"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Bu yakışıklı İzmit’e gelecek, nokta

15 Mayıs 2017

Bu atak için de elindeki en büyük kozu eylül ayında Frankfurt fuarında dünyaya tanıtacağı ‘Kona’ isimli yepyeni modeli olacak. Küçük SUV sınıfında yer alan Kona’nın nerede üretileceğine ilişkin ‘Henüz resmi karar verilmedi’ diye açıklama yapılsa da çok büyük ihtimalle Hyundai Assan’ın İzmit fabrikasında üretileceği ortada. Zaten Hyundai Assan yetkilileri de bunu çok iyi bildikleri için açıklamalarında ‘henüz’ kelimesine yer verdiler.

Sebebi açık Avrupa’da satacak ve İzmit’te üretilen i20 platformunda yükselecek bu aracın Kore’de üretilip gönderilmesi pek de mantıklı değil. Zaten Hyundai Assan’ın Koreli Başkanı da Türkiye’de kompakt bir SUV üretileceğini açıklamış, ama iki seçenek arasında olduklarını daha önce söylemişti. Bürokrasi aşıldığında ve Türkiye’ye bu konuda açıklama yetkisi verdiklerinde modelin İzmit’e verildiğini resmi olarak da öğreneceğiz.

Gelelim şimdi asıl konumuza... İsmini kahvesiyle ünlü Hawaii’nin bir bölgesinden alan Kona dünya tanıtımı öncesinde ilk kez kamuflajsız olarak Portekiz’in başkenti Lizbon’da yapılan reklam çekimlerinde görüntülendi. Daha önce resmi olarak yayınlanan teaser (tanıtım) resimlerinde olduğu gibi modelin kaputunun hemen altında yer alan ince farlar dikkat çekerken, yeni model bu görüntüsüyle Jeep Cherokee ve Citroen C4’ü de andırıyor. Ancak genel tasarımı hem orijinal, hem de ilginç buldum.

Markanın yine Türkiye’de ürettiği i20’yi temel alan daha doğrusu aynı platformda üretilecek aracın 3 farklı motor tipi olacağı belirtiliyor. Hyundai, bu modelle Avrupa’da en büyük Asyalı üretici olmak için Toyota ve Nissan’ı geçmek istiyor. 2016 yılında Toyota Avrupa’da yüzde 7 artışla 596 bin 515 adet araç satarken, Nissan yüzde 1.2’lik kayıpla 549 bin, Hyundai ise yüzde 7 büyüme ile 499 bin 22 adet araç sattı. İşte bu noktada Hyundai, İzmit’te ilk etapta 50 bin adet olarak üreteceği bu yeni modelle aradaki farkı kapatarak Avrupa’da Asya markalarının lideri olmak istiyor. 

İşin bir başka ilginç tarafı aynı sınıfta Japon Toyota’nın Türkiye’de C-HR’yi üretmesi. Yani Avrupa’da Asyalı markaların liderliğini önümüzdeki yıllarda Türkiye’de üretilen küçük SUV modelleri belirleyecek gibi.

ARTIK HER PAZARTESİ CANLI YAYINDAYIM

Yazının devamı...

77 milyar dolarlık ‘otonom’ pastası

1 Mayıs 2017

Özellikle son yıllarda satışa sunulan lüks sınıftaki araçların neredeyse tamamı yarı otonom özelliklere sahip bir şekilde yollardaki yerini şimdiden alırken, tam otonoma geçiş öncesi orta sınıftaki araçların da bu özelliklerle piyasaya sunulması bekleniyor. Tesla gibi yeni nesil otomotiv markaları ile birlikte Google, Apple gibi teknoloji devlerinin de bu konuda kafa patlattığı düşünülürse gelecekte sürücüsüz otomobiller, pazardaki rekabeti belirleyecek gibi gözüküyor. Bir diğer açıdan bakarsak, kendi kendine giden otomobilleri üretmek için yaşanan yarış önümüzdeki yıllarda çok büyük şirket evliliklerini ve satın almaları da gündeme getirecek.

Uluslararası danışmanlık şirketi Boston Consulting’in yaptığı bir hesaplamaya göre 2035 yılında otonom araç sektörünün büyüklüğünün 77 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Kendi teknolojisine sahip firmaların bu pazarda çok büyük kârlara ulaşacağı da belirtiliyor. Bu yüzden bu teknolojiye sahip olmanın en kolay ve hızlı yolu satın almaktan geçiyor.

