"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Yan sanayi için Almanya tehdidi

2 Ekim 2017

18 Eylül’de bu köşede bu iddiayı yazdıktan kısa bir süre sonra Fatih Altaylı da yazısında benzer iddialar olduğunu, hatta Türkiye’de üretim yapan Alman bir markanın çalıştığı Türk yan sanayi şirketine fabrikasını başka ülkeye taşımasını, aksi takdirde alımı durduracağını söylediğini aktardı. İşte tüm bu iddiaları Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Başkanı Alper Kanca’ya sordum.

TAYSAD üyelerinin Alman müşterileriyle ve tedarikçileriyle olan iş ilişkilerini ve tüm gündelik iş süreçlerini normal düzeninde devam ettirdiğini kaydeden Kanca şunları söyledi: “Bugün itibariyle, Alman OEM’lerin Türkiye’den parça alımını durması, spekülatif bir söylem gibi duruyor doğrusu. Bugün için bu durum olmasa da, firmalarımızın uzun vadede proje kayıpları yaşaması tehdidi de söz konusu.

Alman müşterilerimizin, Türk tedarikçilerden kısa vadede parça alımını azaltması ya da sonlandırması beklenmez; ancak politik gerginliklerin devamı, orta vadede iki ülkenin şirketlerinin de diğer taraf ile sözleşmelerini yenileyip yenilemeyeceğini gündeme getirir. Yeni sipariş verilmesi sırasında gerginliklerin mutlaka yansımaları oluyor. Kurumsal olarak alınmış kararlar olmasa da, şirketlerin karar vericilerinin daha önce sempatiyle bakılmış bir ülkeye yönelik kişisel kırgınlıkları, antipatileri etkili olabiliyor. Aynı şartları sunan iki üretici arasında, daha evvelden bir şekilde tercih edilen Türk tedarikçi, bu gerginlik sebebiyle tercih edilmeyebiliyor. Gerginlik ve karşılıklı ticari kısıtlamalar sadece Türkiye’ye zarar vermez. Ülkeler arasındaki olumsuzluklardan her iki taraf da belli ölçüde etkilenir. Bu sebeple, hem Türk hem de Alman tarafının sakinleşmesi, zararın tek taraflı olmayacağını açıklıkla görmesi gerekiyor.”

Kanca, Altaylı’nın iddiası hakkında ise, “Küresel OEM firmaları, gerek sevkiyatları hızlandırmak gerekse lojistik maliyetleri düşürerek rekabetçiliklerini arttırmak amacıyla, stratejik önemdeki birçok Türk tedarikçisine, önemli üretim tesislerine yakın bölgelerde yatırım yapma çağrısını, dönemsel olarak dile getirir. OEM markaları, maliyet kadar tedarik güvenirliliğine ve sürekliliğine de önem verdiğinden, hesaplamalarında ülke risk faktörünü artırmakta ve bu olumsuzluğun aşılması için tedarikçilerini yurtdışında yatırıma davet edebilmektedir. Yani müşteriler, önemsedikleri ve iş hacmini artırmak istedikleri tedarikçilerini, riski az gördükleri veya daha yakın olmasını arzu ettikleri ülkelere yönlendirmektedirler. Bugün dünyanın her bölgesine ihracat yapan TAYSAD üyelerinden 59’unun, müşterilerinin riski az ve yakın üretim tesisi isteklerine cevap verebilmek için, 5 kıtada 40 ülkede toplam 156 adet tesis yatırımı da bulunmaktadır” cevabını verdi.

Yani Kanca’nın söylediklerinden çıkardığım, Alman firmalar henüz Türkiye’den alımı kesmemiş ama eli kulağında. Türkiye otomotiv sanayi 2016 yılında Almanya’ya 4 milyar dolarlık ihracat yaparken, aynı dönemde Almanya’dan ithalat ise 6.1 milyar dolara çıktı. Bu durumda kaybedinin sadece Türkiye olmayacağı ortada.

