"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

Rakamlar sizi yanıltmasın

11 Eylül 2017

Ocak-ağustos döneminde toplam satışlardaki kayıp geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 2’ye kadar gerilerken özellikle ağustos ayında otomobil satışlarındaki artış son 4 aya ilişkin büyüme sinyalini de vermiş oldu. Daha doğrusu 2017 yılına kur ve ÖTV artışlarıyla umutsuz giren ve yıl sonunda minimum yüzde 10-15 daralma bekleyen sektör şimdi 2016 ile aynı seviyeleri hatta üstünü konuşmaya başladı. Pazar böyle giderse 1 milyon adetlere yine ulaşır mı, kesinlikle ulaşılır. Ama bu kimseyi kandırmasın. Çünkü konuştuğum sektör yetkilileri pazarın şu anda geçtiğimiz yıla paralel seyretse de perakende satışlarda 2016’ya göre ciddi düşüş olduğunu belirtiyor. Bu da aradaki farkın yüksek filo satışlarıyla kapanması anlamına geliyor. Yani her ne kadar adetsel olarak satışlar iyi gidiyorsa da sektörün yüksek kurlar ve filo satışları nedeniyle geçtiğimiz yıla göre daha kârsız olduğunu tahmin ediyorum.

İşte böyle bir ortamda ön plana daha çok Türkiye’de üretim yapan markalar çıkıyor. Fiat, Renault, Honda’nın Türkiye’de ürettikleri yeni otomobil modelleriyle satışları artarken, Hyundai aynı seviyesini koruyor gözüküyor. Zaten ithal oranlarının yüzde 69’lara kadar düşmesi de bunu gösteriyor. Yerli üreticilerden bir tek Toyota’nın iç pazarda satışları bir nebze düşmüş durumda. Bunun da sebebi geçtiğimiz yıl sonunda Sakarya’da üretimine başlanan kompakt SUV modelleri C-HR’ın Avrupa ve Amerika’dan çok talep görüyor olması. Özellikle hibrit modeli için Avrupa’da 6 aya yakın sıra olduğu söyleniyor. Tabi C-HR’ın bu kadar yoğun talep görmesi hem iç pazara istenilen sayıda aracın verilmemesini, hem de yine Sakarya’da üretilen Corolla üretiminin düşmesine neden oluyor. Sonuçta C-HR ve Corolla aynı fabrikada üretiliyor. C-HR’a talep yüksek olunca üretimde ayarlama yapılıp Corolla üretimi azaltılıyor diye tahmin ediyorum. Böyle olunca da  Toyota iç pazarda hem istediği sayıda Corolla’yı ki en çok sattığı model, hem de C-HR alamıyor.  Bu konuda Toyota Türkiye Pazarlama ve Satış CEO’su Ali Haydar Bozkurt’a yıl sonunda 1 adet de olsa 2016’dan daha fazla satacaklarını söylediğini hatırlattım. Bozkurt, “Yıl sonu hedefimiz son çeyrek açıkçası ne kadar araç alabileceğimize göre şekillenecek” dedi. Yani dünyada oluşan 6 aylık C-HR sırası, Ali Haydar Bozkurt’un hesaplarını biraz bozmuş gibi.

İÇİME BİR KURT DÜŞTÜ

ODD raporunu incelerken geçtiğimiz aylarda satılacağı iddia edilen ve halen de konuşulan Doğuş Otomotiv’in bünyesindeki markaların performansları dikkatimi çekti. Tümünün satışları geçtiğimiz yıla göre düşüş kaydetmiş. Volkswagen’in otomobil satışları yüzde 14.6 düşerken, ticari aracın satışları yüzde 16 azalmış. Seat’ın satışları yüzde 13 düşerken Skoda’da kayıp ise yüzde 22’yi bulmuş. Bu satışlarda en büyük etken kurlardaki artış gibi görünse de benim içime de bir kurt düşmedi değil. Çünkü geçtiğimiz aylarda yaşanan düşüşün sebebini sorduğum bir Doğuş Otomotiv yetkilisi bana bütçe dahilinde olduğunu söylemişti. Yani aklıma ‘Doğuş Otomotiv bu yıl pazar payı yerine olası bir satış için daha fazla kârlılığı mı dikkate alıyor?” sorusu gelmedi değil. Kurt işte ne yapayım...

