"Özgür Şahiner" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Özgür Şahiner" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Özgür Şahiner

3 fotoğraf

19 Mayıs 2017

İlkini, Ankaragücü kulübü servis yaptı. Şampiyonluğun ilan edildiği Kayseri Erciyesspor maçı sonrası; başkan, yönetim, teknik kadro ve oyuncular, antrenman tesislerinde ‘Şampiyonluk pozu’ vermişti... Her şey güzel görünüyordu ancak eksikti. Fotoğrafta, başkan ile birlikte, 6 yönetici vardı. Diğerleri yer almamıştı... Her zaman birlik ve beraberlikten söz edilirken, böylesi mutluluk ve gurur tablosunda; takım için gecesini gündüzüne katan, didinen, uğraşan, emek harcayan isimlerin yer almaması ilginçti. Eğer haberleri varsa ve kendileri gelmedi ise o zaman yönetimde çatlak var demektir. Yok eğer hiç haber verilmedi ise sorun daha büyüktür ve ‘Biz bu ekiple başardık, sizin katkınız olmadı’ gibi bir anlam çıkar ki o zaman işleri yürütmek zorlaşır...
İkincisi, Halkbank’ın İzmir’de şampiyonluğu kazandığı, Arkas maçının bitiminde, Sırp oyuncu İvan Miljkovic’in sevinçten ağladığı fotoğraftı. 37 yaşında; kariyeri, sayısız şampiyonluk, kupa, madalya ve başarı ile dolu bir sporcunun gözyaşları, takıma duyduğu aidiyet, paylaşma, dayanışma ve ekibin parçası olma özelliklerini ön plana çıkarması açısından önemliydi. Emekliliği gelmiş bir oyuncunun, işine duyduğu saygı gösterisiydi. Galatasaray’ın efsanesi George Hagi’nin, “Takım maç kaybettiğinde ağlamayan sporcu yıldız olamaz” sözlerinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlattı. O fotoğrafa, ileride başarılı bir sporcu olmayı hedefleyen gençler iyi bakmalı, iyi anlamalı... Bir şampiyonluk sevincinden, çok daha fazla şeyler anlattığını görebilmeli... 

ORTAM GERİLMESİN

Üçüncüsü de Gençlerbirliği Başkanı Murat Cavcav ile Teknik Direktör Ümit Özat’ın, yeniden anlaşma imzaladıklarını belgeleyen fotoğraftı... Başkanın çalışma ofisinde çekilmişti... Bizler, kulüpler kurumsallaşmalı, iletişim sağlıklı kurulmalı, herkes empati yapmalı derken, geldiğimiz nokta, çok düşündürücüydü... Ortada, hiç bir şey yokken, Gençlerbirliği adını kamuoyu önünde tartışılır hale getiren, hem diğer hem de kendi takım taraftarının tepkisini çeken Teknik Direktörü ile sözleşme yenileyen kulüp, bunu, sadece basından değil yönetiminden de kaçırmış gibiydi. Acele ve sanki inadına yapılmış gibi bir hava vardı... Belli ki Özat ile Ankara basınını karşı karşıya getirmeyelim, gerilen ortam iyice alevlenmesin, başımız ağrımasın diye düşünülmüş, böyle bir adım atılmıştı. Özat’ın taraftar ile maçlarda, medya mensupları ile de basın toplantılarında karşılaşabileceği, kendisinin yaptığı açıklamaların mutlaka gündeme getirileceği unutulmuştu...
Hiç bir yöneticinin o fotoğrafta olmayışı, Gençlerbirliği’nde daha önce görmeye alıştığımız, İlhan Cavcav modelinin bir devamı mı yoksa, Özat’a karşı cephe alan yöneticilerin tavrına karşı alınmış bir karşı duruş mu onu zamanla göreceğiz. Ancak, Beştepe’de sezonun sonu ile transfer döneminin hareketli geçeceğini kestirmek zor olmasa gerek.

Yazının devamı...