SÖYLEDİKLERİNE KENDİ BİLE GÜLDÜ
BAŞBAKAN Yardımcısı Mehmet Şimşek’in geçtiğimiz hafta ‘İklim Değişikliğiyle Mücadele’ temalı bir forumda söyledikleri belki dikkatinizi çekmiştir. Tam da MTV zamları gündemdeyken Şimşek esprili bir dille otomobilden alınan yüksek vergileri işaret ederek, “Belki sokaktaki vatandaş haklı olarak şikayet ediyor ama biz özellikle fosil yakıtları ve taşıtları çok yüksek vergilendiriyoruz. Dünyada bu anlamda da ön plandayız” yorumunu yaptı.

Yani Sayın Şimşek, bu kadar vergiyi tamamen çevreyi düşünerek aldıklarını açıkça ifade etti. Ama yüzünden kendisinin de buna inanmadığı anlaşılıyordu. Söylediklerine kendi bile güldü

Yazının devamı...

MTV’ye yüzde 40 zam mı güldürmeyin

30 Eylül 2017

Geçtiğimiz yıl kasım ayında ÖTV sistemini değiştirerek matraha göre vergilendirmeyi hayata geçiren Ağbal, şimdi de aynı sistemi Motorlu Taşıtlar Vergisi’ne (MTV) adapte ederek, bunun en adil yol olduğunu söyledi. Unutanlar varsa hatırlatmakta fayda var. Kasım ayındaki matraha dayalı yeni ÖTV sistemi, kur artışıyla birlikte yeni model otomobillere adeta her ay gizli zam olarak yansıdı ve yansımaya devam ediyor. Yani araçlar kurla ithal edildiği için dolar ve Euro’da yaşanan artış otomatik olarak matrah fiyatını yükseltince, en alt dilim olan yüzde 45’lik ÖTV diliminde yer alan bir otomobil bir ay sonra yüzde 50, 2-3 ay sonra da yüzde 60’lık dilime girmeye başladı. Böylece yılbaşında vergiler dahil 65 bin TL olan bir otomobilin fiyatı yılın yarısında 80 bin TL’ye kadar yükseldi.

4.5 MİLYAR GELİR

4.5 milyar TL’lik ek gelir beklenen yeni MTV düzenlemesi de Naci Ağbal tarafından önceki gün, “MTV’de yüzde 40 artış” açıklamasıyla lanse edildi. Dün Hürriyet Ankara Büro’dan Neşe Karanfil’in ayrıntılarıyla yazdığı haberde de okuduğunuz gibi MTV’de motor hacmi ve yaş sınıfına ek olarak vergisiz fiyat yani meşhur matrah da eklendi. Baraj ise ÖTV’de olduğu gibi vergisiz fiyatı 40 bin TL ve altı olan otomobillerdi. Aslında sadece bu sınıfa yüzde 40 zam yapılmıştı. Ama bu sınıftaki otomobillerin toplam pazardan aldığı payın yüzde 14 olduğu düşünülürse, MTV’ye yapılan gerçek zam yüzde 53 ile 68
arasında değişiyordu. Çünkü bugün Türkiye’de satılan otomobillerin yüzde 80’i vergisiz fiyatı 40 bin TL ile 80 bin TL olan 1.6 litre motor hacmine sahip otomobillerden oluşuyor. Yani sonuç olarak Bakan Ağbal aslında yapılan en düşük zammı açıkladı. Çünkü ortalamaya vurursak yüzde 60 zam yapıldığı ortada. Sonuç olarak 2018 yılından itibaren yeni otomobil alacaklar ortalama yüzde 60 zamla 1500 TL civarında MTV ödeyecek. Unutmadan bu tutar sadece 2018 yılı için geçerli. 2019’da yeniden değerleme oranıyla bu tutar da zamlanacak. Yani ek ortalama yüzde 10-15 arası daha zam gelebilir.

