"Bünyamin Sürmeli" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bünyamin Sürmeli" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Bünyamin Sürmeli

2008-2009 beyaz kışı nasıl geçecek?

22 Aralık 2008
Kara veya beyaz, İstanbul ve Türkiye geneli için Mart 2009’a kadar hava sıcaklıkları ve yağış tahmini şöyle: İstanbul’da hava sıcaklıkları önümüzdeki aralık, ocak ve şubat aylarında mevsim normalleri civarında olacak. 2009 Mart’ından itibaren ise hava sıcaklıklarının tekrar mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi bekleniyor. Yağışların ise, Aralık 2008’den Mayıs 2009’a kadar mevsim normalleri civarında olması bekleniyor.

Uluslararası İklim Tahmini Araştırma Enstitüsü’nün Türkiye geneli için yaptığı mevsimsel hava tahminlerine göre yağışlar, Mayıs 2009’a kadar mevsim normalleri civarında olacak. Aralık ayında; Marmara, Batı Karadeniz ve Ege Bölgelerinde hava sıcaklıkları mevsim normallerinde diğer bölgelerde mevsim normallerinin üzerinde olması bekleniyor. Ocak ayında, Marmara, Karadeniz ve Ege Bölgelerinin tümünde hava sıcaklıkları mevsim normallerinde diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin üzerinde olması bekleniyor. Şubat ayında sadece Türkiye’nin güneyinde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde olacak; diğer bütün bölgeler mevsim normallerinde geçecek. Mart 2009’da ise Trakya ve İstanbul hariç olmak üzere Türkiye’nin genelinde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde olması bekleniyor.

OTELDE TERÖRLE KARŞILAŞMAK

Bu yazıyı yazarken TV’de Hindistan’ın Mumbai kentinde meydana gelen terör saldırısı sırasında bir otelde bulunan Avukat Yasemin Erden yurda dönmüş havalimanında yaşadıklarını anlatıyor ve "teröre yenilmemek lazım" diyordu. Bu sefer afet yönetimi şapkamla, teröre yenilmemek için otellerin afet ve acil durumlara yönelik hazırlıkları konusunda bir uyarıda bulunmak istiyorum.

Üç ya da beş fark etmiyor; farklı farklı yıldızlara sahip otellerimizdeki odaların kapılarının arkasında genellikle bir yangından kaçış planı olduğunu görürsünüz. Teftiş fırçası gibi duran bu acil durum levhaları sadece ve sadece yangın tehlikesine yöneliktir. Hindistan’da olduğu gibi otelde bir terör olayına da yakalanabiliriz. Benzer bir şekilde deprem de bizi otelde yakalayabilir. Bu nedenle, klasik acil durum levhaları terör, deprem, kimyasal serpinti gibi durumlarda pek işe yaramaz.

UYARI NOTLARI KONULSUN

Oteller, müşterilerinin karşı karşıya kalabilecekleri tehlike ve risklere karşı nasıl davranacaklarını, nasıl organize olacaklarını, ihtiyaç duyacakları kaynakları nereden, nasıl, hangi yöntemlerle elde edebileceklerini önceden planlamak zorundadır. Afet ve acil durum yönetiminde müşterilerin de levha ve bilgi notları ile doğru yönlendirilmesi büyük önem taşır. Bilgi notu ve acil durum levhalarında "panik yapmayın; sakin olun!" demek çok anlamsızdır. Afet ve acil durumlarda ne yapacağını bilmeyen insanlara "şunu yapma; bunu yapma" demek yerine ne yapacaklarını açık bir şekilde söylemek gerekir.

Afet acil durumlarda uygulanması gereken dört temel davranış şekli var: 1) Deprem anında yapısal olmayan riskler için "Çök-Kapan-Tutun". 2) Kimyasal kazalar, tehlikeli madde sızıntısı, duman ve şiddetli fırtınalar için "Yerinde-Sığınak". 3) Terör/bomba tehdidi, silahlı saldırı, patlama için "Kilitlen-Yat". 4) Yangın anı, deprem sonrası, patlama sonrası, sel öncesi ve anı ve heyelan tehlikesi öncesi için "Tahliye". Bu davranış şekilleri herkes tarafından gerektiğinde tek veya birlikte doğru ama bir şekilde uygulanmalıdır.

