"Erdal Kaplanseren" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Kaplanseren" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Erdal Kaplanseren

Google'ın gözü robot teknolojisinde

29 Nisan 2015

İnternet devi Google; Apple, Facebook ve Microsoft’la yoğun bir teknoloji rekabetinin ortasında. Şirketin yeni hedefi robot teknolojilerine yatırım yapmak. Şimdilik pek kimse bilmiyor ama Google dünyanın en hızlı robotunu geliştiren Boston Dynamics’i Aralık 2013’te satın alınca dedikodular arttı. Cheetah adlı robot, adının hakkını vererek Usain Bolt'tan daha hızlı koşabiliyor. http://goo.gl/XmwWYt adresinde Cheetah’nın koşu bandında 46 km/saat hıza çıkışını gösteren bir video var. Firmanın amacı, bir sonraki koşabilir robot WildCat'in Cheetah’dan da hızlı olmasını sağlamak.

Firma başka türden hayvan görünümlü robotlar da geliştirdi. SandFlea’nın özelliği, engelleri aşmak için 10 metre yükseğe zıplayabilmesi. Boston Dynamics'in robotlarına ait videoları http://goo.gl/1Ybhuh adresli YouTube kanalında izleyebilirsiniz.

Bu robotlar satışta mı?

Hayır. Zaten evlerde kullanılabilen türden hizmetçiler değiller ama Boston Dynamics'in geliştirdiği Atlas adlı insansı robot, zorlu engellerde hareket edecek kapasitede. En karmaşık evlerde bile hareket edebiliyor. Firmanın robotları esasında ABD ordusu için geliştirilmekteydi ama Google’ın açıklamasına göre mevcut sözleşmeler sona erince bu amaca yönelik üretim durdurulacak.

O zaman Google bu robotlarla ne yapacak?

Asıl mesele bu zaten. Şu ana kadarki dedikoduların büyük kısmı iddialardan ibaret. Bazı uzmanlar, kimyasal korumalı giysi testlerinde kullanılan Petman gibi robotların Google tarafından tehlikeli bölgelere gönderileceğini ve Sokak Görünümü için kayıt yapacağını düşünüyor. Diğer tahminlerse o kadar heyecan verici değil: Bazı kaynaklara göre bu robotlar depolardaki eşyaları paketlemeye yardım edecek.

Google daha iyi fikirler de bulur herhalde?

Bence bulur. Firma sadece milyarlarca dolar kazanmak istemiyor, aynı zamanda yaşamımızı değiştirmeye odaklanıyor. Hedef büyük olacak ve umarım ki robotlar sayesinde teknolojiyi daha iyi biçimde değerlendirmek mümkün hale gelecek.
Google, bu tür çalışmalara özel adlar vererek öncü teknolojilere bilimkurgu havası katmayı seviyor ama gerekli yatırımla yaratıcılık bir araya gelirse hedefleri gerçekleştirmek mümkün olabilir. Diğer benzer projeler arasında sürücüsüz araç, yaşlanmama teknolojisi ve Google Glass yer alıyor. Bu projelerin büyük kısmı Mountain View'daki Google genel merkezine çok yakın olan Google X adlı son derece gizli merkez tarafından geliştirildi.

Bu robotlar Google'a tonla para kazandırır mı?

Bu uzun vadeli bir hedef. Yakında insansız helikopterlerle paket dağıtımı yapmayı planlayan Amazon örneğinde olduğu gibi Google'ın amacı da bir internet şirketi olmaktan çıkıp teknoloji şirketine dönüşmek. Elindeki milyarlarca dolar birikimle bolca deneme yapma lüksüne sahip. Günümüzde pratik olmayan bir uygulama, gelecekte son derece kârlı bir seçeneğe dönüşebilir.

Google'ın üzerinde çalıştığı projeleri ne zaman göreceğiz?

Pek yakında değil. Google'ın robot projelerinin başında olan Andy Rubin’in açıklamasına göre 10 yıllık bir vizyon söz konusu. Başarılı bir geçmişe sahip olan Andy Rubin, 2003’te, iki yıl sonra Google tarafından satın alınan Android Inc.’i kurmuştu. Rubin, bugün dünyadaki telefonların %80’inde kullanılan mobil işletim sisteminin arkasındaki itici güçtü. Google’ın kurucularından Larry Page ise kısa süre önce Android’in çılgın bir fikir olarak başladığını ama sonucunda yüz milyonlarca cebe süper bilgisayarlar yerleştirdiğini ifade etti. Bize göre Google’dan gelebilecek çılgın robotlar fikirleri de başarıyı yakalayabilir.

Yazının devamı...