Sürücüsüz otomobiller konusundaki anlaşmalar iki kategoriye ayrılıyor. Büyük teknoloji devleri kurulu tedarikçileri almak için milyar dolarlar harcarken, otomobil üreticileri ve tedarikçiler ise erken aşamadaki startup şirketlerini alma yolunu tercih ediyor. Yani büyük şirketler şu an için daha büyük oynuyor ve bu pazarı kimseye kaptırmamak için uğraşıyor gibi. Otomobil üreticileri ise Silikon Vadisi’ndeki küçük girişimleri bünyesine katarak ilerleme yolunu seçmiş durumda. Sonuç olarak şu çok net, gelecekte otomotiv sektörünü otonom araçlar ve bu konuda başarılı olan şirketler şekillendirecek. Halen ‘Milli otomobil’in tartışıldığı Türkiye’de de bence bu konuda çalışmalar yapılıp, devlet tarafından desteklenmeli. Çünkü yeni başlayan bir yarışta başarı şansımız daha yüksek olacaktır. O yüzden bırakalım vergi artışını, hurda teşvikini bir an önce sektör olarak bu konuda neler yapabileceğimize veya nasıl bir destek alabileceğimize kafa yoralım.

HOLLYWOOD’UN ENDİŞESİ DE AYNI

23 Ekim’de ‘Ya sürücüsüz otoları korsanlar kaçırırsa!’ başlığıyla bir yazı yazmıştım. Hatırlamayanlar için o günlerde bilgisayar korsanları evimizde internete bağlı ne cihaz varsa ona ulaşmayı başarmış, bu durum dünya çapında büyük ses getirmişti. Ben de buzdolabına bile sızan siber korsanların otomobile saldırmamasını beklemenin gülünç olacağını belirterek şunları dile getirmiştim; “Benim asıl merak ettiğim otonom yani sürücüsüz araçların hayatımıza tam anlamıyla girdikten sonra ne olacağı? Çünkü internet ve teknoloji kullanımı bu araçlarda en üst seviyeye çıkacak. Hatta önümüzdeki dönemde sürücüsüz otomobillerde kullanılacak 5G gibi bağlantılar siber korsanlar için bulunmaz fırsat yaratacak. Düşünün araç kendi kendine giderken siz arkada uyuyorsunuz, korsanlar araca sızıp sizi istediği yere istediği şekilde götürebilir.”

İşte benzer endişeleri duymuş olmalılar ki şu an gösterimdeki ‘Hızlı ve Öfkeli’ filminde bu konuya geniş bir şekilde yer vermişler. Filmde bir siber korsanı canlandıran Charlize Theron, New York’ta internete bağlı araçları ele geçirerek, kendi kendine giden araçlardan bir ordu yaratıyor. Bu araçlar sürü halinde uzaktan kumandayla ilerlerken, binaların tepelerinden caddelere filan uçuyorlar. Yani aslında Hollywood’un ve dolayısıyla ABD’nin de benzer endişeleri taşıdığı, bu sebeple bunu uyarı olarak algılamak gerektiğini düşünüyorum.

Yazının devamı...

AutoShow oldu YERLİ ŞOV

24 Nisan 2017

Sonuçta 2016 yılını 1 milyon adetlik satışla tamamlasalar da herkesin kafasında 2017 yılının kötü geçeceğine dair endişeler oluşmaya başladı. Bazı markalar pazarın en az yüzde 10 daralacağını belirtirken bazıları bu daralmanın özellikle lüks otomobillerde yüzde 30’u aşacağını ortaya koyuyordu. Vergi artışına ellerinde stok baskısıyla yakalanan ve kâr marjları hızla düşen otomotiv markaları 2017 yılına ciddi tasarruf önlemleriyle girdi.

İşte böyle bir ortamda Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) yönetim kurulu toplantısının ana gündemini ise 2 yılda bir düzenlenen ve geçtiğimiz hafta kapılarını açan ‘İstanbul Autoshow Fuarı’ oluşturuyordu. 2017’de pazarda daralma öngörülüğünden bazı markalar fuarın iptal edilmesi gerektiğini söylerken bazıları ise artık bu karar için geç kalındığını, 2019 yılında ki fuarının iptal edilebileceğini beyan ettiler. Sonuçta ortak bir karara varılmadı ve fuarın düzenleneceği açıklandı. Ama gelin görün ki 2017 yılının başında basına yavaş yavaş fuara katılmayan markalar sızmaya başladı. Sayı her geçen gün artıyor ancak buna rağmen ODD’den ‘fuar yapılacak’ açıklaması geliyordu.