Lütfen bu konu otellerimizde artık ciddiye alınıp, örneğin mini-barın yanına ya da arkasına, bu temel davranış şekillerini görsel olarak anlatan bilgi notları, kartları da konulsun!..
Yazının devamı...

Doğu’da aşırı yağış ve kar var, Batı ısınıyor

28 Kasım 2008
Tam normallerde bir kışa ilerliyoruz derken sistemler yine karışmaya, birbirine girmeye başladı. Yazı bitirirken serinlemeleri ve yağışları görünce sevinmiştik "mevsimler yerli yerine yerleşti" diye. Çünkü bu kış için beklenti, yağışların normallerin üzerinde olması, sıcaklıkların da normalleri biraz aşacağı yönünde.

Bu şu anlama geliyor; yağışlar kış normallerinin üzerinde, ancak kar oranı normallerin altında. Kasım ayının sonlarına geliyoruz sıcaklıklar bahar değerlerini aratmıyor. Bugüne kadar sıcaklıklar yüksekti, önümüzdeki günlerde de artacak. Öyle ki aralık ayının ilk günlerinde yaklaşık 5-6’sına kadar sıcaklıklar yine normallerin üzerinde, Kuzey bölgelerde bile 18-19 derecelere yükseliyor olacak. Yaşadığımız normalleri aşan sıcaklıklar yalnızca Batı için değil, kışı sert geçiren Doğu’da da etkili. Yani yağışların gelmesi normal bir kışa ilerliyoruz anlamına gelmiyor.

KAR DA YAĞMUR KADAR ÖNEMLİ

Yağış olsun da kar ortalamanın altında kalsın, diyemiyoruz. Çünkü kar çok önemli. Ürünlerin korunması, toprak sıcaklığının belirli bir seviyede kalması, yüzeyin amonyaklanması (kar içerisinde amonyak mevcut), doğal bir baraj olarak suyun bahar ve yaz için biriktirilmesi, vakti geldiğinde ısınmayla yavaş yavaş eriyip toprağı nemlendirerek mahsulleri tabii yollarla sulaması faydaları arasında.

Bu arada "kar yağsın da şu mikroplar kırılsın" derler ya, bu aslında soğuktan değil kar içerisindeki amonyaktan ileri geliyor olsa gerek. Çünkü birçok mikrop ve bakteri sıfır derecede yaşayabiliyor. Hem öyle olsa kışın ayazlı gecelerde de sıcaklık çok düşüyor, o zaman da mikroplar kırılırdı.

Sıcaklıkların büyük değerlerde dalgalanması eğer kışın akabinde baharda da sürer ise o zaman karların da erken erimesi söz konusu olabilir ki bu da ayrı bir kısıntı olur, hem dağlardaki karın zayi olması, hem de su baskınları açısından.

Umuyoruz ki her şey yolunda gitsin, kışları kış, yazları yaz gibi yaşayalım...

Bakın yalnızca bizde değil, dünyanın bir çok bölgesi sıra dışı iklim koşullarına doğru ilerliyor. Küresel ısınma sistemleri öyle etkiliyor ki ya çok uçlarda mevsimler yaşıyoruz, ya da kışlar sıcak, yazlar serin geçiyor. Bunun anlamı şu; mevsimler çok uçta olursa yani çok soğuk kışlar, çok sıcak yazlar geçirdiğimizde rüzgarlar ve fırtınalar çok kuvvetleniyor, yani sistemleri bir uçtan öbür uca taşıyor. Yok kışlar ılık, yazlar serin olunca da, mevsimler birbirine yaklaştığı için sistemler arası rüzgarlar zayıflıyor, normal koşullarda hava ve deniz akıntıları oluşamıyor, ya da zayıflayıp yön değiştirebiliyor. Bu durumda zincirleme reaksiyonlarla hava koşulları altüst oluyor. Her iki koşulda da denge şaşıyor, denge ne kadar önemli değil mi?
Yazının devamı...