Periscope, sosyal medyanın çehresini değiştirebilir

22 Nisan 2015

İnternet hayatımıza yön veren ve dolaylı olarak sosyal ilişkilerimizi ve günlük hayatımızdaki pek çok davranışı etkileyen bazı şirketler var. Google, Facebook ve Twitter başı çekenler. Daha önce yapılmış ama başarılı olamamış tablet, MP3 çalar ve dokunmatik telefon gibi cihazlara kattığı yenilikçilikle büyük başarılar elden eden Apple gibi, bazı şirketler daha önce denenmiş servisleri yeniden doğurabiliyor. Kısa metin paylaşımları üzerine kurulan mikro blog sitesi Twitter’ın yine kısa paylaşım hedefleyen video servisi Vine’ın tutması cesaret verici bir gelişme. Şirket şimdi de canlı video servisi Periscope’la seriyi sürdürüyor. İnternetten canlı video yeni bir şey değil. Ücretli veya ücretsiz bir takım servisler var. Bu konuda en büyük yatırımı ise Hangout ile Google yaptı. Elindeki müthiş video gücü YouTube’un avantajını da kullanmak isteyen şirket, nedense kullanıcıları canlı yayın yapma konusunda yeterince ikna edemedi. Şimdiye dek yapına Hangout yayınları beklenen etkiyi ve ilgiyi yakalayamadı. Halbuki birden fazla kişinin bağlanabilmesi, YouTube altyapısı, telefon ve tablet uygulamalarının desteği, Gmail hesabıyla giriş gibi pek çok kolaylık ve avantaj vardı. Fakat hayır, olmayınca olmuyor.

Twitter’ın uygulamasında, Google’ın sunduğu çoğu şey yok. Dümdüz bir uygulama… Twitter hesabınızla giriş yapıyorsunuz, takip ettiğiniz kişileri size öneriyor, onları takibe almakla işe başlıyorsunuz ve gerisi geliyor. Dilerseniz başkalarını yayınlarını izleyip eğlenin, dilerseniz kendi enteresan canlı video yayınlarınızı yapın. Yayını izleyenler ekrana dokunarak bir çok defa kalp gönderebiliyor yayına. Dileyen yorum da yazabiliyor. Bu yorumlar, kalpler gibi ekranda birkaç saniye görünüp kayboluyor. Sizi rahatsız edenleri kolayca bloklamanız da mümkün.

Aslında bakarsanız, Twitter Periscope’la birden fazla deneyimi birleştirmiş oldu. İnternetin ilk dönemlerindeki IRC sohbet odalarındaki basitlik ve rahatlık var bu uygulamada. Web tabanlı rastgelelik üzerine kurulu video chat siteleri de bir başka ilham kaynağı gibi duruyor. Aslında tamamen yeni olmasa da, farklı bir tarzla ortaya çıkan Periscope, insanlara ilk zamanlarda yazma konusunda verdiği cesareti, bu defa da kameraya konuşma konusunda kazandıracak. Eskiden iki cümle kurup yazmaya çekinirdi çoğu insan, şimdi maşallah herkes şakır şakır yazıyor, laf yarıştırmaya zorlanırsınız. Periscope, insanlarda kamera karşısında konuşma veya herhangi bir yerden video yayın yapma konularında bir heves kazandırır mı? Bunu şimdiden bilmemiz zor ama ilk günlerin performansı bile hiç fena değil. Canlı yayınlar şu sıralar genellikle 30-50-70 civarında anlık kişi tarafından canlı izleniyor. Daha enteresan olanları 100’den fazla kişi anlık izliyor. Bu rakamlar binlere, on binlere ve dünya çapında ünlüleri hesaba katarsak milyonlarca kişi tarafında izlenmeye başlarsa; işte o zaman başlayacak şenlik. Twitter, Instagram ve Vine fenomenlerinden sonra, Periscope fenomenlerine hazır olun derim ben.

Eskinden o sırada çevremizde bulunan insanlarla paylaştığımız enteresan bilgileri, tepkileri, tespitleri ve gözlemleri artık hemencecik Twitter’da paylaşıyoruz. Bu durum Periscope için de geçerli olmaya başladığında epeyce garip sonuçlar çıkacak ortaya. Ünlü birinin magazin programlarında görmeye alıştığımız garip görüntülerini şahit olan herhangi biri o sırada görüp yayımlayabilecek. Sokakta karşılaşılan bir kavga, kaza, hatta doğal afetler de milyonlarca telefonun kamerasından dünyaya yayılabilecek. Video uzun zamandır hayatımızda var. Fakat cep telefonuyla birkaç saniye içinde “Mecidiyeköy’de zincirleme trafik kazası” diye bir başlıkla bir kişinin olay yerinden yapacağı canlı yayın, televizyon kanallarına olan ihtiyacı da neredeyse ortadan kaldıracak. Bir süredir sosyal medya, geleneksel medyaya ciddi biçimde haber atlatıyordu; Periscope’la birlikte bu fark iyiden iyiye artabilir. Umarım geleneksel medya, bu gelişmeleri kendi avantajına kullanmanın yollarını bulur.

Yazının devamı...

Change.org'a 25 milyon dolar yatırım

12 Aralık 2014

Bireysel ve kitlesel duyarlılıklar için özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasından sonra internet alternatif bir alan oluşturdu. İnsanlar artık meydanlara çıkıp seslerini yükseltmektense, rahat koltuklarından kalkmadan protesto haklarını kullanabiliyor. Tepkilerini kısıtlı bir ortam olan internet yoluyla iletmekle kalmaya yönelterek kitleleri pasifize etmesi yönünde eleştiriler de alan Change.org geçtiğimiz günlerde önemli bir yatırım aldı.


Sosyal değişim yaratmak isteyenlerin kampanyalar düzenleyerek çok sayıda kişinin desteğini almaya çalıştıkları bir platform olan Change.org’da başarı elde etmiş pek çok kampanya var.