Kısa sürede fuara katılmayan marka sayısının 20’ye yükseldiği ortaya çıktı. Bu markaların bazıları artık inanmadığı bazıları ise tasarruf yapmak için çok kısa zaman kala fuarın düzenlendiği TÜYAP’a cezalarını ödemeyi göze alıp katılmamayı tercih ettiler.

Katılmayan markalar arasında fuarı düzenleyen ODD’nin Başkan ve Başkanvekili’nin temsil ettiği markalar da olunca durum iyice karıştı. Bugün ODD Başkanı Mustafa Bayraktar, Citroen, DS, Subaru ve Infiniti markalarının Türkiye temsilciliğini yaparken Başkanvekili Ali Bilaloğlu ise Volkswagen, Audi, Skoda, Lamborghini, Bentley, Seat, Porsche ve Bugatti markalarının Türkiye Distribütörü olan Doğuş Otomotiv’in CEO’su pozisyonunda. Ayrıca Kia markasını temsil eden yönetim kurulu üyelerinden Bora Koçak da fuara katılmayacağını açıkladı. Yani 7 kişiden oluşan yönetim kurulundan 3’ü katılmayacağını açıklamıştı. Derneğin denetim kurulunda yer alan 3 üyeden 2’si de fuara katılmama kararı aldı. Bu üyelerden en önemlisi BMW, MINI, Land Rover ve Jaguar’ın Türkiye temsilcisi olan Borusan Otomotiv’in CEO’su Eşref Biryıldız’dı. Fuara katılmayan diğer denetim kurulu üyesi ise Mazda’nın Genel Müdürü Nurkan Yurdakul’du. Sonuçta yönetimden 4 üye katılma kararı alınca fuar gerçekleşti. Ama kuşkusuz başkan ve vekilinin olmaması, katılmayan firma sayısının yükselmesinde etkili oldu.

Son tahlilde fuara ağırlıkta olarak Türkiye’de yatırımı olan yani üretim yapan markalar katıldı. Türkiye’de fabrikası olan Renault, Ford, Fiat, Toyota, Hyundai, Honda ve Mercedes fuardaki yerlerini aldı. Yani aslında üretim ve ihracatın verdiği güçle Autoshow tam bir ‘yerli otomobil şovu’ rengine büründü. Üretimi olmayan ama fuara katılan markalar ise bir elin 5 parmağını geçmiyordu.

ÜZÜLDÜĞÜM İKİ KESİM

Kuşkusuz katılımın düşüklüğü fuarın açılışına da yansıdı. Türkiye’nin en büyük sektörünün en önemli etkinliğine bırakın Cumhurbaşkanı veya Başbakanı, bakan düzeyinde bile katılım olmadı. İhracatta, üretimde, istihdamda ekonomiyi sırtlayan böylesine önemli bir sektörün 2 yılda bir gerçekleştirdiği önemli bir etkinliğinin açılışında sadece hükümet düzeyinde Bakan ve Müsteşar yardımcılarının olması da düşünülmesi gereken başka bir durum.

Bu noktada üzüldüğüm iki kesim var; biri fuara inanıp, büyük yatırımlar yaparak katılan markalar, diğeri ise hayallerindeki otomobilleri görmek için Beylikdüzü’ne gidip umduğunu pek bulamayan otomobilseverler. Benim ve bir kaç meslektaşımın yazdığının dışında resmi olarak fuara katılmayan markalar açıklanmadığı için otomobilseverler fuara gidince Lamborghini, Ferrari, Maserati, Bentley, Bugatti, Porsche, BMW ve Land Rover gibi rüya otomobillerin olmadığı gerçeği ile karşılaştı. Yani yorumlarda tüketiciye karşı ayıp edildiği üzerinde de duruluyor.

Yazının devamı...

Emeklilik başka bahara kaldı!

17 Nisan 2017

Mayıs ayında yeni 5 Serisi ile jübile yapmayı planladığını açıklayan Biryıldız’la geçtiğimiz hafta bu lansman için Bodrum’da birlikteydik. Biryıldız, öncelikli olarak henüz kendisinin yerine birinin bulunamadığını belirtse de müjdeyi sona bıraktı; “Borusan Otomotiv’de kalıyorum.” Bilmeyenler için bugün BMW, Land Rover, Jaguar ve MINI gibi markaların Türkiye temsilcisi olan Borusan Otomotiv iki ortaklı bir şirket. Yüzde 50’sı Borusan Holding’e yani Kocabıyık Ailesi’ne yüzde 50’si ise İran kökenli Vahabzadeh Ailesi’ne ait olan şirketin yönetim kurulunda her iki aileden 4’er üye bulunuyor. Geçtiğimiz hafta yapılan yönetim kurulu toplantısında şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olan Hossein Vahabzadeh görevini Ali Vahabzadeh’e bırakarak emekli oldu.