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

 

Yazının devamı...

Game of Thrones otomobilleri

4 Eylül 2017

Şimdi 1 yıl 8’inci sezonu beklemek durumundayız ama ne yapalım gülü seven dikenine katlanır. Ben de bu dizinin ciddi bir fanatiği olduğum için geçtiğimiz hafta çok ilginç bir yazı ve bu yazıya bağlı illüstrasyonlar dikkatimi çekti. Bugün bayramın son günü ve tatilde sizi sıkıcı sektör haberleriyle sıkmak yerine tasarım sanatçısı Javier Oquend’in “Game of Thrones karakterlerinin araçları olsaydı, bunlar nasıl görünürdü?” sorusunun cevaplarını paylaşmak istedim. Oquend ayrıca her bir çizimin altına neden bu araçları seçtiğini de esprili bir dille anlatmış. İşte o çizimler ve nedenleri;

Çok yüzlü tanrının metotlarını öğrenen Arya Stark, yüzü olmayan bir suikastçi olma konusunda yeteneklerini geliştirdi ve listesinde yer alanları öldürmek için Westeros’a geri döndü. Uzun süredir hasret kaldığı kardeşleriyle bir araya gelmek için kuzeye giden Arya’nın Winterfell’e kışın en kötü zamanı gelmeden ulaşması için hızlı ancak koşullara uyum sağlayan, yani dikkat çekmeyen bir araca ihtiyacı var. İşte o araç Jaguar F-Type Winter versiyonu. Kışa meydan okuyan kar lastikleri ve ışık barları ile 575 beygir güç üretebilen ve 3.5 saniyede 100 km/s hıza ulaşmaya imkân veren 5.0 litrelik süperşarjlı motoru, F-Type Winter’ı her türlü zorluktan kaçış için biçilmiş kaftan yapıyor.

Evi Dragonstone’u geri almak için Westeros kıyılarına nihayet ulaşan Daenerys Targaryen’in nihai hedefi tahtın sahibi olmak. Unsullied ve Dothraki kabilelerini nakletmek için gerekli filoyu satın alan Khaleesi, elinde kalan ekstra altın ile kendisini de ödüllendirmek istemiş - hem de bir McLaren P1 LM ile. Daenerys’in üç ejderhası kadar güzel ve korkutucu duran bu P1, kaputunun altında 4.0 litrelik, çift turbolu bir V8’e ev sahipliği yapıyor. Kanatlı hayvanlarını kullanmadığı zaman P1’iyle gezen Khaleesi’nin kontrolünde tam 1.000 beygir ve 2.5 saniyelik bir 0-100 km/s hızlanması var.

Yedi Kraliyet’in gayrimeşru kraliçesi olan Cersei Lannister çıkarcı, hesabı kitabı iyi ve acımasız birisi. Emri altında olan insanlar, King’s Landing’in Red Keep bölümünde yaşayan Cersei’yi sevmiyor ve ondan korkuyorlar ki haklı sebepleri var. Halk, Baelor’un Büyük Sept’ini yıkan ve haksız yere tahtta oturan kraliçelerinden hiç mi hiç haz etmiyor. Bu yüzden Cersei, sokaklarda gezmek için hem güvenli, hem de şık bir araç seçmiş. 6.75 litrelik motorundan 453 beygir üreten ve 6.0 saniyede 100 km/s hıza ulaşan Phantom, Lannister ailesinin renklerine uygun bir şekilde giydirildiğinde Cersei ve kardeşi/sevgilisi için harika bir gezinti aracı hâline gelmiş. Cersei’nin aracını Braavos’taki Iron Bank’ten borç alarak satın almış ancak Highgarden’a yapılan baskın sonrasında borç kapatılmış. Sonuçta, bir Lannister borcunu her zaman öder.

Yazının devamı...