Bu arada torba yasa tasarısında Kurumlar Vergisi’nin yüzde 20’den 22’ye yükseltilmesiyle birlikte brüt 50 milyar TL kâra sahip bankalardan 2018 yılında 1 milyar TL ek gelir alınması hedefleniyor. Bankalardan 1 milyar, tüketicinin cebinden ise MTV ile 4.5 milyar TL alınması ne kadar adaletli varın bunun kararını da siz verin.

3 YIL AYNI MTV

Yeni MTV sistemiyle kafa karıştıran diğer bir husus ise araçların vergisiz fiyatlarını 2 ve 3 yaşlarına geldiğinde nasıl hesaplayacağımız ve bunu kimlerin belirleyeceği konusuydu. Çünkü normalde değer düştükçe MTV’nin de düşmesi gerekiyor. Ama sektör yetkilileri sıfır bir otomobil alanın 3 yıl aynı MTV’yi ödeyeceğini, aracın değer kaybının MTV tutarını düşürmeyeceğini belirtti. Daha doğrusu Maliye sektöre böyle açıklamış. Ama 2 veya 3 yaşında 2.el bir otomobil alındığında matrah devreden çıkarak tek MTV devreye girecekmiş. Bu da fiyat olmadan eskisi gibi  motor hacmine ve yaşa bakılarak ödenecek MTV anlamına geliyormuş.

 

Yazının devamı...

Otomobillere zorunlu değil ama...

26 Eylül 2017

Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri de kış lastiği konusunda kendileri açısından bir karışıklık olmadığını belirterek, çıkarılan düzenlemeler kapsamında sadece ticari araçlara yönelik bir kış lastiği zorunluluğu bulunduğunun altını çizdiler. Yetkililer bunun dışında özel araçlara yönelik bir kış lastiği zorunluluğunun bulunmadığını ifade ettiler.

Bu açıklama 1 Nisan’da yürürlüğe giren ve kafaları karıştıran tebliğdeki ifadelerin de yanlış anlaşıldığını ortaya koydu. Çünkü ‘Kış lastiği kullanma zorunluluğu ile ilgili usul ve esaslar hakkındaki tebliğ’de şu ifadeler yer alıyordu: “Eşya ve yolcu taşımak amacıyla ülkemiz karayollarında seyreden ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından tescil edilmiş olan motorlu araçlar ile yabancı plakalı araçların kış lastiği kullanma zorunluluğuna ilişkin usul ve esasları kapsar. Bu tebliği lastik tekerlekli traktörleri, iki ve üç tekerlekli taşıtlarla yapılan taşımaları, römork ve yarı römorkları ile Türk Silahlı Kuvvetlerine ait taşıtlarla ve bunların römorklarıyla yapılan taşımaları kapsamaz.

Ülkemizde tescil edilmiş olsun veya olmasın, şehirlerarası karayollarında yolcu ve eşya taşımalarında kullanılan taşıtlarda her yılın 1 Aralık ile takip eden yılın 1 Nisan tarihleri arasında kalan dört aylık dönemde kış lastiği kullanılması zorunludur. İl sınırları içerisinde, kış lastiği uygulaması yapılıp yapılmayacağı ortalama yerel sıcaklıklar dikkate alınarak ilgili valiliklerce belirlenir ve gerekli duyurular yapılır. Kamyon, çekici, tanker ve otobüs türü araçların tahrikli dingilleri üzerindeki tüm lastiklerinin; kamyonet, minibüs ve otomobillerin tüm lastiklerinin; ayrıca seyir esnasında değiştirilmek zorunda kalınan lastiklerin yerine takılacak lastiklerin kış lastiği olması zorunludur.”