Böylece yönetim kurulunda Vahabzadeh Ailesi’nden 3 üye kaldı. Uzun süredir yeni CEO (İcra Kurulu Başkanı) arayışındaki Ali Vahabzadeh de şirketin başına geçince ilk icraatı Eşref Biryıldız’a yönetim kurulu üyeliği teklif etmek oldu. Böylece hem yönetimdeki Vahabzadeh sayısı 4’e tamamlanacak hem de sektördeki önemli bir profesyoneli ellerinde tutmaya devam edeceklerdi.

Biryıldız, “Bu üyelik başka yere transfer olmamanız için kısa süreli bir teklif miydi?” soruma ise, “Hayır, Ali Vahabzadeh birlikte uzun yıllar çalışmak ve deneyimlerimden yararlanmak istediğini söyledi” cevabını verdi.  Ali Vahabzadeh’i de uzun yıllardır tanırım, hem vizyoner hem de başarılı bir iş adamıdır. Biryıldız’ı tutarak tecrübesinden yararlanmak istemesi bence doğru bir karar. Kuşkusuz bu kararla Biryıldız Borusan Otomotiv’de bir üst lige çıkarak görevine devam ediyor olacak.  Biryıldız şirkette kalsa da yine de asıl soru , ‘Yeni icracı CEO kim olacak?”

Bu aşamada, “Gerek var mı” veya “İçeriden biri niye yapılmıyor?” diye de düşünülebilir. Mesela BMW ve MINI’nin Genel Müdürü Ayhan Ölçer bu konuda öne çıkıyor. Ama onun tecrübesinden markaların satış ve pazarlaması konusunda yararlanmaya devam etmek istiyorlar.  Haklı da olabilirler çünkü başarılı olmak için önce satmak lazım.

KOÇ’A YENİ BİR ‘ESCORT’ LAZIM

GEÇTİĞİMİZ hafta yazdım, bugün Türkiye ekonomisinin dinamosu olan otomotiv sektöründe Koç Holding’in ağırlığı büyük. Ford Otosan ve Tofaş ile her geçen gün hem üretimde, hem ihracatta hem iç pazarda büyürken, yeni projeleri hızla devreye sokuyorlar. Bu noktada Koç Holding Otomotiv Grubu Başkanı Cenk Çimen yeni sürprizlerinin olacağını açıklamış ama hiç bir ipucu vermemişti. Bende son dönemde Fiat Egea Ailesi ile altın günlerini yaşaşan Tofaş’tan yeni bir model daha çıkabileceğini düşünmüştüm. Bu düşüncem devam ediyor ama internette dolaşırken aklıma bu sürprizin Ford Otosan’dan da çıkma olasılığı geldi.

Yine bilmeyenler için hatırlatmam lazım Tofaş ve Ford Otosan Türkiye’de otomotiv sektörüne otomobil üretimiyle adım attılar. 2000’li yıllarında başında yaşanan krizler sonrası hafif ticari araç sınıfını (Doblo, Transit Conncet) yaratarak hem Türkiye’de hem dünyada önemli başarı sağladılar. Bu iki şirket halen hafif ticari araç sınıfında Avrupa’nın üretimini yaparken, Tofaş 2 yıl önce ‘Egea’ (Tipo)  ile yeniden otomobil üretimindeki ağırlığını artırarak ön plana çıktı. Bursa’da halen Doblo ve Minicargo üretimi devam etse de Fiat Egea Ailesi ile Tofaş hızlı bir büyümenin içine girdi. Ford Otosan ise 2000 yılından bu yana Gölcük, Eskişehir ve Yeniköy fabrikalarında hafif ticari araç ve kamyon üretimi yapıyor.  Ford’un Türkiye’deki otomobil üretimi ise 1999 yılında noktalanmıştı. Türkiye’de son olarak 1994-1999 yılları arasında 5 yıl ‘Escort’ modelini üreten Ford Otosan, o dönem ‘ekonomik gerekçeler’ nedeniyle bu projeyi iptal etmiş ama yeniden üretebileceğinin sinyalini vermişti. Ancak şartlar Ford Otosan’ı Türkiye’de üretimde tamamen ticari araça yönlendirdi.

İşte bu noktada internette haberlere bakarken geçtiğimiz yıllarda Çin’de üretilen yeni nesil

Yazının devamı...