Bırak fabrikayı markalar gidiyor

28 Ağustos 2017

Önce Meksika’daki üretime kafayı takan Trump, o ülkedeki Amerikan otomotiv devlerine, ‘ABD’ye dönün yoksa ek vergi koyarım’ diyerek tepki gösterdi. Daha sonra Kanada ve Avrupa’yı da kapsamına aldı. Hatta tehditlerini öyle artırdı ki bundan Alman otomotiv devleri bile nasiplendi. Trump bu yolla yatırımı ve istihdamı ülke içinde tutmayı amaçlıyordu ama atladığı nokta hızla globalleşen dünyaydı. Yani Trump fabrikaları Amerika’ya çekeceğim derken aslında yoğun rekabette yaşanan en büyük problemi atlıyordu. O da Amerikan markalarının sahipliğini hızla başka ülkelere kaptırmasıydı.  Bugün İtalyan Fiat, Amerikan Chrysler’in tek sahibi. Yani artık Chrysler’in yüzde 100 Amerikan markası olduğunu söyleyemeyiz. Evet halen büyük bir kısmı Amerika’da üretiliyor ama buna karar veren İtalyanlar. Geçen hafta başka önemli gelişme ise Chrysler’in daha doğrusu Fiat Chrsyler Grubu’nun (FCA) en büyük gücü ve kozu olan ‘Jeep’in Çinliler tarafından istenmesiydi.  Zaten FCA CEO’su Sergio Marchionne her konuşması sonrası görevi bırakacağı 2019 yılına kadar yeni işbirliklerine ilişkin müjde vereceğini belirterek bu kapıyı açmıştı. Bu doğrultuda General Motors’a (GM) bile 2-3 kez ‘Bize ortak olun’ teklifinde bulunmuştu. Şimdi Jeep’i SUV sınıfında dünya lideri olabilmek için Çinliler istiyor. Yani Trump bence bıraksın ülkede üretimi filan, Chrysler sonrasında elinde kalan diğer 2 markayı (GM ve Ford) kaptırmamanın yollarını arasın. GM’in durumu ortada. Avrupa’daki en büyük kozu Opel’i satarak biraz nefes aldı. Ama yoğun rekabette Avrupalı ve Asyalı markalarla nasıl mücadele edecek? Aynı şekilde Ford, ortaklık ve işbirliği olmadan ayakta kalabilecek mi? İşte Trump danışmanlarına bu konuda çalışmalarını ve çözüm yolları bulmalarını söylemeli. Yoksa tehdit edeceği marka kalmayacak.

‘COBO’ İSMİ DEĞİŞİYOR

AMERİKA’da son dönemde alevlenen ırkçı eylemlerle ilgili tartışmalar sürerken, Detroit Belediye Başkanı Mike Duggan, ismini ırkçı eski belediye başkanı Albert Cobo’dan alan ünlü kongre ve spor merkezi ‘Cobo Center’la ilgili çarpıcı bir açıklama yaptı. Duggan, Amerikanın en büyük otomobil fuarı olan Detroit Motor Show’un da düzenlendiği ‘Cobo Center’ın isminin çok kısa süre içinde değiştirilebileceğini belirtti. Uzmanlar bunun 1960 yılından bu yana eski belediye başkanı Albert Cobo’yla olan bağlantısını kesecek doğru bir hareket olacağını belirtiyor. Detroit tarihçisi ve yazar Ken Coleman, Albert Cobo’nun 1949 yılında beyaz mahallelerin ‘zenci istilası’ ile mücadele kampanyasıyla belediye başkanlığını kazandığını belirterek, Afrikalı Amerikalıların mahallelerini kentsel yenileme çağrısı ile yıktığını hatırlattı.  Coleman, “Cobo’nun Afrika kökenli Amerikalılara karşı düşmanlığı tarihte çok net bilinen bir gerçek. Bu nedenle Kongre merkezinin isminin değişmesi gereken bir şey” dedi. 1960 yılında açılmasından bu yana ‘Cobo’ ismini alan kongre merkezinin yeni isim için teklifler alacağı ve bunun da sponsorluk yoluyla ek gelir getireceği söyleniyor.

 

<div class="hr-video-seperator-line" style="height:10px; background: #e20905;"></div>

 

 

Yazının devamı...

