael Lohscheller aynı bizler gibi ziyaretçi olarak oradaydı. Hürriyet Oto yazarlarından Okan Altan fırsatı kaçırmayıp kendisiyle geniş bir röportaj gerçekleştirdi.

Bugün hurriyetoto.com’dan söyleşinin tamamını okuyabilirsiniz ama dikkatimi çeken bazı noktaları bu köşeden de paylaşmak istedim. Lohscheller, Altan’ın “Fransız PSA yönetiminde Opel, Alman Opel olarak kalacak mı?” sorusuna, “GM yönetiminde bazı Opel’ler Güney Kore veya ABD’de tasarlanıyor ve geliştiriliyordu. Şimdi her şey Almanya’da Rüsselsheim’a toplandı. Bu da Opel’in Almanlığını daha da güçlendirecek!” cevabını vermiş.

Herkesin merak ettiği, “Opel’in şu andaki teşkilatı ne olacak? Tüm ülkelerdeki Opel yönetimi, bayiler, servislerin durumu nasıl değişecek?” sorusuna ise Lohscheller şu cevabı vermiş: “Opel’in bazı ülkelerdeki operasyonları fazlasıyla başarılı. Onların PSA sistemi içine entegrasyonunda en doğru sinerjinin başarılabilmesi yönünde çalışmalara başladık. Bazı yerlerde rakipler olarak karşılıklı duruyoruz. Oysa, bu sistemin bir sinerji yaratması gerek. Birlikteliğin avantajlarının kullanılması gerek. Geleceğin ideal organizasyonunu şimdiden tasarlamaya başladık. Tüm Opel teşkilatı için karar bu yıl içinde açıklanacak. Başarılı satış noktaları korunacak, hatta Opel’in PSA’dan üstün olduğu pazarlarda Opel’in birikimi PSA’ya aktarılacak. Fakat, şu unutulmamalı, Opel artık PSA’nın bir markası ve yeniden yapılanmada öncelik PSA’nın kararlarında.”

Aslında Lohscheller en önemli açıklamayı sonunda yapmış; “Patron Fransızlar, onlar ne isterlerse o olur.”

Doğru söze ne hacet.

Yazının devamı...

Biri Trump’ı durdursun!

5 Mart 2018

Bunun üzerine Trump hemen Twitter hesabından, “AB zaten yüksek vergilerini daha da arttırmak istiyorsa ve ABD şirketlerinin orada iş yapmasının önüne engel koyuyorsa biz de basit bir şekilde ABD’ye serbestçe gelen otomobillere vergi uygulayacağız. Onlar otomobillerimizin orada satmasını imkansız hale getiriyorlar. Büyük ticari dengesizlik” tehdidini paylaştı.

Uzmanlar yazdı, anlattı; çelik ithalatına yüzde 25 ek vergi konması en çok ABD’ye zarar verecek. Çelik ithalatının azalması, ABD’de çelik fiyatlarının çok ciddi şekilde artmasını sağlayacak. Bu da en çok otomotiv üreticilerini etkileyecek. ABD’de şimdiden çelik fiyatları 850 doları geçmiş durumda. İthal çelik fiyatları ise 600 dolar civarında. Yani 250 dolarlık fark bile ABD’yi otomotiv rekabetinde çok gerilere atabilir, Amerikan markalara büyük zarar verebilir. Zaten Trump’ın çelik kararına ilk başta ABD’nin 3 otomotiv devi (General Motors, Ford ve Chrysler) karşı çıktı. 

Trump geçtiğimiz yıl Amerika’nın 3 büyük otomotiv şirketinin CEO’ları ile bir araya gelip, üretimlerini Meksika’dan çekmelerini ve ABD’de daha fazla fabrika yatırımı yapmalarını istemişti. Toplantıya General Motors (GM) CEO’su Marry Barrda, Fiat Chrysler CEO’su Sergio Marchionne ve Ford’un o dönem ki CEO’su Mark Fields katılmıştı.

Trump’ın bununla yetinmeyip Avrupa’dan gelecek otomobillere yönelik ek vergi tehdidini yapması da işin tuzu biberi oldu. Bugün Avrupalı markalardan Mercedes, BMW, Volvo ve Volkswagen’in ABD’de fabrikaları bulunuyor. Bu fabrikalarda 110 bine yakın işçi çalışıyor ve ağırlıklı olarak SUV modelleri üretiliyor. Şimdi bu tehdit sonrası Avrupalı markalara hükümetlerinden ‘ABD’de üretimi azaltın veya çıkın’ baskısı gelirse ne olacak.

Bu fabrikalarda çalışanlar aileleriyle 500 bine, yan sanayiyle birlikte 3-4 milyona ulaşıyor. Bu kişileri riske atmaya değer mi. Sonuçta bu araçların üretiminde kullanılan ithal parçalara da ek vergi gelecek. Gerçekten Trump, otomotiv sektöründe kaosu büyütecek gibi duruyor. Ama asıl darbeyi kendisinin yiyeceği konusunda danışmanları  uyarmıyor mu, uyarıyorsa neyi amaçlıyor. Sadece kriz Avrupa ile yaşansa iyi, Trump’un Meksiya’ya ve Kanada’ya yönelik otomotiv tehditleri ile NAFTA’yı iptal edeceği de ortada. Biri Trump’ı durdurmalı...