SEKTÖRDEKİ ÇAKALLAR

10 Nisan 2017

Konuklarım Toyota CEO’su Ali Haydar Bozkurt, Renault Mais CEO’su Berk Çağdaş ve Anadolu Grubu Otomotiv Grup Başkanı Bora Koçak’tı. Panelde, vergi artışlarından, müşteri memnuniyetine, filo satışlarından dünyada otomotiv sektörünün gittiği yere kadar birçok konuda 2 saate yakın konuştuk. Yetkili satıcıların büyük ilgi gösterdiği panelde bana göre en önemli özeleştiri filo satışlarına yönelik oldu.

Daha önce defalarca yazdım, anlattım. Türkiye’de otomobil satışlarının performansı aslında filo satışı çıkarıldığında oldukça kötü. Son olarak mart ayı örneğini vereyim. ÖTV ve kur artışları sonrası toplam otomobil satışlarının yüzde 13 daraldığı açıklandı. İnanın filonun payını çıkardığınızda perakende satışlardaki daralma bunun neredeyse 2 katı. Yani ortada ciddi bir sorun olmasına rağmen, kimse bunu anlatamıyor.

Filo satışları kuşkusuz önemli ve oranları tüm Avrupa’da da yüksek. Ama buna ilişkin regülasyonlar ve sıkı kurallar var. Yani sizin filoya sattığınız aracı, kiralama şirketi veya büyük şirketler 12 ay satamıyor. Bizde ise bazı markalar pazar payını artırmak, hedeflerini tutturmak için bunu görmezden geliyor. Böyle olunca yüzde 15-20 iskontoyla filoya satılan bir aracı ertesi ay bir galerinin vitrininde görebiliyorsunuz. Yani hem haksız rekabet yaratıyor hem de pazar rakamlarını şişirip hem hükümet hem toplum nezdinde, “Ya bu sektöre ne kadar zam yapılırsa yapılsın, satışlar düşmüyor” algısı yaratılıyor. Sektör aslında kendi bacağına sıkıyor. Böyle olunca da ÖTV artışların sonu gelmiyor.

Bu konuda geçmişe dönük özeleştiri yapan Renault Mais CEO’su Berk Çağdaş, yüzde 70’i aşan filo oranlarını aşağıya çekip marka imajını yükseltmek istediklerini açıkça ortaya koydu. Çağdaş, konuşmasına şöyle devam etti: “Filo çok önemli bir mecra ama müşteri memnuniyetini ve pazardaki imajınızı da dikkate almanız gerekiyor. Filo satabilirsiniz ama satılan filoyu takip etmeniz lazım. Sizin dışınızda bazı çakalların gelip aracın fiyatıyla ilgili farklı değerler çıkarmasını önlemeniz gerek. Alan kitle onu gerçekten filo olarak satıyor mu bakmanız şart. Bu konuda çok ciddi analizler yaptırdık. Galeride normalden çok ucuz fiyata satılan bir araç tespit ediyorsunuz. Bu araç gökten zembille inmedi. Sizin filo olarak sattığınız bu araç oraya nasıl geldi. Benim Anadolu’daki bayim 100 liraya satmaya çalırken bu araç 85 TL fiyatla nasıl satılıyor. Olacak şey mi!  Bu bizden yani markaların yöneticilerinden kanyaklanıyor. Biz doğru yönetmediğimiz için bu mantarlar büyüyerek artıyor.”

 Ali Haydar Bozkurt ise markaların verdiği filo rakamlarının beyan usülü olduğunu belirterek, “Bunun artık resmi olarak verilmesi gündemde. Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) ASBİS’i kullanmak için çalışmalar yapıyor. Çünkü pazardaki zorlukları anlatmak için gittiğinizde sözde filo ile şişen rakamlarla durumu izah edemiyorsunuz. Hedefleri tutturmak için açıkçası kendimizi avutuyoruz. Bu durum bizi felakete götürecek. Filo oranın çok olması değil, perakende de ne yaptığınız çok önemli. Kendimizi kandırmayalım. “Bu ay birinci bitirdik” durumu bana göre hikayedir. Gerçek rakamları konuşmalıyız” yorumunu yaptı.

Bora Koçak ise bu gün Türkiye’de filo kiralama pazarının toplam pazardan aldığı payın yüzde 27 civarında olduğunu belirterek, “Geriye kalan yüzde 20’lik filo satışı nereye gidiyor ona bakmak lazım. Burada kanun koyucunun yeni kurallar belirlemesi gerekiyor. “12 ay veya 30 bin kilometreden önce satamazsın” demesi lazım. İşte o zaman filo dışında alanlar bundan negatif etkilenir, gerçek perakende satışa odaklanılır” diye konuştu.

Ben de panelistlere,

Yazının devamı...