Ebeveynlere otoda ‘ergen’ uygulaması

21 Ağustos 2017

İşte stres bundan sonra başlıyor. Ya çocuğunuz kız veya erkek arkadaşıyla buluşmak için sizden otomobilinizi ödünç isterse... ’Hayır mı’ diyeceksiniz. Büyük stres içinde anahtarı vermek, ona güvenmek zorundasınız. Ama ya arkadaşına gösteriş yapmak için gaza biraz fazla dokunur veya otomobil kullanırken o vazgeçemediği cep telefonunla ilgilenmeye devam ederse... Otomobil ondayken bunları düşünmekten ömrünüzden ömür gider. İşte bunu öngören İngiliz Saatchi&Saatchi firması da Toyota için Avrupa’da bir uygulama geliştirmiş. Şu an için sadece Android cihazlarda kullanılan ‘The Safe and Sound’ isimli uygulamayı hem ebeveynler hem ehliyet çağına gelmiş çocukları telefonlarına indiriyor. Bir genç otomobili ödünç almak isterse, ebeveynler telefonlarında bir düğmeye basıyor ve uygulama Google Maps üzerinden sürücünün ne kadar hızlı gittiğini izlemeye başlıyor. Aracın normalin üzerinde hızlandığını algılayan uygulama önce gelen aramaları ve sosyal medya bildirimlerini bloke ederek otomatik olarak telefonda ‘rahatsız etmeyin’ moduna geçiyor. Uygulama bununla da kalmıyor, ebeveynin ve çocuğun müzik listelerini de birbirine bağlamak için Spotify’a bağlanıyor. Sürücü, Spotify dinlerken telefona dokunur veya gaza basarsa uygulama, ebeveynin Spotify’deki çalma listesini çalmaya başlıyor. Düşünsenize kız arkadaşıyla giden genç eğer ayağını gazdan çekmezse, yüksek sesli bir klasik müzik veya gençlerin gerçekten hoşlanmayacağı eski parçaları dinlemeye mecbur kalacak. Bizde olsa ben bol arabesk yüklerdim. Bu durumda arkadaşlarına rezil olmaktansa ayaklarını gazdan çekmekten başka şansları var mı...

İNANIN HABER DEĞERİ YOK

SON  dönemde Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, nerede bir açıklama yapsa konu dönüp dolaşıp, Türkiye’de üretilecek iki yeni modele geliyor. Türkiye’de mevcut üretimi olan 2 markanın 2 yeni model üreteceği müjdesini veren Zeybekci, “Bu konuda sonbaharda güzel haberler olacaktır. Biri geniş bir ticari modelini burada yapacak, dünyada merkezi haline getirecek; bir tanesi de binek araçlarda...” açıklamasını yapıyor. Son bir ayda baktım aynı müjde 4 kez verilmiş. Ama inanın bakanın bu konuda söylediklerinin pek bir haber değeri yok. Zaten Zeybekci’den önce yeni otomobili Hyundai’nin üreteceğini yazmış, tüm ayrıntılarını vermiştik. Ticari aracı da Türkiye’de fabrikası olan mevcut markalardan biri üretecektir. Ford Otosan olur, Mercedes olur. Ticari araç üreten marka sayısı, yenilenecek modeller zaten belli.

Zeybekci’yi anlıyorum, Türkiye’de işlerin iyi gittiğini daha iyi anlatmak için bunu sık sık tekrarlıyor ama atladığı bir nokta var. Otomotivin zaten üretim ve ihracatta rekorlar kırdığı ortada. Yani mevcut markaların yeni model üretmesinden çok olmayan markaların (Peugeot, Volkswagen, Nissan) Türkiye’de üretime gelmesi büyük müjde ve haberdir. Aksi takdirde biz yeni modelleri zaten siz açıklamadan önce paylaşıyoruz. 

EN ÇILGIN ÇİFT

GEÇTİĞİMİZ hafta iyi bir otomobil dergicisi ve yarış pilotu olan dostum Koray Muratoğlu aradı. Lastik şirketi Michelin’de çalışan eşi  Selen’le birlikte 19 Ağustos’ta başlayan ve Türkiye’deki ralli organizasyonlarının en iddialılarından ‘Transanatolia Rally Raid’e katılacaklarını söyledi. İzmir’den Samsun’a kadar sürecek macera dolu bu yarışta Koray-Selen çiftini bir çok marka desteklemiş. Ama bu işe kalkmalarının asıl sebebi Michelin BFGoodrich’in Avrupa çapında düzenlediği yarışmada çift olarak ralli fikrinin ilk 10 proje arasına girmesi olmuş. Çılgın çift bunun üzerine Toyota Türkiye’den de araç desteği alarak pick-up modeli Hilux ile birlikte 2 bin 850 kilometre dere tepe yol katedecekmiş. İnternetten de videolarını yayınlayacak bu çılgın dostlara başarılar diliyorum.