Lodos, aşırı yağış, sel, soğuk hava hatta belki de kar

21 Kasım 2008
İstanbul bu kar yağışlı alan içerisinde mi? Şu anda değil, hava hissedilir seviyelerde düşüyor ama kar beklentimiz yok. Ama tekrar söylüyorum şu anda değil, çünkü gazetenin baskıya girmesinden dolayı bu yazıyı siz okumadan iki gün önce hazırlıyorum, bir de pazar gününden bahsediyorum. Toplamda 3-4 günü buluyor. Sistem daha da kuvvetlenebilir ya da zayıflayabilir, değişimleri takip etmek için mutlaka bültenlerimizi izleyin diyoruz.

YAĞIŞ SIKINTI YARATABİLİR

Aslında risk daha çok aşırı yağış bakımından! Bugün Marmara, Ege ve Batı Akdeniz’de lodos yönünden fırtına bekleniyor. Denizciler dikkat. Sobalar yanmaya başlandı, zehirlenmelere karşı soba kullananlar yatmadan bir saat önce sobalarını söndürsün. Cumartesi günü ise yurdun büyük kısmı yağış alıyor ve bu yağışlar orta ve batı bölgelerde hayli kuvvetli. Özellikle Ege ve Akdeniz’de su baskınlarına, belki daha da ötesinde sele sebebiyet verebilir. Pazar günü ise su baskını riski oluşturacak aşırı yağışlı alanlara Marmara, İç Anadolu ve Karadeniz de ekleniyor. Buradan yerel yöneticilere duyuruyoruz, bugün bulunduğunuz bölgedeki meteoroloji birimleri ile muhakkak irtibata geçin ve hafta sonunda riskli alan içerisinde kalma ihtimaliniz varsa eğer tedbirlerinizi alın. Çünkü yağış sıkıntı oluşturabilecek güçte görünüyor, miktar olarak çok fazla!

SELLERE KARŞI TEDBİR ALIN

Bazı aşırı yağışların oluşturduğu sellerin önüne geçmek, ya da zararsız kurtulmak pek mümkün olmuyor. Yapılması gereken en üst düzeyde tedbir alarak en az zararla bu işten sıyrılmak. Eğer yaşadığınız bölgede sel ya da su baskını sıklıkla oluyorsa bir acil durum çantanızın bulunması iyi olur. Sizi uğraştırmaz, birçoğumuzun evinde bulunan malzemelerden oluşuyor: Testere, çivi, çekiç, kürek, el feneri, kum torbaları ve fener gibi acil durumlarda kullanacağınız malzemeler.

Öncelikle su baskını yaşamamak için bulunduğunuz yerdeki atık su tahliye borularında problem var mı, araştırın. Çocuklarınızın elektrik, su, doğalgaz vanalarını nasıl kapatacaklarını öğrenmelerini sağlamak, selin büyük bir afete dönüşmesini önler. Sele dönüşen şiddetli sağanaklara karşı aile içerisinde bir işbölümü yapıp, kaçış planını hazırda bulundurmak gerek. Sele karşı güvenli bir merkezi buluşma noktası olarak belirleyin.

Aşırı yağış anında dışarıdaysanız yüksek bir yere çıkın. Arabadaysa aracınızı hemen terk edin. Maalesef yaşam kayıplarının birçoğu arabayı tekrar hareket ettirmeye çalışırken meydana geliyor. Aracınızı terk ettikten sonra, su seviyesi düşük olsa bile suda yürümeyin. Akış debisinin artmasıyla tehlike de artabilir.