 Yeni sürprizlere hazırlıklı olun!

3 Nisan 2017

Yani başka bir deyişle sektörün kalbini teşkil ediyor. Toplam otomotiv üretiminin yüzde 48’ini, ihracatının yüzde 47’sini satışların ise yüzde 22’sini gerçekleştiriyorlar. 2016 yılında Ford yüzde 11.4 pay ile toplam otomotiv pazarında 3’üncü olurken, Fiat ise yüzde 10.8 ile 4’üncü sırada yer aldı. Ticari araç satışlarına gelindiğinde ise Ford yüzde 29.3 payla Türkiye’de liderliğini yıllardır sürdürürken Tofaş yüzde 23.7 pazar pay ile hemen arkasında yer alıyor. Ford Otosan tarafından Gölcük’te üretilen ticari araçlar sayesinde Ford, bugün Avrupa’da liderliği yakalarken, Bursa’da üretilen Egea ile ise Fiat, Avrupa’da hızla büyüyor. Bunları niye mi anlatıyorum. Sebebi otomotiv sektörünün yarısını üretip satmasına rağmen, Koç Holding’in yeni yatırım ve proje peşinde koşmaktan vazgeçmemesi. Bugün Bursa’da üretilen ve 3 modelden oluşan Fiat Egea Ailesi açıkçası Koç ve Tofaş üst yönetiminin oynadığı bir kumarın sonucu doğmadı mı?

Bilmeyenler için Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu Egea projesiyle ilgili daha önce yaptığı açıklamada bu kumarı net olarak şöyle anlatmıştı:

 “1 milyar dolarlık yatırım ve 1 milyonun üzerinde otomobil üretimiyle elimizi taşın altına soktuk. Egea aslında sadece bir sedan araç yapma projesi olarak 2009 yılında Fiat Chrysler CEO’su Sergio Marchionne ve Mustafa Koç’un yer aldığı bir Tofaş Yönetim Kurulu toplantısında konuşulup kararlaştırıldı. Eğer bu proje sadece ağırlıklı olarak Türkiye pazarına yönelik sedan üretimiyle sınırlı kalsaydı, yaptığımız yatırım kârlı olmayabilirdi. Buna rağmen biz bir model ailesi üretecekmiş gibi yatırım yaptık. Diğer iki modelin üretim kararı bu yatırım başladıktan sonra alındı. Riske girdik, kumar oynadık ama kazandık.”

Buradan şuna geleceğim...

Koç’un oynadığı bu kumarın getirilerini bugün Türkiye ekonomisi fazlasıyla alıyor.

Düşünün bu başarıyı bizden yönetici ithal ederek Amerika bile kullanmaya başladı.

İşte bu gelişmeler ışığında geçtiğimiz günlerde Koç Otomotiv Grubu Başkanı Cenk Çimen’le karşılaştık.

Sportif ve karizmatik duruşuyla sektörün dikkat çeken yöneticilerinden biri olan

Yazının devamı...

Tuncay Bey’e Honda’yı unutturacak mı?

27 Mart 2017

Bünyesinde Anadolu Isuzu, Çelik Motor ve Anadolu Motor gibi şirketler ile Kia, Isuzu, Garenta, ikinciyeni.com ve Lombardini gibi markaları bulunduran Anadolu Otomotiv Grubu’nun başına geçen Koçak ile geçtiğimiz hafta Frankfurt’a kısa bir seyahat yaptık. 20 yılı aşan otomotiv sektörü kariyerinin 17-18 yılına şahitlik etmiş biri olarak bu zamanda Koçak’ın yeni görevinde boş durmayacağını, her an ses getirecek sürprizlere hazırlıklı olmayı öğrendim.

Niye mi? Çünkü 1996-2005 yıllarında Çelik Motor’da sırasıyla önce eğitim sorumlusu ardından satış sonrası hizmetler sorumlusu, satış sonrası hizmetler müdürü ve marka müdürü olarak görev yaptıktan sonra 2005 yılında önce Citroen’e 2008 yılında ise Mazda’ya Genel Müdür olarak transfer oldu. Buradaki başarılı performansları sonrası ise 2010 yılında özel sektöre adım attığı Çelik Motor’a Genel Müdür olarak geri döndü. Bu sürede Kia’nın satışlarını ciddi şekilde arttırıp imajını yükseltirken, bugün Türkiye’nin en büyük kiralama şirketlerinden biri olan Garenta markasını yarattı. Bugün Garenta’nın Türkiye’nin en büyük ve en bilinir kiralama şirketlerinden biri olduğunun altını çizen Koçak, geçtiğimiz yıl Kia’yı Ayşe Tuncel’e, Çelik Motor’u ise Yapı Kredi Leasing’ten transfer ettiği Özgür Maraş’a emanet edip yeni görevine başladı.