Sahada olan sahada kalmaz

12 Mayıs 2017

Çıkacak sonucu, herkes, merakla bekliyordu ki yapılan açıklamalar çok fazla gürültü koparmadı. Oysa, Bugsaş-A.Gücü maçıyla birlikte yükselen tansiyon, Gökçek’in, “Kulübü bağırta bağırta alacağım. Arkadaşlarımı yeni yönetimde görevlendireceğim” sözleri ile farklı bir boyut kazanmıştı. Tam, kutlama hazırlıkları yapılırken, Gökçek’in, “Yiğiner ve ben onursal başkan olayım, yönetimi bizim arkadaşlara bıraksınlar” açıklaması ile de gerilim, tepe noktasına ulaşmıştı. Maçtan sonra Tandoğan Meydanı’ndaki şölende, Başkan Yiğiner’in, kendisinin geleceği ile ilgili olarak, taraftara yaptırdığı açık hava anketindeki, “Biz burdayız ve devam ediyoruz” çıkışı, açık bir karşı duruştu.
Görüşme ile ilgili açıklamayı, Gökçek, twitter hesabından yaptı. Yiğiner’in devam etme yönündeki kararına saygı duyduğunu, belediye şirketleri aracılığı ile reklam vereceklerini, belediye meclisinden A.Gücü’ne destek çıkaracaklarını, daha önce olduğu gibi Ankaralı iş adamlarını bir araya getirip, kaynak toplayacaklarını belirtti.
Bir hafta 10 gün önceki sert mesajların yerini, ılımlı bir hava almıştı. Bizler, her zaman bunu anlatmaya çalıştık. A.Gücü, kavga, tartışma ve iç çekişmeden uzak durmalı dedik. Bu kulübün, bunlardan çok sıkıntı çektiğini dile getirdik. Sonuç, bu anlamda önemliydi.

TEPKİ GELİR KORKUSU MU ?

Yalnız, kafama takılan bazı sorular var... Gökçek’in, açıklamasının satır arasına sıkıştırdığı, detaylara inmeyeceğim sözleri, derin anlamlar içeriyor gibi... Hepimizin bildiği ve yakından tanıdığı Gökçek, kafasına bir şeyi koydu mu mutlaka yapar. Eğer “A.Gücü’nü alacağız” derse alır. Başkan, hem maddi hem de manevi desteğini sürdürecek, kulüpte söz hakkı olmayacak. Bana pek de mantıklı gelmiyor... Acaba diyorum... Bu kritik görüşmede; şu an için bu yönde atılacak bir adıma, taraftar büyük tepki gösterir, oluşan birliktelik dağılır ve her şey tersine döner düşüncesi ile zamana bırakma uzlaşısı mı sağlandı...
A.Gücü’nün ekonomik açıdan yaşadığı zorluk ortada. Hem Gökçek hem de kulüp cephesinden gelen açıklamalarda anlaşılıyor ki bu zamana kadar sorunları giderme konusunda çalınan ilk kapı, hep Gökçekler’in kapısı olmuş... A.Gücü’nün omuzlarında, teknik ekip ve oyuncu grubuna yapacağı ödemeler ile şampiyonluk priminden doğan büyük bir yük var. Gelecek yılın takımı için para lazım. FIFA ve Türkiye Futbol Federasyonu’nda süren alacak davaları da hayli külfetli. Transfer yasağı ve eksi puan cezası gibi tehditler mevcut. Bunları karşılamanın zor, hatta mümkün olmadığını, yönetim dahil herkes biliyor. Bizzat A.Gücü başkanı, “En az 20 milyon TL gerekli” diyorsa, durum vahim demektir.

Yazının devamı...

Unutulmaz olur mu ?

30 Mart 2017

Zaferlerin hepsinin ayrı bir hikayesi vardır.. İçinde barındırdıkları; başarıyı yüceltir, unutulmaz yapar, efsaneleştirir. Futbolda, İstanbul’un 3 büyüklerine karşı, ‘Anadolu isyanını’ başlatan Trabzonspor’un, üst üste gelen şampiyonlukları, diğer şampiyonluklardan bu nedenle farklıdır. Bursaspor’un, 4 büyüklerin zincirini kırıp, ülke futboluna adını beşinci şampiyon yazdırmasının ayrı bir yeri vardır... Avrupa arenasında zirveye çıkan tek takım olduğu için Galatasaray’ın UEFA şampiyonluğu çok değerlidir... Üstünden yıllar geçse de unutulmazlar...