Tebliğin hazırlanmasına katkıda bulunan Ankara Ticaret Odası (ATO) yetkilileri ise otomobillerde zorunluluğun sadece şehir içinde olmadığını şehirlerarası yollarda ise kış lastiği takmanın zorunlu  olduğunu söyleyerek kafaları iyice karıştırdı. ATO yetkilileri Türkiye genelinde belirlen illerde bu zorunluluğun uygulanacağını, şehir içlerinde ise zorunluluk karanını valiliklerini vereceğini söyledi. Yani sonuçta bakanlık zorunluluk yok açıklaması yapsa da hala kış lastiği ile ilgili kafa karıştıran noktalar devam ediyor. Tebliğle ilgili bir başka sıkıntı ise römorkların kapsam dışında tutulmasından kaynaklanıyor. Motorlu bir taşıtın arkasına takılarak çekilen tekerlekli motorsuz taşıt anlamına gelen römorklarda da kış lastiği kullanımının zorunlu olması gerektiği belirtiliyor.

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

 

Yazının devamı...

Kış lastiği zorunlu mu değil mi?

25 Eylül 2017

Buna göre Türkiye’de 1 Aralık ile takip eden yılın 1 Nisan tarihleri arasında kalan dört aylık dönemde bütün taşıtlar kış lastiği kullanmakla yükümlü hale geldi. Uygulama kapsamında olduğu halde kış lastiği kullanmadığı tespit edilen araçlara 625 lira para cezası uygulanacağı belirtildi.

İşte bu haber ağustos ayında önce bir kaç gazetede yer aldı. Hemen detaylarını öğrenmek için önce Lastik Sanayicileri ve İthalatçıları Derneği’ne (LASİD) sordum. Şu yazılı cevabı verdiler; “1 Aralık– 1 Nisan tarihleri arazında ülkemiz karayollarında seyreden, yabancı plakalı araçlar dahil ticari ve özel tüm araçlar için ‘Kış Lastiği Kullanma Zorunluluğu’ getirilmiştir. Şehir içinde kış lastiği uygulaması yapılıp yapılmayacağı ortalama yerel sıcaklıklar dikkate alınarak valilikler tarafından belirlenecek ve duyurulacaktır. Valilik Bakanlıkça belirlenen tarih aralığındaki bu sürenin öncesinde ve/veya sonrasında 1’er ay arttırabilir. Şehir içi ulaşımlarda kullanılan otobanlar şehirler arası yol olarak kabul edilmektedir. ”

YAZIMI ELEŞTİRDİLER

Bu açıklama her şeyi net bir şekilde ortaya koyuyordu. Ben de geçtiğimiz hafta süre yaklaştığı için 1 Aralık’ta başlayacak ve otomobilleri de kapsayacak uygulamayla ilgiyi hurriyet.com.tr’ye “Otomobiller için de artık zorunlu: Cezası 625 lira” başlığıyla tüketicileri bilgilendirecek bir yazı yazdım. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Bu konuda bir çok eleştirel elektronik posta alarak, uygulamanın otomobilleri kapsamadığı, benim tüketiciyi yanlış bilgilendirdiğim söyleniyordu. Konuyla ilgili bir çok kişi 1 Nisan’daki resmi gazete yazısındaki kapsama bakıldığında özel otomobiller ile ilgili zorunluluk görmediğinin altını çiziyordu.

KANUN VE TEBLİĞ FARKLI

Bu konuda kafaların karıştığına ilişkin en detaylı açıklamayı ise alanında uzman bir kişi olan Yüksek Mühendis Alpay Lök yaptı. kislastigi.com ve Fren Teknik şirketinin sahibi olan Alpay Lök, 2006’dan beri sosyal sorumluluk projesi olarak işlettiği internet sayfasında kış lastiğinin zorunlu olması için çaba gösterdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı: “1 Nisan 2017’de yayınlanan tebliğ ile 9 Şubat 2017’de KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile 2918 sayılı Trafik Kanunu’na eklenen 65/A maddesi arasında büyük farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Özel otomobillere kış lastiği zorunluluğu ne yazık ki 65/A’da tanımlı değil. Kış Lastiği ile ilgili Kanun (65/A) ve 1 Nisan 2017 Ulaştırma Bakanlığı tebliği arasındaki farklılıklar şöyle:

1) Temel sorun kanundaki “Eşya ve yolcu taşıyan araçlar” tanımının ticari araçları işaret etmesi. Ticari olan otomobil dahil, özel otomobil hariç.