Peki son 8 aydır neler planlıyor, hangi projeler üzerinde çalışıyor? Tam anlamıyla sonuçlanmadan pek bir ipucu vermese de Türkiye’de Anadolu Grubu ile ortak üretim yapan olan Japon Isuzu’yla yeni projeleri devreye almak için görüştüğünü biliyorum. Koçak, bu yeni göreviyle kariyerinde ilk kez üretici kimliğine bürünürken elbette bunun hakkını vermek istiyor. Şu anda Anadolu Isuzu Türkiye’nin ilk pick-up (D-Max) üretimini yapan şirket. Ayrıca kamyonet, otobüs ve midibüs de üretiyor, ama tümü düşük ölçekte. Koçak, adetlerin ve ihracat pazarlarının artacağını belirtiyor ve savunma sanayi içinde bir takım projelerinin olduğunu söylüyor. Yani Anadolu Isuzu’dan ciddi yatırım ve üretim hamlesinin geleceğinin sinyalini veriyor. Ama asıl hamlenin Anadolu Motor’dan geleceğini de sözlerine ekliyor. Şu ana kadar Lombardini lisansıyla motor üreten bu şirketin yeni işbirliklerine ve yeni üretimlere imza atması an meselesiymiş. Çok zorlamama rağmen pek ipucu vermiyor ama şunu söylüyor; “Motor üretimini başka alanlara kaydırıp, önemli projeleri hayata geçirebiliriz. Kısa süre sonra açıklayacağız.”

Yani anlaşılan Koçak, 20 yıllık satış ve pazarlama tecrübesinden sonra sanayici ve üretici kimliğiyle atılım yapmak üzere. Hem Anadolu Isuzu hem de Anadolu Motor’un yeni projelerle üretiminin ve ihracatının artacağı ortada. Belki de bu sayede Anadolu Grubu’nun patronu Tuncay Özilhan, yıllar önce Japon Honda’yla yaşadığı hayal kırıklığını otomotivdeki bu yeni hamleyle unutabilir. Bekleyip göreceğiz.

ÇİN’İN HENRY FORD’UNA İNANMAMIŞTIM

BUNDAN yaklaşık 10 yıl önce otomotiv sektöründe ‘Çin’ dendiğinde akla ilk gelen taklitçilikti. Dünyaca ünlü markaların beğenilen modellerinin birebir kopyasını yaparak, Çin markasıyla satmaktan öteye gidemiyorlardı. Ancak son 10 yılda hem pazarları hem de stratejileri 180 derece değişti. Bugün hem dünyanın en büyük otomotiv pazarı durumundalar hem de son dönemde yaptıkları satın almalarla global otomotiv sektörüne yön veriyorlar. Düşünün iflasın eşiğindeki Volvo ve Peugeot bugün Çinlilerin yatırımları sonrasında hızla büyürken, büyümekle de kalmayıp başka dev markaları da bünyelerine katıyor.

2008 yılında Geely’nin ‘Çin’in Henry Ford’u’ olarak tanınan patronu Shufu Li, Çin’de bir kaç Türk gazetecisine iş hayatında örnek aldığı Toyota gibi global dev olma rüyasını anlatmıştı. Ama Geely’nin otomobil fabrikasını gezdiğimizde, sahip oldukları teknoloji ve kalitesiz üretimle bunun sadece rüya olarak kalabileceğini düşünmüştüm. Ama 2010 yılında iflasın eşiğindeki Volvo’yu alıp, son 6 yılda nasıl desteklediğini ve yararlandığını görünce yanıldığımı anladım. Geçen hafta Geely’nin 2016 yılı bilançosu açıklandı. Bırakın son 6 yılda Volvo’nun yaptığı atılımı, Geely’nin kârlılığı da rekor seviyeye çıkmış durumda. Sebebi de Geely’nin bir taraftan Volvo’yu finansal olarak desteklerken diğer taraftan sahip olduğu teknolojiden ve üretim gücünden sonuna kadar yararlanması. Geely, 2016 yılında Volvo teknolojisine sahip GC9 ve Boyue modelleriyle Çin’de satışlarını yüzde 50 arttırarak 766 bin adede çıkartırken, bu yıl için 1 milyon adetlik satış hedefi koymuş. Net kârı ise tam 741 milyon dolara yükselmiş. Çinliler global pazara yeni yeni ısınıyor, ileride tüm pazarı kontrol edebilirler, benden söylemesi. 