SEKRETERSİZ 10 BİN HAYALİ

NİSAN 2017’de Volvo Türkiye’nin ilk Türk genel müdürü olan

Yazının devamı...

Yılda 467 bin erken ölüme son verecek!

26 Şubat 2018

Geçtiğimiz hafta net olarak anlaşılan tek şey, Maliye’nin ileride satışları artması halinde elektrikli otomobillerin vergisini çok rahat ve hızlı bir şekilde artırabileceği oldu. Neden mi? 15 Şubat’ta komisyondan geçen torba tasarıda elektrikli otomobillere ilişkin maddede ÖTV oranları yüzde 37 ile 84 arasında yer aldı. Bununla ilgili yazdığım haber üzerine Maliye Bakanlığı bir açıklama yaparak Bakanlar Kurulu kararıyla yasa geçtiği an bunun geçmişte olduğu gibi yüzde 3 ila 15’e çekileceğini açıkladı ve ekledi, “Elektrikli otomobillere 1 kuruş zam yapılmayacak.” İyi güzel ama bu durum yasada oranların yüksek olarak yer aldığı gerçeğini değiştirmez. Bir başka deyişle ileride elektrikli otomobillerin sayısı ve satışları arttığında yasanın uygulanmayacağı garantisi verilemez. Yani Türkiye’de yeni dönemde Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) de alınmaya başlanacak elektrikli otomobiller konusunda kafalar oldukça karışık.

Peki bizde bu gelişmeler yaşanırken üyesi olmak için mücadele ettiğimiz Avrupa Birliği’nde (AB) neler oluyor. İngiliz Cambridge Üniversitesi’nin araştırma kolu Cambridge Econometrics tarafından geçtiğimiz hafta AB’de elektrikli araçlara geçiş hakkında detaylı bir çalışma yayınlandı. Bir çok örgütün, sendikanın ve markanın da katkı verdiği araştırmaya göre elektrikli araçlar, temiz ve güçlü ekonomi vaat ediyor. Araştırmada dikkatimi çeken temel bulgular şöyle:

HER AÇIDAN AVANTAJLI

Elektrikli taşıma sayesinde Avrupa 2030’da 49 milyar Euro daha az petrol ithalatı yapacak. Halihazırda, Avrupa Birliği ham petrolünün yüzde 89’unu ithal ederken bunun büyük bir kısmı ulaşım yakıtı olarak kullanılıyor. Yani ithal petrol yerine yerel olarak üretilen enerji kullanımı milyarlarca Euro’nun Avrupa ekonomisinde kalmasını sağlayacak.

AB ekonomisi güçlenecek. Ele alınan her üç senaryoda da, elektrikli taşımaya geçiş Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da (GSYH) hafif bir artışa yol açıyor. Genel anlamda, binek araçlarının AB’nin 2020 CO2 standartlarına uyumlu hale getirmek için daha verimli geliştirilmesi 2030’da yıllık GSYH’nın yüzde 0.1’ne eşdeğer, ek bir artış meydana getiriyor. İleri tarihli iklim hedeflerinin tutturulması için yapılacak başka yenilikler ise 2025’ten sonra ulusal GSYH’ı daha da artıracakmış. Bu da, 2030’da GSYH’de yıllık yüzde 0.2’lik ve 2050 itibarıyla yüzde 0.5’lik bir artışa yol açabilecek.

Elektrikli taşıma 2030 yılına kadar Avrupa’da 206 bin yeni iş olanağı sağlayacakmış. Ancak bunun önemli dönüşümsel değişikliklerinin üstünü örtmesine müsaade edilmemesi gerektiği de belirtiliyor. Yani halihazırda eski teknoloji üreten işçilerin, geleceğin teknolojileri üretiminde de vasıflı işler için eğitilmesi gerekiyormuş.

2030 yılına kadar satışa çıkarılan yeni araçların dörtte birinin sıfır emisyonlu araçlar, dörtte birinin tamamıyla hibrit ve geriye kalanının hafif hibrit olduğu bir senaryoda, Avrupa 2050 yılına kadar binek araçlardan kaynaklanan CO2 emisyonlarını yüzde 88 oranında azaltabilecek. Teknolojideki bu iyileştirme otomobillerden kaynaklanan NOx emisyonlarını yılda yaklaşık 1.3 milyon tondan yılda yaklaşık 70 bin tona indirecek ve böylece hava kirliliğinin her yıl Avrupa’da 467 bin erken ölüme yol açmasının önünü kesecekmiş.