2) 65/A’da “Römorklar hariç” diye bir tanım olmadığı halde tebliğde hariç tutulması kanunla çelişkili.

Yazının devamı...

Matrah kaosu

18 Eylül 2017

Hem fuarda hem de gidiş gelişte konuştuğum bir çok otomotiv yetkilisi son çeyreğe sıkıntılı girmenin büyük endişesini yaşıyor, ÖTV’deki yeni matrah sisteminin yarattığı kaostan dert yanıyordu. Kurların artışına bağlı olarak araç sipariş etmekten çekindiklerini belirten yetkililer, “3 ay önce araç sipariş ediyorsunuz. Gelene kadar kur artışından araç bir anda üst ÖTV dilimine giriyor. Yani siparişi verirken 120 bin TL’ye satmayı planlandığınız araç bir anda 160 bin TL oluyor. Bu durum satışlara da yansıyor. Pazarda perakende satışlar düşüyor, filo artıyor. Filo artışı da sektörün her geçen gün daha az kârla çalışmasını sağlıyor” yorumunu yapıyorlar. Az kâr veya karsız çalışmak (satış sonrası destekli)  tasarruf tedbirlerini beraberinde getiriyor, tasarruf deyince de ilk önce personel kapının önüne konuyor. Türkiye’de üretimi olup araç ihraç edenlerin dışında distribütörler gerçekten kan ağlıyor. Bazıları o kadar bunalmış ki, “Matrah sistemi kalksın ÖTV’yi isterlerse en düşük yüzde 60 yapsınlar. Hiç olmazsa önümüzü görürüz” açıklamasını bile yapıyor. Gerçekten de bu matrah fikri kimden çıktıysa, tek işleyen sektörü içerden oldukça sallamış durumda.

DİZEL VERGİSİ ARTSIN

BORUSAN Otomotiv Yönetim Kurulu Eşbaşkanı Ali Vahabzadeh ve Borusan Otomotiv’in yeni CEO’su Hakan Tiftik ile fuar sırasında ayaküstü sohbet ettik. Vahapzadeh, Avrupa’da dizelin artık sona geldiğini ancak Türkiye’de bu konuda hiçbir şey yapılmamasına anlam veremediğini söylüyor. Çevre konusunda yaşanan hassasiyeti Türkiye’de göremediğini aktaran Vahapzadeh şu yorumu yapıyor: “Dünya sıfır emisyona giderken bizde bilinçsizce dizel araç satılmamalı. Yılda 6-7 bin km yol yapan biri bile otomobil almaya gelince dizel istiyor. Dizel az yakıyor diye bir düşünce hakim ama ne zaman kendini amorti ediyor, çevreye ne zarar veriyor bilmiyorlar. Çözümü basit, hükümet dizelin vergisini artırsın o zaman problem toptan çözülür.”

ALMANYA KRİZİ

BU arada Almanya ile yaşanan siyasi krizin etkileri  Frankfurt fuarına da yansıdı. Bazı Alman markaların Türkiye’ye araç vermekte biraz zorluk çıkartığını duydum. Ama daha da önemlisi BMW’nin Türkiye’den yedek parça alımını kesmeyi planladığını öğrendim. İnşallah bu siyasi kriz devam etmez de Türk otomotiv sanayinin en büyük müşterisi Almanya ile daha fazla sorun yaşamayız.

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

Yazının devamı...