Yazının devamı...

Yollarda 400 bin zombi var

14 Ağustos 2017

TÜRKİYE İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre trafikteki araç sayısının yüzde 24’ü 20 yaş ve üstü araçlardan oluşuyor. Burada asıl dikkat çeken ise ‘hurda’ olarak tabir edilen bu araçların toplam otomobil parkı içinde ulaştığı yüzde 27’lik rekor seviye. Bugün yollarda seyir halindeki 11 milyon otomobilin tam 3 milyonu bu sınıfta. Sonuçları ise artan trafik kazalarına bağlı ölüm ve yaralanmalar, çevre kirliliği ve akaryakıt tüketimi olarak sıralanabilir.

Yollarda bu kadar yaşlı araç varken Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’nin (SBM) raporu durumun daha da feci olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre 2016 yılında Türkiye’de 798 bin maddi hasarlı kaza oluşurken, 43 bin 11 araç ağır hasar kaydı (pert) ile sigorta şirketleri tarafından Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne (SBM) bildirilerek trafikten çekilmiş. Ancak SBM’nin yayınladığı rapora göre yüzde 70’in üzerinde ağır hasara sahip bu araçların yüzde 96.4’ü yani 41 bin 470 adedi onarılarak tekrar trafiğe çıkmış, sadece 1541 adedi onarılamayacak kadar kötü olduğu için hurdaya ayrılmış.

NASIL VE KİM ONARIYOR?

Bu noktada asıl sorun ise tekrar trafiğe çıkan 41 bin aracın kimler tarafından, hangi bilgi, hangi ekipman, hangi yedek parça ve hangi teknisyen ile onarıldığının ne sigorta şirketi, ne eksper, ne de bir başka kurum tarafından bilinmemesi. Çünkü eskiden ‘pert’ denilen bu araçlar sigorta şirketinden satın alınıp, onarıma gönderiliyor. Alan tamircinin bu aracı nasıl onardığına dair hiç kimsenin bilgisi yok çünkü sigorta şirketi aracı satmış ve sorumluluğundan çıkmış. Aracı onaran tamirci onarımı bittikten sonra aracı muayeneye gönderiyor ve standart muayenesi yapılan araç (ki ağır hasar onarımı geçirmiştir!) tekrar trafiğe çıkma izni alabiliyor.

Yetkililer ve konunun uzmanları konuyu TÜVTÜRK’e taşımış ve ağır hasarlı araçların onarımları sonrası tekrar trafiğe çıkabilmeleri için yapılan muayenenin standartlarının ne olduğunu sormuş. Aldıkları cevap “Biz tek tip araç muayenesi yapıyoruz” olmuş. TÜVTÜRK

OKSİJEN KAYNAĞI VE ÇEKİÇLE MÜDAHALE

BAZEN sigorta şirketleri yetkili servislere çekici tarafından getirilmiş hasarlı araçları, ‘yarı fiyatına yaptırıyorum’ diyerek başka servislere çektiriyor. Burada da farklı olmayan bir senaryo işliyor aslında. Yetkili servisin 20 bin TL dediği bir hasar onarımı başka bir serviste 10 bin TL’ye yapıldığını söyleyen sigorta şirketleri ama o onarımı yapacak servisin ekipmanları, teknisyen kalitesi, eğitimleri, kullandığı yedek parçaları bilmiyorlar. Uzmanlar bun noktada şunları söylüyor: “Buralarda maliyetler nasıl düşürülebiliyor diye bakarsak; öncelikle eski teknolojili ve kalibrasyonu olmayan ekipmanlar hatanın başladığı yerlerdir. Çünkü eski teknoloji bir punto kaynak makinesinin sacları birleştirme kabiliyeti ile yeni teknoloji makine arasında çok önemli farklar mevcuttur. Eğer sacları yeterli akım ile birleştiremezse hasar anında bu noktalardan sacla atma yapacak ve hiçbir direnç göstermeden deforme olacaklardır. Her bir aracın onarım şekilleri ayrıdır ve üretici kendi standartlarına göre onarım önermektedir. Kimse 100–200 bin TL verdiği otomobiline oksijen kaynağıyla, çekiçle müdahale edildiğini görmek ve binmek istemez.”