Şirketin mevcut yapısını geliştirerek daha fazla internet kullanıcısına ulaşması ve daha etkili kampanyalar düzenlenebilmesine olanak yaratacak bağlantılar kurulması için 25 milyonluk bu yatırım önem taşıyor. Yatırımcılar arasında Bill Gates, Twitter Inc. kurucularından Evan Williams ve Virgin Group kurucusu Richard Branson bulunuyor. Misyon odaklı bu platform kâr amacı gütmeyen bir oluşum.

San Francisco merkezli Change.org’un 80 milyondan fazla kullanıcısı var ve 196 ülkede etkin. 18 ülkede ise 222 çalışanıyla bilfiil faaliyet gösteriyor. Toplumsal veya siyasi değişim için baskı oluşturmak için açılan dilekçeler kısa süre içinde yüz binlerce imzaya ulaşabiliyor ve bir kısmından somut sonuçlar da elde ediliyor.

Bu yatırımla ilgili detayları ve özellikle önümüzdeki dönemde yapılacak değişiklikleri Change.org Başkanı ve Genel Müdürü Jennifer Dulski’ye sordum ve cevaplar aldım.

Yapılan yatırım sonrası Change.org'da ne gibi değişiklikler yapılması planlanıyor? Bu yatırım ne için kullanılacak?

Amacımız daha da fazla insanın etrafında görmek istediği değişimi yaratması için imkân sağlamak. Bu yatırımı, insanların rahatsız oldukları, değiştirmek istedikleri konular hakkında bulundukları yerde derhal harekete geçmelerini ve karar vericilere, şirketlere, hükümetlere ulaşmalarını sağlayacak araçları geliştirmek için kullanmayı planlıyoruz. Böylece, insanlar kampanyalarını başlatıp seslerini değişim istedikleri yerel yönetimlere, şirketlere, devlet görevlilerine, politikacılara vakit kaybetmeden duyurabilecekler.

İlk etapta, gerçek zamanlı kampanya imkânı sunacak mobil uygulamamızı kullanıcılarımıza sunacağız. Ayrıca şuan hali hazırda sitemizde bulunan, kampanya muhataplarının imza verenlerle iletişime geçmesini sağlayan, resmi profil hesaplarını yani “karar verici mekanizmasını” geliştirmek istiyoruz. Böylece kurum, kuruluşlar ve şirketler hizmet sağladıkları kişilerle imza kampanyaları üzerinden doğrudan etkileşime geçebilecek.

Türkiye, bildiğim kadarıyla Change.org'a katılım konusunda üst sıralarda yer alan bir ülke. Bu yatırımdan sonra Türkiye operasyonlarınız için değişiklikler planlıyor musunuz?

Geçtiğimiz 2 yılda 3.5 milyon kullanıcıya ulaşan Change.org Türkiye’nin bu kadar hızlı büyümesi bizi gerçekten çok heyecanlandırıyor. Bu büyümeyi Dr. Uygar Özesmi liderliğinde daha yeni büyüttüğümüz 4 kişilik çok güçlü bir ekip yönetiyor. Türkiye’de açılan imza kampanyaları arasında insan hakları, çevre, hayvan hakları, ekonomik adalet gibi birbirinden farklı konularda 270’den fazla başarılı olmuş kampanya var. Bu yatırımla, sosyal değişim için Change.org’da kampanya başlatan kişilere en iyi teknolojiyi sunmayı, mobil olarak gerçek zamanlı kampanya olanağı, ve dolayısıyla Türkiye’de daha da artan bir kampanya başarı oranı bekliyoruz.

Yatırımcılarınız arasında çok önemli başarılar elde etmiş girişimciler bulunuyor. Bu girişimcilerin size nasıl katkı vermesini bekliyorsunuz?

Teknoloji, medya ve iş dünyasının birbirinden önemli ve etkin isimleriyle bu yatırım için bir araya geldiğimiz için çok mutluyuz. Yatırımcılarımızın hepsi, Change.org’un tüm dünyada bireylerin değişim için harekete geçmelerine yönelik sağladığı imkânlar hakkında en az bizim kadar heyecanlılar ve uzun vadeli vizyonumuzu paylaşıyorlar. Daha da önemlisi, yatırımcılarımız arasında yer alan isimler dünyanın en büyük ve başarılı şirketlerini kurma konusunda isim yapmış kişiler. Platformumuz büyürken onlardan öğreneceğimiz birçok şey var ve artık istediğimiz zaman tavsiye için kapılarını çalabiliriz.



Yazının devamı...

Dijital dönüşüm muhteşem olacak!

10 Kasım 2014

Dünya çapında teknolojinin gelişimine yön veren sayılı şirketlerden biri olan Oracle, farklı ülkelerde gerçekleştirdiği Oracle Day etkinliğinin istanbul etabını yarın gerçekleştirecek. Sadece teknoloji dünyasını değil, genel olarak hayatımızı değiştirmeye başlayan konuların ana gündemleri oluşturacağı Oracle Day, yüzlerce profesyonelin hem farklı deneyimler dinleme, hem de kendi deneyimlerini aktarma şansı elde edebilecekleri önemli bir etkinlik olacak.

Geleceğin ABC’si
En küçük işletmelerin tozlu masalarından, küresel şirketlerin lüks gökdelenlerdeki yönetim katlarına kadar her yerde konuşulan bazı konular var. Hayır, doların yükselişinden veya petrol fiyatlarındaki dalgalanmalardan bahsetmiyorum. Şirketlerin geleceği için daha can alıcı bazı uzun vadeli konular ve yatırımlar söz konusu. Çoğu da teknolojiden geçiyor elbette. Neler olabilir bunlar?