Eski adıyla Federasyon, yeni adıyla Türkiye Kupası’nı bir çok takım kazanmıştır... Ancak, A.Gücü 2. Ligde mücadele ederken bu başarıya ulaştığı için, zaferinin anlamı çok büyüktür... Bununla yetinmeyip, üstüne bir de o zaman ki adıyla Devlet Başkanlığı Kupası’nı, sezonun şampiyonunu devirerek kazandığı için, tarihe geçmiştir... Sarı-lacivert renklere gönül verenlerin, gururla taşıdığı ve daima taşıyacağı iki ölümsüz nişandır o...

HAYAL UMUDA DÖNDÜ

Sarı-lacivertliler, 36 yıl geride kalmış şanlı günlerin, bir benzerini yaşamaya hazırlanıyor... Oyuncular, yeni bir zafere; mücadele, hırs, azim ve yüreğiyle bir kez daha koşuyor... Evet şu an bulundukları yer ikinci lig. Bu kadar da abartmaya değmez diyebilirsiniz... Ancak işin aslı öyle değil... Şartlar göz önüne getirildiğinde, elde edilecek başarının anlamı büyüyor...
A.Gücü, bu günlere kolay gelmedi... Neredeyse tüm oyuncular, bir yolunu bulup kulüpten uzaklaşırken, bütün yükü gençler omuzladı. Borç batağı içinde, menemenle öğün geçirilirken, yeri geldi teknik adamlar kendi ceplerinden yemek siparişleri verdi. Haciz memurları, kulüp eşyalarına el koydu... Eski yöneticiler, teknik adamlar, futbolcular ve çalışanlar, alacaklarını tahsis için sıraya girip, futbol federasyonu ve FIFA’da davalar açtı. Ayakta durmaya çalışan kulübü daha da zor durumlara düşürdü. Uçurumun kenarına itilen tarihi çınar, nefes alayacak hale geldi... Büyük umutla başlanan yolculukların sonunda büyük hayal kırıklıkları yaşandı. Oyuncular, (Kaybedersek taraftar nasıl tepki verir), yöneticiler de (Eksi puan cezası ne zaman gelir) endişesi içinde mücadele verdi. 4 yılda gerçek anlamda büyük bir çile çekildi... Gidilen karanlık yolda herkes bir ışık hayal etti... Şimdi, o hayal kocaman bir umuda döndü... Tünelin sonundaki ışık göründü...

GURUR YÜZLERE YANSIYOR

Bizler, A.Gücü’nün iç sahadaki tüm maçlarında büyük heyecana tanıklık etmiş, farklı duygulara kapılmışızdır. Ancak, bu seneki ve özellikle de Sarıyer maçıyla birlikte başlayan süreçte yaşananların, hepsinden değişik olduğunu söylemeliyim. Bir maç öncesinde, Gecekondu tribünü ile Kapalı tribünün kesiştiği yerde durup, 19 Mayıs Spor Kompleksinin ana giriş kapısına doğru bakarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Sarı-lacivert renklere bürünmüş insan selinin, stada doğru heyecanla akışını izlemek gerçekten insanın duygularını kabartıyor. Gençler, yaşlılar, babasının elinden tutmuş küçük çocuklar, sayısı her geçen gün artan kadın taraftarlar umutla yürüyor... Hepsinin yüzünde, büyük bir sevinç, büyük bir gurur, büyük bir özlem var...

Yazının devamı...

A.Gücü kazanmalı

7 Mart 2017

A.Gücü taraftarı, beni yanıltmadı. Son dönemde, böylesi kalabalığı, böylesi coşkuyu hiç görmemiştim. 19 Mayıs Spor Kompleksi’nin giriş kapısından; çoluk çocuk, genç yaşlı, binlerce taraftar stada doğru insan seli olmuş akıyor, sevgilisine bir an önce kavuşmak için can atıyordu. Stadın içi ayrı güzeldi. Saatler öncesinden girenler, şarkılar söylüyor, maçın başlamasına çok az zaman kala gelenler, tribünlerdeki boşluklara oturabilmek için yarışıyordu.