Suyu kontrol edip yağmur sularının akışını iyi ayarlasak, evlerimizi dere yataklarına değil de tehlikeden uzak bölgelere kursak, sokaklarımızda ve otoyollarımızda direnaj sistemleri yeterli ve iyi çalışıyor olsa yağmurlar aklımızda hiç böyle kalır mıydı? Ancak unutmayın, altyapı ne kadar iyi olsa da, bu haftasonu beklediğimiz yağışların zarar vermeden geçmesi zor.
Yazının devamı...

Sıcaklıklar da gökyüzü de pek değişmiyor

14 Kasım 2008
Bu akıntı uzun vadede Karadeniz’in aslında bir anlamda kaderini etkiliyor. Bu akıntılarla Karadeniz’in suyu adım adım tuzlanıyor. Yani uzun vadede küresel iklim değişimine de bağlı olarak tatlı su kaynakları olan nehirlerin de debilerinin düşmeye başlamasıyla beraber Karadeniz’e daha az tatlı su gelir oldu.

Akdeniz’den Ege’ye, Ege’den Marmara’ya, Marmara’dan da Karadeniz’e tuzlu su taşınıyor. İki kere iki dört, eğer tuzlu su girdisi kadar tatlı su Karadeniz’e gelmezse sonuç; "Karadeniz de bir süre sonra Akdeniz gibi olacak". Bu tabii en başta balık durumunu etkileyecek. Bu bir!

BALIK AKINLARI ETKİLENECEK

İkincisi; Boğaz’daki su akıntıları gibi mevsimsel olarak balık akınları da söz konusu. Kış yaklaşmaya başladı mı, akınlar da başlıyor. Daha çok Karadeniz’in bahar ve yaz deniz suyu sıcaklık ortalamasında yaşayan balıklar kış girişiyle beraber Marmara’ya, oradan da Ege’ye doğru yol alırlar.

Bu da aşama aşama oluyor, yani sıcaklığın adım adım düşüşü ile balıklar da Marmara ve Ege’ye doğru ilerliyor. Bu durum her şeyin yolunda gittiği takdirde geçerli. Yoksa sonbahar ve kış hızlı başladığında balıklar yaşam koşullarını sağlayacak sıcaklığı göremeyince çareyi dibe dalmakta buluyor. Yani "kış erken geldi ne güzel" ya da "bu güzü uzun uzun yaşadık yine" diyemiyoruz. Fazlası da azı da, erkeni de geçi de sıkıntı.

Şu anda Karadeniz balıklarının Marmara’yı geçip Çanakkale’ye kadar gitmiş olması gerekirken Marmara genelinde bile istenen balık çokluğu yok. Evet, bu yıl sonbaharı yağışları ve zamanlaması ile yerli yerinde yaşıyoruz. 2008-2009 döneminden umutluyuz ama yaşadığımız son iki yılın sıra dışı kuraklığının ve zamansız mevsim değişimlerinin ataleti üzerimizden kalkmış olsa bile her şey dengesini bulmuş değil.

DOĞANIN DENGESİ BOZULMAYA GÖRSÜN

Her şeyde olduğu gibi doğada da denge en yüksek verim için çok önemli. Bir kez şaştı mı, işler tam anlamı ile yoluna girene kadar istediğiniz verimi alamıyorsunuz. Önümüzdeki haftalarda size benzer bir durumun tarımda da yaşandığını anlatacağım. Birçok üründe rekolteler artmaya başlasa da, hem de ciddi oranlarda, geçmiş yılların ortalamasını muhtemelen bu yıl da yakalayamayacak. Aynen coğrafi koşullar gibi iklimsel dalgalanmalar da negatif etki oluşturuyor.

Üçüncüsü; yanlış ve zamansız avlanmalar.

Velhasıl bir yeri bozuyoruz -küresel ısınma, mevsimlerin şaşması-, bozduğumuz yeri düzeltemesek de, bu bozulmadan etkilenecek alanlara destek verelim. Ki doğa en az zararla kurtulsun, dolayısıyla biz de kurtulalım. Sofralarımızda balığı en uygun fiyatla yemek, hatta sadece balık bile yemek istiyorsak alınabilecek tedbirlerin hızla alınıp uygulanması gerekiyor.
Yazının devamı...