Elbette dijital dönüşüm bunlardan biri. Hem kişiler, hem ne boyutta olursa olsun şirketler için artık kaçınılmaz hale gelen dijital dönüşüm belki de en kapsayıcı olan başlık. Sonra ne var? Bulut bilişim elbette, ne olacak. Şirketlere faydası saymakla bitmez... Bilişim giderlerini düşürür, veriye anında her yerden ve her zaman erişmeye olanak sağlar, verimliliği artırır, çalışanların ve yöneticilerin iş süreçlerine hakimiyetini güçlendirir, iş kalitesinin artırır. Bunun gibi pek çok faydasından bahsetmek mümkün. Yani ne varsa bulutta var.
Mobil çözümler bir başka çok değerli konu. Rize’deki çiftçiden, Antep’teki orta ölçekli fabririkatöre, İstanbul’daki küresel şirketten Ankara’daki kamu kurumuna kadar her boyutta ve türde şirket ve kuruluş için mobil çözümler vazgeçilmez halde. Herkes için mutlaka bir ve birden fazla fırsat var.
Büyük veri ise bambaşka bir yerden geliyor konuyor yazımızın ortasına. Sadece dev şirketler için değil, çok yüksek sayıda müşterisi bulunan orta boy işletmeler için de önemli fırsatlar sunan büyük data yönetimini de hiç kenara atmamak gerekiyor.
Eh, sosyal medyasız olmaz değil mi? Kişiler için olduğu kadar şirketler ve kurumlar için de sosyal medya her geçen gün daha önemli hale geliyor. Birkaç yıl öncesine kadar sosyal medyayı küçümseyip, geçici bir heves sanarak yatırım yapmayan şirketleri bugün bin pişman. Hiçbir zaman başlanmayacak kadar geç değildir. Kolları sıvamak isteyen şirketler mutlaka sosyal medyadaki trendleri, nasıl kullanabileceklerini profesyonellerden öğrenmeli ve onlarla çalışmalı.

Hepsi bir arada, Oracle Day İstanbul’da
Tüm bu bahsettiğim teknoloji trendlerini bir arada, hem de en iyi bilen ve deneyimleyen profesyoneller eşliğinde can alıcı noktalarıyla görmek istiyorsanız bir fırsatınız var. Yarın (11 Kasım) İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek Oracle Day, kaçırmamanız gereken bir fırsat. Hem profesyonel olarak kendiniz, hem de şirketiniz için bu etkinlikte duyacaklarınız ve görecekleriniz paha biçilemez bir değere sahip olabilir.
Detaylar ve son dakika başvurusu için Oracle'ın etkinlik sayfasına göz atabilirsiniz: http://goo.gl/Epka5b

Yazının devamı...

Akıllı otomobil uykuya dalan sürücüyü uyaracak

10 Ekim 2014

Hızla ilerleyen teknolojiyle birlikte yaşamlarımızı değiştiren akıllı araçları artık her alanda görebiliyoruz. Hayattaki en önemli şeyin insan hayatı olduğunu bildiğimiz için teknolojiden özellikle son hızla büyüyen güvenlik sektörü faydalanıyor.
Otomotiv ve güvenlik denince akla ilk gelen firmalardan biri olan Volvo, geliştirdiği yeni bir teknik ile trafik kazalarındaki insan faktörünün rolünü en aza indirmeyi planlıyor. Bu sistem, sürücü tarafından algılanamayacak düşüklükte fakat sistemin çalışmasına yetecek güçte bir infrared ışığı ile işini görüyor.
Bu düşük yoğunluktaki ışıkla sürücünün pozisyonu ve göz hareketleri takip ediliyor ve herhangi bir terslikte sistem hemen uyarıda bulunuyor. Bu arada aracın diğer güvenlik sistemleri de çalışarak şerit dışına çıkmanın veya öndeki araca fazla yaklaşmanın önüne geçiliyor.
Volvo, sistemin herhangi bir kamera özelliğinin bulunmadığını ve sürücünün asla “gözetlenmediğini” ekliyor.
Sistemi hâlâ test araçlarında kullanan şirket, bu teknolojiyi gündelik hayata yakın bir gelecekte katmayı planlıyor.

Apple otobillere giriyor

Bunun yanı sıra, Volvo akıllı otomobil servisleri konusunda da çalışmalarını hızlandırdı ve Apple ile bir işbirliğine girişti kısa bir süre önce. Söz konusu işbirliği, araç içi deneyimini yeniden tanımlayacak özellikler vaat ediyor. Apple CarPlay olarak adlandırılan yeni hizmet, Volvo Cars’ın orta konsoldaki büyük dokunmatik ekranlı göstergesiyle; iPad, iPhone ve iPod kullanıcılarının yakından tanıdığı bütün özellik ve hizmetleri doğrudan araç içindekilere sunacak.

Volvo Cars; Apple’ın sunduğu tüm kolaylık ve yetkinlikleri, özel olarak tasarlanmış bir arayüze bağlayarak geliştiriyor. Bu arayüz, sürücünün sesli kontrol ve direksiyon simidi üzerindeki kontrol fonksiyonlarıyla Apple özelliklerine ve hizmetlerine ulaşmasına imkân tanırken, bütün etkileşimin her zaman güvenli ve kullanımı kolay olmasını sağlıyor.