Yazının devamı...

Avrupa, kendi otomobil markalarını korur mu?

7 Ağustos 2017

Bu yatırımlar ağırlıkta olarak Avrupa Birliği’nin (AB) yeni otomobiller için zorunlu emisyon azaltma hedeflerini karşılama ihtiyacını yansıtıyor. Bilmeyenler için AB,  2021 yılına kadar yeni araçların emisyon oranlarının kilometre başına 95 gramın altında olması zorunluluğunu getiriyor. Yaşanan dizel skandalı sonrası sadece araçlardaki karbondioksiti (CO2) değil, dizel otomobiller tarafından yayılan zehirli nitrojen oksidi (NOx) de azaltmak için de kurallar gündemde. Ancak bugün Avrupa’da 12 büyük otomotiv grubundan 8’inin 2021 yılında yürürlüğe girecek hedefleri yakalayamayacağı ve bu yüzden milyarlarca Euro’luk para cezasıyla karşı karşıya kalacağı söyleniyor. İşte bu noktada herkes 2021 yılında devreye girecek yeni emisyon kanunlarını bekleyip buna göre hazırlıklarını yaparken, Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt ise bu sürenin esnetilebileceğini şöyle anlatıyor: “Avrupa’da aslında tüm bu regülasyonlar sadece çevre amaçlı değil. Avrupa kendi sanayisini korumak istiyor. Bu Euro normlarını niye koydu?  Hintliler, Çinliler, Koreliler kolayca gelip kendi pazarlarında cirit atmasınlar diye.  Ama şimdi kendini korumak için bu kuralları koyarken, birden ‘ya bizim çocuklar yetişemediler’ deyip birkaç sene esnetirse bu kuralları, o zaman senaryo daha başka olur. Ama esnetmezse 10 yıl sonra dünya trendlerinde dizelin yüzde 20’nin de altına düşeceğine inanıyorum.” Yani AB, kendi markalarını korumak adına 2021 hedeflerini esnetirse, işte o zaman rekabet çok farklı bir hal alır. Çünkü konvansiyonel motorlar yerine düşük emisyonlu alternatif teknolojilere yatırım yapanlar önemli bir gol yemiş olacaktır.

FRANKFURT’U PAS GEÇTİLER

SON dönemde özellikle kendine ait otomotiv markalarına sahip ülkelerde düzenlenen uluslararası fuarlara katılım konusunda ciddi sıkıntı var. Bazı markalar ev sahibi yani o ülkenin milli markalarının gölgesinde kalmak istemediğinden bazıları ise artık fuarlara yapılan yatırıma inanmadığı için bu vitrinde yer almak istemiyor. Geçtiğimiz yıl Fransız markaların gövde gösterisi yaptığı Paris fuarına Ford, Mazda, Aston Martin, Bentley, Rolls-Royce, Lamborghini ve Volvo katılmadı. Bu markaların bazıları fuara katılmama nedeni olarak ‘yeni modellerin piyasaya çıkış tarihlerinin fuar tarihiyle uyuşmaması’ olarak açıklasa da kulislerde yüksek maliyetler nedeniyle katılım olmadığı da konuşuldu.

Paris fuarıyla birlikte 2 yılda bir dönüşümlü olarak düzenlenen Frankfurt otomobil fuarına katılımda da bu yıl benzer sıkıntı yaşanıyor. Eylül ayında Alman markaların gövde gösterisi yapacağı fuara, Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Peugeot, Citroen, DS, Infiniti, Mitsubishi, Nissan, Isuzu, Volvo ve Abarth katılmayacağını açıkladı. Son dakikaya kadar bir değişiklik olmazsa fuar Volkswagen Grubu, Mercedes ve BMW’nin şovuna dönüşecek. Bu milliyetçi yaklaşım fuarların geleceğini ciddi şekilde tehdit ediyor. Böyle giderse Avrupa’da Cenevre’nin dışında tüm markaları bir arada görebileceğimiz hiç bir fuar kalmayacak. Kendine ait markası olmayan Türkiye, bu alanda iyi bir alternatif olabilirdi ama son İstanbul Autoshow’a katılımda yaşanan kayıplarla bu hayal de  ortadan kalktı gibi.