Sıcaklar gidiyor ama yağış yok

7 Kasım 2008
Sıcaklıklar pazar ve pazartesi orta ve kuzey bölgelerde 3-4 derece düşüyor. İç bölgelerde 15, kuzeyde 20 derecenin altına iniyor. Doğu Anadolu’da sıcaklıkların gece -10’derecenin altına indiği merkezler var. Ayın 15’i gibi sıcaklıkların biraz daha azalması bekleniyor. Yüksek basıncın arkası kesilmiyor. Pazar günü hissedeceğimiz Kuzey’den sokulan 3-4 derecelik serinleme de yüksek basınç sistemiyle geliyor. Yani en azından geceleri soba ya da kalorifer yakılacak. Havaya partiküller yayılacak ve yüksek basınç da bu kirleticileri yere doğru bastıracak ve dağılmasına engel olacak. Astım hastaları dikkat!

Bugünlerde gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkları büyük. Gündüz bahar havasını yaşarken arabalarda ve güneş altında kasım kıyafetleriyle zaman zaman pişebiliyoruz. Ama güneş çekilip, akşam olduğunda çıkarttığımız kıyafetleri tekrar giymemiz gerekiyor. Bu hareketi yapmaktan yorulanlar ise hasta oluyor. Neden?

Hem kıyafetler yetersiz kalıyor üşütüyoruz, hem de bu bahar tadındaki havayı oluşturan yüksek basınç havanın düşey yönde çalkantısını engelleyerek kirleticilerin dağılmasına mani oluyor. Yani hem kirli havayı soluyoruz, hem de sabah ve akşamları gündüzün yetersiz kıyafetleri ile üşüyoruz. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve zayıf bünyeliler için bugünlerde havanın "tam hastalık havası" dediğimiz cinsten olduğunu söyleyebiliriz.

METABOLİZMAMIZ YORULUYOR

İkincisi metabolizmamız gün içinde meydana gelen bu sıcaklık değişimine karşılık tepkiler verirken yoruluyor. Aynen ilkbahar gibi sonbaharda da bu yorgunluk oluyor. Özellikle bugünlerde beslenmenize her zamankinden daha çok dikkat etmeniz gerekiyor. Kıştan önce, "Şöyle bir bahar yaşayalım" diye iple çektiğimiz pastırma yazının bu tür handikapları da var!

Pastırma yazı bu yıl hakkını fazlasıyla verdi. Hayli uzun bir pastırma yazı yaşadık. Ayva ya da elma bol olduğunda o sezon bu meyveler ucuzlar ve bol bol yeriz ya, pastırma yazının uzun olduğu yıllarda da bol bol pastırma yiyebilsek ne güzel olur değil mi? Ne alakası var derseniz, hemen hemen her yıl aynı dönemde yaşadığımız bu bahar tadındaki günlere "pastırma yazı" adı verilmesi gerçek pastırmadan geliyor. Kayseri’de ideal pastırma koşulları böyle bir havada gerçekleşiyor.

Gece sıcaklıklar sıfır dereceye kadar indi, gündüz de yağışsız ve güneşli günler yaşandı.

Bu yıl birçok meteorolojik koşulları yerli yerinde ve zamanında yaşıyoruz. Ama yazının başında söylediğim gibi bu mevsim geçişleri sağlık açısından sıkıntılı olabiliyor. Bu dönemde yapılacaklar; havadaki kirleticilere karşı dikkatli olmak, iyi beslenmek ve ihtiyacımız olan C vitaminini taze meyvelerle karşılamak.
Yazının devamı...

Bahar gibi bir hafta sonu

31 Ekim 2008
Ancak yurdun büyük kısmında havanın açmasını, güneşin görülmesini, sıcaklıkların bahar değerlerine çıkmasını sağlayan sistem aynı zamanda gece ayaz oluşturup sıcaklıkları aşağı çekiyor.