Apple CarPlay, cihazın, araca bir Lightining kablosuyla bağlanmasını sağlıyor (yakın gelecekte Wi-Fi olanağı da sunulacak). Dokunmatik ekrandan gelen kullanıcı girdileri H.264 kesintisiz video aktarım bağlantısı ile gönderiyor. Apple CarPlay, yeni Ölçeklenebilir Ürün Mimarisi’ne (SPA) göre, her şeyiyle yenilenen ve 2014’ün sonlarına doğru piyasaya sürülecek Volvo XC90 modeliyle başlamak üzere, piyasaya yeni çıkacak tüm Volvo modellerinde sunulacak.

Yazının devamı...

3G kotanızı ekonomik kullanmanın 5 yolu

17 Eylül 2014

Mobil operatörler elbette daha büyük kotalı tarifeler almanızı istiyorlar ve bunu yapacak kozlara sahipler; uygulamalar, sosyal medya, internet servisleri ve sürekli e-posta kontrol etme takıntımız sayesinde artık her zamankinden daha fazla veri kullanıyoruz.

Peki ya sizin gibi sıkı çalışan, sosyal ve teknolojiyi kullanan insanlar kısıtlı veri kullanım kotasıyla ne yapacaklar? Veri kullanımınızı azaltmak, kullanımınızı takip edip gözlemlemek ve aylık kotanızı aşmadığınızdan emin olmak uymanız gereken 5 önemli tavsiye:

Ay içinde kullanımınızı takip edin

Bu yazıyı okuduğunuza göre veri kullanımından ve paranızdan tasarruf etmeye hazırsınız ama her şeyin bir sırası var: Veri kullanımınızı azaltmadan önce ne kadar veri kullandığınızı bilmeniz gerekiyor. Bunu yapabilmenin tek yolu veri kullanımınızı takip etmek, böylece onu kullanmadığınız zaman bile (Uygulamalar arka planda da veri tüketebilir.) telefonunuzun tam olarak ne yaptığını öğrenebileceksiniz.

Android ve iOS cihazlarda verilerinizi takip etmenin birkaç yolu var. En kolay yöntem, akıllı telefon veya tabletinizdeki mevcut bilgilere bakmak. Android kullanıcıları veri kullanımlarını Ayarlar menüsünü kurcalayarak öğrenebilir. Ayarlar menüsünde Bağlantılar sekmesi altındaki “Veri kullanımı”na basarak son bir ay içinde kullanılan veri miktarını interaktif grafik şeklinde görebilirsiniz. Ayrıca geçmiş aylardaki kullanımlara ve hangi uygulamanın ne kadar veri kullandığına da bakabilirsiniz.

iOS 7 kullanıcıları için biraz daha karmaşık. Ayarlar > Hücresel yolunu izleyin. “Hücresel Veri Kullanımı” başlığı altında son dönemde ne kadar veri kullanıldığını göreceksiniz. Buradaki “dönem”, istatistikleri son sıfırladığınız andan beri geçen süre oluyor. Maalesef iOS istatistikleri otomatik olarak sıfırlamıyor, o yüzden sadece internet paketinizin yenilendiği günde istatistikleri elle sıfırlarsanız bu bilgiler anlamlı oluyor. Örneğin ben telefonumda istatistikleri en son Ekim 2013’te sıfırlamışım, dolayısıyla burada biriken veriler bana en çok veri tüketen uygulamaları gösterebilir ama aylık tüketimi anlamada hiç işe yaramaz.

Veri kullanımınızı cihazınız üzerinden kontrol etmek kullanışlı ama bu işlev genelde sınırlı oluyor ve o bilgilere fazla güvenmemeniz gerekiyor. Operatörünüzün sunduğu bir uygulama vasıtasıyla veri kullanım kontrolü yapmak daha sağlıklı olacaktır. Operatörünüz belli bir numaraya kısa mesaj göndererek kalan veri miktarınızı öğrenmenizi sağlıyordur. Ayrıca web sitesi üzerinden müşteri girişi yaparak da tüketimi ve kalan miktarı öğrenme imkânınız olabilir. Operatörünüzün web sitesini inceleyerek bu yöntemleri öğrenin.

Kablosuz internet ağlarını kullanın

Mobil veri kullanımınızı düşürmenin en kolay yolu kafelerde, restoranlarda, barlarda, tren istasyonlarında ve çoğu kamu alanında bulunabilen Wi-Fi ağlarını kullanmak. Fakat hızlı, güvenilir bir Wi-Fi ağı bulmak zor, özellikle de yalnızca Android veya iOS cihazınızın Ayarlar menüsünü kullanıyorsanız. Listedeki her ağa dokunup cihazınızın bağlanmasını ve şifre korumasıyla karşılaşmamayı ummak can sıkıcı olabilir.