Ankara ve 19 Mayıs Stadı, uzun zamandır bu tabloyu çok özlemişti. Farklı siyasi kimliklere sahip isimler destek için tribüne gelmiş, kent bütünlemiş, şampiyonluk hevesiyle yanıp tutuşan taraftarlar, bu özlemi dindirmek için dört nala koşan takımın peşine yürekten takılmıştı. Sergilenen tam bir futbol seferberliğiydi...
Maçın başlaması ile birlikte; heyecan, sevinç, gurur, stres ve tutku gibi duygular, birbirine karıştı. Sahadaki ayaklar ile tribündeki kalpler, Sarıyer kalesine hep birlikte yüklenmeye başladı. Ömer Bozan’ın golüyle rakibin direnci kırıldı, Erhan’ın golü, stadı karnaval yerine çevirdi.
Maç bitiminde, stattan ayrılan herkesin yüzünde; gücün, isyankar ruhun, gururun ve zaferin izleri vardı.

UMUTLAR YİNE ERTELENMESİN

A.Gücü çok mu iyi oynadı. Hayır... Kazanması için ne gerekiyorsa onu yaptı. Mücadele etti, hırsı ve aklını birleştirdi, taraftarının enerjisini arkasına alıp, sonuna kadar savaştı. 2 duran toptan iki gol bulup, 90 dakikanın sonunda istediğini aldı ve hedefe bir adım daha attı. Yeri gelmişken, İsmet Taşdemir ve oyunculara, sonraki süreçte mücadele gücünün yanına, oyun kalitelerini de katmaları gerektiği uyarısını yapalım.
Sahadan çıkan sonuç güzel ancak maç sonu açıklamalar endişe verici. Başkan Mehmet Yiğiner, sahadaki mücadelenin masada kaybedilmesinden duyduğu korkuyu dile getirdi. Bunca emek, bunca çaba boşa gitmesin. Hayaller yıkılmasın, umutlar ertelenmesin. Bu kent, uzun zaman sonra ortak bir değerde bütünleşti, birlik oldu. Unutulmuş şehrin insanları, şampiyonluk büyüsüne kendisini kaptırdı. Bu rüyadan uyanmak, bu hayalden uzak kalmak istemiyor. Yönetim elinden geleni yaptı, teknik ekip ve oyuncular sahaya hırsını ve azmini koyup, yarışın içinde kalmayı başardı.

Yazının devamı...

Tepki ve hırs

15 Şubat 2017

Yaşananları herkes gördü, okudu, bilgi sahibi oldu, yeniden bunları hatırlatmak istemiyorum. Sadece, zihnime kazılan 3 görüntüden yola çıkarak, A.Gücü için bundan sonraki sürecin daha iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

İlkinde, Gümüşhane Valisi ve belediye başkanı, bu önemli maç öncesinde takımın antrenmanına gidiyor ve baklava götürüp, moral vermeye çalışıyor. Takımın yanındayız, destekliyoruz diyorlar. Fotoğrafa bakınca, bizimkiler aklıma geldi. Ben uzun zamandır, Ankara’da böyle bir şey yaşandığını hatırlamıyorum. Bırakın, antremana gidip destek verdiklerini, maça gelip izlediklerini görmedim.
İkincisinde, maç oynanırken, Gümüşhaneli Bakan ile ilin valisi, yanındaki 30-40 kişilik koruma ordusu ile sahanın kenarından dolaşıp, tribündeki yerini alıyor. Taraftarı selamlıyor. Direk protokol tribününe gitmeyip, sahanın içinden geçiyorlar. Neden ? Nedeni belli. Mesaj verilmeye çalışılıyor. Müsabaka talimatının uygulanıp uygulanmamasını geçtim, etik olarak yapılan doğru mu ? Aynı davranış, Gümüşhanespor’un deplasmandaki bir maçında, rakip takım için yapılsa ne düşünürler acaba...