Gündüz ısındığımız kadar gece de serinliyoruz. Bu durumda da iç bölgelerde yoğun olmak üzere sis oluşuyor. Sis hem trafiktekileri, hem de astım hastalarını etkiliyor. Astım hastalarına sisin aslında hava kirliliğinin de bir göstergesi olduğunu hatırlatıyoruz. Yolda olacaklara da sisin yapışkan bir yapısı olduğunu, özellikle soğuk yüzeylere yapışarak görüşü düşürmenin yanında zemini de kayganlaştırdığını söyleyelim. Yani sisli sabahlarda lütfen biraz daha dikkat.

Bu arada sis yalnızca haritada sis sembolünü gördüğünüz yerlerde değil, sabah saatlerinde Marmara ve Ege’de de bekleniyor. Sis yüksek basınçlı, yani havadaki hareketin az olduğu günlerde meydana gelir. Böyle günlerde kirleticilerde dağılmadan havada asılı kalır. Bu nedenle sisli günlerde açık havada yapılan sporlar ile akciğerleri iyice açıp bu kirleticileri alveollere kadar yollamayın. Kasımın 5-6’sına kadar sıcaklıklarda kayda değer bir düşüş yok. Sonrasında düşüş ihtimali var ama şu an büyük değerlerde görünmüyor.

METEOROLOJİK CAN KAYBI 230 BİN

Bundan birkaç yıl önce yazılarımın birinde "Birleşmiş Milletler’in yaptığı bir açıklamaya göre her yıl meteorolojik nedenler ile ortalama 150 bin kişi ölüyor, bu tarihteki ve halihazırda günümüzde devam eden savaşların getirdiği kayıplardan kat ve kat daha fazla" diye bahsetmiştim. O gün telefonlarım durmamıştı, her yayın kuruluşu bir şekilde bunu haber yapmak, konu ile ilgili ya röportaj yapmak ya yayınlarına konuk almak ya da konuyla ilgili bilgi almak istiyorlardı. O günden bugüne ne değişti biliyor musunuz? 2008’in bitmesine daha 2 ay var, bu an itibarıyla meteorolojik etkilerle kaybedilen can sayısı 230 bin. Bu insanların 130 bini Myanmar’daki kasırgada yaşamını yitirdi. Toplamda ortalamanın 80 bin üzerine çıkmış, yani kayıpta yüzde 50-55’lik bir artış olmuş. Ve inanın her geçen gün kayıpların artmasıyla ortalama da yükseliyor. Ve yaşamın sürati bize bu durumu kanıksatıyor. Niye kanıksatmasın? Savaşları Hollywood filmleri gibi televizyondan canlı canlı izlediğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Hayat öyle hızlı akıyor ki, artık dünyanın bir yerinden bin, başka bir yerden 10 bin ölü haberini almak bize doğal gelir oldu. Ancak sularımız gitmeye başladığında bir şeylerin yolunda olmadığını düşünüyoruz.

KUZEY AVRUPA GENİŞLİYOR

İşin şöyle bir kötü yanı da var. Atmosferde meydana gelen değişiklikler iklimleri değiştiriyor, bir anlamda meteorolojik etkiler sonucu verimli hale gelen topraklar yer değiştiriyor. Aynen yer kabuğunun depremlerle sürekli yenilenmesi gibi. Ancak bu verimli toprakların yer değiştirmesi sonucunda verimli toprağa sahip olan ülkeler bu değişime karşı tedbirleri destekleyecekler mi, bilinmez. İkinci kötü yanı bu iklim değişimi sonucu yer değiştiren verimli topraklar fakir 3. dünya ülkelerinde olmayacak. Yağış alan ve güzel yağış alan topraklar daha çok Kuzey ülkelerine doğru genişliyor olacak. Anlayacağınız bu değişim sonucunda suya, gıdaya, barınağa ihtiyacı olan insan sayısı her geçen gün artıyor.