Sıfır emisyon araçların ve dizel/benzinli araçların satın alım maliyeti 2030’da hemen hemen eşitlenecekmiş. 2020 yılında, bataryalı elektrikli araçlar ve yakıt hücreli elektrikli araçların dizel ve benzinli araçlar ve hibrit türlerinden daha pahalı olması öngörülürken, 2030’a gelindiğinde, dizel ve yakıtlı araçlar hava kirliliği ve CO2 standartlarını karşılayabilmek için daha pahalanacağı ve sıfır emisyon araçların sayısı arttıkça maliyeti düşeceği için, aralarındaki fiyat farkı azalacakmış. Her ne kadar 2030 yılına geldiğinde tam başa baş olmasa da, maliyetlerin birbirine yaklaşacağı öngörülüyor.

Yazının devamı...

Hürriyet Oto referans oluyor

19 Şubat 2018

Bunun için tam bir ‘Rüya Takımı’ kurduğumuzu, yakında büyük sürprizlere hazırlıklı olmanız gerektiğini söylemiştim. Sektörün yakından tanıdığı ünlü isimler Hürriyet Oto için ilk yazılarını tamamladı ve gönderdi. Bu hafta içinde sitede yeni tasarlanan yazarlar kategorisiyle birlikte merakla beklenen bu yazıları yayınlamaya başlayacağız. Ama şunu net olarak söyleyebilirim, bugüne kadar otomobil üretiminde, satışında, pazarlamasında ve iletişiminde uzman olan bu kişilerin içinde gerçekten birer yazar gizliymiş. Gerçekten ‘müthiş yazılar yazan müthiş yazarlar geliyor’ diyebilirim.

Diğer taraftan geçtiğimiz hafta Hürriyet Oto’da düğmeye basar basmaz hızla işe koyulduk. Günde en az ortalama 10 haber girmeye, takipçi sayılarını hızla arttırmaya başladık. Bugüne kadar sadece listeleme (satılık ilanı) ile takipçi çeken Hürriyet Oto’da bu durum tamamen değişti ve artık içerikle okuyucu çekiyoruz. hurriyetoto.com şimdiden günde 100 bini aşan okunma sayılarına ulaşırken, geçen hafta yayınladığı ‘İşte yerli otomobilin koordinatörü’ haberi tüm gün hurriyet.com.tr’nin manşetinde yer aldı. Bu özel haberimizi ertesi gün neredeyse tüm gazeteler sayfalarına taşıdı. Özel haber olmasına rağmen kaynak göstermemeleri kuşkusuz onların ayıbı ama Hürriyet Oto şimdiden referans olacağının sinyallerini vermeye başladı.

‘PHOTOSHOP’A BENZETMİŞTİM

TOYOTA Türkiye CEO’su ve ALJ Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Haydar Bozkurt, 2 yıl önce 2. el otomobil sektörüne yönelik bir şirket kuracaklarını ve ismini ‘Otoshops’ koyacaklarını ilk söylediğinde, “Abi o nedir Photoshop gibi...” diyerek espri yapmıştım. Sayın Bozkurt’un böyle bir şirket kurmasının önemi geçtiğimiz hafta yayınlanan  ‘İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliği’ ile daha net anlaşıldı. Çünkü yayınlanan yeni yönetmelik 2. el pazarında güven artırıcı önlemler getiriyor. Kurumsal firmaların çoğalması, bu işi yapan işletmelerin yetki belgesi ve belirli fiziki niteliklere sahip olması, merdiven altı tabir edilen yerlerin zamanla ortadan kalkması anlamına geliyor. 5 yılda bir yenilenecek olan yetki belgesi ile 2. el pazarı kontrol altına alınacak ve bu sayede sektördeki kurumsal firmaların pazardaki payları  yükselecek.

Otoshops Genel Müdürü Tuğrul Denizaşan,  2017’de 5 milyon 190 bin adede ulaşan 2. el pazarında satışların sadece yüzde 5’inin kurumsal firmalar tarafından gerçekleştiğini hatırlatarak, “Yüzde 45’i ise galeriler tarafından yapılıyor. Kalan yüzde 50 bireysel satıcılar. Yayınlanan yeni yönetmelikle 5 yıl içerisinde toplam pazarda kurumsal firmaların payının yüzde 20’lere çıkmasını bekliyoruz.  Kurumsala talep arttıkça pazar güvenle büyüyecektir. Ayrıca yeni yönetmelik ile birlikte 2. el otomobil pazarı cazip bir yatırım alanı olacak” açıklamasını yaptı.

Denizaşan’ın bu açıklamasından sonra Otoshops’un ulaştığı rakamlara baktım. 2017 yılına 5 bin adetlik satış hedefi ile giren şirket bunun yüzde 33 fazlasını gerçekleştirerek 6 bin 640 adetlik satışa ulaşmış. 2018 yılı hedefleri ise 8 bin 500 araç. Adı ister Otoshops ister Photoshop olsun yeni yönetmelikle bu pazarda kazanan kurumsal şirketler   ve tüketici olacaktır.

Yazının devamı...