Yazının devamı...

Marchionne Mueller ile resmen dalga geçiyor

20 Mart 2017

Sonuçta Opelli PSA Grubu, Renault’yu geçerek lider Volkswagen’in ensesine yapıştı. Bu durum hem Volkswagen’in liderliğini tehdit ederken, hem de Fiat’ı Avrupa’da oldukça zorlayacak. Bu gelişme üzerine 2019’da emekli olacak Fiat Chrysler Grubu’nun (FCA) CEO’su Sergio Marchionne, Cenevre fuarında, “Volkswagen’in çok kısa bir süre sonra birleşme görüşmeleri yapmak için bize sohbete geleceğinden eminim” yorumunda bulundu. Marchionne’nin bu sözlerine VW CEO’su Matthias Mueller’den anında cevap geldi. Mueller, Fiat Chrysler ile birleşmeye ihtimal vermediğini, VW’nin yeterince sorunu olduğunu ve emisyon skandalının yanı sıra şirketin yeniden yapılanması gibi büyük kapsamlı sorunlarla uğraştıklarını belirterek, “Herhangi bir konu hakkında görüşmeye hazır değiliz. Ayrıca aylardır Marchionne’yi görmedim” açıklamasını yaptı. Ama aynı Mueller, bir hafta sonra birdenbire 360 derece dönerek Marchionne ile birleşme görüşmeleri yapabileceğini ihtimalini yok saymayacağını ifade ederek, “Konuşma olasılığını gözardı edemem” dedi. Herkes bunun üzerine, “Fiat ve VW evliliği yakın” yorumları yaparken Marchionne, geçen hafta Detroit’te ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin ardından, “VW ile evlenmek gibi bir düşüncem yok, ilgilenmiyorum. Ben sadece Volkswagen’in Avrupa’da 1 numara olduğunu ve PSA’nın Opel’i almasının liderliğini tehdit ettiğini söyledim. Yani biri size çok yaklaşıyorsa, sizin ilk tepkiniz ikinciyle arayı yeniden açmak için hamle yapmaktır. Eğer görüşmek isterse nerede yaşadığımı biliyor. Kimsenin peşinden koşmuyorum ve koşmaya da niyetim yok. Ama ölçeği geliştirmek için konsolidasyonun şart olduğu konusunda doğruysam VW’nin doğal olarak geleceği yer biziz. Ama ben Matthias’ı aramayacağım.”

VAR MI İTİRAZI OLAN?

GEÇTİĞİMİZ hafta şakayla karışık Peugeot Citroen Grubu (PSA) CEO’su Carlos Tavares’in Alman Opel’i bünyesine kattıktan sonra İzmir Torbalı’daki araziyi satıp satmayacağına ilişkin bir yazı yazdım. Yazımın en çok sonunda yer alan ‘Sinan Ulusoy’ bölümü ses getirdi. Okumayanlar için Opel Türkiye’nin merkezi İzmir’de olmasına rağmen Dış İlişkiler Direktörü Sinan Ulusoy’un markanın iletişim faaliyetlerini İstanbul’dan yürüttüğünü başında ‘espri’ ifadesini de kullanarak, “İmparatorluğu bitecek mi?” cümlesiyle dile getirdim. Sinan’ı yaklaşık 20 yıldır tanırım ve samimiyetine inanırım. Bu yazıya bozulmadığını da biliyorum. Sonuçta bugüne kadar Opel’in merkezi İzmir’de olmasına rağmen, iletişiminin İstanbul’dan yürütülmesinde hiç bir problem yaşanmadı. Zaten hem Torbalı hem İstanbul başarılı olmasa bugün 55 bin otomobil satabilirler miydi. Yani ben yönetim ve iletişim şeklinde sorun olduğunu hiç bir şekilde dile getirmedim. Sadece Fransızların bünyesinde bu yapının devam edip etmeyeceğini merak ettim. Bunu sadece benim değil Opel Türkiye yönetiminin de merak ettiğini düşünüyorum.

Sinan Ulusoy, yazımla ilgili farklı yorumlar almış. Bir çoğu olumlu olmasına rağmen bazı bayilerin, “Emre’yle bir sorunun mu var” demesine biraz üzülmüş. Arkadaşlar ne Sinan’ın benimle ne benim Sinan’la hiç bir sorunum yok. Bu yolda yıllardır birlikte yürüyoruz ve bu tip esprileri sürekli aramızda yaparız. Sonuçta benim için ‘İmparator’ olabilir, var mı itirazı olan? 

Yazının devamı...