Dünyanın ekonomik çöküşüne parasal operasyonlarla çare aranıyor. Yani ekonomi, parayla kurtarılmaya çalışılıyor. Ya atmosfer çöktüğünde, Myanmar’lar, Katrina’lar, Ike’lar arttıkça ne yapılacak, fırtınaları da parayla durdurabilecek miyiz? Bildiğim kadarıyla fırtınalar dünyasında paramız geçmiyor...
Yazının devamı...

Pastırma yazı öncesinde sonbahar

24 Ekim 2008
Bu da tam pastırma yazı dönemine karşılık geliyor, tabii sistem hareketinde bir değişiklik olmazsa. Yani pastırma yazını değerlendirmek istiyorsanız, dikkat edin bu havalarda üşütmeyin.

Geçen hafta Kartal’da İstanbul Meteoroloji Bölge Müdürlüğü, Bölgesel Hava Tahmin Merkezi’ndeydik. Toplantıya medyada hava durumuyla uğraşan meteoroloji mühendisleriyle katıldık. Yeni genel müdür ile sohbet ettik. Bize meteorolojinin yeni atılımlarından, tahminlerde kullanılmaya başlanan yeni teknolojilerden, yeni modeller ve radarlardan bahsettiler. Özellikle Meteoroloji’nin internet sitesinden yayınlanan bu yenilikleri gördük.

İLK METEOROLOJİ MÜHENDİSİ MÜDÜR

Bu toplantı neden halka duyurulacak şekilde basın mensuplarına yapılmadı da, medyada hava durumuyla ilgilenen meteoroloji mühendisleri ile yapıldı? Yeni Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Mehmet Çağlar’ın asıl amacı karşılıklı dertlerimizi konuşmak, nasıl işbirliği yapacağımızı araştırmak ve en sağlıklı bilgiyi en hızlı bir şekilde insanlara ulaştırmanın yollarını aramaktı. Bugüne kadar böyle bir çalışma neden yapılmadı da şimdi yapılıyor? Çünkü Çağlar ile aynı dili konuşuyoruz. Bu ne mi demek? Devlet Meteoroloji İşleri kurulduğu günden bu yana ilk defa meteoroloji mühendisi genel müdürüne sahip oluyor. Yani bugüne kadar Meteoroloji’nin başında bir meteoroloji mühendisi yoktu.

Çağlar çok dinamik bir insan, yerinde duramıyor ve koltuğunun hakkını vermek istiyor. Mesleğinden dolayı da taleplerimizi de anlıyor. Tabii buluştuğumuzda çok heyecanlıydım. Niye heyecanlanmayayım ki? Karşımızdaki meteoroloji genel müdürü konuyu bildiği için öyle eskisi gibi haybeden atıp tutamıyorsun.

METEOROLOJİ İLETİŞİME AÇIK

Çayı karıştırırken bile tedirgindim, her an bana dönüp "Sayın meslektaşım kuzey yarımkürede dönüş anti siklonik olur mu, şunu saatin tersi yönünde çevirir misiniz lütfen. Hem Türkiye’yi çevreleyen ılık denizlerin, buharlaşma kaynağı olarak yağış koşulları üzerindeki etkisi çok önemlidir. Kıyı bölgelere ulaşan nemli hava kütleleri, Kuzey Anadolu dağları ve Toroslar’ın dış yamaçlarında yükselir ve kıyı kuşağı ile bu dağlara bol yağış düşer. Buna karşılık iç kısımlara ulaşan hava kütleleri taşıdıkları nemin önemli bir kısmını kıyı kuşağında bırakır..." diye anlatırsa ne yaparım diye kafamda ne senaryolar yazdım bilseniz...

Espri bir yana ben meteorolojiyi hiç bu kadar iletişime açık görmemiştim, umarım arkası gelir ve üniversite ile de çalışmalar uyumlu bir şekilde devam eder. Türk meteorolojisinin gelişmesi için bunu umuyorum.