Rakamlar sizi yanıltmasın

11 Eylül 2017

Ocak-ağustos döneminde toplam satışlardaki kayıp geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 2’ye kadar gerilerken özellikle ağustos ayında otomobil satışlarındaki artış son 4 aya ilişkin büyüme sinyalini de vermiş oldu. Daha doğrusu 2017 yılına kur ve ÖTV artışlarıyla umutsuz giren ve yıl sonunda minimum yüzde 10-15 daralma bekleyen sektör şimdi 2016 ile aynı seviyeleri hatta üstünü konuşmaya başladı. Pazar böyle giderse 1 milyon adetlere yine ulaşır mı, kesinlikle ulaşılır. Ama bu kimseyi kandırmasın. Çünkü konuştuğum sektör yetkilileri pazarın şu anda geçtiğimiz yıla paralel seyretse de perakende satışlarda 2016’ya göre ciddi düşüş olduğunu belirtiyor. Bu da aradaki farkın yüksek filo satışlarıyla kapanması anlamına geliyor. Yani her ne kadar adetsel olarak satışlar iyi gidiyorsa da sektörün yüksek kurlar ve filo satışları nedeniyle geçtiğimiz yıla göre daha kârsız olduğunu tahmin ediyorum.

İşte böyle bir ortamda ön plana daha çok Türkiye’de üretim yapan markalar çıkıyor. Fiat, Renault, Honda’nın Türkiye’de ürettikleri yeni otomobil modelleriyle satışları artarken, Hyundai aynı seviyesini koruyor gözüküyor. Zaten ithal oranlarının yüzde 69’lara kadar düşmesi de bunu gösteriyor. Yerli üreticilerden bir tek Toyota’nın iç pazarda satışları bir nebze düşmüş durumda. Bunun da sebebi geçtiğimiz yıl sonunda Sakarya’da üretimine başlanan kompakt SUV modelleri C-HR’ın Avrupa ve Amerika’dan çok talep görüyor olması. Özellikle hibrit modeli için Avrupa’da 6 aya yakın sıra olduğu söyleniyor. Tabi C-HR’ın bu kadar yoğun talep görmesi hem iç pazara istenilen sayıda aracın verilmemesini, hem de yine Sakarya’da üretilen Corolla üretiminin düşmesine neden oluyor. Sonuçta C-HR ve Corolla aynı fabrikada üretiliyor. C-HR’a talep yüksek olunca üretimde ayarlama yapılıp Corolla üretimi azaltılıyor diye tahmin ediyorum. Böyle olunca da  Toyota iç pazarda hem istediği sayıda Corolla’yı ki en çok sattığı model, hem de C-HR alamıyor.  Bu konuda Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış CEO’su Ali Haydar Bozkurt’a yıl sonunda 1 adet de olsa 2016’dan daha fazla satacaklarını söylediğini hatırlattım. Bozkurt, “Yıl sonu hedefimiz son çeyrek açıkçası ne kadar araç alabileceğimize göre şekillenecek” dedi. Yani dünyada oluşan 6 aylık C-HR sırası, Ali Haydar Bozkurt’un hesaplarını biraz bozmuş gibi.

İÇİME BİR KURT DÜŞTÜ

ODD raporunu incelerken geçtiğimiz aylarda satılacağı iddia edilen ve halen de konuşulan Doğuş Otomotiv’in bünyesindeki markaların performansları dikkatimi çekti. Tümünün satışları geçtiğimiz yıla göre düşüş kaydetmiş. Volkswagen’in otomobil satışları yüzde 14.6 düşerken, ticari aracın satışları yüzde 16 azalmış. Seat’ın satışları yüzde 13 düşerken Skoda’da kayıp ise yüzde 22’yi bulmuş. Bu satışlarda en büyük etken kurlardaki artış gibi görünse de benim içime de bir kurt düşmedi değil. Çünkü geçtiğimiz aylarda yaşanan düşüşün sebebini sorduğum bir Doğuş Otomotiv yetkilisi bana bütçe dahilinde olduğunu söylemişti. Yani aklıma ‘Doğuş Otomotiv bu yıl pazar payı yerine olası bir satış için daha fazla kârlılığı mı dikkate alıyor?” sorusu gelmedi değil. Kurt işte ne yapayım...

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

 

Yazının devamı...