Yazının devamı...

Engellileri üzmeyin

31 Temmuz 2017

Bir çoğu, engelli yakınlarını kullanarak ÖTV’siz lüks otomobil alanlardan ve bu durumun nasıl suistimal edildiğinden bahsediyor. Hepimizin bildiği gibi, hükümet engelli bireylerin hayatını kolaylaştırabilmek ve onları topluma kazandırabilmek amacıyla çeşitli fırsatlar oluşturmak ve çözümler getirebilmek için çalışıyor. Engelli raporu ile ÖTV’siz araç satın alınabilmesi de engellilere sunulan bu fırsatlardan biri. Ama son dönemde bu konudaki suistimallerin artması ve şikayetler gerçek anlamda buna ihtiyacı olanları zor durumda bırakacağa benziyor. Otomotiv sektöründe çalışan ve bu konuda deneyimli bir okuyucu düşünce ve rahatsızlığını dile getirerek aşağıda okuyacağınız yazıyı Maliye Bakanlığı’na göndermiş. Aslında toplum olarak çok hassas olduğumuz bu konuda yaşananları ve yapılması gerekenleri kısaca özetlemiş;

“Bildiğiniz üzere engelli vatandaşlara kanunda mevcut şartlara haiz olmak üzere ÖTV muafiyeti ile araç alma imkanı tanınmıştır. Önceki  yıllarda 1600 cc’yi aşmayan motor hacmi uygulaması yokken, bu durum oldukça suistimal edilmiş ve son derece lüks ve pahalı araçlar bu şekilde alınıp satılarak adeta bir pazar oluşturulmuştu. Devletimiz her ne kadar bu durumu engellemek için 1600 cc motor hacmi sınırı getirmiş ise de benzer bir durum ve pazar tekrar oluşmaya başlamıştır. Özellikle geçen yıl artan ÖTV oranları ile artan avantajlı fiyat bu pazarı daha da teşvik etmiştir.

Zira lüks otomobil markaları artık 1.600 cc motor hacmini geçmeyen ancak beygir güçleri ve konfor donanımları yüksek araçlar imal edip pazara sunmaktadır.

ÖTV vergili normal bir kullanıcıya 240 bin TL’ye sunulan bir araç 150 bin TL’ye engelli raporuyla alınabilmektedir. Aradaki bu ciddi fark gözlemlediğim kadarıyla zorlama raporlarla devleti ciddi manada vergi zararına uğratmaktadır.

Esasında buradaki çelişki de ortadadır. Son derece mütevazi şartlarıyla ve ihtiyaç sahibi ancak en alt sınıfta bir araca ÖTV istisnası ile sahip olabilecek engelli bir vatandaşa sağlanan bu imkana, zaten son derece lüks ve ÖTV’siz bile 150 bin ile 200 bin TL aralığında bir araç satın alabilecek imkânı olan bir insanın ortak olması vicdani olarak da insanı rahatsız eden bir durumdur.

Bu durumu düzeltmek aslında geçen yıl yapılan ÖTV düzenlemesi ile aslında son derece kolay bir hal almıştır. Burada amaç imkanı olmayan engelli vatandaşımıza eli ayağı olacak bir araç temin etmek ve yardımcı olmak ise muafiyet, ÖTV matrahı 40 bin TL yi aşmayan yüzde 45 ÖTV’li araçlar için getirilebilir.

Böylelikle gerçek ihtiyaç sahibi olan insanlar bu destekten yararlanmış, devletimiz de herhangi bir vergi kaybı yaşamadığı gibi insanları da zorlama raporlarla usulsüz işlere özendirmemiş olur.

Belki karşı görüş olarak denebilir ki ‘Engelli insanların lüks araç kullanma hakkı yok mu?’  Tabi ki var.  ÖTV’siz 150 bin TL ila 250 bin TL arası araç alabilen insanların imkanı var demektir ve isterse vergisini devletine ödeyerek istediği araca ister 1600 cc ister 5000 cc binebilir.

Yazının devamı...