Bunun yerine Wi-Fi Finder gibi ücretsiz Wi-Fi bulma uygulamaları kullanın. Hem Android hem de iOS için kullanılabilir olan Wi-Fi Finder, 144 ülkedeki 650.000’den fazla ücretli ve ücretsiz Wi-Fi ağı bilgisine sahip. Uygulamanın Wi-Fi haritasını telefonunuzun GPS sistemiyle birlikte kullanarak bölgenizdeki en iyi Wi-Fi’ı bulabilirsiniz veya JiWire veritabanını indirerek çevrimdışı olduğunuzda bile bağlantı alanları haritasını inceleyebilirsiniz. Her bir ağ için Wi-Fi Finder, sağlayıcı, konum tipi, ücretli/ücretsiz ağ gibi telefonunuzun menüsünde bulamayacağınız bilgileri listeler. Kötü yanıysa bir yılı aşkın süredir güncellenmemesi. (iOS: bit.ly/wffios202 , Android: bit.ly/wffa202)

Ülkemizin en yaygın Wi-Fi ağı olan TTNET Wi-Fi’ın size en yakın noktalarını bulabileceğiniz uygulamalar da mevcut (bit.ly/ttnetwifi202).

Eğer mobil veri kotanızı sömürme potansiyeli olan uygulamalardan çekiniyorsanız ve örneğin Wi-Fi bağlantınız gidip geliyor ve telefonunuz mobil verisi moduna geçiş yapıyorsa ayarlardan mobil veri kullanımını kapatmayı unutmayın. Hem iOS hem Android’de ayrı ayrı mobil veriyi ve yurtdışında veri kullanımını değiştirebiliyorsunuz. Bu taktik özellikle cihazınızı başka bir ülkede kullanıyorsanız ve yurtdışı veri kullanımı faturalarınca darbe almak istemiyorsanız oldukça yararlı.

Fazla veri tüketen uygulamaları kısıtlayın

Tüm uygulamalar eşit yaratılmamıştır. Aslında internet üzerinden müzik ve video sağlayan uygulamalar gibileri bir haftada tüm mobil veri kotanızı doldurabilirler. YouTube maratonlarınızı minimuma indirmenin en doğrusu olduğunu zaten biliyorsunuzdur, yani ilgilenmeniz gerekenler diğer mobil veri sömürücü uygulamalar. Sosyal ağ uygulamaları (Arka planda sürekli güncellenirler.), oyunlar (Sürekli reklam ve bildirim gönderirler.) ve Dropbox gibi bulut depolama uygulamaları (Tüm cihazlarınızla senkronize halde kalmak için sık sık dosya indirirler.) siz farkında olmadan veri tüketirler.

Sizin telefonunuzdaki hangi uygulamanın ne kadar veri kullandığını rapor edecek bir uygulamaya ihtiyacınız var. Bu bilgiler Android sistemlerde zaten sağlanıyor. Ben hem Android hem de iOS için ücretsiz olan Onavo Count uygulamasını da beğeniyorum. Onavo Count size uygulamalarınızın ne kadar veri kullandığını gösteriyor, ayrıca haftalık ve aylık veri kullanım raporları oluşturabiliyorsunuz. Buna ek olarak en sık kullandığınız 20 uygulamanın ne kadar veri tükettiğini öğrenebiliyorsunuz. (iOS: bit.ly/ocios202 , Android: bit.ly/oca202)

Onava Count’ın Android sürümünde bir analiz özelliği var. Bu özellik, sizin uygulamalarınızın diğer insanların cihazlarındaki aynı uygulamalarla karşılaştırmalı bir şekilde harcadığı veriyi gözler önüne seriyor. Bu fonksiyon haddinden fazla veri kullanımı konusunda sizi uyarabilir. Örneğin Dropbox uygulaması başkalarının cihazlarına oranla daha fazla kullanımda bulunuyorsa muhtemelen senkronizasyon ayarlarıyla oynayıp mobil Dropbox’ınızı dizginleyerek veri kullanımını kısmanız gerekecektir.

Onava Count’ın iOS sürümünün ölçüm yapmak için VPN kullandığını hatırlatalım. Eğer bu yüzden bağlantınızın yavaşladığını fark ederseniz uygulamayı ve VPN profilini kaldırmanızı öneriyorum.

Bol veri kullanan uygulamalardan kesinti sağlamanın bir diğer yolu da internet gezintileri gibi günlük görevler için daha “hafif” uygulamalar kullanmak. Örneğin Opera Mini (Android ve iOS: bit.ly/operamini202) siteleri cihazınıza göndermeden önce sıkıştıran “hafif” bir tarayıcı. Eğer sadece metin içerikli web sayfalarına razıysanız TextOnly (Android) ve Text Browser (iOS) son derece hafif tarayıcılar olarak size sadece sayfadaki okunabilir metinleri gösteriyor.

Reklamlardan kurtulun

Mobil reklamlar sadece bıkkınlık verici olmakla kalmazlar, ayrıca birer veri sülüğüdürler. Bir uygulamanın, oyunun veya web sayfasının içerisinde karşılaştığınız her reklam, harici bir sunucu üzerinden indirilmek zorundadır ki bu da veri tüketimi anlamına gelir. Neyse ki mobil cihazınızdan reklamları defetmek için birkaç yöntem var.

Bir oyun veya uygulamadan reklamları söküp atmanın en kolay yolu ilgili uygulamanın tam veya “pro” sürümünü satın almak. Bu yöntemle hem uygulama geliştiricisine destek oluyorsunuz hem de veri kullanımınızı azaltıyorsunuz ama tabii biraz para harcamış oluyorsunuz. Bir diğer reklam engelleme yoluysa eğer mümkünse uygulamayı kullanırken telefonun internet bağlantısını kesmek veya telefonu uçuş moduna almak. Telefonunuz, internet bağlantısı olmadığında arka planda reklam indirmek için sunuculara erişemeyecektir ama bunun dezavantajları da belli.