Game of Thrones otomobilleri

4 Eylül 2017

Şimdi 1 yıl 8’inci sezonu beklemek durumundayız ama ne yapalım gülü seven dikenine katlanır. Ben de bu dizinin ciddi bir fanatiği olduğum için geçtiğimiz hafta çok ilginç bir yazı ve bu yazıya bağlı illüstrasyonlar dikkatimi çekti. Bugün bayramın son günü ve tatilde sizi sıkıcı sektör haberleriyle sıkmak yerine tasarım sanatçısı Javier Oquend’in “Game of Thrones karakterlerinin araçları olsaydı, bunlar nasıl görünürdü?” sorusunun cevaplarını paylaşmak istedim. Oquend ayrıca her bir çizimin altına neden bu araçları seçtiğini de esprili bir dille anlatmış. İşte o çizimler ve nedenleri;

Çok yüzlü tanrının metotlarını öğrenen Arya Stark, yüzü olmayan bir suikastçi olma konusunda yeteneklerini geliştirdi ve listesinde yer alanları öldürmek için Westeros’a geri döndü. Uzun süredir hasret kaldığı kardeşleriyle bir araya gelmek için kuzeye giden Arya’nın Winterfell’e kışın en kötü zamanı gelmeden ulaşması için hızlı ancak koşullara uyum sağlayan, yani dikkat çekmeyen bir araca ihtiyacı var. İşte o araç Jaguar F-Type Winter versiyonu. Kışa meydan okuyan kar lastikleri ve ışık barları ile 575 beygir güç üretebilen ve 3.5 saniyede 100 km/s hıza ulaşmaya imkân veren 5.0 litrelik süperşarjlı motoru, F-Type Winter’ı her türlü zorluktan kaçış için biçilmiş kaftan yapıyor.

Evi Dragonstone’u geri almak için Westeros kıyılarına nihayet ulaşan Daenerys Targaryen’in nihai hedefi tahtın sahibi olmak. Unsullied ve Dothraki kabilelerini nakletmek için gerekli filoyu satın alan Khaleesi, elinde kalan ekstra altın ile kendisini de ödüllendirmek istemiş - hem de bir McLaren P1 LM ile. Daenerys’in üç ejderhası kadar güzel ve korkutucu duran bu P1, kaputunun altında 4.0 litrelik, çift turbolu bir V8’e ev sahipliği yapıyor. Kanatlı hayvanlarını kullanmadığı zaman P1’iyle gezen Khaleesi’nin kontrolünde tam 1.000 beygir ve 2.5 saniyelik bir 0-100 km/s hızlanması var.

Yedi Kraliyet’in gayrimeşru kraliçesi olan Cersei Lannister çıkarcı, hesabı kitabı iyi ve acımasız birisi. Emri altında olan insanlar, King’s Landing’in Red Keep bölümünde yaşayan Cersei’yi sevmiyor ve ondan korkuyorlar ki haklı sebepleri var. Halk, Baelor’un Büyük Sept’ini yıkan ve haksız yere tahtta oturan kraliçelerinden hiç mi hiç haz etmiyor. Bu yüzden Cersei, sokaklarda gezmek için hem güvenli, hem de şık bir araç seçmiş. 6.75 litrelik motorundan 453 beygir üreten ve 6.0 saniyede 100 km/s hıza ulaşan Phantom, Lannister ailesinin renklerine uygun bir şekilde giydirildiğinde Cersei ve kardeşi/sevgilisi için harika bir gezinti aracı hâline gelmiş. Cersei’nin aracını Braavos’taki Iron Bank’ten borç alarak satın almış ancak Highgarden’a yapılan baskın sonrasında borç kapatılmış. Sonuçta, bir Lannister borcunu her zaman öder.

Yazının devamı...