Bu arada İstanbullulara bir bilgi. İstanbul’a su veren barajlar birleştirildi. İstanbul’a Istrancalar’dan da, Melen’den de su geliyor. Yani her yağışla beraber "barajlara yaradı mı?" sorusunu artık Kırklareli’ne de yağmur yağdığında sorabilir, ya da Kırklareli’ne gelen yağışla İstanbul’u besleyen barajların su seviyesinin artabileceğini düşünebilirsiniz. Bültenlerde görüşmek üzere.
Yazının devamı...

Hafta sonu yalnızca Orta Karadeniz ıslak

17 Ekim 2008
Küresel ısınmaya neden olan gazların başında gelen karbondioksitin atmosfere yayılımını kontrol altına almak için bilim adamlarının sürekli proje ürettiğinden bahsetmiştim. Bahsettiğim; Kyoto Protokolü’ndeki tedbirler, yani sera gazı miktarını düşürmek gibi uygulamalar değil. Bunlar halihazırdaki karbon salınımının devam etmesi durumunda ısınma trendini durduracak çalışmalardı. Bu çalışmalardan biri atmosfere yayılan karbondioksitin depolanarak deniz ve okyanus diplerindeki kayalıklara enjekte edilmesiydi. Öne çıkan çalışmalardan biri de karbondioksit emen okyanusların verimini arttırmak için okyanuslardaki karbondioksit konsantrasyonunu düşürmek. Bunun yolu okyanuslardaki karbondioksitle beslenen canlıların oranın artırmaktan geçtiği için, sığırların bu işe uygun olup olmadığı araştırılıyor.

KÜRESEL ISINMA KİMİN SUÇU

Avrupa, herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor, dese de sanayi devrimiyle Avrupa oldu. Aynı dönemde Amerika da şaha kalktı. Atmosfere bolca karbondioksit verdiler. Ardından diğer ülkeler de aynı gelişimi gösterince küresel ısınma patlak verdi. Böylece ’sera gazı salınımı kontrol altına alınsın’ furyası başladı. "Neticede hepimiz aynı gemideyiz" demek istiyorlar ama durum tam öyle de değil. Amerika ve Avrupa’daki ülkelerin zenginleşmeye başlamasıyla beraber yemek kültürlerinin de (bazıları için ne kadar yemek kültürü denir bilmiyorum ama) et ağırlıklı olması da küresel ısınmaya ikinci darbeyi vurmuş. Hepimizin bildiği metan gazıyla!

SIĞIRLAR AZ GAZ ÇIKARACAK

Büyükbaş hayvanların saldığı gazlarla atmosfere yayılan metan, öyle böyle demeden küresel ısınmada yüzde 20-22 gibi ciddi bir paya sahip. Bilim adamları aynen karbondioksit gibi, büyükbaş hayvanlardan çıkan gazların da bir şekilde kontrol altına alınmasının yollarını arıyor. Tabii büyükbaş hayvanların saldıkları gazlar atmosfere çıktıktan sonra geçmiş olsun, yapılacak bir şey yok. Bu nedenle daha az gaz çıkartmalarını ya da metan içeriğini düşürmeye çalışıyorlar. Bu da nasıl olacak? Büyükbaş hayvanların gazları bir şekilde depolanacak (işinizden şikayet etmeyin, bakın ne meslekler var). Bu gazlar üzerine yapılacak araştırmalarla "Ne tür bir beslenme değişikliğiyle metan oranı düşürülebilir?" sorusunun cevabı aranacak. Şu ana kadar sera gazlarının kontrol altına alınması için yapılan çalışmalarda her ne kadar yol alınamamış olsa da, biz meseleye pozitif bakalım. Eğer bu çalışmalar sonuç verir de yüzde 25’lik bir azalma sağlanırsa atmosfere yayılan toplam gaz oranında ciddi bir düşüş olur. Umarım, bazı araştırmalar gibi başarısız bir çalışma olarak tarihin tozlu raflarına kaldırılmaz.
Yazının devamı...