Eğer reklamları geleneksel yöntemle engellemek isterseniz biraz uğraşmanız gerekecek. Google artık reklam önleyici uygulamalara Google Play Store’da izin vermiyor, Apple ise başından beri vermiyordu. Eğer Android cihazınızın kısıtlamalarını kaldırmaya gönüllüyseniz AdAway gibi uygulamalar hem uygulamalar hem de internet sitelerindeki reklamları engelleyebiliyor. Aynı şekilde eğer iPhone’unuza “jailbreak” yapmaya gönüllüyseniz AdBlocker uygulamalar, oyunlar ve sitelerdeki reklamları durduruyor.

Arka plan verilerini düzenleyin

Telefonunuz cebinizde durduğu zamanlarda bile veri tüketmeye devam eder. Bunun sebebi sosyal medya, bulut depolama, e-posta gibi pek çok uygulamanın uzaktaki bir sunucuyla yeni güncellemeleri, mesajları veya dosyaları kontrol etmek (ve varsa indirmek) amacıyla sürekli bağlantı halinde olmasıdır. Yani arka plandaki veri transferini (bildirimlere hayat veren verileri) kısıtlayarak veri kullanımınızdan tasarruf edebilirsiniz.

Android ve iOS cihazlar için arka plan verilerini kısmanın birkaç farklı yolu var. Hem Android hem iOS kullanıcıları sürekli güncelleme isteyen hava durumu, haberler ve borsa gibi uygulamalardan fazla sayıda indirmemeli (veya en azından bildirimlerini kapatmalı). Android kullanıcıları Google Play’den gelen otomatik güncellemelerin sadece kablosuz ağa bağlıyken indirilmesini ayarlayarak arka planda veri kullanımını düşürebilirler: Google Play’i açın, “Ayarlar > Uygulamaları otomatik güncelle” yolunu izleyip “Uygulamaları yalnızca kablosuz bağlantı üzerinden otomatik güncelle” seçeneğini işaretleyin. iOS 7’den önce kullanıcıların uygulamaların otomatik güncellenmesi konusunda kafa yorması gerekmiyordu ama iOS 7 ile birlikte bu bir seçim haline geldi. Ayarlar > iTunes ve App Store > Hüresel Veri’yi Kullan”ı devre dışı bırakmayı unutmayın.

Mobil veri kotanızı aşmanıza sebep olabilecek iOS 7 özelliklerinden biri de “Arkaplanda Uygulama Yenile”. Bu özellik tamamen kapatılabilir veya sadece belli uygulamaların arka planda içerik güncellemesi yapmasının önüne geçmede kullanılabilir (Ayarlar > Genel > Arkaplanda Uygulama Yenile). Dropbox gibi bazı uygulamaların kendi ayar menülerinde de “sadece Wi-Fi üzerinden veri indir” gibi seçenekler oluyor. Örneğin bu ayarı yaptığınızda Dropbox, mobil internet kullanırken dosyalarınızı eşitlemiyor ve sürprizlerle karşılaşmıyorsunuz.

Android kullanıcıları ayrıca belli uygulamalar için arka plan verilerini kısıtlayabilir: “Ayarlar > Bağlantılar > Veri kullanımı” yolunu izleyin ve “Arka plan verisini kısıtla”yı işaretleyin.

Arka plan verisi kullanımını kısıtlamanın bir başka yolu da Dropbox, Facebook, Google, LinkedIn gibi bağlantılı hesaplara sahip servislerin arka plan verilerine limit getirmek. Bunu yapmak için Ayarlar > Hesaplar menüsünden limit koymak istediğiniz hesabınıza basın. Açılan ekranda hangilerinin senkronize edileceğini veya edilmeyeceğini, bunun hangi sıklıkla olacağını belirleyebilirsiniz. Örneğin Facebook takvimi, arkadaşları veya resimlerini farklı aralıklarla güncellenmek üzere seçebilirsiniz.

iOS kullanıcıları arka plan veri kullanımıyla anında iletimi ve bildirimleri kapatarak savaşabilir. Anında iletimi kapatarak e-posta uygulamasının sürekli yeni mesajları kontrol etmesinin önüne geçmek için “Ayarlar > Mail, Kişiler, Takvimler” yolunu izleyip “Yeni Verileri Al”a basın ve “Anında İlet”i devre dışı bırakıp “Al” seçeneğini “Elle” yapın. Bunu yaptığınızda siz Mail uygulamasını açmadıkça e-postalarınız kendiliğinden kontrol edilmeyecektir.

Tüm bu düzenlemeleri yaptıktan sonra 500, hatta 250 MB’lik bir internet paketiyle bile bütün ayı çıkarabilirsiniz. Kotayı aşmamak için bazı kolaylıklardan fedakârlık etmeniz gerekecek ama bu çabanıza değecektir. Instagram’daki fotoğraflarınıza gelen her beğeniyi tek tek ve anında görmeniz o kadar önemli mi? Bence değil.

Yazı boyunca bahsedilen gizli veri emicileri devre dışı bırakmayı unutmayın, uygulamaları ve e-posta eklerini mümkün olduğunca kablosuz ağlar üzerinden indirin. Tüm bunları yaparsanız kotanıza uymanız çok kolay olacak.