Bırak fabrikayı markalar gidiyor

28 Ağustos 2017

Önce Meksika’daki üretime kafayı takan Trump, o ülkedeki Amerikan otomotiv devlerine, ‘ABD’ye dönün yoksa ek vergi koyarım’ diyerek tepki gösterdi. Daha sonra Kanada ve Avrupa’yı da kapsamına aldı. Hatta tehditlerini öyle artırdı ki bundan Alman otomotiv devleri bile nasiplendi. Trump bu yolla yatırımı ve istihdamı ülke içinde tutmayı amaçlıyordu ama atladığı nokta hızla globalleşen dünyaydı. Yani Trump fabrikaları Amerika’ya çekeceğim derken aslında yoğun rekabette yaşanan en büyük problemi atlıyordu. O da Amerikan markalarının sahipliğini hızla başka ülkelere kaptırmasıydı.  Bugün İtalyan Fiat, Amerikan Chrysler’in tek sahibi. Yani artık Chrysler’in yüzde 100 Amerikan markası olduğunu söyleyemeyiz. Evet halen büyük bir kısmı Amerika’da üretiliyor ama buna karar veren İtalyanlar. Geçen hafta başka önemli gelişme ise Chrysler’in daha doğrusu Fiat Chrsyler Grubu’nun (FCA) en büyük gücü ve kozu olan ‘Jeep’in Çinliler tarafından istenmesiydi.  Zaten FCA CEO’su Sergio Marchionne her konuşması sonrası görevi bırakacağı 2019 yılına kadar yeni işbirliklerine ilişkin müjde vereceğini belirterek bu kapıyı açmıştı. Bu doğrultuda General Motors’a (GM) bile 2-3 kez ‘Bize ortak olun’ teklifinde bulunmuştu. Şimdi Jeep’i SUV sınıfında dünya lideri olabilmek için Çinliler istiyor. Yani Trump bence bıraksın ülkede üretimi filan, Chrysler sonrasında elinde kalan diğer 2 markayı (GM ve Ford) kaptırmamanın yollarını arasın. GM’in durumu ortada. Avrupa’daki en büyük kozu Opel’i satarak biraz nefes aldı. Ama yoğun rekabette Avrupalı ve Asyalı markalarla nasıl mücadele edecek? Aynı şekilde Ford, ortaklık ve işbirliği olmadan ayakta kalabilecek mi? İşte Trump danışmanlarına bu konuda çalışmalarını ve çözüm yolları bulmalarını söylemeli. Yoksa tehdit edeceği marka kalmayacak.

‘COBO’ İSMİ DEĞİŞİYOR

AMERİKA’da son dönemde alevlenen ırkçı eylemlerle ilgili tartışmalar sürerken, Detroit Belediye Başkanı Mike Duggan, ismini ırkçı eski belediye başkanı Albert Cobo’dan alan ünlü kongre ve spor merkezi ‘Cobo Center’la ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı. Duggan, Amerikanın en büyük otomobil fuarı olan Detroit Motor Show’un da düzenlendiği ‘Cobo Center’ın isminin çok kısa süre içinde değiştirilebileceğini belirtti. Uzmanlar bunun 1960 yılından bu yana eski belediye başkanı Albert Cobo’yla olan bağlantısını kesecek doğru bir hareket olacağını belirtiyor. Detroit tarihçisi ve yazar Ken Coleman, Albert Cobo’nun 1949 yılında beyaz mahallelerin ‘zenci istilası’ ile mücadele kampanyasıyla belediye başkanlığını kazandığını belirterek, Afrikalı Amerikalıların mahallelerini kentsel yenileme çağrısı ile yıktığını hatırlattı.  Coleman, “Cobo’nun Afrika kökenli Amerikalılara karşı düşmanlığı tarihte çok net bilinen bir gerçek. Bu nedenle Kongre merkezinin isminin değişmesi gereken bir şey” dedi. 1960 yılında açılmasından bu yana ‘Cobo’ ismini alan kongre merkezinin yeni isim için teklifler alacağı ve bunun da sponsorluk yoluyla ek gelir getireceği söyleniyor.

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

 

Yazının devamı...