KİMSEYİ YANINA YAKLAŞTIRMAZLAR

Üçüncüsünde ise tam bir çaresizlik hakim. A.Gücü, takım otobüsünün içinden çekilmiş ve yanılmıyorsam maçtan sonraki bir görüntü. Otobüsün önünde 5-6 emniyet görevlisi var. Yüzlerce ev sahibi takım taraftarı, otobüsün etrafında. İçlerinden bazıları, elini-kolunu sallıyor, belli ki tehdit savuruyor, otobüse doğru hamle yapıyor. Bu esnada çirkin sözler de duyuluyor. Emniyet güçleri ise sadece o kişileri uzaklaştırıyor. Tek bir taraftarı alıp, ‘Sen ne yapıyorsun’ bile demiyor... Otobüs içindekilerin, korku, heyecan ve endişeli bekleyişi, sessizliklerinden anlaşılıyor. Maçtan önce taşlı saldırı, maçtan sonra sözlü taciz. Oyuncular bu ortamda maça çıkıyor. Ve ne yazık ki A.Gücü bu ligde kaldığı sürece, bunlarla karşılaşması muhtemel...
Bu olayların hepsi, takım maçı kazandığı halde oluyor. Bir an A.Gücü’nün kazandığını düşünün ve manzarayı gözünüzün önüne getirin. Bir de 19 Mayıs Stadı’nda, maç öncesinde ve maç çıkışında alınan emniyet tedbirlerini hatırlayın. Değil rakip takım otobüsünün yanına, 50 metre uzağına bile yanaşamazsınız.
A.Gücü taraftarı, çoğu zaman olayların içindedir. Kavgacıdır, hırçındır, isyankardır. Tepkisini eyleme çabuk döker. Özellikle olaylı maçlardan sonra, 19 Mayıs Stadı’nda nelerle karşılaştıklarını da hepimiz yaşayıp gördük. Kaldı ki onların tepkisinin büyük bölümü rakipten çok kendi yönetimlerine olmuştur.

YALNIZ BIRAKANLARA İNAT

Yazının devamı...

Sahada olan sahada kalmaz

10 Şubat 2017

G.Birliği ve Osmanlıspor’un, önünde önemli bir avantaj vardı. Fikstür gereği üst turda Beşiktaş, F.Bahçe, G.Saray ve M.Başakşehir’den ikisi elenecekti. Trabzonspor ve Bursaspor’un esamesi okunmuyordu. Avrupa’ya açılacak en kısa yol, önceki yıllara göre daha az dikenliyken, bizimkiler, bu yolda bile yürümeyi beceremedi. Kupaya iyi motive olacaklarına inanmıştım. Eşleştikleri rakipler de fena değildi. Ancak olmadı.

ÖZÜR DİLEMEK İSTEDİM

G.Birliği-Kayseri maçı öncesinde, taraftarı, takıma sahip çıkmaya davet ederken, onların desteğinin itici güç olacağını, oyuncuların bunu karşılıksız bırakmayacağını düşünmüştüm. İlk yarıda, hayal kırıklığı yaşadım. Kayserispor, kısa sürede 2 gol bulup, devreyi 2-0 önde kapatırken, skordan çok G.Birliği’nin berbat futbolu, hedeften uzak görüntüsü bizi çileden çıkardı. Yanımda maçı izleyen meslektaşlarım, ‘Bu takım izletmek için çağrıda bulundun. Sana inanıp, keyifli bir maç izleyeceğiz umuduyla geldik, futbola olan sevgimizi kaybedeceğiz” diye bana şaka yollu sitemlerini iletti.
Doğrusu haklıydılar. Gençler, bu bölümde çok kötüydü. Bir an, yazdığım yazı aklıma geldi. İmkanım olsa da beni dinleyip stada gelen taraftar varsa, bilet paralarını ödeyip, kendilerinden özür dileyim istedim.
2. yarı, işin rengi değişti, Serdar’ın penaltısı ile fark bire inerken, tükenen umutlar yeşerdi. Uğur’un kendi kalesine attığı gol, herkesi bir kez daha kahretti. Son bölümde artan baskı, Velikonja ile bir gol getirse, oyuncular canla başla mücadele etse de süre yetmedi. Gençler, dramatik bir sonla elendi.
Taraftarın, maç bitiminde takımı tribüne çağırıp, sahip çıkması iyiydi ancak turu alıp giden Kayserispor olmuştu.

Yazının devamı...