Yazının devamı...

Yüzen nükleer santral bir umut olabilir mi?

17 Temmuz 2014

2011’de Japonya'da gerçekleşemn deprem ve tsunami, Fukushima Daiichi nükleer santralini vurduğunda ne sarsıntı ne de sonrasında gerçekleşen su baskını zehirli sızıntıya neden oldu. Daha ziyade, bunların neden olduğu güç kesintisiyle ortaya çıkan reaktör çekirdeklerini soğutma problemi nükleer sızıntıda büyük rol oynadı.
Nükleer enerjinin geleceği üzerine karabulutlar seren Fukushima Daiichi kazası ile mühendisler, nükleer santralleri tekrar masaya yatırdı. MIT tarafından tasarlanan yüzen nükleer santraller bu düşüncenin bir ürünü. Offshore petrol kuyuları örnek alınarak geliştirilen yüzen nükleer santraller sayesinde, Japonya gibi ülkeler daha güvenli bir nükleer gelecek inşa edebilir.
100 metre derinlikteki su üzerinde demirleyen yüzen platform, tsunami dalgalarından etkilenmeyecek. Depremler ise yok denecek kadar az bir etkiye sebep olacak. Acil durum yaşayan pek çok santralde (Çernovil, Three Mile Adası ve Fukuşima gibi) görülen aşırı ısınma ve potansiyel çekirdek erimesi ise deniz sayesinde neredeyse imkânsız hâle gelecek.
Yüzen nükleer santrallerin büyüklüğü ise son derece esnek olacak. 50 megavatlık ufak santrallerden, büyük modern bir şehri tedarik edebilecek 1000 megavatlık santrallere kadar çeşitli boyutlara sahip olabilecekler.
Yüzen nükleer santral tasarımını gerçekçi bulan çoğu akademisyen, yüksek tsunami riski taşıyan bazı Asya ülkelerinde yakın gelecekte böyle bir pazarın oluşabileceğini düşünüyor.

Yazının devamı...

Facebook insanlar üzerinde deneyler yapıyor mu

15 Temmuz 2014

İnternet güvenliği için 8 önemli kural

1- Güçlü şifreler kullanın

Çok sayıda insan “123456” gibi, çocuklarının ismi veya arabalarının plakası gibi çok basit şifreler kullanmakta. İyi şifreler tahmin edilemez olmalı ve gerçek kelimelere benzememelidir.

2- Düzenli yedekleme yapın

Önemli dosyalarınızın yedeğini alın. İndirdiğiniz yazılım ve içerikler genelde sigorta kapsamında değildir ve muhtemelen bebeğinizin ilk adımlarının videosu sizin için değeri biçilemez ve yeri doldurulamaz bir şeydir.

3- Paylaşmadan önce düşünün

Paylaşacağınız bilgi bir suçlu için kullanışlı bir bilgi olabilir mi? Gerçekten bu bilgiyi internette yayımlamanız gerekiyor mu? Özellikle sosyal ağlar, kimlik hırsızlarının hayatlarını kolaylaştırdığı için hedef hâline geliyorlar. Sosyal medyada paylaşımda bulunmakla kendi özel yaşamınızı gözler önüne sermek arasında aslında kalın bir çizgi var.

4- Her okuduğunuza inanmayın

Bir mesaj bankadan gönderildiğini söylüyor diye gerçekten de bankadan yollandığına inanmayın. Elektronik mesajlar konusunda şüpheci olun; özellikle e-postalardan, sohbet mesajlarından ve yeni yazılımları indirmenizi önerenlerden.

5- Korumasız kalmayın

İnternete bağlı bir bilgisayarı güvenlik yazılımı olmadan kullanmak deliliktir, özellikle de iyi güvenlik paketlerinin çok makul fiyatlarda olduğunu düşünürsek. Ayrıca Windows’u da güncel tutmayı unutmayın.

6- Tek bir şifre kullanmayın

Kullandığınız her web sitesi veya servis için ayrı bir şifre belirleyin. Aksi hâlde eğer bir site kullanıcılarının şifrelerini koruma konusunda başarısız oldursa, kötü amaçlı kişiler tüm hesaplarınızın şifrelerine sahip olacaklardır.

7- Düşünmeden tıklamayın

Eğer bir şey doğru olamayacak kadar güzel görünüyorsa muhtemelen doğru değildir, garip görünüyorsa muhtemelen gariptir. İsteğiniz dışında gönderilen e-posta eklerini açmayın veya emin olmadığınız yazılımları indirmeyin.

8- İnternetten tanıştığınız insanlara peşinen güvenmeyin

Kendini olduğundan çok farklı gösterip başkasının bilgilerini ve fotoğraflarını kullanarak internette insanları kandıran kötü niyetli kişilerin varlığı malum. Fakat yine de hala duygusal ve maddi zararlar gören insanların hikayelerini duyuyoruz. İnternette tanıştığınız herkes için şüpheci olun. Karşınızdaki kişinin sözlerinin doğruluğundan şüphe duyuyorsanız büyük ihtimalle yalan söylüyordur. Bir süre sonra sizden para veya başka şeyler isteyebilir. Kendinizin olduğu kadar yakınlarınızın ve çocukların bu konuda dikkatli olması için tedbirleri alın.

Yazının devamı...