Merkez desteği ilk yarı kesildi

24 Temmuz 2017

Hem ÖTV hem de kurun fiyatlara yansımasıyla özellikle lüks otomobillerdeki kayıplar toplam pazardan daha fazla oldu ve manşet haberde de okuduğunuz gibi bazı lüks markaların satışları yüzde 45’e yakın düştü.  Tabi bu düşüşlerde önemli bir ‘destek’ ayrıntısı da var. Düne kadar Türkiye’de satışlara markaların merkezlerinden ciddi fiyat desteği alınıyor, bu da hem pazar payında hem de rekabette büyük avantaj sağlıyordu. 2016 yılında hatırlayın bir çok marka satışlarda kendi rekorunu kırmıştı. Ancak özellikle Avrupa’da satışların artması markaların Türkiye’ye desteğini bu yıl biraz geri çektirdi. Çünkü dışarıda işler yolunda gittiği için Türkiye’deki satışların artması markalar için çok da önemli olmaktan çıktı. Yani markaların merkezleri bir bakıma ‘Siz bu yıl çok satıp pazar payına oynamak yerine biraz durun ve kâra odaklanın’ dedi. Orta sınıfta yer alan bazı markaların ilk 6 aydaki kayıplarının asıl sebebi de işte bu. Merkezden destekleri kesildi. Destek olmayınca ÖTV ve kur artışları fiyatlara tam olarak yansıdı ve bu da satışlarda ciddi kayıplar yarattı. Şimdi bakalım bu markalar merkezlerini ikna edip yılın kritik ikinci yarısı için destek alabilecekler mi. Eğer alamazlarsa pazarda özellikle Türkiye’de üretim yapan markalar ön plana çıkacak ve yıl sonunda ipi göğüsleyecek. Bu da kuşkusuz devletin sürekli takip ettiği ithal oto oranlarının düşmesini sağlayacak. Merakla maçın ikinci yarısını takip edeceğiz.

İKİNCİ ELE ÖTV GAZI

KUŞKUSUZ ÖTV ve kurlardaki artışın fiyatlara yansıması sonucu sıfır otomobil satışlarındaki düşüş ikinci el otomobil rakamlarına olumlu yansıdı. İlk 6 ayda sıfır otomobil satışları yüzde 9’a yakın düşerken, ikinci el otomobilde yüzde 6’yı bulan yükseliş gerçekleşti. TÜİK verilerine göre ocak-mayıs ayı döneminde ikinci el pazarında 2 milyon 87 bin 708 adet otomobil el değiştirirken, geçtiğimiz yılın aynı döneminde bu rakam 1 milyon 962 bin 868 adet olmuştu. İkinci el şirketlerinden Otoshops’un Genel Müdürü Tuğrul Denizaşan, ikinci el pazarında en hareketli dönemi yaşadıklarını belirterek “Referandum dönemine kadar yaşanan durgunluğun ardından, bayram öncesi yaşanan hareketlilik 2. el pazarının yükselmesini sağladı. Şu anda da kurban bayramı öncesi hareketlilik yaşanmaya başlıyor. İlk yarıda gerçekleşen 3 milyon adedin üzerindeki satış, yılı 6-7 milyon aralığında tamamlanabileceğini gösteriyor” yorumunu yapıyor. BMW, Jaguar, MINI ve Land Rover markaların satış ve satış sonrası hizmetlerini veren Borusan Oto Genel Müdürü Uğur Sakarya ise, özellikle lüks sınıfta ikince elin hızlı büyüdüğünü belirterek, “İkinci el satışlarında ciddi bir potansiyel var.  İkinci el satış oranımız 3-4 yıl öncesine kadar yüzde 25 civarlarındaydı. Bugün toplam 20 bin adetlik satışımızda ikinci el satış adedi yeni aracın yüzde 50’si seviyesine yükseldi. Uzun vadede sıfır kadar ikinci el araç satmayı hedefliyoruz. İkinci ele yapılan yatırımlar karşılığını veriyor. Ama hâlâ birçok bayi ikinci eldeki potansiyelin farkında değil” açıklamasını yaptı. Yani hem Denizaşan hem de Sakarya’nın söylediklerinden çıkan sonuç şu; ÖTV artışları ve kurdaki dalgalanmaların devam etmesi ikinci el otomobil pazarını büyütmeye devam edecek.

Yazının devamı...