Cavcav’ın mirası

24 Ocak 2017

Ankara’nın ayazında, battaniyeye sarılarak karşılaşmayı izlese de çok üşümüş olacak ki yanındakilere kendisini locaya götürmelerini istedi. Destek alıp merdivenleri ağır ağır çıkarken, hastalığının son dönemde onu iyice güçten düşürdüğü, adımlarını atarken yaşadığı zorluktan belli oluyordu. O sırada bir an göz göze geldik. Bakışlarında, derin bir hüzün, derin bir acı vardı...
91 yılında mesleğe adım attığımda tanıdığım ilk isimlerden biriydi Cavcav... Çalıştığım sürece, hep iyi hukukum oldu, son 1-2 yıldır, aramızda bir soğukluk vardı... Benim kırgınlığım, onun kızgınlığı, iletişimimizi azalttı... Eskiden sürekli telefonla görüşürdük, son dönemde, sadece yüz yüze geldiğimizde, kısa cümlelerden oluşan konuşmalar geçmeye başladı aramızda... Küs değildik ama eskisi gibi de değildik. Ölüm haberini alınca bir tuhaf oldum, içim burkuldu. Geçmişe uzanan bir yolculuk yaptım. Haber anlamında ne çok şey paylaşmışız... Varsa, üzerinde benden yana hakkım, sonuna kadar helal olsun...
Gençlerbirliği demek Cavcav, Cavcav demek Gençlerbirliği demekti... Gerçekten de Gençlerbirliği ile yatar Gençlerbirliği ile kalkar, Gençlerbirliği ile yaşardı. Evladı gibi görürdü kulübünü. Bir babanın, evladının üzerine titremesi gibi titrerdi Gençlerbirliği’nin üzerine, zarar gelsin istemezdi... (Uykumda, kulağıma, 2-0, 2-0 yenildik diye fısıldarlar, korkudan sıçrar, kan ter içinde kalırdım) sözleri, onun kulübe olan bağlılığını anlatmaya yeter de artardı bile.

KİMSELERE MUHTAÇ OLMADI

Maltepe’deki yurdun altındaki küçük bir salon ve bodrum katındaki soyunma odasından ibaret, içinde farelerin cirit attığı kulübü, herkesin imrendiği müthiş tesislere kavuşturdu. Belki az, ama öz verdi, teknik direktörüne, oyuncusuna... Ancak, bugün büyük kulüpler dahil bir çoğu, borç batağından kurtulmak için çırpınırken, Gençlerbirliği, kimseye tek kuruş bolcu olmadan, ayakta kalmanın haklı gururunu yaşadı. Bankalarda da her daim nakit parası oldu. Kulüpler, alacak davaları ile FIFA’lık olur, icra takipleri ile kapılarına kilit vurulurken, Gençlerbirliği, Cavcav’ın politikaları sayesinde, her zaman bunlardan uzak kaldı.
Eli sıkı, biraz huysuz, ancak kesinlikle kin gütmeyen bir yapısı vardı. Onun hakkında yapılan eleştirilere önce kızar, tepki gösterir sonra da unutur, hiç bir şey olmamış gibi davranırdı. Haber konusunda da duyduğunuz bir şeyi sorarsanız, hiç gizlemeden, açık açık anlatırdı...

Yazının devamı...

Ankaragücü’nün Onur’u

17 Ocak 2017

Kulüp, sözleşmesi sezon sonu bitecek oyuncunun bedelsiz gitmesindense, 950 bin TL kazandırarak ayrılmasının, karlı bir transfer olduğunu anlatmaya çalışırken, Onur’un, yetiştirme tazminatının neredeyse aynı rakama denk geldiği iddiası ortalığı karıştırdı. Taraftar, önemli bir kozun elden çıkarılmasına tepki gösterdi.
Gelişmelerden, A.Gücü’nün büyük bir krizle karşı karşıya kaldığı, aylardır ödenmeyen alacakları nedeni ile oyuncuların ‘isyana’ hazırlandığı, bazı sözler yerine getirilmediği için de bu transfere yol verildiği anlaşılıyor.
Takım, ileride Onur’u arar mı onu zaman gösterir. Bana kalırsa, savunma oyuncusu da olsa, önemli bir silah yetirilmiş durumda.

KENDİNİ GÖSTEREN GİTTİ

Değinmek istediğim konu şu... A.Gücü, 2. Lige mücadele etmeye başladıktan sonra, alt yapısından gelen oyunculara daha fazla yer vermeye, onları A takımda daha iyi değerlendirmeye başladı. Bir çok oyuncu forma şansı bulurken; Aybars Garhan, Bayram Olgun, İshak Doğan, Serkan Şirin, Ümit Kurt, Mehmet Umut Nayır, Gökhan Akkan, Kaan Kanak, Hasan Ayaroğlu, Emre Taşdemir ve son olarak da Onur Atasayar, transfer olup, kulübe para kazandırdı.
Sinan, Mehmet Erdem, Aytaç gibi genç yaşta A.Gücü’ne gelip, giderken ufak-tefek katkıları olanlar da mevcut.

Yazının devamı...